Acil Hipertansiyon Tedavisi, Hipertansif Aciller, Hipertansif Acil
Dr. Yahya SAĞLIKER, Dr. Mustafa BALAL
Kan basınçları belirgin düzeyde yüksek olan hastalarla sık karşılaşılır ve bu hastalan acil olarak tedavi etmek gerekebilir. Hipertansif krizler herhangi bir yaşta ve birçok nedene bağlı olabildiği gibi en sık neden primer hipertansiyonun yetersiz tedavisidir.
Hipertansif aciller (hypertensive emergency), akut ya da ilerleyici hedef organ hasarı nedeni ile kan basıncının, genellikle parenteral ilaçlarla hemen düşürülmesi gereken durumlardır. Gecikilmemesi gereken hipertansif durumlar (hypertensive urgency) ise kan basıncının belirgin derecede yükselmiş olduğu ancak hedef organ hasarının bulunmadığı ve kan basıncını saatler içinde çoğunlukla ağız yolundan ilaç vererek düşürmek gereken durumlardır. Acil bir durumla, gecikilmemesi bir durumun ayırımı zor ola bilir. En akılcı yaklaşım hastaları böyle bir ayırıma tabi tutmadan tümünü acil kabul etmektir.
Kısa bir süre öncesine kadar, habis hipertansiyon terimi papilla ödemi varlığında kullanılırken (Keith-Wagener-Barker sınıflandırılması 4.retinopati), hızlanmış hipertansiyon teriminde gözdibinde kanamalar ve eksudalar bulunduğunda (Keith-Wagener-Barker sınıflandırılması 3. retinopati) kullanılmaktaydı. Her iki koşulda da KB'da belirgin bir yükselme ve diastolik kan basıncı çoğunlukla 140 mmHg üzerinde olması söz konusuydu. Fundus muayenesindeki farklılıklar klinik özellikler yada prognoz açısından farklılıklar ifade etmediğinden 'hızlanmış habis hipertansiyon" teriminin benimsenmesi önerilmiştir.
Etiyoloji
En sık neden şiddetli primer hipertansiyonun yetersiz tedavisidir. Bu hastaların çoğu da sigara kullanıcısıdırlar. Yüksek reninli feokromositoma, renovasküler, vaskülitler primer hipertansiyon renal parankimal hastalıklarda sık görülen diğer nedenler arasında sayılabilir.
Patofizyoloji
Hızlanmış habis hipertansiyonda vasküler lezyonlar myointimal proliferasyon, ve fıbrinoid nekroz olarak sayılabilir. Myointimal proliferasyon hipertansiyonun süresi ve şiddeti ile paralellik gösterir. Damar düz kas hücresinin hipertrofısi ve kollajen birikimi medial incelmeyle sonuçlanır. Medial ve intimal incelme lümen çapında ve lümen - duvar oranında azalma ile sonuçlanır. Bu lezyonlar geridönüşümlü olmakla birlikte uzun süren şiddetli hipertansiyonda lümen daralması ile sonuçlanır. Lümen daralması ile birlikte hedef organ hasarı ortaya çıkar ve bu bulgular en iyi fundoskopik muayenede tesbit edilir.
Benign hipertansiyonu olan hastaların bazılarında hızlanmış habis hipertansiyon görülürken diğerlerinde görülmemesinin nedeni tam olarak açık değildir. Bazı araştırmacılar bunun vasküler zararlanma ile ilişkili olduğunu düşünürken, bazı araştırmacılar da hormonal değişikliklerle ilişkili olduğunu düşünürler. Gerçekten de bu hastaların büyük bölümünde plazma renin aktivitesinde ve aldosteron sekresyonunda artma olduğu görülmüştür. Bunların çoğunda kan basıncı ACE inhibitörleri ile düşürülebilir.
