Sosyal Fobi ve Agorafobi Nedir

Sosyal Fobi Nedir, Sosyal Fobi Forum

Sosyal fobi, bireyin sosyal ortamlarda ya da perfor­mans gerektiren durumlarda utanıp küçük düşeceğini dü­şünerek nedensiz yere korkması durumudur. Hatta sosyal fobisi olan birey toplum içinde yemek yeme, konuşma ve basit eylemleri yapmaktan bile kaçınır. Fakat sosyal fobi psikiyatride anksiyete bozuklukları içerisinde yer alır. Böyle kişiler toplum içerisinde herkesin kendisini izlediği­ni düşünür, grup içerisinde küçük düşmekten korkarlar, hatta aralarında el sıkışma korkusu bile duyanlar vardır. Sosyal fobisi olan kişiler toplumdan kaçınmalarından do­layı olduğundan çok daha vasat ve negatif algılanabilirler. Sosyal fobisi olan vakalarla görüştüğümüzde pek çoğu ilk ifadelerinde çocukluk çağında diğer çocuklara kıyasla da­ha mahcup, ürkek ya da içine kapanık olduklarını belirt-seler de bu konudaki asıl gerçek olarak sosyal fobileri olan kişilerin ebeveynlerinin çocukluklarında yaptıkları ufak tefek hatalar sonrasında dalga geçtiklerini bu hata­larını tekrar tekrar onlara hatırlatarak utandırdıkları iler­leyen terapiler sırasında ortaya çıkmıştır. Utangaçlığa kar­şı zaten bir eğilimi olan kişilerin bu zaafları aileleri tara­fından özellikle çocukluk çağında değişik zamanlarda ya­rı şaka yarı ceza niyetiyle tekrar edilerek daha da pekişti­rilmiştir. Türk toplumunda maalesef utandırarak öğretme ya da cezalandırma yöntemi hâlâ kullanılan, eski ve çok çeşitli psikiyatrik problemler üreten bir yöntemdir. Bu du­rum da onları sosyal izolasyona ve yalnızlığa kadar götü­rebilir. Bu kişiler otuz kırk yaşlarına gelseler bile sosyal fobileri yüzünden karşı cinsle iletişim kurmaktan şiddetle kaçınmaktadırlar ve evlenmeyi çok isteseler bile evlenme­den yaşamlarına devam etmek zorunda kalabilmektedirler. Oysa sosyal fobiler ilaç tedavisi ve destekleyici bir te­rapi yöntemiyle kolayca tedavi edilebilmektedir. (Sosyal fobi çözüm)

Sosyal fobi oranı erkek ve kadında aynı mıdır? Diğer fobiler daha çok kadınlarda görülürken sosyal fobinin hem erkek hem de kadınlarda eşit oranda görül­mesi dikkat çekicidir. Bu gibi kişiler özellikle başkalarının önünde yemek yemek ve içmekten hoşlanmazlar, örneğin bir fincan ya da bardağı tutarken ellerinin titreyeceğinden çekinirler. Bu yüzden terleyebilir, ağızları kuruyabilir ve kendilerine birisinin baktığını düşündüklerinde yutkunma­ları bile güçleşebilir. Bu yüzden yemek davetlerinden kaçı­nabilir, yolda bir başka yolcunun karşısına oturmaktan çe­kinir, patronunun karşısına çıkmaktan hoşlanmaz, hatta mayo ile ortaya çıkamayabilir.

Özellikle başkalarının karşısında çalışmak zorunda olan öğretmen, doktor, memur, sekreter gibi değişik mes­lek grupları bundan etkilenebilir. Bu şekilde davranan bir kişi mesleğinde ilerlemekte güçlük çekebilir, çünkü devam­lı hedefini küçültmek zorunda kalır. .

