Yeni Meme Yapımı ve Estetik
Meme kanseri ile ilgili her şey kötü değildir herhalde? Hiç olmazsa estetik olarak hastaların içini rahatlatacak çözümler de var.
Tabii ki meme kanseri ile ilgili her şey kötü değil. Esasen geçmişe şöyle bir baktığımızda bugün meme kanseri ile ilgili her şey oldukça iyi: Teknoloji ve insanların bilinçlenmeleri sayesinde daha erken dönemde yakalanabiliyor; buna bağlı olarak daha konforlu ve daha estetik tedavi seçenekleri oluşuyor ve son olarak da daha az nüks oranları ile daha uzun yaşam süreleri yakalanabiliyor.
Bunlara ek olarak yeni meme yapımı konusunda oldukça tatmin edici ilerlemeler söz konusu. Onun için eğer yeni meme yapılmasına uygun ise meme kanserinin tanısı aşamasında hastayı bir onkoplastik cerrahla görüştürmenin oldukça büyük yararı var. Meme, kadın için doğrudan "dişilik" ve "doğurganlığın" sembolü. Dış görünüşü etkiliyor olması ayrı bir psikolojik faktör.
Tüm bu nedenlerle memesini kaybeden bir kadına yeni bir meme yapma imkânı varsa, bu imkân mutlaka denenmelidir. Üstelik kanser nedeniyle memesi alınmış bir kadına yeni meme yapılması "estetik cerrahi" kapsamına girmediğinden, devlet tarafından ücreti karşılanan bir ameliyattır.
Meme kanseri nedeniyle memesi alınan her hastaya yeni bir meme yapmak mümkün mü?
Aslında meme kanseri sonrasında yeni meme yapımı çoğu durumda mümkündür. Ancak kanserin oldukça ileri olduğu durumlarda yeni meme yapımı söz konusu olmaz. Ayrıca uzun bir ameliyatı kaldıramayacak kadar yaşlı olan veya genel durumu bozuk olan hastalarda da yeni meme yapımı mümkün değildir. Tüm bunların yapımında hastanın kendi dokularından yararlanılarak yapılacak olan meme ameliyatlarında hastanın yüksek tansiyon, şeker hastalığı gibi sistemik hastalıkları da göz önünde tutulur.
Ayrıca ağır sigara içiciliği gibi yeni yapılan memenin kanlanmasını bozacak bazı durumlarda da ameliyattan kaçınılır.
Sigara içmenin bu konuda da sabıkası var demek?
Kesinlikle. Sigara, damarların daralmasına neden oluyor. Daralan damardan geçen kan miktarı azaldığı için özellikle kılcal damarlarda ciddi bir kan akımı sorunu ortaya çıkıyor. Bu da yeni yapılan memenin iyi kanlanmasını, dolayısıyla da beslenmesini bozuyor. Sonuçta hastanın kendi dokularından yararlanılarak yapılan yeni memenin tutması mümkün olamıyor.
O nedenle de yeni meme yapılmasını isteyen ağır sigara içicisi hastalardan öncelikle, belirli bir süre sigarayı bırakması ve ameliyat sonrasında da içmemesini öneriyoruz. Bu önerileri karşılayabilenlere yeni meme yapılması mümkün oluyor.
Kaç türlü yeni meme yapılabilir?
Basit olarak ayıracak olursak, iki temel ameliyat yöntemi vardır: Birincisi hastaya silikon bir protez takmak ve ikincisi de hastanın kendi dokularını kullanarak yeni bir meme yapmak.
Silikon protezler hangi hastalarda tercih ediliyor?
Öncelikle silikon protez konacak hastaların daha önce radyoterapi almamış veya daha sonra almayacak olmaları tercih edilmekte. Çünkü radyoterapi daha önce de bahsettiğim gibi cildin incelmesine ve dayanıklılığını kaybetmesine neden oluyor. Ayrıca hastanın genel durumunun uzunca bir ameliyata uygun olmadığı durumlarda da silikon protez tercih edilebilir. Her iki memenin alındığı durumlarda simetriyi sağlamanın daha kolay olduğu silikon denenebilir.
Silikonun faydaları ve zararları için neler söyleyebiliriz?
