Reynaud Fenomeni Soguk Sislikler

Soğuğa Bağlı Hasarlar

Soğuk ısırması parmak, burun veya kulaklarda oluşan akut doku nekrozu­nun soğuk ile tetiklenebilen bir iskemi formudur.

Soğuk Şişlikleri

Birleşik Krallık'ta çok rastlanan soğuk şişliği, diğer ülkelerde nadir görü­lür. Bu durum "nemli soğuğun" etkisiyle oluşur ve arkasında ısınma takip eder. Lezyonlar parmaklarda ve bazen başka yerlerde görülebilen, hafif kalkık, koyu kırmızı veya leylak renginde ağrılı ve/veya kaşıntılı şişlikler olarak ortaya çıkar. Özellikle genç kadınlar ve yaşlılar etkilenir. Tek etki­li tedavi sıcak tutmaktır.

Raynaud fenomeni, Reynaud Fenomeni

Parmak arterlerinin soğuğa karşı olan ve sık rastlanan bu ilginç cevabı, di­ğer birçok hastalığa bağlı olarak veya altta yatan belirgin bir durum ol­maksızın ortaya çıkabilir.

Genelde parmaklar soğuğa maruz kaldıklarında, şiddetli bir beyazlık hali alır. Belli bir süre sonra pembeleşip yavaşça morumsu bir renk alır ve bütün bu süreç yaklaşık 30 dakika sürer. Bu durum çok ağrılıdır ve kış ay­larında hastaları iş yapamaz hale getirebilir. Ağır vakalarda parmaklarda doku kaybı ve incelme ile birlikte atrofik değişiklikler meydana gelir. En­feksiyonlar ise sık rastlanan komplikasyonlardan bir tanesidir.

Altta yatan sebep bulunamaz veya ortadan kaldırılamaz ise elleri sıcak tutmaya ve vazodilatasyon oluşturmaya yönelik semptomatik tedavi yapı­lır. Elektrikle ısınan eldivenler, oral inozitol nikotinat, nifedipin (5-10 mg, günde üç defa) ve oksipentifilin (400 mg, günde iki veya üç defa) tedavi­leri bu hastalara yardımcı olabilir.

Sıcağa Bağlı Hasarlar

Kronik ısınma deride hasar yapar ama bu durum çok iyi karakterize edil­memiştir. Solar spektrumda kızılötesi ışınlar kronik foto hasarda bir rol oynayabilir, ancak bu rolü tespit etmek zordur. Kronik ısı hasarı daha çok bacak ön kısmında ve sık ısıtılan bölgelerde görülür. Bu duruma eritema ab iğne adı verilir. En belirgin bulgu kahverengimsi kırmızı ağsı pigmen-tasyondur ama tutulan bölgelerde keratozlar ve hatta skuamöz hücreli karsinomlar bile görülebilir.

Gunes İsinlariyla Artan Dermatozlar

Güneş Işınlarıyla Artış Gösteren ve/veya Oluşan Dermatozlar

Fotosensitivite reaksiyonları

Deri, kimyasal ajanların sistemik yoldan ulaşması veya topikal olarak kul­lanılmasından sonra, solar spektrumun spesifik bir bölümüne karşı daha duyarlı hale gelebilir. Bu moleküller, özel bir dalga boyundaki UV ışınla­rı absorbe ettikten sonra aktifleşerek dokulara zarar verir. Bu durum foto-toksik reaksiyon olarak bilinir. Duruma göre molekül UV ışına maruz kal­dıktan sonra allerjenik bir hal alır ve bu durumda "fotoallerjik reaksiyon" gelişir.
Fitokimyasal reaksiyonlar güneşe maruz kalan bölgede bitki veya ürünleriyle temas sonucu gelişen fotosensitivite reaksiyonlarıdır. Psöra­lenler ve kumarinler en yaygın örnekleridir. Dev sarmaşık ve çayır otu ku-marin içerir, psöralenler bergamot gibi bazı meyvelerde bulunur.

Kronik aktinik dermatit

(Kalıcı ışık reaksiyonu; aktinik retiküloid sendromu)
Bu hastalığı olan kişilerde önce ağır fotoallerjik dermatit görülür ve ışık­tan uzaklaşma bile düzelmeye neden olmaz. Oluşan fotosensitivitenin bit­kisel ürünlere veya triklorosalisilanilid gibi antimikrobiyallere bağlı oldu­ğu tespit edilirse ve bunların kullanımını bırakılsa bile düzelme görülmez. Hastalığın ağır seyrettiği bazı olgularda, derinin önemli derecede kalınlaş­ması sadece ışınlara maruz kalan bölgelerde sınırlı kalmayıp, tamamı et­kilenmiştir. Bu durum aktinik retiküloid olarak bilinir. Ağır hastalar ışınlardan tamamen korunması için karanlık odalarda yatırılmalı­dır. Azatioprin (50-150 mg/gün) ile biraz iyileşme görülebilir ama bunun dışında yardımcı olabilecek çok fazla bir seçenek yoktur.

