Bobrek Tasi Sifali Bitkiler Tedavisi

Böbrek Taşı Şifalı Bitkiler, Böbrek Taşı İçin Şifalı Bitki Tedavisi
Böbrek Taşı Düşürme

Bulunması Gereken Şifalı Bitkiler: Mısır püskülü, Çoban kesesi, Sedef otu, Hatmi, Hazenbel, Pekmez, Bayır turpu

Hazırlanış ve Kullanım Reçetesi:

Mısır püskülü suda kaynatıldıktan sonra süzülür. Elde edilen sıvı tedavi süresince ve aç karına günde iki bardak içilir.

Çoban kesesi bitkisi ve sarı sedef otunun demlemesi yapılır. Süzüldükten sonra elde edilen sıvı tatlandırılmadan ısıtılarak bir fin­can içilir.

Bayır turpu dilimlenerek suda pişirilir. Süzülerek elde edilen sıvı tatlandırılmadan ve tedavi süresince aç karına bir bardak içilir.

Hazenbel bitkisinin kökü suda haşlanarak süzülür. Elde edilen sıvı şerbet kıvamına gelinceye kadar pekmez ilâve edilerek karıştırılır. Hazırlanan şerbetten günde iki bardak içilir.

Böbrek Ağrısı, Şifalı Bitkiler Böbrek Tedavisi

Bulunması Gereken Şifalı Bitkiler: Alternatif Tıp Bitkiler; Hind kokası, Fener çiçeği, Mısır püskülü, Çoban kesesi, Turp, Arpa, Çördük (yabani armut)

Hazırlanış ve Kullanım Reçetesi:

Çördüğün taze yapraklan hind kokası tohumlarıyla sıcak suda haşlanır. Elde edilen sıvıya sirke suyu ilâve edilir. Hazırlanan bu karı­şım yemek arası bir fincan içilir.

Fener çiçeğinin meyvesi kurutulduktan sonra havanda dövüle­rek elenir. Elenen toz macun kıvamına gelinceye kadar arpa suyu ile karıştırılır. Hazırlanan bu macundan yemekten önce bir çorba kaşığı yenir.

Mısır püskülünün kurutulmuş koyu renklisi sıcak suda haşla­nır. Süzülerek elde edilen sıvı tatlandırılmadan sabah aç karına bir bardak içilir.

Çoban kesesi bitkisi, dilimlenmiş turp, arpa ile birlikte kayna­tılarak süzülür. Elde edilen bu karışım soğutulduktan sonra aç karına bir fincan içilir.

Belsoğukluğu Tedavisi Şifalı Bitkilerle

Bulunması Gereken Şifalı Bitkiler: Meşe palamutu, Kereviz, Günlük, Bayır turpu, Bal, Sirke

Hazırlanış ve Kullanım Reçetesi:

Meşe palamutu kereviz ile birlikte havanda dövülerek toz ha­line getirilir. Elenerek elde edilen karışıma bir tutam günlük ilâve edi­lerek sirke ile yoğrulur. Hazırlanan lapa tedavi süresince bele sarılır.

Suda kaynatılan tarçın kabuğu süzülerek dinlendirilir. Elde edilen sıvı şurup kıvamına gelinceye kadar bal ilâve edilerek şurup ya­pılır. Hazırlanan şuruptan ısıtıldıktan sonra yemek arası bir çay barda­ğı içilir.

Tedavi süresince vücut, sirke ile ovuşturulur. Dilimlenen bayır turpu ısıtılarak ağrıyan yere sarılır. Bu tedaviye bir saat ara ile devam edilir.

Basur İcin Sifali Bitkiler Tedavisi

Basur İçin Şifalı Bitkiler, Bitkisel Basur Tedavisi

Bulunması Gereken Şifalı Bitkiler: Çam sakızı, Çoban kesesi, Yumurta akı, Çoban düdüğü, Kuru üzüm, Badem yağı, Karabiber

Basur için; Çam Sakızı, çekilmiş karabiber tozu, bir çorba kaşığı badem yağı unla birlikte pişirilir. Süzülerek elde edilen posa, yumurta akıyla yoğrularak melhem kıvamına getirilir. Hazırlanan melhem tedavi sü­resince günaşırı basurun üzerine konur.

Çoban kesesi yaprakları üzerine kaynak su dökülerek iki saat bekletilir. Sıkılarak bekletilen posa melhem kıvamına gelinceye kadar yoğrulur. Hazırlanan melhemden basur üzerine konarak, bu tedavi al­tı saat ara ile yenilenir.

Çoban düdüğü otunun kökleri, çam sakızı ve kuru üzümle bir­likte aynı kaba konarak ilâve edilen su çekilinceye kadar kaynatılır. Ateşten indirildikten sonra elde edilen posa yumurta akı ile birlikte melhem kıvamına gelinceye kadar ezilerek yoğrulur. Hazırlanan mel­hem günaşırı basurun üzerine konur.

Bağırsak Hastalıkları, Bağırsak Hastalığı Şifalı Bitkilerle Tedavi

Bulunması Gereken Şifalı Bitkiler: Sarımsak, Papatya, Anason, Kekik, Bal, Sarı sabır çiçeği

Hazırlanış ve Kullanım Reçetesi:

Doğal bitkilerle tedavi, Suda haşlanan sarımsak sert bir zeminde ezilerek elde edilen posa macun kıvamına gelinceye kadar bal ile karıştırılarak yoğrulur. Hazırlanan macundan fasulye iriliğinde haplar yapılarak günde 3 ila 4 tane alınır.

Hastalık süresince yemeklerden sonra bir çorba Kaşığı anason tohumu ağıza alınarak çiğnenir.

Sarı sabır çiçeği kekik ile birlikte on dakika süreyle kaynar su­da demlenir. Elde edilen çay süzülerek gün boyu dinlendirilir. Dinlen­dirilen sıvı şerbet kıvamına gelinceye kadar bal ile karıştırılarak tat­landırılır. Tedavi süresince hazırlanan şerbetten günde üç fincan içilir.

Akciğer Kanaması Hastalığı Alternatif Tıp Bitkilerle Tedavi

Bulunması Gereken Şifalı Bitkiler: Meşe kabuğu, Çam sakızı, Çadır kuşağı otu, Arpa Sirke, Bal, Beşparmak ağacı

Hazırlanış ve Kullanım Reçetesi:

Bitkileri kullanarak yapılan tedavi Beşparmak ağacının çiçekleri, on dakika süreyle sıcak suda kaynatılır. Süzülerek elde edilen sıvı, bir kaba boşaltılarak iki saat din­lendirilir. Dinlendirilen sıvıdan, yarı oranında içme suyuna karıştırıla­rak, günde üç bardak içilir.

Ufalanmış meşe kabukları, yirmi dakika süreyle sirkeli suda kaynatılarak süzülür. Süzülen sıvı bir kaba boşaltılarak günboyu din­lendirilir. Dinlendirilen sıvıdan, bir bardak suya yarım fincan karıştı­rılarak günde üç bardak bal ile tatlandırılarak içilir.

Çam sakızı, çadır kuşağı otu ile birlikte yarım saat süreyle kay­natılır. Sıkılarak elde edilen posa, lapa kıvamına gelinceye kadar arpa unu karıştırılarak gül yağı ile yoğrulur. Hazırlanan lapadan, tedavi sü­resince ve yemeklerden sonra, bir çorba kaşığı yenir.

