Obezite İlac Tedavisi Santral Etkili İlaclar

Santral Etkili İlaçlar, Obezitenin İlaçla Tedavisi

İştah kesiciler etkilerini 3 yolla göstermektedir.
katekolaminler üzerinden etki (amfetaminler, noradrenerjik ilaç­lar, noradrenerjik (a - agonist)
serotonin üzerinden etki (fenfluramine, dexfenfluramine, fluox-etine)
diğerleri: opiate reseptör blokerleri, serotonin prekürsörü (trip-tofan), amino asidler (phenylalanine)

Amfetaminler: Dextroamphetaminin narkolepside kullanılması sı­rasında kilo kaybına neden olduğunun görülmesi sonucu iştah kesici olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1995 Physician's Desk Reference (PDR) 4, amfetamini obezite tedavisi listesinde hala göstermektedir. Dextroamphetamine (Dexedrine), Dextroamphetamine ve ampheta-mine kombinasyonu (Biphetamine) ve methamphetamine (Desoxyn) sınıf II ilaçlardır ve çocuklardaki dikkat eksikliği ile giden davranış ku­surlarında kullanılmaktadır. Benzphetamine (Didrex) sınıf III ilaçtır. Obezite tedavisi dışında başka bir endikasyonu yoktur. Bunlar presi-naptik nöronlardan noradrenalin ve dopamin salınımını uyarırlar (9). Bu ilaçların anorektik etkileri noradrenerjik yoldaki, öfori ve uyarıcı etkileri ise dopaminerjik yoldaki etkilerinin sonucu olarak ortaya çık­maktadır (10). Bu ilaçların öfori ve uyarıcı olarak amaç dışı kullanım­ları nedeni ile günümüzde obezite tedavisinde kullanımları terkedil­miştir.

Noradrenerjik ilaçlar:

İştah kesici özelliği olan ancak kötüye kullanımı olmayan bu ilaç­lar amfetaminlerin yerine kullanılmıştır. Diethylpropion, phendimet-razine, phentermine; beta-phenethylamine deriveleridir. Bu ilaçlar norepinefrin salınımını uyarırlar. Mazindol, trisiklik, bileşiktir ve no-repinefrinin geri alımını engeller. Bu gruptaki bütün ilaçlar hipotala-mik uyarı ile yiyecek alımını azaltarak kilo kaybına yol açarlar.

Scoville ve ark. 210 çift kör çalışmanın analizini yapmışlar ve bu ilaçların plaseboya göre daha etkili olduğunu ortaya koymuşlardır (11). Bütün hastalar göz önüne alındığında ilaçla tedavi edilen hasta­larda plaseboya göre 0.25 kg/hafta daha fazla kilo kaybı sağlanmıştır.

Noradrenerjik ilaçların ortak yan etkileri vardır. Genellikle hafif şid­dette olmak üzere insomnia, ağız kuruluğu ve huzursuzluk hissi bun­lar arasındadır. Bu yan etkilere 2 hafta gibi kısa sürede tolerans gelişir.

Bu grup ilaçlar, MAO inhibitörü kullananlarda kontraendikedir çünkü hipertansif krize yol açabilirler.

Noradrenerjik ilaçlar glokomu olan hastalarda kullanılmamalıdır. Hi­pertansif hastalarda, antihipertansif tedavi ile birlikte kullanılabilirler.

Fenfluramine ile kombine edildiğinde plaseboya oranla belirgin ki­lo kaybı olmaktadır(12)

Noradrenerjik a 1 agonist:

ocı adrenerjik reseptörlerin uyarılması yiyecek alımını azaltmakta­dır. Phenylpropanolamine'nin etkiside bu yöndedir. Hipertansiyon te­davisinde kullanılan oc-1 adrenerjik antagonistler ise yiyecek alımını artırmaktadır. Hayvanlarda paraventriküler nukleustaki a-2 adrener­jik reseptörlerin uyarımı, başta karbonhidrat olmak üzere yiyecek alı­mını artırır. Bir a-2 adrenerjik antagonist olan Yohimbinin kadınlar­da kilo kaybına neden olduğu gösterilmiştir (13). Perifornical alanda -adrenerjik reseptörlerin uyarımı ve periferik fi-3 adrenerjik reseptör­lerin uyarımı da yiyecek alımını azaltmaktadır. Ratlarda ve farelerde fc-3 agonistler hızla kilo kaybına yol açmaktadır. Phenylpropanolamine, FDA tarafından "obezite tedavisinde olasılıkla etkili ilaçlar" sınıfına so­kulmuştur. İştah kesici ve dekonjestan olarak kullanılmaktadırlar. Ki­lo verdirmede, diğer noradrenerjik ilaçlara oranla daha az etkindir (14), ve plaseboya göre daha fazla etki sağlamamaktadır. 75 mg'lık günlük doz aşılmadığında, kan basıncı üzerine kötü etkisi yoktur.

