Organik Tarım Nedir, Ekolojik Tarım Hakkında

Organik Tarım Nasıl Yapılır; tamamen doğal yöntemlerle, sanayi bölgelerinden uzak, kimyasal ilaç, suni gübre ve hormon kullanılmadan, üretimden tü­ketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı yapılan çevre dostu bir tarımdır. Bu tarım ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybo­lan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üre­tim sistemlerini içermekte olup, esas olarak sentetik kimyasal tarım ilaç­ları, hormonlar ve mineral gübrelerin kullanımının yasaklaması, organik ve yeşil gübreleme, münavebe, toprağın muhafazası, bitki direncinin ar­tırılması, doğal düşmanlardan faydalanmayı hedefleyen, bütün bu şart­ların kapalı bir sistemde oluşturulmasını öneren, üretimde sadece miktar artışının değil aynı zamanda ürün kalitesinin de yükselmesini amaçla­yan alternatif bir üretim şeklidir.

Ekolojik tarımın (Organik Tarım) amaçları;

a) Çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını kimyasalların olumsuz etki­lerinden korumak
b) Toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden miktar ve kalitesi­ni muhafaza etmek
c) Sağlıklı ve besin kalitesi yüksek ürünler elde etmek
d) Küçük çiftçilerin güvenliğini, üretim döngüsü ya da gelir düzeyle­rini artırmak
e) Genetik erezyonu önlemek, geç nesillerin sağlığını korumak
f) Yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmak ve enerji tasarrufu sağ­lamaktır.

Organik tarımda ürünün miktarı değil, kalitesi önemlidir. Bu tarım yönteminde tümüyle doğal metotlar kullanıldığı için uzun vadede top­rağın verimi artmakta ve aynı zamanda ürün miktarında da artış sağ­lanmaktadır.
Son yıllarda gerek tarımsal ilaçların, gerekse gübrelerin bilinçsizce kullanımı bitkisel üretimde miktar artışının yanında, kalitesiz ve insan sağlığını tehdit edecek ürünlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Sa­nayileşmeden kaynaklanan çevre kirliliğinin de etkisiyle, soframıza ge­len sebze ve meyvelerin doğallığı, güvenilirliği neredeyse kalmamıştır. Ülkemizdeki kanser vakalarının artışında tarım ilaçlarının aşırı ve uygun­suz kullanımının payı büyüktür.

Sanayi devrimi öncesi tarım doğal yollarla yapılırken, 1950 yılından sonra ülkemizde tarımsal üretime sağlanan katkılar ve aşırı destekleme­ler sonucu entansif tarım süratle yayıldı. Daha fazla üretim için makine, kimyasal ilaç ve gübreler ile kimyasal katkı maddeleri kullanılmaya baş­landı. 60'lı yılların sonunda Avrupa Topluluğu'nun kurulması ve uygu­ladığı tarımsal destekleme politikaları, 1970'lerde pestisitlerin ve kimya­sal gübrenin yoğun bir şekilde kullanılmasına yol açtı. Bu tarz bir tarım­sal üretim artışının dünyadaki açlık sorununu çözmediği, aksine doğal dengeyi ve insan sağlığını olumsuz etkilediği çok geçmeden anlaşıldı.

1979 yılından itibaren, bilim çevreleri ve sivil toplum örgütlerinin baskısıyla, DDT grubu pestisitlerin kullanımı başta A.B.D. olmak üzere tüm dünyada yasaklanmaya başlandı. 1980 sonrası tüketicilerin oluştur­duğu kamuoyu baskısı sebebiyle ekolojik tarım toplum gündemine geldi ve talebin hızla artmasıyla da ticari bir boyut kazandı ve bir çok ülkede en azından 0-2 yaş grubu çocuk maması üretiminde ekolojik ürünlerin kullanılması yasalarla zorunlu hale getirildi.

Çarşı ve pazardan alınan sebze ve meyve örneklerinde, limitlerin üze­rinde nitrit, nitrat, kurşun, pestisitlere rastlanmıştır. Bebekler ve çocuk­lar; erişkinlere göre, gıdalardaki kimyasallardan ve pestisit kalıntıların­dan dolayı gelişmekte olan sistem ve organlarına daha büyük yük bindi­ği için daha fazla risk altındadır. Alerji teşhisi konan bebeklerin beslen­melerine geriye dönüp bakıldığında, alerji sebebinin gıdanın kendisi de­ğil, gıdalardaki pestisit, nitrit, nitrat kalıntıları olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, özellikle bebek ve çocukların organik ürünlerle beslenmesi ileriki yaşlardaki yaşam kaliteleri açısından önemidir.

Ticari ve kar amaçlı üretilen besinlerdeki pestisit ve kimyasallar, özel­likle çocuklarda, hormonal bozukluklara, kavrama ve öğrenme geriliğine yol açarken kansere karşı da yatkın olmalarına neden olmaktadır. Diğer taraftan, olgunlaşmadan toplanan ticari meyve ve sebzeler besin değeri açısından düşüktür.

Ülkemizde ticari amaçlı ekolojik tarım girişimleri, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı verilerine göre, 1983-84 yıllarında başlamış, ürün sayısı 1999 yılında 90'ı aşmıştır.

Organik ürünler, doğal besin içeriği açısından daha zengindir. Orga­nik tarımla üretimde, hammadde-üretim-son ürün aşamalarının tamamı kontrol altında ve sertifikalıdır. Kontrol ve sertifika işlemleri organik ta­rımın en önemli basamaklarından biridir. Bu tarz üretim yapıldığı bağımsız yetkili kuruluşlar tarafından denetlenir ve sertifikalandırılır. Ser­tifika sistemi, ürünün ekolojik standartlara göre üretildiğinin, işlendiği­nin ve paketlendiğinin garantisidir. İzlenebilir olmasından dolayı, raftaki üründen, hammadde ve üreticiye kadar her aşamasının güvenliği yük­sek düzeydedir.

Organik tarımla, fiyatı hızla artan kimyasal gübre, pestisit ve enerji girdilerinden tasarruf edilmektedir. Sözleşmeli tarımla üretim yapıldı­ğından, ürün elde kalmamakta ve alınması garanti edilmektedir. İhraç fiyatı diğer ürünlerden % 10-20 oranında daha olduğundan, ülkemiz ta­rım ürünleri için ilave bir kapasite meydana getirilmektedir. Diğer taraf­tan, ekolojik tarım modeli özel bir bilgi donanımı istediğinden Ziraat mühendislerimiz için yeni bir istihdam sahasıdır.

Ekolojik tarım, bir ürünün ekim veya dikiminden sonra hiçbir uygu­lama yapılmadan kendi haline terk edilmesi veya eskimiş bir işletmecilik şekline dönüş olmayıp, geleceğin ihtiyaçlarına yönelik görüşlere daya­nan, dikkat, bilgi ve özveri gerektiren bir tarım şeklidir. Bu sebeple, ge­rek çiftçilerin, gerekse çiftçi kuruluşu yöneticilerinin üzerine düşen gö­rev, doğayla uyumlu böyle bir tarım çeşidiyle üretim yapması için zihin­sel dönüşümü gerçekleştirmek ve gerekenleri yapmaktır.

Cevre Haberleri Merkezi

Çevre Haberleri Merkezi (The Online Environmental Cominity)

Çevresel konularda bilgi veren, 150'den fazla ülkede, 1 milyondan fazla insanın gönüllü kuruluşlar hakkında bilgi alabileceği bir haber site­sidir. 1991 yılında Carnegie Mellon üniversitesinden Josh Knaune tara­fından oluşturulan bu sitede çevresel konularla ilgilenen, organizasyon­lar hakkında bilgi alınabilir.
Bunlardan başka bazı uluslar arası kuruluşlara örnekler aşağıda ve­rilmiştir.

Friends of Nature International
International Instıtue for Environment and Development (ÜED)
Global Forest Watch

Bu bölümde bazı ulusal ve uluslararası çevre kuruluşları ve faaliyetle­ri hakkında bilgi verilmiştir. Bunların dışında faaliyetlerini sürdüren başka çevre kuruluşları da bulunmaktadır.

Conservation International (CI)

Conservation International (CI)

Bu kuruluşun misyonu, dünyanın yaşayan kültürel mirasını, küresel biyoçeşitliliğini korumak, insanlara doğayla uyumlu yaşamı göstermek­tir.

International Institute of Tropical Forestry (IITF)

1939 yılında kurulan bilimsel çalışmalar yapan bir enstitüdür. Tropik ormanları koruma ve geliştirmeyi hedeflemekte, fiziksel, sosyal ve eko­nomik konularda çözümler üretmektedir. Asya'nın bir kısmı, Güney Amerika, Meksika, Karayip adalarında bilimsel araştırmalarına devam etmektedir.

World Forestry Center

World Forestry Center

1966 yılında, Portland Oregon'da kurulan bu kurum insanları dünya­daki ormanlar hakkında bilgilendirmek, yaşamımız için önemlerinin far­kına varmalarım sağlamak, dengeli ve sürdürülebilir bir gelecek için in­sanları eğitmek gibi misyonlara sahiptir. Bunları gerçekleştirmek için ke­şif müzesi, ağaç arazileri, dünya orman enstitüsü olmak üzere üç ayrı program yürütmektedir

The Seacology Foundation

The Seacology Foundation

Dünyadaki tehlikede olan deniz biyoçeşitliliğini korumak için kuru­lan bu kurum, doğal kaynaklan korumak ve ekonomik gelişimi sağla­mak misyonunu üstlenmiştir. Deniz ekosistemi ile ilgili dünya çapında çalışmalar yapan kurum, deniz bitkileri ve hayvanlarını koruma hakkın­da insanları eğitmeyi hedeflemektedir.

Forest Stewardship Council (FSC)

Forest Stewardship Council (FSC)

Dünya ormanlarının korunmasını hedefleyen bu kuruluş 1993 yılında kurulmuştur ve günümüzde 28 ülke ile işbirliği yapmaktadır. WWF, Greenpeace, Friends of the Earth ve Woodland Trust organizasyonları tarafından desteklenmektedir. Ağaç ve ağaca dayalı ürün tüketicilerinin ürünlerini belirlenen standartlara göre sertifikalandırmaktadır. Çevresel, ekonomik ve sosyal yararları göz önünde tutmaktadır.

