Zona Hastalığı Nedir (Herpes Zoster), Zona Bulaşıcı Hastalık

Duygusal sinirlerin ağrılı bir hasta­lığı olarak kabul edilir. Çıbanda olduğu gibi bir suçiçeği virüsü tarafından oluşturulur. Hastalanan sinirlerin bölgesinde ilti­hap görülür.

Zona Belirtileri: Kabarcıkların oluşumu sırasında çok ağrı çe­kilir. Kabarcıkların tek yönlü ve bir dizi halinde sıralanması zonanın en belirgin özelliğidir. Zona kabarcıkları duygusal si­nirler boyunca yayılır. Yüz ve baş duygusal sinirlerinde görülebilir. Göz siniri etkilenmişse körlüğe neden olabilir. Sinirler boyunca oluşan kabarcıklar daha sonra patlayarak kabuklanır ve kabuklar döküldükten sonra da yerinde beyaz bir iz bırakır.

Süreci: Hastalığın seyri ağrılıdır. Çok sık görülmemekle bir­likte beyin zarı iltihabına neden olabilir.

Zona Tedavisi: Belirgin bir tedavisi yoktur. Kabarcıkları kurut­mak için steril toz verilir. Ağrı kesici ilaçların da verilmesi ge­reklidir.

Papagan Hastaligi Pisitakoz Nedir

Papağan Hastalığı (Pisitakoz Nedir)

Hastalık yakın zamanlarda kuşlar tarafından batıya taşınmıştır. Hastalık yapıcı mikrop­lar papağanlarda yaşarlar ve virüse benzerler. Genellikle has­talık kurumuş papağan pisliklerinin virüs taşıyan tozlanyla bulaşır. Papağanlarla yakın teması olan kişilerin bu hastalığa yakalanma olasılıkları oldukça büyüktür. Hastalık genellikle kış aylarında görülür ve büyüklerin hastalığa yakalanma şans­ları çocuklarınkinden daha fazladır.

Belirtileri: Ateşin yükselmesiyle birlikte tifüse benzer ge­lişme görülür. Ateş 1-2 hafta sürer. Halsizlik, şaşkınlık, uyu­şukluk hastalığın en açık belirtileridir. Öksürük, hızlı kalp atış­ları ve sık solunum akciğerlerin de etkilendiğini belirten işa­retlerdir. Bundan başka kalp ve dolaşım bozuklukları da görülebilir.
Süreci: Hastalık 3-4 hafta sürer. Şu yan etkiler görülebilir:
Toplardamar, karın zarı, ortakulak ve boyun lenf bezleri­nin iltihabı, kalp yetmezliği. Kalp yetmezliği, hastalığın 1-14. günlerinde ölüme neden olabilir.

Papağan Hastalık Tedavisi: Hastalığın seyrine göre değişik tedavi yöntemi uy­gulanır. Antibiyotiklerin tedavide oynadıkları rol büyüktür. Hastalık teşhis edilir edilmez hastanın ayrılması zorunludur.

Vucud Nedir İnsan Vucudu Yapisi

Vücud Nedir, İnsan Vücudu Yapısı

însan vücudu ile bazı hayvanlar arasında yapı benzerlikleri ol­ması nedeniyle birçok araştırmalar yapılmış ve değişik kuram­lar öne sürülmüştür. Fakat insan, tüm yapı benzerliklerine rağmen en gelişmiş memelilerden bile daha çok gelişmiş bir varlıktır.


İnsan vücudu, yapı ve çalışmasına göre uyumlu bir bütün oluşturur. Kan damarları ve sinirlerle bütün organlar birbir­lerine bağlanırlar ve bu nedenle herhangi bir etken tüm orga­nizmayı etkiler. Vücutta sert, yumuşak ve sıvı olmak üzere üç temel unsur bulunur. Sert unsurlar kemikler, dişler, tırnaklar ve saçlardır. Deri, kaslar, tüm dokular, bezler, iç organlar, du­yu organları ve sinir sistemi yumuşak unsurlardır. Sıvı unsur­ları kan, akkan (lenf), beyin sıvısı ve çeşitli salgılar oluşturmak­tadır. Vücudun yapısı olan tüm unsurların birbirleriyle bağıntı­sı vardır ve bu unsurların birleşmesinden organizma oluşur.