Akciğer İltihabı Hastalığı Şifalı Bitkilerle Tedavisi

Bulunması Gereken Şifalı Bitkiler: Oğul otu, Nar, Isırgan otu, Misvak ağacı, Devetabanı, Çam fıstığı, Bal, Meyan kökü (Ayı kulağı)

Hazırlanış ve Kullanım Reçetesi:

Doğadaki bitkileri kullanarak yapılan tedavi yöntemi Oğul otu, ufalanmış nar kabukları ile birlikte on dakika sürey­le suda kaynatılır. Süzülerek elde edilen posaya, dövülmüş çam fıstı­ğı ilâve edilerek reçel kıvamına gelinceye kadar bal ile yoğrulur. Ha­zırlanan reçelden tedavi süresince günde üç çorba kaşığı yenir.

Isırgan otu tohumları, kıyılmış devetabanı yaprakları ile birlik­te sert bir zeminde dövülerek ezilir. Ezilen karışıma marmelat kıvamı­na gelinceye kadar petekli bal ilâve edilerek karıştırılır. Hazırlanan marmelattan, tedavi süresince yemeklerden önce bir veya iki çorba kaşığı yenir.

Kurutulmuş meyan kökü, misvak ağacının kabukları ile birlik­te sert bir zeminde dövülerek ezilir. Ezilen karışım, yarım saat sürey­le suda kaynatıldıktan sonra süzülür. Süzülen sıvı bir kaba boşaltıla­rak günboyu dinlendirilir. Dinlendirilen sıvıdan, bir bardak suya bir fincan karıştırılarak günde üç bardak yemek arası içilir.

Akciğer Delinmesi Hastalığı Bitkilerle Tedavi, Şifalı Bitkiler

Bulunması Gereken Şifalı Bitkiler: Karakafes otu, Atkuyruğu otu, Arpa
Bal, Bahçe şebboyu çiçeği

Hazırlanış ve Kullanım Reçetesi:

Bitkileri Kullanarak Yapılan Tedavi, Karakafes otunun kök ve yaprakları, sert bir zeminde ezilip, tütün gibi kıyıldıktan sona, on dakika süreyle suda kaynatılır. Sıkıla­rak elde edilen sıvıya, arpa unu ilâve edilerek lapa kıvamına gelince­ye kadar bal ile karıştırılır. Hazırlanan lapadan yemeklerden önce bir çorba kaşığı ısıtılarak içilir.

Atkuyruğu otu, yarım saat süreyle kaynak suda bekletildikten sonra sıkılarak süzülür. Süzülen sıvı, şerbet kıvamına gelinceye kadar bal ile tatlandırılarak karıştırılır. Hazırlanan şerbetten, tedavi süresin­ce günde bir çorba kaşığı içilir.

Bahçe şebboyu çiçekleri, on dakika süreyle suda kaynatılır. Sı­kılarak elde edilen posaya, arpa unu karıştırılarak lapa kıvamına ge­linceye kadar yoğrulur. Hazırlanan lapadan, tedavi süresince yemek­lerden önce bir çorba kaşığı yenir.

Akciğer Delinmesi Şifalı Bitkilerle Tedavisi

Akciğer İltihabı Şifalı Bitkilerle Tedavisi

Akciğer Kanaması Şifalı Bitkilerle Tedavisi

Bağırsak Hastalıkları Şifalı Bitkilerle Tedavisi

Basur İçin Şifalı Bitkilerle Tedavi

Belsoğukluğu Şifalı Bitkilerle Tedavisi

Böbrek Ağrısı Şifalı Bitkilerle Tedavisi

Böbrek Taşı Şifalı Bitkilerle Tedavisi

A ve B - Harfiyle Başlayan Hastalıklar Şifalı Bitkilerle Tedavisi

C ve D - Harfiyle Başlayan Hastalıklar Şifalı Bitkilerle Tedavisi

E ve F - Harfiyle Başlayan Hastalıklar Şifalı Bitkilerle Tedavisi

G ve H - Harfiyle Başlayan Hastalıklar Şifalı Bitkilerle Tedavisi

İ ve K - Harfiyle Başlayan Hastalıklar Şifalı Bitkilerle Tedavisi

L ve M - Harfiyle Başlayan Hastalıklar Şifalı Bitkilerle Tedavisi

S - T - U - Ü - V Harfiyle Hastalıklar Şifalı Bitkilerle Tedavisi

Bagirsak Tikanmasi Bagirsak Donmesi

Bağırsak Hastalıkları: Bağırsak Tıkanması
İnce Bağırsak Tıkanması Hastalığı

Bağırsak içeriğinin bağırsak kanalında ilerlemesinin tam ve kalıcı olarak engellenmesine bağırsak tıkanması denir.

Bağırsak tıkanması, dışlanın bağır­sak kanalında ilerlemesinin tam ve kalı­cı olarak engellenmesiyle ortaya çıkan bir hastalık tablosudur. Sonuçlan çok ağır olabilen, erken ve doğru tanı ile za­manında tedavi edilmediğinde ölümle sonuçlanabilen bir hastalıktır.


Değişik bağırsak tıkanması tabloları arasında, oluşma biçimi ve hastalığın gelişme hızına göre farklılıklar görülür.

Bağırsak tıkanmaları mekanik ve di­namik tıkanma olarak ikiye ayrılır. Me­kanik tıkanmanın da kendi içinde akut
ve subakut biçimleri olabilir. Basit ba­ğırsak tıkanması olarak da bilinen me­kanik tıkanmanın (mekanik ileus) gidişi subakut olabilir. Bu tabloda bağırsak geçişi engellendiği halde bağırsak kan dolaşımı normaldir. Mekanik tıkanma­nın öteki türünde ise boğulan bağırsak parçası geçişi engelleyerek kangrene kadar gidebilen kan akımı bozuklukları yapar ve çok ağır bir tabloya neden olur. Aynı tablo bağırsak dönmesi (vol-vulus), bağırsak invajinasyonu ve bo­ğulmuş fıtıklarda da gelişebilir.

Dinamik tıkanmanın (dinamik ) en sık görülen tipi, karın zan iltihaplarında ortaya çıkan paralitik ileustur. Bu durumda bağırsak duvarındaki sinir ağı­nın felci sonucunda bağırsak kasları ça­lışamaz. Bu nedenle bağırsak içeriğinin ilerlemesi engellenir.

Mekanik Bağırsak Tıkanması

Bağırsak kanalı bağırsak dışı etkenler nedeniyle tıkanmıştır. Bağırsak duvarı­nın dışında bulunan hastalık etkenleri bağırsak kanalına dıştan baskı yaparak bütünüyle tıkanmasına neden olur. Ge­nellikle dölyatağı, yumurtalık ya da düzbağırsak (rektum) tümörleri bulun-duklan organın dışına taşarak bağırsak duvarlanna dayanıp baskı yapar ya da kann içi ameliyatlar sonrasında gelişen yapışıklıklar bağırsağa yavaş yavaş bas­kı yaparak kanalı kapatacak düzeye ula­şabilir. Bağırsak kanalında geçişi engel­leyen hastalık bazen de bağırsak duva­rında ortaya çıkar. En sık görülen nede­ni bağırsak kanseridir. Aynca bağırsa­ğın iyi huylu tümörleri, bağırsak veremi ve Crohn hastalığı da tıkanma nedeni olabilir. Son olarak, dışkı parçalarının sertleşmesi de nedenler arasında sayıl­malıdır.

