Radyoaktivite Kirliligi

Radyoaktivite Kirliliği

Canlılar potasyum, kalsiyum, uran ve radon gibi doğal radyonuklidler ve on­ların parçalanma ürünlerinin yerden ışınlanması ve kozmik yüksek ışınların etkisi altındadır. İnsan tarafından yapay olarak tesis edilen ışın kaynakları, çekirdek patla­maları ve reaktörler, tıp ve araştırmalarda kullanılan röntgen aletleri ve radyoaktif maddeler, bunlara ilave edilebilir. Işın kaynakları, parçacık ışını veya elektromanye­tik dalgalar ya da her ikisini birden yayabilir. Parçacık ışınları olarak alfa (helyum çekirdeği), beta (elektronlar) ışınları, proton ve nötron ışınlarını sayabiliriz. Elektro­manyetik ışınlara ise röntgen ve gama (UV-ışınları gibi) ışınları dahildir. Işınlar hücredeki DNA ve diğer moleküllere olumsuz etki yapar ve tehlikeli olur. Bu ise hücrelerin ölümüne veya kanserleşmesine yol açar.

Işın etkisi hücredeki moleküllerin iyonize olmasına dayanır. Böylece mutasyonlar ortaya çıkabilir ve hücreler ölür. Işınların etkinliği çeşitli birimlerin yardımı ile gösterilir. (Doğal Radyoaktivite)

a) Radyoaktif bir maddenin aktivitesi BEKEREL (=Bq) olarak ifade edilir. 1 Bq, bir saniyedeki çekirdek yıkımına eşdeğerdir.

b) Işın enerji akımı olarak da ifade edilebilir. Çeşitli atom çekirdekleri parça­lanmalarında ışını farklı enerji şeklinde açığa çıkarır. 1 kg'lık bir kütle 1 joullük ışın enerjisini emerse, ışığın enerji dozu 1 J/l kg'dur.

c) Işının canlıya etkisi sadece her kütle birimi tarafından emilen enerjiye bağlı olmayıp aynı zamanda ışının çeşidi de onu emen organa bağlıdır.

Örneğin belli bir enerji dozuna sahip alfa ışını daha yüksek enerji dozlu beta ışınının hücreye yaptığı etkinin aynısını yapar (biyolojik eşdeğerlik = ekuivalenz). Eşdeğer doz, enerji dozu ve değerlendirme faktörünün ürünü olup Sievert (Sv)le ölçülür. Röntgen ve beta ışınları için değerlendirme faktörü l'dir.

Radyoekoloji Nedir

Radyoekoloji

Radyoekoloji, bitki ve hayvanların radyoaktif maddelerle ve özellikle de fiziko-kimyasal ve fizyolojik kurallar ile onların madde çevrimi içine alınma ve birikmesi gibi karşılıklı ilişkileri araştırır. Mümkün olduğunca çok organizma veya organizma birlikleri ve dış koşullar da dikkate alınarak, doğal ve yapay RADYONUKLİD lerin örneğin K-40, Toryum-232 vd. gibi, karasal ve sucul ekosistemlerdeki canlılara olan etkileri araştırılır.

Radyoaktif ışının etkilerinin biyolojik yayılım mekanizmasında görülmesi yanında, ayrı ayrı organizma, populasyon ve yaşama birliklerine yaptığı etki daha da önemlidir. Radyoaktif ışına duyarlı ekosistemin üyeleri ve nihayet insana yaptığı et­kilerin önemi çok daha büyüktür.

Radyonuklidlerin Abiyotik Dağılımı

Bugün yüksek aktiviteye sahip atık maddeler kapalı kaplarda saklandığı halde, orta ve düşük aktiviteli gaz ve atıksu ve diğer smayi atıkları seyreltik halde biyosfere gönderilmektedir. Bu şekilde kontrol dışı havaya gönderilen radyonüklidler atmos­ferde çok hızlı ve geniş bir şekilde yayılır. Bu maddelerin difüzyon, sedimentasyon ve özellikle hava ve sudaki akıntılarla, dünyanın her tarafına gitmesi mümkündür. Atmosferde olaylanan sirkülasyon hareketleri, bu maddelerin orada eşit bir şekilde yayılmasını engeller. Yerüstünde yürütülen atom bombası denemeleri bunu doğrular.

Gaz şeklinde atmosfere gönderilen yıkım ürünleri, beta parçalanması nedeniyle elektriki olarak yüklenir. Bu da onların kolayca "AEROSOLE" birikmesine yol açar. Aynı şekilde rüzgarın etkisi ile radyoaktif kum ve toz da çeşitli yönlere doğru dağılır. Sedimentasyona uğrayan veya yağmurla yıkanan tanecikler de bu yolla atmosfere geçer. Radyom-226, Plutonium-239 gibi yarılanma süresi uzun olan radyonük-lidlerde bu mekanizmanın önemi çok büyüktür.

