Kanser ve TAT Yontemleri

Kanser ve TAT Yöntemleri

TAT yöntemlerine halk tarafından gittikçe artan bir ilgi olması sebebiyle Amerikan Hükümeti Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH- The US Government National Institutes for Healt) 1998 yılında, araştırmalar yapmak, TAT yöntemleri hakkında tavsiyelerde bulunmak ve rehberlik etmek için 'Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp için Amerikan Ulusal Sağlık Merkezi'ni (NCCAM-The US National Institutes of Health Center for Complementary and Alternative Medicine) kurmuştur. NCCAM, TAT yöntemleri hakkında birçok farklı alandaki uygulama türlerini anlamak için farklı bir sınıflandırma sistemi geliştirmiştir. Bu sınıflandırmada TAT yöntemlerini 5 gurupta incelemiştir.

1-Alternatif Tıp Sistemleri: Geleneksel doğu ya da yakın zamanda batı toplumlarının da benimsediği tedavi yöntemleridir. Tıbbi tedaviden bağımsız olarak gelişmiştir. Ayurvedik Tıp, Geleneksel Çin Tıbbı, Geleneksel Tibet Tıbbı gibi geleneksel doğu tıp sistemlerini ve Homeopati, Naturopati gibi batıda gelişen sistemlerdir.

2-Zihin-Beden Tıbbı: Zihinsel uygulamalarla beden sağlığını etkilemeyi amaçlayan yöntemlerdir. Sanat Terapisi, Biyo-geridönüş, Meditasyon, NLP, Rahatlama, Maneviyatçılık ve Yoga bu yöntemlerdendir.

3-Biyoloji Bazlı Terapiler: Bitkiler, vitaminler, diyetler ve diğer doğal ürünler bu guruptandır.

4-Manipülatif ve Beden Bazlı Yöntemler: Bedenin hareketine dayalı yöntemlerdir. Şiropraktik, Osteopati, Cranio-Sakral Terapi, Masaj, Alexander Tekniği bu tür yöntemlerdendir.

5-Enerji Terapileri: İki çeşit enerji terapisi vardır. Birincisi; mıknatıslar ve değişken ya da doğrudan akım alanları ile uygulanan terapilerdir. Bunlara Biyo-elektromanyetik terapiler denir. İkinci enerji terapisi çeşidi ise Biyo-alan terapileridir. Bu gurupta akupunktur, akupresür, biyoenerji, qi gung, refleksoloji, reiki, shiatsu, tai chi gibi terapiler vardır

TAT Yöntemlerinde Tıbbi Bitkilerin Yeri ve Önemi

Artık ecza depolarımızda echinacea, ginseng, ginko, kantaron ve aloe vera gibi bitkisel droglar fazla miktarlarda bulunmasıyla göze çarpmaktadır. WHO tarafından yayınlanan raporlarda 90'dan fazla ülkede 20.000'den fazla tıbbi bitkinin tedavi amacıyla kullanıldığı bildirilmiştir. Tüm dünya ülkelerinde genellikle tamamlayıcı tıp adı altında hastalıkların tedavisi amacıyla tıbbi bitkiler yaygın olarak kullanılmakta ve bu bitkilere olan ilgi gün geçtikçe artmaktadır. Örneğin geleneksel Çin tıbbı yeniden keşfedilmeye başlanmış, özellikle son yıllarda aromaterapiye olan ilgi daha da artmıştır

Tıbbi Bitkilerin Tarihi

Bitkiler her zaman insanların temel besin kaynakları olduğu kadar ilk ilaçları da olmuşlardır. İlkçağlardan beri insanlar bitkilerin hangilerinin yenip yenmeyeceğini hangilerinin zehirli olduğunu deneme yanılma yoluyla bulmuşlardır. Birçok önemli kültür bitkilerini ve tıbbi bitkileri kültürlerine almışlardır. Toplama ya da kültür yoluyla ürettikleri bitkilerden, basit yöntemler kullanarak etken maddelerini çıkarmayı başarmışlardır.

