Epigastrik Fıtık Nedir

Göbek ile ksifoid arasında linea albadaki bir defektten çıkar. Her yaşta görülebilir. Genellikle ağrı­sızdır ve farkedilmezler. Bazen, epigastiumda hafif ya da şiddetli ağrıya neden olur. Ağrı sırta veya karnın diğer bölgelerine yayılabilir. Karında şişkin­lik, bulantı, kusma görülebilir. Küçük fıtıkların içinde genellikle preperitoneal yağ dokusu, bazen omentum vardır. Lipom veya fibrom ile karıştırılabilir. Tedavisi cerrahidir.

İnsizyonel Fıtık Nedir

Batın ameliyatları için yapılan insizyonlarda oluşurlar. Gelişmelerinde etkili birçok faktör sözkonusudur. Bunlar cerraha, cerrahi tekniğe, yapı­lan ameliyata ve hastaya ait faktörlerdir. Fasyanm kötü ve gergin kapatılması, kapatma için yanlış di­kiş materyali seçimi, postoperatif yara infeksiyonu gelişmesi, hastanın ileri yaşta olması, obesite, siroz, diabet, böbrek yetmezliği, malnütrisyon veya dejeneratif hastalıkların varlığı, hastanın kortison kul­lanması, ameliyattan sonra atelektazi, pnömoni gi­bi solunum sistemi sorunlarının gelişmesi etkili faktörlerdir.

Tedavisi cerrahidir, aksi takdirde gittikçe bü­yürler. Küçük fıtıkların tamiri kolaydır, kese hazır­landıktan sonra içeri itilip fasya üzerinden dikilebi­lir. Büyük fıtıkların ameliyatlarında fıtık kesesi ha­zırlanır, bu arada nedbe dokuları çıkarılır. İnkarserasyon veya yapışıklıklar sözkonusu ise kese açılır ve organlar serbestleştirilip batına atılır. Günü­müzde primer tamir yerine sentetik meshlerle tak­viye ile tamir tercih edilmektedir. Mesh periton içinden veya üzerinden fasyaya dikilir.

Çok büyük fıtıklarda, tamir çok zorsa, çirkin gö­rünümden başka yakınmaya yol açmamışsa, hasta ameliyat istemiyorsa veya medikal hastalıkları ne­deni ile ameliyat çok riskli ise ameliyat edilmeyebi­lir. Bu hastalara elastik korse önerilir.

Göbek Fıtığı Nedir, Göbek Fıtığı Belirtileri ve Ameliyatı

Bebeklerde görülen, göbek nedbesinden dışarı doğru oluşan gerçek göbek fıtığı, olguların çoğun­da 4 yaşına kadar kendiliğinden kapanır. Bu fıtıkla­rın yanısıra, hem çocuklarda, hem de erişkinlerde görülen paraumblikal fıtıklar vardır. Çocuklardaki paraumblikal fıtıklar daha çok göbeğin üst tarafın­da, linea albanın alt ucundaki bir defekte bağlı ola­rak görülür. Çocukların paraumbikal fıtıklarında strongülasyon ve inkarserasyon çok nadir görüldü­ğünden acil ameliyat gerekmez. Ameliyatta, göbe­ğin üzerinden küçük bir keşi ile fıtık kesesi hazırla­nır, bağlanıp kesilir ve linea alba peritonun üzerin­den dikilir.

Erişkinlerde paraumbilikal fıtıklar daha çok şiş­manlarda ve kronik öksürüğü olanlarda görülür. Kadınlarda daha sıktır. Oldukça büyük hacimlere ulaşabilir, ve genellikle omentumun veya ince bar-sağın strongülasyonu söz konusudur.

Erişkinlerde göbek fıtığı, göbek nedbe dokusu­nun zamanla ve çeşitli nedenlerle gücünü kaybet­mesi ile oluşur. Kadınlarda daha sık görülür. Çok sayıda hamilelik, asit, aşırı şişmanlık, batın içi tü­mörler predispozan faktörlerdir. Çocuklarda oldu­ğu gibi spontan kapanma sözkonusu değildir, git­tikçe büyürler. Genellikle kese içinde omentum ve ince barsaklar vardır. Fıtık boynu dar olduğundan inkarserasyon veya strongülasyon olasılığı yüksek­tir. Öksürme, hapşırma, ıkınma sırasında ağrıya neden olabilir.

Erişkinde tedavi şekli sadece cerrahidir. Ameliyattan önce ideal olarak eğer hasta çok şişmansa zayıflamalı, kronik öksürüğü tedavi edilmelidir. Genellikle göbek çukuru korunmaya çalışılır. Transvers bir insizyonla kese hazırlanıp kesilir ve dikilir. Fasya, transvers olarak üstüste bindirilip absorbe olmayan dikişlerle dikilir (Mayo yöntemi). Genelde, nüks olasılığını azaltmak için sentetik, ab­sorbe olmayan meshlerle tamir tercih edilmektedir. Ameliyat laparoskopik olarak ta yapılmaktadır.

Kasık Fıtığı, Kasık Ağrısı, Kasık Fıtığı Ameliyatı

Kasık fıtıkları indirekt, direkt ve femoral olarak üç gurupta incelenir. İndirekt kasık fıtıkları testisin skrotuma inişine eşlik eden processus vaginalis de­nilen periton uzantısının kapanmaması sonucu oluşur. Yani kasık kanalı iç halkasından çıkar, ka­nal boyunca spermatik kordonun yanında uzanır ve kasık kanalı dış halkasından çıkar. Cilt altında veya skrotumda hissedilir ve görülür. Kasık kanalı dış halkası pubis tüberkülünün üst dış yanındadır. Kadınlarda ligamentum rotunduma eşlik ederek kanaldan çıkar ve labiumlara yakın hissedilir. Son­radan gelişen fıtıkların oluşumunda kronik öksü­rük, konstipasyon, prostatizm, hamilelik, obesite, ağır kaldırma gibi karın içi basınç artışına yol açan nedenler önemlidir. Bu durumların uzun sürmesi fasya transversalisin zayıflamasına ve fıtık oluşu­muna zemin hazırlar.