Klinik Özellikler
Hızlanmış habis hipertansiyonda çeşitli semptomlar ve işaretler bulunabilir. Ancak başta siyah erkekler olmak üzere böbrek, kalp ve beyin hasarı ortaya çıkana dek hiçbir şikayeti olmadığını ifade eden hastalarda nadir değildir. Diyastolik kan basıncının 140 mmHg üzerinde olması, göz dibinde exuda, hemoraji, papil ödemi olması, baş ağrısı, konfüzyon, stupor, görme kaybı, konvülzyon, koma, oligüri, azotemi, bulantı kusma sayılabilecek bulgular arasında yer alır. Bazan akut myokard infarktüsü, serebrovasküler olay veya torakal ve abdominal arterlerde yırtılma ile hastalar bize gelebilir, bazan abdominal arterlerde majör bir fibrinoid nekroz, habis hipertansiyonun ilk bulgusu olarak akut batın tablosunu karşımıza çıkarabilir.
Laboratuar incelemeleri
Hızlanmış habis hipertansiyonda, olasılıkla fibrinoid nekroz bulunan arterlerden dolayı eritrositlerde parçalanma ve intravasküler pıhtılaşmayla birlikte mikroanjiopatik hemolitik anemi görülebilmektedir. İdrarda protein ve eritrositler tesbit edilebilir. Hastaların yarısında sekonder hiperaldosteronizmi yansıtan hipopotasemi bulunabilir. İntrarenal iskemiye cevap olarak hastaların çoğunda plazma renin aktivitesi artmıştır. EKG'de sol ventrikül hipertrofisi, sol ventrikül yüklenmesi ve lateral iskemi tesbit edilebilir.
Acil tedaviye başlandıktan sonra ikincil nedenler yönünde araştırmalara hemen başlanmalı, bu amaçla kan ve idrar örnekleri alınmalıdır.
Prognoz
Tedavi uygulanmadığında, hızlanmış habis hipertansiyon bulunan hastaların çoğu altı ay içinde ölür. Tedavi uygulanmadığında bir yıllık sağ kalım % 10-20 civarındadır.
Hipertansif Acillerde Tedavi
Kan basıncının hemen düşürülmesi gerekir. Hipertansif ensefalopatisi olan hastalar hızla tedavi edilmelidir. Burada cevaplanması gereken en önemli soru ne kadar sürede, ne kadar kan basıncı düşürülmelidir?. Ensefalopatisi olan hastalarda serebral otoregülasyonun bozulmaması için diyastolik kan basıncını %25 civarında veya en çok ortalama arteriyel kan basıncını 30 mmHg düşürmek gerekmektedir. Kan basıncının hemen normale düşürülmesine gerek yoktur ve oldukça sakıncalıdır. Ani serebral hipoperfüzyon, şok hatta myokard infarktüsü görülebilir.
Parenteral ilaçlar Diüretikler
Antihipertansif bir ilacın yanında, genellikle furosemid yada bumetamid olmak üzere güçlü bir diüretik intravenöz yoldan verilmektedir. Başlangıçta verilmese bile öteki antihipertansifler ilaç kullanıldıktan sonra diüretiklere yinede gereksinim duyulacaktır, çünkü basınçta düşmeye böbrekte reaktif sodyum retansiyonu eşlik etmekte ve diüretik ilaçların olmadığı kombinasyonların etkinliği azalmaktadır. Öte yandan kan basıncının yaptığı natriürez ve bulantı kusmanın yaptığı volüm eksikliğinde diüretikler tehlikeli olabilir ve bu olgularda serum fizyolojik infüzyonu kan basıncını düşürebilir.