Sosyal fobisi olanlar doktora gitmekten de kaçınır. Derdini söylemez. Bu nedenle bu durumları uzun yıllar gizli kalabilir. Utangaçlık ya da çekingenlik zannedilerek de hoş görülmesi yoluna gidilebilir ama bu da tedaviyi ge­ciktirir. Uzun yıllar sosyal fobiden muzdarip olmak nede­niyle giderek depresyona giren, alkole yönelen kişilere de rastlanır. Bazı sosyal fobikler alkol etkisi altında biraz ra­hatlayabilir ve geçici bir süre farklı davranabilirler. Bazı kişilerin alkol alınca daha sıcakkanlı ve sempatik oldukla­rı düşüncesi bu gözlemlerden de kaynaklanmaktadır. (sosyal fobi belirtileri)

Oysa sosyal fobisi olan insanlar aslında başkaları ile tanışmak ve ilişki kurmak isterler. Fakat ellerinde olmayan nedenlerle bunda güçlük çeker ve kendileri de bundan ra­hatsız olurlar. Ancak bu durumu bilmeyen çevre, onların insanları sevmediği, suratsız olduğu gibi bir izlenime kapı­labilirler ki, bu da sosyal ilişkileri daha da bozarak kısır döngüyü artırır.

Bazı sosyal fobikler dış görünümleri ile çok uğraşırlar, estetik cerrahi uzmanlarına başvurarak burun, kulak, ya da karınları ile ilgili düzeltme ameliyatları için talepte bu­lunurlar. Bazı sosyal fobikler ise bunu belli etmemek için çeşitli davranış şekillerine başvurabilirler. Örneğin devamlı konuşma, bunlardan biridir. Böylelikle başkalarının tepki­lerini görmezden gelme yolunu seçmiş olurlar.

Agorafobi Nedir, Agorafobi Tedavisi


Fobilerin en yaygın görüleni olduğu tahmin edilmekte­dir. Oldukça rahatsız edicidir. Yunancada "pazaryeri" an­lamına gelen agora sözcüğünden türetilmiştir. Bu gibi kişi­ler genellikle büyük alışveriş merkezi, kalabalık dükkanlar ve pazaryerlerine, ya da otobüs gibi kalabalık ulaşım araç­larına girmekten kaçınırlar. Yalnız kalabalık yerler değil, tüne! ve asansör gibi hemen çıkması mümkün olmayan yerlerden de uzak dururlar.

Deprem Fobisi Nedir

Deprem Fobisi Nedir?

Yaşadığımız büyük depremler ve kayıplar sonrası bir­çok kişide ruhsal problemler belirdi. Deprem korkusunun sürekli zihinlerde yer alması hatta bazı kişilerin uzun süre­ler evlerine girememeleri, girseler de uykularının bozulma­sı gibi durumlarla karşılaşıldı. Çoğu kişi zamanla bu kor­kularını yenmeyi başardı. İşin ilginç yanı, burada deprem gerçek bir tehlike oluşturmaktadır ve aslında korkulması da mantıklı bir durumdur. Ancak sürekli korku gündelik yaşamla bağdaşmamakta ve kişinin gerekli tedbirleri elin­den geldiğince alsa da gündelik yaşama uyum sağlaması kaçınılmaz olmaktadır. Tabii depremin yol açtığı tek sorun fobiler değil. Bu kadar büyük bir felaket sonrasında insan ilişkileri de zarar gördü, ekonomik olanakları daralanlar oldu; büyük olasılıkla bu sarsıntının etkileri insan yaşa­mında artan evlilik sorunları, madde kullanımı, intiharlar gibi olumsuz olaylarda istatistiksel olarak bir artış şeklin­de de kendisini göstermiştir. Bunlar büyük felaketlerin halk sağlığına etkileridir. Çünkü bu gibi stres verici olaylar kişilerin zaten zor gerçekleştirdikleri psikososyal uyumla­rını bir kere daha sarsabilmektedir.

