Ekosistem Nedir

Ekosistem Nedir ve Ekosistem Çeşitliliği

Bitki ve hayvan türlerinin bir arada bulunması doğal bir olaydır. Belli biyotoplardaki biyosönozlar (=Yaşama Birliği) yerkürenin yaşanır bölümünün gerçek yapısal bölümleri olarak EKOSÎSTEMLERİ oluşturur. Modern ekoloji için böyle ekosistemlerde madde ve enerji çevriminin olması gerekir. Bu çevrim söz konusu biyotopu belirler. Otokton ekosistem-ler kapalı çevrimleri gösterir ve çevrelerinden az veya çok miktarda bağımsızdır. Göller, bataklıklar, bakir ormanlar, resif ve mercan adacıkları buna örnek oluşturur. Oysa allokton ekosistemler madde ve enerji çevrimleri ile belirgin bir şekilde diğer ekosistemlere muhtaçtır; nehirler, derin göller, mağaralar ve toprak katmanları buna örnektir. Bazı ekosistemler ise sabit değildir (=instabil). Bunlar varoluş süreçlerinde, suksesyonlarla diğerlerine dönüşürler. Gölcüklerin karalaşarak bataklıklara dönüşmesi buna bir örnektir. Diğer bir kısmı sabit (=sta-bil) olup, suksesyonun son halkası yani KLİMAKSI meydana getirir. Örneğin ormanlar böyle oluşan ekosistemlerdir. (Ekosistem ppt)

Coğrafik Yaşama alanlarının Biyoekolojik olarak sınıflandırılması

Yerkürede yaşam olaylarının gerçekleştiği bölüme Biyosfer denir. Biyosferin kara kütlesi; yani atmosferin alt tabakasında bitkilerin kökleri ile toprağın (=pedosfer) iç kısımına girebil­diği tabakaya COĞRAFİ BİYOSFER denir. Yerkürenin 2/3'ünü kapsayan su sistemlerini içeren ve derin denizlerin dip kısımına kadar geçen bölümüne HİDROBİYOSFER denir. Bitki türleri yerkürede belli yapılar içinde, örneğin orman, mera, bataklık ve diğer bitki bir­liklerinden oluşur. Bunlara "FİTOSONOZ" denir. Fitosönoz karekteristik hayvan türleri ile birlikte bir Biyosönozü, bu da çevre etmenleri (iklim, toprak vd) ile EKOSİSTEMİ oluşturur. Coğrafik biyosferin ekolojik açıdan sınıflandırılmasında iklim, toprak, bitki örtüsü ve hayvan dünyası dikkate alınır. Buna göre I-IX ZONOBİYOM ayırt edilir (Tablo 506.1.). Zonobiyomlardaki bir vejetasyon tipi diğerini tamamlarsa, örneğin ormanların steplerce tamamlanması gibi, buralara EKOTON denir. Bütün zonobiyomlar geniş ZONOEKOTONLAR'ca birbirinden ayrılır. Zonobiyomlarda dağlık bölgeler özel iklim adalarını oluşturur. Bunlar, kendi ekolojik birimlerini; yani OROBİYOMLARI meydana getirir. Zonobiyomlarda sıradışı toprak özelliğine sahip bölümlere PEDOBİYOM denir. Örneğin kayalık toprağa, LİTOBİYOM, kumlu toprağa, PSAMMABİYOM, tuzlu toprağa HALOBİYOM, torflu toprağa HELOBİYOM, sulu toprağa HİDROBİYOM, nemi değişken toprağa AMFİBİYOM ve besin maddesince fakir toprağa PEİNİBİYOM adı verilir. (Coğrafya Ekosistem)

Büyük ekolojik birimlerin ana ünitelerine BİYOM veya ÖBİYOM denir. Bunlar belirgin bir yaşama alanı olup, coğrafik bir alanı ifade eder ve zonobiyom veya orobiyom ya da pedobiyoma aittirler. Örneğin Orta Avrupa yapraklı orman alanı VI nolu zonobiyomun öbiyomudur