Çocuklarda görülen en önemli tıkan­ma nedenleri yumaklaşan bağırsak kurt­lan, yabancı cisimler, sertleşmiş dışkı parçası (fekalom), bağırsak ile safrake­sesi arasında oluşan bir fistülden bağır­sağa düşen ve bazen bütün bağırsak ka­nalını tıkayacak kadar büyük olabilen safra taşlandır.

Bağırsak tam olarak tıkandığında o bölgeden gaz ve dışkı geçişi durur. Bunlar tıkanmanın gerisindeki bağırsak kıvrımlarında birikir. Bağırsak gerilir, genişler, içi sıvı ve gaz ile dolar. Biri­ken sıvı safra, pankreas ve bağırsak sal­gılarından oluşur. Ama sıvının en önemli bölümü tıkanma noktasının geri­sindeki bağırsak bölümünün aşın gerilmesiyle artan kılcal damar geçirgenliği sonucunda sızan kandır. Bağırsağın bu bölümüne damarlardan sıvı sızması, do­laşımdaki kan miktarını azaltarak ölüm­cül bir şok tablosunun gelişimine neden olur. Aşın gerilmiş ve tıkanma bölgesi­ne baskı yapan bağırsak kıvrımı delinir­se, içinde biriken sıvı karın boşluğuna boşalır ve şok tablosuna kann zan ilti­habı da eklenir.

Bağırsak Tıkanması Belirtileri

Tıkanma öncesinde, uzun süreli kabız­lık ve ancak bağırsaklar boşaldıktan sonra dinen ağrı gibi belirtiler görülür. Tıkanmadan sonra şiddetli karın ağrıları başlar. Aralıklı ya da sürekli olan ağrının nedeni, bağırsak içeriğinin engeli aşabilmesi için tıkanma noktası gerisin­deki bağırsak bölümünün şiddetli kasıl­malarıdır. Hasta kolayca kusar. Kusma ile önceleri sindirilmiş besinler, daha sonra ise acı ve san-yeşil safra sıvısı çıkarılır. Bağırsak artık bütünüyle tıkalı­dır. Engeli ne bağırsak içeriği, ne de gaz aşabilmektedir. Tıkanma gerisinde­ki bağırsak kıvrımları, gaz ve sıvı biri­kimi sonucu genişler. Hastanın karnı gergindir. Gerginlik karna genel olarak yayılmışsa, tıkanma sigmoit kolonda (kalınbağırsağın "S" biçi­minde kıvrım yapan bölümü) ve düzbağırsaktadır (rektum).

Bağırsak Tıkanması Tedavisi, Tanı ve Tedavi

Bağırsak tıkanması tanısı, tıkanmanın gerçek nedenini bulmaktan daha kolay­dır. Bazı olgularda geçirilmiş bir karın ameliyatının keşi izi, tıkanma nedeni olabilecek ameliyat sonrası karın içi ya­pışıklıkları düşündürebilir. Tanı açısın­dan en önemli belirtiler hastanın kesin­likle gaz ve dışkı çıkaramamasıdır. Ayrıca makattan ve koltukaltından yapılan ateş ölçümleri arasındaki ısı farkının değerlendirilmesi tanıda yol gösterici­dir. Ateş makattan ölçüldüğünde yük­sek, koltuk altında ise normal değerlere yakındır. Durumun önemi nedeniyle, hasta en kısa sürede hastaneye gönde­rilmelidir. Hastanede hemen hastanın şok tablosu ve sıvı yitimine yönelik te­davisine başlanır ve çekilen filmler ile tıkanma yeri ve özellikleri saptanır. Ama bazı olgularda çekilen filmler çok yararlı olmaz, yalnızca tıkanma belirti­leri saptanabilir. Bu olgularda tıkanma­nın niteliği ancak cerrahi girişim sıra­sında anlaşılabilir. Ameliyat kararı ön­cesinde, tıkanma nedeninin bir fekalom (taşlaşmış dışkı parçası) olmadığından emin olmak gerekir. Fekalomlar genel­likle bağırsak tembelliği (atonik bağır­sak) olan kimselerde görülür. Makattan uygulanan bir boşaltıcı ilaç ya da lav­man ile bağırsaklar boşaltılarak bu has­talar rahatlatılabilir. Bu durum dışında hastayı kurtarmak için yapılacak tek iş­lem ameliyattır. Ameliyat yöntemi tı­kanmayı oluşturan etkenin tipi, yerleşi­mi ve yapısına göre belirlenir.

Bağırsak Dönmesi (Bağırsak Volvulusu)

Bağırsak dönmesi bir bağırsak bölümü­nün kendi bağırsak askısıyla birlikte ek­seni etrafında dönmesiyle oluşur. Karın zarının bir kıvrımı olan bağırsak askısı bağırsağın belirli bölümlerinden karın boşluğunun arka duvarına uzanır. Karın zannın iki yaprakçığının birbiri üzerine kaynaşması ile oluşmuştur. İki yaprak-çığın arasında bağırsağı besleyen da­marlar bulunur. Kolayca anlaşılacağı gi­bi, dönme bölgesindeki bağırsak kıv­rımlarında kan akımı engellenir, hücre ölümü başlar ve kangrene kadar gidebi­len olaylar gelişir. Böylece, kan akımı­nın engellenmesi ile bağırsak tıkanması aynı zamanda gerçekleşir.
Bağırsak dönmesi hızlı gidişli bir hastalıktır. Erken tanı ile zamanında cerrahi girişim yapılmazsa hasta dola­şım yetmezliğinden yitirilebilir.

Bağırsak Dönmesi Nedenleri

En önemli neden, bir bağırsak bölümü­nün olağandışı hareketliliğidir. Bu ha­reketlilik, ilgili bağırsak bölümünün askısının normalden uzun olmasından ya da bağırsak askısı olmaması gere­ken bağırsak bölümlerinde de askı bu­lunmasından kaynaklanır. Öteki hasta­lık nedenleri arasında, geçirilmiş ame­liyatlar sonucu oluşan karın içi yapı­şıklıklar, bağırsak tümörleri ya da ba­ğırsak askısının kronik bir iltihap so­nucu çekilmesiyle iki bağırsak kıvrı­mının birbirine yaklaşması ve bu kıv­rımların zaman içinde dönmesiyle ge­lişen tıkanmalar sayılabilir. Bağırsak dönmesinin bu son biçimi daha çok sigmoit kolonda görülür. Bağırsak dönmesinin en yaygın nedeni, sığamsı bağırsak hareketlerinin artmasıdır (hiperperistaltizm). Hareket artışı ishal­lerde ya da ağır yemeklerden sonra gö­rülebilir.