Nükleer enerji ve teknik kullanan kuruluşlardan atılan radyoaktif gazların ya­yılışını önceden söyleyebilmek için çeşitli yardımcrmaddeler geliştirilmiştir; ama bunların pratikte kullanımı başarılı olamamıştır. Yerel ve zamana bağlı olan farklı meteorolojik koşulların olmasının da gösterdiği gibi, bu maddelerin yayılışını tam ölçmelerle vermek mümkün değildir. Oysa bu ölçümlerin çok dikkatli ve duyarlı bir şekilde yapılması zorunludur.
Topraktan giren radyoaktif akıcı maddeler, taban suyu kanalı ile yüzey suyuyla temasa geçer. New York'taki West Valley işleme tesislerinde, katı atıklar toprağa gömülmüştür. Çevredeki nehirlerin % 15-20'sinin radyoaktivitesi bu depodan kay­naklanmaktadır. Bu şekilde nehirlere geçerek biriken birçok kimyasal madde ile bir­likte radyoaktif maddeler de denizlere geçmiş olur. Bunlara ilaveten deniz tabanındaki radyoaktif mezarlıklardan da bazı maddeler doğrudan denize geçer. Okyanusların sabit tabakaları olmadığı anlaşıldıktan beri, yüksek aktiviteli atıkların büyük oranda deniz­lere depolanmasından kaçınılmakta ve yüksek radyotoksik atıkların derin kuyularda saklanma yoluna başvurulmaktadır.

Bütün bu olumsuzluklara ve uluslararası yaptırımlara rağmen, deniz ve nehirler­deki düşük ve orta aktivitedeki atık maddelerin gün geçtikçe artması, insanın kendi kendinin sonunu hazırladığı anlamına gelir. Etrafı denizlerle çevrili olan yurdumuzun radyoaktif atıkların depolanmak istendiği bir mezarlık olmaması için, hepimizin çok dikkatli olması ve bilinçlenmesi gerekir. Yakın çevremizde, radyoaktif madde kulla­narak işletime açılmak istenen reaktörlerin faaliyete geçirilmesini önlemek her doğaseverin görevi olmalıdır. Zira doğada daha henüz el bile sürülmemiş ve tehlike­siz olan birçok enerji kaynağı bizleri beklemektedir.

Dogayi Koruma Yollari

Doğayı Koruma Yolları

İnsanoğlu çevreyi kullanırken ekolojik yapı ve ilişkileri çok az önemser. Yani doğanın kendi doğal koşullarının geçerli olduğu yapısı, insanoğlunca kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirilir. Örneğin bataklık ve sulak alanlar kurutulur, dere ve nehir yatakları kazılır; tarla kenarındaki çit ve çalılıklar, arazi büyütülecek diye ortadan kaldırılır. Böylece bitki ve hayvanların yaşama alanları daralır veya yok edilir. Bu yüzden birçok bitki ve hayvan türünün nesli tükenmiş ya da tükenme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Bu olumsuzlukların temelinde, insanoğlunun sürekli olarak artan nüfusu önemli rol oynar. İkibinli yıllara doğru artan nüfusa bağlı olarak, soyu tükenen diğer canlıların tür sayısı da artmaktadır

Doğa Koruma Alanı

Birçok ülkede, bitki ve hayvan türlerinin populasyon düzeylerinin ne durumda olduğunu belir­lemek için KIRMIZI LİSTELER hazırlanır. Bunların görevi soyu tehdit altındaki, bitki ve hayvan
türlerini belirlemektir. Bu amaçla Almanya. Avusturya, İsviçre vd. Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, yurdumuz­da da bitki ve hayvan türleri için kırmızı liste­ler hazırlanmaktadır. Bu listeler da bazı kriterler, uluslararası kulanımda olduğu gibi, gözününde tutulur. Bu kategoriler şöyle sıralanır.

A GRUBU: Bu gruptaki hayvanlar yur­dumuzda çoğalır. B GRUBU: Bu gruptakiler, yurdumuzda çoğalmaz, beslenme ve transit göçleri sırasında, kışın ve göç mevsimi yurdumuzda izlenir. Bu gruplar alt gruplara ayrılır:

A.l .1. Soyu tükenen hayvan türleri bu gruba girer. Daha önce yurdumuzda yaşayan ama şimdi soyu tükenmiş olan Asya fili, yaban öküzü, yaban eşeği, aslan, çitah, Anadolu Leopan, yılanboyun kuşu ve kelaynak soyu tükenen örneklerdir.

Doğayı ve Çevreyi Koruma

A.1.2. Soyu tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olan türler bu gruba girer. Bunların nüfusları gözlendikleri çeşitli bölgelerde ancak 1-25 çifttir. Bunlara vaşak, sansar, ceylan, yaban koyunu ve keçisi, kunduz, Akdeniz foku, mersin balığı ve 28 kuş türü girer. Bu gruba giren kuş türlerine örnek olarak toy kuşu, mezgeldek, ürkeklik, sülün, turaç, dağ horozu, kadı kuşu, bağırtlak, dikkuyruk ördek, uhu, uludoğan, balık kartalı ve gri yalıçapkınmı verebiliriz.

A.2. Grubu, büyük tehlike altındaki türleri içerir. Bunların izlendikleri bölgelerdeki populas-yonları 26-50 çifttir. Deniz kaplumbağası, bozayı, kurt ve hatta tilki ile 62 kuş türü bu gruba girer. Kuş türlerine örnek olarak karabatak, pelikan, suna, şah kartalı, kınalı keklik, üveyik ve akbaba tür­lerini verebiliriz.

A.3. Grubundaki türler tehlike altında olup nüfusları 51-250 çifttir.
A.4. Grubuna giren türler, gizli bir tehlike altındadır, nüfusları 251 çiftten daha yüksektir. Bu türler, çevredeki değişim bu hızla gider ve doğa tahribatı artarsa, tehlike altına girerlar.

Çevre ve doğaya saygı, sevgi insanın kendi türünün devamını sağlar, yoksa bir gün farkında olmadan kendi sonunu hazırlar. Yeni bir türün oluşması 15-20 bin yılda gerçekleşir. Bu, türün ölümünün ne denli önemli olduğunu, somut bir şekilde izah etmeye yeter.