Polimorf ışık döküntüsü

Sık rastlanan bir hastalık olan polimorf ışık döküntüsü özellikle önkol gi­bi açık yerlerde kaşıntılı papül ve papülovezıküller ile karakterize olup genç-orta yaş kadınları tutar. Döküntüler ilkbahar ve yaz ay­larında güneş ışınlarıyla temastan kısa bir süre sonra ortaya çıkar. Etkile­nenlerde, uzun dalga UV ışınlara karşı belirgin bir duyarlılık saptanmıştır. Güneşten uzaklaştıklarında veya UV ışınları bloke eden güneş koruyu­cuları kullandıklarında hastalar iyileşir. Düşük etkili topikal kortikosteroidler yardımcı olabilir ancak bazı ağır hastalarda hidroksiklorokin (200 mg, günde iki defa) veya azatioprin (50 mg, günde iki defa) gerekebilir.

Hutchinson'un yaz prurigosu

Bu hastalık, kızlar ve genç kadınlarda görülür ve atopik dermatite benzer.

Fotodermatozlar için doğrulayıcı testler

• Fotopatch (Fotoyama) testleri. Şüphelenilen ışığa karşı duyarlaştırıcı maddeler deriye konularak geniş spektrumlu UV ışın verilir. Kontrol­ler için, şüphelenilen maddelere sadece ışın verilmesiyle ve ışın olma­dan test uygulanır. Işın uygulanmasından sonraki 72 saate kadar oluşa­bilecek egzema aranır.

• Fotoprovokasyon testleri. Bu özel testler sadece birkaç merkezde var­dır. Testlerin bir grubunda bir monokromatör ile monokromatik rad­yasyon (tek dalga boyu) vererek hastalığın dalga boyu etkisi (etki spektrumu) ölçülür.

Ter döküntüsü

Bu terim oldukça belirsiz olup, terleme ve sıcak hava ile ilgili herhangi bir sorun için kullanılmaktadır. Intertrigo ve follikülit gibi dermatozlar bazen "ter döküntüleri" olarak adlandırılır.

Ter döküntüsünün yaygın bir sebebi ter bezinin deriye açılım delikle­rinin veya kanallarının yüzeye yakın blokajıdır. Miliaria kristalina terimi yüzeye yakın yerde olan açılım deliklerinin blokajına bağlı küçük, ince duvarlı veziküllerin oluşumunu ifade eder. Miliaria rubra'da alt kanalların tıkanmasına bağlı kırmızı ve yangılı papüller gelişir. Miliaria profunda'da derinlerdeki blokaja bağlı büyük yangısal şişlikler görülür. En iyi tedavi hastayı klima veya vantilatörle soğutmaktır. Sistemik antibiyotik ve anti-inflamatuar ajanlar gerekebilir.

Güneş ışınlarıyla alevlenen dernıatozlar

Lupus eritematozus güneş ışınlarıyla çok sık alevlenir ve bu hastalar UV ışınlardan kaçınmalıdır. Rozasea sıklıkla, atopik dermatit ise nadiren gü­neşle ağırlaşabilir. Psoriasis ve akneye genellikle güneş ışınları iyi gelir ancak bazı hastalar daha da kötüleşebilir.

Kronik fotohasar (foto yaşlanma nedir)

Yaşlanmaya bağlı oldukları düşünülen kırışıklıklar ve diğer deri değişik­likleri aslında solar UV ışınlarının yaptığı kronik hasara bağlıdır. Bu de­ğişiklikler çiftçiler, inşaatçılar veya kayıkçılar gibi açık havada işi olanlar­da daha belirgindir. Güneşte kolay yanan açık tenli ve mavi gözlü kişiler­de bu durum daha belirgindir. Ayrıca, paket tatil ve ucuz hava yolculukla­rının ortaya çıkması, açık alanların özendirilmesi ve bronzlaşma merakı gereksiz olarak aşın güneş ışığına maruziyete neden olur. Sürekli güneşe maruz kalma epidermal ve dermal hasarlara neden olur.

Epidermal Hasarlar

Hücre ve nükleus çapı, şekli, boyanması ve konumu değişiklikleriyle gi­den küçük epidermal bozukluklar, displazi (veya fotodisplazi) olarak bili­nir. Çok sık görülürler ve klinik olarak tespit edilemez ise prekanseröz lezyonlar olan solar keratoz ile Bowen hastalığı, invazif skuamöz veya ba­zal hücreli karsinom, ve hayatı tehdit eden malign melanom'a neden olabilir

Dermal Hasarlar

Güneşten zarar gören dermal bağ dokusu fibröz özelliğini kaybederek ba­zı bölgelerde homojen "damla-benzeri", diğerlerinde ise "budanmış", kı­sa, kalın lifler görünümündedir. Bu şekiller beraber olduklarında "spaget­ti ve köfte" görünümünü alır. Dejeneratif değişiklikler elastik doku gibi boyandığından, solar elastoz olarak adlandırılır. Epidermis'ten grenz zone olarak adlandırılan ince bir dermiş tabakasıyla ayrılsa bile, solar elastoz su-b-epidermal olarak başlar. Güneşe maruz kalma devam ettikçe elastotik doku dermişte gittikçe daha derinlere yayılır.