Silikon protezin en önemli yararı, ameliyatın kısa sürmesidir. Eğer uzun bir ameliyatı kaldıramayacak bir hastaya yeni meme yapılacaksa, silikon en ideal çözüm olabilir. Ayrıca vücutta çok belirgin yara izleri de olmayacaktır. Ancak silikon protezin belki de en önemli dezavantajı, uzun vadede simetri problemine neden olması. Özellikle de tek taraflı konulan protezlerde hastanın kendi memesi yıllar içinde sarkarken, protezde böyle bir sarkma söz konusu olmadığı için ciddi bir simetri bozukluğu ortaya çıkar.
Ayrıca silikon ne de olsa bir yabancı cisim olduğundan vücutta enfeksiyon gibi birtakım reaksiyonlara yol açabilir. Bu durum, konulan protezin çıkarılmasına kadar gidebilecek şekil bozukluklarına neden olabilir.
Peki, hastanın kendi vücudundan yapılan meme ameliyatı hangi durumlarda yapılabilir?
Aslında hastanın kendi dokusunun kullanılması sadece meme yapımında değil, hemen bütün onarımlarda tercih edilen yöntemdir. Zaten baktığınızda meme dokusunun önemli bir kısmı yağ. Bu nedenle vücudun çeşitli yerlerinden alınan yağlarla bu onarımın yapılması çok daha ideal.
Diyebiliriz ki hastanın kendi dokusunun kullanıldığı yeni meme yapımı öncelikle düşünülmesi gereken yöntemdir. Eğer bu seçeneğin kullanılması mümkün değilse o zaman silikon protez yapımı denenebilir. Yeni meme yapımında yağ dokusunun en sık alındığı yer, doğal olarak karın bölgesidir.
Eğer bu yöntem kullanılamayacaksa, o zaman sırttaki yağ ve kas dokusu kullanılabilir. Son seçenek yine yağ dokusunun yoğun olduğu kalçalardır.
Hastanın kendi dokusunun kullanıldığı bu ameliyatların faydaları ve yararları nelerdir?
Bu yöntemin silikon proteze en büyük üstünlüğü, yabancı cisim reaksiyonu oluşturmamasıdır diyebiliriz. Böylece enfeksiyon, deformasyon gibi problemlerle karşılaşılmamış olur. Ayrıca bu dokular hasta ile birlikte yaşlanacağından sarkma gibi durumlar her iki memede de aynı oranda meydana gelir ve simetri problemi görülmez.
En büyük dezavantaj ise bu tür ameliyatlarda mikro-cerrahi tekniğine ihtiyaç duyulması; eğer gerekli donanım bulunmuyorsa veya ekibin bu konuda yeterli deneyimi yoksa, bu tekniğin başarılı olma şansı oldukça düşük.
Hangi yöntemin uygulanacağına kim karar veriyor?
Bu tür ameliyatlara karar verirken (eğer yeni meme ameliyatını da kendisi yapmayacaksa) hastanın cerrahının yanı sıra, bir plastik cerrah veya "onkoplastik cerrah" adını verdiğimiz, kanser tedavisine yönelmiş bir cerrah da bulunur. Hastanın cerrahı, plastik cerrah veya onkoplastik cerrah hastaya seçenekleri açıklarlar ve ona en uygun yöntemleri sunarlar. Sonra da hangi yöntemi uygulayacakları konusunda hasta ile birlikte ortak bir karara varırlar.
Hastanın da tercihi göz önüne almıyor yani?
Uygulanacak onarım yöntemine mutlaka hastanın rızası alınarak karar veriliyor. Aslında artık çoğu durumda tedavi aşamasında doktorun tek karar verici mekanizma olmaktan çıktığını görüyoruz. Doktor hastaya uygun seçenekleri sunarak onu aydınlatıyor ve tedavi konusunda ortak bir karara varılıyor.
Yeni meme hastaya ne zaman yapılabilir? Yani hasta hem kanserli memesini aldırırken hem de yeni bir meme yapılabilir mi?
Çoğu durumda bu mümkün ve eğer hasta uygunsa özellikle de önerilir. Çünkü hastanın masadan memesi yerinde kalkması ona ciddi bir psikolojik destek sağlayacaktır. O nedenle eğer mümkünse hastanın aynı ameliyatta önce kanserli memesi alınır ve hemen arkasından yeni meme yapılır.