Eurapian Environment Bureau (EEB)

Eurapian Environment Bureau (EEB)

Bu kuruluşun misyonu, Avrupa Birliği düzeyinde sürdürülebilir çev­resel politikaları kurmaktır. Ayrıca doğal çevreyi korumak, insanlara sürdürülebilir çevre hakkında sosyal duyarlılık kazandırmak ve Avrupa Birliği politikalarını olumlu yönde düzenlemek gibi amaçları vardır.

Earth Watch Institute

Earth Watch Institute

Kuruluşun misyonu, insanları dünya çapında bilimsel alan çalışmala­rı yapmaları için motive etmek, sürdürülebilir bir çevre için harekete geçmelerini sağlamak ve güzel bir dünya yaşamı için bilgi vermektir. 47 ülke ile işbirliği içindedir ve amaçlarını gerçekleştirmek için eğitim prog­ramları düzenlemektedir.

Climate Action Network Europe

Climate Action Network Europe (CAN Europe)

Hükümet, özel sektör ve bireylerin iklimsel değişim hakkında duyar­lılıklarını arttırmak için çalışan bu kuruluş 1989'dan beri çalışmalarına devam etmektedir. Kuruluşun vizyonu, sivil toplum kuruluşlarını des­teklemek, küresel iklimin korunması hakkında insanları bilgilendirmek ve çevreyi korumaktır. CAN'ın misyonu, sera etkisini ve gaz emisyonu­nu azaltmak için etkili küresel strateji geliştirmek ve bu stratejileri ulusal, uluslar arası ve yerel düzeylerde uygulamaktır.

Commanwealth Forestry Association (CFA)

1921 yılından bu yana çalışmalarını sürdüren bu kuruluşun 1200 üye­si bulunmaktadır. Uluslar arası ormancılık organizasyonu, dünyadaki ormanların korunması ve geliştirilmesini hedeflemektedir. Bu kuruluş kurulma amacını ve misyonunu başarmak için;

Politikacılara, halka ve üyelerine bilgi yaymaktadır,
Üyelerini eğitmektedir,
Ormanlık alanların durumunu iyileştirme çalışmaları yapmaktadır,
Üyeler arasındaki iletişimi geliştirmektedir,
Uluslar arası toplantılar düzenlemektedir

Alternatif Teknolojiler Merkezi

Alternatif Teknolojiler Merkezi (Center for Alternative Technologies)

Yirmi birinci yüzyıldaki çevresel faktörlere pratik çözümler bulmayı amaçlayan bu merkez, özellikle iklim değişiklikleri, kirlilik ve atık mad­delerin geri dönüşümü konularında çalışmaktadır.

Bu problemlere çözüm yolları sağlayarak, insanlara daha kaliteli bir yaşam sunmayı hedeflemektedir. İnsanlara geniş çapta araşürma ve ile­tişim olanağı sağlayan merkez aynı zamanda enerji kullanımı ve korun­ması, atık maddelerin kullanımı ve geri dönüşümü hakkında fikir sun­maktadır. 1975 yılında halka açılan bu merkezi, çalışmaları hakkında bil­gi almak üzere her yıl 65 bin kişi ziyaret etmektedir.

Friends of the Earth International

Friends Of The Earth International

Bu kuruluş tüm dünyadan 1.5 milyonu aşkın üyesiyle, uluslararası özerk bir federasyondur. Vizyonu; doğayla uyum içinde yaşayan top­lumlara sürdürülebilir ve barış dolu bir dünya sağlamaktır.


Kuruluşun misyonu; doğal kaynakların bozulması ve tükenmesini önleyerek dünyanın ekolojik ve kültürel çeşitliliğini desteklemek ve sür­dürülebilir kaynakları korumaktır.

Birdlife İnternational

BirdLife International

Bu kuruluş bir küresel koruma organizasyonudur. Kuşları, yaşadıkla­rı alanları, küresel biyoçeşitliliklerini korumak için çalışır. Dünya çapın­da yaklaşık 100 ülke ile işbirliği içindedir.
Kuruluşun amaçları;

Nesli tükenmekte olan kuş türlerini korumak,
Tüm kuş türleri için koruma programı geliştirmek ve sürdürmek,
Önemli kuşlara yaşam alanları sağlamak ve bu alanları koruma al­tına almak,
İnsanları kuşlarm biyoçeşitliliğini korumak ve geliştirmek için eğitmektir.

Afrika, Amerika, Asya, Avrupa, Orta Doğu, Pasifikler, Antarktika ve Karayip'lerde çalışmalarını sürdürmektedirler.

Uluslararası Ekolojik Tarım Hareketleri Federasyonu (IFOAM)

Bu kuruluşun misyonu, çeşitlilik içinde organik faaliyetleri yönetmek, birleştirmek ve liderlik etmektir. Amaçları; organik tarımın prensiplerine dayalı olarak ekonomik, ekolojik sosyal adaptasyonları tüm dünyaya yaymaktır. Uluslararası ekolojik tarım hareketleri federasyonu, organik tarımı ekonomik, ekolojik ve sosyal açıdan, uzun süreli ve güvenilir ola­rak sürdürmeyi hedeflemektedir. 1972 yılından beri çalışmalarını sür­dürmektedir.

Amaçları;
Organik faaliyetler için küresel bir platform yaratmak,
Organik tarımın prensiplerini geliştirmek, yaymak ve paylaşmak,
Organik tarımın benimsenmesini kolaylaştırmak,
Organik pazarların gelişimini ilerletmek,
Sürdürülebilir kaynakları ve etkili yönetilen organizasyonların de­vamlılığını sağlamaktır.

World Wild Foundation (WWF)

World Wild Foundation (WWF)

WWF, yaklaşık 40 yıldır 130 ülke ile işbirliği içinde hizmet vermekte­dir. Beş kıtada, 5 milyondan fazla destekçisi bulunmaktadır. Doğal dün­ya ile uyumlu insan yaşamını sağlamak ve dünyadaki doğal çevrelerin tahribatını azaltmak için önemli kampanyalar düzenlemektedir. Ülkemiz de bu kuruluşla işbirliği içinde çalışmaktadır.

Greenpeace Nedir

Uluslararası Kuruluşlar ve Faaliyetleri

Greenpeace Nedir


Geenpeace; bağımsız, şiddete karşı olan, küresel boyutta çevresel problemlere karşı duyarlılık gösteren, yeşil ve barış dolu bir gelecek için çözümler öneren bir organizasyondur. Amacı; dünyadaki doğal hayatı ve çeşitliliği korumaktır. 1971'den beri çalışmalarına devam eden bu or­ganizasyon, başarılı çalışmalarıyla sürekli gündemde olmuştur. Pek çok ülkede toksik atıkların yasaklanması, ticari balina avcılığının önlenmesi, tüm nükleer silahların test edilmesinin yasaklanması gibi konularda mü­cadele etmektedir. Dünya çapında 41 ülkede ofisi ve 2.8 milyon destek­leyicisi bulunmaktadır. Gelecek nesiller için yaşadığımız gezegeni koru­mayı hedefleyen bu organizasyon tüm gönüllülere açıktır.

Ülkemizdeki Gönüllü Çevre Kuruluşları

TEMA Vakfı
Çevre ve Kültür Vakfı (ÇEKÜL)
Türkiye Çevre Vakfı
Türkiye Çevre Eğitimi Vakfı
WWF Türkiye
Çevre Gönüllüleri Derneği
Türkiye Doğal Hayatı Koruma Derneği
Ağaçlandırma ve Doğayı Koruma Derneği
Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği
Çevre ve Kültür Girişimcileri Derneği
Erozyon Önleme ve Ağaçlandırma Gönüllüleri Derneği
Türkiye Tabiatını Koruma Derneği
Çevre Koruma ve Sorunları Derneği
Çevre ve Tüketici Koruma Derneği (ÇEDKO)
Tüketiciyi ve Doğayı Koruma Derneği (TÜDOK)
Çevre Korumacılar Derneği
Çevre Koruma ve Araştırma Vakfı (ÇEV-KOR)
Doğayla Barış Derneği
Ekoloji ve Çevre Dostları Derneği Çevre Eğitimi ve Koruma Derneği Çevre Ekolojisini Koruma Derneği Doğa ve Hayvan Sevenler Derneği Çevre Eğitimi ve Hizmet Derneği
Tabii Güzellikleri ve Çevreyi Koruma Derneği Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği
Çevre Dostları Derneğini
Temiz Çevreciler Derneği Çevre Koruma Vakfı
Çevre ve Tanıtım Platformu (ÇETAP)
Temiz Enerji Vakfı
Türkiye Ormancılar Derneği
Yeşil Adımlar Çevre Eğitim Derneği
Çevre Teknolojilerini Uygulama Derneği
Su Ürünleri Derneği
Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO)
Kırsal Çevre ve Ormancılık Sor. Araş. Der.
Av-Yaban Hayatını Koruma ve Geliştirme Vakfı
Türkiye Toprak İlimi Derneği
Küresel Denge Derneği
Su Altı Araştırmaları Derneği
Kuş Araştırmaları Derneği
Sürdürülebilir Kalkınma Derneği
Doğa Sevenler Derneği
Su Altı Araştırmaları Derneği Akdeniz Foku Araştırma Grubu (AFAG)
Türk Deniz Araştırmaları Vakfı
Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu

Dogal Hayati Koruma Dernegi (DHKD)

Doğal Hayatı Koruma Derneği (DHKD)

DHKD, 1975 yılında kurulmuştur. Bu derneğin amacı; bitki ve hay­van türleri ile bunların doğal yaşam alanlarının değerinin farkına varıl­ması ve koruma altına alınmasıdır. Dernek bu amaçla, koruma projeleri yürütmekte, ilgili yasaların uygulanabilmesi için faaliyetlerde bulun­makta, kamuoyu, yerel/merkezi yöneticiler ve şirketlerle işbirliği yap­maktadır.

Derneğin yürüttüğü projeler; Soğanlı Bitkiler ve Yerli Üretim Projesi, İstanbul'un Doğal Alanları Projesi ve Türkiye'nin Önemli Alanları Projesi'dir.

Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV)

TÜDAV, Türkiye sularını, bu sulardaki yaşamı araştırmak, tanıtmak ve korumak amacıyla bir grup bilim adamı, deniz sektöründe çalışan ki­şiler ve doğaseverler tarafından 1996 yılında kurulmuştur. Amaçlan; de­nizlerden doğru olarak faydalanmak ve denizleri korumak için araştır­malar yapmaya yardımcı olmaktır.

Kus Arastirmalari Dernegi (KAD)

Kuş Araştırmaları Derneği (KAD)

1998 yılında kuşları araştırmak, korumak ve bu konuda kamuoyu bi­lincini geliştirmek amacıyla, kuş gözlemcisi ve araştırmacılarından olu­şan bir grupla kurulmuştur. Bu derneğin amaçları;

Türkiye'nin kuş varlığıyla ile ilgili bilgi toplamak,
Kuş biliminin gelişimine katkıda bulunmak,
Kuş bilimi, kuş gözlemciliği ve korumacılığına destek olmak,
Başta kuşlar olmak üzere doğa korumacılığına destek olmak,
Yapılan çalışmalar ile ilgili yayınlar çıkarmaktır.
Dernek; kuşlar, yaşam alanları ve doğa-insan ilişkileri konularında çeşitli projeler yürütmüş, yürütülen bazı projelere danışmanlık yapmış ve her türlü desteği sağlamıştır.

Tür koruma, Alan Koruma, Araştırma ve İzleme, Eğitim ve Bilgilen­dirme ile KAD Küçük Destek Programı isimleri altında pek çok proje yü­rütmüştür ve halen yürütmektedir. Bu dernek Ulusal Sulak alanlar Ko­mitesi, Güneydoğu Avrupa Kuş Göç Ağı (SEEN) ve Avrupa Kuş Halka-lama Birliği (EUPJNG) üyesidir

Doga Koruma Dernegi

Doğa Derneği, Doğa Koruma Derneği

Bu derneğin hedefi insanın; bütün varlıklara ve ekolojik bütüne saygı duyduğu, varoluşunun doğa üzerindeki etkisini bilerek yaşadığı ve so­nucunda doğanın korunmasına bile gerek kalmayan bir yaşam tarzı ge­liştirdiği dünyaya ulaşmaktır.

Başta kuşlar olmak üzere nesli tehlike altında olan türlerin, önemli doğa alanlarının ve bu alanlar arasındaki geçiş bölgelerinin korunması için;

Eğitim ve kapasite geliştirme çalışmaları yapar,
Kampanya ve benzeri iletişim etkinlikleri yürüterek doğayı koru­manın tabanını genişletmeye çalışır,
Bilimsel araştırmalar yaparak sonuçlarını yayar,
Yerinde ve doğrudan koruma çalışmaları yürütür,
Çalıştığı yerin insanlarıyla birlikte hareket eder ve buradaki yaşam kalitesinin arttırılmasını doğa korumayla bir bütün olarak ele alır,
Yerel, ulusal, uluslar arası ölçeklerde işbirliği ağlarını geliştirir.

Doğa derneğinin koruma stratejisi, yeryüzündeki hızlı yok oluşu durdurabilmek için geliştirilmiş uluslar arası bilimsel yöntemler ile Anadolu Medeniyetlerinin temelinde yatan insan-doğa uyumunu bir ara­ya getirmeye çalışmaktır.

Avrupa Cevre Ajansi (EEA)

Avrupa Çevre Ajansı (EEA)

Bu kuruluşun misyonu; zamanlı, hedefli, ilgili ve güvenilir çevresel bilgi sağlamayı, Avrupa'nın çevresinin sürdürülebilir bir şekilde geliş­mesini desteklemeyi ve belirgin, ölçülebilir bir iyileşme sağlanmasına yardımcı olmaktadır. EEA, Avrupa ve ulusal çevre politikalarının ana hatlarının belirlenmesi ve yürürlüğe konmasıyla ilgili olan konularda topluma hizmet etmektedir. Üye ülkeleri; AB ülkelerinin tümü, İzlanda, Norveç, Romanya, Türkiye ve Lihtenştayn'dır.

Dogal Hayati Koruma Vakfi (WWF)

Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye)

Doğa koruma kuruluşu olan bu vakıf iş dünyasından pek çok şirketle işbirliği içindedir. Panda logosu ile tanınan, uluslararası bir doğa koru­ma kuruluşu olan WWF, Lafarge, HSBC, Nokia, Nike gibi şirketlerle or­taklık yapmıştır. Bu ortaklıkların temelinde sürdürülebilir gelişmeye da­yalı ve hayal gücüne yönelik projeler yürütmek vardır.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı, sürdürülebilirliğe uzun vadeli bir katkı sağlamak için küresel ısınmayla mücadele etmek, yenilenebilir enerji sis­temleri ve temiz teknolojilere yönelmek, zehirli kimyasalları hayatımız­dan çıkarmak, kereste, balık ve tarımsal ürünler gibi ticari malların sür­dürülebilir kullanımını sağlamak gerektiğine inanmaktadır. WWF'nin bakış açısına göre, eğer kurumlar sorunların bir parçasıysa, çözümün de bir parçası olmalıdır.

Bu vakfın projeleri arasında; Doğaya Yatırım-HSBC, Koruma Ortaklı­ğı: Lafarge, Nike ve İlkim Koruyucuları ve Öğrenen Bir Proje: Nokia vardır. WWF'nin öncelikli amacı gezegenimize yapılan tahribatı durdurmak ve bunu tersine çevirmektir. İnsanların doğayla uyum içinde ya­şayacakları bir gelecek kurulması ulaşmak istedikleri hedefler arasında­dır.

Cevko Vakfi Nedir

Çevre Koruma ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı (ÇEVKO)

Çevko Vakfı Nedir; "Ambalaj ve Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği" uyarınca, çevre ve orman bakanlığının 31.03.2005 tarihli kararı kurulmuştur. Her çeşit ambalaj atığının geri kazanımı konusunda "Yetkilendirilmiş Kuru­luş" olmuştur. Ülkemizde sağlıklı, ekonomik ve sürdürülebilir bir geri kazanım sistemi oluşturmak için 1991'den beri gönüllülük ilkesiyle yü­rütülen çalışmaları hukuki bir alt yapıya kavuşmuştur.

Cevre ve Kultur Vakfi (Cekul)

Çevre ve Kültür Vakfı (Çekül Nedir), Çekül Vakfının Amacı

Ülkemizin doğal ve kültürel mirasını korumak amacıyla 1990 yılında vakıf olarak 25 gönüllü ile kurulmuş bir sivil toplum kuruluşudur. Doğa, kültür, eğitim, tanıtım ve örgütlenme ana başlıkları altında sivil girişim­lerini sürdürmektedir.

Bu vakfın doğal çevre projeleri arasında; 7 Ağaç Ormanları Projesi, 77 Metrekare Toprak Kurtarma Projesi, 92 Ormanı Projesi, Biyoçeşitlilik ve Doğal Kaynak Yönetimi Projesi, TEM Otoyolu Ağaçlandırması, Küçük Menderes Havzası Koruma Çalışmaları sayılabilir. Eğitim projeleri ara­sında ise; Kentler Çocuklarındır Projesi, Çevre Eğitimi Çalışmaları, Okul­larda Çevre Eğitimi, Yaz Okulları ve Kent Belgeselleri sayılabilir.

Tema Vakfi Nedir Hakkinda Bilgi

Türkiye Erozyonla Mücadele ve Ağaçlandırma Vakfı (TEMA)

Tema Vakfı Nedir, Tema Vakfı Hakkında

TEMA'nın vizyonu, sürdürülebilir yaşam ilkesiyle doğal varlıkların korunmasında ülkenin ve dünyanın geleceğinde söz sahibi olan, top­lumsal barışı sağlayan, bilinçli, halkla bütünleşen öncü bir kuruluş ol­maktır. 11 Eylül 1992 tarihinde Hayrettin KARACA ve Nihat GÖKYİĞİT tarafından kurulmuştur. Kasım 2004 tarihi itibariyle 236 bini aşkın üyesi bulunmaktadır. TEMA vakfı öncülüğünde 3.7 milyon fidan dikilmiştir.

Bu kuruluşun misyonu; kaybolan geleceği kurtarmak, açlık ve yok­sulluğu gidererek topraktan gelen toplumsal barışı sağlamaktır. Bu amaçla;

Erozyon, çoraklaşma, çölleşme, kirlilik, hatalı tarım teknikleri ve amaç dışı arazi kullanımını önlemek,
Doğa varlıkların tahribine yönelik ulusal ve uluslar arası her türlü idari, siyasi ve ekonomik baskılara karşı mücadele etmek ve sorun­lara çözüm üretmek,
Biyolojik çeşitlilik, toprak, su ve diğer doğal kaynakların kullanıl­ması, verimli kılınması ve sürdürülebilir yönetimini gerçekleştir­mek,
Doğal varlıkların korunmasına yönelik politikaların hükümetlerce üretilmesini, gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını, uygulan­masını ve uluslar arası anlaşmalara uyulmasını sağlayacak bilinçli ve etkin kamuoyu oluşturmak için çalışmalar yapmaktadır.

TEMA'nın temel değerleri:

Güvenilirlilik ve saygınlık
Şeffaflık
Gönüllülük
Yaratıcı katılımcılık
Siyasi tarafsızlık
Bilimsellik
Herkesi kucaklamadır.

TEMA'nın projelerinden bazılarının isimleri şunlardır: Bir Milyon Fi­dan Kampanyası, Karbon Emisyon Projeleri, Çanakkale 10. Yıl Tema Ha­tıra Ormanı, Tema-Vehbi Koç Doğa Kültür Merkezi, Ankara Köy Hizmetleri Hatıra Ormanı, ATO (Ankara Ticaret Odası Ormanı)'dır.

Cevre Koruma - Yesillendirme Kurumu

Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu (TÜRÇEK)

Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu, çevreyi koruma konusunda çevre politikaları geliştiren, demokratik, katılımcı bir anlayış­la kamu yararına çalışan bir sivil toplum kuruluşudur.