Solar elastoz etkilenen deriye soluk sarımsı bir ton verir ve hasarlı do­kunun değişmiş mekanik özellikleri ile ağız ve gözler etrafında oluşan kı­rışıklıklardan sorumludur. Dermis'te bulunan genişlemiş bü­yük telanjiektatik kan damarları, klinik olarak görülen telanjiektazi'lerden sorumludur.
Topikal retinoidlerin (tretinoin, izotretinoin ve tazaroten) birkaç ay kullanımı yeni dermal bağ dokusunun sentezini uyararak fotohasarlı deri­nin görünümünü düzeltebilir.

Fotohasarın Önlenmesi

Güneş ışınlarından tamamen izole olmak çok zordur ve en iyisi mümkün oldukça aşağıdaki yöntemlerle UV ışınların dozunu azaltmaktır:

sabah 11.30 ve ile öğleden sonra 2.30 arasında güneşe çıkmamak gölgede kalmak

opak koruyucu elbiseler kullanmak ve geniş kenarları olan şapkalar, pantolon ve uzun kollu gömlekler kullanmak güneş koruyucuları kullanmak

Koruyucu kremler veya losyonlar zararlı UV ışınlarını filtre eder veya geri yansıtır. Eski koruyucular olan, paraaminosalisilik asit, benzoik asit esterleri, homosalisilatlar, benzofenon ve tarçın türevleri primer olarak 290 nm UVB segmentini filtre etmek için tasarlanmış olmasına rağmen, UVA'ya karşı azda olsa koruma sağlardı. Yeni koruyucu maddeler UVA' ya karşı iyi koruma sağlayarak ve kronik fotohasar ile deri kanserini ön­lemede yararlı olabilir.

Koruma etkisi genellikle güneş koruyucu faktör (Sun Protecting Fac-tor - SPF) olarak ölçülür. SPF koruyucu madde ile deride kızarıklık oluş­turmak için gereken minimal zamanın (dakika), koruyucu olmaksızın kı­zarıklık oluşturmak için gereken minimal zamana oranıdır. Örneğin; gü­neş koruyucusu kullanılarak kızarıklık ortaya çıkarmak için 15 dakika ge­rekliyse ve koruyucu olmadan bu süre 1 dakikaya iniyorsa, bu koruyucu­nun SPF'si 15'tir. UVB'ye karşı koruma göstergesi olarak SPF'ye güve-nilebilmesi için test çok dikkatlice standardize edilmiştir.

UVA'ya karşı korumayı ölçmek ve ifade etmek daha zordur. Pratikte koruyucuların UVA'ya karşı etkisi genellikle UVB'ye karşı korumanın UVA'ya karşı korumaya olan oranın "yıldız sistemi" ile derecelendirilmesidir; dört yıldız en iyi oranı ifade eder. Şu anda iki yöntem kullanılmak­tadır. Biri "pigment kararma yöntemi" olup, deride geçici bir renk karar­ması elde etmek için gerekli zaman ölçülür. Diğeri ise, in vitro spektroskopik yöntemdir. Güneşe maruziyeti ilgilendiren diğer önemli noktalar şunlardır:

UV ışınlar kum, kar ve beyaz duvarlar gibi beyazımsı yüzeylerden yansır ve bu durumlarda alınan UV ışınlanma dozu yükselir. Önemli derecede UV ışınlar bulutlardan geçer ve bu yüzden bulutlu günlerde bile yanma olasılığı vardır.

Ekvatora ne kadar yakın olunursa UV ışınlar o kadar direkt gelir ve yanmak aynı derecede kolaydır. Denizden yükseklik ne kadar fazlay­sa, UV ışınlara maruziyet o derecede fazladır.

Açık tenli kişiler daha çok risk taşır, örneğin kızıl veya sarı saçlılar, mavi gözlüler, pembe-beyaz tenliler "her zaman yanar, hiçbir zaman bronzlaşmazlar" (tip I kişiler, daha az tip II olanlar). Kelt soyundan ge­lenler koyu ten renkli olsalar bile genellikle UV ışınlara karşı çok has­sastırlar.

Ultraviyole güneş ışınlarıyla zarar görme, Güneş Işınlarının Zararları

Güneş geniş bir dalga boyu aralığında devamlı enerji gönderir, ama konu deri olunca sadece UV ışınların çok daha büyük önemi vardır. Üç UVR segmenti bilinir: UVA (320-400 nm), veya uzun dalga UV ışın­lar; UVB (280-320 nm) veya orta dalga UV ışınlar; UVC (250-280 nm), veya kısa dalga UV ışınlar. UVC'nin çoğu ozon tabakadan filtre edilir ve sadece ozon tabakası ciddi bir şekilde yok olduğunda biyolojik olarak önemli hale gelebilir.

