Post Travmatik Hipopituitarizm PTHP

Post Travmatik Hipopitüitarizm (PTHP)

Post-travmatik hipopitüitarizm (PTHP) ilk defa 1918 yılında Cyran tarafından tanımlanmıştır (112). Post-travmatik hipopitüitarizm ile ilgili ilk sıklık verisi ise, 1942 yılında Escamilla ve Lisser tarafından sunulmuştur. Buna göre 595 vakanın 4’ünde (%0.7) hipopitüitarizmin nedeni olarak beyin hasarı gösterilmiştir.
Son birkaç yılda da post-travmatik hipopitüitarizm ile ilgili yapılan çalışmalarda 1 ay ile 23 yıl arası geriye dönük herhangi bir sürede travmatik beyin hasarı geçiren toplam 344 hasta (258 erkek,86 kadın) incelenmiştir. Hipopitüitarizm sıklığı post-travmatik beyin hasarının akut dönemini atlatan hastalarda %28-%68.5 arasında değişmektedir. Post-travmatik hipopitüitarizm erkeklerde daha sık görülmektedir. Benvenga’nın serilerinde post-travmatik hipopitüitarizm, 11-29
yaş arası hastalarda yaklaşık %60 oranında görülür, en yüksek risk 30 yaşdır. Buna göre genç yaşta olmak, post-travmatik hipopitüitarizmin gelişmesinde muhtemel bir risk faktörüdür.

Post-travmatik hipopitüitarizmin gelişmesinde risk faktörleri olarak travmatik beyin hasarının ciddiyeti ve sekonder serebral hasar gösterilir. Benvenga ve arkadaşlarının son çalışması, post-travmatik hipopitüitarizimli hastaların %93’ünün travmatik beyin hasarından sonra koma ya da bilinç kaybına uğradığını bildirmiştir (113). Kelly ve arkadaşları, GKS<10 beyin="beyin" bir="bir" bt="bt" da="da" diff="diff" g="g" habercisi="habercisi" hipopit="hipopit" i="i" ilk="ilk" itarizmin="itarizmin" lm="lm" mesini="mesini" nemli="nemli" olarak="olarak" post-travmatik="post-travmatik" r.="r." r="r" span="span" t="t" ve="ve" z="z">
Travmatik beyin hasarının akut döneminden sonra gerçekleştirilen çalışmalara göre post-travmatik hipopitüitarizmin teşhis süresi, önemli değişiklikler göstermektedir.Travmatik beyin hasarının meydana gelmesi ve post-travmatik hipopitüitarizminin teşhis edilmesi arasında 5 aydan 15 yıla kadar (118) ve 1 aydan 23 yıla kadar (116) değişen süreler bildirilmiştir.