İlkçağlarda insanlar hastalıkların tedavisi için bitkiler kadar tanrılar ve doğaüstü güçlerden de yardım beklerlerdi. Örneğin Hititler veba, kolera ve tifo gibi salgın hastalıkların insanları cezalandırmak için tanrılar tarafından gönderildiğine inanırlar, tanrıya salgını durdurması için kefaret olarak kurban sunarlardı. Hitit kralı 2. Murşiliş' in halkını veba salgınından koruması için Tanrıya yalvarışı çok ilgi çekicidir. Eski Yunanistan' da insanları hastalıktan koruduğuna inanılan mitolojik tanrılar vardı.

Sümerler, Asurlar, Mısırlılar, Hititler, Grekler, Yunanlar, Romalılar, Astekler, İnkalar ve Çinliler şifalı bitkilerden hastalıkların tedavisi için faydalanmışlardır. Örneğin, Mısırlılar mumya yapımında pek çok kokulu bitkiden faydalanmışlardır. MÖ 1500 yıllarında yazıldığı tahmin edilen bir Mısır papirusunda 77 kadar bitkisel, hayvansal ve mineral drogtan ve 800'den fazla reçeteden bahsedilmektedir.

Bitkilerle tedavi yöntemlerinin İslam kültüründe de çok önemli yeri vardır. İslam inancına göre ölüm dışında her hastalığın bir çaresi vardır ve bitkiler de bu şifanın önemli kaynaklarındandır. Önemli İslam tabipleri de hastalıkların tedavisinde bitkilerden yararlanma konusunda önemli eserler vermişlerdir.

Aktar (attar); ilaç yapımında kullanılan bitkisel, hayvansal ve mineral içeren maddeleri (droglan) satan kişi için kullanılan bir kelimedir. Aktarlar ya da halk hekimleri arasında ismi efsane olmuş isimlerden biri olan Lokman hekim, bitkilerin dilinden anlayan hatta birbirleriyle konuşan çiçeklerden ölümsüzlük ilacını yapmayı bilen fakat ilaç reçetesini Asi nehirden geçerken elinden nehre düşüren kişidir

Kanser Hastalarinda Psikoloji

Kanser Hastalarının Psiko-Sosyal Durumu

Hastalar ve yakınları üzerinde aşırı duyarlılık, kırılganlık, çaresizlik, ölüm ve bilinmeyen korkusu etkileri bırakan kanser kronik bir hastalıktır. Kanser klinik seyrinin belirsiz olması ve sonunda hastanın tam olarak tedavi olup olamayacağının garanti edilememesi nedeniyle endişe verici bir hastalıktır. Hastalıkla ilgili belirsizlikler, hastanın tam olarak tedavi olup olamayacağının yanı sıra daha sonra tekrarlayıp tekrarlamayacağıyla da ilgilidir.


Dikkati çeken bir başka nokta da hastanın ölümü yaklaştıkça doktor, hemşire ve ailelerin hastadan uzaklaşmaya başlamasıdır. Aile hastadan uzaklaşma yoluyla kendini yasa alıştırmaktadır. Çünkü aileler için ölüm olgusu o andan itibaren hastayı yok kabul etmekle eşdeğerdir. Doktor ve hemşireler ise yapacak bir şey kalmadığını savunup hastadan uzaklaşma yoluna başvururlar. Aslında bu uzaklaşmanın altındaki temel duygu ölüme yenilmenin kızgınlığı, başarısızlık ve yetersizlik nedeniyle duydukları suçluluk hissini baskılama çabasıdır.