UVB (özellikle 290 nm civan) güneş yanıkları, bronzlaşma ve deri kan­seri için sorumludur ama diğer dalga boyları da bu durumların patogenezinde rol oynar. UVB epidermisin bazal tabakasına kadar gidebilir ama, etrafa dağılmış olan keratinositlerin (güneş yanığı hücreleri) ölümüne neden olur ve diğer hücrelere zarar vererek sitokin ve mediyatörlerin salını-mına neden olur. Bu maddelerin salımmıyla ödem, vazodilatasyon ve su-bepidermal yangısal hücre birikimi olur. UV ışınlara bağlı hasardan 1-2 gün sonra melanin sentezinde artış olur. UV ışınlara bağlı epidermal hasar olmadan bronzlaşma oluşturmak muhtemelen imkansızdır. Güneş yanığı kızarıklıktan dolayı kolay tanınır ve şiddetli olduğunda ödem ve büller gö­rülür. Bilinmeyen sebeplerden dolayı, güneşlenilen bölgede keskin hatlar­la sınırlıdır. Etkilenen bölge çok hassastır, büllü veya yaygın ise kişiyi kendini kötü hissetmesine neden olur ve hatta termal yanık olarak hasta­nın tedavisini gerektirir.

Güneşin UV ışınlarına karşı hassasiyet en çok deri pigmentasyonuna bağlıdır, ama bazı kalıtsal metabolik faktörlerde bunda etkili olabilir. Du­yarlılık "Güneşte bronzlaşıyor veya yanıyor musun?" sorusuna verilen ce­vaba göre derecelendirilir.

Tip I Her zaman yanarım, hiçbir zaman bronzlaşmam
Tip II Her zaman yanarım, bazen bronzlaşırım
Tip III Bazen yanarım, her zaman bronzlaşırım
Tip IV Hiçbir zaman yanmam, her zaman bronzlaşırım
Tip V Asya kökenli kahverengi derili insanlar
Tip VI Afrika kökenli siyah derili insanlar

UVA 1000 kat daha az eriteme neden olmasına güneş ışığında büyük oranda mevcuttur ve dermişe kadar ilerleyebilir. Solar elastoz olarak bili­nen dermal dejenerasyonun, derinin yaşlı görünümü ve deri kanseri olu­şumuna etkisi olduğu düşünülmektedir. UVA aynı zamanda fotosensitivite reaksiyonları için spektrumun başlıca sorumlu kısmıdır.

Daha Nadir Görülen Toksisiteler, Toksisite Nedir

Yakıcı ve vezikül oluşturan zedelenmeler

Vezikül oluşturan ajanlar vezikant olarak bilinir. Vezikül yapan böcekler soktuğunda vezikant (kantaridin bunlardan biri) salgılarlar. Halk arasında "İspanyol sineği" olarak bilinen bu böcek, aynı zamanda afrodiziyak ola­rak isimlendirilen maddeleri de salgılar. Hardal olarak bilinen DNA'ya et­ki ederek hücre bölünmesini engellen ama aynı zamanda deriye temas et­tiğinde ağır veziküllere ve erozyonlara neden olan bazı vezikantlar kim­yasal savaş ajanları olarak da kullanılmaktadır.

Akneiform cevap

Bazı maddeler kıl folliküllerini irrite ederek komedon ve akne benzeri fol-likülite neden olur. Kakao, tereyağı, parafin gibi kalın yağlı materyaller ve özellikle de izopropil miristat gibi maddeler duyarlı kişiler­de suçlanan etkenlerdir. Kozmetik ürünler bir zamanlar çok suçlanmaları­na rağmen, günümüzde sıkı güvenlik araştırmalarından dolayı nadiren bu döküntüye neden olurlar. Yağlar makine ile çalışanlarda deriye temas ye­rinde "yağ folliküliti" veya 'yağ aknesi' yapabilir.

Toksik maddelere bağlı gelişen pigmentasyon bozuklukları

Bazı maddeler melanositlere zarar vererek vitiligoya çok benzeyen depigmente alanlara neden olabilir. Silgi endüstrisinde kul­lanılan maddelerden, özellikle paratertiar-bütil-fenol'un bu tip problemle­re neden olduğu bilinmektedir. Depigmentasyon irritan dermatit veya di­ğer yangısal hastalıklardan sonra, geçici bir süre için ortaya çıkabilir. Yangısal deri hastalıklarından sonra hiperpigmentasyon görülebilir. Hasar gö­ren keratinositler tarafından serbest kalan melanin partikülleri, makrofaj-lar tarafından tutularak kalıcı "dövmelere" neden olabilir.

Derinin Çevresel Etkenlerden Hasar Görmesi

Toksik maddelerden hasar görme, Toksit Madde


Deri toksisite potansiyeli farklı olan birçok maddelerle karşılaşır. Hatır­lanması gereken önemli bir konu ise; kortikosteroidler ve salisilik asit gi­bi tedavide kullanılan birçok ajan deriye uygulandığında sistemik dolaşı­ma geçer ve sistemik toksisiteye neden olabilir.

