Anaokullarında Kullanılan Araç ve Gereç Listesi

1. Bahçe Oyunları Araç ve Gereçleri:

1. Çocuk ormanı
2. Tahterevalli
3. Sabit ve seyyar merdivenler (dikey, yatay eğik)
4. Uçları takozlu, hafif çamdan çeşitli boy ve ende tahtalar
5. Çeşitli yükseklikte eşekler
6. Büyük tahta sandıklar
7. Silindir biçiminde fıçılar
8. Etrafı çevrili, tahta veya lastik oturaklı salıncaklar
9. Üç tekerlekli bisikletler
10. İtilip çekilebilecek araba ve vagonlar
11. Çeşitli boyda toplar
12. Fasulye torbaları
13. İçinde kürekler, el arabaları, kalıplar, kovalar, elekler, ufak tahta oyuncaklar bulunan kum havuzu
14. Otomobil lastikleri
15. Atlamak, çekmek ve tırmanmak için ipler
16. Çemberler
17. Lastik halkalar
18. Kayma oluğu

2. Oyun Odası İçin Araç ve Gereçler:

1. Tahta blokları
2. İçi boş hafif kutular
3. Seyyar (gezici) kayma, tırmanma, sallanma araçları
4. Resim-iş araçları;

a) Boyalar: Sulu boya, kalem boya, mum boya, oil pastel, guaj (kalın boya, parmak boyası, renkli tebeşir, kalın kalem, kömür kalem, ispirtolu renkli kalem.)
b) Kağıtlar: Resim kâğıdı, kaba kasap kâğıdı, renkli ince kâğıt, karbon kâğıdı, akordion kâğıdı, yıldız kağıdı, paket kâğıdı, tırtıllı ambalaj kâğıdı, kese kâğıtları, renkli karton, parlak elişi kâğıdı, ince kâğıt, selefon kâğıdı, gazete kâğıtları; renkli, resimli dergi ve afişler...
c) Fırçalar: Kaim fırçalar, eski dış fırçaları temizlenerek kullandırılmalıdır.
d) Yapıştırıcılar: Kla, uhu (ağıza alınmamalıdır) tutkal, plastik tutkal
e) Uçları küt olan makaslar
f) Çeşitli ek araçlar ve gereçler: Çeşitli makaralar, fasulye, çeşitli kutular, mantarlar, pamuk, yün, tüy, yonga, talaş, yer fıstığı, mısır patlağı, deniz kabukları, tahta parçaları, ceviz kabuklan, yumuşak teller, resimli dergi ve kataloglar, bez parçaları, eski pullar, tekerlekler, kordela parçaları, renkli plastik parçaları, mukavva ambalaj kutuları, tehlikesiz hale getirilmiş konserve kutuları, film makaraları, plastik şişeler, tuvalet kağıdı bobinleri, püskürtme işi için delikli tel parçaları...

3. Dıratmatize oyunlar İçin Araç ve Gereçler:

1. Evcilik oyunu için: Bebekler, bebek oyunu eşyaları, elbise­ler, dolaplar, araba, yatak örtüsü, yastık, yemek ve mutfak takımları, telefon, kova, saat, leğen, faraş, süpürge...
2. Satıcılık için: Terazi, kavanozlar, ağırlık ve hacim, uzun­luk ölçüleri
3. Büyüklere ait eski giysiler; bot, çizme, şapka, uzun etek, yelek, camsız gözlük, kravat, çanta, önlük, eldiven...
4. İçine binilebilen araba ve otomobiller

5. Büyük boy, içi boş, hafif kutular ve kontraplaklar Not: Zehirli boya ve yapıştırıcılardan sakınılmalıdır.

4. Müzik Araç ve Gereçleri:

Piyano, gramofon, pikap, plaklar, ziller, çember, tencere kapağı, tahta çubuklar, trampet, kastanyet, ksilofon, tefler, marakas, içlerine çeşitli seviyelerde su konmuş bardaklar, gam se­si verdirilecek takım...

5. Masa Etkinlikleri İçin Araç ve Gereçler:

1. Ufak boy inşaat tahtaları
2. Geçme ve takma oyuncaklar
3. Boncuklar ve boncuklu oyuncaklar
4. Çekiç, çivi, yumuşak çakma tahtası
5. Şekil tahtaları (renk, şekil, boy farkları için kalıplar)
6. Resim tamamlama tahtaları (puzzles)
7. Dominolar: noktalı, renkli, resimli, rakamlı ve harfli...
8. Tombalalar
9. Mozayik oyunları
10. Tahtadan ufak evler, ağaçlar, hayvanlar ve trafik araçları
11. Boyama kitapları
12. Örgü takımları: çerçeve veya makara ile bez, yün ve kağıt..
13. Duyuları geliştirecek oyunlar:
a) Ağırlık farkları (aynı boy gözlerle)
b) Boy ve şekil farkları (Kapalı gözle de oynanır.)
c) Sertlik farkları (zımpara kağıtlarını sıralayarak)
14. Kil, plâstilin veya tuzlu hamur: Tuzlu hamurun yapılışı: tuz, un karışımı ile hamur yapılır.
15. Kâğıt hamuru ile maske ve kukla yapılabilmektedir. Bu hamurun yapılışı, gazeteler ufalanır, 8 gün ıslatılır, sonra aynı miktar pişmiş kola ya da marangoz tutkalıyla karıştı­rılır ve iyice yuğrulduktan sonra kullanılır.
16. Dikiş kartonları
17. Kitaplar: Masal kitaplan, resimli kitaplar, boyama kitapları

6. Duvar resimleri:
Hayat bilgisi levhaları Resimli masal serileri

7. Sinema, slide, epidiyaskop, kukla, karagöz

8. Okulun ilk günlerinde kullanılacak cazip oyun­caklar...

Okul Oncesi Egitimi Programi

Anaokullarında Çalışma Programları

Okul Öncesi Eğitimi Programı

Okul öncesinin (3-6) yaş grubunu oluşturan anaokulları ya da sınıflarında uygulanması gereken çalışma programlarından örnekler vermeyi yararlı buluyorum.

Bu yaş ve çağ çocuklarının bedensel ve ruhsal açılardan en hızlı gelişme evrelerini yaşadıkları belirgindir. Bunun için uy­gulanacak olan çalışma programlarının da bu nazik ve duyar­lı gelişme hızına ve duyarlılığına uygun olması gerekir. Her yorucu etkinliği bir dinlendirici etkinlik izlemelidir. Program­da her aktif etkinliği izleyen bir dinlenme uygulamasına yer verilecektir. Yemek, dinlenme ve uyku gibi. Günlük ihtiyaçlar programlı ve zamanlı uygulanarak çocuklar düzenli ve sistem­li bir yaşayışa hazırlanmalıdır.

Genel Anlamda Verilmiş Bir Program Örneği

1. Okula geliş, soyunma, sabah temizliği, yoklama
2. Serbest oyun ve çeşitli çalışmalar (kayma, tırmanma, salıncakta sallanma; top ve tekerlekli oyuncaklarla bebek odasında, kum havuzunda oynama; temsili oyunlar, re­sim, müzik v.b.)
3. Sabah toplantısı
4. Tuvalete gidiş, el yıkama
5. Kuşluk yemeği ve dinlenme
6. Serbest çalışma, oyun ve etkinlikler
7. Toplu çalışmalar: hikâye, müzik ve eğitsel oyunlar gibi
8. Toplanma, yıkanma, yemek hazırlığı, dinlenme
9. Yemek
10. Toplanma, yıkanma, tuvalete gitme, yatma hazırlığı
1. Uyku ve dinlenme
12. Giyinme, kahvaltı hazırlığı ve kahvaltı
13. Serbest oyunlar ve etkinlikler
14. Eve dönüş hazırlığı.

Bu programın kaynağında da belirtildiği gibi, her aktif etkinliği bir dinlenmenin izlemesi ilkesi dikkate alınmış olmakla, gerekli değişikliklerin yapılması (dini ve milli bayramlar, gezi, gözlem ve benzeri etkinliklerin de dikkate alınması) doğaldır.

Anaokulları ve Sınıfları İçin Çalışma Program Örneği

08.30-09.00 Okula geliş, soyunma, sağlık ve temizlik yoklaması, sabah toplantısı
09.00-10.00 Serbest oyun (Bloklarla veya bebek köşesinde oyun, suluboya ya da kil ile çalışma)
10.00-10.15 El yıkama, kuşluk için hazırlık
10.15-10.30 Kuşluk (meyve veya suyu, süt...)
10.30-10.45 Masal ve müzik
10.45-11.30 Bahçede açık hava oyunları (hava müsait de­ğilse özel program)
11.30-12.00 Öğle yemeğine hazırlık olmak üzere çocukla­rın nisbeten sakin oyunlarla meşgul edilmeleri (bilmece, v.b.)
12.00-12.00 Öğle yemeği
12.40-13.00 Uykuya hazırlık
13.00-15.00 Uyku
15.00-15.30 Uyanma, ikindi kahvaltısı (Meyve, süt veya te­reyağlı ekmek)
15.30-16.00 Serbest oyun ve eve gidiş (hikâye anlatmak için iyi bir zaman. Hava müsait ise oyun saati uzatılabilir).

Yarım Günlük Çalışma Programı

08.30-09.00 Okula geliş, sağlık ve temizlik yoklaması
09.00-10.00 Açık havada oyun
10.00-10.30 Kuşluğa hazırlık
10.30-10.40 Kuşluk
10.40-11.00 Hikâye veya müzik
11.00-12.00 Serbest oyun (Bloklarla, bebek köşesinde veya kum havuzunda oyun, suluboya veya kil çalışmaları)

Not: Yukarıya biri günlük, biri yarım günlük olmak üzere iki örnek program alınmıştır. Bunlar birer örnektir. Her kuru­ma ve çevreye uygun programlar kurumlarınca yapılır ve uy­gulanır.

Anaokulu Ogretmenlerinin Gorevleri

Anaokulu Öğretmeninin Görevleri

1. Çocuğun bedenî, zihnî, sosyal ve duyusal ihtiyaçlarının sağlanması, bunu yaparken de günlük diğer işlerinin ak­satılmaması

2. Kurumda düşünceyi geliştirecek bir ortam hazırlamak

a) Öğrenme ve araştırma isteği uyandırmak,
b) Çocuğun soracağı sorulara tam ve doğru cevap vermek,
c) Çocuklara düzeye uygun ve düşündürücü sorular sormak,
d) Çocukların düşüncelerine açıklık kazandırmak ve renk, boy, biçim, ağırlık, sertlik, yumuşaklık, sıcaklık, soğukluk gibi kavramları öğrenmelerini sağlamak,
e) Dramatik etkinliklere yer vermek (Bebek oyunu,
dükkancılık, doktorluk, masaların oyun haline getirilmesi, v.b.)

3. Çocuğun yaşam deneyimlerini zenginleştirmek;

a) Oda ziyaretlerinden başlayarak gezi olgusunun kavratılması,
b) Doğaya karşı ilgisini uyandırmak için, hayvanları, bitkileri, böceklerin incelenmesini sağlamak,
c) Çocuklara estetik yönden deneyim kazanmaları için, müzik, resim, oda düzenlemesi ve masal yöntemleri­nin uygulanması,
d) Etkinlik gösterdikleri odalarının ilgi ve etkinlik özelliklerine göre yeniden düzenlenmesi,
e) Sehpa, merdiven gibi seyyar araçları değişik biçimler­de düzenleyerek yeni etkinliklere olanak sağlamak,

4. Çocukların kendilerine güven ve grup içinde saygınlık ka­zanmasına yardımcı olmak;

a) Çocukların grupla ilk karşılaştıklarında doğabilecek çatışmaları anlayışla yönetmek ve onlara yavaş yavaş intibak ettirmek,
b) Çocukların kusurları konusunda olumlu ve yapıcı eleştirilerde bulunmak "Ali dikkatlidir, suyunu dökmeden koyar?"
c) Çocuğun yaptığı işlere ve etkinliklere ilgi göstermek
d) Çocuğun iyi davranışlarını taktir etmek ve cazip kılmak
e) Çocuğun sorunlarına ilgi göstermek, güçlüklerini yenmesine yardımcı olmak
f) Çocuğun başarısızlığını kırmadan kabul ettirmek
g) Çocuğun oyuna ve işe intibakını sağlamak ve müdahale etmemek
h) Çocuğun yorgunluğunu gidermek için dinlenmesini sağlamak

5. Çocukların bedeni ihtiyaçlarını gidermek için;

a) Tehlike ve kazalar için önlem almak, canlı ve hareketli oyunların oynanması için önlemler almak
b) Çocukların dinlendirilmesi, yemek ihtiyacının giderilmesi, tuvalet ihtiyacının giderilmesi, hasta çocuğa gereğinin yapılması
c) Çocukların giyimlerine uygun olmak bakımından odanın havalandırılması ve ısısının ayarlanması

6. Velilerle işbirliği yaparak çocukların sorunlarını çözmek

7. Çocukların beden gelişimi, uyku, yemek ve diğer gelişme­leriyle ilgili kayıtlar tutmak

8. Uyku saatlerinde kitapları tamir etmek gibi iş hazırlığı yapmak

9. Programları gereği bilgi, beceri ve davranış kazandırmak


Öğretmende Aranacak Diğer Nitelikler

1. Sabırlı olmak, sinirlenmeme, sinirlerine hakim olmak
2. Sesini yerine ve gereğine göre kullanmak ve kontrol et­mek
3. Giyinişinde örnek olacak, çocuklara cazip gelecek şekilde giyim
4. Her olayın hoş tarafını bulmak, çocuklarla birlikte eğlen­mek
5. Çocuklara eşit davranmak ve asla haksızlık etmemek
6. Söz ve davranışlarında her zaman ölçülü ve güvenilir ol­mak
7. Her zaman doğru konuşmak, verdiği sözleri tutmak ve çocuğun kendisi hakkındaki güvenini kaybetmemek
8. Yeni yayınları ilgiyle izlemek
9. Nazik olmak
10. Sabırlı olmak
11. Çocuklara anlayışlı davranmak, onların bireysel farklılık­larını her zaman göz önünde tutmak
12. Müzik, resim ve dans gibi etkinliklerde bulunmak
13. En önemli olgu ise çocukları içtenlikle sevmektir.

Öğretmenin Yıllık Raporu

1. Hazırlanış tarihi:................................
2. Devam:...................den.....................e kadar...............gün
içinde........................gün devam etti.
3. Tuvalet alışkanlıkları: (Aşağıdaki tanımlardan çocuğun durumuna uyanların altı çizilecektir.)
İhtiyacını söylemez. Bazen söyler, ama güvenilmez.
Soyunurken tamamen yardıma muhtaçtır.
Giyinirken "
Düğmelerini çözer fakat ilikleyemez.
Kendi işini tamamıyla kendisi yapar.
Yatağını ıslatmak: Uykuda bazen çok defa asla
Başlıca tuvalet sorunları:.........................................................
4. Yemek alışkanlıkları: iştahlı çok iyi orta iştahsız Genellikle yemedikleri: ..........................................
Söylemeyerek yedikleri:

Okul Oncesi Egitimi Onemi

Okul Öncesi Eğitim Sisteminde Anaokulları Önemi

bu okullar, 0-6 yaş grubundaki çocukların korunma, bakım, oyun ve eğitimlerini sağlamak amacıyla açılıp gelişmesine gerek görülmektedir. Bu okulların özellikle sanayileşmiş ülkeler­de ve bu ülkelerin büyük kentlerinde açılıp gelişmekte oldukları görülmektedir.