TÜRÇEK 1972 yılında İstanbul'da kurulmuş, 1975 yılında Bakanlar Kurulu Kararıyla "Kamu Yararına Çalışan Dernek" statüsüne alınmış, 1985 yılında İçişleri Bakanlığı tarafından, kuruluş ismi "Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu" olarak değişmiştir.

Bu kurum, çevrede meydana gelen her türlü (hava, kara,su) kirliliği­nin önlenmesi, doğal varlıkların ve yaşam ortamlarının korunması için ülkemizde geçerli olan yasalar, bu yasalara bağlı olarak yürürlükte olan yönetmelikler, tüzükler ve uluslar arası anlaşmalar doğrultusunda geçer­li olan mevzuata göre çalışmalar yapar.


TÜRÇEK'in yürüttüğü projeler arasında; Acarlar Doğa Eğitimi Mer­kezi Projesi, Balıklavalar Vadisi Tabiat Parkı, Büyük Akgöl, Elektronik Atıkların Geri Kazanımı, Kaçkar Dağları Dağ Alanları Yönetimi ve Dağ Turizmi için Koruma ve Kullanma Projesi ve Kardoğa Projesi sayılabilir.

Ulusal Cevre Koruma Kuruluslari

Ulusal ve Uluslar arası Çevre Koruma Kuruluşlar ve Amaçları

Çevre sorunlarının birçoğu insanın var olması ile birlikte başlamıştır. Önceleri nüfusun az olması ve teknolojinin günümüzdeki boyutlarına ulaşmamasından dolayı insanlar doğayla uyum içinde yaşamışlardır. Ancak sanayi ve endüstrileşme, nüfus artışı, teknolojik gelişmelerle bir­likte insanlar doğayı hızla tahrip etmeye başlamışlardır. Bunun sonu­cunda sera etkisi, küresel ısınma, asit yağmurları, çarpık kentleşme ve ik­lim değişiklikleri gibi pek önemli çok çevre sorunları oluşmuştur.

Geçmişte bilinçsizce doğayı tahrip eden insanlar bir süre sonra doğa­nın bir parçası olduklarını, doğal dengenin önemini ve bu sistemle uyum içinde yaşamaları gerektiğini anlamışlardır. Çevre sorunları, insanları doğayı koruma konusunda ciddi önlemler almaya yöneltmiştir. Böylece önemli çevre faaliyetlerine girişilmiş ve konu küresel boyutta ele alın­maya başlanmıştır. Ulusal ve uluslar arası faaliyetler hız kazanmıştır.

Ulusal ve uluslar arası çevre kuruluşlarından bazıları bu bölümde açıklanmaktadır.

T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı

Çevre ve Orman Bakanlığı'nın; ormanların işletilmesi, korunması ve geliştirilmesi, orman saha bütünlüğünün korunması, Tabiatı Koruma Alanları, Milli Park ve benzeri korunan alanların geliştirilerek yaygınlaş­tırılması, orman ve mera planları, sürdürülebilir orman yönetimi ilkeleri doğrultusunda toplum ihtiyaçları, ekosistemin çeşitli fonksiyonları ve nesli tehlikede olan yaban hayatı ile bitki türleri dikkate alınarak yeni­den düzenlenmesi gibi amaçları vardır. Bunlardan başka, sosyal, kültürel ve çevresel nedenlerle yeşil kuşaklar ve parklar şeklinde ormanların ku­rulmasını özendirmek ve yaygınlaştırmak, orman yaygınlarını önleme ve mücadele, kirlenme ve sera etkisi, asit yağmurları, nesli tehlikede olan su ve yaban hayatını koruma konularım öncelikli olarak benimsemekte­dir.

Orman Genel Müdürlüğü

İlk ormancılık teşkilatı 1839 yılında kurulmuştur. Bu kuruluştan önce ülkemiz ormanlarının yönetim ve idaresinden sorumlu bir teşkilat bu­lunmamaktaydı. Ormanlarımızın ekonomik bir değer olarak kabul edil­mesi ve işletilmesi Tanzimat'tan sonra başlamıştır. Bu dönemde "Orman Müdürlüğü" kurulmuştur.
31.10.1985 tarih ve 3234 sayılı yasa ile ülkemizdeki ormancılık hizmet­lerinin yerine getirilmesi görevi, Orman Genel Müdürlüğüne verilmiştir. 07.08.1991 tarihinden 01.05.2003 tarihine kadar orman bakanlığına bağlı olarak görev yapmış, bu tarihte kabul edilen 4856 sayılı kanun kapsa­mında Çevre ve Orman Bakanlıklarının birleştirilmesi nedeniyle Orman Genel Müdürlüğü, Çevre ve Orman Bakanlığı bünyesinde faaliyetlerini sürdürmeye başlamıştır.

Orman Genel Müdürlüğü'nün görevleri arasında; ormanları usulsüz ve kanunsuz müdahalelere, tabii afetlere, yangınlara, muhtelif zararlara karşı korumak, ormanların devamlılığını sağlayacak şekilde teknik ve ekonomik gerekliliklere göre idare etmek ve işletmek, orman ürünlerinin üretim, taşıma, depolama, pazarlama, ormancılık hizmetleri ile ilgili ge­rekli araç ve gereçleri tedarik etmektir

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı

Kültür ve Turizm Bakanlığı 16. 04. 2003 tarihinde 4848 sayılı kanun ile kurulmuştur. Kanunun amacı kültürel değerleri yaşatmak, geliştirmek, yaymak, taratmak, değerlendirmek ve benimsetmek, tarihi ve kültürel varlıkların tahribini ve yok edilmesini önlemek, yurdun turizme elverişli bütün imkânlarını ülke ekonomisine olumlu katkı sağlayacak şekilde değerlendirmek, turizmin geliştirilmesi, pazarlanması, teşvik ve destek­lenmesi için gerekli önlemleri almak, kültür ve turizm konuları ile ilgili kamu kurum ve kuruluşlarını yönlendirmek ve bu kuruluşlarla işbirli­ğinde bulunmak, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve özel sek­tör ile iletişimini geliştirmek ve işbirliği yapmak üzere Kültür ve Turizm Bakanlığının kurulmasına, teşkilat ve görevlerine ilişkin esasları düzen­lemektir.

T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı

Kuruluşundan bu yana dört ana dönemde bazen isim değiştirerek, bazen başka bakanlıklarla birleşerek, kimi zamanda ayrılarak veya kapa­tılıp tekrar kurularak günümüze kadar gelmiştir.

14 Aralık 1983 tarih ve 18251 sayılı resmi gazetede yayınlanan 183 sa­yılı kanun hükmünde kararname ile Köyişleri ve Kooperatifler Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığına bağlanarak, bakanlığın adı "Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı" olarak değiştirilmiştir. Sonraki yıllarda bakanlı­ğın adı; Gıda-Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlı­ğı, Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı o-larak değiştirilmiş, halen Tarım ve Köyişleri Bakanlığı olarak devam et­mektedir.

Cevre Koruma Kuruluslari Anasayfa

--- Ulusal Çevre Koruma Kuruluşları

Çevre, Orman, Tarım ve Kültür Bakanlıkları

Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu (TÜRÇEK)

Türkiye Erozyonla Mücadele ve Ağaçlandırma Vakfı (TEMA)

Çevre ve Kültür Vakfı (Çekül)

Çevre Koruma ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı (ÇEVKO)

Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye)

Avrupa Çevre Ajansı (EEA)

Doğa Derneği

Kuş Araştırmaları Derneği (KAD)

Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV)

Doğal Hayatı Koruma Derneği (DHKD)

Ülkemizdeki Gönüllü Çevre Kuruluşları


--- Uluslararası Kuruluşlar ve Faaliyetleri

Greenpeace

World Wild Foundation (WWF)

Uluslararası Ekolojik Tarım Hareketleri Federasyonu (IFOAM)

BirdLife International

Friends Of The Earth International

Alternatif Teknolojiler Merkezi (Center for Alternative Technologies)

Commanwealth Forestry Association (CFA)

Climate Action Network Europe (CAN Europe)

Earth Watch Institute

Eurapian Environment Bureau (EEB)

Forest Stewardship Council (FSC)

The Seacology Foundation

World Forestry Center

International Institute of Tropical Forestry (IITF)

Conservation International (CI)

Çevre Haberleri Merkezi (The Online Environmental Cominity)

Biyolojik Çeşitliliğin Korunması İçin Yapılan Yasal Düzen­lemeler ve Çalışmalar

Biyolojik çeşitliliğin korunmasına ilişkin olarak Türkiye'nin de katıl­dığı bazı uluslararası sözleşmeler ve ulusal yasal düzenlemeler şöyledir.

Biyolojik çeşitliliği dünya çapında en iyi koruyan ve Türkiye'nin 1984'te imzalamış olduğu "Avrupa'da yaban hayatı ve yaşama alanları­nı koruma sözleşmesi"(Bern Sözleşmesi). Bu sözleşmeyle Avrupa'da 123 tür koruma altına alınmıştır. Türkiye'de ise bu sözleşme uyarınca hünkârbeğendi, güvercinotu, kalın yapraklı adaçayı, etli kekik, yağ otu ve cahsolida bitkileri koruma altına alınmıştır.

Bir diğer uluslararası sözleşme Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından düzenlenen ve Türkiye'nin 1983 yı­lında imzaladığı "Dünya kültürel ve doğal mirasın korunması sözleş-mesi"dir. Bu sözleşmeye göre, daimi bir temel üzerine ve modern bilim­sel yöntemlere uygun olarak, istisnai değerdeki kültürel ve doğal mira­sın korunması için etkin bir sistem kurulmasının gerekliliği ön görül­müştür.
1994'te "Özellikle su kuşları yaşama ortamı olarak uluslar arası ö-neme sahip sulak alanlar hakkında sözleşme" (Ramsar Sözleşmesi) yi imzalayan Türkiye'de, bu sözleşmeye göre dokuz Ramsar alanı belir­lenmiştir. Araştırmalar 56 sulak alanın uluslar arası ölçütlere göre ulus­lar arası öneme sahip olduğunu göstermiştir.