Alpler'in kuzey eteği VI nolu orobiyomun bir öbiyomudur. Türkmenistan'daki Karakum kum çölü pedobiyomlar arasında psammobiyomun bir öbiyomudur. Öbiyomlar, ekolojik bi­rimlerdir; ama çok karışık yapılar oluşturur ve birçok ekolojik küçük alt birimlere ayrılırlar. En küçük ekolojik alt temel birim olarak BİYOJEOSÖN geçerlidir. Öbiyomun daha detaylı olarak sınıflandırılması için, temel olarak bitki örtüsü (vejetasyon) ele alınabilir. Çünkü yeşil bitkiler ekosistemde üretici olarak ana rolü üstlenir; bunlar madde döngüsü ve enerji akışını düzenler. Asosiyasyon bitki örtüsünü temel birimidir. Buna mekansal olarak hayvanların ve çevere etmenlerinin katılımı ile ekolojik temel birim, BİYOJEOSÖNOZ veya kısaca BİYOJEOSÖN denir. Ancak burası daha da küçük bölümler içerir. Bunlardan sinuzyenlere ekolojik olarak benzer davranan bitki türleri girer. Bir yapraklı orman biy-ojeosönünde aşağıdaki sinüzyenler vardır.

Ekolojik Biyoloji

Ekolojik Biyoloji

Evrimsel açıdan bakılırsa, hayvan ve bitkilerin yayılışında, sürekli bir değişim görülür. Bu daha çok çevre koşullarının değişimi ve canlıların uyumu ile ilgilidir. İklim gibi varoluş veya çevre koşulları, canlıların yayılmasını engeller. Bitki ve hayvanlar yerleştikleri alandan farklı şekillerde yararlanır. Varoluş etmenleri ve yayılış olanakları Dinamik Etmenlerdir. Bunlar türün yayılış sınırlarını birlikte belirler.

Dinamik Etmenler

Dinamik etmenler, canlıların yayılışını aktive edebildiği gibi, engelliyebilir de. Bitkiler hareket edemedikleri için bulundukları bölgeleri genişletemez; yani pasif canlılardır. Bunlar spor, tohum, meyva veya vejetatif bölümleri sayesinde yayılır. Hayvanlar ise ya pasif ya da bizzat kendileri hareket ederek yayılabilir.

Pasif (=AIIokor) Yayılma

Su, rüzgar, hayvanlar ve insan, pasif yayılıma etki eder. Buna uygun olarak "hidrokor, anemokor, zookor ve antropokor" yayılış tiplerinden söz edilir.

Su (=Hidrokor) İle Yayılış

Nil veya Kızılırmak gibi büyük su akıntıları, taşkın dönemlerinde, adaya benzer bir şekilde, bitki ve hayvanları önüne katıp, aşağı kısımlara sürükler. Tepelik ve dağlık bölgeler­den aşağıya doğru akan nehirler, önlerine gelen bitki tohumlarını aşağıya doğru götürür. Deniz akıntıları ise çeşitli tohum ve bitki gövdelerinde yaşayan bitki ve hayvanları, bir kıtadan diğerine taşıyarak yayabilir. Kıyıdaki bitki örtülerinin birbiri ile olan benzerlikleri, bu şekilde açıklanabilir. Pelajik (=açık deniz) organizmaları, suda taşınan ve kendi enerjilerini çoğu kez kullanmayan, deniz anası gibi organizmalar veya mercan gibi, uzun larva döneminde serbestçe hareket edebilen, ancak daha sonra sesil olan deniz dibi hayvanları, su akıntıları ile uzaklara taşınır.

Rüzgar (=Anemokor) İle Yayılış

Orkide ve eğreltilerin toz gibi olan ve yine uçabilen kanatlı tohum (akçaağaç tohumlan) veya meyvalan böcekler tarafından veya şiddetli rüzgarla uzun mesafelere taşınır. 1883 yılında volkanik patlama ile üzerinde hiç bir canlı varlık kalmayan Karakatan Adasına, üç yıl sonra komşu adalardan canlıların geldiği belirlenmiştir. Örneğin buraya üç yıl sonra gelen 26 bitki türünün %62'sinin rüzgarla ve %38'inin de sudaki süreklenme ile geldiği saptanmıştır. 1934 yılında adadaki bitki türü sayısının 271'e ulaştığı görülmüş, bunların %41 'i anemokor, %28'i hidrokor, %25'i zookor ve %6'sının antropokor olduğu belirlenmiştir. 1156 hayvan türünden sadece %7'si hava ile, diğerleri ise deniz suyu akıntısı ile taşınarak adaya gelmiştir.