Bağırsak İnvajinasyonu Nedir

Bağırsak invajinasyonu, bir bağırsak bölümünün, hemen yanındaki bir başka bağırsak parçasının içine girmesidir. Olay öne ya da arkaya doğru gelişebi­lir. İnvajinasyon bölgesinde birbirinin içine girmiş üç yuvarlak yapı görülür. Bu oluşumlar dıştan içe doğru invajine eden silindir, orta silindir ve iç silindir adlarını alırlar. învajinasyonda baş, kı­lıf ve yaka bölümleri bulunur. Baş iç silindirin dış bölümüdür ve katlanarak orta silindir boyunca devam eder. Orta silindirin dışa doğru devam edecek bi­çimde katlandığı yere invajinasyonun yakası denir. Dış silindirin yakadan, baş bölümü ile birleştiği noktaya kadar olan bölümüne ise invajinasyon kılıfı denir. İnvajine olan bağırsak bölümü­nün bağırsak askısı iç silindirle orta si­lindir arasında kalır. İnvajinasyon kat­ları arasında kalan damarlar, yaka bölü­münde baskıya uğrar. İnvajine olan bö­lümde dolaşım bozulmuştur. İlk aşama­da toplardamarlar baskıdan etkilenir. Bunun sonucunda toplardamarlarda kan akımı yavaşlar ve pıhtılaşma oluşu­mu kolaylaşır. İnvajine olan bölüm mo-rarır ve yeterli kan alamadığından renk değişimine uğrar. Kanama ve kan çö­keltileri görülür. Daha sonra baskı atar­damar dolaşımını da engeller. Doku ölümünün başlaması sonucunda invaji­ne olan parça, bağırsağın öteki bölü­münden kopar. Olay bu aşamadan son­ra iki yönde gelişebilir. Yaka bölümün­de delinmeyi önlemek amacıyla yapı­şıklıklar gelişmişse invajine olan bağır­sak parçası hiçbir zarara yol açmadan ortadan kaybolabilir. Ama çoğunlukla invajine olan bölümde gelişen kangren, bağırsak duvarını delerek ağır bir karın zan iltihabına yol açar. Yaşamsal tehli­ke doğuran bu yaygın enfeksiyon duru­munda hastayı korumak için hemen gi­rişimde bulunulmalıdır.

Bağırsak İnvajinasyonu Belirtileri

Hastalığın başlangıç belirtileri birincil ya da ikincil tablolarda birbirinden fark­lı bir seyir gösterir. Ama her iki olayda da hastalık oldukça ciddi gidişlidir; er­ken tanı ve acil tedavi gerekir. Genişle­yen parçanın içine giren bağırsak bölü­mü çok ender olarak kendiliğinden geri çıkıp iyileşebilir. Birincil invajinasyon, küçük hastalarda aniden ortaya çıkar. Şiddetli karın' ağrısı, inatçı kusma, karında gerginlik en önemli belirtilerdir. Hasta elini karnına koyunca genellikle sınırlan kesin olarak belli olan, çok ağrılı ve uzamış bir kütle duyumsar; bu küt­le invajinasyonun kendisidir.
Bağırsak kanalında gaz ve dışkı ge­çişi tam olarak durmadan önce, tahriş olan bağırsak mukozasından salgılanan bol sümüksü salgıyla birlikte az miktar­da kan çıkarılır. Bu kan invajinasyon bölgesinde kan dolaşımının bozulması sonucunda sızar.

Erişkinlerde ikincil invajinasyon gö­rülür ve belirtileri asıl hastalığı bastıra­rak bağırsağın bir bölümünü tıkar. İnvajinasyon erişkinlerde birden bire or­taya çıkmaz; daha önce birçok bağırsak rahatsızlığı görülür. Ağnlar ve inatçı kabızlık dönemleri birbirini izler. Has­talık süreci başladıktan sonra, gidişi hızlanır. Hasta erken tedavi edilmezse gittikçe kötüleşir, sıvı yitimi artar, karın zan iltihabı başlar ve kısa sürede ya­şamsal tehlike ortaya çıkar.

Bağırsak İnvajinasyonu Tedavisi

Hasta, bağırsak tıkanmasından kuşkulanıldığı anda hastaneye kaldırılmalıdır. Tanıya götürücü en işlevsel inceleme yöntemi karın filminin çekilmesidir. İlk olarak doğrudan karın filmi ile tıkanma bulgusu olup olmadığı kesinleştirilir. Tı­kanma belirtisi bulunursa, baryum sülfat gibi bir kontrast madde ile lavman yapıl­dıktan sonra çekilen karın filmiyle kesin tanıya ulaşılır. Cerrahi girişime karar vermeden önce, tıbbi tedavinin denen­mesi yararlıdır. Şoku önlemeye yönelik genel tedavi önlemleri ile invajinasyonu çözmeyi amaçlayan boşaltıcı lavman uy­gulaması başlıca tıbbi tedavi yöntemleri­dir. Tıbbi tedavinin basan oranı tanının erken konmasına bağlıdır. Tanının ge­cikmesi durumunda cerrahi girişime başvurulur. Ameliyatta kann duvarı orta hattan açılarak karın boşluğuna girilir, invajinasyonun yerleştiği bağırsak bölü­mü bulunur ve sıkışan bağırsak parçası yumuşak hareketlerle dışarı çıkartılmaya çalışılır. Ama ilk hastalık belirtileri gö­rüldükten sonra çok zaman yitirilmişse, invajinasyonu düzeltme girişimi başarısız kalır ve hastalıklı bağırsak bölümü kesilerek çıkartılır; iki yanda açık kalan bağırsak uçlan birbiriyle dikilerek ağızlaştırır ve devamlılıklar sağlanır (enteroenterostomi).

Mide, bağırsaklar ve sindirim bezlerinin 24 saatlik toplam salgı miktarı ne kadardır?

24 saatte sindirim kanalından salgılanan sıvı 8-9 İt kadardır. Bunun 1.500 cm3'ü tükürük, 2.500-3.000 cm3'ü mide salgısı, 500-800 cm3'ü safra, 500 cm3'ü pankreas salgısı ve 3.000 cm3'ü bağırsak salgılandır.

Su ve tuz yitimi nasıl gerçekleşir?

Su-tuz yitimi iki biçimde gelişir. Birinci durumda bağırsak kanalı salgılarında bulunan su ve elektrolitlerin (sodyum, potasyum, klorür vb) geri emiliminin bozulması sonucunda su ve elektrolit yitimi ortaya çıkar. İkinci durumda ise bağırsak duvarının anatomik yapısı ve işlevlerinin bozulması sonucunda da­mar yatağından bağırsağa geçirgenliğin artmasından kaynaklanır.

Hangi elektrolitler yitirilir?

Genellikle en çok yitirilen elektrolitler sodyum, potasyum ve klorürdür.

Zehirlenme tipi olaylar nasıl ortaya çıkar?

Zehirlenmeler özellikle karın zan düzeyinde bakteri toksinlerinin geri emilimine bağlı olarak ortaya çıkar. Zehirli maddeler bağırsak kıvrımlarının artan geçirgenliği sonucunda yoğun olarak emilir.

"Suboklüsiv" tıkanma tablosu nedir?

"Suboklüsiv" tablo, gaz ve sıvıların geçebildiği, ama katı maddelerin geçe­mediği tam olmayan bağırsak tıkanmasıdır. Mekanik bağırsak tıkanmalarında bu durumun hemen ardından tam tıkanma gelişir.

Belirtileri nelerdir?

Değişik özellikler gösterebilen nöbetleri sırasında bazen yalnız gazların geçişine olanak tanıyan açılmalar görülebilir.

Bağırsak tıkanması tanısına hangi inceleme yöntemleri yardımcı olur?

