Genclik ve Uyusturucu Kullanimi

Gençlik Uyuşturucu, Gençlik ve Uyuşturucu

Uyuşturucu bağımlılığının en çok gençlik kesimi için risk oluşturduğu bilinmektedir. Tüm ülkelerde durum böyledir. Gençlik, toplumların güç potansiyelidir, gelecek güvencesidir, harekettir, berekettir. Bu gücü zayıflatmaya hiçbir kimsenin hakkı yoktur. Özellikle Türkiye gibi genç nüfusunun çoğunlukta olduğu toplumlarda bu daha önemlidir. Başta belirttiğimiz Özel Okullar Derneği-AMATEM işbirliği çalışmaları, gençliğe dönük olumlu çalışmalardan biridir.
Bu kuruluşların "Uyuşturucu Maddeler ve Bağımlılık Eğitim Paketi" adlı "Tanıtım Dosyası"nda, konu ile ilgili uzmanların yetkililerin görüşlerinin bir kısmına burada yer vermek istiyoruz.


Gençler Uyuşturucu Kullanımı

Madde Kullanmaya Gençler Daha Çok Nasıl Başlıyor?

"Gençler en sık olarak (merak) nedeniyle madde kullanmaya başlamaktadır. Bu nedenle uyuşturucuya karşı özendirici davranışlardan kaçınmak gerekir.
Arkadaş baskısı ikinci önemli etkendir. Bir arkadaş ortamında yapılan Israra çoğunlukla dayanılamamaktadır. Arkadaş grubunun dışında kalmak, onlardan farklı olmak korkusu yaşanmaktadır. Bir de buna merak eklenirse kullanım kaçınılmaz olmaktadır. Bu nedenle gencin kendi hakkını koruması "hayır" diyebilmesi çok önemlidir.


Sorunlarını çözmek için başka yol kalmadığına inandıkları anda kullanım sıktır. Bir başa deyişle "çaresizlik" önemli bir etkendir. Bu nedenle gençlere sorunlar ile başka çıkma yöntemlerinin öğretilmesi önem kazanmaktadır. Bir sorun karşısında nasıl davranmaları gerektiğinin öğretilmesi ve bugüne kadar kullandıkları yanlış davranış biçimlerinin düzeltilmesi gerekir.
Bu maddeleri kullanmak gencin kendini kanıtlamasının bir yolu olarak algılanmaktadır. Farklı ve değişik gözükmek, bir tür beğeni toplamak amaçlanmaktadır.


Maddenin bulunabilirliği bir başka etkendir. Uyuşturucu maddenin kolayca elde edilebilir olması, onun kullanılma oranını arttıracaktır.

Risk Altındaki Gençler

"Tüm ergenlerin uyuşturucu madde kullanmaya başlama riski vardır. İradesizlik, kişilik zayıflığı v.s. madde kullanmak için mutlak etkenler değildir.
"Ancak madde kullanmaya başlayan gençlerde ortak bazı özellikler dikkat çekmiştir. Bu özelliklerin saptandığı gençler daha dikkatle izlenmelidir. Uyuşturucu ile ilgili eğitimlerde bu gençlere daha fazla eğilinmelidir" uyuşturucu ile yani karşılaşmış gençlere önem ve öncelik verilmelidir.


"Risk altında bulunduğu varsayılan ergenlerin davranış özellikleri şunlardır.
Ani tepkiler veren
Saldırgan ya da asi davranışları olan
Herşeyi reddeden
Davranış bozukluğu gösteren
Aykırı davranışlar içinde bulunan
Erken yaşlarda davranış problemleri olan
Çabuk heyecanlanan
İçe dönük olan
İtaatkar olan
Yaşıtlarından aşırı etkilenen
Gencin aile yapısı özellikleri de risk etkenlerini belirlemeye yarayabilir. Çünkü uyuşturucu madde kullanan gençlerin ailelerinde benzer bazı özellikler bulunmuştur. Saptanan aile özellikleri şunlardır:


Parçalanmış, boşanmış aileler
Ana babadan birinin kaybı
Aile içinde uyuşturucu madde kullanan bir üyenin varlığı
Aile içi iletişim eksikliği
Baskıcı ve ilgisiz aile
Aile içinde gencin özdeşim kurabileceği bir bireyin olmaması
Aşırı koruyucu, kollayıcı aile


Sigara ve alkol kullanan gençlerin bu maddeleri kullanmayan gençlere göre daha yüksek oranda uyuşturucu maddeleri kullandığı gözlenmiştir. Çünkü sigara ve alkol kullanan gençler uyuşturucu maddeyi daha düşük oranda tehlikeli olarak değerlendirmekte ve diğer maddeleri kullanmaya daha istekli davranmaktadırlar. Daha fazla oranda bağımlı tanımakta ve onları kendilerine yakın hissetmektedirler. Ayrıca bu öğrenciler, sigara ve alkol kullandıkları için çevreleri ile daha sık olarak çatışma ve sorun yaşarlar ki, bu da onları diğer maddeleri kullanmaya iten önemli bir etken olarak değerlendirilebilir. Risk grubu gençler ile aile özellikleri ayrı ayrı incelenmesi, araştırılması gereken unsurlardır.

Gençlerde Uyuşturucu Kullanımı Nasıl Anlaşılır?

Yukarıda sözü edilen "Eğitim Paketi" "Tanıtım Dosyası"na göre;
Uyuşturucu kullananların farkına varılması kolay değildir. Uzun yıllar bağımlılığı gizleyebilenler olmuştur.


Bağımlı olduğundan şüphelenilenlerde gözlenen davranışların doğru yorumlanması çok önemlidir. Özellikle ergenlik dönemi gibi hassas bir dönem yeni sorunlar açabilir.
Bazen bağımlı olmadığı halde gencin başka sorunlardan dolayı benzer belirtiler gözlenebilir. Bazı belirtilere bakarak hemen "bağımlı" yargısına varıp kişiyi etiketlemek son derece yanlıştır. Amaç ona yardımcı olmaktır. Gençlerde iki yöndeki değişikliklere bakarak uyuşturucu kullanma durumu anlaşılabilir.


Maddeye Bağlı Değişiklikler

Dalgınlık, dikkat eksikliği görülebilir. Hafif uykulu bir hali vardır. Bu durumdan genelde rahatsızlık duymaz.

Belirgin bir halsizlik, yorgunluk gözlenebilir. Solgun, bitkin bir hali vardır. Kısa süre sonra okulu terkedebilir. Genel bir isteksizlik olabilir.
Gözlerde kanlanma saptanabilir. Daralmış ya da büyümüş göz bebekleri dikkat çeker.
Konuşmada güçlük farkedilebilır. Peltek ya da mırıltılı bir biçimde konuşmaktadır. Ağızda kuruluk saptanabilir.


Aşırı terleme, bulantı, kusma, yürümekte güçlük ortaya çıkar.
Uyku bozukluğu olabilir. Eroin ve benzeri maddeler alınmadığı zaman şiddetli uykusuzluk ortaya çıkar. Diğer bazı maddeler ile sürekli uyuma isteği belirgindir.
Beslenme alışkanlığı bozulur. Bu nedenle kilo kaybeder.


Madde yoksunluğunda eklemlerde ağrılar olur. Bu nedenle ağrı kesici ilaçların kullanımı artmıştır. Ayrıca kramplar, esneme, kaşıntı, tüylerin ürpermesi gözlenir.
Vücudunda yara izleri, ciltte renk değişikliği, iltihaplı yara ya da enjektör izleri bulunabilir".
Tüm bu belirtilerin bir kısmının sadece madde bağımlılığından olmadığı da unutulmamalıdır. Söz konusu olabilecek başka değişkenler de düşünülmelidir.
Uyuşturucu kullanan gençlerin ve yetişkinlerin teşhisinde (tanıda) bu belirtilerin yanında laboratuvar tetkiklerinin de yapılması gereği vardır. Kesin tanı o zaman konulabilecektir. Kan ve idrar tetkikiyle en doğru sonuç alınabilir.


Davranış Değişiklikleri

Çevre değişikliği ilk gözlenen davranış değişikliğidir. Genç yeni arkadaşlar edinir. Eski arkadaşlıklar biter. Çevre değiştirme iki nedene bağlıdır:
Yeni arkadaş çevresinde uyuşturucu madde bulmak kolaydır.
Uyuşturucuyu yeni arkadaş çevresinde daha rahat kullanabilecektir.
Kullandığı maddenin etkisine bağlı olarak ruhsal değişimler gösterir. Kimi zaman neşeli, sakin, kimi zaman öfkeli, saldırgan davranışlar gözlenebilir. Madde etkisi geçince davranışları bazı farklılık gösterir.


Okul başarısı düşmeye başlar. Bu durum kendisi için ciddi bir sorun olarak algılanmaz. Ancak başarısızlığın altında başka nedenler de olabileceği de düşünülerek o yönü de incelenmelidir. Aile içi sorunlar, ruhsal rahatsızlıklar, toplumsal sorunlar, olumsuz yaşam olayları da okul başarısızlığında etken olabilir. Bu etkenleri iyi ayırt etmelidir.

Okula devam azalır. Okul devamsızlığından ailenin haberi yoktur. Genelde arkadaşları ile birlikte dışarı da zaman geçirmeye başlamıştır.

Evde bulunduğu zamanlar odasında tek başına kalmayı tercih edebilir. Odasından dışarıya çıkmamaya özen gösterir.

Aile ilişkilerini azaltmaya ve evde az bulunmaya özen gösterir. Çünkü içinde bulunduğu dununun anlaşılmasını istemez.

Daha çok para harcamaya başlar. Kullandığı maddenin dozunu arttırdıkça, gereksinim duyduğu para miktarı da artar. Evden para çalmaya başlayabilir. Son dönemde hırsızlık olayları yaşanır.
Kendine olan öz bakımı azalmıştır. Üstüne başına, giyeceğine para harcamaz, çünkü para kullandığı madde için gereklidir. Çevresi ve arkadaşları eski önemini yitirmiştir. Yaşamında değer verdiği tek şey maddedir.

Uyuşturucu Etkileri, Uyuşturucu Sonuçları

Uyuşturucu Zararları

Bağımlılık Sorunları


Uyuşturucu bağımlısının çeşitli soranlarla karşılaşması çoğu kere kaçınılmazdır. Bunlar kişiden kişiye, alınan maddenin özelliklerine, bağımlı olma nedenlerine göre farklılık gösterebilir. Burada görülebilecek her bir sorunun ayrı ayrı özelliklerini belirtmek yerine özet bazı soranlara işaret etmek istiyoruz.

Sağlık Sorunu

Bağımlının sağlığı bozulmuştur. Vücut fizyolojisinde ve işleyişinde değişiklikler ve normal olmayan belirtiler görülebilir. Çeşitli organ işlevlerinde artma veya azalma görülebileceği gibi bazılarının çalışmaması veya bir başka işlevi etkilemesi sözkonusu olabilir. Vücudun normal işleyiş düzeni ve sistemi bozulmuştur. Bunu hissetmemek mümkün değildir. Ayrıca özel sağlık kuruluşları ve rehabilitasyon üniteleri yeterli olmadığından, bunlardan yararlanmak isteyen bağımlının başvurusu engellenebilmektedir.

Ekonomik Sorun

Bağımlılık yapan maddeler hem pahalıdır, hem de temini güçtür. Sürekli harcama yapabilmek için devamlı bir kaynak gereklidir. Bu sağlanamayınca, mevcut sorunlara yenileri eklenir.

Bağımlı kimse bir yerden destek aramaya başlar. Çoğu kez uyuşturucu kullananlar, aynı zamanda uyuşturucu maddenin ticaretini, alım satımını da yapmak zorunda kalırlar. Bu tür faaliyetler kişileri yasadışı yollara başvurma gibi olumsuzluklara yöneltir. Bunu suç-ceza kavramları izler; konu adalete intikal eder; ve böylece sorunlar büyür.


Doğru Karar Verememe Sorunu

Uyuşturucu bağımlısında sağlıklı düşünme ve sağlıklı karar verme güçtür. Tüm maddeler merkezi sinir sistemini etkilediğinden, istikrarlı doğru düşünme sistemi geliştirme ve buna göre günlük yaşamını sürdürme zorlaşır. Yanlış karar yeni yanlışları ve yanlışlıkları doğurur ve bunalım baş gösterir.

Yaşam Sorunu

Bağımlının bağımlı olmadan önceki yaşamı değişmiş, yaşam biçimi farklı olmuştur. Ailesi, ana-baba ve kardeşleriyle, çevresiyle, akrabalarıyla iş ve çalışma ortamı ile ilişkisi, bağlantısı eskisi gibi değildir. Onun için iyi ilişkiler kurulması gereği de önemli değildir. Kendi kurduğu dünya, kendisi için yeter hale gelmiştir. Kendisi ve kullandığı uyuşturucu dışındaki herşey değerini yitirmiştir. Kurduğu düşündüğü yaşam tarzını değiştiremez, değiştirilmesini de istemez.

Uyuşturucu Kullanmanın Zararları; Eğitim Sorunu

Bağımlı genç öğrenimini sürdüremez. Okul, öğretmen, öğrenme sorunları doğar, büyür; çözümlenemez hale gelir. Çevrenin olumsuz bakışı ve tutumu da, gencin eğitim sürecinden kopmasına neden olabilir. Artık onun için yeni şeyler öğrenmek, okumak, hayatını şekillendirmek yararlı olmak gibi düşünceler birer lükstür. Uyuşturucu ile şekillendirilmiş bir dünyada eğitim öğretimin anlamı ve yeri yoktur.

Çalışma ve iş Sorunu

Bağımlı, bir işde çalışıyorsa bunu sürdüremez, boşta ise iş bulamaz. Çalışma isteği kalmamıştır. Öğrenimini tamamlayıp yeni bir işe girme de mümkün olamaz. İşveren ve diğer çevrede bağımlıya karşı olumsuz tavır takınır.