Kasık Bölgesi Anatomisi

Bütün batın duvarı fıtıklarında, zayıf bölgeden çıkan peritonun oluşturduğu bir fıtık kesesi vardır. Bu bölgede en içteki peritonun üzerinde fasya transversalis yer alır. Sonra m. transversus abdominis, m. oblikus internus ve m. oblikus eksternus ge­lir. Bu kasların fasyaları birleşir ve linea semilunaris hizasında m.rektus abdominis'in fasyası ile bü­tünleşir. İki rektus kası arasında orta hatta birleşen fasyalar linea albayı oluşturur.

Kasık kanalı anatomisini bilmek fıtık tamirleri açısından önemlidir. Kasık kanalı inguinal ligamanın 3-4 cm. üzerinde, yukarıdan aşağıya oblik uza­nan 3-4 cm. uzunluğunda bir kanaldır. Kasık kana­lını dikdörtgen pirizma gibi düşünmelidir. Ön du­varını eksternal oblik kasının fasyası, arka duvarı­nı fasya transversalis, dış ya- duvarını inguinal ligaman, iç yan duvarını tendon konjuan yapar. İn­guinal ligaman (Poupart ligamanı) spina iliaka anterior ile pubis tüberkülü arasında uzanır ve bu li­gamanı dış oblik kasın aponevrosunun alt kısmı oluşturur. Tendon konjuan, transversus abdominis ve internal oblik kaslarının fasyalarmın birleşmesi ile oluşur.

Direkt fıtıklar Hasselbach üçgeninden çıkarlar. Bu bölge inferior epigastrik damarlar, rektus kası­nın dış yanı ve inguinal ligaman arasında kalır. Fe­moral fıtıklar, inguinal ligamanm altında, uyluk üst iç yanında femoral kanaldan çıkarlar. Femoral kanal önde inguinal ligaman, arkada Cooper liga­manı, dış yanda femoral ven, iç yanda m. transver­sus abdominis'in fasyası arasında bir aralıktır . İndirekt kasık fıtıkları erkeklerde ve sağ ta­rafta daha sık görülür.

Direkt kasık fıtıkları genellikle edinseldir ve ba­tın duvarında oluşan zayıflığa bağlıdır. Direkt fıtık­larda fıtık kesesi spermatik kordon boyunca uzan­maz ve kasık kanalı dış halkasından çıkmaz. Has­selbach üçgeninde, dış halkanın üst tarafında hisse­dilir. Klinik olarak direkt ve indirekt fıtığın ayrımı deneyimsiz kişiler için zor olabilir; fakat herikisinin de tedavisi cerrahi olduğundan ayrımın yapılması fazla anlam taşımaz

Kasık Fıtığı Belirtileri

Olguların çoğunda herhangibir yakınma yok­tur. Erken dönemde, kasıkta veya skrotumda şişlik hissedilmeden önce kasıkta veya testislere yayılan ağrı hissedilebilir. Genellikle aşırı ıkınma veya ağır kaldırma gibi efor sırasında kasıkta bir şişlik şek­linde ortaya çıkar. Fıtık büyüdükçe skrotuma ka­dar iner ve gerginlik hissi, ağrı gibi yakınmalara yol açar. Direkt fıtıklarda yakınma daha azdır.

Hasta hem ayakta hemde yatarken muayene edilmelidir. Kasık kanalı dış halkası skrotum derisi işaret parmağı üzerinden katlanıp içeri itilerek pubis tüberkülünün dış yanında hissedilir Halka çok dar değilse parmak ucu biraz ka­nala itilir ve hasta öksürtüldüğünde parmak ucu­na çarpan kitle hissedilir. Skrotuma inen fıtıkların içeriği, hasta sırtüstü yatırıldıktan sonra yavaş ya­vaş içeri itilir ve halka hissedilir. Skrotuma inen fı­tık her zaman indirekt kasık fıtığıdır.

Direkt fıtık, hasta ayakta iken fıtık dış halkanın üst tarafında simetrik, yuvarlak bir şişlik olarak gö­rülür ve hasta sırtüstü yattığında kaybolur.

Kasık fıtıklarında en sık rastlanılan komplikasyon strongülasyondur. İndirekt fıtıklarda daha sık görülür. Genellikle fıtık kesesi içine giren ve boğu­lan organlar ince barsaklar ve omentum olur. Fıtık kesesi gergin ve ağrılıdır ve içeriği batına itilemez. Barsak tıkanması bulguları gelişebilir. Hidrosel, lenfadenopati, varikosel ve apse ile karıştırılabilir.

Kasık Fıtığı Tedavisi

Tedavi cerrahi girişim ile sağlanır. Eğer inkarse-rasyon, strangülasyon veya barsak tıkanması oluş­muş ise acil girişim gerekir.

Ameliyat lokal, epidural, spinal veya genel anestezi ile yapılabilir. Yaşlılarda acil ameliyat da­ha büyük risk oluşturduğundan, medikal hastalık­ları kontrol altına alıp elektif koşullarda, acil ameli­yat gerektiren bir durum gelişmeden ameliyat ya­pılmalıdır. Eğer prostat hipertrofisi varsa önce bu sorun halledilir.

Kasık Fıtığı Ameliyat Teknikleri ve Ameliyat Sonrası

Günümüzde kasık fıtıkları konservatif (açık) ameliyatlar ile veya laparoskopik yöntemle ameli­yat edilmektedir.

Açık Cerrahi Yöntemler: İnguinal insizyon ile fıtık kesesinin hazırlanıp, boynundan bağlanıp ke­silmesi bütün açık tamirlerin temelidir. Özellikle bebek ve küçük çocuklarda iç halkanın daraltılma­sı ile birlikte yeterli tedaviyi oluşturur, Marcy yön­temi olarak adlandırılır.

Erişkinde tamir için inguinal, properitoneal ve­ya abdominal yollar kullanılsa da, en çok kullanı­lan inguinal yolla tamirdir. Erişkinde fıtıklarının tamirinin temeli fıtık kesesinin hazırlanıp iç halka­ya yakın bağlanıp kesilmesi ve kanal arka duvarı­nın tamiridir. En sık kullanılan Bassini yöntemidir. Bu teknikte fasya transversalis Poupart ligamanına yaklaştırılır ve spermatik kordon normal pozisyo­nunda bırakılır. Halsted yönteminin Bassini'den farkı spermatik kordonun eksternal oblik fasyası-nın üzerinde bırakılmasıdır. Cooper ligamanı tami­ri veya McVay yönteminde fasya transversalis, ramus pubisin üst kenarında iliopektineal hat boyun­ca uzanan Cooper ligamanına yaklaştırılır. Shouldice yönteminde önce fasya tranversalis kesilir ve üstüste bindirilerek Poupart ligamanına yaklaştırı­lır, sonra tendon konjuan ve internal oblik inguinal ligamana yaklaştırılır.