İnsanların Vücut Yapısı

Organizmanın maddesel ve ruhsal yönden kendine özgü yapısı­na ve çalışmasına oluşum adı veriyoruz. Yüzyıllar boyunca çe­şitli oluşum tipleri ortaya atılmış, insanların gösterdiği belir­gin özelliklere göre gruplandırmalar yapılmaya çalışılmıştır.

Oluşum, kalıtım yoluyla ortaya çıkar ve bulunduğu orta­ma göre şekil alır. Oluşum sırasında insana geçen olumlu ve olumsuz etkenler birbirlerine bağlanmıştır ve insanın daha son­raki yaşamını ve sağlığını bir ölçüde etkiler.
Kalıtım yoluyla, bazı kalıtsal hastalıklardan başka, bazı organların zayıflığı ve hastalık eğilimi gibi özellikler de soy­dan soya geçebilir. Örneğin, bazı ailelerde kalp hastalıkları, as­tım ve sinir hastalıklarına çok sık rastlanmaktadır. Ancak, aile­de bulunan kalıtsal bir hastalığın mutlaka aile içindeki birey­lerin hepsini etkileyeceğini düşünmek hatalıdır. Çünkü kalıtım yoluyla organizmaya geçen etkenler, ancak çeşitli dış etkiler ve ruhsal baskılar sonucu hastalığa dönüşebilirler. Yalnız, şunu belirtmek gerekir ki, insan yalnızca kalıtım ve çevrenin oluştur­duğu bir ürün değildir. İnsan, aklı sayesinde yaşamını büyük ölçüde istediği gibi yönlendirebilen üstün bir yaratıktır.

Vücud Tipleri, Vücut Çeşitleri

Alman tıp bilim adamı Kretschmer, bu konuda geniş araştırmalar ve çalışmalar yapa­rak, bir akıl hastanesindeki akıl hastalarının vücut yapı biçim­leri ile hastalıkları arasında ilişki bulunabileceğini saptamıştır. Daha sonra normal özelliklerde de tip uyuşmazlığı olabileceği­ni ve bu uyuşmazlığın vücut yapı biçimiyle ilişkili olduğunu kanıtlamıştır.

1. Leptozom tipler (ince ve zayıf): Bu tiplerin vücutları zayıf ve ince, derileri renksiz ve kansızdır. Aşırı kıllı olurlar ve duruşları gevşektir. Kiloları da normal kilonun çok altında­dır. Kafatasları küçük, yüzleri uzunca, soluk ve sert hatlıdır. Güçsüz leptozom tiplerin yanı sıra güçlü leptozom tipler de bulunabilmektedir. Bu tiplerin spora, özellikle atletizme karşı yetenekleri büyüktür. Bu tipler tüberküloz, mide ve onikiparmakbağırsağı ülseri, böbrek ve apandisit gibi hastalıklara eğilimlidir. Bu tipler duyarlı ya da soğuk olabilirler. Ayrıca, daya­nıklı ve atak bir yapıları vardır.

2. Pigmen tipler (yuvarlak ve şişman): Bu tipler orta boy­lu, şişman, yuvarlak hatlı ve ince kemikli olurlar. Vücutları yağlı, kasları gevşek ve yumuşaktır. Yüz biçimleri ablak görü­nümlüdür. Çeneleri genellikle çukurdur. Vücutları çok kıllı, saç telleri incedir ve saçlar çabuk dökülür. Aşırı şişmanladıkları ya da yaşlandıkları zaman hemen göbek salarlar. Bu tiplerin damar sertliği, şeker hastalığı aşırı şişmanlık, safrakesesi ve romatizma hastalıklarına eğilimleri vardır. Genellikle neşeli olan bu tipler rahata düşkün olurlar.

3. Atletik tipler (adaleli): Bu tipler orta boyludur. Kemik­leri iri, vücutları adaleli ve gelişmiştir. Omuzlar ve göğüs ka­fesi oldukça geniştir. Elleri iri ve parmakları güçlüdür. Genel­likle alınları geniş ve yüzleri uzun olur. Çeneleri köşeli ve bu­runları yassıdır. Bu tip kadınlar genellikle yapı yönünden er­kekleri andırırlar. Bu tipler en çok tüberküloz, grip ve roma­tizma gibi hastalıklara yakalanırlar. Ayrıca, çok sayıda sara (epilepsi) vakaları da bu grupta görülür.
Bu tipler, her şeyden önce sessiz, ağırbaşlı, düşünceli, kav­rayışları zayıf, beceriksiz, kaba, hantal olurlar. Genellikle mes­lek olarak askerliği ve sporculuğu seçerler. Atletik yapıdaki in­sanlar çoğunlukla titiz olurlar ve karşılarındaki insanlara gü­ven verirler. Düşünce yönünden fanteziye kaçan bu tipler ara­sında bilim adamı çıkmaz.