Bilhassa 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar ingiltere ve Ame­rika'da bu kurumlar kadınlar tarafından işletilen küçük okul­lar, orijinal adıyla (dame school) açılan ve işletilen bu okullar bugünkü anaokullarının örneğini oluşturmuştur. Bu okullar öğretmenlerin kendi evleri olarak etkinlik gösterilen okullardı. Bu okullarda ev işleri, dini eğitim ve alfabe öğretilirdi.

Bugün işletilmekte olan anaokullarının benzerleri 18. yüz­yılın sonlarına doğru ilk olarak J.J. Rousseau'nun "Emil" adlı yapıtının etkisiyle 1799'da küçük çocuklar için özel nitelikli okullar açılmaya başladı. Daha sonra benzeri okullar İngiltere, Almanya, İtalya, İsviçre gibi Avrupa ülkelerinde de açılarak çalışmaya başlamıştır. Fransa'da açılan bu okullar merkezi hükümet tarafından devralınarak "ecole maternelle" (anaokulu) adı verilmiştir.

Bu okulların İngiltere'de açılması ve etkinlik göstermesi için ilk adım Sanayi Devrimi hamlesi sırasında anne, baba, bü­yük kardeşleri saatlerce iş yerlerinde çalışan küçük çocukların
barınıp korunması için bir dokuma fabrikası sahibi olan Ro­bert Owen tarafından atılmıştır. Owen, 1816'da fabrikasında çalışan işçilerin çocukları için İskoçya'nın New Lanark kentin­de açtığı okulla öncü olmuştur. Bu ülkede daha sonra açılan okullar ise daha çok ezberciliğe ve ahlâki eğitime önem ver­mişlerdir. Oysa ki Robert Owen bu okullarında küçük çocuk­lara ilginç etkinliklerle oluşturulacak sağlıklı bir eğitim ortamı sağlamak amacını güdüyordu. Daha sonra ünlü İsviçre'li Pestalozzi'nin geliştirdiği yöntemleri uygulayarak öğretmenler yetiştirmek üzere, 1836'da İngiltere ve Kolonileri için Okul Derneği kuruldu.

J.H. Pestalozzi'nin küçük çocukların eğitimleriyle ilgili yöntem ve düşüncelerine göre anaokulları; yalnız korunma ve bakım evleri değil aynı zamanda oyuna da gereken önem ve- ren, özgür bir ortamda çocukların dış çevreyi ve kendilerini özgürlüğe alıştırdıkları bir yer olmalıdır. J.H. Pestalozzi'nin bu düşünceleri İtalya'da Mar Montessori'nin, Almanya'da Freidrich Freebel'in, İngiltere'de ise Robert Ovven'in düşünceleriyle çakışıyordu ve benzeşiyordu.

Pestalozzi'nin öğrencisi Fredrich Froebel, 1837'de Prus­ya'nın Blankenburg kentinde Kindergarten adını verdiği (çocuk bahçesi) anaokulunu açmış oldu. Froebel'in bu okulunda da oyuna ağırlık verilerek psikolojik bir eğitim ilkesi benim­senmiş oluyordu. Maria Montesori ise İtalya'da ve 1907'de aç­tığı Casa da Bambine (Çocuk Evi) anlamında okulu açmıştır. Montesori'de küçük çocukların katı kurallara dayalı bir disip1in anlayışına karşı çıkıyor ve bu yöntemle eğitimin ruhsal ve zihinsel gelişmeyi engelleyeceğini belirtiyordu. Montesoriye göre çocuğun zihinsel kapasitesinin ve ilgisinin belli yaşlarda belli bilgileri almaya açık ve hazır olduğu, değişik duyarlılık dönemlerinin bulunduğu belirtilmektedir. O halde çocuğun kendi seçtiği oyuncak ve arkadaşlarıyla istediği oyunları oyna­ması kendisini daha iyi tanımasına yarayacağı gibi çevresiyle de daha iyi ilişkiler kurmasına ve sosyalleşmesine yardımcı olacaktır. Böyle bir etkinlik ortamında öğretmenin işlevi ve gö­revi çocuklara yol göstermek ve gerektiğinde yardımcı olmak­tır. Montesori'nin bu yöntem ve görüşleri bütün dünyaca be­nimsenmiş ve Montesori yöntemi olarak yayılmış ve uygulan­mıştır.

Anaokulu Çocuklarında Beden Gelişimi (3-6 Yaş)

Çocukların gelişme, olgunlaşma ve hareketlerinin en önemli organları kaslarıdır. Bu kaslar, büyük kaslar (omuz, diz ve kalça kasları), küçük kaslar, (bilek ve parmak kasları) ve ek­lemleridir. Bu yaş çocuklarının önce büyük kaslarıyla ilgili ha­reketleri öncelik kazanır ve daha sonra da küçük kasları hare­kete geçer. Çocuk üçüncü yaşa kadar yürümeyi öğrenmiştir. Bu nedenle çocuk bütün gücünü yürümeye harcar. Hoplamak­tan, zıplamaktan, atlamaktan, tırmanmaktan, denge hareketle­ri yapmaktan çok hoşlanmaktadır. Böylece büyük kasların ge­lişip güçlenmesi sağlanmış olur. Daha sonra birtakım el bece­rileri edinmeye başlar. Oyuncaklarını yan yana ve üst üste koymaya başlar. Bu yaştaki bir çocuk düğmelerini ilikleyebilmekte, makas kullanabilmekte, bir su kabını dökmeden taşıya­bilmekte, kalemle gelişigüzel daireler ve çizgiler çizebilmekte­dir.

Dört yaşından itibaren çocuğun canlılığı ve hareketliliği devam etmektedir. Daha ağır şeyleri kaldırmaya çalışır. Yorul­duğunun ve yorgunluğunun farkına varamaz. Oynamak için daha geniş yer aramaya çalışır. Sıçrar, atlar, tırmanır ve dinlenmek için fazla istekli değildir.Çünkü yorgunluğunun farkında değildir. Yorgunluğu huzursuzluk halinde belirir. El becerile­ri daha çok gelişmiştir. Üç yaşındaki bir çocuk bir insan ve hayvan resmi çizerken dış organlarını basit ve anlaşılmayacak şekilde çizer. Ama beş yaşındaki bir çocuk, bir insan ve hay­van resmi çizerken beden, el, ayak, göz, ağız, burun gibi or­ganlarını belirgin bir şekilde çizebildiği gibi, diğer eşya ve nes­neleri de çizebilmektedir. Bu yaş çocuklarının göz hareketleri gelişmiştir. Yine bu yaş çocukları sağ ve sol ellerini daha çok kullanmaya başlarlar. Genelde çocukların yüzde 90'nı sağ elle­rini kullanırlar. Sol elini kullanan çocuklara ise solak denil­mektedir. Bu arada anne ve babalar çocuklarının solak olması­na üzülür ve düzeltmeye çalışırlar. Bu doğru değildir. Bu ço­cuğun doğuştan getirdiği bir niteliktir. Önemli bir özür de de­ğildir.

Sağlık açısından da bu yaş ve çağ duyarlılık gerektiren bir çağ özelliği taşımaktadır. Geçici dişleri tamamlanmıştır. Çağın sonunda ise 7 yaş dişleri çıkmaya başlar. Altı yaşa kadar ço­cuklar hastalıklara karşı çok duyarlıdırlar. Kışın daha çok so­lunum yolu hastalıkları görüldüğü gibi, yazın da bağırsak has­talıkları görülmektedir.

Bu yaş ve çağ çocuklarının gerek beden ve gerekse sağlık sorunlarıyla gerek aileler ve gerekse okul yönetimleri ilgilenmelidir.

Anaokulu Çocuğunun Sosyal, Duygusal ve Zihinsel Gelişimi (3-6 yaş)

Üçüncü yaşın sonuna kadar olan gelişmeler en hızlı geliş­melerdir. Bu çağ zekânın en hızlı geliştiği yaş ve çağdır. Çocuk bu çağda çevresine ilgi duymaya başlar. Çevresindeki varlık­ları araştırmaya ve keşfetmeye başlar. Bunun için her yere uzanır, her şeyi eller ne olduğunu öğrenmek ister. Çocuk her ne kadar bazı şeyleri kırıp dökse de onun bu merakına engel ol­maktan çok yardımcı olmak gerekir. Onun yine kendi çabala­rıyla, kendi dünyasını öğrenmesine yardımcı olunmalıdır.

Bu çağ ve yaş çocukları kendi kendini anlamaya başlar ve kendi iradesinin gereği olan hareketleri yapmaya çalışır. Ken­di kendine karar vermek ister. Büyüklerinin sözünü dinlemez, uyumsuzluk gösterir. Hep ilgi merkezi olmak ister. Bazen bu isteğini yerine getirmek için öfke nöbetlerine tutulur. Bu du­rumlara dikkat edilmezse birçok korkular yerleşir kalır. Onun için bu yaş çocuğunu idare etmek güçtür.

Üç yaşındaki bir çocuk için en önemli varlık yalnız kendi­sidir. Her şeyi kendisine göre değerlendirir. Sürekli kendisin­den söz eder. Gerçekle hayali birbirine karıştırır ve canlı, can­sız varlıkları ayırt edemez. Eşyalarında kendisi gibi hareket et­tiğini sanır. Eşya ve hayvanlarla konuşmaya çalışır. Neler yap­tığını da söylemeye çalışır.

Dördüncü yaştan altıncı yaşın sonuna kadar olan gelişme­ler:

Bu çağın başında çocuk bir hayal aleminde yaşar. Erkek çocuk oyuncak ayısına, kız çocuk bebeğine yakınlık gösterir. Hayali arkadaşlar ve arkadaşlıklar icat eder. Bir süre sonra her şeyin kendi etrafında dönmediğini anlamaya başlar. Her şeyin en iyisini elde edemiyeceğini, oyunlarda en iyi rolü alamaya­cağını anlamaya başlar.Eşya ve oyuncaklarını arkadaşlarıyla paylaşmaya çalışır. Arkadaşlarıyla daha iyi geçinmeye ve da­ha az kavga etmeye başlar.

Dilin ne kadar güçlü bir sosyal ilişki aracı olduğu bilin­mektedir. İyi konuşamayan bir çocuk, çevresine uymakta çok zorlanacaktır. Bu dil ve konuşma yeteneği çevresindeki çocuk­larla oynadıkça ve konuştukça gelişecektir. Birkaç sözcüklü tam cümlelerle konuşmaya başlayacaktır. Anlamayı ve dinle­meyi sürdürdükçe dilin gelişmesi de devam eder. Yaşadığı bir olayı ve duyduğu, dinlediği bir masalı anlatmaya çalışır ve dil yeteneği de gelişmeye devam eder. Yaşını, doğumunu, adresi­ni öğrenir; sağını solunu da öğrenmiştir. Her konuda devamlı çaba harcamaya ve çevresinde olup bitenleri ilgi ile izlemeye çalışır.

Bu ilgi ve duyarlılık gerektiren gelişmeler ciddiye alınma­lı ve her fırsatta iyi değerlendirilmelidir.

Anaokulu Çocuğunun Edineceği İyi Alışkanlıklar (5-6 Yaş)

Okul öncesi çağı iyi değerlendirilirse iyi alışkanlıklar edin­menin en elverişli çağıdır. Bu çağda çocuklar yetişkinlerin davranışlarını aynen kopya etmeye çalışırlar. Eğer okulda bu­lunuyorsa öğretmenin hareketleri onun için önemli bir değer ifade etmektedir. Gerek sözlü ve gerekse hareketlerle gösteri­len nezaket kuralları çocuk için iyi örnek olacaklardır. "Ağaç, yaş iken eğilir" sözü hatırlanmalıdır. Bu yaş çocuklarının iyi alışkanlıklar kazanmasında en önemli faktör zaman faktörü­dür. Çocuğun tüm davranışları zamanlı, planlı, programlı, sü­rekli ve kalıcı alışkanlıklar olmalıdır.
Çocuğun gözünü açtığı ilk mekân aile ocağı olduğuna gö­re, iyi ve temel alışkanlıkları bu ocakta alması gerekir. O halde evde ne gibi alışkanlıklar edinmesi gerektiğini belirtmeye çalı­şalım: Çocuk zamanında yatmalı ve zamanında kalkmalıdır. Üç yaşındaki bir çocuk gece saat 7'den sabah saat yediye kadar 12 saat; gündüz 2-2,5 saat uyumalıdır. Diğer temel alışkanlık­ların başlıcalarını da şöyle sıralamak mümkündür. Nezaket kuralları, büyüklerini ve küçüklerini selamlama alışkanlığı, sevgi, saygı ve güven ilişkilerinin geliştirilmesi; çalışma ve iş başarma alışkanlığının kazandırılması; yalnız aile bireylerine karşı değil çevresindeki büyük ve küçük insanlara karşı da nezaket kurallarına uyması alışkanlığının kazandırılması; kendi kendine giyinip soyunması alışkanlıklarının kazandırılması; temizlik, tertip ve düzen alışkanlıkları: giysilerini temiz tutma, el yüz yıkama, dişlerini fırçalama, tuvalet alışkanlığı ve taha­retlenme, eşya ve oyuncaklarını temiz ve tertipli bulundurma. Tüm bu etkinliklerin zamanlı, planlı, programlı, sistemli ve sü­rekli olması alışkanlıkları kazandırılmalıdır.

Okulda edinilecek ve devam ettirilecek alışkanlıklar: öğ­retmen ve arkadaşlarını selamlamak; başlık, palto ve manto gi­bi giysilerini yerine asmak, konuşma kurallarına uymak, eşya ve oyuncaklarını başkasına zarar vermiyecek şekilde kullan­mak; oyun kurallarına uymak, arkadaşlarına yardımcı olmak; kendi kendine yemek yeme; çatal, kaşık bıçak kullanmasını, yemekten sonra, el yıkamak, sabun kullanmak, havlu kullan­mak, muslukları açık bırakmamak; yemekten sonra uyumak, sınıfın temizlik, tertip ve düzenine katkıda bulunmak... Oku­lun bu planlı ve sistemli alışkanlık kazandırma çalışmaları ai­lelere de yansıtılmalıdır. Aile ile okul birbirini tamamlayan ortak bir strateji uygulamalıdır. Daha çok okul ailelere bilimsel rehberlikte bulunmalıdır. Çünkü her aile aynı ölçüde bu işlere yatkın değildir.