Arka duvar çok zayıfsa, defekt büyükse, hasta­nın kronik öksürüğü, kabızlığı varsa, dejeneratif hastalıkları söz konusu ise tamirde sentetik greftler (mersilen, prolen, vd. gibi) kullanılabilir. Arka duvar absorbe olmayan sentetik maddelerle örülebilir. Direkt fıtıkların tamirinde fıtık kesesi kesil­mez, içeri itilir ve arka duvar tamiri yapılır.

Sliding İnguinal Herni: Bu fıtığın özelliği fıtık ke­sesinin bir duvarını bir organın oluşturmasıdır. Sağda çekum, solda sigmoid kolon en sık görülen organlardır. Nedeni, bu organların iç halka civarın­da peritona fikse olmalarıdır. Fıtık kesesi içeriği tam olarak batma itilemiyorsa sliding tipi kasık fıtı­ğından şüphelenilmelidir. Fıtık kesesinin hazırlan­ması ve kesilmesinde dikkatli olunmalı, önce bar­sak serbestleştirilmelidir. Tamirin sonraki aşamala­rı diğer kasık fıtıklarındaki gibidir.

Laparoskopik Yöntemler: Laparoskopik aletler yardımı ile absorbe olmayan sentetik mesh koya­rak arka duvar takviyesi yapılır. Nüks fıtıklarda, bilateral fıtıklarda ve başka nedenle laparoskopik ameliyat geçirmişlerde avantaj sağlar. Mesh, transabdominal preperitoneal veya total ekstraperitoneal olarak yerleştirilir. Meshi yayıp bırakanlar vardır. Fakat genellikle özel alet ile zımbalanır. Zımbalar fıtık defektinin en az 2 cm. üzerinden pubis tüberkülünden spina iliaca anteriora kadar, altta Cooper ligamanma tespit edilir.

Strongüle Fıtıkların Tedavisi: Hasta genellikle barsak tıkanması yakınmaları ile başvurur. Tıkan­ma bulguları yoksa ve hasta rahatsa; yani ateş, lökositoz, ağrı yoksa, fıtık inkarsere olmuş olarak düşünülüp içeriği batına itilmeye çalışılabilir. Has­ta sırtüstü yatırılır, ayakları 25-30 cm. yukarı kaldı­rılır; hastaya ağrı kesici ve/veya sedatif yapılır ve fazla zorlamadan, yavaş yavaş kese içeriği batına itilir ve hasta izlenir. Herhangi bir komplikasyon (akut batın tablosu) gelişmezse, daha sonra elektif koşullarda ameliyat önerilir.
Hasta barsak tıkanması bulguları ile başvurmuşsa, boğulan organın nekroze olduğundan şüpheleniliyorsa hasta vakit geçirmeden ameliyata alı­nır ve organın canlılık durumuna göre gerekli ame­liyat yapılır.

Femoral Fıtık: İnguinal ligamanm alt yanında femoral kanaldan çıkar. Kadınlarda, özellikle do­ğurmuşlarda daha sık görülür. Kadınlarda kasık fı­tıklarının 1/3 ünü, erkeklerde % 2'sini oluştururlar. Boynu çok dar olduğundan inkarserasyon ve strongülasyon olasılığı daha fazladır. Komplikas­yon oluşmamışsa genellikle bulgu ve belirtilere yol açmaz. Pubis tüberkülünün dış alt yanında uy­luk üst iç bölümünde küçük bir şişlik olarak görü­lür. Femoral fıtığın redükte edilmesi zordur. İndirekt ve direkt kasık fıtıklarından, adenopatilerden, safen varislerinden ayırd edilmesi gerekir.


Tamirinde inguinal insizyon veya bacak üzerine uzanan vertikal insizyon kullanılabilir. Tedavinin özelliklerini fıtık kesesinin hazırlanıp kesilmesi, de-fektin tamiri, tamirde nonabsorbabl dikiş materya­li kullanılması, ve defektin Cooper ligamanm yak­laştırma ile kapatılması oluşturur. Kese içeriğini ra­hat redükte etmek için inguinal ligaman kesilebilir. Femoral kanal mutlaka kapatılmalıdır

Fıtık Nedir, Fıtık Ameliyatı ve Fıtık Hastalığı Hakkında

Karın duvarındaki veya bir boşluğun (pelvis, vd) duvarındaki zayıf bir bölgeden veya açıklıktan dokuların normal anatomik yerini terkedip başka bir bölgeye geçmelerine veya sürülmelerine "Fıtık" denir. En sık görülen ve tedavi gerektiren fıtıklar, karın duvarı fıtıklarıdır. Karın duvarında oluşan fı­tıklar:

1. Epigagastrik fıtık. Linea albadan çıkar.
2. Umblikal ve pamumblikal fıtıklar. Göbek ve gö­bek üstünden çıkarlar.
3. İnguinal fıtıklar. Kasık bölgesinde görülürler.
4. Femoral fıtıklar. Femoral kanaldan çıkarlar.
5. Spiegel fıtığı. Linea semilunaris ile semisirkülarisin birleştiği yerden çıkar.
6. İnsizyonal fıtıklar. Ameliyat ensizyonundan çı­karlar

En sık görülen karın duvarı fıtığı kasık fıtığı, ikincisi femoral fıtık, üçüncüsü göbek fıtığıdır. Ay­rıca karın arka duvarında oluşan lomber veya dorsal fıtıklar, obturator kanaldan çıkan obturator fı­tıklar ve perine tabanından fıtıklaşma ile oluşan pe­rine fıtıkları gibi çok az görülen fıtıklar da vardır. Diafragma fıtıkları ise nedenleri, semptomları ve tedavi şekilleri ile ayrı bir konudur

Fıtıklar konjenital veya edinsel nedenlerle olu­şur. Çoğu kez kronik öksürük, kabızlık, prostat hipertrofisi, hamilelik, aşırı eforlu çalışma gibi karın içi basıncını arttıran nedenlerle doğumsal olarak varolan zayıflığın artması sonucu meydana çıkar.

