Hangi Ülser tedavi yöntemi ne kadar süre uygulanmalı?

Hangi anti-ülser ilacın kullanılacağı doktorunuzun seçimine kalmıştır. İngiltere'de, etkinlikleri ve zarar­sız yan etkileri nedeniyle h2 blokerleri ve TDB kulla­nılmaktadır. Hangi tedavi biçimi seçilirse seçilsin, dikkate alınması gereken bazı etkenler söz ko­nusudur.

Anti-ülser tedavisine, kesin tanı konduğunda baş­lanmalıdır. Bunun anlamı, önceden baryum grafisinin yada endoskopinin yapılmış olması gerektiğidir.
Deneyimlerimizden biliyoruz ki, ülserin iyileşme­sinden çok önce, karın ağrısı ve sindirim bozukluğu gibi belirtiler söz konusu olmaktadır. Bu nedenle tabletleri düzensiz almak veya kendinizi iyi hissettiğiniz­de tedaviyi bırakmak, ülser hâlâ var olduğundan, doğ­ru değildir. Doktorunuzun hazırladığı tedavi şeması­na kesinlikle uyun. Çoğu olayda, özellikle de gastrik ülserlerde, tedavinin bitiminde ülserin gerçekten iyi­leşip iyileşmediğini anlamak için bir kere daha bar­yum veya endoskopiyle kontrol etmek gerekir.

On ülserden sekizi, dört haftalık bir tedaviden sonra iyileşirken, onda dokuzu, sekiz hafta sonra dü­zelir. Bu süreler içinde iyileşme olmaz ise, sigara ve çok içki içilmesi, aşırı analjezik alınması ya da teda­vinin doğru uygulanmaması gibi etmenler işin içine karışmış demektir. Az sayıda ülser ise tedaviye direnç gösterir. Genellikle tedavi süresini artırmak ya da te­daviyi değiştirmek bu olaylarda başarılı olur; bu ba­kımdan hemen tüm peptik ülserleri iyileştirmek müm­kündür.
Bir kere iyileşince bazı ülserler hiç tekrarlamazlar. Ne yazık ki, birçok ülser, ilk belirtilerden aylar ya da yıllar sonra nüksedebilir. Bu durumda tabletlerle tedaviye devam etmek çoğunlukla etkili olur. Ülser iyileştikten sonra tabletleri daha düşük dozlarda üç ile altı ay arasında kullanmanın nüksetme rizikosu­nu azalttığı öne sürülmektedir, "idame tedavisi" de­nen bu yöntemde her gece iki simetidin tableti alı­nır. Bu biçimde tedaviyi sürdürmek ülserin tekrarla­ma olasılığını azaltsa da, tam bir garanti değildir.

Cerrahi tedavi

Eğer bir ülser tekrarlamayı sürdürür veya komplikasyonlar meydana getirirse (ileriye bakın), cerrahi tedavi gerekli olabilir. Yeni ilaçların kullanıma girmesi ile daha az kullanılır olan cerrahi, yine de tedavide önemli bir yaklaşımdır. Gastrik ve duodenal ülserle­rin tedavisinde iki tip ameliyat uygulanır: Parsiyel Gastrektomi ve Vagotomi.


Parsiyel (kısmi) gastrektomi, antrumla birlikte mi­denin alt bölümünün çıkarılması ve midenin kalan üst kısmının duodenumla veya sonraki ince bağırsak bö­lümü olan jejunumla birleştirilmesidir. Bu birleştir­me, Billroth I gastrektomisi denen "uç uca" veya Bill-roth II gastrektomisi adı verilen "uç kenara" yöntem­leriyle sağlanır. Birleştirmenin meydana geldiği böl­geye anastomoz ya da stoma denir. Asit-uyaran gastrin hormonunun çoğu antrumda üretildiğinden, bu ameliyatlar hem etkin asit üretimini azaltır, hem de ülseri ortadan kaldırır.

Vagotomi, mide asit üretimini uyaran vagus sini­rinin dallarının kesilmesidir. Trunkal vagotomide, bu dallar diyaframdan batına girdikleri yerde kesilirler. Bu kesim, mideye giden sinir liflerini olduğu gibi di­ğer karın organlarını da etkiler. Selektif vagotomide, yalnızca mideye giden sinir dalları kesilir. Her iki ope­rasyon da mide asit miktarını azaltmakla birlikte, mi­denin her öğünden sonra içeriğini duodenuma bo­şaltma yeteneğini kısıtlarlar. Bunu önlemek için, cer­rah vagotomiyle birlikte bir "drenaj işlemi" uygular. Böyle bir işleme örnek olarak piloroplasti yöntemi gösterilebilir. Burada, normalde dar olan pilor geniş­letilir; bu nedenle böyle ameliyatlara "vagotomi ve drenaj" veya "vagotomi ve piloroplasti" operasyon­ları adı verilir.

Yakın geçmişte, drenaj (boşaltma) işlemi yapma zorunluluğunun üstesinden, yeni bir vagotomi biçimi olan "çok selektif vagotomi" veya "parietal hüc­re vagotomisi" ile gelinmiştir. Bu işlemde, midenin boşalma hareketlerini sağlayan sinir liflerine dokunulmaksızın, yalnızca asit üreten bölgeye uzanan dal­lar kesilmektedir. Özellikle duodenal ülserlerde da­ha az yan etki yaptığından bu ameliyat daha sık yapılmaktadır. Ancak yapılması daha zordur ve tam vagotomiye oranla nüksetme olasılığı fazladır; yani her zaman en iyi yöntem değildir.
Bazen bir vagotomi ile parsiyel gastrektomi tek bir operasyonda birleştirilir. Ameliyatın tipi, ülserin yeri ve durumuna olduğu kadar cerrahın da yetene­ğine bağlıdır. Genelde, vagotomi duodenal ve parsiyel gastrektomi gastrik ülserler için seçilir.