Deprem konusunu bir fobi biçiminde yaşamaya devam eden kişilerde çeşitli tedavi yolları denenmiştir. Bunlar içersinde en fazla yararlı olanın daha çok duyarsızlaştırma tipindeki yaklaşımlar olduğu görülmüştür. Deprem olgu­sunun fobi yaratmasının bir nedeni de yalnız yol açtığı ya­şamsal tehlike değil aynı zamanda da kişinin kontrolü dı­şında gelişen bir olay niteliği taşıdığından ruhsal bir tehdit de oluşturmasıdır. Çünkü birçok ruhsal bozuklukta ve bu arada fobilerde de kişinin dengesini bozan en önemli or­tak özellik kişinin kendi kendisini ve olayları kontrol ede­meme, yönetememe durumunda hissetmesi, bu şekilde ya­şamında kısa ya da uzun bir süre için bir özne ve belirleyi­ci unsur olduğu hissini kaybetmesidir. Bu his kişiyi derin­den rahatsız eder. Tedavide de kişinin kontrolü yeniden kendisinde hissetmesini sağlayan tedbir ve müdahaleler olumlu sonuçlar vermektedir.
Fobi ile travma sonrası stres bozukluğu arasında bir ilişki var mıdır?

Aşırı derecede stres veren olaylar, yani travmatik ya­şantılar karşısında kalıcı bir ruhsal bozukluk oluşabilmektedir. Buna travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) denilmektedir. TSSB 'nin başlıca belirtileri söz konusu olayı hatırlatan her şey karşısında şiddetli bir tepki verme, gündelik yaşamda duygusal olarak durgunlaşma ve olay­la ilgili anıların zihne sık sık girmesidir. Böyle bir durum­da olan kişi yaşadığı olayla ilgili her şeyden kaçacaktır. O yere gitmek istemeyecek, onu hatırlatan kişilerle karşılaş­mak istemeyecek, olayla ilgisi olmasa da kapı zili çalsa ya da gök gürlese bile her türlü uyaran karşısında reaksiyon verecektir. Bu gibi kişilerin durumu fobisi olanlardan farklıdır. Çünkü şikayetleri daha devamlıdır ve ayrıca duygusal olarak da bir yıpranma içersindedirler. Halbuki fobisi olanların şikayetleri sadece fobi ile sınırlıdır ki bu nedenle TSSB'si olanlara nazaran daha şanslıdırlar. An­cak bazı fobiler travmatik bir yaşantı sonrasında da orta­ya çıkabilir.

Risk almama davranışı ile fobi arasında ilişki var mı­dır?

Hayatta hiçbir şey kesin değildir. İhtimaller vardır. Bize düşen ihtimalleri görmek ve iyi bir risk analizi yapmaktır. Hiç risk alınmadan yürütülen fobik bir hayat doğal ki bir­çok bakımdan gelişmelere kapalıdır. Öte yandan doğru dürüst risk analizi yapmadan alınan kararlar da bizi zara­ra sokabilir, hayatımızı bir kabusa çevirebilir. Unutmaya­lım ki, fobik olmak da risk almamak için bir garanti değil­dir. Aşırı uçlar bir gün olup tersine dönmeye meyleder. Öyle ki, fobik bir kişinin ne zaman kontrfobik, yani ani­den tersine bir tutum göstereceğini bilemezsiniz. İnsanların risk alma konusundaki tavırları birbirinden farklılık göste­rir. Bazı görüşlere göre risk almaalmama davranışının ge­netik bir kökeni de vardır. Herkesin bu konunun farkında olması ve iyi bir analiz yapmanın, ihtimallerin önemini görmenin yararı konusunda uyanık olması gerekir.

Sinemada fobi konusu işlenmiş midir?

Korku filmleri sinemada başlı başına bir alan oluşturur.