Karın ön duvarı fıtıklarının %75 kadarı kasık bölge­si fıtıklarıdır (indirekt, direkt, femoral). İnsizyonel fıtıklar %10, göbek fıtıkları %3 oranında görülür. Fıtık tedavisinin acil olup olmayacağını belirleyen ve her fıtık için geçerli bazı tanımlar vardır. Bunlar:

Redüktibl (içeri itilebilen): Fıtık içeriği batın içi­ne itilebilir, veya kendiliğinden girip çıkar.

İrredüktibl (içeri itilemiyen): Fıtık içeriği batma itilemez. Genellikle fıtık halkası çok dardır. İrre­düktibl fıtıklar iki gurupta incelenir. Bunlar:

a.lnkarsere fıtıklar: Fıtık içeriği batma itilemez, fa­kat sıkışan organların kan akımı bozulmamıştır.

b.Strongule fıtık: Fıtık kesesindeki organların kan akımı bozulmuştur. Kısa sürede müdahale edil­mezse sıkışan barsak nekroza uğrar. Richter fıtığı

denilen tipte, barsak duvarının bir kısmı sıkışmış­tır; barsak pasajı devam eder fakat sıkışan duvar nekroze olabilir.

Fitik Hastaligi ve Tedavisi Anasayfa

Fıtık Nedir, Fıtık Hastalığı ve Ameliyatı

Kas Fıtığı, Kas Ağrısı ve Ameliyatı

Göbek Fıtığı ve Göbek Fıtığı Ameliyatı

Epigastrik Fıtık ve İnsizyonel Fıtık

Erkekte Meme Kanseri

Tüm meme kanserlerinin % l'inden azı erkek­lerde gelişir. Hastaların % 30'unda ailede meme kanseri bulunması dikkat çekicidir. Çoğunluğu 60 yaş ve sonrasında ortaya çıkar. İnmemiş testis, testis travması, orşiektomi ve östrojen kullanımının predisposizyon yarattığı düşünülmektedir. Patolo­jik anatomik olarak % 80'den fazlası duktal kanser­dir. Hastaların en az % 75'inde östrojen ve progesteron reseptörü pozitiftir. Hastaların hemen tümündeki yakınma memebaşı ve areola arkasındaki kitledir. Sert, ağrısız, düzensiz kenarlı, jinekomas-tinin aksine areola dairesinin sadece bir kısmında yer alan bu kitle ile birlikte memebaşından serözkanlı akıntı hastaların % 80'inde görülür. Cilt ve pektoral kas tutulumu, memebaşmda çekilmeye de rastlanır. Hastaların yaklaşık yarısında aksillada ganglion palpe edilir. Mamografide spiküle kitle, mikrokalsifikasyon gözlenir. Tedavisinde radikal mastektomi yeğlenir. Sistemik yayılımı olanlarda orşiektomi, östrojen reseptörü pozitif ise tamoksifen ve kemoterapi olarak CMF uygulanır.

Meme Kanserli Hastaların İzlenmesi

Meme kanserinin tedavi protokolünün tamam­lanmasından sonra nükslerin % 75-80'i ilk üç yıl içinde ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle bu süre için­de izleme daha yoğun biçimde olmalıdır. İlk üç yıl içinde hastanın 3 ayda bir görülmesi, bundan son­raki iki yıl 6 ayda bir, beş yıldan sonra ise yılda bir kez görülmesi yeterlidir.
Nükslerin %30'u lokal, yani ameliyat alanında, % 70'i ise uzak metastaz olarak karşımıza çıkar. Meme kanserli hastalarda tanı ve tedavi ile birlikte tüm vücut kemik sintigrafisi, akciğer grafisi, kara­ciğer ultrasonografisi ve CEA ve CA 15-3 gibi tü­mör marker'ları alkali fosfataz araştırılır ve değer­ler referans değer olarak kaydedilir.

Kontrol muayenelerinde ayrıntılı bir anamnez alınır ve fizik muayene yapılır. Yakınması veya pa­tolojik bulgusu olmayan hastalarda hiçbir inceleme istenmez; ancak bunların varlığında şüpheyi ay­dınlatmaya yönelik ayrıntılı incelemeler yapılır. Meme koruyucu cerrahi girişim geçirmiş hastalar­da radyoterapi bitiminden 4-6 ay sonra ilk mamografi çekilir ve her yıl tekrarlanır. Mastektomi geçirenlerde ise karşı memenin her yıl radyolo­jik incelemesi şarttır.

Gebelik ve Meme Kanseri

Gebe ve emziren kadında en sık görülen kanser meme kanseridir. Bu başlık altında gebelikte ve do­ğumu izleyen ilk bir yıl içinde ortaya çıkan kanser­ler incelenir. Her bin gebeliğin 2-4'ünde geliştiği bi­linir. Patolojik anatomik açıdan gebe olmayanlarda görülenden farklı değildir, ancak östrojen ve progesteron reseptörleri negatif çıkar, bunda yüksek serum östrojen düzeyinin etkisi vardır.

Tanıdaki 5-15 aylık gecikme ilk dikkat çeken noktadır. Memedeki fizyolojik değişiklikler hastayı ve hekimi yanıltıcı olmaktadır. Bu nedenle tanı konulduğunda aksiller lenf ganglionu tutulumu daha sıktır. Ultrasonografi, şüpheli fizik muayene bulgusu karşısında ilk başvurulacak tanı aracıdır. Histopatolojik tanı için öncelikle İİAB sonra "core" - biyopsi veya insizyonel biyopsiye başvurulur. Santral yerleşimli kitlelerden yapılacak biyopsiler­de süt fistülü gelişebileceğinden, bromokriptin ile laktasyonun supresyonu gerekebilir. Standart cer­rahi yöntem modifiye radikal mastektomidir. Me­me koruyucu yöntemler ise, gerekli olan radyotera­piyi geciktirmemek için son trimestrdeki vakalar için düşünülür.

