Kuş Gribi (H5N1) ve Tamiflu
Kuş gribi korkusu dünyayı sararken, İsviçreli ilaç şirketi Roche, astronomik sıfaünı hafif bırakan kârların peşinde... 2005 yılında Tamiflu adlı grip ilacının satışından yaklaşık 1 milyar dolarlık bir gelir elde ettiler (2004 rakamının dört katı). Bu yıl bu rakamı en az iki katına çıkarmayı planlıyorlar. Dünya Sağlık Örgütü (VVHO-DSÖ), tüm ülkelere, nüfuslarının yüzde 25'ine yetecek kadar Tamiflu depolamalarını öneriyor. İlacın patentine sahip olan Roche ise, bireysel kullanıcıların patlayan talebini bile karşılayamıyor. İnsanlık büyük bir tehlikeyle karşı karşıya, ama Roche, Tamiflu'nun patent haklarından vazgeçmediği gibi, ihtiyacı olan ülkelerin bu ilacı değil serbestçe, ücret ödeyerek üretmelerine bile izin vermiyor!
Devletlerden gelen talepleri ise, "üç yıldır stok yapmanızı söylemiştik" diyerek geri çeviriyor! Roche, sadece, ilacı "yasadışı" olarak üreteceklerini ilan eden ülkelerle "anlaşma" yoluna gidiyor...
insanlık bir tarafta, sermayenin doymak bilmez kâr hırsı diğer tarafta...
Başta ABD, AB üyesi ülkeler ve Japonya olmak üzere zengin ülkelerdeki bireysel kullanıcılar sayesinde hiç beklemediği kârlar elde eden Roche, bununla yetinmeyi aklına bile getirmiyor. (2004-2005 grip mevsiminde sadece Japonya'ya 6 milyon kutu Tamiflu satan Roche, tüm dünya için Dünya Sağlık Örgütü'ne 3 milyon kutu, Türkiye'ye ise 2005 yılının Ekim ayındaki vakalardan sonra 5 bin, 2006 yılının Ocak ayında ise 10 bin kutu Tamiflu bağışlamakla övünüyor!)
Tamiflu sayesinde kazananlar arasında, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld de var. Roche, Tamiflu'yu kendisi geliştirmemiş, Gilead Sciences adlı ABD şirketinden devralmıştı. Gilead, Tamiflu'nun satış gelirlerinin yaklaşık yüzde 10'unu almaya devam ediyor. 1997 ile 2001 yılları arasında Gilead yöneticiliği yapan Rumsfeld ise, elindeki şirket hisseleri sayesinde, kişisel servetine en az 1 milyon dolar daha katmış durumda.
Üstelik, çok pahalı bir ilaç olan Tamiflu, alternatifsiz değil!
Bugün, A tipi griplere karşı benzer ölçülerde etkili olan dört ilaç var. Oseltamivir (Tamiflu), zanamivir (Relenza), amantadin ve rimantadin. Bunlardan ilk ikisi ile son ikisi farklı işleyiş mekanizmalarına sahip. Ama asıl önemlisi, ilk ikisi patentli, diğer ikisi patentsiz. Ve ilk ikisi pahalı, son ikisi hem ucuz, hem de herkes tarafından serbestçe üretilebilecek ilaçlar.
Ama büyük sermayenin sözcülüğünü yapan Dünya Sağlık Örgütü, ilk ikisini ve asıl olarak Roche'un ürettiği Tamiflu'yu öneriyor. Diğerlerini ise kötülüyor.
Dahası, Dünya Sağlık Örgütü, Tamiflu üretiminin zor ve karmaşık bir süreç olduğunu ve kısa sürede artırılamayacağını iddia ederek, patentinin süresi 2016 yılında sona erecek olan Roche'u destekliyor. Ama aynı şirket, zor durumda kaldığında, ayrıcalıklarını koruyabilmek için Tamiflu üretmeye karar veren ülkelerle anlaşma yoluna gidebiliyor ve ilaç üretiminin hiç de o kadar zor olmadığı netlik kazanıyor.
Gribe karşı geliştirilen dört ilaç da, son kuş gribi salgınına yol açan H5N1 virüsünün de dahil olduğu A tipi grip virüslerinden kaynaklanan hastalıkların belirtileri ortaya çıktıktan sonraki ilk 48 saat içinde kullanıldıklarında, hastalığın etkilerini hafifletiyorlar. Ama bu ilaçların, genetik yapısı değişen ve insandan insana bulaşmaya başlayan bir H5N1 virüsüne karşı etkili olup olmayacakları konusunda hiçbir şey söylemek mümkün değil. Bir başka deyişle, bugünün asıl korkusu olan kıtalararası bir öldürücü grip salgını patlak verdiğinde, bu ilaçlar belki de hiçbir işe yaramayacak.