Serotoninerjik ilaçlar:

Serotonin reseptörlerinin yiyecek alımında belirgin etkileri vardır. Bir serotonin (5-HT) antagonisti olan cyproheptadin yiyecek alımını artırmakta ve kilo artımına neden olmaktadır. 5-HT1A reseptörlerinin uyarımı yiyecek alımını artırırken, 5-HT 1B/1D veya 5-HT2c reseptör­lerini etkileyen ilaçlar (örn: mecoprop, quipazine) yiyecek alımını ar­tırmaktadır (15). Fenfluramine, kimyasal yapısı amfetaminlere çok benzeyen bir Is-phenethylamine'dir. Bu benzerliğe rağmen farklı etki mekanizması ve farklı yan etki profili vardır. Dekstroisomerinin daha etkin olduğu gösterilmiştir. Dexfenfluramine, fenfluraminin dekstro stereoisomeridir. Fenfluraminin aksine sadece serotonin agonistidir ve dopaminerjik ve sempatomimetik etkisi yoktur (16). Serotoninin hem salınımını uyarır hem de geri alımını engeller. Sonuçta beyinde­ki serotonin düzeyleri artar. Sonuç olarak, hipotalamik etki ile yiye­cek alımını azaltır Dexfenfluramine ile yapılan çalışmalarda enerji a-lımını azalttığı gösterilmiştir (tablo 4,5). Dexfenfluramine diyete bağ­lı termogenezi artırır (17), lipogenezi azaltır (18), gastrik boşalma hı­zını azaltır (19) ve vücut ağırlığı set-point'ini düşürür (20).

Bozulmuş yeme davranışları, genellikle disforik duygu durumu ve vücut ağırlığını kontrol etme güçlükleri olan klinik sendromlar ile kendini gösterir ve kilo artışına yol açar. Yiyecek alımındaki artış tüm gıdalarda eşit olarak oluşmamakta, seçici olarak karbonhidrat açısın­dan zengin, özellikle bol şeker ve yağ içeren yiyecekler seçilmekte­dir. Bozulmuş yeme davranışı olan hastalar sanki serebral serotonin eksikliklerinin karbonhidrat alımı ile beyine triptofan geçişinin ve se­rotonin sentezinin artması ile düzeldiğini biliyormuşcasına davranır­lar. Eğer böyle ise serebral serotonin düzeylerini artırabilen ilaçlar, tatlı-yağlı, yüksek kalorili, karbonhidrattan zengin yiyeceklerin aşırı a-lımını normalleştirerek kilo kaybı sağlayabilmelidir. Selektif bir sero-tonerjik olan dexfenfluramine, aşırı karbonhidrat alımının azaltılma­sında ve karbonhidrat alımı oransız olarak arttığı zaman etkili olmak­tadır (21). Diyabetik hastalarda açlık kan şekerini düşürmekte ve in-sülin duyarlılığını artırmaktadır (22). Obezite İlaç

İlacın kullanımıyla oluşan yan etkiler plasebo kullanımından farklı değildir. Ancak halsizlik, diyare ve ağız kuruluğu plasebodan biraz da­ha sık olarak ortaya çıkmaktadır. Nadiren uyku hali, baş dönmesi, pol-lakiüri, başağrısı, reaktif depresyon, uykusuzluk ve anksiyete görül­mektedir. Yan etkiler hafif veya orta derecededir ve tedavinin kesil­mesine gerek kalmaz. Geri dönüşlü ve geri dönüşsüz pulmoner hiper­tansiyon uzun dönemdeki tedavide vaka raporları şeklinde literatürde yer almaktadır, ancak direk etkisi gösterilememiştir. Bu komplikasyo-nun görülme oranı 1:20000 ile 1:100000 olarak tahmin edilmektedir (23). Candan ve ark. 3 aylık dexfenfluramine tedavisinden sonra pul­moner arter basıncında değişiklik olmadığını bildirmişlerdir (24). Yi­ne de pulmoner hipertansiyonun bulguları olan dispne, senkop, gö­ğüs ağrısı, çarpıntı, ve kalb yetmezliği belirti ve bulguları varsa ilaç kesilmelidir.