Cerrahi tedavi ne derece başarılıdır? Ameliyattan sonra ülserlerin çok az bir yüzdesi tekrarlar. Vagotomiden sonra tekrarlama olursa, çoğunlukla tablet te­davisi iyi yanıt verir. Parsiyel gastrektomiden sonra ise anastomoz bölgesinde stoma ülseri denen bir ül­ser meydana gelebilir, fakat bu da ilaçla başarılı bi­çimde tedavi edilebilir. Belli bir ameliyatın başarılı ol­ma şansı ülsere, ameliyat işlemine ve diğer etkenle­re bağlı olup, cerrahınız, operasyondan önce bunla­rı sizinle konuşacaktır. Genelde amaliyatların çoğu başarılıdır ve en aşağı hastaların yüzde 80'i sonuç­tan memnundurlar. Diğer yüzde 10-15'i genellikle fa­kat tam anlamıyla olmamakla birlikte tatmin olmuş­lardır. Geriye kalan yüzde 5'inde ise ya ameliyat ba­şarısız olmuştur, ya da yetersiz kalmıştır.

Yan etkilerin özellikleri ve olma olasılıkları yapı­lan ameliyatın niteliğine bağlıdır. Bunlara ishali, kus­mayı, anemiyi veya seyrek olarak beslenme bozuk­luğunu örnek olarak verebiliriz. Bazı kişilerde yemek­lerden sonra terleme, baş dönmesi ve palpitasyonlar (güçlü kalp vuruları) meydana gelebilir. Bu olay, parsiyel gastrektomi, trunkal vagotomi ve drenaj ope­rasyonlarından sonra gelir ve tıp dilinde "damping sendromu" olarak adlandırılır. Böylesi yan etkiler ge­nellikle belli bir süre sonra düzelirlerse de bazı du­rumlarda çok ağır ve inatçı olabilirler. Çok selektif vagotomide bu yan etkiler en az olduğundan (ülser tek­rarı en fazla olmasına rağmen) daha sık olarak uygu­lanır. Görülmektedir ki, etkin tıbbi (ilaçla) tedavi yön­temleri geliştikçe cerrahiye duyulan gereksinim aza­lacaktır.

Ulser İlaclari İyilestirici İlac

Ülser İyileştirici İlaçlar, Ülser İlaç

Asit azaltıcı ilaçlar, Ülser İlaçları

Histamin adlı kimyasal maddenin, midenin üst bölümündeki parietal hücrelerin yüzeylerindeki his­tamin reseptörü denen özel bölgelere bağlanarak mi­de salgısını artırdığı bilinmektedir. Vagus siniriyle ve gastrin ile uyarılmak, midede histamin üretimini ar­tırarak mide asit miktarını çoğaltır. Bu bakımdan, histaminin etkisini engelleyecek bir ilacın (diğer bir deyimle bir antihistaminin) yararlı bir anti-ülser ilacı olacağı düşünüldü. Ancak, saman nezlesi gibi aler­jik durumlarda kullanılan antihistaminlerin mide asit salgılanmasına hiçbir etkisi yoktur. Bu nedenle yeni bir ilaç grubu bulmak gerekiyordu.

Bu tip ilaçlar ancak 1970'lerde geliştirilebildiler ve histamin-2-reseptör antagonistleri ya da kısaca H2 blokerleri olarak adlandırıldılar. H2 blokerleri aynı his­tamin gibi, parietal hücrelerdeki histamin reseptör­lerine bağlanmalarına rağmen asit salgılanmasını uyarmazlar, ama reseptöre bağlanmış olduklarından, histaminin parietal hücrelerle etkileşmesini engelle­yip, mide asit salgılanmasını etkin biçimde önlemiş olurlar. En yaygın H2 blokerleri smetidin ve ranitidindir. Bunlar bir iki ay süreyle kullanıldıklarında ülseri yüzde 90 iyileştirirler. Tedavinin en uygun süresi daha sonra ele alınacak birkaç etkene bağlıdır.

Genelde H2 blokerleri hem tehlikesiz hem de iyi tolere edilir niteliktedir. En iyi bilinen simetidin, ba­zen, erkeklerde cinsel güç azalması ve aynı anda alı­nan bazı ilaçların bedenimizce işlenmesini etkilemek gibi istenmeyen sonuçları ortaya çıkarabilir. Fakat, ilaç kesildiğinde geri dönüşümlü olan bu yan etkiler­le, kullanan hastaların büyük çoğunluğu karşı karşı­ya gelmemiştir. Simetidinin çok uzun süre kullanıl­ması halinde mide kanserine yol açacağı yönünde bir yaklaşım vardır. Ancak bunu doğrulayacak bir bulgu olmadığı gibi, böyle bir tehlikenin olmadığına ait ba­zı kanıtlar da saptanmıştır.

H2 blokerleri kullanıma girmeden önce, peptik ül­ser tedavisinde antikolinerjikier adlı bir ilaç grubu da yaygın olarak kullanılmaktaydı. Bunlara örnek olarak atropin, propantelin ve hiyosin verilebilir. Antikoliner­jikier mide asit salgılanmasını azaltsalar da, H2 blo­kerleri kadar etkili değildirler. Üstelik, ağız kuruluğu, görüntü bulanması ve idrar yapma güçlüğü gibi yan etkileri vardır. Bu nedenlerden dolayı, günümüzde seyrek olarak kullanılmaktadırlar.