Nitroprussid
Nitroprussid verildiğinde kan basıncı her zaman düşer, ancak arada sırada yanıt elde etmek için başlangıç dozu olan 0.25 ug/kg/dk'nın çok üstüne çıkmak gerekir. İlaç kesildikten sonra dakikalar içinde antihipertansif etki kaybolur. Bu ekzojen nitrat görüldüğü kadarı ile endojen nitrik oksidle aynı şekilde etki göstermektedir. Doğrudan arteriolar ve venöz dilatördür. Otonom ve merkezi sinir sistemi üzerinde etkisi yoktur. Nitroprussid kan akışının iskemik alanlar dışına yönlenmesine neden olabilir ve koroner hastalığı bulunanlarda miyokardial hasar boyutlarını genişletebilir. Nitroprussid büyük serebral arterleri genişleterek serebral kan akışını ve dolayısıyla intrakranial basıncı artırabilir. Ancak sistemik basınçtaki azalma serebral kan akışındaki yükselmeyi hafifletir ve ansefalopati bulunan hastaların çoğunda iyi yanıt alınmaktadır. Nitroprussid kullanan hastalar yakından takip edilmeli ve siyanür toksisitesi unutulmamalıdır.
Nitrogliserin
Myokardial iskemi bulunan hastalarda ağır hipertansiyon olsun yada olmasın, koroner vazodilatasyon için İV nitrogliserin kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Nitrogliserin kalp debisini azaltır, nitroprussid gibi serebral vazodilatasyona neden olur ve kafa içi basıncı artırır.
Diazoksit
Direnç arterleri genişletirken kapasitans venlerde dilatasyona yol açmaz. Kan beyin engelini geçemediğinden serebral dolaşım üzerine etkisi yoktur. İlaç intravenöz yoldan 15-30 dakika içinde yavaş infüzyonla ya da her 5-10 dakikada bir 75-100 mg'lık boluslar halinde vermek emniyetlidir.
Hidralazin
Doğrudan vazodilatör olan hidralazinin parenteral bir ilaç olarak ana üstünlüğü hekim içindir. Etki oldukça yavaş ortaya çıkar ve uzun sürelidir. Ayrıca intravenöz yoldan verildiği gibi intramüskülerde kullanılabilir. Kalp debisinde önemli boyutta kompansatuar artış olması bu ilacın tek başına kullanılmasını engellemektedir.
Labetolol
İntravenöz yolda ister tekrarlanan boluslar ister sürekli infüzyon yoluyla olsun, emniyetli ve etkili bir şekilde uygulanan kombine alfa-β bloker labetolol, dolayısız vazodilatörler gibi kafa içi basıncını yükseltmediğinden kan basıncının acil düşürülmesinde en seçkin ilaç olarak kabul edilmektedir. Etkisi 5 dakika içinde başlar 3-6 saat kadar sürer. Labetolol baskın 3 blokör özelliği nedeni ile sol ventrikül işlev bozukluğunun ağırlaşabilmesi dışında parenteral antihipertansif gerektiren hemen her durumda kullanılabilir. Öte yandan bir başka alfa-β bloker olan karvedilol'ün konjestif kalp yetmezliğinde faydalı olduğu bulunmuştur.
Esmolol
Kardioselektif bir B bloker olan esmolol kandaki esterazlar tarafından hızla metabolize edilir. Etki süresi ve yarı ömrü kısadır. Etkileri hemen başlar ve özellikle anestezide entübasyondan sonraki hemodinamik bozuklukların önlenmesinde kullanılır.
Enalaprilat
Enalapril adlı ilacın aktif, serbest şeklinin intravenöz preparatı olan enalaprilat konjestif kalp yetmezliği durumlarında ACE inhibisyonunun gerektirdiği durumlarda kullanılır. Başlangıçta verilen 0.625 mg'lık doz daha yüksek dozlar kadar etkilidir.
Kalsiyum Kanal Blokerleri
Çeşitli dihidropridin kalsiyum kanal blokerlerinin intüravenöz formülasyonları sürekli uygulandığında kalp debisini çok az artırıp kalp hızında çok az değişikliğe neden olarak kan basıncını sabit ve ilerleyici bir şekilde düşürür.