Hayvan (=Zookor)İle Yayılış

Tohum veya meyvalar, hayvanlar tarafından yenerek veya taşınırken düşürülerek yayılır. Okseotu ardıç kuşu (Turdus viscivorus), ökseotu (Viscum albüm) meyvalarını yer; sindireme­diği tohumlarını pisliği ile dışarı atarak, onun yayılmasını sağlar. Hatta bazı göçmen kuşların, örneğin Afrika kaktüs cinsi Rhipsalis'in meyvalarını Güney Amerika'dan Afrika'ya taşıdığı düşünülür. Yine göçmen kuşların uçma teleklerine yapışan su bitkilerinin çok uzaklara taşındığı bilinir. Su biti "Daphnia"nin, yumurtaları da su kuşlarına yapışarak çok uzaklara taşınır. Parazitler de konukçuları sayesinde uzak yerlere götürülür. Eklembacaklılardan yalancı akrep, sinek, gemi yapışkanları (Echeidae), köpek balıkları ve taş balıklarına tutunarak, kendi­lerini taşıtır. Bu şekilde enerji kullanılmadan kendisini bir başka canlıya taşıtma işine "Forezi" denir.

İnsanla (=Antropokor) Taşınma

İnsanoğlu bu gün dünyanın her yanma gidebilir. Bu nedenle istediği canlıyı istediği bölge­ye taşıma olanağına sahiptir. Bilinçsiz taşımalar, tarihte görülmedik biyolojik felaketlere yol açmıştır. Geçen asır sonunda bir rahibin Amerika'ya birlikte götürdüğü 8 çift rahibe kelebeği (Lymantria monacha)nden dışarıya uçan iki çifti, bir zaman sonra yüksek üreme enerjisi nedeniyle Amerika ormanlarında o güne kadar görülmemiş boyutta zarara yol açmıştır. Bunun üzerine Avrupa'da bu zararlının doğal parazitleri de Amerika'ya götürülmüş ve böylece zararlının önüne geçilebilmiştir. Bazen istenmeden de olsa bu tip olaylar yaşanır. Ancak kültür bitki ve hayvanlarının taşınması belli bazı kurallar çerçevesinde mümkün olur. Yeni Zellanda ve Şili'deki otlaklarda, Avrupa bitki türlerinin olması ilginçtir. Zira buraya ilk gelen Avrupalılar zamanla bu bitkileri de birlikte getirmeye başlamışlar ve böylece yerli bitki form­larının tamamen ortadan kalkmasına yol açmışlardır. Hawai Adasına getirilen 53 yabancı kuş türü, buradaki yerli ve endemik olanlarla rekabete girerek onları yok etmiştir. Anadolu orman­larının en büyük düşmanı olan kılkeçisi, ormanın alt tabakasındaki genç bitkileri yiyerek ve toprağı çiğniyerek büyük zarar vermektedir. Bu nedenle zaman içerisinde keçi olan bölgelerde orman örtüsü yok olacaktır. Sonuç olarak erozyon ve ormansızlaşma görülecektir. Doğal yapı üzerinde tarifsiz bozulmalara neden olan kılkeçisi ile mücadele etmek gerekir. Köylüye bir keçiye üç koyun verme uygulamasına tekrar geçilmelidir.

Aktif (=Otokor) Yayılma
Bu durum, bitkilerde şebnem otu (=Impatiens) örneğinde olduğu gibi, çok kısa mesafeler için söz konusudur. Bitkiler tohumlarını aktif olarak uzak mesafelere bizzat yayamaz. Uzak mesafelere yayılış, daha çok başta uçabilenler olmak üzere, hayvanlara özgüdür. Koşucu böcek {Calathus mollis)'m uçabilen ve uçamıyan formları vardır. Uçabilen formları geniş bir yayılıma sahip oldukları halde, uçamıyan formları ancak dar bir bölgede sıkışıp kalmışlardır. Türk'lerin 1683 yılında Viyana kuşatmasında birlikte götürdükleri kumru (=Türk güvercini) (Streptopelia decaocta), o tarihte Avrupa'da hiç bulunmazken, bu gün İzlanda Adasına kadar yayılmıştır.