Yanlışlıklar Sorunu

Bağımlı, uyuşturucuya niçin başladığını düşünür ve bazan yanılıp yaptığını dile getirir. Ancak uyuşturucu kullanmaya devam ederek yanlışlığa yenilerini ekler. Ayrıca günlük yaşamında başka hata ve yanlışlar yapma ihtimali fazladır. Yanlış kararlar alır, yanlış sonuçlarla karşılaşır. Bildiği tek şey kendi doğrularıdır. Öğüt verme onu etkilemez veya aksi tesir verir.

Suç ve Ceza Sorunu

Konu yasa dışı olduğundan mevcut toplum kuralları da uyuşturucuyu kabul etmediğinden bağımlılar "suçlu" sayılır ve cezalandırılmaya adaydır. Çoğu kere de cezalandırılırlar. Polis, karakol, mahkeme derken, tekrarlar, takip ve yeni cezalar başlar. Bazan yeni suçlar buna eklenir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki uyuşturucu bağımlıları arasında suç oranı oldukça yüksektir.

Uyuşturucu Maddelerin Zararları; Güvenlik Sorunu

Yarın ne olacak? gibi bir endişe bağımlıda yoktur. İçinde bulunduğu yer ve zamanla ilgili güvencesi de yoktur. Sürekli endişe, korku ve herkesin kendine karşı olduğu düşüncesindedir ve bu düşünce de onun için yaşamı çekilmez kılar. Kişilikle ilgili kimlik bunalımı da bunu olumsuz yönde etkiler. Güvensizlik sadece günlük yaşamda değil, çeşitli ruhsal faaliyetlerde, cinsellikte de kendini gösterir. Gençte bu durum özgüven eksikliği, hatta yokluğu olarak yerleşir kalır.

Uyuşturucu ve Zararları; İletişim Sorunu

İnsanların birbirleriyle anlaşmaları, görüşmeleri, konuşmaları iletişimle sağlanır. Bağımlıların iletişim ve etkileşim sorunları da vardır. Toplum, aile ve çevreden tecrit edilmiş olmasının verdiği sıkıntı ve bunun belirtileri baş gösterir.

Kısaca özetlemeye çalıştığımız bağımlının sorunları, çözümlenemez sorunlar değildir. Yeter ki, konunun önemine uygun olarak işbirliği çerçevesinde yapılacak çalışmalara hemen başlanılmış olsun.

Uyuşturucu Bağımlılığı Nedenleri, Neden Uyuşturucu

Uyuşturucu bağımlılığının çeşitli nedenleri vardır. Bu nedenler kişiden kişiye, toplumdan topluma değişiklikler gösterebilir. Kişinin bu maddeye başlama nedeni çok masum bir istek arzu ve merak tatmin olduğu halde, bunları etkileyen diğer faktörler bağımlılık ortaya çıkarır.
Belli başlı bağımlılık nedenleri dört sınıfta toplanabilir.


Farmakolojik nedenler
Biyoloji Nedenler
Psikolojik Nedenler
Sosyal Nedenler

Farmakolojik Nedenler


İlaç ve uyuşturucu maddenin elde edilişi ile etkileri bakımından kullanan kişide bağımlılık yaratması söz konusudur. Bunlar;
İlaç veya maddenin kolay temin edilmesi ve ucuz olması,
Maddenin çabuk etkileme özelliği ve Mutluluk süresinin uzun olmasıdır.
Eğer uyuşturucu madde kolaylıkla kullanılabiliyor veya satın alınabiliyorsa, bağımlılık daha kolay hale gelir. Aksi halde ya uyuşturucu kullanmaktan vazgeçilir veya karşılaşılabilecek çeşitli risklere razı olunur.


Uyuşturucu kullanmaya başlayan kimse sıkıntılardan, bunalımlardan bir an önce kurtulmak ister. Onun için zaman çok önemlidir. Çünkü, kişi sıkıntılarının dayanılmaz olduğunu düşünmektedir. Onlardan uzaklaşmalıdır.

Sakinleştirici ilaçlar arasında en hızlı etkisi olanlar tercih edilir. Başlangıçta ağızdan tablet olarak alınan uyuşturucu madde, bir süre sonra daha çabuk etkisini hissetmek için damar içine zerk edilerek alınır. Bağımlı olanların çoğunluğu çabuk etkilemeye önem verirler.

Uyuşturucu maddelerin vücuda alınmaları sırasında ilk etkileri ile daha sonra alındıklarındaki etkileri farklıdır. Bu kural tüm ilaçlar için geçerlidir. Hayatında hiç antibiyotik kullanmamış bir kimseye ilk kez verilen doz daha etkili olmaktadır. Uyuşturuculardaki bu ilk etkili dönem, kişi için en zevkli, en mutlu dönemdir. Bu belirtileri nedeniyle söz konusu döneme "balayı süresi" denir. Balayı süresi uzadıkça mutluluk artar. Her maddenin balayı süresi farklıdır. Bazı maddeler 3-4 kez kullandıktan sonra balayı süresi biter.

Biyolojik Nedenler
Değişik düşünür, uzman ve araştırmalara göre, biyolojik nedenler arasında en önemlileri şunlardır:
Genetik faktörler
Kişilik yapısı


Hormonal denge ve iç salgı bezleri Bilindiği gibi, çeşitli sağlık sorunları için genetik faktörler önemli bir etkendir. Aynı şekilde uyuşturucu bağımlılığı için de genetik, kalıtım veraset veya soyaçekim olarak belirttiğimiz faktörler önem taşır. Kalıtımın uyuşturucu madde kullanımının ve bağımlısı olma konusunda ne ölçüde etkili olduğuna dair elimizde kesin bir bilgi bulunmamaktadır.

Ancak, uyuşturucu bağımlısı bir ailenin çocuklarının bağımlı olma oranları, diğerlerine göre daha yüksektir.

Alkolikler üzerinde yapılan araştırmalarda, kalıtımdan kaynaklanan sinir sistemi bozukluğu ve buna bağlı kişilik yapısının alkol bağımlısı olma da etkili olduğu görülmüştür. Kalıtım ve genetik faktörlerle ilgili araştırmalar tüm dünyada artmış, yem yeni bilgiler elde edilmektedir. Kısa bir süre sonra bu konudaki araştırma sonuçları bize, kesin yargılar elde etme imkanı verecektir.
İnsanların kişilik yapısı ve özellikleri ile ilgili çalışmalarda, beden yapısı ile bağlantılı olarak ayrı ayrı nitelikler belirtilmiştir.


Sheldon, embriyo'ya göre, insanların beden yapılarını "Endomorf', "Mezomorf' ve "Ektomorf' olarak üç tipe ayırmıştır. Endomorf lar alkole düşkün, mezomorflar alkol etkisiyle alıngan, kuşkulu saldırgan, ektomorflar ise alkole dayanıklı kişilerdir.

Kretschmer, insanları bedenlerine göre, "piknik", "astenik" "atletik" ve "displastik" tipler olarak ayırmıştır. Bunlar arasında uyuşturucu maddelere bağımlı olanlar daha çok "piknik" tipli insanlardır.

Vücudumuzda hormonal dengeyi sağlayan birçok iç salgı bezi vardır. Yapılan çeşitli araştırmalar iç salgı bezlerinden biri veya birkaçı fonksiyonlarını yerine getiremezse bağımlılığın oluşumuna neden olduğu görülmüştür. Bu tür ilişkilerin derecesi ve öneminin değerlendirilebilmesi için daha çok yapılacak araştırmalara ihtiyaç vardır.

Psikolojik Nedenler


Uyuşturucu madde bağımlılığı nedenleri arasında ençok sözü edilen psikolojik faktörlerdir. Bunlar; can sıkıntısı, stresten kurtulma, ayakta kalabilme, otoriteye isyan, merak, gücü artırmak, kendinden geçme hissi v.b. nedenler olarak söylenebilir. Bu tür nedenler, günlük yaşamımızın çeşitli dönemlerinde, çeşitli nedenlerle karşılaşabileceğimiz durumlardır. Çözümlerini kendi kendimize bulmaya çalışırız. Bazan da başkalarından yardım talep ederiz. Çözümlenemeyen sorular, bazı kişiler için daha çok öne çıkar. Yaşamın diğer özelliklerine dikkat edilmez. Böyle bir durumda çeşitli yollara başvuran kişiler arasında uyuşturucuya yönelenler de olmaktadır.

Psikolojik nedenlerden bazıları şunlardır:
Zayıf ve bastırılamayan ruhsal güçler,
Duygusal gelişmemişlik,
"Benlik"le ilgili bazı sorunlar,


İnsan sağlığının, bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bu iyilik hali olduğunu unutmamak gerekir. Dünya Sağlık Örgütü anayasasında da 'Sağlık' kavramı bu şekilde tanımlanmaktadır. İnsanın yaşamı ve vücut fonksiyonları bir denge, (armoni/ahenk) unsuruna dayanır. Ruhsal güçler öne çıkarak bedenin fiziksel işleyişini ve sosyal yaşamını kontrol etmeye başlarsa denge bozulur. Buna sağlıklı kişiler imkan vermez, vermemektedir. Ancak, zaman zaman herkesin ruhsal gücün hakimiyetine girdiği olmuştur. Önemli olan günlük yaşamı sürdürürken, alınması gereken çeşitli maddeler arasında zararlı maddelerin, uyuşturucuların bulundurulmasıdır. Bu tür maddeler, diğer yiyecek ve içecekler gibi alınması gereken unsurlar arasında girdiğinde ruhsal güç hakim olmuş ve bağımlılık başlamış demektir.

Duygusal gelişmemişlik, kişinin haz ve elem karşısında takındığı tutum ve davranışlarda kendini gösterir. Çeşitli kültürlerde, mutluluk ve haz yaratan olaylar ile elem ve acı veren olaylar karşısındaki kişi, grup ve toplulukların nasıl davranacağını belirleyen törenler, seramoniler tesbit edilmiştir. Buradan hareketle bazı kişilerdeki haz elem davranışlarının farklılık gösterdiği gözlenebilir. Hassas yapılı ve ruhsal dünyası değişiklik gösterenler, korku kaygı ve sıkıntı gibi, elem veren duygulardan kaçmak ister. Daha çok neş'e sevgi umut gibi haz veren duygulara yönelir. Bu duygulara ancak uyuşturucu kullanıldığı zaman kavuşabileceği inancı yerleşmiştir.
Ruhsal yapıyla ilgili olarak benlik (ego) bazı kişilerde, değişik nedenlerle normal çalışma düzeninde olmayabilir. Bu durum davranışlarla kendini gösterir. Yine iç ve dış dünya ile denge bozulmuş olur. Tek sığmak ve dost uyuşturucu görülür ve vazgeçilemez arkadaşlık devam eder.
Psikolojik faktörler, hem uyuşturucuya başlamada hem de bağımlılığın sürdürülmesinde etkili faktörlerdir. Çünkü belirtilen nedenler öyle bir hale gelirler ki, bağımlı için ortaya çıkan bu düzen normal görünür. "Bu benim yaşam tarzım, kimseye zararım yok, niçin rahatsız oluyorlar? anlamıyorum" gibi düşüncelere saplanır. Bu saplantıdan kurtulmak oldukça zordur.
Psikolojik faktörler bağımlılıktan kurtulmada da önemlidir. Kişinin istekli olması, tedaviyi kabullenmesi ve iyileşme kararını vermesi, bağımlılıktan kurtulmanın önkoşuludur. Aksi halde alınacak koruyucu önlemler ve başvurulacak tedavi çalışmaları boşa gitmiş olur

Sosyal Nedenler


Toplumsal hayattaki değer yargılarının kişilerin yaşamında etkili olması bir gerçektir. Hangi toplumda yaşıyorsak, o toplumun kurallarına, değerlerine, inançlarına saygılı olmak durumundayız. Uyuşturucu bağımlılığı bakımından toplum ve onu temsil eden kuruluşların konuya karşı bakışları da etkili olmaktadır.
Sosyal nedenler arasında şunlar vardır;
Toplumun uyuşturucu hakkındaki değer yargıları ve bakış açısı.
Ekonomik yönden uyuşturucu üreten ve pazarlayan tutum ve davranışlar.
Sağlık yönünden alınan önlemlerin yetersizliği


Bir toplumun değerlerini, ahlak kuralları, dini kurallar ve yaşam felsefesi belirler. Bu felsefe içinde uyuşturucu maddelere karşı tutum ve davranış toplum olarak nedir? Kişinin bu davranışlara karşı uyumu veya uyumsuzluğa hangi faktörlere göre yönlenmektedir? Uyuşturucu bağımlısına karşı ailenin, çevrenin bakış açısı, yaklaşımı, sorunu arttırıcı mı yoksa azaltıcı, önleyici nitelikte inidir? Rehberlik yapacak çeşitli örgütler var mıdır? Bağımlının uyuşturucuya başlamasında ve sürdürmesinde sosyal baskının rolü nedir? v.b. soruların yanıtları bağımlı olmayı veya olmamayı kolaylaştıran unsurlar içerir.

Uyuşturucu ticareti, bağımlılığı etkileyen önemli etkenlerden biridir. Bu tür maddeleri üreten ve pazarlayan pekçok sektör vardır. Yüksek kazanç elde etme gibi cazip yönleri de bulunan bu sektör, çoğu kez "mafya" olarak nitelendirilmekte, toplum içinde ayrı bir güç ve hüviyete kavuşturulmaktadır. Ayrıca uyuşturucu ticareti yapanların da bağımlı olabileceklerini her bağımlının uyuşturucuyu elde edebilmek için alım satım işine girdiğini hatırlamak gerekir.
Uyuşturucu madde üreten ve pazarlayan güç, toplumun, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi yapısını etkileyerek birçok sorunun ortaya çıkmasına da neden olabilmektedir. İllegal güçlerle uğraşmak ve mücadele etmek, legal güçlerin kuralları içinde zaman alıcı, yan etkiler yaratan bir seri olayın da ortaya çıkmasına yardımcı olmaktadır.