Bağırsak tıkanmasında tanıya götürücü en önemli inceleme kamın, doğrudan ve ayakta ön-arka düzlemde yatarak sağ ve sol yan filmlerinin çekilmesidir.

Hangi kan tahlilleri istenir ve anlamları nedir?

En yararlı kan tahlilleri şunlardır: Kanın yoğunluğunu gösteren hematokrit de­ğeri, kanda sodyum, potasyum ve klor değerlerindeki değişiklikleri gösteren plazma elektrolit ölçümleri, kanda bikarbonat ölçümü.

Besin Alerjisi, Çocuklarda Besin Alerjisi
Bebeklerde Besin Alerjisi

Hem çocuklarda, hem de erişkinlerde çok sık görülen bir sorundur. Tanısı genellikle güçtür, çünkü hastadan alınan bilgiler ve deneme beslenmeleri dışında veri yoktur.

Alerji, normal kişilerde herhangi bir rahatsızlığa yol açmayan bir ya da birkaç maddeye karşı aşırı duyarlılık­tır. Alerji yapan maddeler solunum, ağız ya da enjeksiyon yoluyla vücuda girebilir. Böyle bir madde vücutta ya­bancı ve özümsenemez bir cisim ola­rak tanınır; bir başka deyişle antijen etkisi gösterir ve kendisine karşı anti­kor denen engelleyici ya da etkisizleş­tiriri maddelerin oluşumunu uyarır. Antikorun antijenle birleşmesiyle alerjik tepki başlar. Alerjik tepkiye neden olabilen maddeler arasında çi­çek tozları, ev tozları, kozmetik ürün­ler, evde beslenen hayvanların kılları, değişik fiziksel etkenler, bitkisel mad­deler, ilaçlar, aşılar ve çeşitli besinler sayılabilir. Besin alerjisine yol açan maddeler besinlerde bulunan protein­lerdir; bazı besinlerin çok az protein içermesi de bu gerçeği değiştirmez. Yatkınlığı olan kişilerde alerjinin or­taya çıkması için çok küçük miktarda protein bile yeterlidir. Ama bu prote­inlerin bağırsaklardan kimyasal bü­tünlük içinde, yani normal sindirim süreçlerinde parçalanmadan emilmiş olmaları gerekir.

Besin Alerjisi Görülme Sıklığı

Besin allerjisi bebeklik çağında daha sık görülür; yıllar geçtikçe azalır. Bunun çe­şitli nedenleri vardır. Bebeğin sindirim sisteminin tam gelişmemiş olması, gün­de birkaç öğün alerji yapma olasılığı yüksek tek bir besinle (süt) beslenmesi, alerji yapan besinle erken ve sürekli kar­şılaşması başlıca nedenlerdir.
Besin alerjisinin görülme sıklığı ko­nusunda kesin bir şey söylemek zordur. Kuşkusuz erişkinlerde görece seyrek ortaya çıktığı ve alerjik hastalıkların küçük bir bölümünü oluşturduğu söyle­nebilir. Ama konserve yiyeceklerin yaygınlaşması ve gıda sanayisi tekniklerinin gelişmesiyle besin alerjisinin gittikçe daha çok görüldüğü yaygın bir görüştür.

Bütün besinler alerji yapabilir, ama bazılarının alerjik tepkiye yol açma ola­sılığı daha yüksektir. Hayvansal besin­ler arasında en sık süt ve yumurta alerji yapar; etler daha çok pişirilerek tüketil­diğinden alerjiye seyrek olarak yol açar. Bitkisel kökenli besinler arasında ise en çok çilek, ceviz, çikolata ve tahıl­lar antijen özelliği kazanır. Bununla birlikte bilinen bütün besinlerin alerji yapabildiği kesinlikle unutulmamalıdır.

Bir besinin alerji yapıp yapmaması bir ölçüde tüketilmeden önce geçtiği iş­lemlere bağlıdır. Pişirilme genellikle alerjik etkiyi azaltır ya da yok eder. Sü­tün içerdiği albüminin alınması alerji yapma olasılığının azalmasına yol açar. Örneğin peynirlere karşı alerji çok sey­rek görülür, çünkü peynirin üretim sü­recinde sütteki albümin (laktalbümin) genellikle ayrılmaktadır. Az sayıdaki peynir alerjisi olguları yumurta, un, ni­şasta koku ve tat vericiler, küf gibi süt dışı maddelere bağlıdır. Sanayide kulla­nılan koruyucu maddeler de besinlerin alerji yapma özelliklerini değiştirebilir.

Besinlerin çoğu bir antijenler moza­iği gibi düşünülebilir. Örneğin yumur­tadaki albümin görece basit yapılı bir besin olmasına karşın beş ayrı antijen içerir. Karmaşık yapılı besinlerde bu bi­leşenlerin sayısı çok daha fazladır.
Doğal bileşenlerin yanı sıra besinle­re bulaşmış maddeler de antijen etkisi gösterebilir. "Bulaşma ürünü" denen bu maddeler besin olmadıkları halde besin alerjisi yapabilir. Bu yabancı maddeler besinlere kaza ya da rastlantıyla bulaşa­bilir. Örneğin süt hayvanlarında meme iltihabını (mastit) tedavi etmek ya da önlemek amacıyla kullanılan antibiyo­tikler (özellikle penisilin) inek sütüne geçebilir. Emziren kadınların aldıkları ilaçlar da sütlerine geçebilir. Bu yolla süte geçen, ama sütün normal yapışma yabancı bulaşma ürünü maddeler sütçocuğunda alerji tepkimesine yol açabilir. Gerçekte bebekte anne sütüne karşı alerji gelişmesinin tek yolu budur.

Besinlere yabancı madde bulaşması­nın bir aracı da üretim teknolojisidir. Besinlerin bozulmasını önlemek ama­cıyla çok yaygın olarak kullanılan şah­silik ve antiseptik maddelerle gene gıda sanayisinde çok kullanılan renklendiriciler besin alerjisine yol açabilen yaban­cı maddelerdir.

Besinlere sık sık bulaşan bir madde de nikeldir. Nikel özellikle baklagillere ve çileğe, ayrıca ekmeğe, etlere ve balığa bulaşabilir. Mutfak tuzunda ve margarin­lerde de bulunur. Besinlerin paslanmaz çelik tencerede pişirilmesi oksalik asit (ıspanak, ravent), malik asit (elma) ve sit­rik asit (özellikle turunçgiller) içermeleri durumunda nikel yoğunluğunu önemli ölçüde artırır. Bu yiyeceklerin yenmesi (5,6 mgr nikel=25 mgr nikel sülfat) gecikmiş bir aşın duyarlılığa bağlı bir egza­mayı, ama aynı zamanda ürtiker ya da kı­zarıklığı da yeniden başlatabilir.
Besinleri korumak, renklendirmek gibi bazı belirli amaçlara yönelik olmak koşuluyla gıda sanayisinde kullanılması­na izin verilen katkı maddeleri vardır. Ama bunlar ülkelere göre yüzde 0,03 ile yüzde 0,15 arasında değişen oranlarda istenmeyen yan etkilere yol açmaktadır.

