Antenatal Bakim

Antenatal Bakım

Son yüzyılda tıpta ve sosyokültürel alanlarda oluşan değişimler maternal ve perinatal morbidite ile mortalitede önemli ölçüde düşüşe neden olmuştur. Bu ne­denle, prematürite ve anormal fetal gelişim gü­nümüzde batı ülkelerinde perinatal kayıplann başlıca nedenleri haline gelmiştir. Konsepsiyon anından iti­baren hem anne hem de babadan gelen genetik faktörler gelişen fetusta, uterus içinde ve dışında karşılaşacağı tehlikelere karşı gerekli korumayı sağlamaktadır. 1 ve 2 no'lu resimde yeni döllenmiş yu­murta hücresi ve embriyoner gelişimin erken evreleri görülmektedir. İki pronükleusta depolanan genetik program muhteşem bir potansiyele sahiptir.

Antenatal Bakımın Kapsamı

Antenatal bakım, gebeliğin anne ve bebek için sağ­lıklı bir şekilde sonlanmasına yönelik uygulanan klinik işlemlerdir. Gebe kadınların büyük çoğunluğu sağlıklı olup çoğu kez normal sağlıklı bebek dünyaya ge­tirmektedir. Ancak, gebelik ve doğum süresince anne, bebek ya da her ikisi için aniden çok ciddi sonuçlara yol açabilecek riskler söz konusu olabilir. Bu nedenle doğum hekimleri yüksek risk grubuna giren gebelerin belirlenebilmesi için bir takım risk faktörleri ortaya koymuşlardır. Belli bir risk faktörü saptandığında anne yoğun takip programına alınmakta ve bu durumun (ör­neğin gebelikte oluşan glukoz intoleransında olduğu gibi) etkisi en aza indirilmeye çalışılmaktadır. Bununla bereber, işin zor olan kısmı bir hastada bulunan belli bir riskin niceliğini belirleyecek bir yöntemin olmayısı, bu nedenle de bir çok gebenin gereksiz yere yüksek risk grubuna alınarak yakından takip edilmesidir. Aynı şekilde yanlış-negatif olguları da tamamen ekarte edecek bir test henüz bulunamamıştır.

Günümüz batı dünyasında beslenme ya da diğer çevresel faktörler eskiden olduğu gibi gebeliği kötü yönde etkilememekle birlikte, antenatal bakımda önemi olan diğer problemler mevcuttur. Pelvisin morfolojik varyasyonları (örneğin pelvik kırıklardan sonra oluşan şekilsel kemik bozuklukları) pelvisi daraltarak, raşitizmde görüldüğü gibi bazı zorluklara yol açabilmektedir. Anemi halen sıkça görülen bir sorun olup annede halsizliğe, post-partum kan kaybının daha az tolere edilmesine hatta fetal gelişimde geriliğe bile neden olabilmektedir. Sigara kullanımı, alkolizm, uyuşturucu madde bağımlılığı ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar ileride fizik, mental ve sosyal problemlere yol açabildiği gibi perinatal morbidite ve mortalitenin de önemli nedenlerindendir. Bu sosyokültürel ve eko­nomik sorunlar anne-baba kursları gibi antenatal kli­niklere bağlı çalışan kurumlarda verilen sağlık eğitimi sayesinde kısmen de olsa çözülebilir. Bu çabalara ebe­ler, sağlık ocağı hemşireleri ve sosyal danışmanlar da katkıda bulunabilirler.

Preeklampsi halen 50 yıl öncesinde olduğu gibi gi­zemli bir bozukluk olup, preeklampsi tedavisi ve preeklampsiden korunma günümüzde doğum öncesi (an­tenatal) bakımda önemli yer tutmaktadır.


Bazı olgularda, antenatal bakım sırasında özel uz­manlık gerektiren durumlarla karşılaşılabilir; örneğin, insüline bağımlı diabetik gebeler ya da majör kalp de-fekti nedeniyle öpere edilmiş veya organ nakli uy­gulanmış olan gebeler gibi... Tıbbi ve cerrahi tedavide gözlenen hızlı ilerlemeler sayesinde bu tür hastaların çoğu gebe kalıp doğurabilecek kadar uzun ve sağlıklı yaşamaktadır.