İlk altı ay içinde kemoterapinin teratojenik etki­si ve abortusa neden olması nedeniyle, gebeliğin sonlandırılması ön plana çıkar. Sonuçta, gebede meme kanserinde anne sağkalımı ile fetusun yaşa­tılması gibi ciddi tıbbi, etik ve sosyal sorunlar orta­ya çıkmaktadır. Meme kanserli bir kadının yeniden gebe kalması ise ayrı bir sorundur. Özellikle östro­jen reseptörü (+) kanserlilerde belki de varolan mikrometastazların ve lokal tümör odaklarının ge­belikte uyarılması teorik olarak söz konusu olur. Bu nedenle evre II-III kanserliler için yeni bir gebe­liğe izin verilmemesi ve evre I için ise en az iki yıl beklenmesi gerekmektedir.

Kemoterapi Tedavisi, Meme Kanser Kemopterapi, Sistemik Tedavi

Meme kanserinde sistemik tedavinin esasını oluşturur. Meme kanseri tanısı konulduğunda uzak metastazların bulunduğu düşüncesine daya­nır. Oldukça ciddi fizik ve olumsuz yan etkilere sahip bu tedavinin hastaların ancak % 30'unda yarar­lı olduğu bilinir. Kemoterapi protokollarınm uygu­lanması ile nüks ve mortalite riskinde % 15-30 azal­ma elde edilmiştir. Kemoterapi için birden fazla ila­cın kombinasyonu söz konusudur. Metotreksat (M) 5-fluorourasil (F), siklofosfamid (C ), adriamisin (doksorubisin) (A) epirubisin (E) başlıca ilk kade­me ilaçlar olup, CMF, FAC, FEC, AC gibi kombi­nasyonlar kullanılır. İkinci kademe kemoterapi ilaçlan ise vinerelbin ve taksanlardır (dosetaksel, paklitaksel). Ağır kardiak, renal, hepatik, immun yetersizlik, kemik iliği supresyonu ve mental bo­zukluklar kemoterapi için kontrindikasyon oluştu­rur. Sistemik kemoterapinin erken yan etkileri lö-kopeni, trombositopeni, anemi, bulantı, kusma, iş­tahsızlık ve saç dökülmesidir. Daha geç dönemde amenore ve kardiak bozukluklar ortaya çıkar.

Sistemik tedavinin bir diğer aracı olan hormonoterapi alanında değeri kanıtlanmış ilaç tamoksi-fendir. Ostrojen reseptör blokeri olan bu ilaç hem östrojenin tümör hücresi üzerindeki geliştirici etki­lerini önler, hem de sitostatik özellik taşır. Nüks ve sağkalımı doğrudan etkilerken, karşı memeyi ko­ruyucu etkileri vardır. Erken dönemde menopoza benzer semptomların ortaya çıkmasına neden ola­bilir. Uzun süre kullanımda ise endometrium kanserinde artış gözlenir. Bu nedenle tamoksifen kul­lanan kadınlarda periyodik jinekolojik muayene gerekir. Premenopoz dönemde olan ostrojen resep­törü (-) hastalarda ise yararsızdır.

Over fonksiyonlarının ooforektomi veya radyo­terapi ile de durdurulması mümkündür. Ayrıca goserelin, leuprolide gibi luteinizan hormon serbestleştirici hormon (LHRH) agonistleri de kimya­sal ooforektomi gerçekleştirir. Megesterol asetat, medroksiprogesteron gibi progestinler ve anastrozol, letrozol gibi aromataz inhibitörleri de hormonoterapi başlığı altında etkili olur.

İmmunoterapi çalışmaları ise özellikle c-erB2 (HER - 2 neu) onkogenine karşı antikor oluşturma alanında yoğunlaşmıştır. Bu bağlamda, herceptin adlı ilacın ancak % 15 hastada olumlu sonuç verdi­ği anlaşılmıştır.


Meme kanserinde kemoterapi - hormonoterapi protokollerinin uygulanmasına karar vermede has­tanın yaşı, tümör boyutu, nükleer derece, ostrojen reseptör varlığı göz önüne alınır ve hastalar buna göre düşük ve yüksek risk grubuna girer. Yüksek riskli hastalar kemoterapi alır. Aksiller ganglion tutulumu olan hastaların ise tümü ke­moterapi adayıdır.

Meme Kanserinde Tedavi, Meme Kanseri Tedavisi

Meme kanserinin tedavisinin planlanmasında genel cerrahi, patoloji, medikal onkoloji, radyasyon onkolojisi, radyoloji uzmanlarının ortak rolü vardır. Liyazon psikiyatri hizmeti tedavi öncesi ve sonrası dönemde hastayı ele alması ile büyük yararlar sağ­lar. Sıklıkla olduğu gibi, meme kanserli hastayı ilk olarak cerrah görür. Cerrahın, seçeceği görüntüle­me yöntemlerinden, histopatolojik örnek alma yön­temine kadar her aşamada diğer uzmanlık dalları yerine de değerlendirme yapması gerekir.

Günümüzde meme kanserinin tedavisinde cer­rahi, kemoterapi, radyoterapi ve hormonoterapi kullanılmaktadır. Hormonoterapi, medikal veya cerrahi olarak (ooforektomi) gerçekleştirilebilir. Hangi yöntemin öncelik kazanacağının saptanması amacıyla cerrahın ilk yapacağı değerlendirme has­talığın klinik evresini belirlemeye yönelik olacaktır. Lokal ileri meme kanseri olarak tanımlanan T3 ve T4 tümörlerde, büyüklüğü ne olursa olsun N2, N3 metastatik tümörlerde yani evre III hastalarda tanı­ya götürücü biyopsi işleminden sonra tedaviye ke­moterapi ile başlanması yerinde olur.

Bu şekilde, kemoterapiye cevap somut olarak değerlendirilebilir ve tümör boyutunda yeterli kü­çülme sağlandığı takdirde cerrahi girişim uygula­nır. Ancak sağkalımda bir artış söz konusu değil­dir. Kemoterapiye cevap alınamadığı takdirde ke­moterapi ilaçları değiştirilir ve tekrar değerlendir­me yapılır. Radyoterapi bir diğer tedavi seçeneği­dir. İnflamatuar kanserler bu yaklaşım için iyi bir örnektir.