Anaokulu Çocuğunun Merakları ve Yaklaşım Yöntemleri (3-6 Yaş)

Bu yaş çocuklarına büyüklerince sevgi ve sevencenlikle yaklaşılmalıdır. Bilhassa anne ve babalarınca sevildiklerini bil­meleri onların kendilerini güven içinde hissetmelerini sağlaya­caktır. Böylece çocuğun kişilik kazanmasına da yardımcı olunacaktır. Bu yaş çocuklarının kendi kendine çalışarak el bece­risi kazanmalarına da yardım edilebilir. Çocuğun ruhsal bağımsızlık kazanması için kendi işlerini kendisinin görmesi de önemli bir yöntem olacaktır. Yemesini, içmesini, giyinmesini kendisi yapabilmelidir. Bilhassa bu çağda yemek yememe so­runu görüldüğünden anne ve babaların aşırı endişeye kapıl­maları doğru değildir. Bu kaygılar aksine çocuğun bu sorunun çözümüne engel oluşturabilmektedir.

Bu yaş çocuklarının önemli bir merakı üreme organına duyulan meraktır. Çocuk bunun ayıp ve hata olduğunun far­kında olmadan bu organıyla oynamaya başlar. Bu ilgi ve oyna­manın alışkanlık haline gelmemesi için, temizliğe ve bol elbi­seler giyinmesine önem verilmelidir. Oyun oynamaya teşvik edilmelidir. Büyükler çocuğun bu ilgisini önemsediklerini ço­cuğa hissettirmemelidir.

Bu yaş çocuklarının çok önemli bir merak konusu da dün­yaya nasıl geldikleri konusudur. Bu merak duygusal değil, ob­jektif bir meraktır. Her şeyi merak ettiği gibi, bu oluşumu da merak etmektedir. Onun için çocuğun her konudaki soruları­na olduğu gibi, bu konudaki sorularına da doğal bir anlatımla doğru cevaplar verilmelidir.

Bu çağ çocuklarının anaokullarına verilmeleri her konuda iyi olabileceği gibi, meraklarının daha objektif olarak gideril­mesi konusunda da yararlı olacaktır. Bu çağda çocukların bü­yüklerinden çok yaştaşlarından öğrenecekleri daha çok şeyler vardır.

Bu çağda anne ve babaların ve eğitimcilerin en önemli iş­levlerinden biri de çocuğun serbest hareket etmesine yardımcı olmaktır. Çocuğun hareketsiz ve sessiz kalması önemli bir ne­deni vardır. Bu çağda çocuğun beden ve kaslarının gelişme durumunda olduğundan çocuğun çok hareket etmeye ihtiyacı vardır. Yine bu çağda göz ve el arasında ahenk ve işbirliği oluşmaktadır. Bunun için çocuk hareket etmek ihtiyacındadır. Bu çağda çocukların evde, dışarıda ve okulda uzun süre hare­ketsiz kalmaları doğru değildir. Eğitim ve öğretimde el becerilerine ve beden hareketlerine ve etkinliklerine önem verilmeli­dir. "Çocuk diliyle olduğu kadar elleriyle de düşünür." denil­mektedir ve bu çok şey anlatabilmektedir. Bu bakımdan çocu­ğun duygusal ve düşünsel merakları bilimsel ve gerçekçi yak­laşımlarla çözümlenmelidir.

Anaokulu Çocuğunun Oyun ve Arkadaşlık İlişkileri (3-6 Yaş)

Üç yaşındaki bir çocuk, başka çocuklara karşı ilgi duyaca­ğı gibi, yalnız kalmaktan da hoşlanmaktadır. Bu yaşlarda ço­cuklar daha çok kendinden büyüklerle olmayı ve oynamayı severler. Zamanla başka çocuklarla oynama özlemini duyma­ya başlarlar. Çocuk bu yaşta çok hareketli, sabırsız ve bencil­dir. Aynı zamanda tekelcidir de, oyuncaklarını başka çocuk­larla paylaşmak istemez. Çocuğun çeşitli beceri ve yetenekleri­ni geliştirebilmesi için, şu oyuncakların sağlanmasına gerek­mektedir: oyuncak otomobil, değişik araba çeşitleri, top, be­bek, her çeşit kutu, kara tahta, resimli kitaplar, defterler, ka­lem, kağıt, makas, çeşitli boyalar, tahta parçaları, kum, su... ço­cukların severek oynayacakları ve işleyecekleri oyuncaklardır. İlkel de olsa yukarıda saydığımız alet ve oyuncaklar, çocukla­rın beceri ve yeteneklerinin gelişmesinde yararlı olmaktadır­lar. Şunu da belirtelim ki, kız ve erkek çocukların oyun ilgileri aynı olmakla beraber, kızların bebeklere ilgisi farklı olabilmek­tedir. Çocuklar kız ve erkek olarak birlikte çok uyumlu bir şe­kilde oynarlar.

Dört yaşından altına yaşın sonuna kadar, çocuklarda ar­kadaş istemi güçlü bir şekilde belirmeye başlar. Grup oyunla­rından zevk almaya başlarlar. Ritmik şarkıları, oyunları sev­meye başlarlar. Kendi cinsinden ve kendi yaşına yakın arkadaş edinmeye başlar. Aklına gelen işleri yapmaktan hoşlanır­lar. Evcilik, şoförlük, bakkallık, manavlık... gibi büyüklerin yaptıkları işleri taklit etmekten zevk alırlar. Başkalarına zarar­lı olmadıkları sürece bu oyunları oynamalarına engel olunmalıdır. Hayal güçleri zengin olduğundan oynarken gerçek alemle ilgileri kesilme noktasındadır. Peri masalı gibi hayali masallardan hoşlanır, gerçeğe uygun olmasını istemezler. Gerçek hikâyelerden ise hoşlanmazlar. Resim-iş, boyama işlerin-

den hoşlanırlar. El becerisi işlerinden kızlar dikiş dikmek, ör­gü, gibi becerilere ilgi duyarken, erkekler, keser, çivi, çekiç, testere gibi aletlere ilgi duyarlar.

Bu yaş çocukları kendilerinden küçüklere ilgi gösterir ve onları korumaya çalışırlar. Yani onlara ablalık ve ağabeylik yapmaya çalışırlar. Ayrıca evcil hayvanlara bakmak da ayrı zevkleridir.
Beden yeteneklerini geliştiren bisiklete binmek, salıncakta sallanmak, bir yere tırmanmak, tahterevallide oynamak gibi oyunlara ilgi duyarlar.

Anaokuluna Yeni Başlayan Çocuğun Uyumunu Sağlamak

Anaokuluna ilk başlayan çocuk aile ortamından değişik bir ortama girdiğinden hemen uyum sağlayamaması doğaldır. Onun için gerek velilerin ve gerekse okulun yönetim ve öğret- menlerinin gerekli önlemleri almaları gerekmektedir.

Bunun için, alınacak ilk önlem çocukları küçük gruplar halinde okula almak; okulu, yönetimi ve öğretmeni tanıtmak, gezdirmek ve sevdirmek ve uyum için başlangıç yapmak yararlı olacaktır. Böylece çocuklar öğretmeni ve öğretmen de ço­cukları daha iyi tanıma olanağı bulacaktır. Eğer tüm çocukları aynı gün okula toplamak isteniyorsa o zaman da okulda kal­ma süreleri azaltılmalıdır.
Bu konuda başka bir önlem ise velilerin birkaç gün çocuk­larla okulda bulunmalarıdır. Bu da mümkün değil ise velilerin çıkış saatlerinde çocukları almaya gelmeleri önemlidir.

Birkaç gün okulda belli bir program uygulanmaz. Tüm oyuncaklar ortaya konarak çocukların oyuncaklarla oynama­ları sağlanır. Bir yandan da okulun bahçesi, oyun araçları, oda­ları, tuvalet gibi bölümler çocuklara gösterilir ve kendi işlerini kendilerinin yapmaları sağlanılmaya çalışılır.
Diğer önemli bir konu da öğretmenin çocuk hakkında ge­rekli bilgi edinmesidir. Bunu sağlayacak olan da anne ya da velidir. Çocuğun okula uyumunu sağlayacak bir yöntem de tüm personelin yakın ve sıcak ilişkisi olacaktır. Çocukların sevdikleri şeylerden yiyeceklerden (şeker, bisküvi v.b. şeyler) ikram etmek yararlı olacaktır.

Çocuk arkadaşları ve oyuncaklarla iyice ilgilenip annesi­nin ayrılmasına razı olmadıkça onu ayırmaya çalışmak doğru değildir. Böyle bir durum tüm çocuklar için söz konusu değil­dir, ama bazı çocuklar bunu gerektirmektedir. Bunun çözümü çocukları tatlılıkla güvene kavuşturmaktır.

Yeni gelen çocuklar öğretmen tarafından ne tamamen yal­nız bırakılmalı ve ne de fazla üzerine düşerek korunmaya ça­lışılmalıdır. Yine ilk saatlerde yalnız oynamak isteyen çocuk­lar da serbest bırakılmalıdır. Bu hallerine doğalmış gibi dav­ranmak yararlı olur.

Başlangıçta bazı çocukların iyi bir uyum sağladıkları hal­de daha sonra huysuzluk yapmaya başlaması da mümkün olan hallerdendir. Bu durum veli ile birlikte incelenmelidir. Bu işin nedeni okulla ilgili olabileceği gibi, aile ile de ilgili olabil­mektedir. Hangi nedenle olursa olsun ciddiye alınmalı ve çö­zümüne çalışılmalıdır.

Aşağıdaki Bilimsel ve Gerçekçi Saptamalara Kulak Verelim

Bir uzman eğitimcimizin konumuzla ilgili tespitlerini aktarmayı yararlı görüyorum.
"Çocuklar büyüklerin anlayamayacağı kadar enteresan ve karmaşık varlıklardır. Onun sabahtan akşama kadar sorum­suzca yaptığı hareketleri sadece gayesiz bir çaba zannederiz. Hatta onları bu çabalayışlarından menederiz. Halbuki onların her kıpırdanışı bir mana taşır. Onların her hareketinin bir gayesi vardır. Surda tahta blokları üst üste yığarken ve onların her yıkılışında sabırla aynı hareketi tekrarlayan küçük çocuk, bir işte sebat etmeyi, bir işi başarmayı, başarısızlığa uğrayınca ümitsizliğe düşmemeyi öğrenmektedir. Öte yandan parçaladığı oyuncağını tekrar eski haline getirmeye çalışan çocuk merak hissini tatmin etmektedir. Tek tek öğrendiği, varlıkların sente­zini yapmaktadır. Elinden alman bir eşyayı vermemeye çalışır­ken malını ve hakkını korumayı öğrenmekte, masanın üzerin­deki eşyaları çekip çekip tek tek yere atarken hem bir kuvvet gösterisi yapmakta, hem de eşyaların çıkardıkları sesleri kont-rol ederek duyma hissini geliştirmekte, etrafındaki eşyaları sesleriyle de tanımaktadır. Hülasa çocuğun hareketlerini ince­lersek, hepsinin de bir amaca yönelmiş olduğunu görebiliriz. Bu gelişmeye engel olacak her şeye karşı mücadeleye hazırdır. Elindeki sopayı durmadan ses çıkaracak bir katı şeye vurması ne kadar can sıkıcı bir olaydır. Halbuki bu hareketiyle o, bilgisini tamamlamakta somut dünyasıyla tanışmaktadır..."

"Bu gibi davranışlar anne-babalarca ya da çevrece "şıma­rıklık" sanılabilmektedir. Oysa çocuk, arzularını söyleme, soru sorma, etrafında gördüğü şeyleri öğrenme özgürlüğüne sahip olmalıdır..."
"Bir Amerikan kitabından şu cümleleri hatırlıyorum: "Sessiz bir sınıf kadar korkunç bir şey yoktur." Tabii bu kita­bın kastettiği sınıf içinde faaliyet olan sınıftır. Askeri bir disip­linle oturtulmuş bir sınıf makbul bir sınıf değildir."

"Çocukların tanınmaları için "öğretmenlere yardım" isim­li bir eğitim incelemesi raporunun bir yerinde bir öğretmenin bir öğrenci için tuttuğu günlük notlarda şöyle bir kayda rast­lanmaktadır:
"(...) Bugün arkadaşına bir tekme attı. Çok bahtiyarım."

Okul Oncesi Egitimi ve Kresler

Okul Öncesi Eğitim Sisteminde Kreşler

Okul Öncesi Eğitimi ve Çocuk


Okul öncesi eğitim deyince en yaygın anlamıyla "Kreş" ve "Anaokulları" akla gelmektedir. Kreş Fransızca beşik anlamı­na gelmektedir. Kreşler genel olarak 0-3 yaşları arasındaki çocuk­ların sağlık, barınma, korunma ve eğitimlerinin yapılmakta oldu­ğu mekanlardır. Bu kurumlar gündüz bakımevi, yuva gibi adlar­la da anılmaktadır. Bu kurumlar bebek ve küçük çocukların gün boyunca bakımlarını amaçlamaktadır.

İlk kreş 1840'da Fransa'da kurulmuştur. Kreşlerin kurulu­şunu sağlayan Kreşler Birliği 1869'da Fransız hükümetince ta­nınmış ve yasal bir kimlikle etkinliğini sürdürmüştür.

Şurası muhakkaktır ki, her şey bir ihtiyaçtan doğar. Okul öncesi eğitim kurumların doğuşu ve oluşumu ondokuzuncu yüzyıl ortalarında Avrupa'da ve diğer dünya ülkelerinde sa­nayi merkezlerinin kurulup gelişmesinin ve bu merkezlerde çalışan annelerin çocuklarına sağlık, bakım, barınma ve eğitim hizmetlerinin verilmesi bir zorunluluk haline gelmesinin ar­dından doğup gelişmiştir.

Birçok gelişmiş ülkede çalışan annelerin çocuklarının gün­düz bakımını annenin çalıştığı iş yeri üstlenmektedir. Bu uygu­lama bizde de gelişmekte ve yaygınlaşmaktadır.

Fransa'dan sonra 1860'larda İngiltere'de de ilk kreş açıl­mıştır. Küçük çocuklara ve ailelerine hizmet veren bu kurum­ları ABD'de açılması Asya ve Avrupa ülkelerinden daha son­ra olmuştur. Bu ülkede özel teşebbüs ağırlıklı olduğundan bu okul öncesi kurumlar da özel sektör tarafından açılıp işletil­mektedir.

Yine birçok ülkede bebek bakımı ve okul öncesi eğitimi devlet tarafından sağlanmaktadır. İtalya, Rusya ve Fransa gibi ülkelerde kreşler de okul sistemleri içine alınmıştır.