Anti-asitler

Anti-asitler, mide asidini nötralize ederek mide ve duodenumun mukozasına zarar vermesini azaltan ilaçlardır. Beyaz bir sıvı ya da çiğneme tableti olarak kullanılırlar. Sodyum bikarbonat ve kalsiyum bikar­bonat gibi bazı anti-asitler kana emildiklerinden, yük­sek dozlarda emilmiş sodyum ve kalsiyum, istenme­yen yan-etkilere yol açabilirler. Bu anti-asitlerle bir­likte bol süt içmek böbrek yıpranmasına neden ola­bilir. Sodyum bikarbonat az miktarlarda alındığında bazı kişilerde ağrıyı azaltabilirler. Günümüzde kullanılan birçok anti-asit, emilmediklerinden ciddi yan et­kiler göstermezler. Genellikle magnezyum tuzları (magnezyum hidroksid veya magnezyum trisilikat) ya da alüminyum tuzları (alüminyum hidroksid) veya her ikisinin karışımı biçimindedirler. Mide asidini tamamiyle nötralize etmek için, günde, her biri 30 mi olan 7 doz veya günde çeyrek litre gibi büyük hacimlerde anti-asit almak gerekir. Bu miktarlar ülserinizi iyi eder­se de, böyle bir tedavi hem kullanışsızdır, hem de ba­ğırsak çalışmalarında değişiklikler yapar.
Magnezyum içeren anti-asitler ishal yaparken, alüminyumlular kabızlığa neden olurlar. Bu nedenle iki­sini birlikte kullanmak gerekir. Anti-asitler ayrıca an­tibiyotikler ve kalp ilaçları gibi ilaçların emilmeleri ile de etkileşirler. Bunları günün farklı saatlerinde almak­ta yarar vardır. Herhangi bir kuşkunuz olursa dokto­runuza sormanız iyi olur.

Anti-asitler, genellikle 10 ml'lik küçük dozlar ha­linde, günde üç-dört kere kullanılırlar. Bu dozlar ül­seri iyileştirmek için yeterli olmamakla birlikte karın ağrısı ve sindirim bozukluğu gibi belirtileri azaltırlar. Ülserin belirtileri öğün zamanları veya gece İle bağ­lantılı olarak belirir; bu bakımdan anti-asitleri öğün­lerden sonra ve yatmadan önce almak doğru olur. Sin­dirim bozukluğu günün herhangi bir saatinde ortaya çıkacağından ilacı cebinizde ya da cüzdanınızda ta­şımakta yarar vardır. Bu yönden, antiasit tabletler, sıvı preparasyonlardan daha kullanışlıdır.

Mukozayı koruyucu ilaçlar

Bu tip anti-ülser ilaçlarının mide asidi üzerine bir etkileri yoktur ama, asit ve pepsin yıkıcı etkisine karşı mukozanın direncini artırır. Bu ilaçlara örnek olarak tri-potasyum disitrato bizmutat ya da kısaca TDB (ticari adı: De-Nol) verilebilir. TDB sıvı ve tablet biçimin­de kullanılabilir ve aktif maddesi, bir metal olan biz­muttur. Bizmutun etki mekanizması bilinmemekle bir­likte, ülser çukurunun dibinde koruyucu bir tabaka meydana getirerek asit ya da pepsinin bu bölgeyle bağlantısını kesip iyileşmesine olanak sağladığı sa­nılmaktadır. Ciddi bir yan etkisi saptanamamıştır, ama dışkıyı koyu renge boyadığından, bunu kanla ka­rıştırmamak gerekir. Tedavide kısa sürelerle kullanı­lan TDB, ülseri iyileştirmede H2 blokerleri kadar et­kindir.

Mukoza direncini artıran bir diğer ilaç da karbenoksolondur. Meyan kökünden elde edilen bu mad­de birkaç mekanizmanın bir araya gelmesiyle etki gösterir. Mukozadaki hücrelerden mukus üretimini artırmak bunlardan biridir. Ülseri iyileştirmekte h2 blokerleri ve TDB kadar etkinse de, tansiyonda yük­selme, ayak bileklerinde şişme, önemli bir vücut to­zu olan potasyumun kan düzeyinde düşmesi gibi is­tenmeyen yan etkileri vardır. Diğer bakımlardan sağ­lıklı olan kimseler bile, eğer karbenoksolon kullanı­yorlarsa her hafta tansiyon, kilo ve sık sık da kan po­tasyumu yönünden doktor tarafından denetlenmelidirler. İlaç özellikleri nedeniyle günümüzde daha az kullanılmaktadır.
Meyan kökünden elde edilen diğer bir kimyasal madde de "deglisirinize meyan "d ir (DGM). Karbenok­solon gibi yan etkileri olmadığı halde, ne yazık ki ül­seri iyileştirmede o denli etkin değildir.
Geçmiş yıllarda prostaglandinler, prenzepin, tri-mipramin gibi çeşitli anti-ülser ilaçları denenmiştir. Ancak, bunları bulmak zor olduğu gibi yararlı olup olmadıkları da kesin değildir. Bu tam bir liste değildir ve her an yeni kimyasallar denenmektedir.