4. Hatalı oluşmuş tipler: Dördüncü gurubu oluşturan bu tiplerin en belirgin özellikleri aşırı şişman olmalarıdır. Genel­likle uzun boyludurlar. Bu tiplerdeki erkek ve kadınların bir­birine benzemeleri, bazı organların aşırı gelişmesi de tipin özel­likleri arasındadır. Bu tiplerde genellikle metabolizma ve hor­mon bozukluklarına çok sık rastlanmaktadır.

Doku Nedir, Doku Çeşitleri, Doku Yapısı

Organların yapıları mikroskop altında incelendiğinde dokular­la karşılaşılır. Her dokudaki hücre sayısı, hücre ara maddele­rinin miktarı değişiktir. Dokular organlarda, organlar ise or­ganizmada birleşirler. Organlardaki çeşitli dokular birbirleri­nin içine girmiş durumdadır. Tüm organizmaya dağılmış olan dokular sinir sistemi, iç ve dış organlar gibi organ sistemle­rini oluştururlar. Şekil ve çalışmalarına göre dokular dörde ayrılırlar; Epitel doku, bağ ve destekdoku, kasdoku ve sinir-doku.

Epitel doku, Epitel Dokusu

Vücut yüzeyini kaplayan derinin en üst taba­kası, soluk borusu, mide, bağırsak, karaciğer, idrar yollan ile cinsel organların iç yüzeylerindeki zarlar epitel dokudan olu­şurlar. Epitel doku vücudu dış etkilerden korur ve madde de­ğiş tokuşunu sağlar. Epitel dokunun zedelenmesi sonucu olan yaralardan girebilen mikroplar vücut dokularına kadar ilerle­me olasılığı bulurlar. Onikiparmakbağırsağı ve mide ülseri, bronşit ve kanser gibi hastalıklar epitel dokunun zedelenmesi sonucu oluşur. Epitel doku hücrelerinin bir çeşidi de sümük, tükürük, hormon ve küt salgılayan bezlerdir. Bu arada, kan­serin özellikle bez dokularında ortaya çıktığını, bundan başka bezlerin fazla çalışması ya da az çalışması gibi işlev bo­zukluklarının da birçok tehlikeli hastalıklara neden olduğunu belirtmekte yarar vardır.

Bağ doku ve destek doku

Vücuda şekil ve sağlamlık verirler. Epitel dokuda çoğunluğu hücreler oluştururken, bu dokuda hücreler arası maddeler çok daha fazla gelişmiştir. Bağ dokusu ve destek dokuyu dört bölüme ayırabiliriz:

1. Katılgandoku: Çeşitli sertliktedir. Tüm organların yapı­larında bulunur. Epitel dokuyu kasdoku ile birleştirir. Esnek lifcikleri ve yağdokuyu oluşturur.

2. Kıkırdakdoku: Bükülebilen, esnek, bulanık süt rengindeki bu dokuya eklemlerde, kaburga kemiğinin uçlarında, ku­lak kepçesinde, burun ara duvarında ve vücudun daha birçok yerinde rastlanır. Kıkırdakdokuda kan damarları bulunmadığı için hastalık ve yaralanmalardan sonra dokunun yenilenmesi çok sınırlıdır.
Katılgandoku ve kıkırdakdoku sürekli olarak dış etkenler sonucu zedelenip yaralanma ve romatizma gibi hastalıkların tehdidi altındadır. Bu dokuda oluşabilecek zedelenmeler, ko­runma ve ölçülü spor hareketleri sonucu giderilebilir.