Türkiye'nin 1996 yılında imza attığı ve "Nesli tehlike altında olan yabani hayvan ve bitki türlerinin uluslararası ticaretine ilişkin söz-leşme"(Cites Sözleşmesi) sayesinde biyolojik tür kaçakçılığı, kara avcı­lığı, zirai mücadele, zirai karantina vb. birçok problemin çözümü için ne gibi çalışmaların yapılması gerektiği belirtilmiştir.

Başta bitkisel ve hayvansal gen kaynakları olmak üzere, biyolojik çe­şitliliğin kendi başına taşıdığı değerin ve biyolojik çeşitlilik ile bunun un­surlarının ekolojik, genetik, sosyal, ekonomik, bilimsel, kültürel, rekreatif ve estetik önemleri göz önünde bulundurularak hazırlanan ve Türki­ye'nin 1996'da imzaladığı "Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi"(Rio Söz­leşmesi) nde de biyolojik çeşitliliğin korunmasının gerekliliği ortaya ko­nulmuştur.

Bu uluslararası sözleşmeler dışında Türkiye'nin kendi anayasasında ve diğer yasa ve yönetmeliklerinde yapılan çeşitli düzenlemelerle de bi­yolojik çeşitliliğin korunması çalışmalarının önemi belirtilmiştir. Bu amaçla hazırlanmış olan yasa ve yönetmelikler arasında; Anayasanın 63. maddesi (Nüfus Kontrolü), Orman Yasası, Milli Parklar Yasası (1983), Kara Avcılığı Yasası, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası, Çevre Yasası, Hayvan Islah Kanunu (2001), Bitkisel Genetik Kaynaklarının Toplanması, Mu­hafazası ve Kullanımı hakkındaki yönetmelik (1992), Bitkisel ve Hayvansal Ü-rünlerin Ekolojik Metotlarla Üretilmesine İlişkin Yönetmelik (1994), Bitkisel ve Hayvansal Ürünlerin Ekolojik Metotlarla Üretilmesine İlişkin Yönetmeliğin Bazı maddelerinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik (1995), Doğal Çi­çek Soğanlarının Sökiimü, Üretimi ve İhracatına Ait Yönetmelik (1995), Transgenik Kültür Bitkilerinin Alan Denemeleri Hakkında Talimat (1998), Hayvan Genetik Kaynaklarının Korunması Hakkında Yönetmelik (2002) önem­li yer tutar.

Ayrıca, Türkiye'de biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik stratejik eylem planları hazırlanmıştır. Bunlardan beş yıllık kalkınma planları içe­risinde yer alanlarından bazıları şunlardır: ulusal Çevre Stratejisi ve Eylem Planı, Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi ve Eylem Planı, Çölleşme İle Müca­dele Ulusal Eylem Planı, Ulusal Gündem 21, Ulusal Ormancılık Program. Bu amaçla hazırlanan uluslararası programlar arasında Akdeniz'in Deniz Çevresinin Korunması ve Kıyı Alanlarının Sürdürülebilir Kalkınma İçin Eylem Planı, Karadeniz Stratejik Eylem Planı Türkiye açısından da önemlidir.

Türkiye'de sivil toplum örgütlerinin katılımı ile yürütülen ve biyolo­jik çeşitliliğin korunmasını amaçlayan çalışmalar da yapılmaktadır. Bun­lardan bazıları is şunlardır: Kaçkar Dağı'nda ekoturizm planlanması ve eğitimleri, Ağrı Dağı yaban hayatının usulsüz avcılıktan korunması, Kı­zılcahamam Soğuksu Milli Parkı'nda kara akbabalarının korunması, İs­kenderun'da halka kuş göçücünün anlatılması, Van Gölü endemik İnci Kefali balıkçılığının sürdürülebilmesinin sağlanması, Kangalların gele­neksel hayvancılıkta kullanılmasının desteklenmesi.

Yukarıda verilen bilgilerden de görüldüğü üzere Türkiye'de tüm dünya insanları için hayati önemi olan çok sayıda biyolojik zenginlik kaynakları bulunmaktadır. Bu kaynakların korunması için ulusal ve uluslararası kuruluşlar yardımıyla, uluslararası sözleşmeler ve ulusal ya­sal düzenlemeler çerçevesinde çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Ancak, bu çalışmaların yürütülmesinde bir takım eksiklikler de mevcuttur. Bu eksikliklerin en aza indirilmesi sonucunda Türkiye'nin biyolojik zengin­likleri hem daha iyi korunacak, hem de bu kaynaklar insanların başta ta­rım olmak üzere pek çok faaliyeti için uzun süre değerlendirilebilecek kaynak özelliğini koruyabilecektir.

Ozel Cevre Koruma Bolgeleri

Özel Çevre Koruma Bölgeleri

Gelecek nesillere bozulmamış zengin bir biyolojik varlık mirası, kül­türel ve tarihi değerler ile yaşanabilir, sağlıklı, temiz bir çevre bırakmak, bunun yanı sıra sürdürebilir kalkınmayı sağlamak amacıyla uluslar arası mevzuata dayanılarak Bakanlar Kurulu Kararları ile bazı bölgeler "Özel Çevre Koruma Bölgeleri" olarak tespit ve ilan edilmiştir. Türkiye'deki özel çevre koruma bölgeleri aşağıda verilmiştir.

Muğla - Köyceğiz-Dalyan
Muğla - Fethiye-Göcek
Muğla - Gökova
Antalya - Kaş-Patara
Antalya - Kaş-Kekova
İçel - Göksu Deltası
Ankara - Gölbaşı
Denizli - Pamukkale
Aksaray - Ihlara
İzmir - Foça
Muğla - Datça - Bozburun
Antalya - Belek
Konya - Tuz Gölü
Trabzon - Uzungöl

Tabiat Parkları ve Tabiat Alanlari

Tabiat Parkları

Tabiat parkları, bitki örtüsü ve yaban hayatı özelliğine sahip manzara bütünlüğü içinde halkın dinlenme ve eğlenmesine uygun tabiat parçala­rına denir. Türkiye'de toplam 16 tabiat parkı bulunmaktadır. Bunlardan bazıları aşağıda verilmiştir:

Ölüdeniz (1983)
Abant(1988)
Çorum - Çatak (1984)
Uzungöl (1989)
Kurşunlu Şelalesi (1994)
Bafa Gölü (1994)
Polonezköy (1994)
Ayvalık Adaları (1995)

Tabiat Anıtları

Tabiat ve tabiat olaylarının meydana getirdiği özelliklere ve bilimsel değerlere sahip ve milli park esasları dâhilinde korunan tabiat parçaları­na tabiat anıtları denilmektedir. Türkiye'deki bazı tabiat parları aşağıda verilmiştir.

Samandere Şelalesi (1988)
Fosil Ardıç (1994)
Görkemli Meşe (1994)
İlk Kurşun Çınarı (1995)
Örümcek Ormanı (1995)

Tabiat Koruma Alanlari

Tabiatı Koruma Alanları

Bilim ve eğitim bakımından önem taşıyan, nadir, tehlikeye maruz ve­ya kaybolmaya yüz tutmuş ekosistemler, türler ve tabii olayların mey­dana getirdiği seçkin örnekleri ihtiva eden ve mutlak korunması gerekli olup, sadece bilim ve eğitim amaçlarıyla kullanılmak üzere ayrılmış ta­biat parçalarıdır. Bu alanlar aynı zamanda biyogenetik ve biyosfer rezerv alanlarıdır. Türkiye'de bulunan bazı tabiatı koruma alanları aşağıda ve­rilmiştir:

Hacı Osman Ormanı (Samsun)
Sütçüler Sığla Ormanı (Isparta)
Sultan Sazlığı (Kayseri)
Seyfe Gölü (Kırşehir)
Gala Gölü (Edirne)
Yumurtalık (Adana)
Kazdağı Göknarı (Balıkesir)(1988)
Beykoz-Köknarlık (İstanbul) (1987)

Milli Parklar ve Milli Parkların Yerleri

Milli park kavramı ilk kez 19.yüzyılda Amerika'da gündeme gelmiş, Türkiye'de ise 1940'li yıllarda düşünce olarak ortaya atılmış olup, 1956 yılında yürürlüğe giren kanunla hukuksal temel atılmış, 1983 yılında çı­kartılan kanunla da Milli Park "Bilimsel ve estetik bakımdan milli ve mil­letlerarası, ender bulunan tabii ve kültürel kaynak değerleri ile koruma, dinlenme ve turizm alanlarına sahip tabiat parçalarıdır." şeklinde tanım­lanmıştır. Bu hukuksal düzenlemelerden sonra ilk milli park olarak 1958 yılında Yozgat Çamlığı ilan edilmiştir. Daha sonraki yıllarda Türkiye'de oldukça büyük bir milli park potansiyelinin varlığı ortaya konmuştur.

1958 yılından itibaren kurulmaya başlanılan milli parkların sayısı Türki­ye'de 33 olup, bu alanların toplam yüzölçümü 686.631 ha kadardır. Bu milli parklardan bazıları şunlardır:

Güllük Dağı Milli Parkı (Antalya)
Beydağları Sahil Milli Parkı (Antalya)
Köprülü Kanyon Milli Parkı (Antalya)
Altınbeşik Mağarası Milli Parkı (Antalya)
Dilek Yarımadası-Büyük Menderes Deltası Milli Parkı (Aydin)
Uludağ Milli Parkı (Bursa)
Boğazköy - Alacahöyük Tarihi Milli Parkı (Çorum)
Kızıldağ Milli Parkı (Isparta)
Kovada Gölü Milli Parkı (Isparta)
Ilgaz Milli Parkı (Kastamonu)
Küre Dağı Milli Parkı (Kastamonu)
Beyşehir Gölü Milli Parkı (Konya)
Maçka - Altındere Milli Parkı (Trabzon)
Yozgat Çamlığı Milli Parkı (Yozgat)
Karatepe - Aslantaş Milli Parkı (Adana)
Kızılcahamam - Soğuksu (Ankara)
Manyas -Kuş Cenneti (Balıkesir)
Yedigöller (Bolu)
Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı (Çanakkale)
Marmaris Milli Parkı(Muğla)
Muğla Saklıkent Milli Parkı(Muğla)
Honaz Dağı Milli Parkı(Denizli)

Biyolojik Cesitliligin Korunmasi

Biyolojik Çeşitliliğin Korunması

Biyolojik Çeşitliliğin Korunma Alanları ve Yönetimi


Daha önce de belirtildiği üzere nüfus artışına bağlı olarak artan çevre sorunları yüzünden insanoğlu için hayati öneme sahip olan biyolojik çe­şitlilik hem dünyada hem de Türkiye'de giderek yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu nedenle de biyolojik çeşitliliğin korunmasında önce durum tespitinin yapılması ve ardından da buna göre sürdürülebilir bir koruma anlayışı ile hareket edilmesi ve başarılı bir koruma için ise bu kaynakların miktarının ve risk durumlarının saptanması suretiyle koru­ma önceliklerinin belirlenmesi gerekir.