Uyuşturucu maddelerin kolay, cazip ve tatmin edici özellikleriyle piyasaya çıkarılması tatmin edilmemiş kişilere bir mutluluk aracı olarak sunulması da bağımlılık yaratan ve bağımlılığı pekiştiren unsurlardır.

Sağlık sektörü bakımından konuya bakıldığında, yetersizlikler, eksikliklerle karşılaştığımızı söyleyebiliriz. Çünkü, uyuşturucu ile ilgili olarak, ailelerin ve halkın yeterli bilgiye, olumlu tutum ve davranışa sahip olmadığı görülmektedir. Daha erken zamanda ve kişi bağımlı hale gelmeden, kişilere, gençlere ve ailelere rehberlik edecek kuruluşlardan yoksunuz. Bağımlıların tedavisi ve rehabilitasyonu konusundaki çalışmalar yetersizdir.

Diğer Nedenler


Yukarıda dört ana grup halinde belirtilen bağımlılık nedenlerine, toplumdan topluma, zamana ve koşullara göre değişen ve farklılık gösteren başka ve diğer nedenler de gösterilebilir. Bunun için geniş çaplı bilimsel, araştırmalara, çalışmalara ihtiyaç vardır.

Burada konunun yasal yönü üzerinde durulmamaktadır. Bu ayrı bir inceleme konusu olmalıdır. Ulusal ve uluslararası hukuk düzenlemeleri uyuşturucu konusuna nasıl bakmaktadır? Ne gibi " cezalar veya önlemler önerilmektedir? İncelenmelidir.

Belirtilen nedenlere ek olarak, kültürel nedenler ve aile ilişkileri gibi faktörleri de belirten görüşler vardır. Ancak, yukarıda belirttiğimiz gruplama içinde bu faktörleri de belirtmek mümkündür.

Uyusturucu Bagimlilik Olcutleri

Uyuşturucu Bağımlılık Ölçütleri

Uyuşturucu bağımlılığında, kullanılan maddeye karşı bir düşkünlük vardır. Alınan maddenin türü ve niteliği önemli değildir. Bireyin kendini madde kullanmadan alıkoyamaması ve almaya zorlanması en önemli bağımlılık ölçütüdür. Böyle durumda irade ve hakimiyet ortadan kalkar. Tek çare o maddeyi almaktır. Ondan sonrası önemli değildir. Organizma ile madde arasındaki etkileşim sonucu bu tablo ortaya çıkmıştır.

Uyuşturucu madde bağımlılığında, gözlenebilir ölçütler şöyle özetlenebilir.

Bağımlının maddeyi kullanma sıklığı ve miktarının, bireyin ihtiyacının üzerinde olması
Maddeden kurtulma için arzu, istek duyulmasına ve birden çok girişimde bulunulmasına karşın, başarı elde edilememesi
Alışılmış bağımlı maddeyi bulabilmek için, çeşitli yollara başvurma, toplantılara katılma v.b.
Sosyal yaşamında, evde, işte, okulda yoksunluk sendromu belirtileri sergileme ve görevlerinin sorumlulukların yerine getirememe
Sosyal aktivitelere katılmama, sorumluluk üstlenmeden kaçınma
Bağımlılığın fiziksel ve ruhsal sorunlarını bildiği halde, kullanmayı sürdürme
Kullanma süresi uzadıkça, tolerans gelişimi ve alman dozun artırılması
Uyuşturucu almayı kesme sırasında yoksunluk sendromu belirtilerinin ortaya çıkması
Yoksunluk sendromu sırasında, yeniden madde kullanmayı başlamada belirtilerin düzelmesi.

Ekstazi Nedir (Ecstasy) Bagimliligi

Ecstasy Uyuşturucu Madde, Ekstazi Nedir, Ekstazi Bağımlılığı

"Sosyetik uyuşturucu", "mutluluk hapı", "aşk hapı" gibi şöhretlere sahip bir uyuşturucu maddedir. Son yıllarda ülkemizde kullanıcısı artmış ve daha çok sosyetede ünlü kişiler, entellektüeller arasında rağbet bulmuştur. Avrupa'da "disko uyuşturucusu" olarak bilinir. LSD'nin değişik bir şekli olduğunu düşünenler de vardır.

Ecstasy 1898 yılında üretilmiş, 1914 yılında bir Alman ilaç firmasınca patenti alınmış ve daha sonraki yıllarda geliştirilmiştir. Kılıktan kılığa, şekilden sekile çeşitli görüntülerle ortaya çıkar.
LSD'nin kullanma amacında görüldüğü gibi 1960-70'li yıllarda, Doğu Felsefesinin de etkisiyle kardeşlik, barış, nirvana, buda v.b. zirvelere ulaşmak için kullanılmaya başlanmıştır. Tablet veya likit şeklinde üretilmektedir.


Ecstasy-Uçuş anlamında kullanılmakta ve bazen kısaca "E" denilmektedir. Özellikle bağımlılar arasında adı çoğu kere "E" dir. Müzikle birlikte kullanılır. Bu nedenle disko uyuşturucusu adını almıştır. Tercih nedeni arasında utangaçlığı ortadan kaldırma, mutluluk ve enerji vermesi başta gelmektedir. Dıscodan önce aperatif niyetine ecstasy alıp, daha sonra müzik ve eğlence, arkadaş grubuna katılma şeklinde uygulandığı görülmektedir.

Likit (sıvı) ecstasy (GHB) tabletlerden daha tehlikelidir. "GHB=Gamma Hydroxy Butyrato" adlı kimyasal bir maddedir. Kısaca "Sıvı X" kavramı ile söylenir. Daha çok anestezi amacıyla kullanılır. GHB merkezi sinir sistemini etkileyerek, utangaçlığı yok ediyor, bağımlıyı daha cesur, daha seksi hale getiriyor. Bazan aşın dozda derin uyku ve bilinç kaybının ortaya çıktığı vak'alar görülüyor. Cinsel fantezi ve ihtiyaçlara dönük olarak afrodizyak etkisi nedeniyle seks shoplarda satışı yapılmaktadır

Avrupa'da bazı ülkelerde sıvı ecstasy bulundurmanın cezası yoktur. Türkiye'de ilk kez 1980 yılındaki operasyonlarda görülmüştür. Dış menşeli bir ilaç olarak üretilip yurda girebiliyor. Ancak illegal olduğu için standart ve katkısız ecstays bulmak oldukça güçtür.

Bağımlılarda, hormonal dengesizlik, aşırı şişmanlık gibi belirtiler görülüyor. Beyin işleyişinde düzensizlik oluyor. Kullanan birey kendini çok iyi hisseder. Çevresindeki olumsuzluklar ve kötülükler önce etkilemez. İçinde iyilik, güzellik ve olumlu duygular oluşur. Onun için herşey herkes iyidir, güzeldir, sevilmeye değerdir. İşte mutluluk budur.

Yapılan bir araştırmada, Ecstasy kullanan 400 kişiden, % 80'i anksiyete'den, % 70'i paranoya ve depresyondan, % 36'sı panik ataklardan şikayetçi olmuştur. Kadınların şikayetleri erkeklere göre daha fazladır.

Tiner Bagimliligi ve Tiner Kullanimi

Tiner Bağımlılığı, Tiner Kullanımı

Tiner bağımlılığı koklama ile başlar. Özellikle çocuklarda ve gençlerde zararlar meydana getirir. Kimsesiz, işsiz, korunmaya muhtaç, sokak çocuklarında 'tiner bağımlılığı' her yıl artarak sürmektedir. Medyadan öğrendiğimiz birçok vakadan bazı örnekler göstermek konunun önemini ortaya çıkaracaktır.

"... Bursa'da tiner partisinden sonra kendilerini tavana asan iki gençten biri öldü, diğeri ipin kopması sonucu ölümden döndü. Acı haberi alan tinerci üçüncü genç de kendisini direğe asarak hayatına son verdi..."

Bu gençler lise öğrencisi 17-18 yaşlarındadır. Uçucu koklayarak hayatlarına son vermeye karar vermişlerdir. Kurtulabilen öğrencinin söylediği 'üç aydır arkadaşlarımızla birlikte uçucu kokluyor, dertlerimizden kurtuluyoruz' sözleri düşündürücüdür.

"... Tinercilerin dehşeti. Devletten ilgi bekleyen sokak çocukları, üç katlı binayı ateşe verdiler. Polis aracını yaktılar". "Devlet bize bakmıyor, sokakta aç susuz dolaşıyoruz. Böyle yaşamaktansa ölmek daha iyi" diyen dört tinerci çocuk Aksaray-Haseki caddesinde üç katlı boş ahşap binayı ateşe vermişlerdir.

"... Tinerci evlada Pranga Cezası. Okula diyerek tiner koklayan arkadaşlarının yanına giden ilkokul öğrencisi 13 yaşındaki İ.H. uyuşturucu bağımlısı olunca kendini zincirli buldu. Tedavi gören çocuk tinerden kopamadı... Ailesi çocuğu zincirle ayağından pencere demirine bağladı. Zincirli yaşayan tinerci çocuk "tiner içtiğinde ne yaptığımı hatırlamıyorum. İnsanlara saldırıp sinirden kendimi jiletliyorum" diye konuştu."

Bu tür vakalar daha da artırılabilir. O kadar çok var ki. sayıları, izlenmesi ve sonuçlandırılması mümkün olmayacak ölçüde hergün artmaktadır!

Herşeyin devletten beklendiği ülkemizde bir sivil toplum kuruluşunun, 'Türkiye Sokak Çocukları Vakfı'nın olumlu girişiminden burada söz etmek istiyoruz.

"Sokak Çocukları Derneği" olarak kurulan bir gönüllü ku-ruluşumuz geçen yıl (1996) Türkiye Sokak Çocukları Vakfı'na dönüştürüldü. Amacı çeşitli nedenlerle, eğitimsiz, bakımsız kalmış sokak çocuklarının sorunlarına çözüm bulmaktır. Vakıf başkanı, bir zamanlar 'Korunmaya Muhtaç Çocuk' olarak yetiştirilmiş ve kendisi de sokaklardan gelmiş, gazeteci Y. A. Kulca'dır. Başkan, sokak çocukları arasından Tinerci Çocuklara öncelik vererek onlar için İstanbul Safaköy'de üç katlı bir binada 'Rehabilitasyon ve İş Edindirme Merkezi' kurmuştur. Kendi iradesi dışında sokağa düşen ve uyuşturucuyla tanışan çocukları, gençleri hayata döndürmek için, harcamaları eğitilecekleri bir yerin oluşturulmasına çeşitli kesimlerden yardım ve destek de görmüşlerdir. Böylece gıdası tiner olan sokak çocuklarının bir kısmı sığınacak bir yere sahip olmuşlardır. Küçükçekmece Belediye Başkanı, 'Çocukları sokağa bırakan bir zihniyetin geleceği olamaz.' görüşü ile vakfa destek olmuştur. Tineri bırakan veya bırakmak isteyen sokak çocukları merkezde özel öğretmenler eliyle eğitilmektedir.

Dileğimiz bu tür çabaların çoğalması ve çocuklarımızın sokaklardan, sokakların olumsuzluklardan kurtulmasıdır.

Son olarak tekrarlanan tebliğlerden birine daha işaret edelim. 1 Temmuz 1997 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan tebliğle, Tiner, Bally, Derby gibi kimyevi maddelerin, uyuşturucu kullanımına özendirdiği için 18 yaşından küçüklere satılması yasaklanmıştır. Buna uymayanlar hakkında 3 aydan 6 aya kadar hapis cezası uygulanacaktır.

Kokulu Okul Malzemeleri ve Madde Bağımlılığı

Okullarda öğrencilerin kullandıkları kokulu silgi ve kalemlerin koklandığı zaman uyuşturucu bağımlılığı özelliğine benzer etkiler bıraktığı öğrenim sıralarında sık gündeme gelir. Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlıkları ile valilikler zaman zaman okullara, velilere uyarıcı tebliğlerde bulunmuşlar. Ancak yıllardır bu iş böylece devam eder gider.

"Volatile Solvents" adlı uçucu uyuşturucu madde ile üretilen kokulu silgi, kalem, daktilo silgisi, tiner, butan naftalin, azot oksit v.d. çeşitli uçucular, koklama sonucu uyuşturucu etkisi yaparlar. Beyaz yazı tahtasında kullanılan özel kalem ve silgilerin de, koklama alışkanlığı ile çocuklarda uyuşturucu bağımlılığına yol açabileceği söylenmekte ve yazılmaktadır. Bu tür maddeler içerdikleri kimyasal maddeler nedeniyle çocukların gözlerinde, solunum yolarında ve deride tahrişe neden olabilmekte, hoş kokuları nedeniyle de alışkanlık oluşturmaktadır. Yazı tahtası kalemlerinde bulunan "ksilen" son derece toksik (zehirli) bir maddedir ve beyne kadar etkileyebilmektedir. Öksürük ve aşırı balgam çıkarma ile başlayan belirtiler göstermektedir.
Avrupa Birliği ülkelerinde kokulu silgi kalem ve okul malzemesi yasaklanmış olduğu halde, ülkemizde hala uyarıcı yazılar, beyanatlar dışında birşey yapılamamaktadır. Çağdaş eğitimde tebeşir tozundan kurtulduk derken, renkli albenili, kolay kullanımlı ama zararlı maddelere de kavuşmuş olduk.!


Sağlık Bakanlığı'nın konu ile ilgili uyarı genelgesi oldukça ilginçtir. Üç yıl önce yapılan bu genelge sonucu ne olduğu bilinmemektedir. Genelge aynen şöyledir:

"Kokulu silgi, kalem, daktilo silgisi, tiner, bitan, naftalin, azot oksit ve diğer çeşit uçucular Volatile Solvents içermektedir. Bunlar yaygın olarak kullanılmakta, çocuk ve gençlerde kısa süreli koklanmayla, algı yeteneğinin azalması, koordinasyon bozukluğu, öksürük, burunda tahriş ve kanama, kalp atışlarında artış, boğulma duygusu, paranoya, hafıza zayıflığı ciddi beyin, karaciğer ve böbrek hasarları oluşmaktadır. Bazan da fazla koklamayla ölüm gerçekleşmektedir..."