Korkuyla karşılaşmanın zevk veren bir yönü olduğuna da­ir iyi bir örnektir bu. Ancak sinemada da korkuyu yarat­manın ve yaşatmanın birçok değişik yönü vardır. Savaş ve cinayet filmleri bunlara örnek sayılabilir. Bazen bir filmde korkutucu hiçbir sahne olmasa da yönetmen seyircide kor­ku yaratmayı ustaca becerebilir. Bu da korkunun somut nedenlerin yanı sıra psikolojik nedenlerle de oluşabileceği­ni bize gösterir. Bazı sporlar da kişiyi korkunun kenarına getirir. Örneğin kayak yapmak, dağcılık ve başka tehlikeli olabilecek sporlar kişiyi bu durumla karşılaştırır. Burada kişi tehlike ile yüzleşerek kendisine yeniden bir ayar yap­mayı öğrenmektedir. Nereye kadar risk alırsa tehlike za­rarlı olmaktadır, nereye kadarını ise kaldırabilmektedir. Esasen kişinin risk karşısında alacağı tavır kişiseldir, her­kesin risk taşıma ve problem çözme kapasiteleri farklı ola­bilir. Korku bir sinyaldir ve kişiyi bir kere daha düşünme­ye, analiz yapmaya, kendini ayarlamaya sevk etmektedir.

AİDS korkusu sık mıdır?

AİDS ortaya çıkana ve bilinene kadar böyle bir fobi ta­nımıyorduk. Ancak AİDS'in ortaya çıkmasını takip eden yıllarda çok sayıda kişide bu korkunun ortaya çıktığını gördük. AİDS özellikle cinsel ilişki ile bulaştığı bilinen bir hastalık ve eşcinsellerde görece yüksek oranda rastlanıyor. Cinsellik insan psikolojisi için özel önemi olan bir konu ve bununla ilişkili olarak AİDS fobisinin cinsel konulardaki korkularla da ilişkisi olabileceğini dikkate almak lazım. Tabii AİDS oldukça ağır seyreden, tedavisi güç bir hastalık olması nedeniyle de özel bir korku sebebi. Eşcinsellikle il­gili takıntı ve bilinçdışı korkulan olanlarda da böyle bir fobinin meydana gelebildiğini görüyoruz. Bunun yanı sıra tek gecelik ilişki yaşayan erkekler ve kadınlarda da za­manla bu korku gelişebilir. Bunun yanı sıra riskli hastalık­larla çalışan sağlık personelinde de AİDS korkusuna rast­lanmaktadır. AİDS ile ilişkili bir başka ruh sağlığı konusu da madde kullanımıdır. Özellikle enjektör kullanımı yolu ile eroin ve benzeri maddeler alanlar AİDS açısından risk altındadırlar. Dünyada AİDS sıklığının en yüksek olduğu gruplarından biri de madde bağımlılarıdır. Bu nedenle ki­mi zaman AİDS korkusu ile enjeksiyon korkusu, hatta yerlerde enjektör iğnesine rastlayıp basmak ya da benzeri bir temas yolu ile hastalık geçebileceği gibi korkulara da rastlanmaktadır.

Kuduz korkusu

Kuduz ve "kudurma" kavramları özellikle "akıl sağlı­ğını kaybetme", kontrolü kaybetme gibi konuları anım­sattığından özellikle korku nedenidir. Kudurma ve kuduz daha çok öfke kavramı ile birlikte düşünülür. Öfkenin de psikolojik problemler, kişiler arası ilişkiler ve nihayet fobi ile elbette ki bir ilişkisi vardır. Kuduz korkusu toplumu­muzda yaygın bir korku türüdür. Her ne kadar toplumu­muzda hayvan sevgisi giderek artmakta ise de günümüzde toplumun geniş bir kesimi evcil hayvanlara hoş gözle bak­mamakta ve korku ile yaklaşmaktadır. Oysa tıbbi olarak iyi bakılmış bir evcil hayvandan sağlık konusunda bir za­rar görmek mümkün değildir. Bu şekilde davranan kişile­rin bir kısmında söylemeseler ve öyle görmeseler de bir hayvan fobisi olduğunu düşünmek yerinde olur. Sıradan bir sokakta bir süre tasma ile köpek gezdirmek ne kadar çok kişide köpeklerden korku olduğunu göstermeye yeter.