Bizim ülkemizde ise iş kanununun 81. maddesi gereğince, Mart 1987 tarihinde yürürlüğe giren tüzüğe göre, yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun 150'den fazla kadın çalıştıran iş yerlerinde 6 yaşından küçük çocukların bırakılması, bakılma­sı, emzikli kadınların çocuklarını emzirmeleri için işveren tara­fından çalışma yerlerinden ayrı ve çalışma yerine yakın bir yurdun kurulması zorunlu kılınmıştır. Yurt 250 metreden da­ha uzakta ise, işveren taşıt sağlamakla yükümlüdür. Aynı tü­zük uyarınca annesi ölmüş ya da velayeti babasına verilmiş iş­çi çocukları da kreşlerden yararlanırlar denilmektedir.

Kreş Çocuğunun Bedensel Gelişmesi ve Eğitim Faliyetleri

Çocuğun 0-1 yaş arasındaki süreye üst çağı da denilmek­tedir. Yeni doğan bir çocuğun, boyu ve ağırlığı belli ölçülerdedir. Normal doğan bir çocuğun boyu 49-50 cm. ağırlığı ise 3 ya da 3,5 kg. olabilmektedir. Genel olarak erkek çocuklar kız ço­cuklara göre daha ağır ve daha boylu olabilmektedir. Güç bakımından ise, çocuk kendi ağırlığı kadar bir ağırlığı kaldırabi­lecek güçte doğmaktadır. Çocuk doğduğunun ilk günlerinde biraz kilo kaybeder. Kısa bir süre sonra tekrar kilo almaya baş­lar. En belirgin kas ve vücut hareketleri sırt üstü yatarken kol ve bacaklarını hareket ettirmesidir. Eline verilen bir nesneyi ve oyuncağı istediği gibi sallamaya çalışır ve bundan büyük bir zevk duyar.

Vücut hızlı gelişir ve dördüncü ayda ağırlığı hemen he­men iki katına çıkar. Oturmak için çaba harcamaya başlar. Ba­şını istediği tarafa çevirmeye çalışır. Gördüğü şeyleri yakala­mak için çaba göstermeye başlar. Çocuğun bu hareketleri çev­resindeki eşya ve nesnelerle teması onun bu konudaki ilk de­neyimlerini oluşturur.

Çocuk, sekizinci ayda artık kendi kendine oturabilmekte­dir. Arka üstü yatarken yüz üstü dönebileceği gibi, yüzükoyun yatarken de arka üstü dönebilmektedir. Çevresinde gördüğü bir nesneyi tutabilmektedir. Bu devrede bir kısım bebekler emeklemeye başlarlar. İki elini kullanarak iki ayrı şeyi ya da oyuncağı tutabilecek duruma gelmiştir. Eline aldığı her şeyi ağ­zına götürmeye çalışır. Gözleri ve elleri arasında gereken bağ­lantı oluşmaya başlamıştır. Ön dişlerinden birkaçı çıkmıştır.

Onikinci ayda, artık destek almadan ayakta durabilmekte­dir. Zaten on aylık iken bir yerlere tutunarak ayakta durabil­meyi becerebilmiştir. Parmaklarıyla eşya ve oyuncaklarını tut­masını becerebilmektedir. Yürümeye çaba harcamaya başla­mıştır.

Bu dönemin en önemli sorunlarından biri de sağlığıyla il­gili sorunlarıdır. Bu konuyla duyarlı bir şekilde ilgilenmek ge­rekmektedir. Çiçek, difteri, su çiçeği, kızıl, kızamık, kabakulak, boğmaca gibi hastalıklara karşı uyanık bulunulmalıdır. Aşısı olanlar aşılanarak, olmayanlar için ise gereken koruyucu ve te­davi edici önlemler zamanında alınmalıdır. Bu çağın bir özel­liği de dişlerinin çıkmaya başlamasıdır ve 6 dişi çıkmaktadır. Bu çağ çocuğunun en belirgin özelliği hızlı bir bedensel geliş­me çağı olmasıdır. Bu çağda çocuk ortalama 2-2,5 kilo alabil­mekte, boyu ise 5-6 cm. kadar uzayabilmektedir.

Kreş Çocuğunun Psikolojik Gelişmesi (Duygu ve Düşünce Yönüyle)

Yeni doğan bir çocuk zamanının önemli bir bölümünü uyumakla geçirmektedir. Uykudan uyandığı zaman da ağla­maya başlar. Çevresinde olup bitenlere karşı ilgisi pek fazla değildir. Ancak çok güçlü seslere ve şiddetli görsel, işitsel ve dokunsal uyaranlara karşı tepki gösterebilmektedir. En güçlü duyguları beslenmek ve analetini yapmak tepkisinden ibaret olmaktadır.

Bu ilk doğuş anından sonraki aylarda çocuğun duygu, dü­şünce ve hareket yaşamı yavaş yavaş gelişmeye başlar. Yavaş da olsa bazı uyaranlara karşı tepki gösterir. İnsanlara karşı ilk tepkisi gülümseme olarak ortaya çıkmaktadır. Haz duygusu­nun belirtileri yüz hareketleriyle anlaşılmaktadır. Hareket eden şeylere karşı ilgi göstermeye başlar. Görme, işitme, tatma, ko­ku alma ve dokunma duyguları gelişmeye başlamaktadır.

Dil ve konuşma yeteneği gelişmemiş olmakla birlikte açlı­ğını, öfkesini, korkusunu, ağrı ve sızısını ağlayarak belirtmek­tedir.

Dördüncü aydan sonra insan sesini tanır ve başını bu sese doğru çevirmeye başlar. Annesini-babasmı ve kendisine bakan insanları tanımaya başlar. Çevresindeki insanlardan ve onlar­la karşılaşmaktan hoşlanmaya başlar. Onlarla karşılaştığında sevinç çığlıkları atmaya başlar. Uzaktan gelen sesleri de tanı­maya başlar. Kafasını seslerin geldiği tarafa çevirir. Görüş me­safesi bir ve iki metreye yakın olabilmektedir. Kendisinin çı­kardığı sesler arasında bir takım heceler fark edilmeye başlar.
Sekizinci ayda yabancı insanları ayırt etmeye başlar ve bu insanların yüz hareketlerinden anlamaya başlamaktadır. Gör­mediği ya da tanımadığı kedi ve köpek gibi hayvanlardan korkmaya başlar. Dil açısından "hayır, olmaz" gibi sözcük ve işaretleri anlar ve tepkisini gösterir.

On ikinci aydan itibaren mekân kavramı gelişmemekle birlikte yakını ve uzağı anlamaya başlar. Kıskançlık duyguları gelişmeye başlar ve annesini kıskanır. Büyüklerin hareketleri­ni taklit etmeye başlar.

Bu 0-2 yaş çocuğun zekâ yönünden en hızlı geliştiği yaş­lardır. Çocuk bu çağda çevresine karşı ilgi duymaya başlar. Çevresindeki varlıkları keşfetmeye çalışır. Bunun için her yere uzanır, kırar, döker, ne olduğunu öğrenmek ister. Bu merakı­nı önlemek yanlıştır. Ona merakını gidermek için yardımcı ol­mak en doğru yöntemdir.

Bu yaş çocuğu benliğini anlamaya başlar ve iradesinin ge­reği olan hareketleri yapar. Bu devre hem aile, hem okul için güç devredir.

0-2 Yaş Çocuğuna Kazandırılacak Alışkanlıklar

Bu yaş çocuklarının barınma, korunma, yetişme ve eğitilme­leri için açılan kurumların kreşler olduğu bilinmektedir. Bu ku­rumların daha çok çalışan annelerin çocuklarına hizmet verme amacıyla açıldıkları da bilinmektedir. O halde bu kurumların ne kadar önemli bir sorumluluk taşıdıkları da anlaşılmaktadır. An­nenin sıcak ve sevecen kucağından koparak gelen bu yavrulara ne kadar duyarlı bir ilgi ve yaklaşım gerektiği de açıktır.

Bu yavruların doğuştan getirdikleri hiçbir alışkanlık yok­tur. Ancak hızla bir takım alışkanlıklar edinmeye başlarlar. En önemli ve yaşamsal alışkanlıkları uyku alışkanlığıdır. Yaklaşık 22 saat uyku uyudukları bilinmektedir. Uykudan uyanması­nın en önemli nedeni karnının acıkmış olmasıdır. Başlangıçta verilen besinlerin sıvı halinde bulunması gerekmektedir. Bu besinlerin emilerek yutulması gerekir.

İlk aylarda üç dört saat ara ile açlığı giderilmelidir. Kuşku­suz bu yazdıklarımız aile ve kreş için ortak görüş ve düşünce­lerdir. Çocuk yatağa yatırıldığı zaman ninnisiz, emziksiz ve sallamadan uyuma alışkanlığı verilmelidir. Gece saat 10'dan sabahın 6'sına kadar uyuma alışkanlığı kazandırılmalıdır.
Dördüncü ayda yine uyku konusunda yukarıda belirtilen­ler kazandırılmalıdır. Gıda ve besin olarak muhallebi gibi yarı sıvı gıdaların verilmesine başlanmalıdır. Bir öğün mama veri­lerek sütten kesilmesi sağlanmalıdır. Anne, çocuğun büyük aptestini yapacağı saatleri öğrenmeli ve o saatlerde yaptırma­yı alışkanlık haline getirmelidir. Çocuğa aptestini söyleme alış­kanlığı da verilmelidir.

Sekizinci ayda çocuk, sütten kesildikten sonra katı gıda olarak bir ekmek kabuğu gibi gıdalarla beslenmesine başla­nabilir. Bu aylarda çocuk akşamın 6'sından sabahın 6'sına ka­dar 12 saat uyuması sağlanabilir. Gündüz de 3-4 saat uyutula­rak uyku gıdası verilmelidir.

On ikinci ayda günde 14 saat uyuması gerekir. Bunun 11-12 saati gece, 2-3 saati ise gündüz uykusu olmalıdır. Bu yaştan sonra suyunu ve sütünü kendisi içebilme alışkanlığı kazandı­rılmalıdır.
İki yaşın içinde çocuklara kazandırılacak önemli alış­kanlıklardan biri de gece yatağını ıslatmama alışkanlığı ka­zandırılmasıdır. Bu süre içinde gerek aile içinde ve gerekse kreşte çocuğa temizlik, tertip ve düzen alışkanlığı kazandı­rılmalıdır. Ayrıca sağlığını koruma alışkanlığı kazandırıl­malıdır.

Kreş Çocuğunun Oyun İlişkisi (0-2 Yaş)

Yeni doğan bir bebeğin ne oyuncaklara, ne eşyalara ve ne de insanlara karşı bir ilgisi ve tepkisi olabilmektedir. İlk aylar­da oturamayan, ayakta duramayan, yürüyemeyen bebekler; kemikleri gelişip güçlendikçe, sinir sistemi gelişip güçlendik­çe, kasları gelişip güçlendikçe ve bu organlar ve sistemler ara­sında bir işbirliği geliştikçe çocuk güç ve canlılık kazanır. 6 ay­lıkken oturmaya, 10 aylık iken ayakta durmaya,14 aylık iken yürümeye başlar.

Bebekler yine ilk aylarda ağızlarından bir takım sesler çı­karmaya, işittiği seslere ilgi duymaya, dinlemeye, kollarını, bacaklarını hızla hareket ettirmeye, başlar ki bunlar çocuğun oyunla ilk tanışma hareketleridir.

Çocuklar dördüncü ayda, parlak ve renkli oyuncaklara il­gi duymaya başlar. Çevresindeki insanların ilgisinden hoşla­nırlar. Büyüklerin ilgisinin sürekli olmasını isterler. Oyuncak­larını sallar, ağzına götürmeye çalışır. Onun için bu gibi oyun­cak ve eşyaların çok temiz olması, yutulamayacak kadar bü­yük olması gerekmektedir. Dişlerin çıkmasına yakın olması diş etlerinin kaşınmaya başlaması nedeniyle verilecek kaşık fincan gibi araçların tehlikesiz olmasına özen gösterilmelidir.

Bebeklere sekizinci ayda bir oyun yeri sağlamak gerek­mektedir. Çünkü oyun yeteneği ve hareketleri gelişmiştir. Ço­cuğun serbestçe oynayabileceği bir zeminin hazırlanması gere­kir. Temiz bir çarşaf yere serilerek bir oyun yeri sağlanabilece­ği gibi, parmaklıklı bir köşe de hazırlanabilmelidir. Seslere, renklere karşı ilgi duymaya başlar, saç çekmekten, kağıt bu­ruşturup yırtmaktan, zil çalmaktan, top ve bloklarla oyna­maktan hoşlanırlar.

On ikinci ayda çocukların oyunlarla ilgili hareketleri ol­dukça gelişmiştir. Yalnız kendi başlarına oynadıkları gibi yaş-taşları ile de oynamaktan hoşlanırlar.

Çocuklar ikinci yaşın sonuna kadar şu özellikleri gösterir­ler: bu yaşta çok hareketli, sabırsız, bencil ve tekelcidirler. Oyuncaklarını başka çocuklarla paylaşmaz. Çocuğun çeşitli yeteneklerinin geliştirilmesi için: oyuncak otomobil, araba çe­şitleri, bebek, top, kağıt, makas, her çeşit kutu, tahta bloklar, defterler, kitaplar, kara tahta, kalem, kağıt, makas, kum, su... gibi oyuncaklar sağlanmalıdır.

Şunu da belirtelim ki, kız ve erkek çocukların oyun ilgile­ri aynı olmakla birlikte, kızların bebeklere ilgisi daha farklıdır.

Oğrenci Tanima Teknikleri

Öğrencileri Tanıma Teknikleri ve Programı

Öğrenciyi tanıma ve teknikleri konusunda değerli bir eği­timci ve bilim adamımızın görüşlerini özetliyerek vermeyi ya­rarlı buluyorum.

Tanımanın önemi

İlgilenilen konunun tamamıyla insan olduğu pek az mes­lek vardır. Bunlardan biri eğitimdir. Bazen bir kişi bazen grup olmak üzere eğitimde daima insan ile ilgilenilir. Bu çabalarla eğitimdeki görevlerimizden birinin kişiyi ne yaptığına ve ne yapacağına, ne yapması gerektiğine karar vermek düzeyine getirmek olduğunu; çocuk hakkında gerçekçi bir karar vermek için, onunla ilgili bilgiler bulunduğuna; çocuk hakkında ne ka­dar çok doğru bilgi edinirsek o kadar iyi ve doğru karar vere­ceğimiz belirtilmektedir.

Çocuğu tanıma ne demektir?

Çocuğu tanımanın onu tam ve doğru tasvir etmek olduğu; iyi tanıyorum diyen bir öğretmenin onun boyunu, ağırlığını, ten, saç, göz rengini, yüz ve vücut yapısını, nasıl giyindiğini, ne gibi alışkanlıklarının olduğunu, zaman sürecinde ne yapa­bileceğini, bunların en hatasız bir biçimde tanıma olmasına ça­lışması gerektiğini belirtmektedir.

Kimi tanıyacağız?