Ancak bu durum her kadında mümkün olmayabilir. Böyle bir durumda hastaya ameliyat sonrası tedavilerinin bitimini takiben yeni bir meme yapılıp-yapılamayacağı açıklanır ve takvime alınır.
Yapılan bu yeni meme, hastanın kanserini tetikler mi?
Bugüne kadar yapılan araştırmalarda, hastanın kendi dokusundan yapılan yeni memenin, hastada yeni bir meme kanserini tetiklediğine dair bir bilgi yok. Zaten yeni yapılan memede sadece kas ve yağ dokusu olduğundan, yani gerçekten meme dokusu olmadığından, gerçek anlamda bir meme kanserinden söz etmek de mümkün değil
Yeni meme veya silikon, takipte bir problem yaratır mı?
Temel olarak yeni memenin veya silikonun takipte ciddi bir sıkıntı yaratması söz konusu değil. Özellikle hastanın kendi dokularından yapılmış olan memenin görüntülemeyi etkilemesi söz konusu değil. Ancak silikon protez kullanılan durumlarda, konulan maddenin ışığı etkilemesi nedeniyle, ameliyat sonrası takip amaçlı görüntülemede problem yaratabilir.
Böyle durumlarda "meme MR"ı denilen, "manyetik rezonans görüntüleme yöntemi" kullanılabilir. Böylece gözden kaçma olasılığı olan kanser görüntüleri saptanabilir. Özetlersek, yeni meme veya protez yapılmış hastaların tetkik öncesi bu durumunu doktoruna bildirmesi halinde, herhangi bir problem yaşanması söz konusu değil
Yeni meme yapılırken meme başı da yapılır mı? Yeni meme yapımı sonrasında meme başı ve meme ucu da mutlaka planlanmakta, aksi takdirde yapılan dokunun memeye benzemesi söz konusu olamaz. Ancak meme başı ve meme ucu yeni meme yapımından yaklaşık altı ay sonra yapılmakta.
Çünkü bu süre içinde ameliyat sonrası radyoterapi, kemoterapi gibi tedaviler biter ve memenin doğal sarkma süreci de tamamlanmış olur. Böylece tam olarak nereye meme başı ve ucu yapılacağına karar verilir. Öngörülen yere önce hastanın kendi dokusundan birkaç kat doku ile meme ucu yapılır. Bu işlemden yaklaşık bir ay sonra da bildiğimiz dövme (tatuaj) kullanılarak, meme ucunun ve etrafının koyu rengi oluşturulur.
Bu ameliyatların da riskleri vardır herhalde? Bu ameliyatlarda en çok korkulan problem, kan veya yağ pıhtılarının akciğer veya beyne kaçmasıdır. Böyle durumlarda nadiren de olsa ölümcül sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Ayrıca yüksek tansiyon, kalp ve şeker hastalıkları veya yoğun sigara içimi nedeniyle yapılan damar anasto-mozlarının (birbirine dikilen damarların) tutmaması sonucu, yeni memenin beslenmesinin bozulması ve sonuçta yapılan memenin bozulması söz konusu olabiliyor.
Meme Kanseri ve Radyoterapi Nedir
"Radyoterapi Nedir", Radyoterapi Etkileri
"Radyoterapi" yani "ışın tedavisi" bir tür radyasyon kullanılarak yapılan tedavi. Bu radyasyon yüksek enerjili olabildiği gibi diğer türlerde de olabiliyor. Radyoterapinin amacı, kanser hücrelerini öldürmek veya büyümesini önlemektir.
Radyoterapi, kanserin özellikle lenf yollarıyla bölgesel olarak tekrarlamasını önlemek için kullanılan iki yöntemden bir tanesidir.
Diğeri de bildiğiniz gibi cerrahi, yani ameliyatla kanserin alınmasıdır. Aynı ilaç tedavisinde olduğu gibi ışın tedavisi de iki kenarı keskin bir bıçak. Eğer doğru uygulanmazsa tabii ki zararlıdır; ancak doğru kullanıldığında da güvenilir ve etkili bir tedavi yöntemi.