Ülser İçin Önlemler, Ülser Nasıl Engellenir

Ülser Beslenme

Özel "ülser diyetleri" peptik ülser tedavisinde önemli yer tutarlar. İlk bakışta, hint pilavı gibi baha­ratlı yiyeceklerden, tahıl ürünleri gibi tahriş edici gı­dalardan ve asitli narenciye bitkilerinden uzak durulması mantıklı görünmektedir, Bu inançlar yü­zünden süt, ekmek, kaynamış patates gibi yalın yi­yecekler yemek zorunda bırakılan kişilerin şikâyetleri daha da artmıştır.

Ancak, günümüzde, yenilen yiyeceğin niteliğinin mide asit miktarını doğrudan etkilemediği ve diyet tedavisinin belirtileri gidermediği ve ülserin iyileşme hızında bir değişiklik yapmadığı anlaşılmıştır. İnsan­lar bireysel farklılıklar gösterdiklerinden, eğer belli bir besin ağrı ya da sindirim bozukluğu yapıyorsa onu yememek doğaldır. Bazı kimseler, öğün arasında bisküvi veya süt gibi hafif gıdalar almanın ağrılı be­lirtileri ortadan kaldıracağına inanır. Yine de, normal ve dengeli bir diyeti düzenli öğünler halinde yemek en doğrusudur.

Sigara ve içki içmek

Eğer sigara içiyorsanız, hem ülserli olmaya aday­sınız; hem ülseriniz daha geç iyileşir, hem de tekrar­lama olasılığı daha fazladır. Bu nedenle sigarayı bırakmak (hatta hiç başlamamak) için gerekenler lis­tesine ülseri de eklemek gerekir.
Eğer ülseriniz varsa, olağan miktarlarda alkol kul­lanmanızda bir sakınca yoktur. Fakat çok içiyorsanız —diyelim ki günde dört kereden fazla— karın ağrısı ve sindirim bozukluğuyla ilgili belirtileriniz artar. Ay­rıca gastrite de neden olabileceği gibi, çok ciddi so­nuçları olan karaciğer sirozuna da yol açabilir. Genel kural olarak ülserin aktif döneminde alkollü içkileri kesmek akıllıca olur. Çok olmamak koşuluyla çay ya da kahve.içmek zararlı değildir.

Sakınılması gereken ilaçlar

Hemen hepimiz, yaşantımız boyunca analjezik (ağrı kesici) bir ilaç kullanmışızdır ve son yıllarda pi­yasa yeni yeni çeşitleriyle dolmuştur. Reklamlarda, devamlı olarak bu ilaçların baş ağrısına, artrite ve di­ğer ağrılara nasıl iyi geldikleri anlatılır. Bunlar doğru olmakla birlikte, ayırım yapmadan kullanıldıklarında çeşitli yan etkileri ortaya çıkar. En yaygın ilaçlar, aspi­rin, parasetamol veya her ikisini de içeren preparatlardır. Aspirinin aşırı ve sürekli alınması gastrik ülserlerin meydana gelmesinde, ülser iyileşmesinin gecikmesinde ve olasılıkla mukoza kanamasında rol oynayabilir. Eğer ülseriniz varsa (özellikle de gastrik ülser) aspirin içeren ilaçlardan uzak durmalısınız. Pa-rasetamollü ilaçlar mideye o denli zararlı olmasalar bile, ülser ağrısını gidermek için kullanılmamalıdır.

Aspirin ve parasetamole ek olarak birçok "anti-enflamatoar analjezikler" (iltihap önleyici ağrı kesi­ciler) vardır. Fenilbütazon ve indometasin ağrılı romatizmal durumlarda tedavi amacıyla kullanılırlar. Çok etkili olan bu ilaçlar ne yazık ki gastrik ülser be­lirtilerini şiddetlendirirler veya mukoza kanamasına neden olurlar. Genellikle reçeteyle satılan bu ilaçlar doktor denetimi altında kullanılmalıdır.
Kural olarak, bir ilaç en düşük etkili dozda ve ola­bilirse yiyecekle birlikte alınmalıdır. Eğer bir peptik ülseriniz olduğu biliniyorsa ve ilaçlardan birini alma­nız zorunluysa (diyelim ki ağır bir artritiniz var) dok­torunuz aynı zamanda anti-ülser tedavi görmenizi önerebilir.

Ülser Stres

Daha önce zihinsel gerilimin peptik ülsere yol aç­masının bir kural olmadığını belirtmiştik. Fakat, stress varolan bir ülserin durumunu daha da kötüleştirebilir mi? Yine, bu soruyu kesinlikle yan dayama­yacağımızı söylemek zorundayız, ama sakinleştirici ve yatıştırıcı ilaçlar, amaçları stresli koşullarda be­denin tepkisini azaltmak olmasına rağmen, peptik ül­ser tedavisinde çok sınırlı bir başarı göstermişlerdir. Genelde belirtileri düzeltseler de, ülseri iyileştirme­de etkili değildirler.

Hastayı, stres yaratan ortamdan ayırmak amacıyla birkaç hafta için hastaneye yatırmak da bir yöntem olabilir. Hastanede tedavi bir iki ay sürerse ülseri iyi­leştirmekte etkili olur ancak, pratik değildir. Hepsi bir yana, hastanenin streslerden kurtarıcı bir ortam olduğuna ait bir kanıt da yoktur.