Yine de, kuşlardan geçen H5N1 virüsü yüzünden gribe yakalanan insanlar için şu an eldeki tek çare, bu ilaçlar.
Dünya Sağlık Örgütü, H5N1 virüsünün, amantadin ve rimantadin adlı ilaçlara karşı hızla direnç kazandığını iddia ediyor.
Bu iddiada belirli bir gerçeklik payı var. İnsanlar için geliştirilmiş olmalarına karşın Güneydoğu Asya ülkelerinde kanatlılardaki kuş gribi hastalığına karşı kullanılan bu ilaçlara karşı, Vietnam, Tayland, Kamboçya, Laos ve Malezya'da görülen H5N1 virüslerinin direnç geliştirdiği saptanmış durumda.
Ancak birincisi, virüslerin dünyanın her yanındaki tüketimi hızla artan Tamiflu'ya karşı da direnç geliştirmeleri kaçınılmaz. Özellikle de, gereksiz Tamiflu tüketimi bu ölçüde teşvik edilirken... İlacın sadece tedavi için değil, aynı zamanda koruyucu olarak kullanılması teşvik ediliyor ve yüksek riskli bölgeler dışında bu tür bir kullanım zararlı.
İkincisi, Vietnam'da kuş gribine yakalanan bir hastanın taşıdığı virüsün, diğerlerinden çok daha yeni bir ilaç olan Tamiflu'ya dirençli olduğu saptanmış durumda.
Üçüncüsü ve asıl önemlisi, kuşlardan insanlara bulaşan H5N1 virüslerinin yol açtığı hastalıklar, kolaylıkla ihmal edilebilecek kadar az. Dünya ölçeğinde üç yıllık bir süre boyunca (2003-2005) insanlarda sadece 142 vaka kaydedilmiş durumda (her yıl dünyada ortalama 1.2 milyon kişi akciğer kanserine yakalanıyor). Asıl tehlike, H5N1 virüsünün insandan insana bulaşabilen bir türünün ortaya çıkması. Bu türe karşı hangi ilacın etkili olabileceği konusunda ise hiçbir bilgi bulunmuyor.
Tüm bunların ötesinde, Güneydoğu Asya ülkelerindeki H5N1 virüslerinin amantadine karşı direnç geliştirmiş olmalarına karşın, Türkiye'ye de ulaşan kuş gribi salgınına yol açan H5N1 virüslerinin bu ilaca dirençli olmadığı, yani amantadin adlı ilacın etkili olabileceği saptandı.
Yapılan araştırmalar, amantadin adlı ilacın, Rusya ve Çin'de ortaya çıkan H5N1 virüslerine karşı, Tamiflu kadar etkili olduklarını ortaya koyuyor. Türkiye, Romanya ve Hırvatistan'da ortaya çıkan H5N1 virüsleri Rusya ve Çin'dekilerle akraba ve bu nedenle amantadin'in Avrupa'daki kuş gribi vakalarında da Tamiflu kadar etkili olması olasılığı çok yüksek.
Kısacası, kuş gribi korkusu medya desteğiyle büyütülür ve bir panik havası yaratılırken, bu işten reklam ve pazarlama olanakları geniş ilaç tekelleri yararlanıyor. İnsan sağlığı da hiçe sayılarak, her tür kriz, bir "fırsat'a dönüştürülüyor.
Kuş Gribinin Türkiye İçin Yol Açtığı Riskler
Kuş gribinin problem teşkil ettiği ülkelerden virüs taşıyıcısı canlı kanatlıların ya da ürünlerin yasal ya da yasadışı yollarla ithalatının olması
Hasta kanatlıların hareketlerinin kontrolünün yetersiz olması
Canlı kanatlı pazarlarının bulunması
Göç yolları üzerinde bulunması
Yaban hayatın varlığı
Doğa parkları ve göllerin bulunması
Su kuşlarının dışkıları bulaşmış su birikintisi ve derelerin varlığı
Kuş gribi Türkiye'de ne gibi sosyoekonomik zararlara sebep olabilir?