Yalancı Besin Alerjileri

Alerji yapan besinle vücudun buna karşı ürettiği antikor arasındaki tepkimenin neden olduğu gerçek besin alerjisinde vücutta bazı maddeler açığa çıkar. Bun­lardan özellikle histamin alerjiyle ilgili belirti ve bozukluklardan sorumlu olan önemli bir maddedir. Ama kendi yapı­sında çok miktarda histamin bulunan ya da sindirildiğinde alerjik bir mekanizma­dan bağımsız olarak vücutta histamin salgısını uyaran birçok besin de vardır.

Bu besinlerin başlıcaları şunlardır:

• Yumurta akı çok etkili bir histamin serbestleştiricidir.
• Kabuklu deniz hayvanları (karides ve daha az olmak üzere yengeçler), çilek, domates, çikolata, balık ve domuz eti de benzer bir etki yapar.
• Ananas ve papaya gibi bazı tropik meyveler histamin serbestleştirici mad­deler içerir.
• Bakla, bezelye, fasulye gibi bazı seb­zeler, tahıllar, ceviz, yerfıstığı gibi çe­şitli besinler histamin serbestleştirici bir madde olan lesitin içerir.
Bütün bunlardan başka protein yapı­sında olmayan bazı besinler de böyle et­ki gösterebilir.
Ayrıca alkolün iyi bilinen damar ge­nişletici etkisiyle histamin serbestleştiri­ci etkisinin birlikte görüldüğü unutul­mamalıdır.
• Histamin açısından zengin besinler –

Aşın histamin yüklenmesi doğal olarak histamin açısından zengin ya da maya­lanmayla sonradan zenginleşmiş besin­lerin alınmasından kaynaklanır. Etteki histamin miktarının hayvanın öldürül­me anında arttığı bilinmektedir. Ruhsal gerginlik de adrenalin salgısını artırarak plazmada histamin düzeyini yükseltir. Histamin yüksek sıcaklıklara dayanıklı­dır; yiyeceğin pişirilmesiyle ya da hava­sı alınmış kapta ısıtılmasıyla yok ol­maz. Lahana turşusu, salam, mayalı peynirler ve özellikle konserve olmak üzere balık gibi besinlerde bol histamin bulunur.

• Karbonhidratlar- Bazı bitkisel ürün­lerde nişasta ve selüloz oranı yüksektir. Tahıllar, ekmek ve unlu besinler, tatlı ve şekerlemeler, ayrıca bezelye ve mer­cimek, fasulye gibi kuru sebzeler bunla-nn başında gelir. Selülozun tamamı, ni­şastanın ise bir bölümü çıkan kalınba­ğırsakta bulunan bakteriler tarafından parçalanır. Parçalanma ürünleri, gaz ve organik asitlerdir. Bunlar bağırsak flo­rasında yoğun mayalanma yapan bakte­riler tarafından büyük miktarlarda üreti-lirse sindirim sistemi mukozası zedele­nebilir. Organik asitlerin varlığında aşı-n nişasta tüketilmesi mukozamn kolay­ca zedelenmesine yol açar. Mikropların etkisiyle kısır bir döngü oluşur. Maya­lanmaya bağlı kalınbağırsak hastalıklan belirtilerine kaşıntı ve ürtiker gibi histamine bağlı belirtiler de eklenir. Gerçekten de yapılan birçok araştırma çeşitli bağırsak bakterilerinin histamin bireşimlediğini göstermiştir.

• Benzoat dokunması- Benzoat özel­likle meyvelerde bulunan doğal bir maddedir. Üzüm, ahududu, dut ve ya-banmersini bol miktarda benzoat içerir. Besinlerin bozulmasını önlemek ama­cıyla gıda sanayisinde de kullanılan bu madde nüfusun yüzde 10'undan çoğun­da alerjik tepkilere neden olabilir.

• Sodyum nitrat dokunması- Sodyum nitrat güçlü bir mikrop öldürücü ve ok­sitlenme önleyicidir. Jambon, salam, salamura peynir, işlenmiş ringa balığı gibi çeşitli ürünlerde kullanılır. Sod­yum nitrata tepkiyi ölçmek için 20 mgr sodyum nitrat verilerek yapılan test sonuçlanna göre bu madde insanların yüzde 5'ten biraz fazlasına dokunur; da­mar kaynaklı baş ağnlan, bağırsak bo­zukluktan ve ürtiker nöbetleri yapar.

• Alkol dokunması- Yalancı besin alerjisi olgularının yüzde 38'inde aşın alkol tüketimi saptanmıştır. Bu olgular­da alkol çeşitli etkilerine bağlı olarak kolaylaştırıcı bir rol oynar. Örneğin damarları genişleterek besinlerin sindirim sistemi mukozasından hızla geçmesini sağlar. Ayrıca alkolden elde edilen asetaldehit güçlü bir histamin serbestleş­tiricidir. Şarap ve hafif alkollü öbür iç­kilerin dokunma olasılığı daha düşük­tür. Vücudun alkolü kaldıramaması du­rumunda çarpıntı, kalp atışlarında hız­lanma, kaslarda güçsüzlük, baş ağnsı, ayrıca astım ve nezle gibi solunum sis­temiyle, ilgili belirtiler ortaya çıkar. Çok seyrek olarak gerçek alerji de gö­rülebilir. Bunda asetaldehidin histamin serbestleştirici etkisi belirleyici görün­mektedir. Bazı beyaz ve kırmızı şarap­ların çok miktarda histamin içermesi histamine aşırı tepki gösteren kişilerde­ki belirtileri açıklayabilir. Üzümde çok miktarda bulunan benzoat burun çevresi sinüslerinde polip olan ve aspirin ala­mayan astımlı hastalarda nezle ve astım nöbeti başlatabilir. Ayrıca bazı astım hastalan şaraplarda koruyucu madde olarak çok kullanılan kükürt dioksiti kaldıramama belirtileri gösterebilir.

Besin Alerjisi Belirtileri

Besin alerjisinin belirtileri öbür alerji bi­çimlerinde görülenlerden pek farklı de­ğildir. Bu belirtiler sindirim, solunum, deri, kalp-dolaşım, boşaltım, üreme, ek­lem ve sinir sistemleriyle ilgilidir. Belli bir yiyeceğe karşı alerjik yanıt hemen ya da gecikmeli olarak ortaya çıkabilir. Ay­nı kişide iki yanıt tipi de görülebilir, ama bunlar farklı antijenlere karşıdır. Ayrıca aynı antijen bir hastada erken ya­nıta, bir başkasında ise gecikmeli yanıta yol açabilir. Besin alerjisi solunum siste­mi düzeyinde astım ya da burun muko­zası iltihabı (nezle) belirtileriyle ortaya çıkabilir. Sindirim sisteminde mide-bağırsak iltihabı, ağız içi iltihabı, bulan­tı, kusma, karın ağrıları, ishal, kalınba­ğırsak iltihabı belirtileri verebilir. Deride kaşıntı, ürtiker, purpura ve anjiyonörotik ödem biçiminde ortaya çıkabilir. Sinir sistemiyle ilgili olarak baş dönmesi ya da baş ağrısı nöbetleri yapabilir. Boşal­tım sisteminde kan işeme (hematuri), dış cinsel organlarda kaşıntı ve eklem siste­minde çeşitli eklemlerde ağrı biçiminde görülebilir. Ama bütün belirtilere karşın hastalığın alerjik kökenini kanıtlamak çok güç olabilir. Bunaltı, huzursuzluk, saplantı gibi bazı ruhsal etkenler gizli alerji belirtilerini ortaya çıkararak ya da güçlendirerek nöbeti başlatabilir.