Deterjanlar, alkali sabunlar ve yağlandırıcı maddeler sık uygulandığın­da deriye zarar verebilecek diğer maddelerden bazılarıdır. Bu maddeler korneositler arasında bulunan kompleks lipitler ve glikoproteinleri boza­rak boynuzsu tabakaya hasar verir ve epidermisi mite eder, bu şekilde ödem ve yangısal hücrelerin varlığı ile karakterize bir dermatite neden olur. İrritan maddeler herkese zarar verebilse de, duyarlılık insandan insana değişir. Deri rengi daha koyu insanlar daha dirençlidir, açık renkli deri, mavi gözlü ve özellikle kırmızı saçlı insanlar ise daha duyarlıdır. Keltler (İrlanda, İskoç ve Galler halkları) bilinmeyen sebeplerden dolayı çok duyarlıdır. Kimyasal irritanlara karşı olan duyarlılık ultraviyole ışın­lara karşı olan duyarlılıkla paralellik gösterir

Toksik maddelerden hasar görme

Daha Nadir Görülen Toksisiteler

Ultraviyole güneş ışınlarıyla zarar görme

Kronik fotohasar (foto yaşlanma nedir)

Güneş Işınlarıyla Artış Gösteren ve/veya Oluşan Dermatozlar

Soğuğa Bağlı Hasarlar

Deri Hastalıklarından Kaynaklanan Engellilik Halleri

Deri hastalığı şaşırtıcı derecede birçok şeye engel olabilir. Bu nedenlerden en önemlisi, etkilenen derinin anormal görünüşüdür. Tamamıyla açıklana­mamış nedenlerden dolayı deri hastalığı iştahsızlık ve tiksinmeye neden olacak derecede bir primitif korku oluşturur. Kabuklu veya eksudalı deri­ye dokunma düşüncesi doğal olarak tiksindirici gelir ve insanlar bunu yapmamaya çalışır. Üniversal ve doğal görünen bu eğilimleri önlemek gerçekten zordur. Bu duyuların bir dayanağı olmadığını söylemek çok fazla fayda sağlamaz, umut edilebilen tek şey biraz anlayış, acıyı paylaş­ma ve bu primitif hissin yerini azda olsa şefkatli duyguların almasıdır. Bu korkunun kaynağının, Lepra, uyuz ve bitlenmenin bulaşıcı olmasına bağ­lı olduğu düşünülmektedir. Bu sorun bazen "Leper kompleks" olarak da adlandırılır. Kaynağa bakmaksızın görünür hastalığı olan kişiler hakkında başkaların seçim yapmaları gerektiğinde, sonuçlar istendiği gibi olmayabilir. En büyük sorun işsizlik olabilir, ancak bunun yanında kişiler arası ilişkilerin olduğu her yerde büyük sorunlar yaşanabilir.

Akne sorunu olan genç hastalarda genellikle yüz etkilendiği için has­talık çok belirgindir. Psoriasis sıklıkla elleri, tırnakları ve kafa derisinin kenarlarını tuttuğundan halkla ilgili işi olanlarda sorun oluşturur.

Diğer çok sayıda deri hastalığı insanlar için sosyal ve ekonomik açıdan dezavantaj oluşturur. Damarsal doğum lekeleri ve büyük nörofibrom' 1ar istenmeyen görüntülere neden olur ve hastayı izole olmaya iter. Yüzde gö­rülen, rozasea ve diskoid lupus eritematozus gibi kronik yangılı hastalık­lar sorunlara neden olabilir.

Bu durumu özetlemek gerekirse, görünebilen deri hastalığı olanlar do­ğal olarak toplumun uzaklaşma tepkisine bağlı sorunlar yaşar. Bu soruna diğer taraftan baktığımızda, hastalar karşılaştıkları kişilerde oluşturabile­cekleri etkiyi düşünürler. Kalıcı , "çirkin" deri sorunları olan birçok hasta depresyona girer ve izole olur. Bu problem, geç ergenlik ve 20'li yaşlarda olup ilişkiler kurmaya çalışan gençler için daha belirgindir. Özgüven, emosyonel gelişimin bu evresinde yüksek değildir ve istenmeyen deri so­runları bu güveni daha da aşağı çeker. Akne veya psoriasis'i olan birçok genç "kız arkadaş" veya "erkek arkadaş" edinmeyi zor başarır ve bu yön­deki gelişimleri engellenebilir. Eskiden, birçok deri hastalığının nörotik sebepler, "stress" ve kişilik bozukluklarına bağlı olduğu düşünülmektey­di. Günümüzde ise rota tamamen tersine dönerek, deri rahatsızlıklarının depresyon, anksiyete ve stress meydana getirdiği kabul edilmektedir.

Deri hastalığı avuç içi veya ayak tabanını tuttuğunda, çok büyük fiziksel engeller oluşturabilir. Bu alanlar, vücut yüzeyinin sadece % 1-2'sini oluş­tursa bile, buraların tutulması yürümeyi ve kolay işlerde elleri kullanma­ya engel olur. Bu engellemenin en yaygın örnekleri, oluşturdukları ağrılı fissürlere bağlı psoriasis ve egzemadır. Ağır atopik dermatit'te popliteal ve antekübital fossa etrafında ağrılı fissürler oluşarak ekst-remite hareketleri kısıtlanabilir. Doğumsal keratinizasyon hastalıkları olanlar da, sıklıkla buna benzer ağır sorunlarla karşılaşır.

Tüm bahsedilenlerden sonra, yaygın düşüncenin aksine deri hastalık­ları olanlar toplumda çok fazla engellemelerle karşı karşıyadır. Bu engeli oluşturan unsurlar, toplumun ve kendilerinin hastalığa tepkisi ve hastalı­ğın oluşturduğu fiziksel sınırlamalardır. Deri hastalığı nadiren ölüme ne­den olmasına rağmen, genellikle mutsuzluk, iş kaybı, sosyal sınırlama ve fiziksel yetersizliğe neden olur.