Buna benzer duyurular okullara gönderilir, dikkat çekilir, veliler uyarılır, ama bütün malzemelerin satışı ile ilgili herhangi bir önlem hiç kimsenin aklına gelmez.


Birleşmiş Milletler Psikotrop Maddeler Sözleşmesi gereğince, ayakkabı, mobilya tekstil, boya sanayi, kırtasiye sanayi üreticileri ve ithalatçılarının uyarılması gerekir. Bu tür malzeme üretiminde bağımlılık yapan maddeler yerine sulu ortamda üretilen ürünlerin teşvik edilmesi istenmiştir. Bakanlıklar şikayet dinlemekte çözüm sağlayamamaktadır.

Uçucu Maddeler, Uçucu Madde Bağımlılığı

Zaman zaman gazete haberlerinden öğrencilerin veya çalışan küçük çocukların uçucu maddeler kullanma alışkanlığına girdiklerine dair bilgiler alırız. Uçucular sıklıkla burun yoluyla kullanılan triolin, benzen, aseton v.b. uçucular veya bazan da böcek öldürücü spreylerdir.

Bu tür maddeler doğrudan tüpten veya plastik torbadan veya bulaşmış kumaşlardan koklanarak alınır.

Başlangıçta birkaç koklama ile "sarhoş" olunabildıği halde zamanla sinir sisteminin alışması sonucu daha çok koklama gereği duyulur. Bağımlıların 3-5 tüp kullanarak amaçlarını gerçekleştirdiği görülmektedir.

Koklama sonucu görülen belirtiler, alkol sarhoşluğuna benzer. Başdömnesi, konuşma düzensizliği, kontrolsuz, serbest hareketler, uyuşukluk ve zihin kaybı olabilir. Hayal görme başlar. Kilo kaybı ve bazan kendinden geçme olur.

Tedavi psikolog ile bağımlının ortak çalışmasıyla sağlanır.

Uçucular ve bazı kimyasal sentetik maddeler, özellikle çocuklarda koklama ve solunum yolu ile uyuşturucuya alışma nedeni olabilmektedir. Aseton, benzin, tiner, vernik gibi maddeler solunum yoluyla sinir sistemine etki yapar, karaciğer, böbrek üzerinde olumsuz tesirler bırakırlar. Ayrıca üst solunum yollarında ödem oluşturma tehlikesi vardır.

Kimyasal maddeleri burun yolu ile alanlarda, burunda, dudaklarda kansızlığa bağlı lekeler oluşur. Deri üzerinde izler olabilir.

Çok genç bağımlılarda veya cezaevlerindeki yaşlı bağımlılarda tüpgaz, çakmakgazı solumak yaygındır. Bu yolla beyindeki oksijen düzeyi azalır ve bilinç kaybı meydana gelir. Uçucu solventlerden etkilenme sonucu, alkol etkisi gibi bireyin kendisini aşırı derecede iyi hissetmesi gibi bir tablo ortaya çıkar.

Benzodiazepin Nedir Benzodiazepinler

Benzodiazepin Nedir, Benzodiazepinler

Benzodiazepin grubunun ilk ilacı Chlordiazepoxide (librium) ve diazepom (volum) dur. Daha sonra çeşitli adlarla piyasaya verilen türleri vardır. Çoğunlukla kuruntuyu, endişeyi, bırakmak, alkolü bırakırken ortaya çıkan belirtileri denetim altına almak amacıyla bu tür ilaçlar verilir.

Belirtileri

Hasta verilen ilaçlan hekimin önerisi dışında, kötü kullanılırsa, merkezi sinir sistemini etkileme belirtileri görülür. Aşırı dozda ve uzun süre kullanma zehirlenme tablosu yaratır.

Bunun belirtileri:

Aşırı huzursuzluk
Hafıza kaybı
Tükrük salgılamada artış
Düşmanlık duygulan
Aşırı uyuşukluk
Yemek yemeyi reddetme


Ayrıca tıbbi olarak yapılacak laboratuvar tanısı ile bazı bulgular görülebilir. Bunlar:

Kanda sodyum artışı
Kanda şeker düzeyinin düşmesi
Kanda albümin düzeyinin düşmesi


Benzodiazepin Tedavisi

Barbirüratlara ve benzodiazepinlere olan bağımlılığın tedavisi, bağımlılığın çekilme durumuna, tehlikeli sınırlara girmeden aldığı ilacı bıraktırmak şeklinde olmalıdır. Bırakmanın ortaya çıkardığı belirtileri (halsizlik, terleme, uykusuzluk) ve nöbetleri destek programları ile yardım ederek atlatmasını sağlamaktır. Tüm sakinleştiriciler hekim kontrolünde tedavi amaçlı olarak kullanılır. Gelişi güzel ve sürekli alınması son derece yanlıştır.

Barbiturat Nedir Barbituratlar

Barbitürat Nedir, Barbitüratlar ve Uyuşturucu Bağımlılık

Uyku ilaçlarının yapımında kullanılan kimyasal bir madde olan barbitüratlar, eroin ve morfin gibi fiziksel bağımlılığa neden olabilir.
Tıpta barkitüraller üç değişik amaçla kullanılır.
Kısa etkili: anastezi amaçlıdır.


Orta etkili Ameliyat öncesi sakinleştirici, uyku verici veya çırpınma nöbetlerinde verilir.

Uzun etkili: Sürekli ve günlük sakinleştirme amacıyla verilir.


Uzun süre kullanma, bağımlılığın yerleşmesi demektir. Nevrozdu hastalarda olduğu gibi ilaç çoğunlukla ağızdan tablet halinde, nadiren de damardan verilir.

Genellikle uyuşturucu bağımlısı gençler, kullandıkları maddeyi kullanmadıkları zaman barbitürat almaya başlar ve bağımlı hale gelirler. Alkolle veya afyonla alınmasında etki iki misline çıkar.
Barbitüratlara, gerginlikten, kuruntudan ve yetersizlikten kurtulmak düşüncesiyle başlanır. Uykusuzluk şikayetleriyle verilen ilaçlar uzun süre ve aşırı dozda alındığında, hem fiziksel hem de psikolojik bağımlılık meydana getirir.


Belirtileri

Bağımlılık belirtileri şunlardır:
Dalgınlık
Dikkat toplayamama
Yargılama bozukluğu
Bunaltı, anksiyete
Çırpınma nöbetleri
Beyin dokusuna verilen zarar sonucu intihar ve ölüme kadar giden tablo.


Barbitüratların yoksunluk/çekilme belirtileri ise şu şekilde özetlenebilir:

Uykusuzluk
Titreme
Bulantı, kusma
Karın bölgesinde kramplar
Hızlı kalp atışları
Kan basıncının yükselmesi
Barbitüratlarda çekilme belirtileri eroin ve morfine göre daha uzun sürer ve ölüme kadar gidebilen sonuçlar verir

Sakinleştiriciler, Sakinleştirici Uyuşturucu Maddeler

İnsan yaşamında çeşitli nedenlerle sıkıntılar, heyecanı, sıkıntıyı sakinleştirme, duygu ve düşüncelere davranışlara olumlu yön verme gayretine düşülür. Çeşitli sakinleştiricilere başvurulur.

Sakinleştirici grubundaki uyuşturucu maddeler, merkezi sinir sistemini etkileyerek bireyi sakinleştirir. Çeşitli türleri vardır. Çoğunluğu reçeteyle satılan sentetik ilaçlardır. Bunların alınmasıyla bir sarhoşluk hali görülür.Alkol almış gibi olur. Bunların bir kısmı, yatıştırıcı (sedatifler) bir kısımı uyuşturucu (hipnotikler), bir kısmı da endişeye karşı maddeler (antianxietic) dir. Bu maddelere bağımlı olanlar işyerinde, aile ortamında soranlar yaratır. Çok aşırı doz alınmasında da ölüme neden olabilir.

Merkezi sinir sistemini etkileyen sakinleştiricilerin ortak belirtileri vardır. Bunlar:

Hafıza bozukluğu
Uyuşukluk veya koma
Titreme ve kas gevşekliği
Koordinasyon bozukluğu
Düzgün konuşamama, kekemelik
Aşırı sinirlilik
Paronaya gösterileri
Uygun olmayan duygu davranışı

Amfetamin Nedir Amfetaminler

Uyuşturucu Maddeler, Uyarıcılar

Amfetamin Nedir, Amfetaminler


Amfetamin, insan vücudunun salgıladığı adrenalin hormonuna çok benzeyen sentetik 'amin'leri kapsar. Çeşitli nedenlerle kullanılır.

Amfetaminin 1933-38 yılları arasında Almanya'da işçilerin daha hızlı ve güçlü çalışmalarını sağlamak için yaygın olarak kullanıldığı görülmüştür. Saldırganlığı kamçılaması sebebiyle savaş sıralarında askerlere verilmiştir.

Günümüzde sporculara gece çalışanlara doping maddesi olarak kullanılmaktadır. 1930'lardan beri, şişmanlığa karşı iştah kesmek; yorgunluk ve depresyon durumlarına karşı canlılık sağlamak amacıyla kullanılmıştır. Ayrıca hiperaktif adı verilen ve aşırı derece hareketli olan, çevreye uyum güçlüğü gösteren okul başarısı düşük olan çocuklar, bazı epilepsi (sar'a) tedavisinde ilaç olarak kullanıldığı bilinmektedir. Tüm bu kullanımlarda güç kazanmak, etkinlik düzeyini arttırabilmek (to get high) amaçlanmaktadır.

Amfetaminlerin çeşitli türevleri vardır. Bazıları, amphetamine sülphate, dextroamphetamine methamphetamine hydrochloride v.b. türde ilaçlardır.

Amfetaminler 1971 tarihli Viyana Psikotrop Maddeler Andlaşması uyarınca, Toksik etkileri nedeniyle denetim altına alınmıştır.

Amfetaminler aşırı bağımlılık yapan uyuşturucular grubundadır. Aşırı kullananlarda görülen mutluluk hissi dayanıklılık geliştirir. Etkisi 3-5 saat sürer. Fiziki bağımlılık daha azdır. Bazen kullananlarda pişmanlık ifadeleri ortaya atılır.

Belirtileri

Etki süresinin kısa oluşu bağımlılık yapmalanna karşın, vücudun direnç göstermesi nedeniyle amfetamia türü ilaçlar, başlangıçtan itibaren giderek artan miktarlarda alınır.

Merkezi sinir sistemini uyararak iştah keser, hareketi ve dikkati arttırır, güçlendirir. Aşırı dozda alındığmda, gözbebeklerinin genişlemesi, yoğun terleme, kan basıncının yükselmesi, hızlı konuşma, şaşkınlık ve uykusuzluk belirtileri ortaya çıkar.

Uzun süre kullanıldığı zaman, denetim ortadan kalktığı için, suç niteliğindeki davranışlar intihar girişimleri, bazan paranoid şizofreniyi andıran "Amfetamin psikozu" görülebilir.
Çok sık kullanım halinde, yoksunluk/çekinme belirtileri görülür. Bunlar:


Derin uyku açlığı ve uyuklama
Yorgunluk, bitkinlik, çöküntü
Korkulu düşler görme
İntihar girişimi
Yönelim bozukluğu
Bilinç bulanıklığı ve kaybı
Sinirlilik ve gerginlik
Burun tıkanıklığı


Aşırı dozda amfetamin kullanımı zehirlenme belirtilerini de beraberinde oluşturur. Yukarıda gösterilen belirtilerle birlikte özetlenirse bu belirtiler şunlardır:

Bunaltı
Huzursuzluk, saldırganlık, düşmanca tutum
Şaşkınlık
Panik duygusu
Ağız kuruluğu
Titremeler
Gözbebeklerinin genişlemesi
Deri döküntüleri
Hızlı kalp atımı (taşikardi)
Tansiyon yüksekliği (hipertansiyon)
Karın ağrısı
Kötü beslenme


Amfetamin Tedavisi

Anfetamin bağımlılığı, bırakıldığı an o kadar büyük bunalıma yol açar ki, insanı intihara sürükleyebilir; aşırı uyuşukluk, yorgunluk, kuruntu ve dehşet verici kabuslara neden olabilir.
Böyle durumlarda tedavi hem destek programı hem de kademeli bırakma programı uygulanarak sağlanır. Destek programı bir ekip çalışmasını gerekli kılar. Bu ekipte psikoog sosyal hizmet uzmanı ve psikiyatr gibi profesyoneller görev alır. Ayrıca tedavi ekibi ile bağımlı, aile ve yakın çevresiyle sıkı işbirliği kurularak ortak hareket edilmesi önem kazanır.

Uyusturucu Cesitleri Khat Nedir

Uyuşturucu Çeşitleri, Uyuşturucu Bilgi

Khat Nedir

Yemen ve Doğu Afrika'nın yüksek bölgelerinde yetiştirilen "catha odulis" bitkisine "khat" adı verilmiştir. Bu bitki ayrıca Arap ülkelerinde, Arap Yarımadasının bir bölümünde, Habeşistan, Somali, Kenya ve Madagaskar'da yetişir.

Bu bitkinin uç kısmındaki körpe yaprakları çiğneyerek kullanılır. Taze yaprak halindeki khatın etken maddesi "Katinon" adı verilen bir birleşiktir. Katinon amfetamin benzeri etkiler oluşturur. Khatın kullanımı ülkemiz için yaygın değildir ve bir sorun oluşturmaz.

Belirtileri

Vücuda alınan khat abartılı neşe, coşku, taşkınlık, bilinç bozukluğu, yanılsama (yanılgı) ve sanrılara neden olur. Psikolojik bağımlılık yapar. Uzun süre kullananlarda direnç artımına yol açmakla birlikte zamanla anımsama güçlükleri düşünme ve algıda zayıflama, toplumsal ilişkilerde düzensizlik görülür. Ayrıca fiziksel düzensizlikler yarattığı da gözlenebilir.