Besin alerjisine bağlı belirtilerin ço­ğunlukla besinin her alınışında değil, yalnızca arada sırada ortaya çıktığını unutmamak gerekir. Bunun çeşitli ne­denleri olabilir. Birincisi hastalığın olu­şumu yalnızca bağışıklık sistemiyle il­gili olmayabilir, ama belirtileri alerjiye benzeyebilir. İkincisi, belirtiler ancak alerjik olaya bir ya da birkaç kolaylaştırıcı etkenin eklenmesiyle ortaya çıkabi­lir. Son bir olasılık da alerjen maddeyle her karşılaşıldığında göreli bir duyar­sızlaşmanın gerçekleşmesi ve vücut ye­niden yeterli antikor üretinceye değin klinik belirtileri başlatacak düzeyde an­tikor bulunmamasıdır.

Besin Alerjisi Tanısı Teşhis

Alerjik hastalıklarda belirtilerin değer­lendirilmesi ve sorumlu etkenlerin sap­tanmasıyla doğru tanıya ulaşılabilmesi büyük ölçüde hastadan alınacak bilgile­re bağlıdır.
Alerjinin tipik olarak bir aile özelli­ği biçiminde ortaya çıktığı kabul edilir, ama birçok başka hastalıktan farklı ola­rak kalıtımla nasıl aktarıldığı henüz ay­dınlatılmamıştır. Hatta alerji oluşumun­da kalıtımın dışında çevre, yaşama alış­kanlıkları, ruhsal koşullar gibi birçok başka etkenin de belirleyici olduğu bi­linmektedir.
Gebelik dönemi bebekte alerji olu­şumu açısından çok önemlidir. Gebelik­te anne ile dölüt arasındaki ilişki nede­niyle annenin etkisi büyüktür. Daha çok alerji yapıcı maddelerle (süt ve yumur­ta) beslenen annenin dölyatağında bir duyarlılık gelişebilir. Son araştırmalara göre sigara dumanının alerjik tepkiye yol açan IgE grubu antikor oluşumunu uyancı etkisi dölütte de görülmektedir. Bu etki annenin içtiği günlük sigara sa­yısıyla orantılı olarak artmaktadır. An­nenin doğumdan önceki alışkanlıklarıyla alerji arasında herhangi bir ilişki ola­bileceği uzun süre kabul edilmemiştir. Oysa günümüzde bu bilgilerin iyi de­ğerlendirilmesi tanı açısından büyük önem taşımaktadır.
Değerlendirilmesi gereken önemli bir öğe de çocuğa verilen besinlerin tü­rüdür. Bebekte en erken ortaya çıkan alerjinin inek sütüne bağlı olduğu artık kesinleşmiştir. Ayrıca inek sütü üzerin­de en çok araştırma yapılan ve en iyi bilinen alerji nedenidir, çünkü bebeğin yalnızca inek sütüyle beslendiği dö­nemde alerjinin tanısı kolaydır. Alerjik duyarlılık genellikle yaşamın üçüncü yılına doğru kendiliğinden ge­çer. Bu durum özellikle üç yaşından sonra, alerjinin kesin kanıtlan olmadı­ğında dikkate alınmalıdır.

Besinlerin içeriği başlı başına bir araştırma konusudur. Az miktarda, ama sürekli alman besinlerin bir kez büyük miktarda alınanlardan daha çok alerji yaptığı kanısı yaygınsa da, alınan besin miktarının önemi henüz tartışılmaktadır. Bazı besinler gerçek besin alerjisi belir­tilerine yol açan maddeler açısından özellikle zengindir. Bunlar yendiğinde "yalancı alerji" olarak nitelenen durum ortaya çıkar ve besin miktarı arttıkça ya­lancı alerji etkisi de güçlenir. Bununla birlikte bazı besinlerin hem alerji, hem de yalancı alerji yapıcı etkileri vardır. Bir besinin alerji yapıp yapmayacağı ay­nı anda alman öbür yiyeceklere, ilaçlara ve fiziksel gerginliğe bağlıdır. Dolayı­sıyla da sorun çok karmaşıktır.

Besin Alerjisi Tedavisi

Besin alerjisinin tedavisi öbür alerjik hastalıkların tedavisinden farklı değil­dir. Tedavide bir yandan alerji yaptığı düşünülen etkenlerin elenmesine, bu­yandan da belirtilerin ortadan kaldırıl­masına çalışılır.

• Beslenme tedavisi- Alerjinin beslen­meyle tedavisi, ilk bakışta kolay görü­nebilir. Hastaya dokunan besin ya da besinler saptandıktan sonra, bunları bes­lenmeden çıkarmak yeterlidir. Söz ko­nusu besinlerin besleyici değerinin az ve fıstık, deniz ürünleri, çilek gibi göre­ce olağandışı türler olması durumunda bu yöntem kolayca uygulanabilir.
Ama alerji yapan besinlerin besleyi­ci değeri yüksekse ve bunlar her gün tü­ketilen temel besinlerin yapısında bulu­nuyorsa sorun daha karmaşıktır.
Beslenme tedavisinin başarısı çeşitli etkenlere bağlıdır. En önemli önlemler­den biri kuşkulu yiyecek ya da yiyecek­lerin beslenme programından tümüyle çıkarılmasıdır, çünkü duyarlılığı hafif olan kişilerde çok küçük miktarlar bile bazen görünür olmayan hafif belirtilere yol açabilir; böylece duyarlılığın süresi­ni uzatarak, besine uyum geliştirilmesi­ni geciktirebilir.

Yumurta ve inek sütünün tümüyle kaldırılması güç olabilir. Oysa bunlar yerleşik beslenme alışkanlığının parçası olan bisküvi, tatlılar, karamela, dondur­ma gibi birçok besinde bulunur. Eleme yöntemine dayalı beslenme programla­rıyla besin alerjisi deneyimli uzmanların denetiminde tehlikesizce tedavi edilebi­lir. Tedavi sırasında bazı beslenme ye­tersizlikleri ortaya çıkabilir, İshal, şid­detli sancı, kabızlık, gaz fazlalığı gibi bazı belirtiler görüldüğünde beslenme­nin aşırı kısıtlanması ya da bu kısıtlama­nın gerektiğinden uzun bir süre uygulan­ması böyle bir gelişmeye yol açabilir.

Ama bu tür bir kısıtlamanın tanıya götü­rücü incelemelerin yapılabilmesi için ba­zen zorunlu olduğu ve tedavi sırasında gelişen besin yetersizliğinin de genellik­le fazlaca önemsendiği unutulmamalıdır.
Bir başka tehlike hastaya bir süre hiç verilmeyen bir besinin yeniden verildi­ğinde yaygnz ve ağır tepkilere yol açma­sıdır. Böyle ağır tepkiler hastanın geç­mişinde benzer olaylar bulunmaması durumunda da ortaya çıkabilir. Tepki besinin yeniden alınmasından sonraki birkaç dakika ile saat içinde görülebilir. Alerjik olduğu bilinen insanlar arasında görülme olasılığı da yüzde 5 kadardır. Ama alerjik tepkinin şiddetli olması, ay­rıca hastadan alman bilgilere ve testlere dayanılarak önceden belirlenememesi nedeniyle, alerji yapan besinin uygun ortamlarda ve sıkı denetim altında yeni­den verilmesi zorunludur.