Oral ve Sublungial ilaçlar
Gecikilmemesi gereken hipertansif durumların tedavisinde kullanılacak ilaçlar aslında hipertansif acillerin tedavisinde kullanılacak ilaçlardır. Oral ilaçlar daha az etkili oldukları halde, dozları ayarlanamadığından kan basıncında ani düşmeye ve daha önce vurgulayarak saydığımız yan etkilere yol açma olasılıkları daha yüksektir. Bu nedenler hipertansif acillerin hepsinde güvenli, hızlı ve etkili tedavi yaklaşımı daha akılcıdır ve bu ilaçlar kullanılırken iyice düşünülmelidir.
Diş Çürüklerinin İmmünolojisi
Diş çürükleri insanların en yaygın hastalıklarından biridir. Gelişmiş ülkelerde değişik organizasyonlarının çürük oranlarını azaltmaya yönelik gayretlerine rağmen çürüğün prevalansı nüfusun % 95'inden daha fazladır. Bu nedenle, pratik amaçlar için, çürük, gelişmiş ülkelerin problemi gibi gözüküyorsa da, bunda bakteriyel diş hastalıklarının tedavi masraflarının yüksekliği, kısa vadede insanlar tarafından zaman alıcı ve verimlilik kaybı gibi algılanmasının da etkisi vardır.
Çürük sonuç olarak bakteriyel (Str. mutans, L. acidophilus, vs) diş enfeksiyonudur. Bu enfeksiyondan korunma için, aşılama çalışmaları 1930'lu yıllarda başlanılmış olmasına rağmen önemli başarılar elde edilememiştir. Aşı çalışmaları germ free deney hayvanlarının (bu hayvanlarda, mikropsuz ortamda, mikropsuz yemlerle beslendiklerinden çürük oluşmuyor) araştırmalarda kullanılır olmasıyla tekrar aşı çalışmalarını yüreklendirmiş fakat günümüze kadar kimi fasılalarla çalışmalara devam edilmiştir. Ancak, hayvan modellerinde Kock postulatını uygulayabilmek için uygun hayvan türünün kullanılması gerekir. İnsanda çürük yapan bakteri susu her hayvanda aynı etkiyi göstermeyebilir.
Hayvanlardaki deneysel çalışmalarında, Streptokokların, Lactobasillerin ve Actino-myces türlerinin çürük etkeni olabilecekleri gösterilmiştir. İnsanlarda en önemli çürük etkeni Str. mutans olarak değerlendirilmiştir. Etken, aynı zamanda deney hayvanlarından ratlar, hamsterler, maymunlar ve gerbiller (uzun kuyruklu bir çeşit fare) de çürük oluşturabilmektedir.
Çürüğün tespit edilemediği vakalarda, bakteri plaklarında Str. mutans mikrobiyolojik olarak bir dereceye kadar ortaya konabilir. Ayrıca kimi fissür çürüklerinde Str. mutans bulunmayabilir. Kimi durumlar da plakta yoğun miktarda Str. mutans tespit edilmesine karşın çürük olmayabilir.
Az ve hafif çürüklü hastalarla, çok ve ileri çürüklü hastalarda Str. mutans'ın tüm hücre antijenlerine karşı serum IgG antikor titreleri karşılaştırılan bir çalışmada diş çürüğü etiyoloji yönünden Str. mutans ile doğrudan bir ilişki bulunurken, Str. sanguis, Str. sali-varius, L. casei, L. acidophilus veya Actinomyces viscosus arasında bağıntı kurulamamıştır.
Serum IgG antikorları, az ve hafif çürüklü hastalarda yüksek, çok ve ileri çürüklü hastalarda düşük bulunurken, parotis kökenli mukozal slgA antikorları, az ve hafif çürüklü hastalarda düşük, çok ve ileri çürüklü hastalarda yüksek bulunmuştur. Mukozal antikor titreleri serum antikorları ile karşılaştırıldığında daha değişken olmaktadır.
Hayvanlardaki koruma çalışmaları, Str. mutans'ın hücre duvarı 1/11%,antijenlerinin en önemli immünojenik determinantlar olduğunu ortaya koymuştur. Bu antijene karşı oluşan antikorlar IgGl iken tüm hücre antijenlerine karşı oluşan Ig G' 1er, IgGl ve IgG2 olmuştur.