Khatla ilgili olarak, farmakolojik ve klinik etkenlerinin neler olduğu henüz incelenmiş ve açıklığa kavuşturulmuş değildir. Bitkinin içinde bulunan bazı maddelerin fizik düzensizliklere neden olabileceği sanılmaktadır.


Khat Tedavisi

Khat kullanımının yaygın olmaması nedeniyle özel bir tedavi uygulanmaz. Uyuşturucu bağımlıları için yapılacak koruyucu önlemler, eğitim ve rehberlik çalışmaları tedavi kapsamında düşünülmelidir.

Uyuşturucu Tarihi, Uyuşturucunun Tarihçesi

Uyuşturucu farklı tarihsel dönemlere ve farklı kültürlere göre farklı anlamlar taşıyan bir maddedir. Bu bölümde uyuşturucu ve uyuşturucu kullanımının tarihteki ortaya çıkışı, görünümü ve sürecini özetleyeceğiz. Bunun yanısıra gelişmiş ülkelerde ve sonra da Türkiye'deki uyuşturucu ile ilgili sosyopolitik gelişmelere değineceğiz.

Başlangıç, Uyuşturucu Hakkında Bilgi

Uyuşturucu kullanımının başlangıcı çok eskidir. Uyuşturucu maddelerin kullanımı insanlık tarihi ile birlikte başlamıştır, insanlar bir arada yaşamaya başladıkları andan itibaren "ilaç" niyetiyle çeşitli maddeleri kullanmışlardır. İlkel insanlar tarih öncesi dönemlerde doğada mevcut çeşitli bitkilerden ağrı kesici, yatıştırıcı olarak yararlanmışlardır. Dinsel törenlerde, şölenlerde ve toplulukların çeşitli seramonilerinde uyuşturucu ve keyif verici maddeler kullanıldığı bilinmektedir.

Toplumların kültürleri, sosyal yapıları ile uyuşturucu kullanımı arasında bir ilişki vardır. Çeşitli toplumlarda değişik uyuşturucu ve keyif verici maddelerle ilgili olarak "alt kültürler" oluşmuştur.

Çinliler 4000 yıl önce uzun çubuklarla esrar içmişler; Ortadoğu'da değişik türde alkollü içkiler üretilmiştir. Eski Mısırlılar afyonu ağrı dindirici olarak kullanmışlardır.

Köknel'e göre, M.Ö. 4000 yıllarında da Aşağı Mezopotamya'da yaşayan Sümerliler'in haşhaş ve kenevir yetiştirdiklerini, bu bitkilerden elde edilen şuruplar, haplar ve tozlan ilaç olarak kullandıklarını belirten çivi yazısı ile yazılmış kilden tabletler bulunmuştur. M.Ö. 2000-1500 yıllarından kaldığı sanılan Mısır'da Thebes kenti yakınlarında bulunan papirüslerde haşhaş ekimi, afyon üretimi ve afyondan yapılan ilaçlara ilişkin ayrıntılı bilgi verilmiştir.
Mezopotamya, üzerinde yaşamış toplumlarla daha sonraki kuşaklara çeşitli kültür kalıpları aktarmış bir bölge olarak tanınmaktadır.


Daha sonraları, özellikle Uzakdoğu ülkelerinde ve onların mitolojilerinde, esrara kutsal bir değer atfedildiği ve esrarın insanlara bir armağan olarak gönderildiği düşünülmüştür. Tarihi, felsefi ve bazı edebi kaynaklara baktığımız zaman. uyuşturucuların yazarlara, sanatçılara, düşünürlere ilham kaynağı olduğunu, toplum yaşantısına yön ve renk verdiğini ve kendine özgü birçok değer yargıları oluşturduğunu görebiliyoruz.

Afyon Savaşları

Uyuşturucu maddeler zaman zaman toplumlararası savaşlara da neden olmuştur. 1839-1860 yılları arasında Asya'da cereyan eden İngiltere ile Çin arasındaki "afyon savaşları" buna bir örnektir. Bu savaşın izleri ve sonuçları 156 yıl sonra. 1 Temmuz 1997 de bitirilebilmiştir.
Söz konusu savaşlar, Çinliler'in ürettiği afyonun İngilizlerce ithali ve Çinliler tarafından kullanımının teşvik edilerek yarattığı uyuşturucu zehirlenmeleri yüzünden çıkmıştır. Savaşlar sonunda Çin yenilmesine karşın Avrupa'ya uyuşturucu bağımlılığını yayabilmiştir. Kendisi de uyuşturucu üreticisi ve tüketicisi olmuştur. Bugün bile Çin en önemli "afyon" üretim merkezi durumundadır.


Çin, geçmişten günümüze kadar diğer ülkeler, özellikle Avrupa ülkeleri (İngiltere) için önemli ve ilginç bir ülke konumundadır. Ülkelerin nüfus yoğunluğu, doğal kaynakları, bulunduğu coğrafi alan ve kültürü önemini korumasında önemli etkenler olmuştur. Avrupa, özellikle İngiltere, tarihi rolünü de dikkate alarak Çinliler'in afyon üretimini ve bunun kullanımını adeta teşvik etmiştir. 1839 yılında Çin İmparatoru afyon ithalini yasaklayınca, İngiltere ile Çin arasında "Birinci Afyon Savaşı" başladı.

1841 yılında İngiliz donanma komutanı Hongkong'u işgal ederek, kendisini Hongkong valisi olarak ilan etti. Bundan bir yıl sonra, 1842 yılında iki ülke arasında yapılan Nankin Anlaşması ile Hongkong yönetimi İngiltere'ye bırakıldı ve birinci afyon savaşı sona erdi.

1842 yılındaki yönetim, Hongkong bölgesini temsil eden mühürde belirleyici simge olarak "afyon çekirdeğini" seçti ve durumun özelliğini sembolleştimiş oldu.

Uyuşturucu kullanımının ve üretimin artışı 1856 yılında İkinci Afyon Savaşı'nın ortaya çıkmasına neden oldu. Dört yıl süren savaş sonunda İngiltere 1860 yılında yapılan Pekin Anlaşması ile galip çıktığını ilan etti ve Hongkong yönetimini sağlamlaştırdı.

1898 yılında Çin İmparatoru Hongkong ve çevresini İngilizler'e 99 yıllığına kiraya verdiğini açıkladı. Bundan sonraki yıllarda bu anlaşmanın uygulanıp uygulanmayacağı konusu hep tartışıldı. Hatta bir ara Japonlar devreye girmek istedi. 1982 yılında İngiltere Başbakanı Margaret Thalcher'in Pekin'e ziyaretinde konu görüşüldü ve sonuç alınamadı.

Çin'in ısrarı ve giderek artan gücü karşısında 99 yıllık süre 30 Haziran 1997 günü gece yarısı bitmiş ve Hongkong'daki İngiliz Yönetimi de sona ermiştir. Bununla ilgili yapılan törenler günlerce medyayı işgal etmiştir.

Diğer Gelişmeler

Uyuşturucu bağımlılığı, hemen hemen her toplumda, ilaç bağımlılığından kaynaklanmıştır. İlaç bağımlılığı da ilk kez 19. -yüzyılda Avrupa ve A.B.D.'de önemli bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Afyon'dan 1805 yılında morfin, 1898 yılında eroin elde edilmiştir. 1805 yılında, afyondan elde edilen bir tozun ağrı dindirici bir ilaç olarak kullanılabileceği farkedilmiş, bu maddeye Yunan Mitolojisindeki "Uyku Tanrısı Morfeus"un adından esinlenerek "Morfin" adı verilmiştir.
1846 yılında "eter"in bulunmasıyla tıp alanında, cerrahide önemli gelişmeler sağlanmıştır. 1859 yılında koka yapraklarından kokain, 1885 yılında yapay (sentetik) kokain üretilmiştir. Aynı yıllarda barbitürük asitten barbitüratlar elde edilmiştir.


Toplumsal sorun olarak uyuşturucuların gündeme girmesi İkinci Dünya Savaşı sonrası ve bilhassa 1960'lı yıllardan sonra belirginleşmiştir. 1960-1970'li yıllarda uyuşturucu kavramı ve ilgili sorunları ele alınmış, ulusal ve uluslararası denetim mekanizmaları ve bunların nasıl işleyeceği üzerinde düşünülmüştür.

Yönetim açısından düşünülen önlemler yanında uyuşturucular ve bağımlılarla ilgili bilimsel çalışmaların da bu yıllarda hız kazandığı gözlemlenmiştir. A.B.D. ve birçok Avrupa ülkesinde gençlik sorunları ve uyuşturucu bağımlılığı ele alınmış, çözüm önerileri hazırlanmıştır.

Batı'daki Gelişmeler

1970'li yıllarda Batı ülkeleri gençliğinin yeni bir yaşam felsefesi arayışına girdikleri dönem olmuştur. A.B.D.'de gençlerin bu yeni yaşam biçimi ve felsefesi düşüncesi çerçevesinde uyuşturucu kullanmayı seçtiği görülmüştür, Amerikan gençleri arasında, bir arayışın ürünü olarak, Uzakdoğu felsefesinin de etkisiyle "esrar" ve "LSD" kullanımı teşvik edilmiştir. Uzakdoğu'da 1970'lerde yaygın olan Zen-Budist felsefesi, Kamasutra = cinsel özgürlük düşüncesi olarak Özetlenebilir. Bu yeni görüş Amerikan gençliğini etkilemiş, bilinmeyenlere ulaşabilme, varabilme amaçlanmış ve uyuşturucu cazip hale gelmiştir.

Bu akım bazı düşünür ve yazarlar tarafından da teşvik görmüştür.

"Take Tea and See
"Take LSD and Be."
Türkçesi şöyledir:
"Esrar içersen görürsün, "LSD içersen olgunlaşırsın."


A.B.D.'de LSD kullanımının gençler arasında artması 1970'li yıllarda sivil örgütlenmelere de neden olmuştur. "LSD Melekleri" adında gönüllü organizasyonlar oluşturulmuştur. Bu hareket diğer ülkeler gençlerini de etkilemiş ve hatırlanacağı gibi bir LSD dönemi yaşanmıştır.
Amerikan gençliği uyuşturucu sorunu toplumu ve hükümetleri de harekete geçirmiştir. Konu ile ilgili araştırmalar yapılması ve raporlar hazırlanması gereği ortaya çıkmıştır. Başkan Nixon'a verilen 1971 tarihli "Uyuşturucu Maddeler ve Etkilerini Araştırma Komisyonu Raporu"nda toplam Amerikan nüfusunun 12-20 milyonunun hiç değilse bir kez marihuana kullanmış olduğu belirtilmiştir.


6 Şubat 1972 tarihli "The New York Times Magazin"e Başkan Richard Nixon'ın verdiği demeçte; "Ne yazık ki, Amerika zenginleştikçe eski Yunan ve Roma medeniyetleri gibi bir takım kötü sonuçlara doğru sürükleniyor." diyebilmiştir.

Avrupalı gençler, uyuşturucu bağımlılığına Amerikalı gençlere oranla daha dengeli ve değişik nedenlerle yaklaşmışlardır. İngiltere'nin uyuşturucu maddelerle ilgilenmesi ye tanışıklığı oldukça eskidir. Almanya 1970'li yıllarda tanışmış ve ilgilenmiştir. Fransa ise, uyuşturucu üretim merkezlerinin bulunduğu bir ülkedir. Halkı uyuşturucu ile en az ilgilenen ve etkilenen ülke İsviçre olmuştur.

Çoğu Avrupa ülkelerinde uyuşturucu madde üretimi ya yoktur veya çok azdır. Bu yüzden uyuşturucuyu dışardan sağlamak durumundadır. Oysa, Uzakdoğu, Orta ve Güney Afrika 2000 yıldır uyuşturucu madde üretip, kullanmaktadır. Bu durum, ülkelerin sosyoekonomik kültürlerini de etkilemektedir. Avrupa uyuşturucu kültürü, Uzakdoğu ve diğer ülkelerden farklıdır.

Eski İngiliz İmparatorluğu, ticari ve askeri amaçlarla, Afrika, Uzakdoğu ve Amerika'ya yaptığı sömürge yolculuklarında uyuşturucu maddelerle tanışmış ve bunları ülkelerine taşımıştır. İlk zamanlarda, İngiltere'de, İngiliz olmayan renkli ırkların insanları tarafından uyuşturucu alınıp satıldığı ve kullanıldığı, dolayısıyla kullanımın dar bir çevrede kaldığı görülmüştür. 1960'h yıllardan sonra uyuşturucu kullanımının giderek artmış olduğu görülmüştür. "1968 Wootan Uyuşturucu Maddeler Araştırma Alt Komisyon Raporu"na göre, uyuşturucu kullanımı daha çok üniversite gençliği ile sanat çevresinde artış göstermiştir.

Almanya'da 1970 yılında başlayan uyuşturucu bağımlılığı yıllara göre giderek artış göstermiştir. Almanya ve Hollanda'da daha çok doğal değil, doğal olmayan sentetik uyuşturucular kullanılmaktadır. Almanlar'a göre, uyuşturucu maddeler İkinci Dünya Savaşı'ndan soma Amerikan askerleri tarafından Almanya'ya getirilmiştir. Almanlar sentetik uyuşturucu üretiminde uzmanlaşmışlardır. Almanlar, kimyon, çay, tutkal, pirinç unu, tutkal, talaş, bademyağı, baharat, süt tozu, şeker, kahve gibi çeşitli maddelere % 10 oranında uyuşturucu ana maddesi kullanarak, çeşitli şekillerde uyuşturucu üretmektedirler.

Almanya'da, 1971 yılından itibaren, Gençlik, Aile ve Sağlık Bakanlığı tarafından gençleri uyuşturucu bağımlılığından kurtarmak için bir seri proje uygulamaya geçirdi. Hükümet programlarında, ilkokuldan başlayarak tüm eğitim kademelerinde eğitim uygulamasına yer verildi. Narkotik polis, psikiyatr, sosyolog ve sosyal hizmet uzmanı gibi çeşitli mesleklerden oluşan ekiplerle çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalarda, uyuşturucu bağımlılarını "hasta" kabul ederek, bunları polis yoluyla değil, psikoterapik tedavi ile topluma kazandırma ilke olarak benimsenmiştir.