Öncelikle yumurta ve et tüketiminde azalma olacağından bahsedilebilir. Yurtiçinde oluşan tüketimdeki bu azalmanın yanında ihracatın da azalması söz konusu olacaktır. Tüketimin azalması üretimin azaltılmasını gerektirecek, salgın süresi uzadıkça bu sektörde ile ilgili çiftlik, hizmet sektörü ya da endüstride çalışanların işten atılmaları söz konusu olacaktır. Türkiye'de kümes hayvanı beslemek kasaba ve köylerde yaygın olarak geçim kaynağıdır. Kuş gribinin köylü ve çiftçilerin geçim sıkıntısını arttırması söz konusu olacaktır. Görüldüğü gibi kuş gribinden en çok emekçiler etkilenecektir. Ayrıca ev hayvanları mağazaları, kuşhaneler ve kuş satıcıları da hareket kontrollerinden olumsuz etkilenebilir.
Doğu Anadolu Bölgesi'nde hastalığın bu kadar yayılması halkın cehaletine bağlanmaktadır. Bu doğru mu?
Bölge halkının sosyoekonomik düzeyinin düşük olduğu bilinmektedir. Bu sebeple halk zaten çok kısıtlı olan geçim kaynaklarını kaybetmek istememektedir. Hayvan besleme koşullarını denetlemek ve sağlıklı hale getirmek Tarım ve Köyişleri Bakanlığının sorumluluğudur. Bat-man'da çocukların para kazanmak için tavukların tüylerini yolmak zorunda kalmalarına, genel olarak çocukların çalışmak zorunda kalmasına neden olan ve onların çalışmasına izin verilen bu sistemin kendisi sorumludur.
İyi/dengeli beslenen, sağlıklı konutlarda yaşayan insanlarla yoksul insanlar arasında kuş gribine yakalanma riski açısından bir fark var mı?
Her türlü salgın hastalıkta olduğu gibi kuş gribinde de hastalık riski sosyoekonomik durum ile doğrudan ilişkilidir. Ocak 2006'da doğu illerimizde başlayan salgında bu durum çok net bir şekilde gözlemlenmiştir. Hastalığa yakalanan kişilerin yoksul ve sağlıksız konutlarda yaşayan ailelerden olduğu bilinmektedir. Salgın hastalıkların önlenmesinde topluma verilen sağlık eğitimi de çok önemlidir. Ancak koruyucu sağlık hizmetlerinin her geçen gün azaldığı günümüzde kişiler ancak bireysel olarak isterlerse sağlık bilgisine ulaşabilmektedir. Zaten pahalı olan, üstelik de bilimsellikten uzaklaşan eğitimi ise yoksulların alma imkanı kalmamıştır.
Kuş gribi ile ilgili olarak hangi kaynaklara güvenebiliriz, hangilerine güvenmemeliyiz?
Medyada yer alan bilgilerin tamamının bilimsel olmadığı bilinmelidir. Bazı bilgilerin spekülatif olduğu aşikardır. Üniversitelerin enfeksiyon anabilim dalları yanında veteriner hekimler odası ve tabip odalarından da bilgi alınabilir. Bunun dışında internet üzerinden (tabii ki kaynakların güvenilirliğine dikkat etmek koşuluyla) pek çok bilgi sağlanabilir.
Bilim insanları/sağlıkçılar arasında kuş gribi konusunda farklı yaklaşımların bulunmasının kökeninde ne var?
Şu ana kadar yapılan farklı çalışmalar sonrasında edinilen bilgilerin kolektif olarak paylaşılmamış olması, hastalığın daha çok yoksul ülkelerde çıkması ve bu ülkelerde bilimsel araştırma yapılma imkanlarının kısıtlı olması, virüsün H5N1 tipinin yeni izole edilmesi nedeniyle virüsle ilgili halen pek çok bilinmeyenin olması, kuş gribi hakkında kesin şeyler söylemenin önünde engeldir. Farklı yaklaşımdan bundan kaynaklanmaktadır.
Türkiye'de en çok kimlere güvenebiliriz? Hangi fakülteler, hekimler vb. gerçekten konuya hakim?
Kuş gribi hakkında veteriner hekimlik fakülteleri, tıp fakülteleri enfeksiyon hastalıkları ana bilim dalları, veteriner hekim odaları, tabip odaları ile sağlık ve tarım bakanlıklarından bilgi alınabilir. İstanbul ve Ankara'da yer alan üniversitelerin veterinerlik ve tıp fakülteleri bu konuda daha fazla personel ve donanıma (laboratuar ve bilimsel çalışma imkanı vb.) sahiptirler.