Hasta açısından olaya bakıldığında kanser; bilinmeyen bir tehlikenin, acı ve ızdırabın, suçluluk ve utanç duygusunun, izolasyonun, karışıklık ve kavganın sembolüdür. Fizyolojik olarak ise kişinin kendi bedenini kendisinin yok etmesi anlamına gelir. Kişide bu ağır kültürel yük nedeniyle kanser olduğunu öğrenmesinin ardından kriz adı verilen bir dizi emosyonel tepkiler ortaya çıkar.

Kriz sağlıklı yaşamdan yeni bir yaşama, hastalığa ve tehditle karşı karşıya kalma durumuna geçiş sürecidir. Kanser ya da ölüm korkusuna karşı en sık kullanılan patolojik savunma mekanizmaları; inkâr ya da depresif kabullenmedir. İnkâr, tehlike ve tehtidi bilinç dışına atma çabasından ortaya çıkar. Korku genellikle sevdiklerinden ayrılma, ölüm, başkalarına yük olma ve prognoz konularıyla ilgilidir.

Hastanın geliştirebileceği diğer bir savunma mekanizması ise kızgınlık tepkisidir. Hasta hem tedavi ekibine hem hastalığa hem de ailesine hatta Tann'ya karşı kızgınlık tepkisi geliştirebilir. Hasta hastalığın kontrol altına alınamaması ve bütün imkânlara rağmen tedavi garantisi verilememesi nedeniyle bu tepkiyi geliştirir. Hayatı tehdit edici ve süreğen bir hastalıkla baş etmesi oldukça zordur. Hastanın kanser ile baş etmesini etkileyen birçok değişken vardır. Bunlar:

l.Bireysel Değişkenler: Genetik yapı, cinsiyet, yaş, kültür, benlik imgesi, hastalığa ilişkin deneyim ve düşünceler, kişilik yapısı, stresle baş etme stilidir.

2.Hastalığa İlişkin Değişkenler: Hastalığın kendisi, meydana geldiği organ, hastalığın tipi, belirti ve bulguların tedavi biçimleri, prognozudur.

3.Çevresel Değişkenler: Çevresindeki kişilerin destek olma oranı, hastalığa ilişkin kültürel ve sosyal tutumlar, atfedilen özelliklerdir. Tanı konulduktan sonraki ilk 1-2 yıl bilinmeyene, kaygıya, tıbbi bakıma, bağımlılığa, vücut fonksiyonlarındaki kayıp ve değişkenlere uyum dönemidir. Kanser tanısının konulması ile kişi 4 aşamalı bir süreç yaşar.

l.Şok Dönemi: Kanser tanısının öğrenilmesi ile hasta kriz dönemine girer. Bu durum birkaç gün ya da hafta sürebilir.

2.Reaksiyon Dönemi: Hastanın artık gerçeği kabullenmeye başladığı ve buna karşı tepkiler oluşturduğu dönemdir. Geliştirdiği ilk reaksiyon kaygıdır. Kaygıyı yok etmek için ise çeşitli savunma mekanizmaları kullanırlar. Bu dönemde hastalar günlük aktivitelerini yapmakta zorlanabilirler.

3.Direnme dönemi: Tedavinin en aktif döneminin sona ermesinin ardından hastanın yeni duruma adapte olduğu dönemdir. Sık sık neden sorusu gündeme gelir.

En küçük bir semptom bile kanser nüksü olarak algılanır ve hasta tahlil yapma zorunluluğunda bile hasta olduğunu hatırlar.

Reoryantasyon dönemi: Bu dönemde hayatın anlamı, varoluş amacı gibi düşünceler ve buna bağlı sorular akla takılır. Kişi kimliğini artık benimsemeye başlar. Bu dönemde depresyonlar fazla görülür

Kanser Tedavisinde Kullanılan Tıbbi Yöntemler

Kanserin geleneksel tedavisinde 4 ayrı yöntem kullanılmaktadır. Bunlar;
I. Cerrahi Tedavi
II. Radyoterapi
III. Kemoterapi
IV. İmmünoterapidir.
Bu tedavilerin bazen biri bazen birkaçı paket program olarak bir arada kullanılabilmekte, hangi tedavi çeşidinin kullanılacağı ise konulan kanser tanısı çeşidi, bireysel özellikler ve hastalığın hangi aşamada olduğuna göre değişiklik
göstermektedir.