Ergenlik Caginda Fobiler

Ergenlik çağında fobi

Genellikle ergenlik çağına gelen çocukların fazla bir so­run çıkartmadıkları görülür. Ancak rüzgar ekenin fırtına biçmesi örneğinde olduğu gibi çocuklukta yapılan hatalar ergenlik çağından sonra birkaç misli büyümüş olarak ço­cuğun ve ailenin karşısına çıkar. Ergenlik çağına giren bir çocuğa fiziksel olarak hakim olmak da çok daha güçtür. Onun için o yaşa gelene dek gözlenen sorunların nasıl ol­sa geçer düşüncesi ile üstü örtülü bırakılmaması uygun olur. Öte yandan, birçok ailede anne ve baba arasındaki sorunlar daha çok çocukların küçük yaşta olduğu evlilik­lerin ilk yıllarında hız kazanmakta, çocuklar üzerinde et­kili olmakta ancak evde süren kriz ortamı nedeni ile ço­cukların tepkileri gözden kaçmakta ve yardım sağlana­mamaktadır. Daha sonra ise evlilik problemleri hallolsa dahi çocukların yarattığı krizler de aile problemlerini ve evlilik krizlerini artıracaktır. Evde başka kişilerde bir psi­kiyatrik bozukluk bulunması da çocuklarda fobileri artı­ran bir konudur. Örneğin babanın aşırı derecede alkol iç­mesi, annede "sinir krizleri" ya da depresyon, hiperaktif bir kardeşin sürekli huzursuzluk yaratması gibi diğer psi­kiyatrik problemleri de gözden geçirmek ve varsa tedavisi yönüne gitmek gerekir.

Fobilerin neden olduğu çeşitli ruhsal bozukluklar

Depresyon: Fobisi olan kişilerde depresyona da sık rastlanır. Bazen da fobinin ilk başlangıcı bir depresyon dö­nemi sırasında olabilir, depresyonun iyileşmesinden sonra da devam eder. Bazen depresyona girince fobisi düzelen kişilere de rastlanır. Kimi zaman da depresyonun tedavisi fobinin de düzelmesine yol açar. Ama bu şart değildir. Ay­rıca tedavi gerektirebilir.

Yaygın anksiyete bozukluğu: Fobisi olan kişilerde sık rastlanan bir durum da devamlı olarak sıkıntı hissi içeri­sinde olmalarıdır. Yani fobi dışında bir yaygın anksiyete bozukluğunun da bulunmasıdır. Bu gibi kişiler günün hiç­bir zamanında rahatlayamazlar. Devamlı olarak kötü bir şey olacağı, kötü bir haber geleceği endişesi içersinde ger­gin bir bekleyiş yaşarlar. Bu durum baş ağrısı, uykusuzluk, iştahsızlık gibi bedensel belirtilere de yol açabilir

Panik atağı: Bazı fobi hastalarında panik ataklara da rastlanır. Bazılarında önce panik atağı başlar sonra fobi eklenir. Panik atağı olan kişilerde özellikle agorafobi daha fazla görülür.

Evlilik problemleri: Fobi ile gelen kişilerde sıklıkla evli­lik problemleri ile karşılaşılır. Bunda fobilerin gündelik ya­şamda yarattığı kimi zorlukların yanı sıra kişinin genel gerginliği sonucu çabuk sinirlenmesi de rol oynar. Özellik­le agorafobisi olanlar yalnız kakmamaları nedeniyle eşle­rine bağımlı davranışlar gösterebilir, kir korkusu yaşayan insanlar ise bu korkularına ev halkını da ortak edip onlar üzerinde kontrol sağlamaya çalışmaları nedeniyle gerginli­ğe ve bıkkınlığa neden olurlar. Fobileri olan insanların ko­lay rahatlayamamaları ve gevşeyememeleri nedeniyle eğ­lenme ve rahatlama dönemlerine uyum sağlayamamaları da aile ve grup içersinde uyumu bozabilir.