Dexfenfluramine günde 2 kez 15 mg önerilmektedir. Diyet ile bir­likte uygulanması gereklidir. Genel olarak 3 aylık tedavi ile yeterli so­nuç alınmaktadır, ancak grade III obezitesi olanlarda daha uzun süreli kullanılabilir. Hepatik ve renal yetmezlikli hastalarda kullanılmamalı, MAO inhibitörleri ile verilmemelidir. Glokomlu hastalarda kontraendi-kedir. Dexfenfluramine, SSS depresanlarının, antihipertansif ilaçların, trisiklik antidepresanların ve sulfonamidlerin etkisini artırabilir.
3 ay süre ile dexfenfluramine ve plasebo vererek yapılan randomize çift kör kontrollü bir çalışmada, dexfenfluramine grubunda (ortalama 5.2±2.5 kg) plasebodan (2.6±2.9 kg) daha anlamlı kilo kaybı olduğu sap­tanmıştır (25). 3 ay süre ile dexfenfluramine verilerek 61 hastada yapılan açık, plasebo kontrolsüz bir çalışmada ortalama 13 kg ağırlık kaybı sağlanmıştır (26). Ekşioğlu ve ark benzer sonuçları bildirmiştir (27). Konser-vatif tedavi yöntemleri (diyet+egzersiz+psikoterapi) ve bu tedavi yöntem­lerine dexfenfluramine ekleyerek yapılan bir çalışmada ise, kilo kaybının dexfenfluramine verilen grupta daha fazla olduğu gözlenmiştir (28).

Fluoxetine:

Fluoxetine depresyon tedavisi amacıyla geliştirilmiş ne trisiklik ne de tetrasiklik olan, fakat phenylpropylamine'in oxytrifluorophenyl derivesidir. Selektif serotonin geri alım inhibitörüdür. Serotonin salı-nımını uyarmaz, serotonin agonisti de değildir. 60 mg/gün dozunda kullanıldığında plaseboya oranla belirgin kilo kaybına neden olduğu gösterilmiştir (36,37). Benzer bir antidepresan olan sertraline'in kilo kaybına neden olduğunu gösteren bir çalışma yoktur. Darga ve ark. fluoxetine ile yaptığı çalışmada, 6 aylık sürede ortalama 12 kg kadar kilo kaybı sağlanmıştır. Ancak tedaviye devam edildiği halde sonraki 6 ayda kilo artışı olmuştur. Bu, 6 aylık tedaviden sonra kilo kaybında bir plato oluşmadığını ve bazı hastalarda tedaviye devam etmekle u-zun dönemde yararın devam etmediğini göstermektedir (38). Bu du­rumun daha iyi ortaya konabilmesi için başka çalışmalara gerek vardır.

Sibutramine:

Sibutramine, cyclobutyl grubu eklenmiş fs-phenylethylamine'dir. Sibutramin ve demetilasyon metabolitlerinden ikisi biyolojik olarak aktiftir. Hem norepinefrin hem de serotoninin spesifik geri alım inhi­bitörüdür. Oral alımı izleyerek karaciğerde metabolize olur ve yanlan­ma süreleri 14-16 saat kadar uzun olan, iki aktif metaboliti oluşur. Do­za bağımlı olarak kilo kaybı sağlamaktadır (şekil 4)(39,40). 1 mg ve 5 mg lık dozlarda plaseboya oranla anlamlı kilo kaybına neden olmaz­ken, 10-15 ve 20 mg dozlarda anlamlı kilo kaybının olduğu saptanmış­tır (41). 485 obez hastada 10, 15 mg sibutramine ve plasebonun 12 aylık sürede kilo kaybı üzerine etkileri değerlendirilmiştir. Başlangıç­taki kiloya göre %5 oranındaki kayıp plasebo grubunda %29 iken 10 mg/gün sibutramine ile %56, 20 mg/gün sibutramine ile %65'i bul­muştur. Başlangıçtaki kiloya göre %10 kilo kaybı ise plasebo grubun­da %8, 10 mg/gün sibutramine ile % 30 ve 15 mg/gün sibutramine i-le %39 bulunmuştur (42). Dexfenfluramine ile karşılaştırılmalı çalış­mada plaseboya göre her ikisinin de anlamlı derece kilo kaybına ne­den olduğu (43), 12 hafta süre ile yapılan diğer bir çalışmada da 2x15 mg dexfenfluramine kullanan hastalarda 3-2 kg, 1x10 mg sibutrami-ne kullananlarda ortalama 4.5 kg kilo kaybı olduğu görülmüştür (44}. Sibutramine, tip 2 diyabetik hastada 15 mg/gün dozunda 12 haftalık süre ile kullanıldığında HbAlc de %0.4 düşme sağlamıştır (45). Hem sistolik hem de diastolik kan basıncı üzerinde 2 mmHg lık bir artış ne­deniyle sibutramine kullanımında kan basıncının monitorize edilme­si gerektiği önerilmektedir (46). Esmer yağ dokudaki etkileri ile de­ney hayvanlarında oksijen uptake'ini (termogenez) artırmaktadır (47). Yan etkisi iştah azalması, konstipasyon, ağız kuruluğu ve insom-nidir. Kan basıncında ve kalb hızında orta derecede artışa neden ol­makta ancak verilen doz aralığında iyi tolere edilmektedir (48).

12 hafta süre ile çok merkezli, çift kör ve plasebo kontrollü yapı­lan çalışmada 5 mg, 10 mg, 15 mg Sibutraminin etkisi ve güvenirlili­ği değerlendirilmiştir. Plasebo grubunda kilo kaybı 1,4±0,5 kg iken, 5 mg sibutramin ile 2,4±0,5 kg ; 10 mg sibutramin ile 5,1±0,5 kg; 15 mg sibutramin ile 4,9±0,5 kg kilo kaybı olmuştur (48b).


Çift kör, plasebo kontrollü çalışmada, diyet yapmayan 20 kadın hasta plasebo, 10 mg ve 30 mg plasebo 14 gün verildikten sonra 14 gün ara verilerek, yiyecek alımı ve açlık ve tokluk sınırları araştırılmış­tır. 7 günde plaseboya göre 30 mg sibutramin % 23 enerji alımını azalttığı 14 günde plaseboya göre 10 mg sibutramin % 19, 30 mg sibu­tramine, % 26 azalma sağlamıştır (48c).

1997'de FDA onayı almıştır, 1998'den itibaren ABD'de 1999 Mayıs ayından itibaren de Türkiye'de kullanılmaya başlanmıştır. Obezite İlaçları

Difenilhidantoin

EEG anormaliği olan hastalarda difenilhidantoin kullanılırken, bunlardan obez olanlarda kilo kaybına neden olduğu farkedilmiştir. Ağırlık azaltıcı etkisi kompulsiv yeme bozukluğu olanlarda daha iyi gözlenmiştir. Öğünleri ve ara öğünleri abartılı olanlarda EEG kayıtları incelendiğinde anormal elektriksel boşalımlar gösterilmiştir. Obezitenin kompulsiv tipte yeme davranışı bozukluğu ve epileptik EEG bulgularına eşlik ettiği hastalar için seçilecek ilaç grubudur (49).

Dopaminerjik ilaçlar:

Dopaminerjik reseptörlerin yiyecek alımında etkili olması, bir do-pamin Dİ reseptör antagonisti olan sulpiridin yiyecek alımını artırma­sı ile ortaya konmuştur.

Histaminerjik ilaçlar:

Histamin sisteminin, histidindecarboxylase'ı parçalayan oc-fluoro-methylhistidine ile blokajı veya histamin etkisini antagonize eden elorpheniramine veya meperamine verilmesi yiyecek alımını azalt­maktadır. Chlorpromazine, thioridazine, meşoridazine gibi zayıf nö-roleptiklerin serotonin reseptörleri üzerine olan etkileri kadar hista­min reseptörlerini de etkileyerek kilo artışına yol açabilirler (50).

y-aminobutyric acid (GABAerjik) ilaçlar:

y aminobutyric acid reseptörleri, beyinde etki ettiği bölgeye bağlı olarak yiyecek alımını azaltmakta veya artırmaktadır. GABA agonistle-rinin ventromedial hipotalamusa enjekte edilmesi ile yiyecek alımı artmakta, lateral hipotalamusa enjekte edilmesi ile yiyecek alımı azal­makta, GABA reseptörlerini bloke eden Bicucculine' de yiyecek alımı­nı azaltmaktadır (51). Obezite İlacı

Nasil Kilo Verilir Kilo Verme Yontemleri

Kilo vermeye yönelik yöntemler, Nasıl Kilo Verilir

A) Diyet
B) Davranış Tedavisi
C) Egzersiz
D) İlaç tedavisi
E) Cerrahi tedavi dir.