Ülser Tanı Teşhis Yöntemleri, Ülser Nasıl Anlaşılır

Buraya kadar, ülserlerin ne gibi belirtilere yol aç­tığını ve diğer nedenlerin nasıl benzer belirtiler ver­diğini gördük. Bu bakımdan, uygun tedavi için doğru tanının ne derece önemli olduğu anlaşılmaktadır. Siz­de peptik ülser olduğundan kuşkulanan doktorunuz, iki özel tahlil isteyecektir: Baryum grafisi ve endoskopi

Baryum grafisi

Bu özel bir röntgen yöntemidir. Bir gece boyun­ca aç kaldıktan sonra, size baryum sülfat adlı beyaz-bir sıvı içirilir. Bu sıvı ösofagus, mide ve duodenumun mukozasını kaplar. X-ışınları baryumdan geçemedik­leri için, bir monitör ekranında ya da röntgen filmin­de, batın dokularının siyah zemini üzerinde baryum beyaz olarak görünür. Eğer bir ülser varsa, ülser kra­terini dolduran baryum, mide veya duodenumun düz dış sınırlarının dışına taşar. Baryum içirilerek çeki­len röntgen filmleri ile peptik ülserlerin yanı sıra hiatus hernisi gibi üst sindirim kanalının diğer hastalıklarının da tanısı sağlanabilir.
Özel teknikler kullanan radyologlar, baryum gra-f i çekimlerinde "hava kontrastı" yaparak mukozanın ayrıntılı görüntülerini elde edebilirler. Genellikle de­ğişik açılardan çekilmiş röntgen filmlerine gerek var­dır, çünkü iyi bir görüntü ancak bu biçimde sağlanabilir.

Endoskopi

Baryum grafisi ülser tanısı koymada tehlikesiz ve güvenilir bir yöntem olmakla birlikte, daha çok bilgi edinilmesi gereken durumlar da vardır. Örneğin, geç­mişte, tekrarlayan duodenal ülserler geçirmişseniz, duodenumunuzun bir bölümü röntgen filminde gö­zükmeyecek bir yara izi bırakmış olabilir. Gastrik ül­serlerde de baryum, kansere bağlı ülserle selimini iyi ayırt etmeye elverişli olmayabilir. Her iki tanısal güç­lüğün üstesinden gelmek için endoskopi adlı özel teknik kullanılır.
Bu yöntemde, uzun ve esnek bir tüp ağızdan so­kularak, ösofagusa, mideye ve duodenuma gönderi­lir. Böylece doktorun tüm mukozayı doğrudan görmesi sağlanmış olur. Binlerce uzun ve hassas cam lifinden oluşan bu aygıta fiberoptik endoskop adı verilir. Cam lifleri, özel bir ışık kaynağından ge­len ışınları, boru kısmı düz değilken bile aygıtın ucu­na kadar ulaştıracak biçimde düzenlenmişlerdi. Sonuçta ışık, "köşeleri" dönerek iletilmiş olur.

Modern endoskoptar ince ve çok esnektirler çok rahatsızlık verirler endoskopi yapan kimse, göz­le bakılan bölümün yakınındaki kontrol düğmelerini oynatarak aygıtı istediği yöne çevirebilir. Aynı zaman­da, daha iyi bir görüntü elde etmek için, gerektiğin­de hava verebilir veya mide suyunu emebilir Bunardan başka, biyopsi denilen küçük doku örnek­lerini ülser veya başka bir anormallik gördüğünde ala­bilmek için endoskopun içinden gönderilebilen minyatur bir forsepsi de kullanabilir. Bu biyopsiler kanserli olup olmadıklarının anlaşılması için patolog­lar tarafından mikroskop altında incelenir.

Birçok kişi bu tüp yutma işleminden çekinirlerse de, bu rahatsızlığı en aza indirmek için birçok şey yapılabilir. Önce aneztetik bir sprey ile boğazınız uyuşturulur; ayrıca uygulamadan önce sakinleştiri­ci bir ilaçla da rahatlatılırsınız. Borunun (tübün) kalınlıqı bir tükenmez kalemden daha fazla değildir ki bu da hergün yuttuğumuz birçok lokmadan daha küçüktür. Şunu da belirtmek gerekir ki, hastaların ço­ğu sonradan soluduğunda uygulama hakkında hiç­bir şey anımsamazlar


Endoskopi de, baryum yönteminde olduğu qibi boş mide üzerinde uygulanabilir. Ayakta da yapıla­bildiği gibi hasta bir günlüğüne hastaneye yatırıla­bilir. 15ıle 30 dakika süren uygulamadan sonra, lokal aneztetik spreyin etkisi geçinceye kadar, yani birkaç saat için bir şey yemenize ve içmenize izin verilmez Ayrıca unutmamak gerekir ki, sakinleştirici ilacın etkişinin geçmesi 24 saati bulabilir. Bu süre içinde bel­leğiniz hatalar yapabilir. Koordinasyonunuz da zayıflamış olacağından, otomobil kullanmak veya bir aleti işletmek tehlikelidir. Bu bakımdan o günü izinli geçirmeli ve sizi eve bir başkasının götürmesini sağ­lamalısınız.

Hastalığınızın tanısında baryum ya da endosko­pi kullanılmasını doktorunuz seçecektir. Genelde, baryum grafisi ilk defa meydana gelen duodenal ül­serlerin tanısında ve gastrik ülserlerin ortaya konma­sında iyi bir yoldur. Eğer midede gastrik ülser veya başka bir anormallik saptanırsa endoskopi kesinlik­le önerilir. Tekrarlayan ülserlerde de endoskopi boryum grafisine tercih edilir.