Cerrahi Tedavi

Genel olarak erken tanı aşmasındaki kanser vakalarında ve metastaz yapmamış
kanser çeşitlerinde kullanılan bir yöntemdir. İleri kanser vakalarında ise sadece
hastayı rahatlatmak amaçlı semptomatik tedavi olarak uygulanmaktadır. Bağırsak
tıkanıklığının ileri aşamalarında yapılan cerrahi müdahaleler semptomatik tedaviye
örnek verilebilir.

Radyoterapi

Radyasyon terapisinin daha iyi anlaşılması için radyoizotoplar ve tıbbi kullanımı
konusunda biraz bilgi verelim. Bir elementin sabit olmayan izotopu radyo-aktiftir.
Bu da demektir ki bu element kendiliğinden parçalanarak alfa, beta, gama ışınları
yayabilir. Bu
olay radyasyon olarak tanımlanır ve tıpta radyoterapi olarak kullanılır.

Radyoizotoplar tıpta ışın yayma yetenekleriyle tanı koyma, enerjileriyle tıbbi tedavi amaçlı kullanılırlar.

Tedavi amaçlı kullanıldıklarında radyoizotoplar, hiperfonksiyon durumundaki malign dokuları normal dokulara zarar vermeden yok etme amaçlı kullanılırlar. Fakat bu radyoizotopların normal dokulara da zarar verebilme özelliği vardır.

Ayrıca radyasyon organizma üzerinde organik ve genetik yan etkiler de gösterir. Bu organik etkiler; deride doku hasarı ya da nekrozu, geçici ya da sürekli kısırlık, GİS problemleri, MS S problemleri gibi lokal akut etkiler olmakla birlikte; saç dökülmesi, iştahsızlık, boğaz iltihapları, ishal gibi yaygın akut etkiler de olabilmektedir. Yüksek doz ışının veya sürekli ışına maruz kalmanın gecikmiş dönemde gösterebileceği etkiler ise ülser veya kanserle sonuçlanabilen deri yıkımları, lokal atrofık yara izleri, katarakt, akciğer kanseri, kemik tümörü, anemi, lösemi, erken yaşlanma ve tümör oluşumu ihtimalidir. Radyasyonun hastalarda, genetik özellikleri gelecek kuşaklara aktaran gonadlarda yaptığı değişikliklerle doğumsal anomalilere neden olduğu da bilinmektedir.

Kemoterapi

Sitostatik ilaçlar adı verilen ilaçlar kullanılan bu tedavi çeşidinin amacı malign hücrelerin yok olmasını sağlarken normal hücrelere de zarar vermemektir. Kemoterapide kullanılan ilaçları şu şekilde sınıflandırabiliriz.

Antimetabolitler: Nükleik asidin biyosentezini engelleyen ilaçlardır. Böylece engellenen DNA ve RNA normal hücre fonksiyonlarını gerçekleştiremez ve hücre ölümü ile sonuçlanır.
Alkilleyici Ajanlar: Bu gurup ilaçlar hücre çekirdeğindeki DNA'nın yapısını bozarak hücre ölümüne neden olurlar.

Bitkisel Alkaloidler: MSS ve periferik sinir sistemine etki ederek hücre bölünmesini durdururlar. Doz aşımında ise MSS'nde kalıcı hasarlara ve ölümlere neden olurlar. Ekstremitelerde uyuşukluk, alıgılama bozukluğu, kas zayıflığı, ataksi ve konstipasyon ilacın toksik belirtileridir.