Cerrahi Tedavi

Meme kanseri sistemik bir hastalık olarak kabul görüyorsa da, cerrahi girişimler tedavi planlama­sında ön sırada yer almaktadır. Memeyi kısmen ko­ruyan veya memenin tümörün alındığı ameliyatlar olarak iki değişik türde olur.

Memeyi koruyan ameliyatlar: Meme kanserin­de, cerrahi girişim sırasında memenin korunması düşüncesinin çıkış noktasında kadının isteği ve radyoterapideki gelişmeler yatmaktadır. Bir diğer dayanak noktası da, yukarıda söz edildiği gibi, kaybedilen hastalarda nedenin lokal nüks değil, sistemik yayılım olmasıdır.

Mastektomi kadını sakat değil, ancak eksik bı­rakmaktadır. Oysa, kadının ruh sağlığının ve koz­metiğinin korunması için meme bütünlüğü önem taşımaktadır. Günümüzde meme kanseri nedeniy­le yapılan ameliyatların yaklaşık 1 /3'ü meme koru­yucu yöntemlerdir. Bunlar arasında tümör dokusu­nun etrafında bir miktar, (yaklaşık 2 cm) normal meme dokusu ile birlikte çıkarılması ve sınırların mikroskopik olarak tümörsüz bulunması yöntemi yani "geniş eksizyon" en çok taraftar bulandır. Tümorektomi, lumpektomi, tilektomi deyimleri de küçük farklılıklarla aynı amaçla kullanılmaktadır. Tümörün yer aldığı tüm kadranın çıkarılması ise kadranektomi olarak adlandırılır. Meme koruyucu cerrahi girişimler multifokal ve özellikle multisentrik kanserlerde uygulanmamalıdır.

Meme koruyucu ameliyatlarda ayrı bir kesi ile aksiller diseksiyon yapılması doğru evreleme ve ek tedavi planlaması açısından zorunludur. Kalan me­me dokusunun tümüyle ve tümör yatağının ek doz verilerek ışınlanması (radyoterapi), meme koruyu­cu cerrahi girişimlerin, belki çok yaşlı hastalar dı­şında, "olmazsa olmaz" kuralıdır. Daha çok evre I ve II kanserlere uygulanmakta olan meme koruyu­cu cerrahi girişimlere karar vermeden önce hasta aydınlatılmalı, lokal nüks ihtimali için uyarılmalı, radyoterapi yapılabilirliğinden ve hastanın kont­rollere geleceğinden emin olmalıdır. Geri bırakılan meme dokusunda radyolojik olarak şüpheli alan kalmamış olmalıdır.

Memenin tümünün alındığı ameliyatlar: Yak­laşık 25 yıl öncesine kadar sık uygulanan radikal mastektomi, yani cildi ile birlikte memenin tümü­nün, büyük ve küçük pektoral kaslar, aksiller lenf bezlerinin çıkarılması artık cerrahi tarihinin sayfa­larındaki onurlu yerini almıştır. Ancak, sistemik te­daviye ve radyoterapiye cevap vermeyen, pektoral kas invazyonu gösteren kanserlerde palyatif amaç­lı olarak ve erkekte meme kanserinde uygulanabi­lir.

Günümüzde yaygın olarak modifiye radikal mastektomi ameliyatı yapılmaktadır. Meme derisi ve memenin tümü, pektoral fasya, aksiller lenf ganglionları meme üzerine yapılan transvers bir kesi ile çıkarılır. Bazen küçük pektoral kas da buna eklenir (Patey ameliyatı). Basit mastektomi ise me­me cildi, meme dokusunun tümü ve pektoral fasyanın çıkarılmasıdır. Daha çok in situ kanserlerde ve Paget kanserinde uygulama alanı bulur. Özellik­le in situ lobüler kanserli hastalarda, ailesel faktör de varsa kadını bir hastalıktan değil yaşamını cid­di bir şekilde etkileyebilen kanser korkusundan kurtarmak için iki taraflı mastektomi yapılabilir. Keza lokal ileri olup da kemoterapi ve radyoterapi­ye cevap vermeyen kanserlerde de palyatif amaçlı uygulanır.

Meme Kanserinin Evrelenmesi, Meme Kanseri Süreci

Diğer tüm kanserlerde olduğu gibi, meme kan­serinde evreleme, gerek hastalığa ait verilerin ayrın­tılı kaydı, gerekse bu verilere dayanılarak yapılacak güncel tedavinin planlanması açısından vazgeçil­mezdir. Doğru evreleme ancak doğru klinik gözlem ve doğru ve yeterli patalojik anatomik değerlendir­me ile yapılabilir.

Klinik

Memede bir hücrenin kanserleşmesi ile kendini klinik muayene veya radyolojik incelemede belli etmesi için yıllar geçmesi gerektiği kabul edilir. Tü­mör kitlesinin en az 1 cm büyüklüğe ulaşmasıyla kadın genellikle memesindeki değişikliği farkeder. İri memeli kadınlarda veya derine doğru gelişen kanserlerde boyutun daha fazla olması gerekir. Ge­ne de meme kanserinin günümüzde en az % 90'ı kadının kendisi tarafından bulunmaktadır. Hasta­ların % 80'inde farkedilen tümör kitlesidir. Bu kitle sert, düzensiz kenarlı, yüzeyi pürtüklü olup, meme dokusu içinde rahatça oynatılamaz.

Meme kanserinin bir diğer bulgusu olan "spontan memebaşı akıntısı" da hastanın dikkatini kolay­lıkla çeker: hasta soyunduğunda iç çamaşırında le­ke gördüğünü ifade eder. Muayenede bu akıntının tek bir delikten, seröz veya kanlı olması dikkatleri meme kanserine yöneltmelidir.

Kanser hücrelerinin yüzeyel fasya ile derin fasya arasında yer alan Cooper bağlarını tutması ile ciltte çekintiler gelişir "retraksiyon". Bazen muayenede bunu ortaya çıkarmak için hastanın kollarını yukarı kaldırması veya öne eğilmesi gerekir. Keza kitle üzerindeki cildin işaret parmağı ile başparmak ara­sında hafifçe sıkılması ile şüpheli çekinti belirginle­şir. Cilt çekintisi çok önemlidir çünkü diğer bulgular ne olursa olsun, tek başına kanseri düşündürür. Cilt lenfatiklerinin tutulması ciltte ödeme yol açar ve bu ödeme Cooper bağlarına tümör hücresi yayılımı da eklenince, ortaya çekintilerden oluşan "portakal ka­buğu" manzarası çıkar. Kanserin deri lenfatiklerini tutmasının bir ileri aşamasını derinin beslenme bo­zukluğu oluşturur. Önce eritem, sonra yüzeyel deskuamasyonu erozyon ve ülserasyonlar izler.