Asit incelemeleri

Peptik ülserlerin gelişebilmesi için bir miktar mide asidine gerek vardır ve asit salgısının çok fazla ol­duğu durumlarda duodenal ülserler büyük olasılıkla ortaya çıkarlar. Endoskoplar kullanıma girmeden ön­ce, tanı için mide asit salınım miktarına bakılırdı. Bu­gün eskisi kadar kullanılmamakla birlikte, asit incelemeleri bazı durumlarda bilgi edinmek bakımın­dan hâlâ yararlıdır. Örnek vermek gerekirse, eğer bir ülser iyileşmekte güçlük çıkarıyorsa, sık sık tekrarlıyorsa, gastrin salgılayan bir tümörden (gastrinoma) kuşkulanmıyorsa veya ameliyattan önceki ya da son­raki durumunuzu belirlemek gerekiyorsa uygulanabilir.

En yaygın asit incelemesi pentagastrin sekresyon testidir. Bir gecelik açlıktan sonra yapılan bu test yak­laşık iki saat sürer. Eğer mide asit üretimini etkile­yen anti-asit ilaçlar kullanıyorsanız, bunlar testten iki gün önce kesilmelidir. Mide asidi, burun yoluyla mi­deye gönderilmiş olan bir tüp aracılığıyla toplanır ve normalde midenizdeki asit miktarı (bazal asit mikta­rı) ölçülür. Sonra iğneyle pentagastrin verilir. Adın­dan da anlaşılacağı gibi, bu madde doğal hormon gastrine benzer ve mideyi asit üretmesi için uyarır. Pentagastrin enjeksiyonundan sonra toplanan artmış mide asidine de maksimal veya tepe asit miktarı de­nir.
Diğer bir asit testi de insülin testidir. Bu yöntem bazen mide ameliyatlarından sonra asit miktarını ölç­mek için kullanılır. Mide asidi üretimiyle ilgili başka bir yöntem ise kanda gastrin düzeyine bakmaktır.

Diğer tahliller

Doktorunuz, kanamaya bağlı bir kansızlıktan (anemi) kuşkulandığında kan sayımı isteyebilir. Safra kesesinin yada kalın bağırsakların röntgenleri de karın ağrısının diğer nedenlerini araştırmak yönünden çe­kilebilir.

Tıbbi tedavi

"Önlemek, iyileştirmekten daha iyidir" yaklaşımı, eskiden beri birçok hastalık için geçerlidir. Ancak, peptik ülserlerde, bunca yıllık araştırmaya karşı, esas sebepler aydınlatılamamıştır. Aşağıda anlatılanların çoğu, bu nedenle, saptanmış ülserlerin tedavisi için­dir. Ancak bazıları önlemede de yararlıdırlar.
Peptik ülserlerin tedavilerindeki amaç, belirtileri ortadan kaldırmak, ülseri iyileştirmek, komplikasyon rizikosunu önlemek ve tekrarlamasını engellemektir. Kanıtlanmış ve etkili reçeteleri "kocakarı ilaçları" ve halk gelenekleriyle karıştırmamak gerekir.

Ülser Belirtileri Nelerdir, Ülser Nedenleri

Ulser Ağrısı

En yaygın ve en rahatsız edici belirti ağrıdır. Ağ­rı, hafif açlık ağrısı ya da tırmalamadan bıçak batması gibi şiddetli düzeyler arasında değişir. Ağrının yeri değişik olabilmekle birlikte bazen göğüs kafesinin tam altında, ortada ve batıcı tarzdadır.Kimi zaman ağ­rının yeri parmağınızın ucuyla gösterilecek kadar ke­sindir; ama çoğunlukla ağrı, karnın alt kısmı, göğsün üst kısmı, omuz, kürek kemiğinin alt bölümü ya da doğrudan sırtta hissedilebilir.


Ağrı çoğunlukla yemekle ilişkilidir ki, bu; durumu daha da güçleştirir. Bazıları birkaç bisküvi veya süt alarak geçici bir rahatlık sağlayabilirler. Gece uyku­dan uyanma yine sık görülen belirtiler arasındadır. Uyanma, öğünlerin ve uykuya dalmanın zamanıyla bağlantılı olsa da ortalama olarak 02.00'dedir. Hemen her durumda az bir şey atıştırmak ağrıyı oldukça gi­derir; işte bu nedenle "ülseri besleme" terimi orta­ya atılmıştır.

Diğer belirtiler

Mide bulantısı, kusma ve iştah kesilmesi başta gelir. İştah kesilmesi çoğu kez özellikle de gastrik ül­serli daha yaşlı kimselerde kilo kaybına neden olur. Bir diğer sık belirti göğüs yanmasıdır (mide kayna­ması). Bu göğüs kemiğinin altında, derinden gelen sıcak bir yanmadır. Özellikle sırtüstü yatarken şiddetlenir ve mide suyunun ösofagusa geçmesi sonucu meydana gelen iltihaplanmaya bağlıdır. Bu olay ay­nı zamanda ağıza lezzetsiz ve acı bir sıvının gelme­sine de neden olur. İshal, peptik ülserlerde seyrek olarak görülür ve genellikle de başka nedenden dolayı ağrı meydana gelirse vardır.

Peptik ülserler, tedavi edilmeseler bile, kendilik­lerinden oluşup geçerler. Belirtiler, haftalar, aylar, hatta yıllarca sürebilir. Ancak, eğer tekrarlayıcı nitelikteyseler, belirtiler başlangıçta nispeten daha yu­muşak olduklarından ülser derece derece her hecmede ilerler ve ancak yıllar sonra bir doktora git­me gereği duyulur. Bazı kimselerde ise ülser tam an­lamıyla geçer; bu nedenle hiç tanısı konmamış birçok ülser vardır.