Fransa'ya uyuşturucu madde Napolyon'un ünlü Mısır seferiyle (1798) Mısır'dan getirilmiştir. Başlangıçta ordu, aydın ve sanatçılar, işçi ve köylü kesiminde görülen uyuşturucu kullanımı, İkinci Dünya Savaşı yıllarından soma yaygın hale gelmiştir. Fransa'da alkol bağımlılığı başlangıçta uyuşturucudan daha önemli bir sorun olarak görülüyordu. Ancak 1960'h yıllardan soma gençlik arasında uyuşturucu kullanımı giderek artmıştır. Fransız gençliği sentetik uyuşturucu yerine doğal uyuşturucu kullanmayı tercih etmektedir. Bu yüzden ülkede afyon ve koka-in üretimi oldukça fazladır. 1968 yılı öğrenci hareketleri sırasında uyuşturucu kullanımı belirgin bir artış göstermiştir.

İsviçre, uyuşturucu maddeler trafiğinin yoğun olduğu bir ülkedir. Amerika'da "LSD Melekleri" adlı bir örgüt kurduğu gerekçesiyle tutuklanan Dr. Timoty Leary, hapisten kaçıp İsviçre'ye sığınmıştır. İsviçre'de gençler ve halkın uyuşturucu bağımlılığı bakımından büyük bir sorun yaşadığı söylenemez. Uyuşturuculara karşı, Devlet'in izlediği politikanın bu konuda önemli rolü olmuştur. İsviçre'de uyuşturucu bağımlısı birey adi bir suçlu gibi hapse atılıp cezalandırılmıyor. İsviçre polisi genel olarak ilk kez gördüğü uyuşturucu bağımlısı gençleri tedavi ve rehabilitasyon kliniklerine gönderiyor. Burada eğitilen ve moral tedavi gören genç, harhangi bir cezai sicile tabi tutulmadan öğrenimine devam etmek üzere okuluna dönebiliyor. İsviçre'de de alkol bağımlılığı uyuşturucudan daha çok önem kazamnış, hükümetler de bu yöndeki çalışmalara ağırlık vermiştir.

Türkiye'deki Gelişim, Türkiye Uyuşturucu

Türkiye'de tarihi yapıya bağlı olarak köklü bir uyuşturucu kültürünün var olduğu bilinmektedir. Bu kültür 10. ve 11. Yüzyıllara kadar iner. Selçuklu egemenliği altındaki İran'da yaşayan ve tarihe ilk anarşist olarak geçen Alamut Fatihi Şeyh Hasan Sabbah yarattığı "uyuşturucu cenneti" adı verilen İran topraklarında uzun yıllar hüküm sürmüştür. Hasan Sabbah 1092 yılında giriştiği suikast eylemleriyle Melikşah'm veziri ve çocukluk arkadaşı Nizamülmülk'ü öldürtmüştür. 1124 yılında ölen Hasan Sabbah'tan sonra, uyuşturucu üzerine kurulmuş Devlet 132 yıl daha devam etmiş 1256 yılında Moğol akınlarıyla yıkılmıştır. Uyuşturucu temeli üzerine kurulmuş ve Binbir Gece Masallarını hatırlatacak bu ve benzeri birçok hikayeyi tarihi belgelerde bulmak mümkündür. Aynı dönemde yaşayan ünlü şair Ömer Hayyam'ın da Hasan Sabbah'ın çocukluk arkadaşı olduğu kaydedilmektedir.

Berberi seyyah İbn-i Batuta 13. yüzyılda Anadolu'da afyonun bir keyif verici, uyuşturucu olarak kullanıldığını anlatır. 17. yüzyılda İstanbul'da afyon şerbeti içilmekte, afyonlu macunlar yenilmekteydi. Lale Devri şairi Nedim, afyonun günlük gıda haline geldiğini belirtir ve yaşadığı renkli dönemde müzik, şiir ve edebiyat gibi kültürel faaliyetler arasında uyuşturucunun da yer aldığını açıklamaktadır. 16. ve 17. yüzyılda bazı dergah ve tekkelerde afyon içiliyordu, 1723 yılında bir fetva ile afyon yasaklanmış ve tiryakiler İstanbul dışına sürülmüştür. Bilindiği gibi Dördüncü Murat döneminde afyon bağımlılığının artması ile bunun kullanımı yasaklanmış, içenlere idam cezasına kadar uzanan bir seri ceza verilerek bağımlılık önlenmeye çalışılmıştır.
Afyon üretilen haşhaşı yetiştirmenin M.Ö. 3000 yılına kadar uzanan bir geçmişi vardır. Ülkemizde de eskiden beri bilinen haşhaş üretiminden çeşitli amaçlarla yararlanılmıştır. 11. Yüzyılda Anadolu'ya yerleşmeye başlayan Türkler, Ege ve İç Anadolu Bölgelerinde haşhaş üretimini sürdürmüşlerdir. Özellikle Bolu, Adana, Kayseri, Niğde, Nevşehir ve Afyon yöreleri iklim koşulları itibariyle haşhaş üretimine uygundur. 1516-1519 yılları arasında Türkiye'de bulunan Fransız seyyah Belon'a göre, Fransızlar nasıl buğday yetiştiriyorsa Türkler de haşhaş yetiştirmekte idi. Haşhaştan afyon üretimi yanında, yağ çıkarmak, tohumlarını hayvan yemi olarak kullanmak amacı da güdülüyordu. 19. yüzyılda Anadolu'dan Uzakdoğu'ya İngiliz ve Amerikan gemileriyle afyon taşınmaya başlandı.


Osmanlı İmparatorluğu 1829 yılında afyon ticaretini tekeline aldı ve "Afyon Tekeli İdaresi" kuruldu.

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren afyon üretimi dış ülkeler açısından, özellikle A.B.D. ilişkileri bakımından sürekli sorun olmuş, çeşitli uluslararası toplantılarda bu üretim kısıtlanmaya, hatta yasaklanmaya çalışılmıştır. 1928 yılında çıkarılan mevzuata göre, haşhaş ekimi, üretimi, alımı-satımı ve ihracı serbestti. 1950 yılında haşhaş ekimi beyannemeye ve devlet iznine bağlandı. 1961 yılında yapılan Birleşmiş Milletler, Uyuşturucu Üreten Ülkeler Toplantısında "Tek Elden Üretim Anlaşması" yapılmıştır. 1967 yılında Türkiye bu anlaşmayı kabul ederek imzalamış ve haşhaş üretimi izine bağlanarak kısıtlanmıştır. 1967 yılında 23 ilde yapılan haşhaş üretimi, 1968 yılında 11, 1970 yılında dokuz ve 1971 yılında yedi ile indirilmiştir. A.B.D .'nin sürekli baskısı sonucu 12 Mart 1971 sonrası Nihat Erim hükümeti tarafından haşhaş üretimi yasaklanmıştır.

A.B.D.'nin, haşhaş ekiminin yasaklanmasına karşılık, Türkiye'ye vaadettiği tazminat ve parasal destek kısmen verilmiş, ancak, hakedilen sonuç elde edilememiştir. Haşhaş ikame projeleri ve üreticiye verilmesi düşünülen tazminatın yetersizliği, ülkemizin tıbbi amaçlarla kendi ihtiyacı olan haşhaşı üretememesi büyük sıkıntılar yaratmıştır. Amerika, yasaklamanın sürdürülmesinde ısrarcı olmuş, değişen hükümetlerle pekçok görüşmeler yapılmış, Türkiye'ye ambargo uygulanacağı dile getirilmiştir. Bütün zorlamalara karşın 1 Temmuz 1974 tarihinde Ecevit Hükümeti döneminde bir hükümet kararnamesi ile haşhaş ekimi yasağı kaldırılmış; Afyon, Burdur, Denizli, İsparta, Uşak illeri ile Akşehir, Beyşehir, Doğanhisar ve Ilgın ilçelerinde 1974-1975 mevsiminden itibaren haşhaş ekimine izin verilmiştir. Türk hükümeti izin kararı ile birlikte denetim konusunda da önlemler almıştır.

On yıllık tartışma ve mücadele sonunda afyon kaçakçılığına karşı alınan etkin önlemlerle Türk hükümetinin kararı olumlu görülmüştür.

Daha sonraki yıllarda gerek ülkemizde, gerekse diğer ülkelerde uyuşturucu bağımlılığının artışında haşhaş üretiminin en büyük etken olmadığı bu artışın başka nedenlere bağlı olduğu görüşü üstün gelmiştir.

En son 1 Temmuz 1997 tarihli Hükümet Kararnamesiyle de ülkemizde haşhaş üretiminin genişletilmesine olanak sağlanmıştır. Bazı gazeteler bu haberi ilk sayfada, tam sayfa olarak vermiş "Haşhaşın Dönüşü" başlığını atarak "23 yıl sonra üretim yeniden teşvik ediliyor. Ekim alanları genişletiliyor. Köylü memnun." şeklinde belirtilmiştir. Sözkonusu kararname ile 13 ilimizde haşhaş üretimine olanak tanınmıştır. Bu iller; Afyon, Uşak. Denizli, Kütahya, Burdur, İsparta, Karaman, Konya, Amasya, Çorum, Tokat, Manisa ve Eskişehir'dir.

Uyuşturucu (Madde) Bağımlılığı Belirtileri, Uyuşturucu Hakkında

Uyuşturucu bağımlısı birey daha mutlu ve rahat olabilmek için kullandığı maddeyi daha fazla miktarlarda almayı arzu eder. Eğer bulamazsa, mutsuzluk başlar ve bu durum günlük yaşamını da etkiler, huzursuzluk ve olumsuz davranışlar göstermeye başlar, çevresini üzer. Bağımlı birey düzenli uyuşturucu alan kimsedir. Maddeyi bulamaz ve alamazsa fiziksel olarak hastalık belirtilerine benzer özellikler oluşur. Ateş yükselmesi, kusma ve şiddetli çırpınmalar görülebilir. Bu belirtiler alınan uyuşturucunun özelliğine, koşullarına ve bireyin özelliklerine göre değişiklik gösterir.

Uyuşturucu bağımlılığında alınan her uyuşturucu madde tehlikelidir. Maddenin reçeteli veya reçetesiz olması önemli değildir. Tehlikesiz uyuşturucu madde yoktur denilebilir. Eğer bu durum düşünülmez, uyuşturucu alımına devam edilirse, fıziksel-ruhsal sorunlar yanında aile, iş ve meslek yaşamını olumsuz etkileyen davranışlar ortaya çıkar. Birden bırakılmak istendiği zaman da birçok risk faktörünü beraberinde taşır."Ben istediğim zaman bırakırım, irademe güveniyorum, onun için alırım, kısa yaşayayım ama, iyi ve mutlu yaşarım" demek doğru değildir. Sadece kendi kendini teselli etmek, aldatmaktır. Daha da önemli bir husus vardır. Bağımlı her zaman kimyasal özelliği normal, reçeteli uyuşturucu maddeyi bulamaz. O zaman yasadışı (illegal) yollara başvurma zorunda kalır. Bu yolla elde edilen madde başka tehlikeli maddelerle "karıştırılmış olma" riskini de taşır. Tolerans ve yoksunluk durumlarında bağımlı kişi, uyuşturucunun normal mi, karıştırılmış mı olup olmadığına bakmaz. Onun için "o" maddeyi bulmak, almak ve kullanmak önemlidir. Onun için yaşamın tek anlamı "o"dur.

Uyuşturucu Kullanımı, Uyuşturucu Kullanmak

Uyuşturucu madde kullanan bir bireyin bağımlı olup olmadığını nasıl anlarız?
Uyuşturucu madde kullanan bireyde ortaya çıkan ilk belirtiler şunlardır:


- Sık sık ruhsal değişiklik,
- Olumsuz davranış gösterimi,
- Huzursuzluk,
- Aşırı hassasiyet,
- Gerginlik, saldırganlık.


Diğer Uyuşturucu Kullanma Belirtileri:

Sessizlik dönemi: Birey kendi kendini kontrol edemez. Dikkat ve tepkisi azalmıştır. Kendisini eleştirmez, aksine haklı olduğunu düşünür. Çevresi ile ilişkileri kaybolmuş, içine dönmüştür.
Sarhoşluk dönemi: Bağımlı uyuşturucu almaya devam ettikçe gözle görülebilir fiziksel belirtiler gösterir. Ayakta duramaz, konuşurken kekeler, mide bulantısı ve ağrısı vardır, kusma olur, başağrısı şikayeti vardır, kilo verir ve tansiyon düşüklüğü olur.


Hastalık dönemi: Zaman zaman bağımlılıktan kurtulma kararı verilir. O zaman uykusuzluk, kuşku, izleniyor korkusu, sanrı (hallüsinasyon) şikayetleri görülür. Artık bağımlı hastadır.
Her uyuşturucu bağımlısı bir "hasta"dır. Öyle bakmak ve bu kavramın ifade ettiği şekilde hareket etmek ve tedavi yolunu düşünmek gerekir. Tedavide ön şart bağımlının "istekli" olmasıdır. Bu istek ve bağımlılıktan kurtulma kararı kesin ve sürekli olmalıdır. Geçici süre bırakma çözüm olamaz. Bırakma kararı yaşam boyunca sürdürülür. Aksi halde tekrar bağımlı olma çok daha kolaylaşmış olur.


Görülüyor ki, "uyuşturucu" ve "bağımlılık" kavramlarının açıklanması, konunun önemini ve herkesin konu ile ilgilenmesi gereğini ortaya koymaktadır. Çünkü, konu sadece gelişmiş ve refah düzeyi yüksek toplumlarda değil, her toplumda düşünülmesi gereken bir olgudur. Uyuşturucu maddenin üretilmemesı veya üretilmesinin engellenmesi mümkün değildir. Bu tedbir tek başına çözüm de olamaz. Zira bu tür maddeleri tıp alanında, kimya alanında, insanların yararına hastalıkların tedavisi için, ameliyatlarda kullanmak durumundayız.