Bu sorunun cevabının çok açık olduğu; öğrenciyi tanıya­cağımızın anlaşılması gerektiği; öğretmen için sınıf bütünü­nün tanınmasının önemli olduğu; ancak öğretmenin bu isteği­nin zaman ve duruma bağlı olduğu; değişebileceği, bazen tek bir öğrenciyi çok iyi tanıması gerekeceği; bazen ise sınıfının bütününü iyi tanıması gerekeceği; öğretmenin birleştirilmiş sı­nıf okutması halinde birden çok sınıfın tanınmasının gerekece­ği; izlenecek yöntemlerin de farklı olacağı bir öğrenci için "vak'a incelemesi" sınıfın ve okulun tüm öğrencilerinin tanın­ması için ise daha değişik bir tekniğin uygulanacağı belirtil­mektedir.

Kim tanıyacak?

Bu sorunun önemli olduğu, bunun en kesin cevabının iliş­kisi olan herkes tanımalıdır olacağı; ilişkisi olanların ise açık olduğu, başta öğretmen, yönetici, ana-baba, öğrencinin arka­daşları ve diğer yakınları; bunların her birinin ayrı yönlerden tanıyacağı; önemli olanın bilgilerin gerçeği yansıtacak şekilde birleştirilmesi olacağı; öğrenciyi öğretmenin tanımasının önemli olduğunu, çünkü öğretmenin tanıma tekniklerini iyi bilen ve eğitime uygulayan kişi oluduğu belirtilmektedir.

Niçin tanıyacağız?

Bu sorunun cevabının öğretmenin çocuk hakkında topla­dığı bilgilerin hangi amaçla kullanacağını belirliyeceği; uygu­lamada çocuk hakkında toplanan bilgilerin değişik amaçlarla da kullanıldığının görüldüğü; bazen kullanılmadan dosyalan­dığı; göstermelik olarak deneticilere gösterildiği, yani "teftiş fırçası" sözcüğüne uygun bir uygulamanın sergilendiği; anne ve babaların çocukları hakkında daha çok bilgi toplama şansı­na sahip oldukları; ancak bunların teknikten yoksun bulun­duklarından yeteri kadar yararlı olamayacakları belirtilmekte­dir

Neyi tanıyacağız?

Bunun öğrenciler hakkında ne gibi bilgiler toplayacağımız anlamına geldiği, nazari olarak öğrenciler hakkında toplana­cak bilgilerin sonsuz olduğu; gerçekte ise bunların çok az bir bölümünün toplanabileceği; bu konuda kesin bir sıralamanın da mümkün olmayacağı; aşağıda eğitimcilerin en çok birleş­tikleri konuların verildiği; bunların seçiminin yapılması yine eğitimcilere verildiğini belirtmektedir.

Bu bilgiler:

Çocuğun kimliğiyle ilgili bilgiler, kabiliyeti ile ilgili bilgi­ler, okul başarısıyla ilgili bilgiler, ilgileri ile ilgili bilgiler, sos­yal ve duygusal olgunluğu veya uyumu ile ilgili bilgiler, sağ­lıkla ilgili bilgiler, alışkanlıkları ile ilgili bilgiler, becerileri ile il­gili bilgiler, okul ve ders dışı zamanlarını nasıl geçirdiğine ait bilgiler, aile durumu ve geçmişi ile ilgili bilgiler

Nerede tanıyacağız?

Bu sorunun cevabı çocuğun bulunduğu her yerde olacağı; okulda, sokakta, evde, ev çevresinde, ev dışında ve her yerde ve her mekanda göstereceği özellikler eğitim açısından önem­li olacağı; bu farkların öğretmeni, ana ve babaları hayrete dü­şürebilecek özelliklere sahip olabileceği; eğer okul orta derece­li bir okul ise, her ders ve branş öğretmenine göre farklı özel­likler gösterebileceği; misafirlikte ve yolculuk gibi değişik or­tamlarda farklı davranış gösterebileceği belirtilmektedir.

Ne zaman tanıyacağız?

Öğrencinin tanınması ona gelişiminin ortamını hazırla­mak için gerekli olduğu, her yerde tanımaya çalıştığımız gibi her zaman da tanımaya çalışmamız gerektiği; her öğrencinin kendine has bir gelişme özelliğinin bulunabileceği, zamanla değişebileceği, onun için tanıma işleminin sürekli olması ge­rektiği, öğrencilerin değişkenlik gösterebileceği, etkilenebile­ceği, çevre şartlarının da değişebileceği; bu değişmelerinde belli bir kuralı bulunmadığı; ayrıca eğitimin başlangıcı ve kar­ne dönemleri tanıma çalışmalarının yapılacağı ve diğer za­manlar yapılmayacak gibi bir sonucun da çıkarılmaması ge­rektiği tanıma çalışmalarının her zaman yapılacağı belirtil­mektedir.

Nasıl tanıyacağız?

Şimdiye kadar sıralanan soruların en önemlisinin bu oldu­ğu; bütün sorunun bu "nasıl" sorusuna gelip dayandığı; müm­kün olduğu kadar her aracın kullanılması gerektiği; bunların tanıma teknikleri olarak belirlendiğini; değişik eğitimcilerin teknikleri sıralarken değişik terimler kullandıklarını, öğret­men için ise tekniğin en az hata ile kullanılması olduğu belir­tilmektedir.

Tanıma teknikleri

-Sınıf yaş durumu cetvelleri: Çocuğu her yönüyle bir bü­tün olarak tanımanın birçok yöntemi ve tekniği vardır. Bunla­rın en önemlilerini kısaca özetlemeye çalışalım. Öğretmen okutacağı sınıfı oluşturan öğrencilerini tanımak zorundadır. Şunu da belirtelim ki öğretmen değişken, sınıf ve öğrenciler ise daha yerleşiktir. Yani öğretmen atanma yoluyla yeni bir sınıfa gelebilmektedir. Bu bakımdan da yeni sınıfını oluşturan öğ­rencilerini adları ve soyadlarıyla, cinsiyetleriyle, doğum ve yaşlarıyla, sınıf geçme ve kalma durumlarıyla incelemesi ve bununla ilgili bir çizelge düzenliyerek kayda alması gerek­mektedir.

Sınıf ders durumu cetvelleri: Bu çalışma ile öğretmen öğ­rencilerin derslerdeki başarı durumlarını incelemek ve öğren­mek zorundadır. Bu da kendi ya da kendinden önceki öğret­menin yaptığı sınav ve ders değerlendirmeleri sonunda dü­zenlediği cetvellerin incelenmesinden anlaşılacaktır.

Yani öğretmenin sınıfının her öğrencisini yaptığı sözlü, yazılı, uygulamalı sınıfları sonunda yaptığı başarı durumları­nı not defterine işlediği gibi daha pratik bir tanıma için de bir çizelge hazırlaması ve bir bakışta her öğrencisinin başarı duru­munu bilmesi ve tanıması uygulamasıdır.

Gözlem yoluyla bilgi toplama: Bu çalışma öğrencinin öğ­retmen tarafından gözlenerek tanınması anlamına gelen bir ça­lımadır.

Öğrencilerin öyle özellikleri ve davranışları vardır ki biz o özellikleri ve davranışları öğrencinin yaptığı anda öğrenebili­riz. Örneğin öğrencinin konuşma yeteneğini konuşurken; alet kullanma becerisini bir aleti kullanırken öğrenebiliriz. Temiz­lik ve beslenme alışkanlıklarını yine sürekli olarak izlemek ve gözlemekle öğrenir ve tanımaya çalışırız. Tüm bu gelişmeleri bakış ve dinleme yöntemiyle saptayabiliriz. Öyle ise gözlem, "Belli bir kimse, yer, olay, nesne, durum ve şarta ait bilgi top­lamak için amaçlı, belirli hedeflere yöneltilmiş bakış ve dinle­yiştir." diye tanımlanmıştır

Görüşme tekniğiyle tanıma: Bu tekniğe "mülakat" de-mekde mümkündür. Bu teknik öğretmen ve öğrencinin bir so­run konusunda birebir görüşerek öğrencinin o sorunu konu­sunda objektif bilgi edinmektir. Diğer tekniklerden farkı daha genel bir anlam taşımasıdır. Yani bu teknikle hedeflenen öğ­rencinin iç dünyası ile dış dünyasını birlikte incelemek ve bil­gilenmektir. Her insan sevincini ve üzüntüsünü mutlaka bir yakını ile paylaşarak mutlu olmak ister. Öğretmen de öğrenci­nin eğitim ve öğretiminden sorumlu olduğuna göre en yakını sayılır. Öğretmen mülakatı yalnız öğrenciyle değil, öğrencinin sorunlarını çözmek için veli ve ailesiyle de yaparak çözümü kolaylaştıracaktır.

Sosyometrik teknik ve yöntemiyle tanıma: Bu teknik bir öğrencinin sınıf içindeki rolünü ve beğeni derecesini göster­mek için uygulanan ve tanımayı sağlayan bir tekniktir. Her tekniğin kendine özel saptama yöntemleri olduğu gibi, bu tek­niğin de kendine özel yöntemleri vardır. En pratiği, yazılı ola­rak her öğrencinin tercihini almak ve derecelendirmek suretiy­le en çok sevilen ya da sevilmeyen öğrencilerin saptanması şeklindedir.

Otobiyografi: Bu teknik de yazılı olarak öğrencinin kendi­ni tanıtması anlamına gelen bir tekniktir. Bunun da iki yönte­mi vardır. Ya öğrencinin tüm yaşamını anlatması sınırlama­dan istenir ya da belli ve sınırlı bir konu verilerek o konu ile il­gili bilgi istenir. Bu öğrencinin sağlık konusunda geçirdiği so­runların yazılması olabilir.

Anket: Bu teknik bir soru cevap tekniğidir. Bu teknikle en doğru, en kolay, en çabuk bilgilerin edinilmesi esas alınır ve sorular ona göre düzenlenerek uygulanır. Bu teknik çok yay­gın uygulama alanı bulunan bir tekniktir.

Okul Oncesi Egitim Kurumlarinda

Okul Öncesi Eğitimin Amaçları ve Gelişim Özellikleri

Okul Öncesi Eğitimi Kurumlarında Amaçlar

Okul öncesi eğitimin genel ve temel amacı; 0-6 yaş çocuklarının, bilim ve gerçeklerin ışığında bakım, barınma ve korunmalarına çalışmak; bedensel, ruhsal, zihinsel ve toplumsal ge­lişmelerini sağlamak; sağlık ve beslenmeleri konusunda her türlü önlemi almak ve bu konulardaki etkinlikleri planlı, programlı, sürekli ve sistemli olarak sürdürmek ve okula hazırlan­malarını sağlamakta.

Okul öncesi çocuklarının bedensel gelişmesi:

Bilimsel kaynaklara göre bu yaşların çocuklarını bedenen en hızlı geliştikleri yaşlar olduğu saptanmıştır. Bu yaşlardan beklenen gelişmeler için, yani bedensel açıdan gelişmeyi sağ­layacak etken iyi ve dengeli bir beslenme ile sağlanacaktır. Ye­terli ve dengeli besin yanında temiz hava mevsime göre giyin­me, bol bol hareket etme, zamanlı dinlenme, sağlık kurallarına uyma ve hastalıklardan korunma, her türlü tehlikelerden ko­runma bedensel gelişmenin önemli etkenleridir.
Bu gelişmeyi sağlamak ailenin ve okul öncesi kurumunun ortak bir amacı ve sorumluluğu olmalıdır.

Okul öncesi çocuklarının ruhsal gelişmeleri:

Bu yaştaki çocukların ruhsal açıdan en çok gerek duyduk­ları şey çevrelerindeki herkesten sevgi ve dostluk görmeleri­dir. Korku, kıskançlık, öfke gibi duygu ve tepkilerden uzak, neşe ve güven içinde olması, korkusuzca ve özgürce hareket etmesi, bu yaş çocuklarının gerek duyduğu etkenlerdir.
Bu psikolojik ortamı sağlamak da yine aile ve okul öncesi kurumunun ortak amacıdır ve olmalıdır.

Okul öncesi çocuklarının toplumsal gelişmeleri:

Bu yaş çocuğunun ilk çevresini aile bireyleri oluşturmak­tadır. Daha sonra genişlemeye başlayan çevresi onun bir top­luma dayanma ve bağlanma gereğini duymaya başlar, içinde bulunduğu sosyal çevrenin kendisini kabul etmesi ve orada ki­şilik kazanması çocuğun en önemli amaçlarından birini oluş­turmaktadır. Çocuğun bu açıdan gelişmesi daha çok okul ön­cesi kurumunun işlevleri arasındadır; çevreye intibakı, bu çev­rede etkin olması, çevresine kendi gücü oranında katkıda bu­lunması, toplumdaki büyük-küçük kişilerle iyi ilişkiler kurma­sı okul öncesi kurumunun amacı olmalıdır.
Burada kısaca değinilen konular, ileride tüm ayrıntılarıyla verilmiştir.

Okul öncesi çocuklarının duyu organlarının gelişmesi:

Çocuğun dış çevre ile ilişkisini kurup sürdüren duyu or­ganlarının (görme, işitme, koklama, tatma, dokunma) gelişme­sinin çocuğun genel yaşamında olduğu gibi öğrenim yaşamın­da da önemli olduğundan kimsenin kuşkusu yoktur. Kurum­da yani anaokulunda duyu organlarına hitap eden araç ve ge­reçlerle verilen ve kazandırılan deneyimler, çocukların her yönden gelişmelerini sağlayacaktır.

Okul öncesi çocuklarının zihinsel yeteneklerinin ge­lişmesi:

Bu yaş çocuklarının temel öğrenme gelişmelerinin ve bilgi edinmelerinin en elverişli zamanının ilkokula başlamadan ön­ceki 5-6 yaşlarında gerçekleştiği psikologlarca belirtilmektedir. Bu bakımdan anaokulları bu yaş çocuklarının zihin etkinlikle­rinden olan bellek, dikkat, muhakeme, öğrenme gibi yetenek­lerinin geliştirilmesi için görsel ve işitsel rolü olan araç ve ge­reçleri kullanarak ve kullandırarak bu alandaki gelişmelerini sağlamalıdır.

Okul öncesi çocuklarının iyi alışkanlıklar edinmesi:

Bu yaş çocukları gerek bedenen ve gerekse ruhsal açıdan düzenli ve sistemli bir yaşayışa gerek duymaktadır. Böyle bir yaşayışa yalnız çocukların değil, yetişkinlerin de muhtaç ol­dukları muhakkaktır. Böyle düzenli bir yaşayışın çocukta alış­kanlık haline gelmesi belli saatlerde yiyip içmesi, yatması, din­lenmesi, çevresini temiz tutmasını, diş fırçalamak, el yıkamak, başkalarına ve arkadaşlarına karşı iyi davranmak, iyi ilişkiler kurmak bu yaş çocuklarının en çok ve en çabuk benimseyip alışkanlık haline getirebilecekleri toplumsal kurallardır. Aile ve okulun görevi bu alışkanlıkların devamını sağlamak olma­lıdır.