Memedeki kanser kitlesinin memebaşmı kendi­ne çekmesi, özellikle üst dış kadranda yer alanların meme başını aksillaya doğru çekmesi "Forguıe belir­tisi" olarak adlandırılır. Genel anlamı ile "memeba­şı retraksiyonu" olarak tanımlanan bu bulgu da kan­ser için tipiktir. Benzer şekilde derin plana doğru büyüyen kanserlerde, büyük pektoral kasın infiltre olması söz konusudur. Oturur durumda ilgili taraf kolunu muayene masasına dayayan ve öne eğilen hastada kitlenin ve memesinin oynatılamamasına "Tillaux" belirtisi adı verilir. Memebaşı ar­kasında gelişen, santral kanserlerde memebaşı ar­kaya doğru çekilir. Inflamatuar kanserler ise kendi­ni tüm memede ağrı, heterojen bir hiperemi, ısı ar tısı, ödem, memenin tümüyle büyümesi şeklinde gösterir. Hastanın laktasyonda olmaması kanser varlığından şüphelendirmelidir. Paget tipi kanser ise memebaşında tedaviye rağmen geçmeyen ekzema benzeri bir görüntüye sahiptir. Zaman zaman kabuklanma, sulanma, kaşıntı ile seyreder; çok ya­vaş ilerleyerek memebaşmı yok eder ve areolaya yayılır; ancak hemen daima yüzeyel yerleşimlidir.

Fizik muayenede aksilla ve supraklaviküler böl­genin muayenesi ve varsa palpabl lenf ganglionlarının değerlendirilmesi ayrı bir önem taşır. Sert, kısmen mobil, bazen birbirine veya cilde yapışmış lenf ganglionları kanser yayılımının göstergesidir. % 0.3-0.8 kadar hastada ise memede hiçbir klinik ve radyolojik bulgu yok iken, meme kanseri aksiller ganglionlarda metastaza bağlı büyüme ile kendini gösterir. Ender olarak uzak metastaz meme kanserinin ilk bulgusunu oluşturur. Akciğer, karaciğer, pelvis kemikleri, femur ve lomber vertebralar en sık rastlanan yerleşimlerdir.

Meme Kanseriden Tanı

Yukarıda incelenen klinik bulgular ile meme kanserinin tanısı daha inspeksiyon ve palpasyon aşamasında kolaylıkla konur. Ancak, 40 yaşını aş­mış, memesinde ağrı yakınması olan, fizik muaye­nede nodülarite veya yaygın veya lokal yoğunluk palpe edilen kadınlarda mamografi ve sonografiden ibaret olan görüntüleme yöntemlerine başvu­rulmalıdır. Gerçekte, fizik muayene bulguları çok net olarak kanseri düşündüren hastalarda da görüntüleme şarttır. Mamografi ve ultrasonografide kanserin tipik bulguları olan düzensiz kenarlı, spiküler uzantıları olan, kimi zaman mikrokalsifikasyon içeren solid kitleler belgelemiş olur. Ancak, belki de daha önemlisi diğer meme ve aynı memenin diğer bölgelerinin görünümü­dür. Palpe edilemeyen başka odaklar, şüpheli ya­pısal distorsiyon alanları dışında, kanser kitlesinin etraf doku ile ilişkisi, cilde ve pektoral fasyaya uzanımı fizik muayeneden daha hassas olarak ortaya konur ve ameliyat yönteminin seçimini etkiler. Ke­za, aksillada palpe edilemeyen ganglionların duru­mu hakkında da bilgi verir.

Bundan sonraki aşama ülserasyon varsa sürün-tü, derinde yerleşmiş palpe edilemeyen kitlelerden ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB), "core" -biyopsi (tru-cut biyopsi) yapılması veya tel ile işa­retleme eşliğinde eksizyonel biyopsidir. İnsizyonel biyopsiye özellikle büyük, eksülsere tümörlerde başvurulur.

Ameliyat sırasında insizyonel veya eksizyonel biyopsi yapılarak dondurulmuş kesit (frozen section) incelemesi de yüksek tanı değeri taşır. Lenfo-sintigrafi özellikle iç kadran yerleşimli kanserlerde a. mammaria interna grubu lenf ganglionlarının tu­tulumu hakkında bilgi verir. Tümör marker'larından CEA ve CA15-3 özellikle izlemede yararlı olur. Alkali fosfataz yükselmesi de kemik metastazları­nın göstergesi olabilir.

Meme Kanseri Memede Kanser Nedir

Meme Kanseri Nedir, Memede Kanser Hakkında Bilgiler

Meme kanseri kadınlarda görülen kanserler ara­sında % 22 ile ilk sıradadır ve sıklığı özellikle İskan­dinav ülkelerinde ve Amerika Birleşik Devletleri'nde giderek artma eğilimindedir. Bir yandan 40-44 yaş grubu kadınlarda birinci ölüm nedeni iken, mortalitede artış görülmemesi erken tanı ve teda­videki başarılara bağlı olmaktadır. Bu nedenle risk grubunu oluşturan kadınlarda tarama protokolleri­nin titizlikle uygulanması ve bu konunun bütün he­kimler tarafından bilinmesi gerekmektedir.

Etyoloji ve Memede Kanser Risk Faktörleri

Kanser türlerinin pek çoğu için olduğu gibi, meme kanserinin de nedeni bilinmemektedir. An­cak bazı net bulgular risk faktörlerini belirlemede yararlıdır.

Yaş: Bir kadın ne kadar uzun yaşarsa meme kanserine yakalanma riski o kadar yüksektir. Nite­kim gelişmiş ülkelerde 55-59 yaş grubunda 100.000 de 257 olan sıklık, 80-84 yaş grubunda 477'ye yük­selmektedir. 20 yaşından önce çok ender olan me­me kanserinin sıklığı 30 yaşından sonra giderek ar­tar, bu artış 40 yaş dolaylarında hızlanır, 60'lı yaş­larda en yüksek düzeyine ulaştıktan sonra daha ya­vaş, ancak sürekli artmaya devam eder.