Kilo kaybının uzun dönem yararları:

Daha iyi yara iyileşmesi
Daha az enfeksiyon
Daha az eklem sorunu (destrüktif osteoartrit) Daha az NIDDM'e eğilim
Daha az tromboembolizm
Daha düşük mortalite

Bütün veriler ve bilimsel mantık bir araya getirildiğinde obezite bir hastalıktır ve tedavi edilmelidir. Obezite bir enerji dengesi sorunu oldu­ğuna göre, tedavinin ana ilkesi enerji alımının kısıtlanması şeklinde ol­malıdır. Ancak, zayıflama rejimi verilemeyecek bazı hastalar da vardır. Örnek olarak tüberküloz, sürrenal korteks yetmezliği, kolitis ülseroza, rejiyonal enteritte diyet önerilmez. Bu durumlarda şişmanlık zaten na­dirdir. Ama, aşırı şişmanlama eğilimi gösterirlerse diyet önerilebilir. Gutlu hastalarda zayıflama diyetleri sırasında ürik asit düzeyleri artabi­lir, gut krizleri sıklaşabilir, ağırlaşabilir. Kolon divertikülleri de hızlı za­yıflama rejimi için sakıncalıdır. Kararsız psişik yapısı olan şişmanlarda hızlı zayıflama rejimleri sırasında depresyon veya psikoz gelişebilir. Bu hastalar diyet önerileri ve buna uyumu yakından izlenmelidir (7). Obezite İlacı

Kilo kaybı sağlamada asd elemanlar

1. Deneyimli bir ekip
2. Hazırlanmış olan diyet, davranış ve egzersiz programları
3. Yeterli donanım
4. Belirlenmiş hedefler
5. Hastanın genel sağlık değerlendirmesi
6. Düzenli izlem ve monitorizasyondur.

Obezite tedavisi, sabırlı olmayı ve yeni bir yaşam alışkanlığının ka­zanılmasını gerektirir. Hastaların sınırlı ancak çeşitli şeyler yemeye ra­zı olmaları gerekmektedir. Ayrıca, uzunca bir süre açlık hissi çekecek­leri kendilerine anlatılmalıdır. Hastaya neden zayıflaması gerektiği an­latılmalı ve tedaviye istekli ve katılımcı davranması için özendirilme­lidir. Obezite tedavisinde ilaçların kullanılması konusunda oldukça yoğun tartışmalar ve görüş ayrılıkları vardır. Günümüzde bu konuya i-lişkin pekçok ilacın varlığına rağmen, güvenle kullanılabilecek uzun dönem etkinlik ve güvenlik araştırmaları yapılmış olan ilaç sayısı çok azdır.

Obezite Tedavisinde Kullanılan İlaçlar

Obezitenin ilaçla tedavisindeki hedefler:

1. Hem hedeflere uygun kilo kaybını hem de bunun devamını sağlamak
2. Birlikte bulunması olasılığı yüksek olan diğer hastalıkların riski­ni azaltmak ve oluşmuş ise tedavisini sağlamak
3. Uzun süreli belki hayat boyunca sürebilecek bir program hazırlamak
4. Başlangıç kiloya göre %5-10 azalma sağlamak
5. Haftada yaklaşık 1 kg kayıp sağlamak

İlaç tedavisinin başlangıcında, obezitenin birlikte getirdiği riskler ve diyet tedavisine alınan yanıt değerlendirilir. Ciddi riskler taşıyor ise diyet ile birlikte ilaç tedavisi veya 3 aylık diyet ve egzersiz progra­mından sonra hedeflenen kilo kaybı sağlanamamışsa ilaç tedavisi uy­gulanır

Obezite tedavisinde başarı kriterleri:

1. Başlangıç kiloya göre %10 dan fazla kilo kaybı ve bunun 1 yıl sü­re ile korunması
2. Daha az kilo kaybı ile, birlikteki hastalıkların riskinde azalma
3- Uzun dönemde obeziteye ilişkin morbidite ve mortalitede azal­ma

Obezite tedavisinde kullanılacak ilaçlardan beklenen, obezite olu­şumuna neden olan etiyolojiye uygun bir etki göstermesidir . Yani; e-nerji alımını azaltması veya besinlerin emilimini engellemesi, enerji harcanmasını artırması veya enerji kaybı sağlaması, ideal kiloya inin­ce o düzeyi koruması gerekir. Enerji harcanmasının artırılması ve be­sinlerin emiliminin engellenmesine yönelik ilaçlar konusunda araştır­malar devam etmektedir. Bu nedenle, günümüzde obezite tedavisin­de kullanılan ilaçlar iştahın azaltılmasına yöneliktir (8). Etiyopatogenezdeki çeşitlilik nedeniyle günümüzde değişik farmakolojik tedavi hedefleri araştırılmaktadır.

Obezite tedavisinde araştırılan farmakolojik bileşikler:

1. 133 adreneseptörler
2. Leptin reseptör isoformları
3. MC-4 reseptörleri
4. UCP2 (Uncoupling protein)
5. Kompleman aracılıklı yağ hücresi eriticileri
6. Nuklear sentezi engelleyenler
7. Genleri etkileyebilecek ilaçlar
8. G-protein coupled reseptör mRNA uyarıcıları
9. Esmer yağ dokusu atrofisiyapıcılar
10. TNF a (tümör nekroz faktör-alfa)dır.

Obezitenin tedavisinde kullanılan ilaçlar

1. Santral etkili ilaçlar (iştah kesiciler),
2. Periferik etkili ilaçlar (termogenik ilaçlar)
3. Gastrointestinal sistemde etkili olan ilaçlar
4. Hormonlar
5. Diğer tedaviler olarak gruplandırabilir.

Obezite İlaclari ve İlacla Tedavisi

Obezitenin İlaçla Tedavisi, Obezite İlaçları

Yüzyılımızın kazandırdığı toplumsal ve ekonomik gelişmeler sonu­cunda, yetersiz beslenme sorunu yerini aşırı kiloya bağlı sağlık sorun­larına bırakmıştır. Ekonomideki iyileşmenin yanında gıda teknoloji­sindeki gelişmeler, reklamların albenisi de kalorili ürünlerin çokça tü­ketilmesine katkıda bulunmaktadır. Yurdumuzda da obezite günü­müzün önde gelen sorunlarından biri olmaya başlamıştır. Eskiden a-ğırlık artışı önemli bir üstünlük gibi algılanırken bugün aynı düşünce sürmemektedir. Türkiye'de obezitenin sıklığı konusunda yaygın bir çalışma yoktur. Bölgesel çalışma sonuçlarına göre obezite sıklığı %20-25 dolayındadır. Obezitenin oluşumunda bazı özellikler gözönünde tutulmalıdır. Öncelikle yemek yeme alışkanlığına ilişkin geleneksel ö-zellikler ile, yemeklerin kaloriyi artırıcı biçimde hazırlanış özelliğinin olması bu konuda en önemli hazırlayıcı faktörlerdir. Buna her olayın yemekle kutlanması gibi gelenekler eklenince olay daha anlaşılır olmaktadır.

Sağlık için yapılan harcamalara ilişkin veriler, obezite ve tedavisi­nin pahalı bir sağlık hizmeti olduğunu göstermektedir. Obeziteye eş­lik eden diğer hastalıklar da varsa harcanan bedel daha da artmakta­dır. Gelişmiş ülkelerde, vücut ağırlığındaki artış ve buna bağlı oluşan hastalıkların tedavisi için yeni yönelimler oluşturulmasının gerekliliği anlaşılmıştır. Bunlar, sağlıkta uzun dönem kazançların elde edilmesi­ne yönelik tedavi biçimleri yanı sıra gıda bileşimine, gıda alımına ve fiziksel etkinlik artırıcı olanaklara yönelik koruyucu girişimleri de i-çermelidir. Obezite; hipertansiyon, hiperlipidemi, diyabet gibi kro­nik bir hastalıktır, bu nedenle tedavisi de ömür boyu sürmelidir. Tedavi, teorik olarak basit gibi görünse de pratikte oldukça güçtür.