Radyoterapinin yan etkilerinden bahsettiniz. Neler olabilir ışın tedavisi sonrasında?
Radyoterapinin yan etkileri daha çok bölgesel olarak meme ve koltuk altı cildinde görülüyor. Memelerde şişme, ağırlık hissi ve birinci derece yanık (güneş yanığı gibi) en sık karşımıza çıkan yan etkiler. Bunlar ortalama altı ay, bir sene içerisinde kayboluyorlar.
Ayrıca eğer radyoterapi yapılan koltuk altında lenf bezi düğümü temizliği de yapıldıysa, ileri dönemlerde kol ödemi görülme ihtimali oldukça fazla. Eğer kol ödemi gelişirse, kalıcı olma ihtimali oldukça fazla olduğundan en kısa zamanda doktora danışılmalı.
Her hastaya ışın tedavisi yapıyor musunuz? Radyoterapi yan etkileri
Hayır, her meme kanseri hastasına radyoterapi yapılmaz. Daha önce de belirttiğim gibi erken dönem meme kanserlerinde öncelikli tedavi tercihi cerrahidir. Ancak yapılan ameliyatın şekli daha sonra radyoterapi yapılıp-ya-pılmamasını doğrudan etkiler. Eğer ameliyatta memenin tamamı alınmayıp, sadece kitle etrafından bir kısım sağlam meme dokusu ile birlikte çıkarıldıysa, yani meme koruyucu cerrahi yapıldıysa, o zaman mutlaka radyoterapi yapılması gerekir.
Eğer memenin tamamı çıkarıldıysa, yani "mastektomi" yapıldıysa, o zaman radyoterapi yapılıp-yapılmamasına cerrah, medikal onkolog, radyasyon onkologu, radyolog ve patolog birlikte karar vereceklerdir. Genellikle kitlenin büyük olması, dörtten fazla koltuk altı lenf düğümüne kanserin sıçramış olması durumunda, radyoterapi yapılması uygun olacaktır.
Tedavi yöntemlerinde hastanın onayının alınması gerekiyor değil mi? Diyelim ki hasta kabul etmedi, nasıl bir yöntem izliyorsunuz böyle durumlarda?
Tedavi sürecine hasta da katılmalıdır. Gerek ameliyat Şekline ve gerekse ameliyat sonrası tedavi yöntemlerine karar vermede hastanın bilgilendirilmesi ve rızasının alınması çok temel bir yöntem olmalıdır. Burada hastaya hangi cerrahi yöntemlerin uygun olduğu, arkasından uygulanması gereken tedavi protokolleri açıklanır ve olası tedavi planı için önceden rızası alınır.
Ancak burada hastanın mümkün olmayan bir cerrahi yöntemi talep etmesini veya hangi ilaçları ne kadar kullanacağına karar vermesini kastetmiyorum. Söylemek istediğim, bugünkü bilgilerimiz ışığında hastaya uygun olan seçeneklerin kendine anlatılması ve tedavi yönteminin kararına katılmasıdır.
Radyoterapi uygulamalarında kararın hastaya bırakıldığı ara formlar ortaya çıkabiliyor. Böyle durumlarda da yine hastaya radyoterapi uygulamasının olası yararları ve yan etkileri anlatılıyor. Karar vermesinde yardımcı olunuyor. Eğer tedaviyi kabul etmezse, burada ciddi bir etik problemle karşı karşıya kalıyoruz, çünkü hastanın tedavi olmaması yüksek olasılıkla hayatını kaybetmesine yol açacaktır. Bu nedenle hastaya, mümkün olduğunca tedaviye uyum göstermesi yönünde telkinde bulunuyoruz.
Bu tedaviye sizin karar verme yetkiniz var mı?
Meme kanseri birçok tıp dalını ilgilendiren bir hastalık. Tıpkı kemoterapi kararında olduğu gibi karar verme aşamasında cerrah, medikal onkolog, radyasyon onkologu, radyolog ve patolog birlikte karar veriyorlar. Eğer bütün ekibin toplanma imkânı yoksa, en azından ameliyatı yapan cerrah ve radyasyon onkologu birlikte karar vermeliler.