Antimitotik Antibiyotikler: DNA sentezini ve dolayısıyla hücre bölünmesini engellerler.
Hormonlar: Bazı tümörlerde tedavi amacıyla kullanılırlar. Prostat kanserinde östrojenler, lösemilerde steroidlerin kullanılması hormonların kanser tedavisinde kullanımına örnek verilebilir.

Radyoaktif İzotoplar: Sadece malign tümörleri yok edebilme amaçlı kullanılırlar.

Diğer İlaç Türleri: Ayrıca kanser tedavisinde çok seçici özellikteki sitostatik ilaçlar da kullanılmaktadır.
Kemoterapi ilaçlarının malign hücreler üzerinde olduğu kadar az ya da çok normal hücreler üzerinde de zararlı etkilerinin olduğu bir gerçektir.

İmmünoterapi

İmmünoterapide amaç, hastanın kendi savunma sistemlerinin yeniden aktive olmasını sağlayarak hastalıkla mücadeleyi organizmanın yapmasını sağlamaktır. Bu tedavi çeşidi tümörün çeşidine, bağışıklık sisteminin yeterliliğine ve tedavi ekibinin görüşüne göre planlanır. İmmünoterapi henüz çalışma aşamasında olup birçok kanser türünde henüz kullanılmamakta ya da sınırlı kullanılmaktadır. Bu tedaviyi temel olarak 3 başlıkta toplayabiliriz.

Aktif İmmünoterapi: Bu amaçla genel olarak hücresel immün cevabı artırdığı bilinen BCG aşısı uygulanmaktadır. Bu aşının dozları hastalığın durumuna göre değişmekte olup, normal aşı dozunda yılda bir kez ya da değişen dozlarda 4-7 günde bir uygulanabilmektedir.

Pasif İmmünoterapi: Tümörlü hasta serumunun aynı türden tümörlü hastalara verilerek sağlanan pasif bir bağışıklık şeklidir.

Kazanılmış immünoterapi: Uygun bir donörden alınan lenfositlerin kanserli hastaya verilmesi ile sağlanan bağışıklık şeklidir

Kanser ve Tumor Nedir?

Kanser ve Tümör Nedir?

Kanser, çeşitli faktörlerin etkisi ile (genetik kaynaklı olarak doğuştan veya genetik yapıyı bozucu UV ışığına maruz kalma gibi fiziksel ya da kimyasal maddelerle temas ve buna bağlı oluşan mutasyonel bozukluklar sonucu) gelişen anormal, kontrol dışı hücre çoğalması, yayılması ve/veya diğer yakınındaki hücreleri ele geçirmesi olarak tanımlanmaktadır. İnsan ölümlerinin %13 'ünün nedeni kanser olup Amerikan Kanser Derneğinin bildirdiğine göre dünyada 7,6 milyon insan 2007 yılı boyunca kanserden ölmüştür Tümörler iki ana grup altında toplanırlar;

l.Benign (selim=iyi huylu) tümörler: Sınırlı bir büyüme potansiyelleri olup, bulundukları bölgede büyüyerek genişlerler ve metastaz yapmazlar (4). Özellikle hormonal benign tümörlerin büyümesi bir süre sonra durabilir, hatta küçülebilir. Örneğin uterus düz kasının benign tümörü menopoz sonrası genellikle küçülür

2.Malign (habis=kötü huylu) tümörler: Hızla çoğalıp, çevrede dokulara infıltre olurlar. Uzak organlara kan ve lenf yoluyla metastaz yaparlar (4). Çok nadir de olsa kanser hücrelerinin de küçüldüğü hatta aniden kaybolduğu görülmüştür