Bugüne kadar insanlık tarihinde ne tür salgın hastalıklar yüzünden insanlar öldü?
Veba, kolera, verem, kızamık, sıtma gibi hastalıklar insanlık tarihinde çok ciddi salgınlara ve on milyonlarca kişinin ölümüne yol açmıştır. Günümüzde bu hastalıkların bulaşma ve yayılma yolları ve tedavileri ile ilgili bilgiye ulaşılmış olmasına rağmen sıtma, verem, kolera, sarı humma hâlâ milyonlarca kişinin ölümüne yol açmaktadır. Ayrıca 1980'li yıllarla beraber saptanan HIV virüsüne bağlı ölümler de giderek artmaktadır. İki yıl önce Çin'de meydana gelen SARS salgınında da pek çok kişi hayatım kaybetmiştir. Kuş gribi nedeniyle ise daha önce de belirtildiği gibi 1918'deki İspanyol gribi sırasında 40-50 milyon kişinin öldüğü sanılmaktadır. 195 7'deki Asya gribinde 2 milyon kişi, 1968'de 1 milyon kişinin öldüğü bildirilmiştir.
Geçmişteki salgınlarla bugün yaşanabilecek bir salgın arasında ne tür farklar olabilir?
Teknolojinin ilerlemiş olması olası bir salgın durumunda ilaç ve aşı üretiminin hızlı yapılabilmesi avantajı sağlarken, önceleri çok sınırlı sayıda olan uçaklarla taşımacılığın bugün çok daha fazla yapılması, her gün kıtalararası pek çok uçuşun olması, motorlu taşıtların çok yaygınlaşması gibi nedenlerle hastalığın kontrolsüz yayılması çok daha olasıdır.
Tehlikeli salgınlara yol açabilecek başka belli başlı hastalıklar nelerdir?
AİDS, 1980'li yıllarla beraber dünyada hızla yayılan ve ölümcül seyreden HIV virüsünün neden olduğu bir hastalıktır. Yine AİDS hastalığı ile beraber tekrar yaygınlık göstermeye başlayan başka bir hastalık da veremdir. Verem aslında tedavisi olan bir hastalıktır, ancak ülkelerin yetersiz ve çoğu zaman yanlış sağlık politikaları nedeniyle ilaçlara cevabı olmayan verem vakaları da artmıştır. Bu durum verem nedeniyle dünyada her yıl milyonlarca kişinin ölmesine yol açmaktadır. Aşılama ve toplum hijyen kuralları uygulanarak kolay engellenebilen hastalıklar olan kızamık, sıtma, kolera gibi hastalıklar dahi halen dünyada her yıl yüz binlerce kişinin ölümüne sebep olmaktadır. Bunların dışında geçtiğimiz birkaç yıl içinde özellikle bahar aylarında ülkemizde İç Anadolu Bölge-si'nde yer alan bazı şehirlerde gözlenen tehlikeli salgınlara yol açan bir diğer hastalık Kırım-Kongo hastalığıdır ve yüksek oranda öldürücü seyretmektedir.
Görüldüğü gibi aslında salgınlara yol açan, önlenebilecek pek çok hastalık nedeniyle dünyada her yıl milyonlarca kişi hayatını kaybetmektedir. H5N1 tipi kuş gribi ise şimdiye kadar sadece 147 kişide görülmüş ve tüm dünyada 78 kişinin ölümüne yol açmıştır (ülkemizde 4 Ocak 2006 tarihinden itibaren görülmeye başlayan vakaların tümü bu rakamlara dahil değildir). Kuş gribinde korkulan, virüsün yaygın bir salgına neden olma potansiyelini barındırıyor olmasıdır.
Salgın hastalıkları daha başından durdurup ortadan kaldırmak mümkün değil midir?
Koruyucu sağlık hizmetleri bu noktada çok önemlidir. Daha hastalık oluşmadan hastalık etkenlerinin hastalık oluşturmasının toplumda engellenmesi, koruyucu sağlık hizmetleri ile mümkündür. Bağışıklanma yani aşılama ise bunun en önemli aracıdır. Toplumda yaygın görülen, kişiden kişiye bulaşma özelliği gösteren mikroorganizmalara karşı geliştirilmiş olan aşılarla tüm toplumun aşılanması mümkündür. Aşılamanın sürekliliği ve kapsayıcılığı ne kadar iyi örgütlenirse o kadar iyi ve etkili sonuçlar alınır. Bugün kızamık, kızamıkçık, su çiçeği, difteri, boğmaca, tetanos, çocuk felci, hepatit B, verem vb. aşılarının üretiminin kolaylıkla yapılabiliyor olmasına rağmen aşılama oranlarının yeteri kadar yüksek olmaması nedeniyle pek çok ülkede bu kolay önlenebilir hastalıklar sebebiyle milyonlarca çocuk ve erişkin hayatını kaybetmektedir. Bağışıklanma dışında kişilere toplumsal hijyen kuralları ile ilgili sağlık eğitiminin verilmesi ve bu kurallara tüm yaşam alanlarında toplumun uymasının sağlanması ile hastalık oluşsa bile salgın yayılması engellenebilir.