Işın tedavisi ne zaman yapılmaya başlanabilir, ameliyattan ne kadar süre sonra yapılabilir?
Aslında bu sorunun kesin bir cevabı yok, ancak genel olarak eğer hasta kemoterapi almayacaksa, yara iyileşmesini takiben hemen radyoterapiye başlanabilir. Eğer kemoterapi alacaksa, o zaman kemoterapinin bitmesini beklemek uygun olacaktır. Genel olarak diyebiliriz ki memesinin tamamı alınan hastalarda radyoterapiye ilk altı ay içinde başlanabilir. Eğer meme koruyucu cerrahi yapılmışsa, yani sadece kanserli doku çıkarılmışsa, ilk dört ay içinde radyoterapiye başlamak doğru olacaktır.
Bazen görüyoruz vücudun üzerinde birtakım çizgiler çiziliyor, bunlar ne için çiziliyor?
Radyoterapi uygulanmadan önce hastaya ciddi bir ön hazırlık yapılması gerekiyor. Radyoterapinin de tamamen masum bir tedavi yöntemi olmadığı düşünülecek olursa, gerekli bölgeye verilmesi gereken en yüksek dozu verirken, komşu bölgelerin mümkün olabildiğince az ışın alması sağlanmalı. İşte hastanın vücuduna çizilen çizgiler bu sınırları gösteriyor. Bu nedenle hasta ışın alırken hiç kıpırdamadan durmak zorundadır. Böylece gerekli bölgeler gerektiği kadar ışın alırken, gerekmeyen bölgelere mümkün olduğunca az ışın verilmiş olur.
Hasta estetik operasyon da geçirdiyse ve silikon gibi bir protez varsa, o zaman ışın tedavisi yapılabilir mi?
Sadece önceden değil, meme kanseri tedavisi esnasında da protez konulan durumlar olabiliyor. Aslına bakarsanız, bu durum hastaya radyoterapi uygulamasını engellemez. Radyoterapinin etkisinde de herhangi bir azalma görülmez. Demek istediğim radyoterapi, protezi olan hastalarda, protezi olmayan hastalar kadar etkilidir. Sadece kozmetik açıdan bazı bozuk görüntülere yol açabilir, yoksa tedavi edici özelliği açısından herhangi bir problem yoktur.
Meme Kanseri ve Kemoterapi
Ameliyat işi oldukça sevimsiz... Ameliyat kaçınılmaz son mudur meme kanserinde, yoksa kanser yayılımına bağlı olarak değişiyor mu? Sadece ilaç tedavisi ile bu hastalıktan kurtulma olasılığı nedir?
Gelecekte büyük cerrahi girişimler yapılmaksızın, meme kanserinin tedavi edilmesi için yoğun çalışmalar yapılmakta. Ancak şimdilik bu girişimler de küçük de olsa yine cerrahi prensiplere dayanıyor. Ayrıca bu tür çalışmaların tamamlanıp tıp dünyasında rutin olarak kullanılabilmesi için on yıllara ihtiyaç olduğunu da hatırlatmalıyım.
Bugünkü tıbbi bilgilerimizle, içine ameliyatın girmediği bir tedavi şekli yok. Bunu tam olarak şöyle açıklamalıyım: Hastalığın tamamen tedavi edilme şansının kalmadığı durumlarda kalan ömrün konforlu geçirilmesi amacıyla sadece "kemoterapi," yani "ilaç tedavisi" uygulanabilir.
Bir diğer seçenek de henüz kanser olmayan ama riski çok yüksek olan hastalarda "tamoksifen" denilen hormon ilacının önlem olarak kullanılmasıdır. Bu seçenekte de henüz kanser oluşmadığı için cerrahi işin içine girmez. Ancak amaç hastalığı ortadan kaldırmak olduğunda, cerrahi birincil seçenektir. Ameliyatın işin içine girmediği bir meme kanserinin tedavisi tam olarak başarılamaz.
Bu nedenle sevimsiz olanın ameliyat mı, yoksa kemoterapi mi olduğu da bakış açısına göre değişir.