Post Travmatik Beyin Hasari

Post-Travmatik Beyin Hasarı ve Akut Dönemdeki Hipofiz Bozukluğu

Travmatik beyin hasarındaki gerek primer gerekse sekonder hasar, fokal ya da diffüz olabilir. Fokal hasara genellikle kontakt güçler; diffüz hasara ise non kontakt, akselerasyon-deselerasyon ve rotasyonel güçler neden olur (trafik kazalarındaki çarpışmalar gibi) rotasyonel akselerasyon–deselerasyon, beyaz cevherin muhtemelen vazojenik olarak bozulması ve geniş çaplı hasar görmesiyle aksonları kesen hasara neden olabilir. Kesici hasar, genellikle beynin orta hat yapılarında görülür ve travmatik beyin hasarındaki hipotalamik–hipofiz fonksiyon bozukluğunun olası mekanizmalarını açıklayabilir (86).
Travmadan sonraki hipofiz fonksiyon bozukluğu şu alt gruplara ayrılabilir: a) post-travmatik beyin hasarının akut dönem sırasındaki fonksiyonel değişiklikler. Bu değişiklikler, kan hipofiz hormon konsantrasyonundaki geçici artış ya da azalışa neden olur. b) travmatik beyin hasarından sonra herhangi bir zamanda ortaya çıkabilen hipofiz hormon sekresyonundaki değişiklikler. Bu değişiklikler, hipofiz ve/veya hipotalamik hasara bağlı kalıcı hipopitüitarizme neden olur (87). Hipofiz bezi, akut travmatik olaylara şu salgılayıcı yol ile cevap verir: (ACTH), (PRL) ve (GH) düzeyleri artar; (LH), (FSH) ve (TSH) düzeyleri ise ya azalır ya da aynı kalır. Dolaşımdaki hormon düzeylerindeki değişiklikler, travmadan sonra ilk birkaç saat ya da gün içinde belirgin hale gelir ve akut dönem boyunca devam edebilir (88). Bu değişiklikler, hasara gösterilen akut uyum sağlayıcı tepkinin bir bölümüdür ve hasarın tipi, hastalığı tedavi etmede kullanılan farmakolojik terapi gibi (glikokortikoidler, narkotik analjezikler ya da dopaminerjik ajanlardan ) çeşitli faktörlerden etkilenebilir (88). Travmatik beyin hasarının akut döneminde, düşük insülin benzeri büyüme faktörü (IGF-1) konsantrasyonlarına eşlik eden düşük (89,90) ya da yüksek (91-93) bazal sirküle GH düzeyi bildirilmiştir.
Düşük IGF-1 konsantrasyonlarına eşlik eden yüksek GH düzeyiyle kendini gösteren periferal GH direnci (yanıtsızlığı), akut dönemdeki hastalarda gözlenmiştir (94). İlgili hiposomatotropinizme işaret eden GH patlamaları sıklığındaki azalma, ciddi travmadan 24-48 saat sonra tesbit edilmiştir (95). Yüksek serum kortizol konsantrasyonları, genellikle travmadan sonraki ilk dönemde görülür ve muhtemelen kortikotropin salıcı faktör (CRF), sitokinler ve noradrenerjik sistem aktivasyonunun neden olduğu artmış ACTH salınımına eşlik eder (96-98). Bazı vakalarda kortizol salgılayıcı dinamiklerdeki anormallikler, travmatik beyin hasarından sonra aylarca devam edebilir (99). Ağır travmatik beyin hasarlılar hariç hafif ya da orta travmatik beyin hasarlı hastalarda, kortizol konsantrasyonu ile hasarın ciddiyeti arasında pozitif ilişki gösterilmiştir (97). Travmatik beyin hasarından hemen sonraki dönemde yüksek sıklıkta seks hormonu yetersizliği bildirilmiştir.
Bu dönemde testesteron konsantrasyonunun, hasarın ciddiyetiyle negatif ilişkili olduğu gösterilmiştir (100,101). Erkeklerde testesteron, kadınlarda da östrojen düzeyleri ; travmatik beyin hasarından sonra 24 saat içinde önemli ölçüde düşer ve 7-10 gün boyunca düşük düzeyde kalır. Testesteron düzeyleri, 3-6 ay sonra normale dönebilir veya düşük kalabilir (101-103). Gonadotropin düzeyleri de düşer, ancak gonadotropin-salıcı hormona (GnRH) tepki normal ya da yüksek olabilir (100,102). Post-travmatik beyin hasarının erken dönemindeki hastaların %50’sinden fazlasında hiperprolaktinemi mevcuttur (104,105). Travmatik beyin hasarlı hastalarda tiroid hormonu dengesinde saatler içinde değişikliklere neden olur. Genellikle TSH normal kalmasına rağmen, dolaşımdaki tiroksin (T4) düzeyi azalabilir veya normal kalabilir; triiyodotronin (T3) ise azalan T4’ün T3’e ve/veya artmış tiroid hormonuna dönüşmesine bağlı olarak hızla düşer. Hastalar iyileştikçe tiroid hormonları da birkaç hafta içinde normale döner (106,107).
Travmatik beyin hasarı ile diabetes insipitus arasındaki ilişki uzun bir süredir bilinmektedir. Bu patolojinin kendini geç gösterdiği durumlar da rapor edilmesine rağmen, diabetes insipitus genellikle ciddi travmatik beyin hasarlı hastalarda 5-10 gün içinde gözlenir (108-110). Uygunsuz ADH sendromu ( SIADH), pitüiter stalk ya da posterior hipofizin gördüğü hasar sonucu travmatik beyin hasarından hemen sonraki dönemde kendini gösterebilir (111).
Kaynak; http://zehirlenme.blogspot.com