Canlıların Yayılışına etki yapan nedenler

Organizmaların yayılışına etki yapan yaşamsal etmenler abiyotik, biyotik ve edafik
(=toprak) olmak üzere ayrılır. Sıcaklık, nisbi nem, ışık, rüzgar, su akıntısı, oksijen miktarı, tuz oranı, kalsiyum miktarı (tatlı sularda) ve diğer bazı abiyotik etmenler canlıların yayılışını sınırlar. Özellikle sıcaklık canlıların yayılışında en önemli etmendir. Vücut sıcaklığı değişmeyen (=homoiotermal) canlılarda, yaşama alanının sıcaklığına olan bağımlılık, bazı kurallarla ifade edilir:

a- Bergmann Kuralı (=Büyüklük Kuramı); soğuk bölgelerde yaşayan homoiotermal canlıların vücudu, sıcak bölgelerde yaşayan akraba türlere göre daha iridir. Sibirya kahve ayısı, kızıl geyik ve yaban domuzu, Anadolu'da yaşayan akraba türlere göre iki misli daha büyük­tür. Avustralya'ya götürülen tilkiler, zamanla İngiltere'deki ata formlarının yarı büyüklüğüne inmişlerdir
b- Aile Kuramı; soğuk bölgelerde yaşayan homoiotermal canlıların kulak, kuyruk ve uzuvlar gibi vücut uzantıları, sıcak bölgelerde yaşayan akraba homoiotermal türlere göre daha kütleşmiştir. Böylece vücut sıcaklığının sivri kısımlar vasıtası ile kaybı önlenmiştir. Tilki, vaşak ve yaban kedileri buna örnektir.
c- Gloger Kuramı; nemli sıcak bölgelerdeki homoiotermal türlerden bazıları, güneş ışınından korunmak için yüksek oranda pigmentasyona (=rengin koyulaşması) uğrar. Bunların rengi, soğuk ve kurak bölgedeki akraba türlere göre, daha koyudur. Kurt, tilki ve tavşanlar bu kurama örnektir.
d- Hesse Kuramı (=Kalp ağırlığı); çevrenin düşük sıcaklığı nedeniyle, daha fazla vücut sıcaklığı üretme zorunda olan soğuk bölge homoiotermal hayvan türlerinin, kalp hacım ve büyüklüğü, sıcak bölgedeki akraba türlere göre daha fazladır.

Buzul Cagi Nedir

Buzul Çağı Nedir

Avrupa'da tropik bir iklimin hüküm sürdüğü pleistosen başında, yavaş yavaş iklimdeki kötüleşmelerle birlikte, ılıman iklime doğru kayılmıştır. Pleistosenin ilk 400 000 yıllık döne­minde, iklim daha da kötüleşerek ilk buzul çağına gelinmiştir. Bu ilk buzul çağı 600 000 yıl önce başlamış ve ilk sıcak dönemle; yani 540 000 yıl önce sona ermiştir. Sonuncu; yani dördüncü buzul çağı, milattan 8000 yıl önce sona ermiş ve bunu buzul çağı sonrası (=post-glasiyal) dönem izlemiştir
Bu buzul çağları sırasında, buzul zonları kutup ve büyük dağlardan başlayarak genişlemişlerdir. Bunun genel sonuçları iklim kuşaklarının kaymasını doğurmuştur. (son buzul çağı)