Deri hastalıklarının semptomları

Deri hastalıkları kaşıntı, ağrı, yanma, huzursuzluk, el ve parmakların ha­reketlerinde rahatsızlık ve kozmetik sorunlara neden olabilir.

Kaşıntı

Deri hastalıklarının klasik semptomudur. Ancak hastalık daha ortaya çık­madan önce bile görülebilir. Her deri hastalığı irritasyona yol açabilir ama uyuz gibi hastalıklar çok şiddetli kaşıntılara neden olur. Uyuz hasta­larının çoğu, kaşıntılarının geceleri ısı artışıyla daha şiddetli olduğunu söy­ler. Fakat bu durum uyuza spesifik değildir. Atopik dermatit, yaşlılık prurigo'su ve yaşlılık kserozun'da görülebilen kaşıntı, tekrarlayan banyolar­dan ve havlu ile sert bir şekilde kurulanmadan sonra veya merkezi ısınma sistemi ile düşük nem oranı olan klimalı ortamlarda artar. Aspirin, hazır yiyecek katkı maddeleri olan tartrazin, sodyum benzoat veya tarçın ile ar­tıyorsa ürtiker suçlanabilir. Uzun süre devam eden şiddetli kaşıntının din-dirilmesi zor olabilir. Ayrıca bu durum, çok rahatsız eden ve sıkıntı veren bir semptom olabilir. Kaşıma kısmen ve geçici rahatlama sağlar, ayrıca hastalardan kaşımayı engellemelerini istemek pek sonuç vermez. Kaşıntı­nın kendisi deriye zarar verebilir ve kaşıntı izleri (ekskoriasyon) bırakır. Bazı hastalarda tekrarlayan ovalama ve kaşıntı likenifikasyona neden olur, bazılarında ise prurigo papülleri oluşur. Bazı hastalarda, kaşıntı izleri en-fekte olabilir. Nadiren, altta yatan hastalık kaşıntı izlerinin olduğu yerde ortaya çıkar. Bu durum, psoriasis ve liken planus hastalarında görülür ve izomorfik cevap veya Koebner fenomeni olarak adlandırılır.

Ağrılı Deri Hastalıkları

Deri hastalıklarının çoğu ağrı yapmaz. Tuttuğu sinir kökünde ağrı ve du­yu değişikliği yapabilen zona (herpes zoster) kayda değer bir istisna­dır. Ağrı deri lezyonları ortaya çıkmadan önce, son­ra, veya aynı anda olabilir. Ağrı ve hassasiyet fronkül, akne kistleri, sellü-lit ve eritema nodozum gibi akut yangılı lezyonlar için ka­rakteristiktir. Çoğu deri tümörleri, en azından çok büyüyene ve sinirle­ri infiltre edene kadar ağrısızdır. Buna rağmen bazı nadir görülen benign tümörler ağrı yapabilir. Bunlara örnek olarak, glomus tümörü olarak bili­nen benign vasküler tümör ve benign bir kas tümörü olan leyomiyom sa­yılabilir.

Kronik ülserler sıklıkla "acı" ve diğer birçok rahatsızlıklar vermesine rağmen, genellikle şiddetli ağrıya neden olmazlar. Şiddetli ağrıya neden olduklarında genellikle bunun nedeni iskemidir. Egzema ve psoriasis'te sert, anormal keratinizasyona bağlı avuç içi ve ayak tabanında ağrılı fissürler gelişir.

Odem Olusumu Kavitasyonlar Sekonder

Ödem, sıvı dolu kavîtasyonlar ve ülserler

Bir dokuda hücre içi veya hücreler arası sıvı içeriği fazla olduğu duruma ödem denir. Ödem sıvısı yangıya bağlı olarak biriktiğinde proteinden zen­gin ise eksuda, hemodinamik bozukluklar sonucu birikmişse transuda ola­rak isimlendirilir. Ödem yangılı deri hastalıklarının (akut allerjik kontakt dermatit) sık görülen bir özelliğidir. Ödem aynı zamanda birkaç saat sü­ren lokalize pembe deri kabarcıklarının oluştuğu ürtiker ve dermografizmde de görülür.

Egzema'da ödem sıvısı vezikül olarak bilinen lmm'den küçük çaplı kavitelerde birikir. Daha büyük sıvı dolu kaviteler ise bül olarak adlandırılır. Bunlar epidermis altında (subepidermal) sıvı biriki­miyle oluşabilir, bu durumda duvar sert ve sıvı kanlı olabilir. Ayrıca epidermal hücrelerin ayrılışı veya yıkımı epidermis içinde (intraepidermal) oluşabilir ki, bu durumda duvar ince, yumuşak ve kırılgan olma eğilimin­dedir. Subepidermal büller, büllöz pemfigoid, dermatit herpetiformis ve eritema multiforme'de görülür. İntraepidermal büller, pemfigusun farklı tiplerinde ve herpes virüs enfeksiyonlarında görülür

Epidermisteki herhangi bir açılma erozyondur. Ülser terimi derin, geniş ve uzun süre bulunan erozyonlara denir. Erozyonlar seröz eksuda veya ka­buk ile kapanabilir, ülserler kapanmama eğilimindedir.