İlaç türleri ve kullanış amaçları ile uyuşturucular arasında sıkı bir ilişki vardır. Ancak, uyuşturucu bağımlılarını, sürekli ilaç kullananlardan ayırmak gerekir. Her yatıştırıcı, sakinleştirici, uyarıcı ilaç kullananı, uyuşturucu bağımlısı kabul etmek yanlış bir düşünce olur.

Uyuşturucu bağımlılarına karşı toplumların, kurum ve kuruluşların bakış açılarını, düşüncelerini değiştirmeliyiz. Uyuşturucu bağımlısı "kötü kişi" değildir. Peşin peşin toplum dışına itilmesi gereken, suç potansiyeli bulunan bir birey de değildir. Bağımlıların, diğer hastalıklarda olduğu gibi tanısının (teşhis) konulması, hangi nedenlerle uyuşturucu bağımlısı olduğunun ortaya çıkarılması zorunludur. Gerek sağlık personelinin yaklaşımı, gerekse halkın ve toplumun yaklaşımı "acıma" ile "kötüleme" tarzında başlamamalıdır. Bağımlı suç işlemiş, cezalandırılması gerekli bir birey olarak görülmemelidir.


Uyuşturucu bağımlılığı sorunu ve çözüm önerileri konusu üzerinde tedavi ve koruyucu önlemler bölümünde daha ayrıntılı durulacaktır. Burada bir önemli noktayı da belirtmek yerinde olacaktır. Madde bağımlılığı olarak uyuşturucu bağımlılığı konusu, çok disiplinli (multidisipliner) ve çok sektörlü (multisektörel) bir konudur. Bir tek disiplinin veya bir tek sektörün konusu değildir. Bu yüzden çözümde çok sektörlü, çok disiplinli yaklaşım zorunludur. Kısaca, hepimizi ilgilendiren bir konudur. Çocuk ve genç olarak, aile (ana-baba ve akraba) olarak, çalışanlar olarak, yöneticiler ve politikacılar olarak herkes konu ile ilgilenmelidir.

Son yıllarda konunun politik boyutu da önem kazanmıştır. Hem ulusal hem de uluslararası alanda "uyuşturucu bağımlılığı" sorunu güncelliğini korumaktadır.

Uyusturucu Madde Bagimliligi Nedir

Uyuşturucu Nedir (Madde) Bağımlılığı (Toksikomani),

Uyuşturucu İle İlgili

Genellikle belirli maddelerin, ilaçların alışkanlık sonucu gittikçe artan miktarlarda fiziksel ve ruhsal gereksinim olarak alınmasıdır. Alınan madde veya ilaç, rahatlık ve mutluluk duygusu yarattığından, yeniden ve birçok kez alma arzu ve isteğinin uyanması, en önemli ve belirgin bağımlılık işaretidir

"Uyuşturucu madde bağımlılığı" kavramı ile ilgili olarak, değişik düşünürler ve uzmanlar değişik tanımlar yapmışlardır. Herkesin kabul edebileceği ortak bir tanım BM Dünya Sağlık Örgütünce yapılmıştır. Bu tanım şöyledir:

"Sentetik veya doğal bir maddenin, tekrarlanan kullanımı sonucu oluşan bir zehirlenme durumu. Bu durum ilaç bağımlılığından kaynaklanarak, psikotrop etkili maddelere, istençdışı gereksinim duyulmasına neden olur. Psikotroplar bireyin ruhsal durumuna etkili olan maddelerdir. Bu etki, kullanılan maddeye özgü olmakla birlikte, bireyin yapısına, bu maddelerin verilme şekline ve kullanma koşullarına da bağlıdır. Ayrıca bu maddeler fizyolojik, psikolojik ve toplumsal yan etkiler de yaratabilir."

Çoğunlukla, uyuşturucu bağımlılığı ile ilaç bağımlılığı birlikte kullanılır. Çünkü, uyuşturucu bağımlılığının başlangıcı veya giriş kapısı çoğu kez ilaç bağımlılığıdır

İlaç Bağımlılığı, herhangi bir ilacın, kullanan bireye fiziksel ve ruhsal yönden zarar verecek veya sosyal görevlerini engelleyecek kadar sık ve fazla miktarda vücuda alınmasıdır.
ilaç bağımlılığının bazı özellikleri vardır:
Bunlar:


(1) Süre
(2) Vazgeçilmezlik,
(3) Yoksunluk belirtisinin görülmesidir.
Süre, ilaç alan bireylerin aynı ilacı uzun süre almalarıdır. Bu süre ilaca ve kullanan bireye göre değişir.


Vazgeçilmezlik, ilacı devamlı alan bireyin, bırakmak istemesine rağmen başarılı olamamasıdır.
Yoksunluk, birey alıştığı ilacı herhangi bir nedenle temin edemez ve bırakmak zorunda kalırsa bazı olumsuz belirtilerle karşılaşır. Bunlar yoksunluk belirtileridir.


İlaç bağımlılığından başka, maddelere veya olgulara karşı da bağımlılık, tutku olabilir. Sigara, kahve, çay, içki bağımlılığı veya kumar tutkusu, talih oyunları (piyango v.b.) böyledir.
Kumara aşırı tutkunluğu ile bilinen ünlü Rus romancısı Dostoyevski, "Önemli olan kumarın kendisidir. Allah biliyor ya paraya çok ihtiyacım olmasına rağmen, bunun para kazanma hırsı ile hiçbir ilişkisi yoktur" diye yazmıştır. Böylece kumarın da bir bağımlılık yarattığı söylenebilir.
Bağımlılık zamanla "tolerans" ve "yoksunluk" haline dönüşebilmektedir.


Tolerans: Alınan uyuşturucunun dozunun giderek arttırılmasıdır. Her zaman alman miktar yeterli gelmemeye başladığı için bunun miktarını arttırmak gereksinimi ortaya çıkmaktadır. Çünkü, vücutta, alınan maddeye karşı bir direnç baş göstermektedir. Başlangıçta çok düşük dozla bile beklenilen etki ortaya çıktığı halde, daha sonraları aynı etkiyi elde edebilmek için daha fazla dozda uyuşturucunun vücuda girmesi gerekmektedir.

Yoksunluk: Uzun süre kullanılan uyuşturucu maddenin bırakılması sonucu ortaya çıkan fiziksel ve ruhsal sorunlardır. Ortaya çıkan soranların çözümü için söz konusu maddenin yeniden alınması gereksinimi doğmaktadır. Buna bazı düşünürler "zorunluk hali" adını da vermektedir.
Uyuşturucu maddelerin düzenli olarak kullanılmasından vazgeçilirse, fiziksel ve ruhsal bağımlılığın göstergesi olarak, ilaç bağımlılığındaki gibi "yoksunluk sendromu" ortaya çıkar.


Yoksunluk belirtileri, alınan uyuşturucunun cinsine, bireyin özelliğine, uyuşturucu alma nedenlerine ve duruma göre değişir. Genel ve ortak yoksunluk belirtileri hakkında ayrıca bilgi verilecektir.


Yoksunluk sendromu, uyuşturucu madde bağımlılığında, bireyin kullandığı maddeyi birçok kez bırakma istemesine rağmen bırakamaması, giderek alınan miktarı arttırması, kullanmayı bıraktığı zaman yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması, zararlarına rağmen kullanmaya devam etmesi, maddeyi bulamadığında, zamanının büyük kısmını madde aramakla geçirmesi halidir Bu bir seri sıkıntılı davranış madde bulunup kullanıldığı zaman kaybolur. Yeni gereksinim ortaya çıkar. Böylece kısır döngü devam edip gider.

Maddenin Zararlı Kullanımı: Bireyin, uyuşturucu maddeyi; kendisine, yaşamına, ailesine, yakınlarına ve çevresine zarar verecek şekilde kullanmasıdır Alınan maddenin zararlı olduğu ve verdiği çeşitli zararlar bilindiği halde kullanmaya devam edilmesidir. Bu tür kullanımda ortaya çıkan zararlar ayrıca ilgili kısımda belirtilecektir.

Zehirlenme (Entoksikasyon); Uyuşturucu kullanımında bireyin beklenmeyen davranışlar sergilemesi, fizyolojik veya psikolojik değişiklikler göstermesi "zehirlenme" tablosu oluşturur./Bu tablo bir çeşit sarhoşluk halidir. Başlangıçta herhangi bir zehirli maddenin alınması sırasında ortaya çıkan belirtiler başgösterir.

Uyuşturucu (Madde) Bağımlılığı, İlaç Bağımlılığı

Uyuşturucu (Madde) Bağımlılığı Belirtileri

Uyuşturucu Bağımlılığının Tarihçesi

----Uyuşturucu Madde Çeşitleri

Khat

Uyarıcılar – Amfetaminler

Morfin

Sakinleştiriciler

Barbitüratlar

Benzodiazepinler

Uçucular

Kokulu Okul Malzemeleri

Tiner

Ecstasy

Uçuçu Madde Bağımlılığı
-------------------------

Bağımlılık Ölçütleri

Bağımlılık Nedenleri

Bağımlılığın Yarattığı Sorunlar

Gençlik ve Uyuşturucu

Uyuşturucuya Karşı Alınacak Önlemler

Uyuşturucu Tedavisi ve Rehabilitasyon

------Tedavi Kurumları

Amatem

Umatem

Uyuşturucu Bağımlılılarının Görüşleri

Cortinaris Orellanus, FRlES 1836 (Öldürücü Zehirli)

Mantarın Özellikleri

Genç mantarın sapı ve şapkası, örümcek ağı gibi «Cor-tina» denilen sarı renkli bir örtü ile örtülmüştür. Bu örtü daha sonra sap üzerinde ve şapka kenarlarında kahverengi örümcek ağı şeklinde görülür.

Morfolojik Özellikleri

Şapka: Genç mantarlarda yarım küre şeklinde, daha sonra kubbe şeklini alır. Şapka kenarları genç mantarlarda sapa doğru kuvvetle kıvrılmış, gelişmiş olanlarda ise dalgalı bir şekil alarak kıvrıklığını muhafaza eder. Şapka üstü lift görünüşte ve kahverengi pullarla örtülüdür. Şapka, rengi kırmızımsı turuncudan koyu kahverengiye kadar değişebilir. Büyüklüğü: 3 - 7 cm. çapındadır. Lameller: Enleri geniş (8-10 mm.) renkleri, koyu sarıdan pas rengine ve nihayet koyu kırmızıya kadar değişebilir. Sap: Çoğunlukla eğri silindir, şeklinde, genç mantarlarda içi dolu ve sağlam yapılıdır. Gelişme ilerleyince iç kısmı oyulur lifi görünüş alır. Sapın dış kısmı lifî görünüşte, sarımsıdan kahverengiye kadar değişen renkleri vardır. Büyüklüğü: 3 - 7 cm. boyunda ve 0,5 -1 cm. çapındadır. Örtü (Cortina): Genç mantarlarda sarı renkli, örümcek ağı şeklindeki örtü tarafından örtülür. Gelişmiş mantarlarda kahverengiye dönen örtü sap üstünde ve şapka kenarlarında görülür. Yaşlanmış mantarlarda örtü sap üstünde ve şapka kenarlarında görülür. Yaşlanmış mantarlarda örtü iyice incelenmeden görülmez. Etli kısmı: Sarıdan turuncuya kadar değişmekle beraber, şapka derisinin altında kırmızımsı kahverengidir. Mantarın bir parçası ağıza alınıp çiğnenerek tadına bakılırsa tadının hoş olduğu, parmaklar arasında ezilen bir parçasının kokusu ise turp kokusuna benzer. Sporları: Sarımsı renkli, badem şeklinden elips şekline kadar değişen şekilleri ve üzerlerinde süs şeklinde, siğiller görülür. Büyüklüğü: 10 -12 x 5,5 - 6 mikrondur.

Yetişme Yeri Özellikleri

Ağustos ayından Ekim ayına kadar; Huş, meşe ve kayın ormanları altında az olarakta çam ve benzeri ormanların altında özellikle kumlu topraklarda yetişir. Polonya ve Fransa'da çok az olarakta Almanyada yetiştiği bilinir. Bu güne kdar Türkiye'de yapılan araştırmalarda tesbit edilememişse de, bu yok anlamına gelmemelidir.

Diğer Özellikleri

Mantar tabiatta miktar ve yayılış yönünden az bulunan bir mantardır. İlk defa Fries tarafından 1836 yılında bulunmuştur. Eldeki araştırma metodlarının yetersizliği ve gereken önem verilmediği için zehirli veya zehirsiz olduğu konusunda bir bilgi verilememişti. 1952-1957 yılları arasında, Fransa ve Polonya'da 132 kişinin aynı şekilde hastalanmaları ve sonunda ölümleri, Hekimlerle mantar araştırıcılarını harekete geçirdi. Halkın yiyecekleri arasında mantar geniş bir yer tutmaktaydı. Neticede Cortinarius orellanus mantarının buna sebep olduğu ortaya çıkarıldı. Cortinarius genusunun (cinsinin) tabiatta bugün bilinen 336 türünün yalnız birisi zehirlidir. Diğer türleri yenir veya yenmez olarak ayrılmıştır.

GRZYMALA araştırmalarında bu mantardaki zehir maddesine ORELLANIN adını vermiştir.

Amanita Verna Zehirli Mantarlar

Amanita Verna, FRIES 1821 (Öldürücü Zehirli)

(Bu mantara bazı kitaplarda ayrı iki mantar gözü ile bakılmıştır. Son yıllarda, mantarlar üzerine yazılan kitaplarda bu iki mantarın birbirlerinin aynı olduğu belirtilmiştir. Bazı araştırıcılarda Amanita verna mantarını, Amanita phalloides var. verna olarak belirtmişlerdir. Yapılan araştırmalarda bunların ayrı ayrı mantarlar olduğu kabul edilmiştir)

Mantarın Özelliği

Genç mantarlar yarım küre şeklinde ve çoğunlukla ucu koniktir. Gelişmiş mantarların şapkalarının üstü ıslak ve beyaz renklidir. Volva (çanakçık), beyaz renkli, yaka bazan düşmüş olabileceği gibi bazende sap üzerine yapışmış ol-doğudan dikkatle bakılmadan farkedilemez.