Tümörlerin adlandırılması: Doku ismi köküne 'om', 'oma', 'kanser', 'karsinoma', 'sarkom', 'sarkoma' kelimeleri eklenerek tümörler adlandırılır. Kanser veya karsinoma eki, malign, epitelial kökenli tümörler için kullanılır. Örneğin; adeno karsinoma . Mezenşimal dokulardan kökenini alan tümörler ise, doku tipini gösteren sözcüğün arkasına sarkom ya da sarkoma eki getirilerek isimlendirilir. Örneğin; osteo sarkom, lenfo sarkom gibi (4).Tümörler iki şekilde yayılma gösterirler:

l.İnvazyon: Malign tümörlerin komşu dokuya yayılmasıdır. Benign tümörler kitlesini genişleterek büyürler ve genellikle kapsülleri vardır. Malign tümörler ise büyürken çevre dokuların içerisine ilerler ve onların yerlerini alırlar. Bu nedenle çevre doku ile sınırları net değildir.

2.Metastaz: Vücudun başka organlarına olan invazyon kabiliyeti, kanser hücrelerinin kan ve lenf damarlarına veya vücut boşluklarına girerek vücudun başka organ ve dokularına yayılması ve orada yeni bir tümör oluşturması olayıdır. Genel olarak büyük, hızlı büyüyen malign tümörlerin metastaz yapma kabiliyetleri yüksektir

Kansere Neden Olan Etkenler

Kanser oluşumu ile çevresel faktörler arasındaki ilişki, farklı coğrafık bölgelerdeki kanser ölüm oranlarını araştıran araştırmalar sayesinde çözülebilmiştir. Bu araştırmalarda kanser tipi, yaş gurubu veya meslekle ilgili ölüm oranlarında da farklılıklar gözlemiştir. Böylece kanser ölümleriyle ilgili bir ya da birden fazla faktörün tanımlanabilmesi için yeni araştırmalar yapılması gerektiği ortaya çıkmıştır. Kansere neden olan faktörler arasında çevre faktörü en etkilisidir.

Kanser sıklığı ile ilgili yapılan araştırmalar göstermiştir ki; çevre faktörü ve kişisel alışkanlıkların kanser gelişimine katkısı büyüktür. Kanserin uyarılmasında genotip ve çevresel ajanlar önemli rol oynar. Kanser oluşumunda çevrenin etkisi ile ilgili araştırmalar yapılırken genellikle özgül bir genotipin farklı ortamlarda farklı ifade edilebileceği göz ardı edilmektedir. Fakat tüm kanserlerin en az %50' sinin çevresel faktörlerle uyarıldığı tahmin edilmektedir. Bu çevresel faktörler: radyasyona maruz kalma düzeyi, mesleki fiziksel ve kimyasal ajanlara maruz kalma düzeyi, aşırı güneş ışığına maruz kalma, diyet ve tütün kullanımı gibi kişisel özelliklerdir

Karsinogenesis Hakkinda Bilgiler

Karsinogenesis Hakkında Bilgileri

Hücre çekirdeği DNA sentezi evresinde hücre dış etkenlere açıktır. Bu evrede DNA sentezinde gelişen bir takım değişiklikler ve bu hücrenin mitozuyla doğan atipik hücreler kanserli hücreler olarak ortaya çıkar. Bu hücreler kontrolsüz bir biçimde çoğalırlar. Her kromozom bir dev DNA molekülü ile destekleyici proteinden oluşmuştur. Kalıtımın asıl birimleri ise kromozomların üzerindeki genlerdir ve her gen DNA molekülünün bir bölümüdür.

Hücre bölünmesi sırasında önce kromozom çiftleri belirginleşerek iki katına çıkarlar ve yavru hücreler eşit sayıda kromozom alırlar. Bu olaylar sırasında hücre tarafından yapılan proteinlerde a. a. diziliş sırası belirlenir. Stoplazmada gerçekleşen bu olayda a. a.'ler proteinlerin yapıldığı yerlere RNA ile taşınır. Protein sentezi bu mesaj ile gerçekleşir.