Ulusal birası politikasına sahip olmanın önemi nedir?
Son yıllarda ilaç tekelleri düşük kârlı aşılarla ilgili çalışmalarını ve bu aşıların üretimlerini azaltmışlardır. Bu aşılar daha çok az gelişmiş ülkelerde görülen hastalıklara yöneliktir. Patent yasaları nedeniyle kendi aşısını üretme hakkı da bulunmayan az gelişmiş ülkelerde bu sebeplerle milyonlarca çocuk hayatını yitirmektedir. Öte yandan günümüzde ulusal aşı üretme bilgi ve teknolojisine sahip olmanın stratejik önemi de vardır. Çünkü emperyalizm olgusu nedeniyle giderek artan biyolojik silahların kolay yayılma, güç saptanma, kişiden kişiye hızla bulaşma özellikleri bulunmaktadır. Ve kullanıldığı durumda bu silahlara karşı çalışmak için güvenli bir aşı politikasına ihtiyaç vardır. Aşı üretimi kamusal bir sorumluluktur ve aşı gibi stratejik bir üründe dışa bağımlılık kabul edilemez.
Türkiye'de çıkan kanatlılardaki H5N1 salgını sırasında sağlık sistemimiz ne tür açıklar verdi?
Her şeyden önce doğru işleyebilecek bir salgın programına hâlâ sahip olmayan Türkiye'de yetkililer kuş ölümlerine rağmen gerekli önlemleri ancak insan ölümleri olunca almaya başlamıştır. Arada kaybedilen günler hastalığın diğer bölgelere de yayılmasında ve hastalığı kapan kişilerin zamanında hastaneye başvurmalarında kritiktir. Geç ve yanlış yapılan açıklamalar halkın doğru bilgilenmesini önlemiş, üstelik önlemlerin alınamamasının suçu cahil oldukları gerekçesiyle halkın üzerine yüklenmiştir. Bilimsellikten uzak davranan yetkililer av yasağının konmasında, karantina bölgelerinin saptanmasında, hayvan ve araç hareketlerinin kısıtlanmasında, kanatlı itlaflarında eksikli davranmıştır. Van'da hastaneye yatırılan hastaların hem tanıları hem de tedavileri gecikmiş ve hastaların üçü kaybedilmiştir. Aşı üretilememesi, ilaç sanayisinde dışa bağımlı olunması ve halkın olumsuz yaşam koşulları nedeniyle, kuş gribinin insanlarda bir salgına dönüşmesi durumunda salgının zamanında kontrol alınmasında yetersiz kalınacağı aşikardır.
Küba'nın bu tür salgın hastalıklara karşı özel bir politikası var mı?
Yüzde 100'e yaklaşan aşılama oranları sayesinde aşı ile korunabilir hastalıklarda büyük başarı sergileyen Küba'da genel olarak bulaşıcı hastalıklara bağlı ölümler çok azalmıştır. Fakir ve ambargo uygulanan bir ülke olmasına rağmen bilimsel çalışmalara kaynak ayıran Küba, kendi aşılarım üretmektedir, üstelik biyoteknoloji konusunda pek çok gelişmiş ülkeden ileridedir. Salgın hastalıkların önlenmesinde aşılar kadar sağlıklı içme suyunun tüm topluma ulaştırılması ve ücretsiz devam ettikleri okullarda herkese sağlık eğitiminin verilmesi de etkilidir. Sağlık hizmetinde birinci basamak sağlık hizmetleri ön plana çıkmış olup herkese ücretsiz sağlanmaktadır. Bu sayede pek çok bulaşıcı hastalığın artık görülmediği Küba diğer ülkelere de bu hizmetleri ulaştırabilmek için, uluslararası Salgın Hastalıklar ve Afetlere karşı Uzman Doktorlar Tugayını kısa bir süre önce kurmuştur.
Kuş Gribi ve İlaç Şirketleri
Roche kuş gribi sayesinde ne kadar kazançlı çıktı?