Ilıman ve tropik iklim zonlarında (Pluviyal Dönem) rutu­betin artması; kurak bölgelerin (Eremiyal) parçalanıp küçülmesi şeklinde olmuştur. Aynı zamanda buzul zonları boyunca, geniş arktik step (Tundra)leri oluşmuştur. Bu gelişmeler canlılar açısından çok önemli sonuçlar doğurmuştur. Sıcak seven formlar refujiyal zonlara sıkıştırılmışlar, bunun sonucunda da yaşama alanları daralarak tür ve birey sayısında azalma olmuştur. Soğuk zonların genişlemesi, arktik formların bir araya gelmesine yol açmıştır. Örneğin kar kavukları, kar kazları, kutup ayısı, kutup tilkisi, ren geyiği ve moşus öküzleri bu şekilde ortaya çıkmıştır. Sucul alanlarda oluşan değişim daha da kuvvetli olmuştur. Büyük göl sistemlerinin, örneğin Anadolu Göller Bölgesi gibi birçok gölün birbiri ile bağlantılı olduğu sistemlerde, faunalar arasında önemli değiştokuş olmasına yol açan tatlısu yüzeyleri yükseldiği halde, deniz yüzeyi suyun bağlandığı buz kütle (aysberg)leri nedeniyle, 200 m'ye kadar derine inmiştir. Bunun sonucunda kıyı şeridinin kuruması ile kıyıya yakın adalar birbiri veya kara ile birleşmiş ve böylece canlı formlarının değiştokuşu gerçekleşmiştir. Örneğin Büyük Britanya Adası Avrupa ile Seylan, Formoza ve Büyük Sunda Adaları ve Japon Adalarının bir bölümü Asya ile bağlı idiler. Asya ve Kuzey Amerika arasında, Bering Boğazı yeniden ortaya çıkmış ve Bizon ile insanoğlunun Kuzey Amerika'ya geçişi gerçekleşmiştir. Doğu Gölü ve Baltık Göllerinin faunistik özellikleri ile değişken tarihi de, ancak glasiyal (buzul) su yüzeyi değişmelerinin ışığı altında anlaşılmaktadır. Leningrad yakmmnda Ladoga Gölündeki halkalı deniz aslanı (Pusa hispida)nm bulunuşu da, bu şekilde açıklanabilir.

Sıcak dönemler ve Buzul Çağı Sonraki Dönem

Arabuzul dönemleri (=interglasiyal), bir başka ifade ile sıcak dönemlerde, klimatik ve zoocoğrafik ilişkiler karşılıklı olarak gelişmiş ve günümüze kadar süren postglasiyal dönem­ler için tipik olan özellikler ortaya çıkmıştır. Son buzul çağının da sona ermesi ile birlikte, günümüzün biyocoğrafik görünümü devreye girmiştir. Geç buzul döneminde başlayan iklim­sel düzelmeler, devamlı olmamış, ara sıra görülen kötüleşmelerle kesintiye uğramıştır. Geç buzul çağı iklim düzelmesi, polen analizlerine göre, milattan önce 9000 yılına kadar sürmüş ve güneyde çam, kuzeyde huş ağaçlarının ani bir şekilde yaygınlaşması ile karekterize edil­miştir. Bunu izleyen iklim kötüleşmelerinde, ormanların önemli bir kısmının yerini tundralar almıştır. Milattan önce 6000-3000 yıllarında, iklimde çok iyi düzelmeler görülmüştür. Avrupa'daki ortalama sıcaklık bugünküne göre 2-5 °C daha fazladır. Fındık gibi çalı görünüm­lü bitkiler ve meşe karışık ormanları Avrupa'da çok yaygınlaşmıştır. Milattan 3000 yıl öncesinden, günümüze kadarki dönemde hafif bir soğuma eğilimi belirmiş, Orta Avrupa'da karışık meşe ormanlarının yerini göknar ve kayın ormanları almıştır.

Günümüz dönemi ve küçük buzul çağı

Günümüzün biyografik durumu, pleistosen buzullarının azalıp çoğalması ve medeniyeti yaygınlaştıran insanoğlunun baskın etkisi ile karekterize edilir. Bu etki böl­gelerin nitel ve nicel değişimlerinde kendini gösterir. Aşın avlanma ve kimyasalların yoğun kullanımı sonucunda birçok canlı türünün soyu tükenmiş veya bunların yaşadıkları doğal alanlar daralmıştır. Hatta son iki asırlık dönemde soyu tükenen canlı türlerinin sayısı, binlerle ifade edilir olmuştur. Özellikle aşırı ve bilinçsiz alan kullanımı, doğal alanların yapılarını bozmuş ve buralarda yaşıyan omurgalı hayvan populasyon-larını olumsuz yönde etkilemiştir. Bu bağlamda son dönemlerde birçok kuş ve memeli türü ortadan kalkmıştır

Özellikle orman yangınlarını; erozyon; stepleşme; atmosferde oksijen açığının ve ozon deliğinin artması ve biyolojik açıdan zengin alanların yok edilmesi, dünyanın, dolayısı ile insanoğlunun sonunu hazırlamaktadır. İki milyar yılda dahi görülmeyen bozulma ve olumsuz değişmeler, doğada son iki asra sığdınlmıştır. Bunun durdurul­masında hepimize önemli görevler düşmektedir.