Obezitenin varlığını ortaya koymada en sık kullanılan yöntem vü­cut kitle indeksidir (BMI). WHO sınıflamasına göre kilo (kg)/boy2 (m2)

25-29.9 ise grade 1 obezite
30-39.9 ise grade 2 obezite

40 ise grade 3 obezite vardır. Obezitenin tanımlanmasında, bel/kalça oranı da kullanılmaktadır.
Vücut yağ dağılımı ise değişik yöntemlerle ölçülebilmektedir

Aşırı kilolu olmanın; genetik ve metabolik bir eğilimden kaynakla­nan ve ölümcül ikincil hastalıkları şiddetlendirmesi yanı sıra yakınmalara yol açan bir durum olması onaylanmış ve aşın kiloyu te­davi etmenin gerekliliği ortaya çıkmıştır. BMI artışı ile mortalitedeki artış arasında ilişki vardır

Semptomların düzelmesi için her zaman ideal kiloya inilmesi zo­runlu değildir. Başlangıçtaki kilo kaybı ile ilk düzelen semptomlar so­lunum güçlüğü ve yorgunluk, varsa diyabetik semptomlar ve angina-dır. Menoraji, oligomenore ve infertilite gibi menstruel bozukluklar genellikle diyete başladıktan 2 ay sonra ve yaklaşık 7 kg'lık kayıp so­nunda düzelebilmektedir. NIDDM, bacak ödemi, sellulit, hirsutizm ve uyku apnesinin düzelmesi için daha kalıcı kilo kaybı gereklidir (2). Kilo kaybı ile tüm nedenlere bağlı mortalite %20 azalırken, kanser ö-lümlerinde azalma %37, diyabete bağlı ölümlerde %44, koroner kalb hastalığından ölümlerde %9 azalma olmaktadır (3,4).

Obezite tedavisi için kilo kaybı gereklidir, ancak bu doktorun ve hastanın tek kaygısı olmamalıdır. Doktor kilodan değil obez hastadan sorumludur. Asıl amaç kiloyu ne pahasına olursa olsun düşürmek değildir.
Orta derecede jinoid obezitesi olan ancak risk grubunda yer al­mayan hastalarda, özellikle tıbbi yardım istemedikleri sürece, genel­likle tedavi gerekli değildir. (Obezite İlaç)

Vücut görünümünün bozulması nedeniyle başvuran ve normal kilolu olan hastalarda, özellikle genç kızlarda, kilo kaybı yararsızdır ve anoreksia nervoza ya da bulimia'yı tetikleyerek tehlikeli olabilir.

Depresif hastalarda, depresyon obeziteden kaynaklanıyor gibi görünse bile önce depresyon tedavi edilmelidir. Obezite tedavisi bu hastaların duygu durumlarına zarar verebilir.
Gerçek obezite vakalarında tedavinin hedefleri:

1. Aşırı kiloya ve/veya obezitenin sonuçlarına bağlı riskleri azalta­rak obez hastanın sağlığını düzeltmek yani yaşam kalitesini artırmak

2. Tedavinin yan etkilerinden kaçınmak ve yinelenmeyi önlemek­tir.
Obezite tedavisinin temel bileşenleri
Hastanın değerlendirilmesi, bilgilendirilmesi
Enerji alımının diyet ile azaltılması
Davranış değişikliği
Yeniden kilo alımının engellenmesidir

Günlük enerji harcanmasının %55-70'i istirahatteki metabolik hız (RMR) ile, %10-15'i yiyeceklerin termik etkisi ile, %15-20'si fizik eg­zersiz ile sağlanır. Burada en fazla payı olan RMR, yağsız vücut kitesi ile yakından ilişkilidir. Obezlerde RMR artmıştır, çünkü obezlerin yağ­sız vücut kitlesi de artmıştır. Ek olarak obezlerin egzersizi sırasında daha çok enerji harcanır, çünkü bu hareketlerin yapılabilmesi için vü­cut kitlesinin de artırılması gerekir. Hastalar kilo verdikçe RMR' de düşer. Bu yağsız vücut kitlesinin de azaldığını gösterir. Sonuçta egzer­siz sırasında kaybedilen enerji miktarı azalır. Enerji harcanmasında eg­zersizin rolü az olsa da, yararlı kardiyak etkileri yanında yağsız vücut kitlesinin korunmasını ve insülin duyarlılığını sağlar.