Sekonder Değişiklikler

Sekonder değişiklikler arasında:

İmpetiginizasyon - eksudasyon ve altın sarısı kabuklanma ile sonuçla­nan bakteriyel enfeksiyonlara bağlı ). Likenifikasyon - devamlı ovalama ve kaşımaya bağlı kalınlaşma ve derideki izlerin belirgin hale gelmesidir. Prurigo papülleri - kaşınmaya bağlı gelişebilir ama likenifikasyon ye­rine farklı boyutlarda yangılı papüller ve hatta çok büyük nodüller de ortaya çıkabilir.

Deri yüzeyindeki değişiklikler, Deri Lezyonları, Deri Lezyonu

Deriye dokununca aldığımız duyu vücudun farklı bölgelerinde değişen normal deri yüzeyi izlerine bağlıdır. Aynı zamanda saç, ter, sebumun varlığı ve dokunulan bölgenin mekanik özelliklerine de önemlidir. Boynuzsu hücreler yaklaşık olarak epidermal hücrelerin üretil­diği hızla deri yüzeyinden atılırlar (deskuamasyon). Stratum korneumun yenilenme zamanı (turnover zamanı) yaklaşık 14 gündür, ancak bu durum vücut bölgesine göre değişebilir ve yaşlılarda bu süre daha da uzar. Nor­malde boynuzsu hücreler tek tek atılır ve bu süreç fark edilemez. Keratinizasyon süreci bozulduğunda boynuzsu hücreler tek değil de, kümeler olarak veya basamaklı olarak ayrılır. Bazen bu süreç hücrelerin atılması­nın mümkün olmayacağı şekilde bozulur ve sonuç olarak boynuzsu taba­ka kalın, sert bir hiperkeratotik tabakaya dönüşür. Deri yüzeyi pullu ve pürtüklü olduğunda kuru görünür, bu yüzden skuamlı deri has­talıkları bazen konuşma dilinde "kuru deri hastalıkları" olarak tarif edilebilir.

Yukarıda belirtildiği gibi, derinin pullanması primer veya sekonder olabilecek keratinizasyon bozukluklarına bağlıdır. Primer keratinizasyon bozukluklarında görülen bir metabolik sorun stratum korneumun tam farklılaşmasını önleyerek, sağlam keratinositlerin tek tek dökülmesini en­geller. Bu bozukluklar genellikle konjenital iktiyozlar için en iyi örnektir.

Epidermisi etkileyen bazı diğer patolojik süreçlere bağlı keratinizas­yon bozukluklarında da pullanma görülebilir. Örneğin psoriasis ve egzemada görülen pullanma epidermisi etkileyen yangıya bağlı olarak ortaya çıkar. Psoriasiste ve muhtemelen kronik egzemalı bazı hastalarda epider­mal hücre üretimi çok hızlanmıştır. Bu hastalıklarda, epidermal hücreler stratum korneum'a erken geçer ve farklılaşmamış hücreler olarak atılır.

Deri yüzeyindeki hatları çok hassas bir iğne ile takip edip elektronik ortamda kaydederek deri yüzey hatları ölçen yöntemler geliştirilmiş olsa da, pullanmayı derecelendirmek için basit bir yöntem yoktur. Deri yüzeyi hatları aynı zamanda deri yüzeyinden ışığın yansımasıyla optik olarak da kaydedilebilir.

Deri lezyonlarının boyutu, şeklî ve kalınlığı

Bir lezyonda deri yüzeyinde renk değişikliğinden başka bir durum yoksa makûl olarak bilinir. Patolojik bölge deri yüzeyinden daha çok yükselmişse plak denir. Pitiriasis versikolor olarak bilinen hafif bir fungal hastalık göğüs ve sırtta makûller yapar, ama pso­riasis lezyonları kalın ve kolay palpable olduğundan plak olarak adlandırılır. Bazen lezyonlar deriden çok yüksektir ve bu du­ruma nodul veya tümör denir. Tümörler deriye bir sap ile asılı ise saplı olarak isimlendirilir. Nodüller ve saplı tümörler, nörofibromatöz olarak bilinen bir konjenital hastalıkta görülür (Von Recklinghausen hastalığı).

Lezyon kenarları tanıya varmada yardımcı olabilir. Düzgün sınırlar özellikle psoriasis ve tinea için karakteristiktir. Egzematöz hastalıklarda lezyonun nerede bittiğini anlamak çok zordur.

Deri lezyonlarının şekli de tanıya çok yardımcı olabilir. Bazı deri has­talıkları maküler olarak başlar ve merkezi silinerek yüzük veya halka şeklinde lezyonlar yapar. Tinea enfeksiyonları, granuloma annülare

ve eritema multiforme lezyonun halka şekline olma eğilimi gösteren üç hastalıktır. Bazı de­ri hastalıkları oval lezyonlar yapar, pitiriasis rosea bunun en iyi örneğidir. Bazen lezyonlar deri üzerine özel bir şekil veya sembole benzer şekilde il­ginç görünümler alır. Bu durumlar figür olarak adlandırılır ve psoriasis dahil birçok hastalık bu görüntüye neden olabilir. Genellikle deri lezyon­ları açı oluşturmazlar, özel şekiller olan kare veya üçgenler yapmazlar. Ancak liken planus küçük keskin poligonal şekiller oluşturur.