Diş çürüklerine karşı dirençte genetik faktörler önemli rol oynamaktadır, insanlarda in vitro yapılan bir araştırmada, çürüğe dirençli (HLA-DRW pozitif) olanlarda, Str. mutans I/II antijenlerinin 1-10 ng ile yardımcı T lenfosit aktivasyonu sağlanırken, çürüğe meyilli (HLA-DRW negatif) olanlarda aynı test, 1000 ng ile gerçekleştirilebilmiştir. Bu çalışma çürüğe dirençli /sağlıklı olanlarda az miktarlardaki Str. mutans'lann bile immün sistemi uyararak bağışıklık sağlaması ile açıklanabilir. Bununla birlikte bu olayların immün regülasyonlarının oldukça komplike olduğu da unutulmamalıdır.
Lokal ve sistemik aşılama çalışmalarında, hayvan modelleri içerisinde en fazla ratlar kullanılmıştır. Birkaç grupta aşılarla tükürük antikorlarının stimülasyonu çürüklerde-ki azalma ile ilgili sonuç verebilmiştir, insanlarda mukozal bağışıklık (tükürük slgA'lar) Str. mutans ile doldurulmuş kapsüllerin aşı olarak (yutulması- sindirilmesi ile) kullanılması ile uyarılabilir. Bu konuda, doğrudan insanlar üzerinde uzun süreli çalışma yapılmamıştır. Lokal antikorlar kısa ömürlü olduklarından uzun süreli immünizas-yon ve sürvelans temeline dayanan aşılama çalışmalarına ihtiyaç vardır. Bu şekilde aşılanmış kişilerde Str. mutans sayısında azalma tespit edildiğinden, bu veri, tükürük antikorlarının bu bakteri üzerinde etkili olmasıyla açıklanabilir.
Lokal olarak salgılanan antikorlar genellikle düşük titreli ve kısa ömürlüdürler. Bu yüzden ağızda lokal/mukozal bağışıklık oluşturmak istenildiğinde, sekonder antijenik uyarımların ya sindirim sisteminden (daha fazla antijeninle) veya parenteral verilerek sistemik immünitenin oluşturulması gerektiği rapor edilmektedir. Zira, mide-barsaklarda biyolojik olarak parçalanan maddelerin içerisinde, oral yolla verilen antijenler, sadece lokal olarak salgılanan tükürük antikorlarını artırmakla kalmaz aynı zamanda serum Ig G, Ig A ve Ig M antikorlarının da sentezini artırarak tükürük, dişeti cebi vs yolla ağız içi seviyeleri yükseltilebilir.
Diş çürüklerinde en etkili sistemik aşılama çalışmaları ilk olarak 1969'da maymunlarda yapılmıştır. Daha sonra Lehner ve ark (1976 ve 1980) rhesus maymunlarında Str. mutans bakterilerini Freund'un inkomple adjuvantı ile homojenize ederek derialtı yolla aşılayarak % 75-80 diş çürüklerinde azalma bildirmişlerdir. Hem IgA hem de Ig G leri ölçmelerine karşın, çürük azalışı ile serum Ig G arasında daha iyi bir ilişki tespit etmişlerdir. Pasif bağışıklık denemeleri ile de IgG'lerin daha etkin olduğunu gözlemişlerdir. Araştırıcılar, monoklonal antikorlarla da denemeler yapmış ve insanlara uygun miktarlarda monoklonal antikorlar verilerek çürüklerin azaltılabileceğini belirtmişlerdir (Challacombe ve Shirlaw 1994).