Benzer ağrının diğer nedenleri

Bütün ülserler aynı tip ağrı oluşturmadığı gibi, başka durumlarda da ülser ağrısı taklit edilebilir. Ağ­rınızın bazı özellikleri bize ipucu verse de, altında ya­tan nedeni anlamamıza yeterli değildir. Sindirim kanalında ya da komşusu olan bir organın hastalığın­da karnın üst bölümünde ağrı meydana gelir.
Daha önce sözedilen ösofagit'te peptik ülser ol­maksızın ağrı duyulur. Aside alışık olmayan ösofagus mukozası, gevşek kalan kardiadan yukarı geçen mide suyundan zarar görür. Gevşek kardianın neden­lerinden biri hiatus hernisi adı verilen mide fıtığıdır. Ösofagusun diyafram kasını geçtiği özel deliğin genişlemesi sonucu midenin üst bölümü buradan yu­karı çekilir, yani fıtıklanır.
Midenin ve duodenumun iltihaplanması (gastrit ve duodenit) da peptik ülser benzeri ağrıya neden ola­bilir. Bazı doktorlar da bunları akraba hastalıklar ka­bul ederek aynı tedaviyi uygularlar. Gastrit daha çok, aşırı alkol alımıyla ya da bazı ilaçları kullanmakla or­taya çıkabilir. Bu konu tedavi bölümünde daha ayrın­tılı ele alınacaktır.

Kalın bağırsaklardan kaynaklanan, kabızlığa veya aşırı Kasılmaya bağlı ağrı karnın (batın'ın) herhan­gi bir yerinde şiddetli olarak duyulur. Safra taşına bağlı ağrı sağ göğüs kafesinin altında ve peptik ül-serden daha şiddetli olarak duyulursa da doktorlar bu ikisini ayırırken tam anlamıyla emin olamazlar En­der olarak ağrı pankreastan köken alabilirse de da-ha şiddetli ve inatçıdır.
Göğüsle ilgili sorunları da gözardı etmemek gerekir. Bunların en önemlisi, kalp kasının yeterli kan alamamasından meydana gelen angina ağrısıdır. Gö­ğüs cidarının kaslarındaki zedelenmeler ve omurga kemiklerinden kaynaklanan ağrılar da önde ve orta­da ağrı meydana getirebilirler.

Ülser Nedenleri, Kimler Niçin Ülser Olur, Ülser Hakkında

Bir ülserin meydana gelmesi için uygun koşullar nelerdir? Bu soruyu yanıtlayabilmek için, dünyanın ve ülkelerin çeşitli bölgelerinde, hatta aynı kasaba ya da köyde yaşayan bireyler arasındaki peptik ülser sıklıklarını incelememiz gerekir. Buna ek olarak, geç­mişte meydana gelen sıklık farklılıklarını da incele­memize katmalıyız. Tıbbi sorunları bu yönden ince­leyen bilime epidemiyoloji denir ve bilgi edinmede büyük yararı olmuştur.

Belki de en kayda değer değişiklik, tarihin çeşitli dönemlerindeki sıklıklardır. Eski kayıtlar çok güve­nilir olmamakla birlikte, örneğin İngiltere'de onsekizinci ve ondokuzuncu yüzyıllarda duodenal ülserle­re çok seyrek rastlanmasına karşın, gastrik ülserle­rin çok daha yaygın oluşu ve genç kadınlarda daha sık oluşmasına ait bilgiler kesin gibi gözükmektedir. Yirminci yüzyıla geçişle birlikte iki değişiklik meyda­na geldi. Birincisi; duodenal ülserler erkeklerde kadınlara oranla üç kat daha sık olmak üzere daha çok görülmeye başlandı. İkincisi de, görece daha çok aza­lan gastrik ülserler daha ileri yaş gruplarına kaydılar. Şimdiki durumda duodenal ülserler gastrik ülserler­den daha yaygındırlar ve gastrik ülserlerde cinsiyet farkı daha az önemli olmakla birlikte erkeklerde ka­dınlara oranla daha fazladır. Genel olarak, peptik ülserler ve özellikle de gastrik ülserler yaşlı kimseler­de daha sıktır.

Coğrafi farklılıklar da vardır. Örneğin Britanya Adası'nda, duodenal ülserler, İngiltere'nin güneyine oranla İskoçya'da hem daha yaygın hem de hastalık seyri bakımından daha ağırdır. Hindistan ve Afrika'­da, bölgeler arası farklılıklar beslenme biçimindeki değişikliklerle bağıntılıdır. Örnek olarak, Hindistan'­ın ana enerji kaynağı olarak buğday yerine pirinç ye­nen yörelerinde duodenal ülser oranı yüksektir. Buğ­day besinsel lifler (posalı) açısından zenginken, pi­rinç değildir. Genel olarak bakıldığında, giderek kent­sel yaşama eğiliminin artmasının bu değişikliklere neden olduğu söylenebilir ve belki de, kentleşme İn­giltere'de daha erken dönemde yaşandığı için, pep­tik ülserler diğer yörelere göre burada daha önce yay­gınlaştı. Ancak, bir kent içinde de, farklı yaşam dü­zeyindeki insanlar arasında farklılıklar vardır. Zaman zaman peptik ülserin daha varlıklı kesimlerin hasta­lığı olduğu savı ortaya atılmışsa da, bu 50 yıl önceki duodenal ülserler için geçerli olabilir. Artık günümüz­de bu böyle değildir; peptik ülser her çeşit insan için tehdidini sürdürmektedir. En azından, yoksul insan­lar hem gastrik hem de duodenal ülserlere daha fazla adaydırlar.