Genetik faktörler: Hastaların yaklaşık % 25'inde sorumlu tutulmaktadır. Son yıllarda 17.kromozom üzerinde yer alan BRCA1 ve 13.kromozom üzerin­de yer alan BRCA2 genleri üzerinde durulmakta­dır. Ailede bir veya birden fazla birinci veya ikinci derece kan akrabasında meme kanseri bulunması familial, kanserin 20-30 gibi çok genç yaşta görül­mesi ve özellikle birlikte over kanserinin de bulun­ması herediter meme kanserini düşündürür. An­nede veya kız kardeşte meme kanseri bulunması ciddi bir risk faktörü kabul edilir. Bir kadının bir memesinde kanser gelişmiş olması ileride diğer memesinde de kanser gelişmesi riskini arttırır.

Östrojen hormonu: Meme kanseri ile yakın ilişki­si olduğuna dair çeşitli gözlemler vardır. Bir kadın ne kadar erken ilk adetini, ne kadar geç son adetini görürse, meme kanserine yakalanma riski o kadar artmaktadır. Bir diğer deyişle kadının yaşamındaki bu "östrojen penceresi" açıklığı meme kanseri geli­şimi ile parallellik gösterir. Bunun aksine, 30 yaşın­dan önce herhangi bir nedenle bilateral ooforektomi geçirmiş kadınlarda meme kanserinin görülme­diği saptanmıştır. Menopozdaki kadınlara östrojen hormonu verilmesinin (hormon replasman tedavisi) meme kanseri riskini, anlamlı olmasa da arttırdığı bilindiğinden, yılda bir kez mamografi çekilmesi önerilir. Keza ilk doğumundan önce uzun süre infertilite tedavisi görenler veya doğum kontrol hapı kul­lananlar da risk grubu içinde sayılır.

İlk doğum yaşı: İlk doğumun 30 ve özellikle 35 yaşından sonraya bırakılması da meme kanseri ris­kini 4 kat arttırmaktadır. Hiç doğum yapmama, emzirmeme de risk faktörü olarak bilinir.
Işınlamalar: Çocukluk çağında timus ışınlaması, Hodgkin tanısıyla mediasten ışınlaması geçirenler­de görülme sıklığı artmaktadır.

Beslenme ve çevre faktörleri incelendiğinde ise me­nopoz sonrası kilo alımının olumsuz etkisi gösteril­miştir. Alkol kullanımı riski arttırırken, sigara içimi etkilememektedir.


Meme kanseri riskini arttıran en somut göster­geler ise bazı "patolojik anatomik değişikliklerdir". Sklerozan adenozis, papillomatosis, atipik duktal ve lobüler hiperplaziler riski 2-4 kat arttırmaktadır. Özellikle aile anamnezi pozitif olan kadınlarda ati­pik duktal hiperplazi varsa kanser 9 kat daha sık görülür. İn situ lobüler ve duktal kanserler de önemli risk faktörüdür.

Tüm bu risk faktörleri meme kanserli kadınların ancak % 20'sinde söz konusudur. Amaç bu gruba giren kadınlarda meme kanserini erken dönemde saptamaktır. Kadının kendini muayene ile memesi­ni tanıması ve yılda bir kez mamografi / ultrasonografi yaptırarak hekim kontroluna girmesi ge­rekli ve yeterlidir.

İnvaziv Kanserler, İnvaziv Tümör

Büyük çoğunluğu adenokanserdir. % 90'ı duk­tal, % 10'u lobüler olarak sınıflandırılır. Bunun dı­şında müsinöz, medüller, papiller, tubuler, Paget kanseri ve inflamatuar kanserler de vardır. İnvaziv duktal kanserler, tüm meme kanserlerinin % 75 kadarını oluşturur. İnvaziv lobüler kanserler ise çoğu kez net bir kitle ile değil, lokal yoğunluk artışı ile kendini gösterir. Mamografide net bir görüntü vermez, mikrokalsifikasyon içermez. Aynı memede, aynı kadranda birkaç odak (multifokal) veya başka kadranlarda başka odaklar (multisentrik) buluna­bilir. Diğer memede de aynı anda kanser bulunma (senkron) veya sonradan gelişme (metakron) ihti­mali % 50 dolayındadır. Tubuler kanserler ender olarak aksiller metastaz yapar, prognozları çok iyi­dir. Medüller kanserler ise sıklıkla fibroadenomun radyolojik ve klinik bulgularını taklit eder. Müsinöz kanserlerin prognozu invaziv duktal kansere göre daha iyidir. Paget kanseri tüm meme kanser­lerinin ancak % 1-2'sini oluşturur. ISDK ile birlikte­dir. Inflamatuar kanser meme kanserleri içinde en kötü prognoza sahip olanıdır.

Meme Kanseri Hastaligi Anasayfa

Meme Kanseri Nedir, Meme Kanserinde Risk Faktörleri

Meme Kanseri Evreleri ve Süreci

Meme Kanserinde Tedavi

Meme Kanserinde Kemoterapi Tedavisi

Gebelik ve Meme Kanseri İlişkisi

Erkeklerde Meme Kanseri Nedenleri

Meme Kanserinin Genel Tanımı

Meme Ağrısı Kanser Belirtisi midir?

Kist ile Fibroadenomun Farkı

Türkiye'de ve Dünyada Meme Kanserinin Görülme Sıklığı

Erkeklerde Meme Kanseri

Doğum Kontrol Hapları ve Meme Kanseri

Meme Kanseri Tanısı

Mamografi Nedir

Biyopsi Nedir?

Meme Kanseri Cerrahi Tedavisi

Meme Kanseri ve Kemoterapi

Meme Kanseri ve Radyoterapi

Yeni Meme Yapımı ve Estetik

Göğüs Kanseri Tedavisi Sonrası Süreci

Meme Kanserinin Bitkisel Tedavisi

Meme Kanseriyle İlgili Branşlar

Meme Kanseri Ameliyatı

Meme Kanseri Tip 1 (BRCAl) ve Meme Kanseri Tip 2 (BRCA2)