Okul öncesi çocuklarda sorumluluk duygusunun ge­lişmesi:

Genelde bu yaş çocukları hep kendini düşünecek kadar egoist olurlar. Çocukları bu karakter yapısından kurtarıp sos­yalleşmesini sağlamak yine aile ve anaokulunun görevi ola­caktır. Psikolojik olarak çocukların sevgi, ilgi, oyun ve arkadaş edinme gibi ihtiyaçları onun toplum içinde bulunma gereğini ve isteğini uyandırır. Böylece kendinden başkalarının da var olduğu bilincine varmış olur. Toplumla ve çevresiyle uyum sağlaması okulun bu konuda kendisine ödevler vermesi, bu ödevleri başardıkça kendisine güven duyması, yaptığı işler­den zevk alması, çevresine yararlı olduğuna inanması sorum­luluk duygusunun gelişmesini sağlayacaktır.

Okul öncesi çocuklarında özgürlük duygusunun ge­lişmesi:

Okullarda ortak davranmayı ve çalışmayı gerektiren et­kinlikler vardır. Yemek, uyku, grup çalışmaları gibi etkinlikler olduğu gibi, bilhassa bu yaş çocuklarının serbest hareket etme­sine önemli ölçüde gerek bulunmaktadır. Çocuğun serbest ha­reket etmesi onun ruh sağlığı ve kişiliğinin gelişmesi açısından önemlidir. Anaokulları çocuklara serbest hareket etme fırsatı verdiği oranda özgürlük duygusunun gelişip yerleşmesini sağlayacaktır.

Okul öncesi çocuklarının ilkokula uyabilme deneyi­mi vermesi:

Okul öncesi çocuklarına anaokullarında okuma-yazma öğretilmediği bilinmektedir. Ancak ilkokula başladığında çok rahat uyum sağlayabileceği konusunda olumlu alışkanlıklar kazandığı da bir gerçek olarak bilinmektedir.
Yukarıdan beri sıralamaya çalıştığımız bu amaçları sağla­yabilen bir anaokulu amacına ulaşmış sayılır.

İdeal Bir Anaokulu Nasıl Oluşturulmalıdır? Anaokulu Eğitimi

Ülkemizde okul öncesiyle ilgili en gerekli, en gerçekçi, en önemli, en ayrıntılı ve bilimsel çalışmalar Beşinci Milli Eğitim Şûrası'nda yapılmış ve kararlaştırılmıştır.
Bu çalışmaların içeriğini anahatlarıyla aynen vermeyi yararlı buluyorum.

"İdeal bir anaokulu için bazı ölçüler:

Bina, içinde ve dışında küçük çocukların serbestçe koşup oynayacakları, büyük aletleri kullanabilecekleri ve rahatça oynayacakları genişlikte ve ferahlıkta mıdır?

Öğle uykusu için küçük karyolaları yerleştirmeye elveriş­li ve diğer çocukları korumak maksadıyla hasta çocukları tec­ride yarayan bir yer var mıdır?
Odalar; ışık, hava ve sıcaklık bakımından sağlık kuralla­rına uygun mudur ve perde tertibatı var mıdır?
Okul, düzen egemen ve sağlığa elverişli midir?
Çocuklar ateşten, hava cereyanlarından, rutubetten, telsiz ve korkuluksuz pencereden, uzun, dönemeçli kat merdivenle­rinden gelebilecek tehlikelere karşı korunuyorlar mı?
Okul eşyaları çocukların boylarına ve çalışmalarına uy­gun mudur?
Bu eşya sade, dayanıklı ve kolayca temizlenir cinsten mi­dir?
Her çocuk için yeter sayıda materyal var mıdır ve bunlar, türlü, türlü kullanışlarını çocuklara öğretecek cinsten midir?
Mevcut teçhizatla oyun malzemesi, çocukların gelişim çağlarına cevap verebiliyor mu?
Mesela: sırtın, kalçaların, kol ve bacakların büyük adale­lerin çalıştırılmasına elverişli tırmanma, çekme, kaldırma veya kazmaya yarayan materyal var mıdır?
Vücut çevikliği kazandıran toplar veya denge tahtaları gi­bi araçlar var mıdır?
Çocukları beraber oynamaya teşvik eden, oyuncaklar, ev­cilik, dükkâncılık veya çevrelerindeki hayatı küçük çapta can­landıran diğer araçlar var mıdır?
Çocukları deneme yapmaya ve ortaya orijinal (değişik) bir şey koymaya teşvik eden çamur, boya ve boya kalemleri gi­bi materyal (gereç) mevcut mudur?
Çocukların yaşlarına uygun artistik değerde kitaplar ve resimler var mıdır?
Çocukların sağlıkları her günkü muayenelerle korunabiliyor mu?
Şüpheli araz (belirti) gösteren çocuklar tecrit (ayırma) ediliyor mu?
Çocuklara açık havada ve güneşte temrin (alıştırma) yapma konusunda bol imkân (olanak) verilmekte midir?
Yorgunluğa ve fazla heyecan verici olaylara karşı korun­ma önlemleri alınmış mıdır?
Uyku, yeme, içme, büyük küçük ihtiyaçlarını giderme, giyinme ve oynama konularında iyi alışkanlıklar kazandırılabiliyor mu?
Öğretmenler, başkaları ile çalışabilecek, çocuklardan hoş­lanan, çocukların ana ve babalarına birer çocuk ana babası gibi davranışta bulunan sağlıklı, dengeli kimseler midir?
Çocuklarla ana ve babaları üzerinde güven uyandırabiliyor mu?
Duygu ve heveslerine kapılmadan içtenlik, sevecenlik ve sevgi gösteriyorlar mı?
Öğretmenler, çocukların gelişim evrelerini takip edebilecek ve bu okullar için yetişmiş durumda mıdırlar?
Çocuğun büyümesi ile eğitim etkinlikleri arasındaki gün­lük yenilikleri takip edebiliyorlar mı?
Çocukları anlamak konusunda öğretmenler aile ile işbirliği yapma yoluna gidiyorlar mı?
Bu konuda aileye yararlı bilgiler verebiliyorlar mı?
Ailenin okul ziyaretlerini iyi karşılıyor ve ara sıra onları okula işbirliğine davet ediyorlar mı?
Çocuk için önemli olan bazı noktaların tenkidini (eleştirisini) hoş karşılıyorlar mı?
Çeşitli kültür temellerini incelemek suretiyle ana babanın ihtiyaçlarını kavrayabiliyorlar mı?
Okul öğretmenleri arasında ahenk var mıdır?
Öğretmenler şahıslarını, kendi duygu ve düşüncelerini çocuk yararı üstünde tutuyorlar mı?
Çocuklara karşı eşit davranıyorlar mı?
Her çocuğa karşı derin ve dostça bir alaka duyuyorlar mı?
Öğretmenler, çevrenin çocuklara yardım eden bazı kurul­ları konusunda bilgi edinebiliyorlar mı? Ve bunlarla işbirliği yapıyorlar mı?
Ana ve babalara, bu kurumlarla ilgi kurmaya yardım edi­yorlar mı?
Öğretmenlerin çocuklarla olan münasebetleri (ilişkileri) dürüst, istikrarlı (kalımlı) mı?
Okula ve çocuğa ilişkin sorunlar ısrarla takip ediliyor mu?
Krizli anlar, olağanüstü olaylar, doğal ve soğukkanlı bir şekilde karşılanıyor mu?
Tuvaletten çıktıktan sonra el yıkamanın gereği ve önemi anlatılmış ve bazı şeylerin hiç yapılmayacağı, okulla ilgili bazı konularda her öğrencinin söz ve seçim hakkı olduğu konusun­da ısrarla durulmakta mıdır?
Program, çocukların ihtiyaç ve ilgilerine uyacak şekilde esnek midir?
Öğretmen, çocukların öğrenmek istedikleri şeyi kesin ola­rak biliyor mu?
Çocukların kendilerini doğal ve yaratıcı bir şekilde tanı­tıp anlatmalarına fırsat veriyor mu?
Çocuklar, müzik ve güzel sanatlarla tanıştırılıyor mu?
Çocukların sorucu ve araştırıcı zihniyeti (ansal) hoş karşı­lanıyor mu?
Çocukların sorularına tatmin edici yanıtlar verilerek yardım ediliyor mu?
Eşya ve insanlarla denemelerde bulunmaları, eşyayı nasıl kullanacakları, insanlara nasıl davranacakları konularında rehberlik ediliyor mu?
Çocuklar, toplu etkinliklere ayak uydurmayı, başkalarına hak vermeyi, sıra ve saygıyı, haksızlığa boyun eğmeyi öğreni­yorlar mı?
Ürkek, utangaç ve yorgun çocuklara arkadaşları ile anlaşma, çalışma ve oynama teknikleri kavratılıyor mu?
Çocuklarda eşyaya, insanlara ve kendilerine karşı iyi alış-kanlıklar geliştirilebiliyor mu?
Çocuklar, eşyalarını iyi kullanmayı, tertipli ve düzenli olmayı öğrenmiş midirler?
Başkalarının malına ve haklarına saygı göstermeyi biliyorlar mı?
Kızlarla erkek çocuklar arasındaki beden ayrılıklarını, gi­yiniş ve temizleniş biçimini doğal karşılıyorlar mı?
Çocuklar, dürtülemeden birtakım iş ve görevlerin sorumluluğunu üzerlerine almayı, düşüncelerini savunmayı, tartışmayı ve bunlardan doğacak sonuçları göze almayı öğrenmiş­ler midir?
Okul, iş ve oyuna dalmış bulunan hünerli (becerili-usta) ve çalışkan çocuklar için iyi bir atmosfer sağlayabiliyor mu?

Milli Eğitim Şurasınca Anaokullarında Bulunması İstenen Ders Araçları

Kum havuzu, kum masası, kalıp, kum arabası, kova, tahtaravalli
Muvazene tahtaları. Salıncaklar, tırmanma ipleri
Toplar (boy boy lâstik ve meşin)
Kayma oluğu
Tırmanma yeri, merdivenler, uzun tahtalar
Tekerlekli oyuncaklar: üç tekerlekli bisiklet, otomobil, pe-dalsız bisiklet, elle yürütülen küçük otomobil, arabalar, tren­ler, vapurlar, uçaklar.
Çemberler
Teraziler
Nişan halkaları ve fasulye torbaları
Müzik aletleri (piyano, gramafon, plaklar, davul, trampet, zil, üç köşe demirler, tefler, çıngıraklar.) Takozlar
İçi boş kutular
Tahtadan hayvan ve insan modelleri Kil ve plâstilin
Sulu boya, kalem boya, siyah kalem, renkli tebeşir, siyah tahta.
Ucu küt makas
Bükme, boyama, yapıştırma işleri için renkli, çeşitli kâğıt­lar, boya fırçaları, boya sehpaları, karton, tutkal
Bebekler
Bebek evi
Mutfak takımı, yemek takımı
Yatak odası takımı
Temizlik malzemesi
Oturma odası malzemesi Boncuklar (boy boy, renkli ve iri delikli)
Dikiş kartları, ucu küt iğne ve renkli iplikler

Avustralya Okul Oncesi Egitimi

Avustralya'da Okul Öncesi Eğitim Uygulamaları

Avustralya'da okul öncesi eğitimi konusunda gelişmeler ve genişlemeler bilhassa ikinci Duya Savaşı'ndan sonra mey­dana gelmiştir. Bu ülkede Uluslar Topluluğu Sağlık Dairesi, her başkentte Lady Gowrie Merkezi diye bilinen bir merkez oluşturularak deneysel çalışmaların yapılması ve teşvik edil­mesi amacını güden bir merkez olarak çalışmaktadır. Eyalet­lerden ikisi bu alanda resmi eğitimin bir parçası olarak bir baş­langıç yaptıkları, Yeni Güney Gal'in 10 yuva işletmekte oldu­ğu, Tasmania'nın 52 merkeze para yardımı yaptığı, diğer eya­letlerin kaynaklarının kıt olmasının bir sonucu diğer eğitim uygulamalarına öncelik tanınması gerektiği düşüncesiyle bu okul öncesi alanına girmekte isteksizlik gösterdikleri anlaşıl­maktadır.

Bu ülkede okul öncesi çalışmaların önemli bir bölümü ba­ğışlarla desteklenmekte ve bazı eyaletlerden yardım alan Ba­ğımsız Anaokulları Birliği (Free Kindergarten Union) gibi gö­nüllü kuruluşlarca yürütüldüğü, Victoria'da Sağlık Dairesi her çocuk için bir miktar para yardımı yaptığı, bina yapımlarında da yardımda bulunduğu, Melbourne Kindergaten Training College (Anaokulu Öğretmeni Koleji) de aynı kaynaktan para yardımını aldığı belirtilmektedir.

Avustralya'da okul öncesi eğitiminin bütün memleket öl­çüsünde sürekli yayılmasını sağlamak amacıyla Avustralya Okul öncesi Derneği (Australian Preschool Association) adını taşıyan bir örgütün kurulduğu belirtilmektedir. Bu örgütün başına federal düzeyde bir görevlinin getirildiği, derneğin iki yılda bir sırasıyla eyaletlerde toplantılar yaptığı, 1962'de der­neğe bağlı 900 kadar merkezin bulunduğu, bu merkezlerde eğitim gören çocuk sayısının 41.000 olduğu belirlendi.

Fransa'da Okul Öncesi Eğitimi Uygulamaları

Fransa'da okul öncesi eğitiminin başlangıcı 1837 yılına rastlamaktadır. Bu uygulama ile çocukların yaşlarına uygun bir eğitim sağlamak yanında, annelerin bakımına da yönelik programlar düzenleyip uygulamaya koymak düşünülmüştür. Bu erken eğitim ve okul öncesi eğitim kurumları bir çeşit hayır kurumları olup bunlara "salles d'asile" yani kelime anlamıyla "kutsal odalar" denilmiştir. Bu uygulamalar bir süre devam etmiş 1881'de ise bu okul uygulamalarına "ecoles meterneles" (anaokulları) adı verilmiştir. Küçük "commune"lerde ise cleses enfantines (yuva sınıfları) adıyla değişik programların uy­gulamaya konulduğu belirtilmektedir. Bu uygulamalar ilko­kul binalarında ve ilkokul müdürlerinin gözetiminde yürütül­müştür.

Fransa'da okul öncesi kurumları genellikle gönüllü kuru­luşlarca açılsa da; bir "commune" böyle bir okul öncesi kuru­mu açma kararı alsa dahi böyle bir karar almaya zorlanamaz.