Fetal malformasyonlar, kromozom anomalileri ve her geçen gün sayısı artan metabolik bozuklukların an­tenatal dönemde tanınabilmesini sağlayan çeşitli yön­temler klinik obstetrikte rutin kullanıma girmişlerdir. Temel olarak antenatal tanı, gelişen fetusun mor-fometrik özelliklerinin ultrasonla değerlendirilmesi ve bunun amniyosentez, koriyon villüs örneklemesi (CVS) veya kordosentezle desteklenmesi sayesinde konmaktadır. Bu teknikler in vitro gelişen hücreler üzerinde pek çok biyokimyasal ve moleküler biyoloji ile ilgili işlemlerin yapılabilmesine olanak ta­nımaktadır. Antenatal bakımın kapsamı geniş olup ba­şarı oranının yüksek olması için bir çok durumda özel deneyim ve gerektiğinde fetal tedavinin yapılmasını gerektirmektedir. Bugün, antenatal bakım doğum he­kimi, klinik genetikçi ve biyokimyacının hep birlikte çalıştığı ortak bir alan haline gelmiştir.

Subkutan Enjeksiyon

Subkütan Enjeksiyon

Endikasyon


Deri altına ilaç uygulanması

Malzemeler

a) İlacı alabilecek büyüklükte enjektör.
b) 21 numara steril iğne.
c) 25 numara steril iğne.
d) Alkol ve pamuk.
e) Reçete edilen ilaç ve gerekiyorsa sulandırıcısı, İlacın yazıldığı reçete
Biri deneyimli 2 hemşire gerekli olup, deneyimli hemşire ilacı ve dozunu kontrol eder.

Yöntem

1. İşlem hastaya açıklanır, yatarak ya da oturarak rahat edebileceği bir pozisyon verilir. Enjeksiyon için seçilen alan açılır.
2. Doğru dozda ilaç gerekiyorsa sulandırarak 21 numara iğneyle enjektöre çekilir. Daha sonra iğne 25 numara iğneyle değiştirilir, enjektör içindeki hava çıkartılır.
3. Enjeksiyonun yapılacağı alan temizlenir, yaygın olarak kullanılan alanlar, kolun üst dış yanı, uyluğun dış yanı veya göbek altındaki abdominal duvardır.
4. Deri baş ve işaret parmakları arasında sıkılır, temizlenir ve enjektör iğnesi 20 °lik açıyla deri altına uygulanır.
5. Enjektörün pistonu geriye doğru çekilerek, iğnenin kan damarında olup olmadığı kontrol edilir. Kan gelmiyorsa ilaç enjekte edilir.
6. Enjeksiyonun yapıldığı alana pamuk konur ve enjektör hızla ve düz bir açıyla geri çekilir. Alan temizlenir.
7. Tedavi tabelasına ilacın yapıldığını göstermek amacıyla imza atılır, saat kaydedilir.

Hastaya Uyarı ve Öneriler

İlaç uygulanan bölge kızarır ve şişerse hastaneye geri gelinir.

İntramuskuler Enjeksiyon

Intramüsküler Enjeksiyon

Endikasyon

Kas içine ilaç uygulanması

Malzeme

a) İlacı alabilecek büyüklükte enjektör.
b) 2 adet steril 21 numara iğne.
c) Alkol ve pamuk.
d) Reçete edilen ilaç ve gerekiyorsa sulandırıcısı. İlacın yazıldığı reçete
Biri deneyimli 2 hemşire gerekli olup, deneyimli hemşire ilacı ve dozunu kontrol eder.

Yöntem

1. İşlem hastaya açıklanır. Yatarak pozisyon verilir, kalça ya da uyluk açılır.
2. Doğru dozda ilaç, gerekiyorsa sulandırılarak enjektöre çekilir. Enjektör iğnesi değiştirilir ve havası çıkartılır.
3. Enjeksiyonun yapılacağı alan silinir. Bu alan genellikle kalçanın 1/4 üst kısmı ya da uyluğun 1/3 üst dış yanıdır.
4. İğne deriye düz bir açıyla uygulanır.
5. Enjektörün pistonu geriye doğru çekilerek, iğnenin kan damarında olup olmadığı kontrol edilir. Kan gelmiyorsa ilaç enjekte edilir.
6. Enjeksiyonun yapıldığı alana pamuk konur ve iğne hızla ve düz bir açıyla geri çekilir. Alan temizlenir.
7. Tedavi tabelasına ilacın yapıldığını göstermek amacıyla imza atılır, saat kaydedilir.
Not: Doktor aksini söylemedikçe iki ilaç aynı alana enjekte edilmemelidir.

Hastaya Uyarı ve Öneriler

İlaç uygulanan bölge kızarır ve şişerse hastaneye geri gelinir.