Hipofiz Hormonu Yetersizliği Teşhisi

Hipopitüitarizmin belirti ve semptomları, hipofiz hormon yetersizliğinin boyutuna ve süresine bağlı olarak değişkenlik gösterir
GHD ( Growth Hormon Yetersizliği )
Çoğu test düşük etkinliğe (68) ve zayıf tanımlanmış ayrım noktalarına sahip olmasına rağmen, tüm hastalarda GHD teşhisinin temelini biyokimyasal testler oluşturur. Ayrıca GHD’li çoçukların önemli bir kısmı, erişkinliklerinde de bu yetersizliği göstermeye devam eder. Bu nedenle hangilerinin GH replasman tedavisi alıp almayacağını belirlemek açısından bütün GHD‘li çocukların gelişimlerini tamamladıklarında yeniden test edilmeleri çok önemlidir (69,70). Yapılan çalışmalara göre; büyüme çağında bırakılan GH tedavisi, bazı erişkin GHD semptomlarının (örneğin abdominal yağın artması) 2 yıl içinde yeniden gelişmeye başlamasına neden olmaktadır (71).
GHD İçin Akut Stimülasyon Testleri
İnsülin tolerans testi (ITT), hali hazırda Büyüme Hormonu Araştırma Derneği tarafından önerilen bir testtir.10 ng/ml’lik pik serum GH konsantrasyonu genellikle çocuklarda ayrım noktası olarak kullanılır, 5 ng/ml’nin altındaki konsantrasyonlar ise ciddi GHD olarak tanımlanır. Bu ayrım noktaları GH yetersizliği olan erişkinlerde daha düşüktür. Buna göre ITT’de 3 ng/ml’nin altı değerler, ciddi GHD’yi tanımlamada kullanılır. Ancak ITT doktor gözetiminde olmayı gerektirir . Bu test; nöbet, anjina, değişken mental durum ya da genel halsizlik öyküsü olan hastalarda kontraendikedir (72). ITT’nin kontraendike olduğu hastalarda diğer stimülasyon testleri kullanılabilir. GH salgılayan hormon GHRH+arginin testi, erişkinlerde yüksek etkinlik (73) ve hassasiyet (74) göstermiştir ve bu test muhtemelen ITT’den sonra GHD konusunda en güvenilir tanısal testtir. Erişkinde GH’ın salgılanmasında klonidin plaseboya göre daha etkili olmamasına rağmen (75), diğer provakatif ajanlar glukagon, levadopa, klonidin ve arginindir. Son zamanlarda GHD’nin teşhisi için güvenilir bir yöntem olarak GHRH ve GH salgılayan peptid-2 kombinasyonu önerilmiştir (76).
Gonodotropin Yetersizliği
Premenopozal kadınlarda gonodotropin yetersizliğinin teşhisi nisbeten daha kolaydır. Çünkü bu yetersizlik, menstrüel siklusta bozulmalara yol açar. Lüteinize edici hormon (LH) ve Folikül uyarıcı hormon (FSH) pulsatil bir tarzda salgılanır, bu nedenle tek bir ölçüm amonereli kadınlarda normal sınırları içinde çıkabilir. Serum östrodiol konsantrasyonları da gonodotropin yetersizliği olan kadınlarda düşük ya da normal çıkabilir. Kadında hipogonadotropik hipogonadizmin teşhisini doğrulamanın en temel yolu, normal ya da düşük serum FSH konsantrasyonuyla birlikte düşük serum östradiol konsantrasyonlarının tesbit edilmesidir (77). Gonodotropin salgılayan hormon (GnRH) stimülasyon testi, gonodotropin yetersizliğinin teşhisinde sınırlı bir değere sahiptir. Çünkü bu test, hipotalamik ve hipofizer bozukluklar arasında güvenilir bir ayrım sağlayamaz (78). Stimülasyonun ardından LH ve FSH‘ın serum konsantrasyonlarının normal çıkması, gonodotropin fonksiyonlarının normal olduğunu düşündürür. Ancak bunun tekrarlanması gerekir, çünkü tek bir enjeksiyona normalin altı tepki tanısal değildir (79), GnRH stimülasyonuna tepkinin, yaşlı ve premenopozal kadınlarda azaldığı gösterilmiştir (80). Erkeklerde hipogonadotropik hipogonadizm, düşük veya normal FSH ve LH konsantrasyonuyla birlikte düşük serum testesteron konsantrasyonuyla teşhis edilebilir (77).

Gonodotropin (GY) Yetersizligi

Gonodotropin Yetersizliği

Gonodotropin yetersizliği semptomları; hastanın cinsiyetine, yetersizliğin çocuklukta veya erişkinlikte mi geliştiğine ve kadınlarda ilk belirtilerin menopozdan önce mi yoksa sonra mı görüldüğüne bağlıdır. Çocuklardaki gonodotropin yetersizliği; pubertenin başlamasında gecikmeye neden olur. Bununla birlikte sağlıklı çocukların %0.6’sı, büyüme ve olgunlaşmada yapısal gecikmeler gösterir ve genellikle doktorlar için bu hastalar ile belli bir bozukluğa bağlı olarak ergenliği geciken hastalar arasında ayrımda bulunmak zor olabilir. Premenopozal kadınlarda gonodotropin yetersizliğin özellikleri şöyledir:
1.Menstrüel   fonksiyonda değişimler (genellikle amenore ancak nadiren
oligomenore hatta düzenli anovulatuar siklüsler)
2.Lipido azalması
3.Vajinal kuruluk
4.Disparüni
5.İnfertilite
Uzun süre tedavi edilmeyen gonadotropin yetersizliği, osteoporoza neden olur. Hatta kardiovasküler hastalıklarla bile ilişkisi bulunmaktadır.
Menstrüel sikluslardaki değişimler sayesinde premenopozal kadınlarda gonadotropin yetersizliği, diğer erişkinlere kıyasla daha erken belirlenebilir. Erkeklerde ve postmenopozal kadınlardaki klinik ise çoğu kez diğer hormonal yetersizliklerle veya hipofızer kitle lezyonuna ait özelliklerle ilişkilidir. Erkeklerde gonadotropin yetrsizliğinin semptomları; erektil fonksiyon bozukluğu, infertilite ve libido kaybıdır. Tedavi edilmemiş hipogonadizm, çok sayıda uzun süreli etkiye sahiptir.
1.Azalan kas gücü ve kitlesi
2.Azalan yüz ve vücut kılları
3.İnce yüz kırışıklıklar
4.Jinekomasti
5.Yumuşak, ufak testisler T