İnsan ilişkilerinde zorluklar: Kişinin kafasının fobileriyle meşgul olması dikkatini işine ve başka konulara verme­sini güçleştirebilir. Birlikte yaşanan ya da çalışılan insan­larla birlikte hareket etmekte çeşitli güçlüklere neden ola­bilir. Fobilerini ilgilendiren konularda bazı durumlarda ki­şinin gereksiz yere kararsız kaldığı, yavaş davrandığı dik­kati çekebilir ve birlikte iş yapanları sinirlendirebilir.

Cinsel problemler: Hastalık kapma fobisi, cinsel ilişki­den korkma gibi bazı fobiler doğrudan cinsel işlev bozuk­luğuna neden olabilir.

Alkol ve madde bağımlılığı: Fobilerin ve benzeri du­rumların yol açtığı en büyük problemlerden biri kişinin rahatlama ve gevşeme amacıyla alkol kullanmaya başla­masıdır. Örneğin sosyal fobisi olan ve insanlara açılmak­tan çekinen bir kişi bunu alkol etkisi altında daha rahat yapabildiğini gördükçe bu yola daha çok başvuracaktır. Bu ise onu zamanda alkolik hale getirebilir. Diğer keyif ve­rici maddeler için de aynısı geçerlidir. Buna karşılık yine rahatlama amacıyla alınan bazı ilaçlar bağımlılık yapabi­lir. Çünkü etkileri zamanla azaldığından daha yüksek doz­lara çıkılması gerekir. Hiç alınmadıklarında da eksiklik be­lirtileri ortaya çıktığından bu sefer de ilaç bağımlılığı kişi­nin birinci derece sorunu haline gelir.

Başka psikiyatrik hastalıklar fobi ile başlar mı? Aslında bazı psikiyatrik sorunların fobi oluşumundaki rolü bilinmemektedir. Bazen şizofreni ve benzeri ağır ruh­sal rahatsızlıklar fobi ile başlar sonradan diğer belirtilerin eklenmesi ile kendisini tam olarak ortaya koyar. Ancak deneyimli bir psikiyatrist bu durumu önceden fark edebi­lir. Çünkü bu gibi durumlarda fobilerin yanı sıra diğer hastalığın bazı öncü belirtileri de olacaktır. Örneğin hasta­nın şizofrenisi varsa fobilerin yanı sıra etraftan şüphelen­me, içe kapanma, performansında azalma, gerçek dışı ki­mi konuları dile getirmeye başlama gibi özellikler görüle­cektir. Ya da depresyonu varsa uykusu ve iştahı bozula­cak, halsizlik, iş yapmak istememe gibi şikayetler ortaya çıkacaktır. Bu durumda fobinin tedavisinden çok esas problemin tedavisine yönelmek gerekir. Çünkü psikiyatri de temel prensip birlikte bulunan birkaç hastalık olduğun­da tedaviyi en ağır olanına doğru yönlendirmektir. Çoğu zaman daha ağır olan durumun tedavisi beraberinde olan daha hafif durumun düzelmesini de sağlayacaktır.

İçe dönük kişilik ile sosyal fobi ayrı şeyler midir?

Bu iki konu birbirine çok karışır. İçedönük kişiler in­sanlarla görüşmeyi pek sevmezler bundan rahatsızlık da duymazlar. Başkalarına ilgileri azdır. Yalnız başlarına ya­şamayı severler. Öte yandan, sosyal fobisi olanlar ise aslın­da insanlara ve dış dünyaya ilgi duymakta ve onlarla te­mas halinde olayı istemektedirler. Başkalarının kendileri hakkındaki kanaatlerine duyarlıdırlar. Fakat eleştirilmek­ten korktukları için kendilerini ortaya koyamazlar, ancak fırsatlardan faydalanmaya çalışırlar. İçedönüklük konu­sunda ilaç tedavileri pek etkili olmazken sosyal fobi psiko-terapinin yanı sıra ilaçla da tedavi edilebilmektedir. Bu da onun bir kişilik özelliği olmayıp gerçekten bir fobi olduğu gerçeğini desteklemektedir.