Antiserumlar, Antiserum
Bağışık serumlar, antiserumlar, hiperimmün serumlar veya gammaglobulinler olarak bilinen biyolojik maddeler, enfeksiyonu geçirmiş insan yada fazla sayıda aşılanarak hi-perimmünize edilmiş hayvanlardan elde edilen yüksek titrelerde antikor bulunduran kan serumlarıdır. Antibiyotiklerin kullanılmadığı dönemlerde yaygın olarak yararlanılan antiserumlar, halen viral (kuduz, viral hepatit ve bakteriyel bazı hastalıklar-tok-sikasyonlar (tetanoz, botulismus, gazlı gangren difteri) ile yılan-akrep sokması gibi zehirlenme vakalarında ve anti Riı uyuşmazlıklarında vazgeçilmez yol olarak uygulanmaktadır. Antiserumlarla pasif bağışıklama yapılmaktadır.
Tetanoz antitoksini. Önceleri yoğun olarak atlarda hazırlanan antitoksinler kullanılmış ise de serum hastalığı riskinden dolayı kullanım azalmıştır. Günümüzde insan serumundan elde edilen tetanoz immünglobulinleri (250 IU, İM) kullanılmaktadır.
Difteri antitoksini. At veya sığırlarda hazırlanan difteri antitoksini, koruma amacıyla 500-3000 IU, tedavi amacıyla 15.000-100.000 IU kullanılır.
Kuduz Antiserumu. At ve merkeplerde hazırlanır. Sık aşılanmış insan gammaglobulin-leri de kullanılır. Ağır ısırık durumlarında aşı ile birlikte 20 kg canlı ağırlık için 10 mi, ve yara çevresine 10-20 mi olacak şekilde enjekte edilir.
Yılan ve Akrep Antiserumları. Hayvanların yılan-akrep toksoidleri ile immüninizasyo-nu ile üretilen bu serumlar, ampul veya şişelerde liyofilize edilerek saklanır. Isırığın derecesine göre 1-5 ampul kadar, yarısı yara bölgesine, yarısı kasiçi verilir.
Hepatit B gammaglobulinleri. İnsan konvansiyonel gammaglobulinleri 0.02-0.04 ml/kg her;abı ile kullanılır.
Polivalan Gazlı Gangren Serumu. Atlarda hazırlanan antiserum, yaralanmalardan korunmak amacıyla 100 mi kasiçi, derialtı ve yara çevresine verilerek uygulanırken, tedavi amacıyla 250-400 mi antiserum 800 mi serum fizyolojik ile karıştırılarak İV verilir.
Aşılar
Tüberküloz Aşısı (BCG), Tüberküloz Aşı
Attenüe Mycobacterium bovis susundan hazırlanan BCG canlı aşısı, toplumda aşılanmamışlar a oranla 8-9 kat (koruma gücü % 30-80) bağışıklık sağlar. Liyofilize canlı aşı, 2-8°C'de 1 yıl kadar dayanır. Eriticisi ile sulandırılan aşı 24 saat içerisinde kullanılmalıdır. Aşı, bebeklere mümkün olduğunca erken yapılır. Aşı sol omuz derisi içine (intrakutan) 0.05 mi, erişkinlere ise 0.1 mi yapılır. Aşılamadan sonra 6-8 mm'lik bir papül oluşur. 15-20 dakika içerisinde kaybolur. Aşı yerinde skatriks dokusunun olması aşının çalıştığını/immün sistemi uyardığını gösterir. BCG ile aşılananlara 2-3 ay sonra PPD yapılırsa deri testi pozitif çıkar.
Difteri, Tetanoz, Boğmaca Karma Aşısı
Coynebacterium diphteria ve Clostridium tetani toksoidleri ile Bordotelîa pertussis ölü
hücrelerinden ibaret 3'lü bir aşıdır. DTB aşısı, 3 aylık -3 yıl yaşlarındaki çocuklara 4-8 hafta aralıklarla her seferinde intramuskuler yolla 1 mi dozunda 3 kere uygulanır. Bir yıl sonra 4. aşı, ve 6 yaşında tekrarlanır. Daha sonra 5'er yıl arayla tetanoz tekrarlanarak bağışıklık sürdürülür.