3. Kemikdoku: En sık ve sağlam doku olup, geniş dallı kemik hücreleri ve bunların arasında bulunan kemik temel maddesinden oluşur. Kemikdokunun içinde kireç tuzları bulu­nur. Kemikdoku kan damarları ile sürekli olarak beslenerek yenilenir. Bu nedenle kemikler oldukça çabuk iyileşirler. Yaşlı kişilerin kemiklerinde bulunan kireçli madde oranı az olduğu için kemiklerin yenilenme olasılığı oldukça sınırlıdır.
Kemiğin içinde ilik vardır. Genellikle iliğin rengi pembem­sidir. Uzun kemiklerin içindeki ilik maddesi yağlaşmış oldu­ğundan görünümü sarı renklidir. Kemik, dıştan kaba bir ke­mik zarı ile kaplıdır. Vücuttaki yerine göre kemiklerin çeşitli ad ve şekilleri vardır. Bütün kemikler birbirlerine eklemler aracılığıyla bağlanmıştır.
Dişleri de kemikdokuya benzer bir doku oluşturur, yal­nız bu doku, içinde bulunan çok miktardaki flüor maddesi ne­deniyle oldukça sert yapıdadır.
Kırıklar, raşitizm, kemik yumuşamaları (erimesi), kemik veremi, çeşitli kemik urları kemiklerde görülen başlıca hasta­lıklardır.

4. Yağdoku: Yağ hücrelerinden oluşmuştur. Görevi, organ­ları dış darbelerden korumaktır.

Kas doku, Kas Dokusu

Organların hareketlerini sağlayan dokulara kas-doku adını veriyoruz. Vücudun yumuşak «kırmızı et» tabaka­sını oluşturur. Yapılarına göre kasları üç grupta toplayabiliriz:

1. Düz kaslar (istemsiz hareket eden kaslar): İstemsiz ola­rak hareket ederler. Kan damarlarının duvarlarında, bağırsak, deri, sindirim sistemi ve cinsel organlar, idrar torbası ve tüm iç organlarda rastlanılır.
2. Çizgili kaslar (istemli hareket edebilen kaslar): Bu tip kaslara iskelet kasları adı da verilebilir, çünkü eklemler ara­cılığıyla kemik yapısını bu kaslarla hareket ettiririz ve hare­ketler istemlidir. Bu kasların çalışmaması ya da zorlanması bazı sinir hastalıklarına neden olabilir.
3. Kalp kast: Kalp kası kısmen çizgilidir, ancak istemli ha­reket etmediğinden çizgili kaslardan ayrım gösterirler. Kalp kası tüm yaşam boyu aralıksız çalışarak kan dolaşımını sağlar. Sürekli çalışması nedeniyle kalp kaslarının yıkımı erken olur. Bu nedenle kalp kaslarını koruyucu önlemlerin alınması ge­reklidir.

Sinir doku, Sinir Dokusu

Sinir sistemini oluşturur. Çeşitli zedelenmele­re karşı çok duyarlıdır. İltihaplanmalar ve mikroplu hastalık­lar sinir hastalıklarının büyük bir bölümünü oluşturur.

Hücre ve Dokular

Tek hücreli hayvan cinsinden olan canlıların dışında diğer tüm hayvan ve insan organizması çok sayıdaki hücrelerin birleşme­sinden oluşur.
Aynı yapı ve çalışma gücündeki hücreler, hücre gruplarını oluştururlar ki, biz bunlara doku adını veriyoruz. Ara hücre maddeleri birbirlerini doğrudan sınırlayan hücreler arasında­ki boşluğu doldururlar. Bunlar koruyucu dokular arasında çok kuvvetli oluşumlardır. Ara hücre maddesi, hücreleri ve kan da­marlarını birbirine bağlar ve bunlar arasındaki madde alışve­rişini sağlar. Su toplama, romatizma, alerji gibi bazı hastalıklar hücre zarı arasındaki maddelerde oluşurlar.

Hücre Kök, Hücre Nedir, Hücre Çeşitleri

Her hücrede bir çekirdek ve hücre gövdesi bulunur. İnsan hüc­relerinin en büyüklerinden olan yumurta hücresi, 0,06-0,25 mm. çapında olup gözle görülebilen büyüklüktedir. Uzun süre bü­tün hastalıklara hücrelerdeki değişikliklerin neden olduğu sa­nılmaktaydı. Daha sonra bu görüş, tek yanlı bir sınırlandırma olarak nitelendirildi. Çünkü, öyle hastalıklar vardır ki, hücre­lerde herhangi bir değişim olmadığı halde, yalnızca belirli or­ganlardaki işlev bozuklukları bu hastalıkları yaratma nedeni olabilmektedir.