Böyle bir okul açıldıktan sonra "commune" merkezi hüküme­tin bu kuruma para yardımı yapmasını isteyebilir. Ancak mer­kezi hükümetin bu okula para yardımı yapabilmesi için bu okulun en az on yıl uygulamada kalması gerektiği belirtilmek­tedir. Milli Eğitim Bakanlığının okul öncesi eğitimine mali yar­dımda bulunma zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak ko­nuyla ilgili anlaşmalar yapıldıktan sonra yardım yapabileceği belirtilmektedir. Anaokullarının bir bölümünün özel kuruluş­lar ve kilise mensupları tarafından işletildiği ve devletten yar­dım alamadıkları anlaşılmaktadır. Anaokulları ister resmi ve isterse özel olsun Bakanlık denetim ve gözetim görevini yapa­cağı gibi rehberlik hizmetinde de bulunabilmektedir.

Bu ülkede anaokulu kendi müdürü ile bağımsız bir ku­rum olduğu, bu okulların bina ve donatımlarıyla ilgili şartları düzenleyen ve ulusal nitelik taşıyan yönetmeliğin uygulandı­ğı belirtilmektedir. Ayrıca öğretmenlerle ilgili nitelikler de yö­netmelikte belirlenmektedir. Her okulun mevcudu 150, sınıf mevcutları ise 25 olarak belirlenmektedir. Tüm çocukların okula girişlerinde sağlık muayenesinden geçtikleri ve sürekli kontrol edildiği belirtilmektedir.

Bu okul öncesi programında beden alıştırmaları, oyun, şarkılar, resim ve elişi gibi etkinliklere yer verildiği, eşyaların tanıtıldığı, ahlâkî alışkanlıklar gibi etkinliklere önem verildiği, son yılda okumaya, yazmaya başlandığı belirtilmektedir. Bu okullarda Montesorri ve Decroly görüşlerinin ağırlık taşıdığı anlaşılmaktadır.

İngiltere'de Okul Öncesi Eğitim Uygulamaları

İngiltere'de çalışan annelerin çocuklarını barındırmak ve yetiştirmek amacıyla, ingiliz yasaları okul öncesi eğitimi için, yerel eğitim yönetimlerine istedikleri zaman yuvalar yapma, açma ve işletme izni vermiştir.

İkinci Dünya Savaşı sırasında birçok gönüllü kuruluş ve bazı eğitim yöneticilerince yuvalar (nursery schools) açılmıştır.

Bu okul öncesi eğitim kurumları sadece kalabalık endüst­ri kurumlarının bulunduğu yerlerde değil; bütün İngiliz ço­cuklarının eğitilmesi için düşünülmüştür. Bu amaçla İngiliz eğitim yasası yerel yönetimlerin bu ihtiyacı karşılamaları için okul öncesi kurumu açmalarını zorunlu hale getirmiştir.
Bu okul öncesi kurumların çocuk sayısı 40 olarak kararlaş­tırılmıştır. Ancak yerel eğitim yönetimleri önlemi yerinde bul­dukları taktirde yuva sınıflarının ilkokullara (primary schools) bağlanmaları düşünülmüştür.

1933'te Eğitim Kurulu (Board Of Education) tarafından yayınlanan bir raporda okul öncesi kurumlarının amaçları şöyle açıklanmıştır:

"Çocuk, iki ile beş yaşları arasında duyuları vasıtasıyla çevresindeki dünya hakkında bilgi kazanır ve bu duygular arasında, özellikle daha çok görme, işitme ve dokunma duyu­larından bizzat faydalanmayı öğrenmek ister. Çocuğun eşyaya devamlı olarak bakma ve meşgul olma isteği, olduğu kadar az sınırlandırılmalıdır. Ve okulda çocuğun çevresinde deneme ve araştırma yapmaya imkan verecek eşya ve materyaller bulun­malıdır.

Olağan bir şehir çevresinde çocuğun tabii güdülerini (impulses) tatmin eden pek az şey vardır; bunun için çocukların açık havada oyalanacağı; içinde ağaçların, bitkilerin, hayvan­ların, araştırma yapacak imkanı verecek yerlerin, çıplak ayakla girilip oynanabilecek havuzların ve zevk duyacakları kum­lukların bulunduğu bir çevre hazırlamak önemlidir."

İngiltere'de yuvaların sağlam temellere dayanmaları bek­lenilen oranda gelişememiş olmaları, mali kaynakların kıtlığı­na dayandırılmaktadır. Yuvaya devam bu ülkede isteğe bağlı­dır. Zorunlu eğitim ise 5 yaşında ilkokulda başlamaktadır. Bu bakımdan bu ülkede 3-4 yaşlarındaki çocuklar yuvaya ya da anaokuluna gitmektedir. Bu yuvaların beklenilen düzeyde gelişememelerinin bir nedeni de okul nüfusunun savaş yılların­dan sonra anormal artması ve bütün gücün zorunlu eğitime kaydırılması olmuştur.

Dünyada Okul Öncesi Eğitim Uygulamaları

A.B.D.'de Okul Öncesi Eğitimi Uygulaması


Bu ülkede 1933'e kadar okul öncesi kurumlan alt ve üst ekonomik topluluklara mensup insanların çocuklarına hizmet vermekte idi. Bu kurumlara "yuva" denilmektedir. Bu yuvalar gönüllü kuruluşlarca ya da mahallerde oluşturulan halk gruplarınca organize ediliyordu. Ayrıca anneleri çalışan çocuklarla ilgilenmek amacıyla ve daha çok fakir aile çocukla­rı için hayır derneklerince açılıp işletilen yuvalar bulunuyor­du. 1933'de ise federal hükümetin genel yardım ve iş bulma amacıyla Olağanüstü Federal İş Bulma Teşkilatı yuvaların açılmasına izin verdi. Bu program ve uygulamanın amacı bakıl­mayı gerektiren çocukların bakımı ve kalifiye öğretmenlere iş bulmaktı. Bu gibi okul öncesi kurumları yerel eğitim yönetimlerince kuruldu ve federal hükümetin verdiği paralarla da des­teklenerek geliştirildi. Okul öncesi ile ilgili programa ilk yıl 37 eyalette başlanmış ve yuvalara 2-5 yaşları arasındaki çocuklar alınmıştır. Bu çocukların sayısı 64.491 olarak belirlenmiş; 1939'da ise 3000 yuvaya 75.000'den fazla çocuk katılmıştır.

Bütün dünyayı etkileyen İkinci Dünya Savaşı, A.B.D.'yi de her açıdan etkilemiştir. Savaş sırasında savaş sanayinde çalışa­bilecek kadın çalışanların sayısını artırmak ve çocuklarının okul ihtiyacını karşılamak için okullardaki mevcut uygulama­lara ek olarak tersanelerde ve diğer sanayi tesislerinde yuvalar açılması istenilmiş ve açılmıştır. Bu okullarda verilmeye çalışı­lan yuva eğitimi yanında, günün daha uzun saatlerinde çocuk bakımı açısından da imkan sağlanmasına çalışılıyordu. Yani bir yerde bu uygulamaya uzatmalı çocuk bakımı demek mümkün­dür. 1945'te uzatmalı çocuk merkezlerinde 51.229 çocuk bulun­duğu belirtilmektedir. Ancak 1946'da savaşın bitmesinden son­ra federal yardım kesilince yuva ve çocuk merkezlerinin çoğu kapanmıştır. Federal yardımla yaşayan yuva ve bakım evleri yerel toplumlarda ilgi uyandırdığı ve birçok yerlerin yuvalar açtığı, yerel destek sağlandığı, ancak 2 ile 5 yaşları arasında bu okullara devam eden çocuk sayısının istenilen oranda olamadı­ğı belirtilmektedir.

Bu ülkede anaokulları konusunda önemli gelişmeler oldu­ğu belirtilmektedir. Anaokulu eğitimi genel olarak 5-6 yaş ço­cuklarına verilmekte olup 4 yaşındaki çocuklarda bu eğitime alındığı belirtilmektedir. Bu eğitime önem verilerek ilköğreti­me hazırlıklı olmak üzere birçok resmi ve özel anaokulu eğitim hizmeti vermektedir.
Bu ülkede 1950 yılında biri hariç olmak üzere, diğer bütün eyaletler yerel okul yöntemlerini resmi anaokulları açmak ve bu okullara yardım amacıyla yerel vergi fonlarını genişletmek konusunda yetki verdiği ve 29 eyaletin bu fonları kullanması için yetki verdiği; hiçbir eyalette yerel bölgeler anaokulu açmaya ve işletmeye zorlanmadığı; genellikle okul kurulunun bir anaokulu programı başlatması için yerel seçimde o okul bölgesinde oturan ve vergi veren vatandaşlara konuyu sunmasının istenildiği belirtilmektedir.

Yine bu ülkede anaokulları yarım gün eğitim yapmakta oldukları, yani çok kere sabahçı ve öğlenci olmak üzere ikili bir çalışma yapıldığı; programın çocuğun hazır oluşuna ve psi­kolojik ilkeye dayandırıldığı; son araştırmalara göre çocukla­rın 6 yaşına gelmeden önce okumaya hazır olmadıklarını; bu­nun için kronolojik yaş yerine, zihin yaşının (zekâ yaşının) da­ha uygun bir dayanak olduğu; kimi birinci sınıflarda, formal okuma derslerine başlamadan önce, kimi çocuklara anaokullarının okuma öncesi yöntemlerinin uygulanması gerektiği tav­siye edilmektedir.

Anaokulları okumayı öğretmemekle birlikte, çocukların birinci sınıfın diğer alanlarına hazırlanmasına önem verildiği belirtilmektedir. Çocukların ilgi ve dikkatlerinin sürekli tutul­ması için, çok önem verilmesi gibi eski yöntemler yerine, keli­me hazinesini geliştirme, kitap ve dergilere karşı ilgi uyandır­ma; söyleşi yöntemiyle konuşma eğitimi vermek; eşyaları say­mak, takvim ve kitaplardaki sayıları incelemek, parmak boya­sı, kesme yapıştırma, resim yapma, elişi çalışmaları, tahta bloklar ve diğer eşyalar üzerinde çalışılarak el ve göz koordi­nasyonunu geliştirme uygulamalarının yapıldığı; sağlık kural­larına uyulmakta özen gösterildiği, öğlen yemekleri, kuşluk ve ikindi kahvaltılarına önem verildiği belirtilmektedir.

Vatandaşlık eğitimi konusuna da anaokulu programla­rında çok önem verildiği; bir birey olarak her çocuğa değer verildiği gibi, başkalarının haklarına da önem ve değer veril­mesi konusuna da özen gösterildiği; gözlemler yaparak ve hi­kâyeler anlatılarak çocukların hayal güçlerinin geliştirilmesi­ne çalışıldığı; yaşlarına ve ilgilerine uygun kitapların bulun­durulduğu; kitaplara karşı ilgi uyandırıldığı; araştırmaların anaokulu ve ilkokulun birinci ve ikinci sınıfların çalışmaları arasında yakın ilişki bulunduğu; anaokuluna devam eden bir çocuğun ilkokulun birinci sınıfına daha çabuk intibak ettiği daha sonraki okul hayatında da daha başarılı olabileceği belirtilmektedir.

A.B.D.'de Okul Öncesi Eğitimi Uygulaması

İngiltere'de Okul Öncesi Eğitim Uygulamaları

Fransa'da Okul Öncesi Eğitimi Uygulamaları

Avustralya'da Okul Öncesi Eğitim Uygulamaları

Ust Benlik Super Ego Nedir

Üst benlik (Süperego Nedir)

Sigmund Freud'nun psikanaliz kuramına göre, insan kişi­liğini ve benliğini oluşturan ilkel benlik ve benlikle birlikte rol üstlenen bir kavram da üstbenlik kavramıdır. Bu kavram vic­dan olarak bilinen bir dizi yasaklamaları, kınamaları ve benlik ideali gibi mekanizmaları içerir. Bunların tümü Freud'a göre yaşamın ilk beş yılında anne ve babadan öğreni­len mekanizmalardır. Onların standartları ve otoriteleriyle iç-selleştirilmesini simgelemektedir. Psikanaliz kuramınca öngö­rülen gelişim çizgisini izleyen erkek çocukta, anneye duyulan isteğin yerine geçecek olan vicdanın bu dönemde gelişen ken­di kendini kınama duygusunu ve yeteneğini oluşturduğu be­lirtilmektedir.

Üstbenlik, gelişim sürecinde aile ve toplumun gelenekleri­ni temsil ederek ve öncelikle toplumsal ilişkiler için tehlike oluşturan saldırgan ve cinsel dürtüleri denetleme işlevini üst­lenmektedir.
Bir bölümü bilinçli, bir bölümü bilinçsiz (bilinç dışı) olan ilkel ve akıl dışı üstbenlik, benlikten daha az yanıt verdiği dış gerçeklik konusunda koşullar ne olursa olsun belirli standart­ları korumaya çalışır. Daha yakın olduğu ilkel benliğin içeriği­ni değerlendirip biçimlendirdiği belirtilmektedir.
Üstbenlik işlevinin ve gelişiminin istikrarsız olduğu düşü­nülse de bu kavram ve öğenin insan ruh sağlığının önemli bir bileşeni olduğu muhakkaktır.

Benlik Gucu Nedir

Benlik Gücü

Ani ve ölçüsüz davranışlardan, amaçlı davranışlara, mantıkötesi düşünceden akıla düşünceye geçişin yavaş olduğu, ço­cuklukta birçok aşamalardan geçilerek gerçekleşebildiği, fizik­sel olgunluğa ulaşmış kişilerde bile, kişiliğin işleyiş biçiminin ve etkinliğinin büyük farklılıklar gösterdiği bu konuda belirle­nen en büyük boyutun benlik gücü olduğu belirtilmektedir. Psikanalizcilerin, benliği güçlü bir insanda şu niteliklerin bulunduğunu belirttikleri anlaşılmaktadır. Kendi kendini (içgörü) ve dış dünyayı değerlendirmek için nesnelerin değerlendirmeleri yapılmaktadır. Etkinliklerini geniş bir zaman dilimine düzenlediğinde saptadığı programlara uyabileceği ve tasarımlarını gerçekleştirebileceği, kararlarını sonuçlandırıp amacına ulaşabileceği, çeşitli seçenekleri arasında seçim yapabileceği, istek ve dürtülerine boyun eğmeden bunları toplumun yararına kullanabileceği, yakın çevresinin ve toplumun baskılarına direnerek kendi seçtiği ve tasarladığı yolda yürüyebileceği belirtilmektedir. Yine aynı uzmanların görüşlerine göre, benliği zayıf olan kişi çocuksudur, dürtülerinin etkisiyle ani davranış­lar gösterdiği, kendini algılayışının zamanla bozulabileceği, enerjisinin büyük bir bölümünü gerçek dışı özbenlik kavramı­nı korumak için harcadığından yeterince üretken olamayacağı; nevroz belirtileriyle yüklü olabileceği belirtilmektedir.