Günümüzde biyolojik çeşitlilik yapay koruma (ex situ) ve doğal ko­ruma (in situ) olmak üzere iki şekilde korunmaktadır. Yapay koruma teknikleri, biyoteknolojik yöntemler (in vitro), dondurarak saklama, tarla koleksiyonları ve gen bankaları olmak üzere dörde ayrılır. Halen 100'e yakın cinse bağlı 200 türden 30 000 bitki materyali uluslararası (ICARDA, SMITH, FAO, UNEP, CGIAR, EUCARPIA gibi kuruluşlar ve bunlara bağlı alt kuruluşlar) ve ulusal (A.Ü. Ziraat Fakültesi Osman To­sun Gen Bankası, Ankara Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü Gen Bankası, Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü Gen Bankası, İzmir-Menemen Bitki Araştırma ve Introdüksiyon Merkezi) gen bankalarında korunmaya çalışılmaktadır.

Doğal alanların korunması ile türlerin, toplulukların ve ekosistemin işlevinin korunması sağlanır. Çünkü canlıların hayatı, yaşadıkları ortam­lara bağlıdır. Bu yüzden dünyanın birçok ülkesinde doğal alanlar koru­ma altına alınmışlar ve sadece bulundukları bölge için değil, aynı za­manda bütün dünya için kültür mirası görevi yapmaktadırlar . Örneğin, ormanların iklim, su rejimi, tehlikeli doğal olaylar, sağ­lık ve turizm üzerinde olumlu etkilerinin olmasının yanı sıra, birçok can­lıya yaşam ortamı oldukları bilinmektedir. Bir başka örnek olarak sulak, alanlar verilebilir. Sulak alanlar, doğal veya yapay, devamlı veya geçici suları durgun ya da akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gel-git hare­ketlerinin çekilme devresinde altı metreyi geçmeyen derinlikleri kapsa­yan bütün sular, bataklık, sazlık ve turbiyeler olarak tanımlanmaktadır. Sulak alanlar bulundukları bölgenin su rejimini dengeler, bulunduğu yö­renin iklimini stabilize eder, tortu ve zehirli maddeleri alıkoyarak ya da besin maddelerini kullanarak suyu temizler, yeryüzünün en fazla biyolo­jik üretimini yapan ekosistemleri arasındadırlar, çok zengin biyolojik çe­şitliliğe sahiptirler, yüksek bir ekonomik değere sahiptirler, bölge ve ül­ke ekonomisine katkı sağlarlar, eğitim ve bilimsel çalışmalar ile su yolu: taşımacılığına olanak sağlarlar.

Biyolojik Çeşitliliğin Yok Olma Nedenleri

Biyolojik çeşitliliğin giderek yok olması, genetik çeşitliliğin de yok olması anlamına gelmekte olup, bu durumda genetik çeşitliliğe sahip olmayan canlı türleri, değişen çevre koşullarına ayak uyduramayıp tü­keneceklerdir. Bu olaya "genetik kaynak erozyonu" adı da verilmekte­dir. Önceleri genetik kaynak erozyonunu tetikleyen iklim koşulları iken, günümüzde insan müdahaleleri bunun yerini almıştır.

Genetik kaynak erozyonunun en önemli sebebi aşırı nüfus artışıdır. Çünkü nüfus arttıkça genetik kaynak erozyonuna neden olan diğer un­surlar da otomatik olarak artmaktadır. Dünya nüfusu artarken, insanla­rın yaşama alanları da artmakta ve bunun sonucunda bitkilerin ve hay­vanların yaşama alanları gitgide daralmaktadır. Bu da canlıların birbirle­riyle olan ilişkilerini olumsuz yönde etkilemekte ve ekolojik çeşitlilik azalmaktadır. Bu nedenle nüfus artışının kabul edilebilir limitlerde tutul­ması biyolojik çeşitlilik açısından büyük önem taşımaktadır.

Genetik kaynak erozyonuna olumsuz yönde etki eden bir diğer fak­tör, uzun zamandır bilinen ve mücadele edilmeye çalışılan, tarihi eser kaçakçılığı kadar önemli olan biyolojik tür kaçakçılığıdır. Bilindiği üzere evcil hayvanlar, süs bitkileri ve kürk, deri, fil dişi gibi yabani hayvanlar­dan elde edilen ürünlerin ticareti oldukça geniş ve yaygın bir piyasa oluşturmaktadır. Ancak bu durum, yabani türlerin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasına sebep olmaktadır. Üstelik yabani hayat ticareti büyük oranda yasa dışı yollarla yapılmaktadır. Ne yazık ki Türkiye de bu durumdan oldukça büyük zararlar görmektedir. Örneğin; siklamen, Şemdinli lalesi, kar çiçeği, kardelen, dağ lalesi gibi yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan endemik bitkilerin soğan, rizom, yumru gibi bazı par­çaları yasa dışı yollarla satılmaktadır. Öte yandan zaten doğa­dan toplanarak tüketilen bu türlerin yok olma tehlikesine maruz kalmak­ta oldukları dikkate alınırsa, bir de yasa dışı yollarla ticaretinin yapılma­sının ne kadar üzücü bir durum yaratacağı rahatlıkla anlaşılabilir. An­cak, yabanıl hayatın aşırı ticareti, yok olmaya yüz tutan türlerin korun­ması ve uluslararası ticaretinin engellenmesi amacıyla 1973 yılında CITES olarak bilinen uluslararası bir anlaşma yapılmış olup, 1996 yılında da Türkiye bu anlaşmaya imza atmıştır.

Biyolojik çeşitliliğin yok olmasında bir diğer etken ise çevre kirliliği­dir. Özellikle sanayi tesislerinin sıvı ve gaz şeklindeki atıklarını hiçbir arıtmaya tabi tutmadan doğal ortama vermeleri ve bu konudaki kontrol­lerin yetersiz olması sebebiyle hava, toprak ve suya aktarılan atıklardan ortaya çıkan kükürt dioksit, nitroz, florür, bakır, çinko, mangan gibi za­rarlı maddeler canlıları doğrudan etkilemektedir.

Islahçılar tarafından yeni çeşitlerin geliştirilmesi ya da yurt dışından çeşit ithali ve bunların gereksiz yere fazladan yayılması da biyolojik çe­şitliliğin yok olmasına sebep olmaktadır. Oysa yeni çeşit ıslahı için gen deposu görevi yapan gen kaynaklarının korunması, doğal ürünler olarak yetiştirilmeleri ve bunlara özel fiyatlar uygulanması hem ülke ekonomi­sini olumlu yönde etkileyecek, hem de bu türlerin yok olması engellene­rek ekolojik işleyişin devamlılığı sağlanacaktır.

Yeni tarım alanlarının açılması için gen kaynaklarının bulunduğu bir­çok çayır-mera ve orman alanı tahrip edilmektedir. İnsanlar her geçen gün birçok gen kaynağının bulunduğu çayır-mera ve ormanlık alanı kendi yanlış kullanımlarıyla zarar verdikleri topraklardan verim alama­dıkları veya ekonomik açıdan daha fazla ürün yetiştirmek zorunda ol­dukları gibi haksız gerekçelerle tahrip etmektedirler.

Biyolojik çeşitliliğin kaybedilme sebepleri sadece yukarıda belirtilen­lerle sınırlı değildir. Ayrıca, her geçen gün yeni yerleşim alanlarının ve sanayi tesislerinin açılması, yangınlar ve aşırı kesimler, genetik yapısı değiştirilmiş organizmaların kontrolsüz bir biçimde doğaya bırakılmala­rı, aşırı hayvan otlatılması sonucu ekosistemin bozulması, yeni turizm alanlarının açılması sürecinde flora ve faunada meydana gelen bozulma­lar, tarımsal mücadele ilaçlarının yanlış kullanımı sonucu yabani bitkile­rin yok edilmesi ve bu konularda çalışabilecek elemanlara yönelik eğitim eksikliği gibi daha birçok tehlike biyolojik çeşitliliği tehdit etmektedir.

Yok Olma Tehlikesi Altindaki Turler

Türkiye'de Biyolojik Çeşitlilik ve Yok Olma Tehlikesi Altındaki Türler

Türkiye toprakları, yeraltı ve yerüstü suları, madenler, ormanlar, enerji kaynakları, bitkisel ve hayvansal gen kaynakları gibi doğal kaynak­ların zenginliği nedeniyle çok eski tarihlerden bu yana pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış ve hatta dünyada ilk tarım faaliyetlerine sahne ol­muş olan "verimli hilal bölgesi" olarak adlandırılan bir alanın da içinde yer almaktadır.