Çoçuk Felci Aşısı
İki çeşidi bulunmaktadır. 1. Sabin Aşısı. (Trivalan oral live poliomyelitis virüs vaccine, TOPV) Z. Saik aşısı, (inaktif trivalan polio aşısı).
Bağışık annelerin yavrularının 5- aylığa kadar poliovirusa karşı maternal antikorlar yardımıyla korunabildiği belirtilmiştir. Ülkemizde oral yolla Sabin aşısı kullanılmakta ve DTB aşıları ile birlikte 3 kere yapılmaktadır. Enfeksiyonun bulaşma şekli fekal oral yol olduğundan bu aşılama ile ağız, burun, barsak mukozalarında da bağışıklık sağlaması sebebiyle tercih edilmektedir. Riskli bölgelerde 6 ay sonra tekrarlanmaktadır. Son olarak 4 yaşında tekrarlanarak ömür boyu % 95 bağışıklık sağlamaktadır. Salgın durumunda daha önceden aşılanmamışlara bir doz sabin aşısı, hamilelere (riski hakkında yeterli bilgi olamamasına rağmen) de salgın durumlarında 1 doz oral yolla aşılanmaları önerilmektedir.
Kızamık Aşısı
Civciv embriyo fibroblast hücre kültürlerinde hazırlanan attenüe kızamık virüs aşısı, 6 aylıktan büyüklere yapılabilir. Salgın olmayan zamanlarda çocuklar için en uygun aşılama yaşı >15. aydır. Aşı zorunlu olarak 6-15- aylar arasında yapılmış ise 15- aydan sonra tekrarlanmalıdır Aşı 0.5 mi derialtı enjeksiyonla verilir. Aşı virüsünün kuluçka süresi saha virusun-dan çok daha kısa (7gün) olduğundan, patojen suş ile temas etmiş olanlara bile 72 saat içerisinde yapılırsa koruyucu olabilmektedir.
Kabakulak Aşısı
Kabakulak aşısı, 12 aylıktan büyük herkese yapılabilir. Aşı, civciv embriyo fibroblast hücre kültürlerinde üretildiğinden yumurta ve tüy allerjisi olanlara bile güvenle uygulanabilir.
Canlı virüs aşılarında bakteriyel kontaminasyonlardan korumak için antibiyotikler kullanılır. Hekime ve sağlık personeline allerjik reaksiyonların teşhisinde yardımcı olması bakımından aşıya katılan antibiyotiklerin ne(ler) oldukları aşı üreticisi kurumlar ve firmalar tarafından aşı ambalajı üzerinde belirtilmelidir.
Kızamıkçık Aşısı
İnsan diploid hücre kültürü veya ördek embriyo fibroblast hücre kültüründe hazırlanan kızamıkçık (virüs) aşısı, 12 aylıktan büyüklerde güvenle kullanılabilen ve %95 koruma gücünde bir aşı olup, ömür boyu bağışıklık sağlar. Daha önce enfeksiyonu geçirmemiş veya aşılanmamış anne adaylarının hamile kalmadan 3 ay önce aşılanmaları, özellikle gebelik döneminde çıkabilen "Rubella Sendromu" nun önlenmesi açısından gereklidir.
Suçiçeği Aşısı
Attenüe suçiçeği virüs aşısı, kolda deltoid bölgenin derialtına 0.5 mi (4350 pfu) dozunda uygulanır. Koruma gücü oldukça yüksek (>% 95) bir aşıdır Saha virüsünü almış olanlara bile 3 güne kadar aşı yapılabilir.
Kuduz Aşısı
Pastör'den bu yana değişik metotlarla (Kelev, Semple, Hücre kültürü aşıları, Rekombinant aşılar) ölü ve canlı kuduz aşıları üretilmiştir. Aşı virusu, (Pastör'ün elde ettiği) hala Fiks vi-rus'tur. insanlarda yaygın olarak, inaktif HDCV (human diploid culture virüs) Kuduz aşısı kullanılmaktadır. Kuduz şüpheli vakalarda, 0., 1., 3., 7., 14- 28. ve 90. günlerde intramus-kuler yolla 1'er mi dozunda uygulanır.