Bazen plak veya tümör gibi lezyonlar deri içine doğru birikim gösterir; bazal hücreli karsinom, skuamöz hücreli karsinom veya malign melanom gibi habis lezyonlarda tedaviyi düzenlemek için invazyonu değerlendir­mek çok önemlidir. Klinik olarak tecrübeli hekimler palpasyonla da biri­kim derecesi hakkında bilgi edinebilir, ancak herhangi bir cerrahi girişime karar vermeden önce histolojik olarak değerlendirilmelidir. Tek başına klinik muayene yerine, cerrahi girişimi yapacak doktoru yönlendirebilecek ultrason gibi bazı invazif olmayan değerlendirme teknikleri umut vermektedir.

Kahverengi Siyah Pigmentasyon

Kahverengi – Siyah Pigmentasyon

Kahverengi-siyah pigmentasyonun derecesi pigment üreten hücrelerin, yani melanositlerin sayısına değil de, onların aktivitesine bağlıdır. Aynı zamanda granüllerin çapı ve pigmentin epidermal hücreler içinde dağılı­mı da önemlidir. Pigmentin keratinositlerden dermis içine serbestleştiril­mesi pigment dayanıksızlığı (inkontinans) olarak bilinir. Bu durumda üre­tilen koyu renkli pigment haftalar ve aylarca burada durarak bir çeşit döv­meye neden olur.

Aynı zamanda kahverengi pigmentasyon, kanın yıkımına bağlı olarak ortaya çıkan hemosiderin maddesinin dokulara sızmasına da bağlı olabilir. Bu durumu, melanin pigmentten klinik ve histolojik olarak ayırt etmek oldukça güçtür ancak özel boyalar yardımcı olabilir.

Özellikle kıkırdak dokular olan kulak ve burun olmak üzere, daha az oranda diğer dokular üzerinde görülen derinin kahverengi-siyah renk almasına alkaptonüride rastlanılır. Bu durum homogentisik asidin yıkımına bağlıdır. Akne skarları veya uzuvlar üzerinde siyah kahverengi pigmentasyon olması, özellikle tetrasiklin grubundan olan minosiklin kullanımına bağlı nadir görülen bir yan etkidir.

Deri renginin yaygın olarak koyulaşması ve katlantı yerlerinde daha belirgin olması Addison hastalığında görülür. Bu durumun, melanosit stimulan hormon sekresyonundaki artış nedeniyle melanositlerde daha fazla pigment üretimine bağlı olduğu düşünülmektedir. Adrenektomi sonrası gelişen Nelson sendromu da, melanosit stimulan hormonun etkisiyle olu­şan yaygın pigmentasyon artışının başka bir sebebidir. Bu hastalıkların her ikisinde palmar çizgilerde ve mukozalarda renk koyulaşması görüle­bilir.

Deri Hastaliklari Eritem Nedir

Deri Hastalıklarında Bulgu ve Semptomlar

Deri rengindeki değişiklikler

Normal deri rengi melanin pigment üretimi ve kan akı­mına bağlıdır. Stratum korneumun optik özelliği ve diğer pigmentlerin varlığı gibi faktörler de rengi etkileyebilir. Deri hastalıklarıyla birlikte en sık görülen bulgu kızarıklık veya eritemdir.

Eritem Nedir

Eritemin derecesi kanın oksijenlenmesi, akım oranı, alanı ve derideki kan damarlarının çap ve sayısına bağlıdır. Farklı hastalıklar özel kızarıklık şe­killeri oluştururlar. Mesela psoriatik plaklar pembe, parlak kırmızı veya mavimsi kırmızıdan ziyade, koyu kırmızı olma eğilimindedir. Kendilerine özgü renkleri olan diğer hastalıklar arasında liken planus ve dermatomiyozit de sayılabilir. Liken planus genellikle tanıya çok yardım­cı olan leylak rengindedir. Dermatomiyozit karakteristik bir şekilde heli­otrop çiçeği renginde olup, göz çevresinde sık görülen şişkinlikler oluşur.

Eritemin derecesini ölçmek, eritematöz hastalıklar tedavisinin etkileri­ni öğrenmek açısından faydalıdır. Bunu yapmak için iki yöntem vardır, il­ki kıyaslamaya dayalıdır, diğeri ise reflektör spektroskopisini kullanarak yapılabilir. Elektroniğe dayalı olan her iki ölçüm tekniğinin kullanımı ko­lay olup, ticari piyasada mevcuttur.

Deri rengindeki değişiklikler (Eritem)

Kahverengi – Siyah Pigmentasyon

Deri yüzeyindeki değişiklikler

Ödem, sıvı dolu kavîtasyonlar ve ülserler

Deri hastalıklarının semptomları

Deri Hastalıklarından Kaynaklanan Engellilik Halleri