Farklı iklim ve toprak koşullarının etkisi, 4. Jeolojik zamanda yaşanan iklim değişiklikleri, kıtalar arasında köprü olması gibi nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan çeşitli yetişme ortam şartlarına sahip olan Türkiye'de oldukça zengin bitki ve hayvan toplulukları görülmektedir. Özellikle bitki türleri açısından oldukça zengin olan Türkiye'nin florasında yakla­şık 9 000 bitki türü bulunmakta ve bunlardan 3000 civarındaki bir bölü­mü endemik niteliktedir. Bu değerleri florasında yaklaşık 12000 bitki tü­rü bulunan ve bunlardan sadece 2500 civarındaki bir bölümünün endemik türlerden ibaret olduğu Avrupa kıtasının tamamı ile karşılaştı­rıldığında Türkiye'nin bitki türleri açısından ne kadar zengin bir ülke ol­duğu görülmektedir. Diğer yandan, Türkiye bitkisel gen kaynaklarının zenginliği açısından Avrupa'da 9. sırada yer almaktadır. Türkiye'nin beş mikro gen merkezi ve bu alanlarda bulunan bazı bitki türleri şöyledir.

a) Trakya-Ege Bölgesi: Buğday, mercimek, nohut, fiğ.
b) Güney Doğu Anadolu Bölgesi: Kaplıca, gernik, yem bitkileri, ye­meklik baklagiller
c) Samsun, Tokat-Amasya Yöreleri: Fasulye,, mercimek, bakla, baklagil yem bitkileri
d) Kayseri Yöresi: Mercimek, nohut, yonca, korunga
e) Ağrı Yöresi: Baklagil yem bitkileri

Yukarıda verilen örneklerden de görüleceği üzere, dünyada insan ve hayvan beslenmesinde önemli yer tutan bitkilerin gen merkezi Türki­ye'dir. Buradan da anlaşılacağı gibi, genetik kaynakların korunması ve kullanımına ilişkin çalışmalar Türkiye için stratejik öneme sahiptir. Ayrı­ca, doğal kaynakları korurken, aynı zamanda bunları ülke ekonomisine kazandırma çalışmalarının yapılması gerekliliği de unutulmamalıdır. Çünkü, insanoğlu dünyaya gelişinden bu yana doğal kaynaklan sosyo­ekonomik ihtiyaçlarını temin etmek ve gelişme düzeyinin yükseltmek için birincil kaynak olarak kullanmış ve bu kaynaklar tarım, endüstri, tıp ve eczacılık gibi birçok alana kaynak oluşturmuştur. Örneğin; tıpta ve eczacılıkta penisilin (bakterilere karşı), vinkristin ve vinblastin (kansere karşı), kinin (sıtmaya karşı), morfin, kodein, reserpin, digostin gibi bir­çok ilacın yapımında kullanılmak üzere 5 000 bitki türü kullanılmakta­dır. Ayrıca çivit, meyan kökü, kökboyası, hava civa otu, centiyan gibi birçok bitki tutkal, balmumu, boya, reçine, yağ, böcek ilacı gibi endüstri ürünlerinin üretiminde kullanılmaktadır. Bunun yanında Türkiye'nin doğal ortamında yetişen kar çiçeği, siklamen, kardelen gibi bazı bitkiler doğadan toplanarak süs amaçlı olarak kullanılır. Ayrıca, otlatma ve yem amaçlı olarak ayrık, koyun yumağı, korunga, yonca, kekik, gazel boynu­zu, yavşan gibi birçok bitkiden yararlanılmaktadır.

Elbette ki bitkisel gen kaynaklarının stratejik önemi bu kadarla sınırlı değildir. Ekosistemlerdeki işleyişin eksilten geri bildirimler mekanizma­sına uygun olarak sürdürülmesini sağlamak, kültürel ve doğal mirasın herhangi bir parçasının bozulması veya yok olmasının Türkiye için za­rarlı bir yoksullaşma sebebi olmasına engel olmak, bu doğal kaynakları gelecek nesiller için estetik, kültürel, bilimsel ve özgün değerde doğal bir miras olarak aktarmak gibi birçok neden yüzünden her geçen gün daha da değer kazanmaktadır.

Türkiye'de 145 memeli, 436 kuş, 133 sürüngen (12'si yok olma tehli­kesi altında), 23 amfibi (5'i yok olma tehlikesi altında) ve 162 balık türü bulunmaktadır. Ala geyik, boz ayı, tilki, kurt, çakal, sırtlan, porsuk,,san­sar, kirpi, yaban domuzu, vaşak gibi birçok memeliye ev sahipliği yapan Türkiye'de çengel boynuzlu dağ keçisi, yaban kedisi, Anadolu leoparı, kangallar gibi 15 tür yok olma tehlikesi altındadır ve bunlardan bazıları uluslararası anlaşmalarla koruma altına alınmışlardır. Ay­rıca sığır, koyun, tavuk, horoz (Örneğin; Denizli Horozu) gibi bazı çiftlik hayvanları da Türkiye'de endemik olarak bulunmaktadır. Ancak yerli türler yurt dışından hay­vancılıktan elde edilen verimi yükseltmek amacıyla getirilen yabancı ırk­larla melezleşmeleri sonucu yok olma tehlikesi altındadırlar.

Türkiye bazıları yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bulunan kuşların kuş türlerinin önemli göç yollarından birisi üzerinde bulunmaktadır. İs­tanbul Boğazı, Artvin-Borçka ve Hatay-Belen geçitleri kuşların göç mev­siminde yoğunlaştıkları üç geçiş yoludur. Uluslar arası sözleşmelerle ko­ruma altına alınan ve Türkiye üzerinden geçiş yapan kuş türleri arasında kara akbaba, şah kartal, büyük orman kartalı, küçük orman kartalı ile leylek türleri, yılan kartalı, kara çaylak, şahin, saz deli­cesi, atmaca, gök doğan, tepeli pelikan, ak pelikan ve turna sayılabilir. Bunlar yanında Türkiye'de yaşayan kelaynak, sülün, yılan kartalı, peli­kan, alaca baykuş, ada martısı gibi koruma altına alman 14 tür kuş da yok olma tehlikesi altındadır. Ayrıca, toy, küçük kerkenez, şahin, doğan, delice, mezgeldek, ibibik, bıldırcın gibi Avrupa ölçeğinde soyu tüken­mekte olan pek çok tür de Türkiye'de barınmaktadır.

Yaklaşık 162 balık türünün tespit edildiği Türkiye'de bunlardan yak­laşık 30 tanesi yok olma tehlikesi altındadır. Örneğin, suni alabalık yetiş­tiriciliği sonucu, yerli alabalık türleri neredeyse yok olmak üzeredir. Bu­nun dışında hamsi, uskumru ve palamut aşırı tüketim, yanlış avcılık ve bir başka balık türünün bunların larva ve yumurtalarıyla beslenmesi gibi çeşitli nedenlerden yok olma tehlikesi altında olan diğer türler arasında­dır. Diğer deniz canlıları da balık türleri gibi avcılık sebebiyle yok olma tehlikesi altındadır. Örneğin; Akdeniz foku, deniz kaplumbağası, ayıbalığı ve yunus yok olma tehlikesi altında bulunmalarından dolayı uluslar arası sözleşmelerle koruma altına alınmışlardır

Aslında yok olma tehlikesi altındaki türleri koruma görevi sadece Türkiye'nin değil, aynı zamanda tüm dünyanın sorunudur. Çünkü biyo­lojik çeşitlilik sadece bir ülkeye değil, bütün dünyaya ait bir mirastır. Bu durum doğal koruma alanlarının önemini daha da arttırmaktadır. Çün­kü bu canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için bulundukları ekosistemin de canlılığını sürdürebilmesi gerekir. Örneğin, orman ekosistemle­ri, sulak alanlar, ağaçlar bazı otsu bitkileri, memeli canlıları, kuşları, sü­rüngenleri, böcekleri barındırmaktadır. Bunun dışında step ekosistemleri bazı ayı, kurt, köstebek, fare gibi memelilerin yanı sıra, şahin doğan, de­lice, yılan kartalı, bıldırcın, ibibik gibi bazı kuş türlerine ev sahipliği yapmaktadır. Aşırı avlanma, deniz taşımacılığı, sanayi, tesislerinin ku­rulması, yol yapımı, petrol sızıntıları, yabancı türlerin yayılımı, kirlilik gibi sebeplerden tehlike altına girmekte olan deniz ve kıyı ekosistemleri balık, deniz bitkileri ve diğer deniz canlılarının varlıklarını sürdürebil­meleri için hassasiyetle korunması gereken doğal alanlardır. Aynı şekil­de birçok endemik bitki ve hayvan türüne sahip olan dağ ekosistemleri de diğer doğal alanlarla aynı kaderi paylaşmaktadır.

Biyolojik Cesitlilik Nedir

Biyolojik Çeşitlilik ve Türkiye’de Durum

Biyolojik Çeşitlilik Nedir


Biyolojik çeşitlilik, canlıların farklılığını ve değişkenliğini, içinde bu­lundukları karmaşık ekolojik yapılarla, birbirleriyle ve çevreleriyle karşı­lıklı etkileşimlerini ifade etmektedir. "Biyolojik çeşitlilik" kavramı ilk kez Elliot Norse ve arkadaşları tarafından ortaya atılmış olup, çeşitlilik üç aşamada tanımlanmıştır; genetik çeşitlilik, tür çeşitliliği ve ekosistem çe­şitliliği.

"Genetik Çeşitlilik" bir tür içindeki çeşitliliği ifade etmektedir. Belli bir tür, populasyon, varyete, alt-tür ya da ırk içindeki gen farklılığıyla öl­çülür. Bu tür farklılıklar, örneğin, evcil hayvanlar ve tarımsal ürünlerin üretilmesini ve yaban hayatında değişen koşullara uyum sağlamasını sağlar.

"Tür Çeşitliliği" belli bir bölgedeki, alandaki ya da tüm dünyadaki türlerin farklılığını ifade eder. Tür çeşitliliği, genellikle belli coğrafi sınır­lar içindeki türlerin toplam sayısı kapsamında ölçülür.

"Ekosistem Çeşitliliği" bir ekolojik birim olarak karşılıklı etkileşim içinde olan organizmalar topluluğu ile fiziksel çevrelerinin oluşturduğu bütünle ilgilidir. Ekosistem; kendisini topluluk düzeyinden ayıran, ken­dileri cansız olan fakat canlı topluluklarının oluşumunu, yapısını ve kar­şılıklı etkileşimlerini etkileyen yangın, iklim ve besin döngüsü gibi fak­törleri de içerir.