Hücrenin Görevleri; Organizmada hücreler sürekli olarak ölürler ve bölünme yoluyla ölü hücrelerin yerlerini yeni hücreler alırlar. Canlı maddelerin gelişmesi, hücrelerin bölünmeleriyle sağlanır. Sı­cak, hücre bölünmesini artıran, soğuk ise bölünmeyi azaltan etkenlerdir. Sinir hücreleri gibi çok gelişmiş hücreler bölün­me yoluyla çoğalırlar. Hücre gövdesi yumuşak, sıvımsı bir mad­de olan protoplazma ile kaplıdır. Protoplazmada protein, yağ tanecikleri, tuz ve su vardır. Hücrenin bir de çekirdeği vardır. Hücre çekirdeği şu maddeleri kapsar:

1. Çekirdek zarı: Çekirdeği hücreden ayıran bir kılıftır.
2. Çekirdek sıvısı: Saydam görünümde olan bu sıvı çekir­değin temel maddesini oluşturur.
3. Boyanabilen ve boyanmayan iskelet yapı.
4. Çekirdek maddeleri: Bu maddenin değiştirici özelliğe sahip olduğu sanılmaktadır.

Yasam Nedir Saglikli Dogal Yasam

Yaşam Nedir, Sağlıklı Yaşam ve Doğal Yaşam

Yaşam somut olmayan temel bir kavramdır ve bu konudaki bil­gilerimiz çok kısıtlıdır. Yaşam bize çeşitli yaratıkları tanıtma­ya yarar ve böylece onları incelemeyi sağlar. Bütün canlıları (bitkiler, hayvanlar ve insan) inceleyen, araştıran bilim dalına biyoloji adım veriyoruz.
Bir canlı ya da organizma dışarıya kapalı bir bütün olup her bölümünün çalışması organizma düzeninin korunmasını ve canlının büyümesini sağlar. Canlı varlıklar aşağıda belirti­len yaşam işlevlerinde toprak, taş ve maden gibi cansız var­lıklardan ayrılırlar.

1. Maddeyi değiştirme ve enerji sağlama: Canlı, çevresin­deki bazı maddeleri alır, parçalar, enerji üretir. Gereksiz ve artık maddeleri dışarı atar.
2. Hareket: Canlı kendi kendine (bitkiler dışında) hareket edebilir.
3. Gelişme ve büyüme: Birçok canlı varlık bir hücre ile yaşamaya başlar, hücre bölünmesi ve çoğalması sonucu bir cisim halini alır.
4. Üreme: Canlı varlıklar üreme yoluyla türlerini sürdü­rürler.
5. Uyum: Canlı varlıkların yaşadıkları çevre koşullarına uyma özellikleri vardır.


Eğer bir canlıda yukarıda sayılan tüm özellikler varsa on­ları cansız varlıklardan ayırmamız çok kolay olur. Buna kar­şın bir canlı bu yaşam özelliklerinden yalnızca birini ya da birkaçını taşıyorsa onları cansızlardan ayırt etmek güçleşir. Örneğin, gözle görülemeyen, en sık bir filtreden geçebilen ve birçok hastalıklara neden olan virüs mikro-organizmasını ele alalım. Mikroskop altında incelendiklerinde kimyasal madde kristalleri gibi görülürler. Oysa, protein özelliğinde dev mole­küllerdir. Bununla birlikte, virüsler birçok hastalıklara neden olan mikroorganizmalardır. Canlıların en büyük parçalarını oluşturan hücrelerin en önemli bölümü protozlazma olmakla birlikte, hâlâ anlaşılmaz bir madde olarak görülmektedir. Protoplazma, yumuşak sıvımsı bir madde olup protein ve yağ ta­neciklerinden oluşur. Ayrıca, kapsamlarında su ve tuz da bu­lunur. Her canlı, ister bitki, hayvan ya da insan olsun, bir de­faya özgü olağanüstü bir varlıktır.

Saman Nezlesi Nedir, Saman Nezlesi İçin Tedavi

Özellikle gözleri ve burnu etkileyen aler­jik bir nezledir ve astım bronşit ile birlikte de bulunabilir. Alerjiye eğilim kalıtsal olabilir, ancak hastalığın özel biçimi kalıtsal değildir. Saman nezlesi, nedeni genellikle bitki polen­leri olduğundan, her yıl belirli zamanlarda görülen bir mevsim hastalığı olarak da nitelendirilebilir.