İlaç tedavisi uygulandıktan sonra iyileşme görülmediği takdirde mi ameliyat olma durumu oluyor, yoksa ameliyattan sonra mı ilaç tedavisi uygulamasına geçiliyor? Kemoterapi, temel olarak ameliyat sonrasında destek amacıyla kullanılır. Böylece vücuda dağılmış olma olasılığı bulunan kanser hücrelerinin ortadan kaldırılması sağlanır. Diğer bir kullanım alanı, ilerlemiş kanserin varlığıdır. Bu hastalarda ameliyat yapmanın anlamı kalmamıştır. Özellikle ileri yaşlarda olan (80-90 yaş) hastalarda, kalan ömrünü konforlu geçirebilmesi için uygulanıyor.
Bir başka seçenek ise ameliyata uygun hastalarda kitleyi küçültmek için ameliyattan önce kemoterapi uygulamak. Kemoterapi ile kitlenin oldukça küçük boyutlara indirilme imkânı olabilir. Böylece, örneğin ameliyat edilemeyecek kadar büyük bir kitle ameliyat edilebilecek sınırlara çekilebilir veya daha büyük bir ameliyat yapmak gerekirken, kitlenin hacmi azaldığından daha küçük bir ameliyat yapılabilir.
Hastalarımıza şöyle bir şey önerebilir miyiz? Hastalıkları ne olursa olsun, hastalıkları ile ilgili o ana kadar yaptırdıkları tüm tetkik, film ve raporlarını mutlaka saklamalılar ve herhangi bir rahatsızlıkta tüm bu belgeleri doktorlarına göstermeliler.
Size katılıyorum. Sadece meme kanserinde değil, sağlıkla ilgili tüm belgelerin düzenli bir şekilde saklanmasında ciddi fayda var. Özellikle de bir kitleye yönelik olarak yapılmış olan muayene bulguları, tahlil ve biyopsi raporlarının özenle saklanması çok önemli.
Buradan tekrar hatırlatmak istiyorum: Lütfen özellikle de meme ile ilgili yapılan tetkik, film ve rapor çok iyi muhafaza edilsin.
Peki, tüm bu tetkikleri, raporları ve filmleri saklamak tedavi sürecini nasıl etkiliyor?
Bir kitlenin insanın hayatını nasıl etkileyeceği, o kitlenin ortaya çıkış sürecini nasıl geçirdiği ile yakından ilgili. Yani tek bir kanser hücresinden, kitlenin belirgin hale gelip hastanın hayatını tehlikeye sokacak boyutlara ulaşması arasında geçen sürenin uzunluğunu bilmek, tedavinin yol haritasını çıkartmak açısından önemli.
Örnekleyeyim: Diyelim ki hasta yıllık olağan kontrolü için geldi. Tıbbi öyküsünü aldık, muayenesini yaptık, bu arada elimize sağ memesinde bir kitle geldi. Sonrasında hastayı mamografi ve ultrasona gönderdik. Sonuçta filmlerde de hakikaten muayenede elimize gelen yerde bir görüntü saptandı. Şimdi burada aklımıza ilk gelen soru, "bu kitle ne zamandan beri var?" olacaktır. Bunu bilebilmenin tek yolu da hastanın geçmişini araştırmak doğal olarak. Bu araştırma, hastanın kendisinin böyle bir kitleyi hatırla-yıp-hatırlamadığının sorulması ve eğer varsa kitleye yönelik yapılan mamografi ve ultrason gibi eski görüntüleme yöntemlerinin tekrar araştırılmasıdır.
Zaten bu tetkikleri filmleri çeken radyolog da isteyecektir. Eski filmler ile yenilerinin karşılaştırılması sonucu o kitlenin değişmeden yıllardan beri var olduğunu bilmek, bizi kitlenin takibine devam etmek konusunda yönlendirecektir. Ama eğer eski filmlerinde görülmeyen ve kanser şüphesi taşıyan özelliklere sahip bir kitleyle karşı karşıyaysak, o zaman derhal kitleden örnek alma yoluna gitmemiz gerekecektir.