Genel görüşe göre besin alerjisi ço­cuklarda bütünüyle iyileşme eğilimin­dedir. Bu nedenle hastanın geçmişinde çok şiddetli tepki görülmemişse alerji yapan besin her 6-12 ayda bir yeniden verilerek tedavi sürdürülebilir.
İyi gidişli olgularda belirtilerin şid­deti gittikçe azalır; alerjinin ortaya çık­ması için gerekli besin miktarı ise git­tikçe artar. Böylece yaklaşık 3-4 yaşla­rında besine tam bir uyum gelişir. Ol­guların büyük bölümünde bu süreç ger­çekleşir. Ama 8-10 yaşlarına ve hatta erişkinlik dönemine değin süren besin alerjileri de vardır.

• İlaç tedavisi- Bazen ilaç tedavisine geçilmesi zorunlu olur. Aşağıdaki du­rumlarda bu yola başvurulur:
- Beslenme açısından yerlerinin doldu­rulması güç çok sayıda besine karşı aşı-n duyarlılık gelişmesi.
- Hastanın önerilen beslenme rejimini kabul etmemesi.
- Alerji yapmayan besin ağırlıklı bir beslenme programı uygulanmasına kar­şın alerji belirtilerinin sürmesi.
- Hastalığın ağır olması ve hasta vücu­dunda deneme-araştırma yapılmasına olanak vermemesi.
- Alerji yapan besinin alınmasının önle­nememesi.
Alerjik hastalıkların tedavisinde etkili birçok ilaç vardır. Ama bu ilaçlardan ba­zılarının yanlış kullanılması alerjiyi teda­vi etmek yerine ağırlaştırabilir. Dolayı­sıyla seçilen ilacın tedavi edilmek iste­nen alerjiye uygun olması çok önemlidir.

Antihistaminikler ürtiker, alerjik nezle (rinit) ve ikinci kez karşılaşılan bir antijene karşı çok şiddetli alerji tepkile­rinde (anafılaktik tepki) özellikle yararlı­dır. Ama henüz tam bilinmeyen neden­lerle bu ilaçlar astım ve alerjik deri ilti­habı (dermatit) gibi bazı alerjik hastalık­larda etkisiz kalabilir, hatta zararlı olabi­lir. Ağır alerjilerde yarar sağlar, ama ağır alerjilere bağlı acil durumlarda ilk ilaç olarak kullanılmaz, adrenalinin ar­dından verilebilirler. Antihistaminikler kaşıntıyı önlediğinden histaminin temel bir rol oynamadığı, temasa bağlı alerjik deri iltihaplarında yararlı olabilir. Sakin­leştirici yan etkisi bazen sakıncalı olabi­lirse de bazı olgularda yarar sağlar. Antihistaminiklerin pomat ya da krem biçi­minde sürülmesi çok zararlıdır, çünkü aşırı duyarlılık yapabilir; ışığa karşı du­yarlılık gelişmesine ve özellikle hasta güneşe çıktığında yaygın alerji belirtile­rinin görülmesine yol açabilir.

Egzama Nedir, Egzama Hakkında Bilgiler

Egzama deride kızarıklık ve içi sıvı dolu kabarcık biçimindeki belirtilerini an­latan bir kavramdır. Alerjide önemli olan biçimleri a) özellikle çocuklarda de­rinin belirli bölgelerinde kaşıntılı kızarıklık biçiminde görülen atopik dermatit ya da egzama; b) temas dermatiti ya da egzamasıdır. Atopik dermatit bebek 3-6 aylık olunca daha çok deri kıvrımlarında ve ağız çevresinde görülür, ama bütün vücuda da yayılabilir. Kural olarak 3 yaşına doğru iyileşirse de deri ku­ru ve ince kalabilir. Ergenlik çağında tümüyle ortadan kalkabilir ya da kötüleşebilir; bu durumda yakınmalar yıllarca sürer.

Genellikle deri belirtileri geriledikten sonra alerji astım, nezle gibi başka bi­çimlerde ortaya çıkar. Hastaların yaklaşık yansında başka alerji biçimleri geli­şir. Temas dermatiti vernik, çimento, mineral tuzlan gibi bazı basit kimyasal bileşiklerin ya da nikel, krom gibi metallerin deriyi doğrudan etkilemesiyle or­taya çıkar. İltihap daha çok maddelerin deriye değdiği bölgelere yerleşir; el, bilek ve kulaklarda şık görülür. Başlıca nedenleri kozmetik ürünleri, saat, kü­pe ve kolye gibi metal takılar ve çeşitli sanayi ürünü maddelerdir.

Çocuklarda Bebeklerde Egzama önlemler var mıdır?

Evet, bazı uygulamalar özellikle yararlıdır. Örneğin sabun tahriş edicidir ve kullanılmaması önerilir. Bütün deri yüzeyi her gün yıkanmamalıdır. Ilık bir duş, sabunla uzun uzun yıkanmaktan çok daha iyidir. Suya sodyum bikarbonat eklenmesi ve temizleyici olarak özel kremler kullanılması önerilir. Ayrıca ço­cuğun aşın terlemesi, aşın hareket etmesi ve heyecanlanması önlenmelidir. Yatağı soba ya da radyatöre yakın olmamalıdır, Derisini tırmalaması önlenme­lidir. Çocuğa pamuk gibi doğal elyaftan yapılmış giysiler giydirilmelidir. Be­lirli aralarla ortamı değiştirmek de yararlıdır,

Ürtiker Nedir, Kronik Ürtiker Hastalığı Nedir?

Ürtiker deride şiddedi kaşıntı yapan küçük kızarıklık ve kabarıklıklardır. Belli bir bölgede görülebileceği gibi bütün vücuda yayıldığı da olur. Yüzde anjiyo-nörotik ödem ya da Quincke ödemi biçiminde görülür. Mukozalarda görülme­si özellikle tehlikelidir, çünkü glottis ödemi boğulmaya neden olabilir.

Çocukta belirli bir yiyeceğe karşı aniden beliren isteksizlik, besin alerjisi­ne bağlı olabilir mi?

Böyle bir kural yoktur. Eğer yiyecek hemen sancı gibi önemli belirtilere ne­den olursa, çocuk bunu istemeyecektir. Ama yiyecekler alerjik etkilerini bir­kaç saat sonra gösterdiğinden çocuk zararlı yiyecekleri geri çevirmez.

Temas Dermatit Nedir, Temas dermatiti sık görülen bir hastalık mıdır?

Evet, deri hastalıklarının sık görülen bir türüdür. Hastalığın ortaya çıkmasına neden olan çok sayıda alerji yapıcı madde vardır. Bunlar fabrikalardaki çalışma ortamında bulunduklarından soran çok sayıda sanayi işçisini ilgilendirir. Alerji yapıcı maddelere bağlı aşırı duyarlılık ve bunu izleyen egzama giysi, kozmetik ürünleri ve toz, pomat, krem biçiminde deriye uygulanan ilaçların kullanılma­sından sonra görülür. Temas dermatit bir meslek hastalığı kabul edilir ve top­lumsal ekonomiyle üretim maliyetlerini büyük ölçüde etkileyebilir.