Roche, kârlarını bu dönem içerisinde elindeki Tamiflu stoklarını bitirerek 4 kat kadar yükseltti, bunun yanı sıra önümüzdeki dönem için Tamiflu siparişlerini şimdiden aldığından aslında kâr oranları çok daha fazla arttırmış oldu. Ürettiği Tamiflu adlı ilacın içeriği olan oseltamivir bir antiviral. Yani bazı virüslerin ölmesini ya da aktivas-yonunu kaybetmesini sağlıyor. H5N1 ile oluşan kuş gribinde ilk 48 saat içinde kullanıldığında hastalığın şiddetini azaltmada etkili olduğu düşünülüyor. Ancak yine de yüzde 100 tedavi edici değil. Oseltamivir kullanılmasına rağmen hastalığın ölümcüllüğü yüzde 50 oranlarında seyrediyor. Roche, oseltamivir maddesinin ilaç patentini elinde bulundurduğundan başka ilaç şirketlerinin bu ilacı üretme şansı yok. Ancak bir salgın durumunda gerekli ilacın üretimini sağlayacak kadar büyük bir kapasiteye sahip olmayan Roche ilacın jeneriğine lisans vermek için dört Amerikan ilaç şirketi ile masaya oturmak zorunda kaldı. Elbette ki üstlendiği sorumluluğu paylaşmak için değil, elde edilecek büyük kâra tek başına sahip olmasına izin verilmeyeceğinden bunu yapmak zorunda kaldı.
Başka hangi şirketler ne kadar kâr ediyor?
Avustralyalı Biota adlı şirketin üretmekte olduğu Relanza isimli bir başka antiviral ilacın hisse senetlerinin borsada yükselmeye başlamasının dışında bir diğer gelişme de Hindistan'da Cipla adında bir şirketin oseltamiviri Roche lisans vermese bile üreteceğini açıklaması oldu. Avrupa ve Amerika pazarına değil, az gelişmiş ülkelerin pazarına ilacı süreceğini açıklayan Cipla firmasının bunu insafından yapmadığı aşikardır.
Elbette sadece hastalanan kişilerde ve korunma amaçlı kullanılan antiviral ilaçlar değil, sağlıklı insanlarda kullanılan aşılar da kâr oranlarını yükseltmeyi amaçlayan ilaç tekelleri için bir fırsattı. Öncelikle halihazırda mevcut olan grip virüsünün bazı tiplerine karşı koruyucu olan aşı satışları arttı. H5Nl'e karşı etkili olmadığı bilinen bu aşı normalde de tüm sağlıklı kişilere önerilmiyor. Sadece risk faktörlerine sahip kronik hastalığı olanların, yaşlıların, bakımevi ve huzurevlerinde yaşayanların, bazı sağlık çalışanlarının vb. yaptırması önerilen bu aşıyı yaratılan panik havası içerisinde pek çok sağlıklı kişi de yaptırmış oldu ve bu aşıyı üreten şirketlerin kârları böylece arttı. H5Nl'e karşı genel kabul gören bir aşı henüz üretilemedi. Ancak üretildiği takdirde bu aşının patentini elinde bulunduran şirketin ne kadar kâr edeceğini şimdiden tahmin etmek hiç de zor değil.
Roche'un oseltamivir etken maddeli, kuş gribinde kullanılan ilacın patentini elinde bulundurması nedeniyle ilacın yeteri kadar üretilememesi söz konusu. İlaçta patent uygulamasının insan sağlığı üzerinde ne gibi etkileri olabilir?
İlaçta patent hakkı ilacı bulan kişiyi koruyormuş gibi görünmesine rağmen aslında ilaçta tekelleşmenin önünü açan bir uygulamadır. Bu şekilde yapılan buluşlar ya da geliştirilen teknolojilerin tek bir şirket tarafından kullanılabilmesi sağlanır. Bu hakka sahip olan şirket ilacın fiyatını istediği gibi belirleyebilecektir. Bu durumdan en çok az gelişmiş ülkeler etkilenir. Daha ucuza ilaç üretimini sağlayabilecek iken patent hakkına sahip olan şirketten şirketin belirlediği fiyata ilacı almak zorunda kalacak olan az gelişmiş ülkeler bunu yapmadıkları durumda ilacı edinemeyeceklerdir. Yani ilaçta patent ile önü daha da açılan ilaçta tekelleşme halk sağlığını özellikle de yoksul ülkelerde tehdit eder durumdadır.