Benzer bir örneği de patoloji raporlarından vermek istiyorum: Diyelim ki aynı hastanın elimizde daha önce yapılmış bir biyopsi raporu da var. Her ne kadar patoloji raporunda özet olarak kansere rastlanmadığı rapor edilme-mişse de ayrıntılı raporda kanser öncesi hücrelerin varlığından söz edilmiş olsun. Bu durumda geçen süre içinde kitlenin büyüklüğündeki ve görünümündeki değişiklikleri de göz önünde tutarak kitlenin çıkarılması yönünde karar verebiliriz.
Tüm bu işlemlerden sonra olası bir meme kanserinin erken dönemde yakalanma şansı oldukça artar. Bu da doğal olarak yapılacak cerrahi yöntemin büyüklüğünü, ameliyat sonrası uygulanacak ilaç, hormon veya ışın tedavisinin ağırlığını azaltacaktır. Erken yakalanmış ve uygun tedavi edilmiş bir meme kanserinin, hastanın hayatını daha az tehdit edeceği ve daha konforlu bir hayat sürmesini sağlayacağı da ortada.
İlaç tedavisine kim karar veriyor?
Tedaviye ait kararlar verilirken genel cerrah veya meme cerrahı, medikal onkologlar, radyasyon onkologları, radyolog ve patolog birlikte hastayı tartışmalı ve ortak bir karara varmalılar.
İlaç tedavisi nasıl uygulanıyor? İlaç sayısı çok mu fazla oluyor?
İlaç tedavisini uygulamak için hem hastanın hem de hastalığın birtakım özellikleri göz önünde tutuluyor. Burada öncelikli amacımız, cerrahi olarak tedavi edilmiş kanserin tekrarlamasını önlemek ve vücuda dağılma ihtimali olan kanser hücrelerini öldürmek. Göz önüne aldığımız özelliklerden bir tanesi, kanserin koltuk altı lenf düğümlerine sıçramış olması. Bu durumda kanserin tekrarlama ihtimali oldukça yüksek olduğundan kemoterapi yapılıyor.
Diğer bir özellik kitlenin büyüklüğü; genellikle 1 cm.'den büyük kanserlerde kemoterapi yapılır. Ayrıca hastada östrojen ve progesteron reseptörlerinin varlığı, tedaviye hormon ilaçlarını eklememize neden oluyor. Genel bir yaklaşım olarak 50 yaş altında veya menopoza girmemiş hastalar, kemoterapiden daha fazla faydalanırlar. Buna karşılık 50 yaş üzeri ve menopoza girmiş hastalar da hormon tedavisinden daha fazla faydalanırlar.
Kemoterapi verileceği zaman, hastanın hem kanserinin özellikleri hem de yaş, sağlık durumu gibi kişisel birtakım özellikleri göz önüne alınıyor. Sonra da her hastaya göre ayrı bir tedavi planı çıkarılıyor. Burada bir yanlış anlaşılmayı da engelleyeyim: "Ayrı tedavi planı yapılıyor" derken, tamamen farklı tedavilerin yapıldığı zannedilmesin. Tabii ki bu tedavinin belli şablonları var. Sadece ilaç kombinasyonları (çoklu tedavi) ve dozlarında kişisel düzenlemeler yapılıyor.
Buradan da anlaşıldığı üzere, bir tedavide birden fazla »aç kullanıyoruz. Çoklu ilaç tedavisinin, hem kanserin tekrarlama riskini hem de hastalıktan ölüm oranlarını azalttığını biliyoruz.
İlaç tedavisi ne kadar sürüyor ve tedavinin faydalı olup olmadığı nasıl anlaşılıyor?
Hastanın ve kanserin az evvel belirttiğim özelliklerine bağlı olarak seçilen ilaçlar, çoğunlukla üç haftada bir uygulanıyor. Bunun için hastanın hastanede yatmasına gerek yok. Bir sağlık personelinin gözetiminde damardan uygulanan ilaçlar veriliyor. Bu üç haftalık tedaviler yine hastanın ve kanserin durumuna göre dört, altı veya sekiz defa uygulanabiliyor. Yani ilaç tedavisi en az üç ay, en fazla altı ay sürüyor.