Morfolojik Özellikleri

Şapka: Genç mantarlarda ucu konik, gelişmiş olanlarda şapka şemsiye gibi açılır. Şapkanın üstü, yetiştiği yerin nem durumuna göre az veya çok yağlımsı olabilir. Mantar hafif kuruyunca ipek gibi parlak bir görünüm arzeder. Rengi beyazdan açık sarımsı yeşile kadar değişebilir. Bu renk özeliğinden dolayı Amanita phalloides'in varyetesi olarak yazılmıştır. Büyüklüğü: 3-6 cm. çapındadır. Lameler: Genç mantarlarda yumuşak ve beyaz renkli, gelişmiş olanlarda açık pembe renge dönebilirler. Şapka kenarlarında laımelerin izleri ince çizgiler gibi görünür. Sap: Çoğunlukla düzgün silindir şeklinde şapkaya birleştiği kısımda biraz genişler. Sap diğer Amanita türlerinde olduğu gibi volva içindedir. Fakat topraktan dikkatli çıkarılmazsa toprak içinde kalabilir. Volva ince ve beyaz renklidir. Genç mantarların lamellerini örten beyaz renkli örtü, mantarın gelişmesiyle sap üzerinde ve şapkaya yakın kısımda yaka gibi görülebilir. Bazen bu yaka, mantarın gelişiminde düşebileceği gibi bazende sap üzerine yapışabilir. Bu nedenle mantarın Amanita verna olduğundan emin olmak için, mantarın yetiştiği yer ve sap üzeri iyice incelenmelidr. Şapkada olduğu gibi sap üzerinde de ipek parlaklığı açıkça görülür. Sapın genç mantarlarda içi dolu gelişmiş mantarlarda oyulur ve lifî yapısı görülür. Büyüklüğü: 0,5-1 cm. çapında ve 3 - 5 cm. boyundadır. Etli kısmı: Çok az olan etli kısmı, çok sulu ve beyaz renklidir. Küçük bir parçasını ağıza alıp tadına bakılacak olursa tadının hoş olduğu, parmaklar arasına bir parçası alınıp ezilecek olursa kokusunun hoş olmadığı görülür. Mantarın etli kısmına % 30-20 lık NaOH çözeltisi sürülecek olursa limon sarısı renk alır, bu özellikle diğer bilgiler birleştirilince teşhiste kesinliğe yaklaşmış olunur. Sporları: Küre şeklinde 8-10 mikron büyüklüğünde ve üstünde küçük noktalar görülür.

Yetişme Yeri Özellikleri

Haziran ayından Ekim ayına kadar, çam ve meşe ormanlarda ayrıca çayırlarda yetişebilir. Tabiatta Amanita phalloides'ten daha az bulunur. Bir yerde 15-20 mantara rastlanmaz, ancak tek tek veya 2-3 ü bir arada bulunabilir. Bu nedenle bu mantardan ölüm olaylarına az rastlanır.

Diğer Özellikleri

Amanita verna, Amanita phalloides'te bulunan zehir maddelerin büyük kısmını üzerinde taşır. Tehlike yönü daha fazladır. Çünkü daha geç tesir eder. Bu mantarı bilmeyerek yiyen kimselerde zehirlenmenin daha geç tesir etmesi olayı (8 sat sonra) çok az araştırıcı tarafından fark edilmiştir.
Amanita verna mantarı, Çorum ili, Sungurlu ilçesi, Çiftlik köyünde Mayıs 1972 yılında 11 vatandaşımızın ölümüne sebep olmuştur. Amanita phalloides ve Amanita verna mantarları ailelerin toptan sönmesine sebep oluyor. Özellikle bizim memleketimizde bu iki mantardan zehirlenenlerde ölüm oranı % 95-100 civarında, Avrupa ülkelerinde ise % 40 -45 civarındadır.


Mantarı yedikten, 3 gün - 14 gün (21 gün) sonra, zehirlenme belirtisi gösteren mantar
Bazı bilim adamları, bu mantarı yedikten 160 gün sonra zehirlenme belirtisi gösterdiğini yazmışlardır. Hastalık başlangıçta ishal ve istifralarla belli olur. Daha sonra karaciğer ve böbreklere tesir ederek ölümlere sebep olur. Fakat bu belirtileri mantarı yedikten hemen sonra görmek mümkün değildir, çok fazla mantar yenmişse (250 gr - 400 gr.) ilk zehirlenme belirtisi 3 gün sonra görülebilir. Fakat biz üç gün sonra zehirlenme belirtisi gösterirse tamamen başka hastalık sebepleri ararız. Hastada görülen ishal ve istifraların yanında baş ve vücut ağrıları, doyulmayan bir susuzluk, üşümelerle farkedilen yüksek ateş (39 C° civarında) 3'ncü günden sonra görülür. Mantarın zehir maddeleri üzerinde yapılan araştırmalar az olmakla beraber mantarın zehirliliği kaynatma, kurutma ve yıkama usulleriyle azaltmadığı görülmüştür.


Mantarı bilmeden yiyen kimselerin, yemek esnasında ağız boşluğunda ve boğazda dayanılması güç yanmalar hissedilir. Şayet mantar pişirilirken içine baharat koyulma-mışsa yenmeyecek kadar acı olduğu hemen farkedilir. Bu ağız ve boğazdan yanmaları ilk zehirlenme belirtisine kadar duyulur. Ayrıca doyulmayan su isteği devam eder. Bu belirtilerle insan bu mantardan zehirlendiğini kolayca anlayabilir.


Bu mantardan ölümler çoğunlukla mantarı yedikten 21 gün sonra görülebilir. Patolojik ve Anatomik araştırmalarda tehlikeli zehir maddelerinin böbreklere tesir ederek üre-miden ölümlere sebep olduğu görülmüştür. Bu şekle Nephrosis toxica veya Nephritis interstitialis adı verilir.

Tedavisinde, B grubunda belirtilen tedavi sistemi noksansız uygulanmalıdır.
Sağlık kuruluşlarımızın dikkatli olması gereken nokta, bir il veya ilçenin belli bir kesiminde yaz ve sonbahar aylarında bilinmeyen hastalıktan ölümler artıyorsa bu mantarın çevrede aranması yerinde olur. Hastalık sebebi bilinince tedavinin kesinlik kazanacağı açıktır
.

Amanita Phalloides Zehirli Mantar

Amanita Phalloides, SECRETAN 1833 (Öldürücü Zehirli)

Mantarın Özelliği

Kirli yeşil renkli şapkası, sapın şapkaya yakın kısmında görülen yaka, sap üzerindeki çentik şeklindeki zikzaklar ve sapın toprak içindeki kısmını muhafaza eden vol-va, mantarı diğer türlerden ayıran özelliklerdendir.

Morfolojik Özellikleri

Şapka: Genç mantarlarda hemen hemen küre şeklinde, sonra şapka yarım küre şeklini, nihayet gelişmiş mantarlarda şapka düzgün bir şemsiye şeklini alır. Şapka toprak içinde ise beyaz bir örtü île örtülmüş yumurtaya benzer. Şapka rengi açık kirli yeşilden zeytini yeşile kadar değişir. Şapkaya tepeden bakılırsa lifî yapısı açıkça görülür. Mantarın yetiştiği yer çok rutubetli ise mantarın üstü parmaklarla yoklanınca yapışıcı olduğu, şayet mantarın yetiştiği yer rutubetli değilse, üstü ipek parlaklığında görülür. Lameller: Genç mantarlarda ve topraktan çıkışlarında beyaz bir örtü tarafından örtülür. Mantar gelişince bu örtü sapın şapkaya yakın kısmında yaka gibi toprağa doğru sarkar. Şapka şemsiye şeklini alınca, önce beyaz, sonra sarımsı rengi alırlar. Lameller yumuşak ve sapa uçları daralarak birleşirler. Sap: Mantarın özelliğini taşıyan en önemli kısımlarındandır. Sapın toprak içindeki kısmı, volva (çanakçık) içinde bulunur. Toprağa yakın kısmı kalınca şapkaya doğru incelir. Amanita phalloides'i diğer Amanita türlerinden ayıran, sapın kirli yeşil rengi üzerinde, çentik şeklinde zikzakların bulunuşu, bu mantarı diğerlerinden ayırır. Sapın içi genç mantarlarda öz şeklinde dolu, gelişmiş olanlarda oyulur ve sapın etli kısmı lifî şekil alır. Sapın şapkaya yakın kısmında bulunan annulus (yaka) bazı durumlarda sapın üzerine yapışmıştır dikkatle incelenmezse görülmez. Etli kısmı: Beyaz ve yumuşaktır. Şapka derisinin alt kısmı ise sarımsı yeşil renklidir. Mantarın yetiştiği yerde, yaşlanmadan ileri gelen ve bunu sapının bükülmesiyle gösteren mantarların, hoş olmayan tiksinti veren kokusu hissedilir. Genç mantarlarda ise tatlı kokusu duyulur. Etli kısımdan bir parça ağıza alıp tadına bakılırsa taze ceviz tadına benzediği görülür. Böyle bir denemeden sonra derhal tükürmeli, varsa suyumuz ağzımızı yıkamalıyız. Gerçi hiç bir mantarın, tadına bakmakla, insanı zehirleyecek kadar etkili zehir maddesi yoktur. Fakat insanda yapacağı psikolojik etkiden insan zehirlendiğini zanneder. Onun için ağzı mümkünse yıkamalıdır.

Yetişme Yeri Özellikleri

Amanita phalloides, Haziran ayından Ekim ayına kadar, özellikle meşe ormanları altlarında, şehir içi parklarında tek tek yetişen bir mantardır (yetişmesine uygun iklim şartları gerçekleşsede tabiatta miktar ve yayılış olarak az rastlanan mantardır). Bu arada kayın ormanları ve karışık ormanların altlarında da az olarak görülebilir. Çam, köknar ve ladin ormanlarında yok denecek kadar az, yetişme şansı vardır.

Diğer Özellikleri

Mantar insanı öldürebilecek zehirleri bünyesinde bulundurur. Bir tek mantar yetişkin bir insanı öldürebilir. Mantarın her tarafı zehir taşır. Mantarin zehirliliği; Kurutma, kaynatma, tuzlu suda bekletme gibi usullerle azaltılamaz, onun için bu mantarı iyice tanımak en geçerli olanıdır.
Bu mantarın içinde bu güne kadar yapılan araştırmalarda 11 ayrı zehir madesi tespit edilmiştir. Bunların önemlilerini görelim. 100 gr. Taze Amanita phalloides mantarında 10 mgr. Phalloidin (C35 FL O10 N8, S), 8 mgr. Alfa Amanitin (C39 H52 O14 N10 S) 5 mgr. Beta Amanitin, 0,5 nigr. Gama Amanitin ve diğer yedi ayrı türev şeklinde madde vardır, fakat diğerleri bu yazdıklarımız kadar tehlikeli değildir. Hatta içinde bulunan maddelerden zehirli olmayanlarda vardır.
Amanitin ve türevlerinin öldürücülüğü, Phalloidine göre 10 misli daha fazladır. Bu mantarın öldürücülüğü şüp-hesizki amanitinden ileri gelmektedir. 1-2 mgr. Amanitin bir insanı öldürmeye yeterlidir. Amanitinin tesir etmesi, phalloidinden daha uzun olup, hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde 5 - 6 gün sonra öldürmüştür. Phalloidin ise daha az zamanda tesir eder. Mantarı yedikten 5 saat gibi kısa bir zamanda tesir etmesi bundan ileri gelir. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde büyük dozlar verilirse 3-4 saat sonra hayvanı öldürebilir. Halbuki insanlarda en az 5 saat sonra ilk zehirlenme belirtisi gösterir.


Burada verilen rakamlar, taze mantar üzerinde yapılan analizden elde edilmiştir. Taze mantarın % 90-95 su olduğu düşünülürse mantarın nekadar tehlikeli olduğu ortaya çıkar.
Mantarı yedikten, en az 8 saat sonra, zehirlenme belirtisi gösteren mantar
Bir yemeği yedikten, 7 - 8 saat sonra normal olarak açlık hissedilir. Yani yenilen yemekler vücudumuzda hazmedilmiş demektir. Bu gruba giren mantarı yiyen bir kimse 8 saat bünyesinde öldürücü zehir taşıdığının farkına varamaz. Burada verilen zaman normal olarak orta büyüklükte bir mantarı bilmeyerek yiyenler içindir. Bol yemek içinde yenen mantarlar içinde, Amanita verna mantarından ufak bir parça yiyen kimselerde, yemeği yedikten sonra 48 saate kadar zehirlenme belirtisi gösterebilir.


Bu grupta ilk zehirlenme belirtisi olarak devamlı ishal ve istifralarla birlikte dayanılması güç ve sancılarda kendini gösterir.

Bu grup zehirlenmede yapılacak tek iş, hastayı derhal bir hastaneye yetiştirmek ve hekiminize durumu açıklığıyla anlatmak lüzumludur (Zehirlen şahsın konuşacak hali kalmaz, ancak olayın mantar zehirlenmesi olabileceğini, onun mantar yediğini görenler anlatabilir). İlk yardımın bu mantar zehirlenmesinde yararı olmayacağı açıktır. Ancak B grubu zehirlenmelerin tedavisinde uygulanmasını önerdiğimiz şartlar bu gruptada geçerlidir.

C grubuna giren tek mantar, Amanita verna'dır. 18 numaralı Amanita phalloides'e içindeki maddeler yönünden büyük benzerliği vardır. Fakat A. verna'da phalloidin daha az olduğundan bu mantarın zehirlenme belirtisi daha geç meydana çıkmaktadır.