Kanser ise X ışınları, kozmik ışınlar ya da diğer kanserojen etkenlerle DNA'daki baz sıralanışında meydana gelebilecek değişiklikler sonucu çekirdekteki genetik sistemin tamamının ya da bir bölümünün mutasyona uğraması ile ortaya çıkmaktadır. Bu mutasyon bazen kendiliğinden oluşabilmektedir. Böylece sınırsız oluşan ve üreyen bir kanser hücresi ortaya çıkmaktadır.

Kanserli dokular besin bakımından da normal dokulara ortak olur ve sayıları giderek arttığı için vücudun normal dokularını besin yetersizliği ile karşı karşıya bırakırlar

Kanser Epidemiyolojisi

Kanser Epidemiyolojisi

Günümüzde kanser, en büyük sağlık sorunlarından biridir. Tüm dünyada her iki cinste en sık görülen beş kanser türü sırasıyla; mide, akciğer, meme, kolon-rektum ve serviks kanseridir. Bu kanser türlerinin görülme sıklığı yaş, cinsiyet, kanserin köken aldığı organ ve diğer çevre faktörlerine bağlı olarak büyük farklılık gösterir.

Kanser her yaşta görülebilirse de görülme sıklığı yaşla birlikte artan bir hastalıktır. Bu nedenle genç toplumlarda görülme sıklığı daha düşük, yaşlı nüfusu fazla toplumlarda ise görülme sıklığı daha yüksektir. Kanserin yaşa göre görülme sıklığındaki artış her iki cinste aynı değildir. On yaşın altında görülme sıklığı erkeklerde, 20-60 yaş arasında ise kadınlarda daha fazla olan bir kanser çeşidi, 60 yaşın üzerinde yine erkeklerde belirgin şekilde artmaktadır. Bunun nedeninin 20-60 yaş arasındaki kadınlarda meme ve uterus kanseri görülme sıklığının hızla artması olduğu düşünülmektedir.

Çeşitli kanserlerin olası nedenlerini belirlemek ve gelecek için koruyucu önlemler alabilmek amacıyla yapılan coğrafık dağılım araştırmalarının henüz özellikle gelişmekte olan ülkelerde yetersiz olması ile birlikte dünyanın bazı bölgelerinde, bazı kanser türlerine daha çok rastlandığı da dikkati çekmektedir. Örneğin: Özofagus kanseri Orta Asya, Arap yarımadası, Türkiye'nin doğusundan Kuzey Çin'e kadar uzanan bir kuşak içinde daha sık görülür.
Mide kanseri Doğu Avrupa, Rusya, Japonya ve Latin Amerika'da ciddi bir problemdir. Kolon kanseri insidansı Conecticutta oldukça yüksek, karaciğer kanseri ise, Afrika ve Güneydoğu Asya'da en büyük problemi oluşturur. Meme kanseri görülme sıklığı Hawaili beyazlarda, serviks kanseri ise Asya, Latin Amerika ve Afrika'da çok yaygındır. Prostat kanseri günümüzde en sık İsveç'te, mesane kanseri ise en çok Mısır, Irak ve Sudan'ın bazı yörelerinde görülmektedir.

Gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de birçok hastalığın kontrol altına alınmış olması, ortalama yaşam süresinin uzamasına neden olmuştur. Ancak Türkiye'de ölüm kayıtlarında, gerçek ölüm nedeni yerine oldukça sık olarak pnömoni ve kalp yetmezliği gibi nedenlerin belirtilmesi, tedavi merkezlerinden uzakta ölen hastaların yakınlarının kesin tanı hakkındaki bilgilerinin yetersiz olması gibi nedenlerle kanserden ölüm oranları büyük bir olasılıkla gerçek sayıların altında kalmaktadır. Otopsi kayıtlarına göre ölümlerin çoğunun kanser nedeniyle gerçekleştiği bildirilmektedir.

Türkiye'de kanserden ölüm hızını diğer ülkelerle karşılaştıracak olursak Türkiye'nin 41 ülke arasında erkeklerde 35. kadınlarda 38. sırayı aldığını görmekteyiz