Grip Aşısı
Dünya'nın değişik yerlerinde gribe (Influenza'ya) sebep olan Influenza A viruslarının farklı serotiplerinden hazırlanan inaktif aşılar olup, eylül-kasım aylarında derialtı yolla uygulanır. Koruma güçleri, bölgede seyreden virüsün serotiplerine bağlıdır.
Hepatit B Aşısı
Günümüzde viral hepatit B için 2 çeşit aşı kıllanılmaktadır.
a, HP plasma aşıları. Bu aşılar, kronik hepatitti hastaların kan serumlarında hepatit B virüsünün core (çekirdek) antijeni (HbsAg)terinin purifiye edilip yoğunlaştırtlıp, formolle inaktive edildikten sonra aliminyum hidroksid'e adsorbe edilerek hazırlanır. Koruma gücü % 90-94 kadardır. Fransa'da "Hevac B" Almanya'da HB Vax MSD Behring "Japonya'da HB Vaccine Green Cross" isimleriyle bulunmaktadır.
b. Rekombinant DNA Astları. Biyoteknolojik ürün olan bu (Vektör) aşılar, virüsün HbsAg genlerinin Saccaromyces cereviceae genomuna yerleştirilmesi sonucunda hepatit B virüsünün HbsAg antijenleri mayaya sentezlettirilmektedir. Kültürden saflaştırılan antijenler, aliminyum hidrokside adsorbe edilerek aşı olarak kullanılmaktadır. Koruyuculuğu % 98-100 olan bu aşılar, İngiltere'de "Engerix-B-Smith Kline", Almanya'da "H-B-Vac II Merck MSD" isimleriyle satılmaktadır.
Tifo Aşısı
Tifo ve Paratifo Ave B suşlart ile hazırlanan aşı, 4 hafta aralıkla 2 kere 1' er mi dozunda derialtı yolla yapılır. 3 yıl korur. Gerekirse 3 yılda bir doz tekrarlanır. Gebeler, 2 yaşından küçüklere, allerjik ve kronik hastalığı olanlara kontraendikedir.
Kolera Aşısı
Vibrio cholera'nın değişik serotiplerinden hazırlanan aşı, 4-6 hafta aralıklarla 2 kere (çocuklara 0.5 mi, erişkinlere 1 mi) intramuskuler yolla yapılır.
Tifüs Aşısı
Çeşitli Rickettsia suşlarından hazırlanan inaktifbir aşıdır. Salgın durumlarında 0.5 mi ile başlanır. 1 mi ve 1 yıl sonra 1.5 mi halinde uygulanır.
Veba Aşısı
Yersinia pestis aşı susundan hazırlanan inaktifbir aşıdır. Intramuskuler olarak 4 hafta aralıklarla 3 kere ve 6 ay sonra tekrar hatırlatma dozu yapılır.
Hemofilus İnfluenza Aşısı Tip B
H. influenzae B polisakkarid aşısı olup, riskli yörelerde >Z4 aylıktan büyük çocuklara yapılması ve 18 ay sonra tekrarlanması gerekir.
Pnömokok Aşısı, Pnomokok Aşısı Nedir
Çocuklarda ve 60 yaş üstü erişkinlerde çok rastlanan Str. pneumoniae enfeksiyonları için hazırlanmış polivalan purifiye kapsül polisakkaridlerinden ibaret birsubünit aşıdır. Derialtı veya kasiçi yolla 0.5 mi olarak uygulanır.
Meningokok Aşısı
Neisseria meningitis'in A, Q W-135 ve Yalt tiplerinin kapsül polisakkaridlerinden hazırlanan tatravalan subünit bir aşı olup, derialtı yolla 0.5 mi yapılır. Klinik olarak %85-95 faydalı olduğu bildirilmiştir.