Öncelikle tedavi süresince hastanın birtakım kan tahlilleri ile tedaviden zarar görmediğinden emin olunuyor. Tedavi bitiminde ise ilk yıllarda üç ayda bir, sonraki yıllarda altı ayda bir, daha sonra da senede bir hasta kontrollere çağrılıyor. Bu kontrollerde muayenesi, kan tahlilleri, gerektiğinde akciğer filmleri, kemik filmleri, karın içi organlara yönelik ultrasonları yapılarak, tedavinin etkili olup-olmadığı, herhangi bir tekrarlama durumunun olup-olmadığı araştırılıyor.
Faydalı olup-olmadığını anlamak için tekrar tekrar biyopsi ya da mamografi isteme durumu söz konusu mudur?
Bu tür tetkikler faydalı olmayı araştırmaktan çok, kanserin tekrar edip-etmediğini araştırmak için yapılıyor. Biyopsi, ancak diğer memede veya ameliyat yerinde, vücudun herhangi başka bir yerinde şüpheli bir kitle olması durumunda yapılır. Ancak mamografi cerrahın önereceği sıklıklarla mutlaka uygulanması gereken bir tetkiktir.
İlaçların yan etkileri var mı? Yıllar sonra hastaların kullandıkları ilaçlara bağlı birtakım şikâyetleri oluyor mu?
Kemoterapi ilaçlan gerçekten de ciddi etkileri olan ilaçlardır. Bu ilaçlar kanser hücrelerini öldürebilecek güçte oldukları oranda yanlış kullanıldıklarında vücudun normal hücrelerine de zarar verebilirler.
Ortaya çıkan yan etkilerin arasında en sık; halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, saç dökülmesi, tırnak değişiklikleri, damar bozuklukları, cilt renginde değişiklikler, ishal ve ağız içinde yaralar görülüyor. Tabii, bu yan etkilerin mutlaka hepsi bir arada olmak zorunda değil. Ortaya çıkan yan etkiler alınan ilaca göre değiştiği gibi şiddeti de yine her hastada farklı oluyor.
Kanser tedavisinde kullanılan ilaçların saçların dökülmesine neden olduğu söyleniliyor. Saç dökülmesi oluyor mu? Dökülen saçların yerine yeni saçlar çıkıyor mu?
Evet, kanser tedavisinde bazen saçlar dökülür. Özellikle meme kanseri tedavisinde de sıklıkla kullandığımız antra-siklin etken maddeli ilaçlar saç dökülmesine yol açar. Ancak tıpkı diğer yan etkilerde olduğu gibi tedavinin bitiminde saç dökülmesi de durur ve tekrar çıkar. O nedenle bu konuda çok endişe duymaya gerek yok.
Diyelim ki hastanın başka bir rahatsızlığı var; örneğin yüksek tansiyonu var ya da günümüzde çok yaygın olan guatr hastalığı var ve bunlarla ilgili düzenli ilaç almak zorunda. Meme kanseri tedavisinde kullanılan ilaçların, yüksek tansiyon, guatr veya başka hastalıklarda kullanılan ilaçlarla beraber alınmasında herhangi bir yan etki ya da zararlı bir durum söz konusu mudur?
Kemoterapide kullanılan ilaçların çok geniş bir yelpazesi var. Bu nedenle de birbirinden çok farklı özelliklere sahip ilaçlar kullanılıyor. Bu ilaçların hepsi iki tarafı keskin bir bıçak gibi görülmeli. Hastalığa etkili oldukları oranda başka dokulara zararlı etkileri de var elbette, ancak bu durum endişe vermemeli. Hekimin önerdiği şekilde kullanıldığı sürece ilaçların yan etkileri oldukça azaltılabilir. Bunun için hekimle ciddi bir işbirliği şart.
Bu anlamda tiroid hastalıkları olanlar biraz daha geri Planda olmasına rağmen, hastaların kullandıkları tüm ilaçları hekimlerine bildirmesi gerekiyor. Özellikle kalp ve böbrek yetmezlikleri olan hastalar, karaciğer bozuklukları olanlar, kan hastalıkları olanlar, ağır psikiyatrik veya nörolojik ilaçlar kullananlar veya başka bir kanser varlığı gibi ciddi hastalıkları olanlar bu durumu mutlaka hekimine bildirmeli. Özellikle sürekli ilaç kullanan hastaların bu durumu ayrıntıları ile hekimine bildirmesi çok önemli.