Saman Nezlesi Belirtileri: Genel olarak virüs etkenli nezlenin belirtilerini verir. Burun akar. Burun akıntısı önceleri sulu, sonraları koyu ve sarı renklidir. Burun akıntısına öksürük de eklenebilir.

Saman Nezlesinin Tedavisi: Tedavi edilmediği takdirde astım bronşite ne­den olabilir. Saman nezlesi sırasında özellikle sinüzit olasılığı­nın ortadan kaldırılması gereklidir. Nezlenin ilk günlerinde efedrinli burun damlalarından kaçınmalıdır. Burun akıntısı­nın sarıya dönüşmesinden sonra sinüslerin boşalabilmesi için efendrinli damlalar kullanılabilir. Genellikle, antihistaminik ilaçlar etkindir.

Korunma: Genel olarak kesin bir korunma yöntemi henüz bulunmamıştır. Ancak, alerjinin nedeninin bulunup ortadan kaldırılması olumlu sonuçlar vermektedir. Çoğu kez, alerji nedeni bulunduktan sonra hazırlanabilecek aşılarla korunma yoluna gidilebilir. Saman nezlesi vakalarında nemli bir ortam yeğlenmelidir.

Serum Hastaligi Nedir Tedavisi

Serum hastalığı Nedir

Genel olarak kangren, tetanos ve difteri gibi hastalıklarda at serumu uygulanan hastalarda oluşabilen bir reaksiyondur. Atlarda aktif bağışıklık sağlanarak hastalığa karşı antikorlar elde edilir ve hazırlanan serum hastalığı almış olan kişiye verilerek hastada pasif bağışıklık sağlanır.

Serum Hastalığı Belirtileri: Seruma karşı reaksiyon, serumun uygulanışından sonra 5-10 gün içinde oluşur. Ateş, eklem ağrıları ve deri döküntüsü görülür. ya da benzeri ilaçlarla giderilebilir.

Sarum Hastalık Tedavisi: Çok rahatsız edici olan deri döküntüsü, adrenalin Korunma: Antikor-antijen reaksiyonu tehlikesi göz önün­de tutularak, at serumu çok gerekmedikçe kullanılmamalıdır. Tetanosa karşı çocukları belirli sürelerde tetanos zehiriyle ha­zırlanmış aşıyla aşılayarak aktif bağışıklık sağlamak en iyi yön­temdir.

Alerjik Hastaliklar Alerji Hastaligi

Alerjik Hastalıklar, Alerji Hastalığı

Belirli yabancı bir madde ile onun oluşumu arasındaki bağlan­tı kurulmalı ya da belirli savunma maddelerinin varlığı sap­tanmalıdır. Hastalığa neden olacak etkenlerin araştırılması ve vücudun iyice muayenesiyle birlikte deri üstünde de inceleme­ler yapılır. Böylece, en güvenli bir yoldan aşırı duyarlılık ve vücudun yabancı maddelere reaksiyonu saptanmış olur. Aler­ji yaptığından kuşkulanılan yabancı maddeler doğrudan ya da bir gazlı bez aracılığıyla deri üstüne konur. Alerjinin belirtisi olarak bir süre sonra bu deri bölgesinde şişme ve kızartı görü­lür. Kuşku duyulan maddeleri araştırmak için aynı madde yi­yeceklere de katılabilir. Bu araştırmaya kesinlikle alerji yap­mayan yiyecek maddelerinden başlanmalıdır. Sonra, çeşitli yi­yecek maddelerine, alerji yaptığı düşünülen maddeler teker te­ker karıştırılır. Eğer aşırı bir duyarlılık reaksiyonu belirtisi ortaya çıkarsa, besine katılan son madde alerji nedeni olarak olarak kabul edilir. Bu araştırma 30 gün sürebilir. Belirli bir toza karşı duyarlılığın saptanması için üzerinde deneyler ya­pılan hasta bir havalandırma kamarasına sokulur. Bu kama­ra havada bulunabilecek tüm tozlardan arındırılmıştır. Hava­ya karıştırılarak verilecek belirli tozlar alerjinin cinsini sap­tar.