İçki ve sigara alışkanlığı

Yukarıda belirtilen değişiklikler, içki ve sigara iç­me alışkanlıkları arasındaki farklılıklardan kaynakla­nabilir mi? Kesin bir şey söylemek güç. Bütün doktorların aynı görüşte olmamasına karşın, genel ka­nı, toplu olarak tüm sigara içenlerin, kullanmayanla­ra göre iki kat daha peptik ülser olasılığı ile karşı karşıya oldukları yolundadır. Normal kabul edilen düzeylerde alkol kullanımı ülser sıklığı üzerinde etkili değildir; ama, aşırı içenler ve özellikle de karaciğer sirozu olanlar ülsere yatkındırlar. Birçok doktora gö­re, daha önce meydana gelmiş olan ülserler içki ve sigaranın etkisiyle daha kolay kanamaktadırlar. Ay­rıca, hem iyileşmeleri geç olmakta, hem de başka tıb­bi sorunlara (komplikasyonlar) yol açmaları daha olasıdır.

Ülser Beslenme

Bazı kişiler, belli yiyeceklerin midelerine dokun­duğunu söylerlerse de, ülser yapıcı besinlerle ilgili pek bulgu yoktur. Daha önce de belirtildiği gibi, da­ha çok posalı gıda ile beslenen Hindistan ve Afrika'daki insanlarda ülser daha azdır. Fakat böyle bir özelliğe dünyanın diğer bölgelerinde rastlanmadığı gi­bi, posalı besinler alan bireylerin ülserden korunaca­ğına ilişkin herhangi bir kanıt da yoktur. ABD'de yapılan bir araştırmada kahve ve Coca-Cola'yı çok içen öğrencilerin, ilerki yaşlarında daha çok ülser ol­dukları gösterilmiştir. Ama çayın ve alkolün benzer etkisi saptanamamışken, sütün koruyucu bir etki ya­rattığı izlenimi de edinilmiştir.
Ancak, bu farklılıkların hiçbiri ülser oluşumunu açıklamaya yetmemektedir ve yiyeceklerinizi ayarla­yıp baharat kullanmamanın ülserden koruduğunu söylemek için de yeterli tıbbi bilgiden yoksunuz. Ba­zıları, düzensiz öğünleri sorumlu tutar. Bu, sindirimi bozsa da, ülser meydana getirmek için yeterli de­ğildir.

Stres

Ülser İçin, Birçok ülser hastası sorunları için stresi sorum­lu tutar. Duygusal sorunlar, ekonomik sıkıntılar yada veremin alevlenme dönemleri bazı insanlarda sindi­rim bozukluğuna yol açabilir, ancak peptik ülsere ne­den olup olmadığı kesin değildir. Bedeni, eyleme hazır hale getirmek için salgılanan "saldırı ya da kaçma" hormonu adrenalin, midede asit salgılanma­sını artırarak mide kaynamasına sebep olur. Ayrıca, fiziksel olarak hasta olmak gibi çok ağır stresler de mide veya duodenumda akut ülserler meydana geti­rebilir. Ancak, ağrı ve kanama yapan akut ülserler, kronik peptik ülserlere göre hem daha yüzeysel ge­lişir hem de daha hızlı iyileşirler.
Daha önce değinildiği gibi, gelici gidici nitelikte­dir ve stres ülser hastasının yeni bir hecme geçirme­sine neden olabilir. Fakat, yaygın olarak sanıldığı gibi "ülser kişiliği" yoktur ve ülserli kimselerin daha çok stres ile karşı karşıya kalıp, psikolojik olarak daha dertli oldukları da doğru değildir.

Kalıtım

Peptik ülserler bazı ailelerde daha çok görülmekle birlikte, kalıtsal olarak doğrudan aktarılmazlar. Bir­takım nitelikler, ülser geliştirmek yönünden taşınsa da, yüzde yüz etkili ülser genleri yoktur. Uygun ko­şulların bir araya gelmesi ile herkeste ülser meyda­na gelebilir. Aynı biçimde bol ülserli bir soydan gelen bir kimsede de ülser oluşup oluşmayacağı söy­lenemez.
Ülserler, aile eğiliminin yanı sıra tip yönünden de aktarılırlar. Yani, eğer sizde bir ülser gelişirse, bunun tipi büyük olasılıkla atalarınızdan veya anne-babanızdan birinin ülser tipi ile aynıdır. Ancak yine de, aile içinde neyin aktarıldığı tam belli değildir. Tıb­bi araştırmacılar 'O' kan grubu kişilerin ülser komplikasyonlarına biraz daha yatkın olduğunu ortaya çıkardılar. Bu kimselerde kanama ve delinme gibi komplikasyonlar daha sık olup, mideden salgılanan pepsinojen de bir etken olabilir. Ancak, aile eğilimi­ni tek bir etken açıklayamamaktadır ve unutulmamalıdır ki beslenme biçimi, alışkanlık ve ekonomik sorunlarda kalıtsal olmadıkları halde aile içinde ak­tarılırlar

Ülser Belirtileri, Ülser Teşhisi ve Tanısı

Peptik ülser, mukozada bulunan ve daha alttaki doku katmanına uzanan derin bir oyuktur. Seroza adı verilen en dış katman genellikle sağlam kalır, ancak harap olduğu durumda, yani delindiğinde buna per-fore ülser denir. Eğer kan damarları da zarar görürse kanama meydana gelir. Bu iki komplikasyon da önemli olup, daha sonra anlatılacak belirtilere yol açarlar. Biz önce komplikasyonsuz peptik ülserin be­lirtilerinden söz edip, doktorunuzun nasıl tanı koy­duğunu ele alacağız.