Benlik Kavrami ve Ego Nedir

Benlik Kavramı (Ego Nedir)

Psikanalist Sigmud Freud'un pisikanaliz kuramına göre benlik insan kişiliğinin "kendisi" ya da "özbenliği" olarak ya­şadığı ve algıladığı ve dış dünya ile ilişki kurduğu bölümü ola­rak belirtilmektedir. Benliğin işlevini tasarlamak, anımsamak, değerlendirmek, çevredeki toplumsal ve fiziksel dünyaya uy­gun yanıtlar vermek, uygun davranışlarda bulunmaktır, deni­lmektedir. Yine benlik, canlı ile çevresi arasındaki ruhsal dü­zenlemelerden de sorumlu olmakta ve uyum sağlamayla gö­revli bulunmaktadır. Sigmud Freud'un kuramına göre benlik, ilkel benlik ve üst benlik ile bir bütün oluşturmaktadır. Bu ku­rama göre benlik, kişiliğin temel işlevlerini yürütmekle görev­li bir faktördür. Benlik gelişip oluştuktan sonra da yaşam ko­şullarının dengesine göre ve paralel olmak üzere değişme ni­teliği taşımaktadır.

Benliğin gelişmesi, yeni doğmuş bir bebek, iç ve dış uya­ranlara tepki verebilmektedir. Ama bu uyaranlara denetim uy­gulama yetisine sahip değildir, bunları önceden kestiremez. Algısı dağınık ve ilkeldir. Hareketleri kaba ve uyumsuzdur.

Kendiliğinden bir yerden bir yere gidememektedir. Öğrenme yetisinin uyaran-tepki şartlanmasıyla sınırlı basit öğrenme bi­çiminde olduğu belirtilmektedir.

Yeni doğan bebeğin benliği dış dünyasıyla ilişkisi ölçü­sünde geliştiri, acı veren şiddetli uyaranlar karşısında acizliği­ni ve dışa bağımlılığını yansıür ve bu uyaranlarla savaşım için iç düzeneklerin geliştiği belirtilmektedir.

Başlangıçta algı ve hareketler arasmda bir bağlantı olduğu, bir uyarana anında bir hareketle yanıt verildiği, bir ihtiyaç kar­şısında kalındığında doyum arandığı, gecikme olunca da geri­lime neden olunduğu, bu gibi gerilimlerle başa çıkabilmek için benliğin daha gelişmiş işlevlerinin gelişmesi için temel oluştur­ması ve gelecekteki kişilik işleyişindeki benliğin alacağı rolü belirlediği; uyan ile yanıt arasındaki ayrımın öğrenilmesinin düşkurma, tasarlama, düşünme gibi karmaşık zekâ etkinlikle­rinin gelişmesini sağladığı; benliğin doğrudan tepki vermediği, gerçeğin yerine imgeleri koyarak sınama yapabildiği, böylece bir eylemin gidişini önceden görebildiğini; amaca ulaşmak için gelecekteki yönünü belirleyebildiği, yargılama, düşünme sü­reçleri için geçmişteki olaylara ilişkin anılarının saklanıp birik­tirmesinin zorunlu olduğunu; çocuklann iki üç yaşlarında dilin öğrenilmesi ve gelişmesi, çevreyle iletişim kurmasıyla birlikte mantıksal düşünce süreçlerinin gelişmesine yardıma olabildi­ğinin anlaşıldığı belirtilmektedir.

Bireyin gelişmesi sürerken, benliğin zamanla ayrımlaştığı anlaşılmaktadır. Bu ayrışımla kişiliğin üçüncü bölümü olan üst benliğin doğduğu, ana baba ve toplumsal yargılarının da katılmasıyla oluşan üst benlik iç güdülerin bastırılmasından ve iç uyaranların denetlenmesinden sorumlu olduğu belirtil­mektedir. Böylece benliğin algıladığı ve yorumladığı biçimiyle ahlâk ölçütleri kişiliğin bir parça olarak görüldüğü belirtil­mektedir. Sonuçta, kişiliğin gelişmesi ve olgunlaşması için ge­rekli bir faktör olan çatışmanın ortaya çıktığı; benliğin bir ta­kım savunma yöntemleri geliştirerek üst benlik ile ilkel dürtülerin kaynağı olan ilkel benlik arasında denge kurmaya çalıştı­ğı belirtilmektedir.
Benlik kavramı ve yapısı Sigmund Freud tarafından ta­nımlanmış ve Cari (Gustav) Jung tarafından geliştirilmiştir.

Sigmund Freud kişiliğin gelişmesini çocukluğun ilk beş yılı ile sınırladı ise de, başta öğrencisi Erik Erikson olmak üze­re bazı psikanalizciler kişiliğin gelişmesini daha sonraki yılla­ra ve yaşlara taşımışlardır. Kişiliğin gelişmesinde çevrenin et­kili olduğu ileri sürülmektedir.

Kisilik Olusumu Saglayan Faktorler

Kişiliğin Oluşmasını Sağlayan Faktörler

Bu kavramın latincede "O" anlamına geldiği belirtilmektedir.

Sigmund Ferud'a göre bu kavram benlik (EGO) ve üst benlik (SÜPEREGO) ile birlikte insanın kişiliğini oluşturan faktörlerdir. İlkel benlik bu üç faktörden ilkini oluşturmaktadır. İnsanda ilk oluşan da bu faktör olmaktadır. Bu faktör cinsel ve saldıran dürtüleri olmak üzere kalıtımla gelen ve aktarılan ve yine doğuştan gelen içgüdüleri, ruhsal olayları kapsamaktadır. Zamandan ve dış dünyadan kopuk bir faktördür. Hiçbir örgütlenme ile ilgili olmadiği belirtilmektedir. Akıl ve mantıkla da ilgili olmadığı gibi çatışma durumundaki dürtülerin tümünü bir arada barındırdığı, haz ve elemi de ilke edindiği anlaşılmaktadır. Dürtüler, anında doyurulmanın yollarını arar ya da doyumu sağlamak için anlaşır ve birleşirler.

Psikanaliz kuramına göre, bilimsel yaşamın sürdürülmesi için gerekli enerjiyi ilkel benlik sağlamaktadır. İlkel benliğin yetişkinlerde bilinç dışı çocuklukta ise nisbeten bilinçli olduğu belirlenmektedir. İlkel benlik şakalarda, dil sürçmelerinde, sanatta, bir ölçüde de bilinçsiz davranış ve söylemlerde ortaya çıkmaktadır. Sigmund Freud'a göre ise, nevrotik belirtilerin çözümü ile rüyaların yorumunda ortaya çıkabilmektedir.

Bugün birçok psikanalist ilkel benliğin ve kavramının aşı­rı bir biçimde basite indirgendiği düşüncesinde oldukları be­lirtilmektedir. Yine insan davranışını belirleyen temel etkenle­rin bilinç dışı dürtüler olduğunu benimsemekle birlikte, ilkel benlik kavramının akıl ve toplum dışı olduğu konusundaki öğelerini açıklamakta olduğu düşünülmektedir.

Kisiligin Olusumu Anasayfa

Kişiliğin Oluşmasını Sağlayan Faktörler

Benlik Kavramı (Ego Nedir)

Benlik Gücü

Üst benlik (Süperego Nedir)

Okul Oncesi Egitimi Anasayfa

Kişiliğin Oluşmasını Sağlayan Faktörler

Dünyada Okul Öncesi Eğitim Uygulamaları

Anaokullarında Bulunması İstenen Ders Araçları

İdeal Bir Anaokulu Nasıl Oluşturulmalıdır?

Okul Öncesi Eğitimin Amaçları ve Gelişim Özellikleri

Öğrencileri Tanıma Teknikleri ve Programı

Okul Öncesi Eğitim Sisteminde Kreşler

Okul Öncesi Eğitim Sisteminde Anaokulları

Anaokulu Öğretmeninin Görevleri

Anaokullarında Çalışma Programları

Anaokullarında Kullanılan Araç ve Gereç Listesi

Mezoterapi Nedir

Mezoterapi Nedir

Mezoterapi tıbbi ya da homeopatik ilaçların ve/veya vitaminlerin dermişin ortasına ya da iyileştirme ya da düzeltme amacı ile vücu­dun belli bir bölgesine mikro enjeksiyonlar halinde verilmesidir. Vi­taminlerden ilaçlara ve anestezi maddelerine kadar birçok madde­nin enjeksiyonu selülitler de dahil olmak üzere birçok hastalık ve ku­sur için uygulanır.

Şu anda bu metodun selülitler için çözüm olduğunu kanıtlayan gü­venilir bir bilimsel çalışma mevcut değildir. Mezoterapi vücudun istenilen bölgesine direkt olarak uygulanabilir. Yüz ila beş yüz farklı derin cilt enjeksiyonu kalça ve basen gibi sorunlu bölgelere uygula­nabilir. Selülit uygulamasında çok az miktarda diüretik aminofilin ve diğer homeopatik ilaçların yanı sıra yağları erittiği iddia edilen izoproterenol kullanılır.

Mezoterapinin sorunu standardizasyonun ve spesifik bir formülün olmamasıdır, içerikteki maddeler tekniğin operatörü tarafından de­ğiştirilebilir ve neyin ne kadar enjekte edildiğine bağlı olarak sonuç değişkenlik gösterir. İhtiyaç duyulan seans sayısı sorunun ciddiyeti ve sorunun nedeni gibi çeşitli etmenlere göre değişkenlik gösterir. Uzun dönem, kronik selülit ve kırışıklıklarda görünür sonuçlar elde edilmesi için en az on beş seans uygulama gerekir.

Aleo Vera Bakimi ve Spa Tedavisi

Selülit Tedavileri

Aşağıda bahsedilecek olan malzemelerin çoğu temel yağlar ve bitkisel özlerdir. Ayrıca bazı bitkisel ve anti bakteriyel malzemeler hassas cilt tiplerinde reaksiyona yol açabilir. Olumsuz bir tepki verip vermediği­nizi anlamak için ürünü daha geniş bölgelerde kullanmaya başlama­dan önce kolunuzda küçük bir bölgede test edin.

Aloe Vera Bakımı

Aloe Vera suyu ve yağı genelde güneşli iklimlerde yetişen aloe vera bitkisinden elde edilir. Yaprakları yüksek miktarda su depolar. Özle­ri nemlendirme sağlar ve tüm cilt tipleri için yatıştırıcı ve iyileştirici etkiye sahiptir.

Su; katalaz enzimi ve selüloz; kalsiyum, alüminyum, demir, çinko, po­tasyum, magnezyum ve sodyum gibi mineraller ve yirmi amino asitten meydana gelir, iyileştirici ve anti eflamatuvar etkileri ile tanınmıştır. Aloe Vera hem yiyecek olarak hem de yüzeysel uygulamalarda başarı­lı ve güvenilir bir anti enflamatuvar ve nemlendirici olarak kullanılır.

Spa Vücut Tedavileri

Yüz bakımı tedavilerinin vücut için yapılan biçimidir. Birçok seviye­de mükemmel faydalar sağlayabilir. Mesela Kaliforniya'daki Murad Spa Merkezi (tüm dünyadaki birçok başka spa gibi) Sıkı ve Yoğun Tedavimizi önermektedir. Cildin problemli bölgesinde soyma işlemi uygulayarak daha sonra yapılacak sıkılaştırma ve serbest radikalle sa­vaşma amaçlı derinlemesine ve yüksek yoğunluklu C vitamini infüzyonuna hazırlamakla başlar. Prosedür hem rahatlamanızı sağlamak hem de kan akımı ve metabolizmayı hızlandırmak için masaj ile sona erer. Akne, kırışıklık, güneş hasarı ya da selülit ve çatlaklardan kur­tulmak amaçlarından herhangi biri için yapılan her türlü cilt bakım kürünün etkisini artırmanın en ideal yolunun spa tedavileri olduğuna inananlardanım.

Vücut Sargıları

Vücut sargıları terlemeyi tetikleyerek fonksiyon gösterir. Geçici diüretik etkileri vardır, vücutta su kaybı sağlar. Ne yazık ki yağ hücreleri ve bağdoku terlemeden etkilenmez. Sargılar başka seviyelerde de iş­lev gösterir. Vücut, kan dolaşımını artırmak ve vücut hatlarını sıkılaştırmak için genelde yaklaşık bir saat bitki veya yosunlu sargılarla sa­rılır. Isınmanız için kullanılan termal battaniyenin altında göğüs kafe­sinden ayak parmaklarınıza kadar (kollar istisnadır) sarılarak yatma­nın keyfini çıkarırsınız. Daha sonra operatör sizi sargılarınızdan çözer ve son olarak dolaşımı artırmak, tıkanmış dokulara oksijen gönder­mek için masaj uygular. Nemsiz kalmış kişiler için sargılar önerilmez bu sebeple çok miktarda alkol ya da kafein tükettiğinizde dikkat et­meniz gerekir. Vücut sargıları dahili ısıyı artırdıkları için yüksek tan­siyonu olanlar veya hamile bayanlara önerilmez. Yosun, kil ve bitkisel sargılar soyma konusunda etkilidir bu sebeple cildin görünümü ve dokusu üzerinde olumlu bir etki yaratabilir. Kullanılan bitkilere bağlı olarak bitkisel sargılar hareketlendirici ve yu­muşatıcı olabilir. Sargıların diğer bir etkisi terlemeyi artırmak ve geçi­ci olarak atık suyu azaltmak yoluyla diüretik etki yaratmaktır. Ancak normal bir öğünde birkaç bardak su içer içmez su yerine geri konula­caktır.

Vücut sargıları bazı bölgesel ödemlerin yok edilmesinde etkilidir, iyi bir soyma etkisi yaratır, rahatlama sağlar ve minerallerin cilde nüfuzu­nu artırır. Teoride eser mineralleri yüzeye uygulandığında etkili olma­lıdır ancak emin olmak için daha fazla kanıta ihtiyaç duyulmaktadır.

Derin Doku Masajı

Derin doku masajı yavaş darbelerle yüzeydeki bağdoku liflerinde mikro yırtılmalar meydana getirmektir. Bu da dokuyu daha uzun ve pürüzsüz hale getirir.

Derin masaj ayrıca bağdokuyu gevşeterek daha rahat hareket etmesi­ni ve alttaki yapılara bağlı kalmamasını sağlar. Lenfatik drenaj ile des­teklenen derin masaj ve yeterli esnetme yüzeydeki bağdoku liflerini daha esnek hale getirir. Aynı zamanda damarların hareketlendirilme­si bölgedeki kan akımını hızlandırarak dokulardaki beslenmeyi artı­racaktır.

Masaj yağ hücrelerini yok etmez ya da azaltmaz. Cildin görünümünü ve durumunu iyileştirebilir, yapışma ve izleri azaltabilir ve besinlerin dokulara ulaşımını artırabilir. Derin masaj çok şiddetli uygulandığın­da damarlara zarar vererek selüliti önlemede gösterdiği faydaları or­tadan kaldırabilir. Selülitli bölgeler zaten hassas olduğu için fazla ba­sınç uygulandığında bunu hissedebilirsiniz. Derin masaj rahatlama sağlar ve doğru uygulandığında damarları harekete geçirerek sertliği azaltabilir.