Biyolojik Çeşitliliğin Önemi

insanoğlunun günümüzde ve gelecekte biyolojik çeşitliliğe olan ge­reksinimi kaçınılmazdır. Çünkü insanlar barınma, giyinme, ilaç ve bes­lenme gibi çeşitli kullanım amaçları olan bitkiler ve bu bitkilerden bes­lenen hayvanlar sayesinde yaşamlarını sürdürmektedir. İnsanoğlunun parçası olduğu ve varlığını sürdürebilmesi için temel desteği sağlayan ekosistemlerle uyumlu ve denge içinde, yaşam kalitesinin yükseltilmesi ve geliştirilmesi için yani sürdürülebilir kalkınma için, biyolojik çeşitlili­ğin de sürdürülebilir kullanımının sağlanması gereklidir.

Dünya yüzeyinin sadece %3'ünü oluşturan tarım alanları erozyon, yoğun kentleşme ve endüstrileşme, tuzlaşma gibi giderek artan problem­lere paralel olarak hızla azalmakta olduğundan dünya tarımı ve dolayı­sıyla insanların beslenmesi çok ciddi bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Ayrıca, dünyada bir çok bitkisel madde yapay olarak elde edilmiş (sentetik lif, sentetik kauçuk vb.) olmasına karşın, dünyadaki insanların üçte biri­nin beslenmesi için gerekli olan çeltik, buğday, mısır ve patates gibi bit­kisel besin maddeleri sentetik olarak elde edilememiştir. Bununla birlikte gün geçtikçe nüfus ve gelir artışına bağlı olarak besin tüketimi talebinin de artacağı kaçınılmaz olmasına rağmen, günümüzde nüfus artışına kar­şılık besin üretimi artışı yetersiz kalmaktadır. Bu sebeplerden dolayı, in­sanların besin gereksinimlerini karşılamak ve hızla gelişen endüstriye ham madde sağlamak amacıyla tarımsal üretimin de arttırılması gerek­mektedir.

Klasik ve modern ıslah yöntemleri kullanılarak, yeni çeşitlerin gelişti­rilmesiyle tarımsal üretimin arttırılması çalışmaları hızla devam etmek­tedir. Bu amaçla geliştirilen yeni çeşitlerin özelliklerinin iyileştirilmesi için kullanılan yegane kaynağın "gen kaynakları" olduğu göz önünde bu­lundurulmalıdır. Bugünkü şartlara göre ıslah edilen yeni çeşitlerin gene­tik kapasiteleri oldukça sınırlıdır. Gelecekte değişen biyotik ve abiyotik koşullara karşı yeni çeşitlerin geliştirilmesinde kullanılacak olan ve ol­dukça geniş genetik çeşitliliğe sahip gen depolarının yabani veya ilkel çeşitler olarak da adlandırılan gen kaynakları olduğu kesinlikle unutul­mamalıdır. Bu yüzden, günümüzde insanlığın en önemli görevlerinden birisi de madenler, ormanlar, yeraltı ve yerüstü su kaynakları, enerji kaynakları gibi doğal kaynakların yanı sıra, stratejik ve ekonomik önemi olan biyolojik çeşitliliğin korunmasıdır.

Günümüzde insanlığın ortak sorunlarından birisi de biyolojik çeşitli­liğin korunmasıdır. Biyolojik çeşitlilik, sadece doğal kaynakların bozul­masından değil, sosyal ve ekonomik şartlar neticesinde belirli insan faa­liyetleri yüzünden gün geçtikçe daha fazla oranda tahrip ve hatta yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Biyolojik çeşitlilik insanlığın refahına büyük katkıda bulunmaktadır. Gelecekte karşılaşılabilecek olağanüstü durumlara karşı bir güvence o-lan biyolojik çeşitlilik, insanlığın sahip olduğu fakat önemini tam olarak kavrayamadığı, stratejik öneme sahip bir varlıktır. Bu stratejik kaynakla­rın herhangi bir parçasının yok olması bütün dünya milletleri için yok­sullaşmaya yol açacaktır. Bu nedenle biyolojik çeşitlilik, dünya mirasının istisnai öneme sahip bir parçasıdır.

Yeryüzünün yeri doldurulamaz bir parçası olan; bilim, kültür ve eko­nomik açıdan giderek değerleri artan canlı türleri özellikle ticaret ve kaçakçılık nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu yüzden, hü­kümetler geleceğe ait değerlerden olan biyolojik çeşitliliğin muhafazası konusuna ulusal programlarda yer vermek ve ek mali kaynak ayırarak biyoloji çeşitliliğe yönelik tehditleri bertaraf etmek zorundadırlar. Ayrı­ca, kolluk kuvvetleri, gümrük ve ilgili birimlerde görevli şahıslar bu ko­nuda gerekli tedbirleri alabilecek şekilde yetiştirilmelidir.

Biyolojik çeşitliliği ve dolayısıyla insanlığın geleceğini tahrip eden in­sanoğlu için belki de en acı olanı, çevreyi güzelleştirmek, orman alanları yaratmak, çevre dostu olmak adına genetik çeşitlilik ve ekolojik çeşitliliği içeren biyolojik zenginliklerin yok edilmesidir. Biyolojik çeşitlilik açısın­dan önem taşıyan alanlarda arazide dikkate bile almadığımız bir ot, o alana diktiğimiz binlerce fidandan çok daha değerlidir. O halde biyolojik çeşitliliğin korunması için önem arz eden alanların koruma altına alın­ması tahribi önlediği gibi insanlığın geleceğini de muhafaza altına ala­caktır.

Biyolojik Cesitlilik Anasayfa

Biyolojik Çeşitlilik

Türkiye'de Yok Olma Tehlikesi Altındaki Türler

Biyolojik Çeşitliliğin Yok Olma Nedenleri

Biyolojik Çeşitliliğin Korunması

Milli Parklar

Tabiatı Koruma Alanları

Tabiat Parkları ve Tabiat Anıtları

Özel Çevre Koruma Bölgeleri

Biyolojik Çeşitlilik İçin Yasal Düzenlemeler

Rehabilitasyon Hizmetleri

Rehabilitasyon Hizmetleri

Çeşitli nedenlerle bedenen ya da ruhen engelli olarak kalan kişilerin başkalarına bağımlı olmadan yaşamalarım sürdürmeleri amacıyla yapı­lan çalışmalardır. Bu hizmetler iki grupta incelenir:

a) Tıbbi rehabilitasyon: Kişideki bedensel engellerin cerrahi veya tıbbi müdahaleler ile düzeltilmeye çalışılmasıdır. Bu işlemle hekim ve diğer sağlık personeli tıbbi yönden kişiye iş gücünü yeniden kazandır­maya çalışırlar.

b) Sosyal (mesleki) rehabilitasyon: Engellerinden dolayı çalışama­yan kişilere başvurabilecekleri doğrultuda iş bulma, iş öğretme ve işe uyum sağlama çalışmalarıdır.

Bilindiği üzere sağlık alanında yapılan yatırımlar hem insan hayatı hem de ülke ekonomisi için oldukça önemlidir. Hastalığı dolayısıyla işe gidemeyen işçi ve memur, tarlada çalışamayan üretici ülke ekonomisi açısından büyük bir kayıptır. Ayrıca önemli hastalıkların erken tanısı ve tedavisi ilaç kullanımı açısından ekonomide önemli yer tutar. Sağlığın korunması, sağlık alanında yapılan eğitim hizmetleri ve insanların haya­tını bilinçli olarak yaşaması insanın ömrünü uzatır ve sağlıklı yaşamasını sağlar. Bu amaçla üretilen temel sağlık hizmetlerinin hedefleri şunlardır:

1. Sağlık konusunda halkın eğitimi
2. Yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması
3. Temiz ve yeterli içme suyunun sağlanması
4. Ana-Çocuk sağlığı hizmetlerini geliştirme
5. Aile planlamasını geliştirme
6. Bağışıklama uygulamaları
7. Salgın hastalıklardan korunma
8. Gerekli ilaçları sağlama
9. Çevre şartlarını geliştirme

Yaşadığımız çevrede sağlığımız her zaman risk altındadır. Risk gö­nüllü veya gönülsüz oluşabilir. Gönüllü (istekli) risk, kişinin isteğiyle gerçekleşir. Sigara, doymuş yağlar, uyuşturucu ve ilaç kullanımı gibi. İs­teksiz riskler ise ev, işyeri gibi yerlerde zemin malzemelerinden çıkan formaldehitler, pasif sigara içiciliği, kirlenmiş su ve besinlerin tüketilme­si, sokakta kirli hava soluma ve asit yağmurlarının etkisinde kalmadır. Gönüllü riskleri azaltmak kişinin elindeyken, gönülsüz risklerden top­lumu koruma, en aza indirme devletin, eğitimcilerin ve bilim adamları­nın görevidir.

İnsanların zararlı maddelere maruz kalma yolları aşağıdaki şekillerde olur:

1. Solunum yoluyla: Kirli havayı soluma şeklindedir. Fosil kökenli yakıtların kullanılmasıyla kirlenen havanın solunum yoluyla alınması sonucunda insanlarda birçok sağlık problemi ortaya çı­kar. Bunlar akciğer kanseri, bronşit, eklem romatizması, çeşitli kalp hastalıkları, gözlerde yanmalar, nefes darlığı, aşırı sinirlilik, bağışıklık sisteminin zayıflaması, ruhsal bozukluklar gibi prob­lemlerdir.

2. Sindirim yoluyla: Kirlenmiş su ile yıkanan besinlerin, tarım ilaçlı besinlerin ve kirli suların tüketilmesiyle gerçekleşir.
3. Deri absorpsiyonu yoluyla: Kirlenmiş toprak yüzeyi ve kirlen­miş madde ile temas, kirli su ile derinin teması şeklinde olur.

Olumsuz çevre şartlarından çocuklar, gelişmiş insanlara göre daha çabuk ve daha çok etkilenirler. Çünkü gelişme döneminde oldukların­dan metabolizmaları gelişmiş insanlardan farklıdır. Daha hızlı nefes alır, daha çok yemek yer ve su içerler. Ellerini çok fazla ağızlarına götürürler. Çocukların besinleri emme işlemi erişkinlerden fazla olduğundan zararlı maddeleri daha çok emerler. 5 yaşına kadar aldıkları zehir, hayatları bo­yunca alacakları zehre eştir.

Son çalışmalar çeşitli kimyasal toksinlerin, astım, doğum hataları, davranış bozukluklarına, öğrenme güçlüklerine, çocuk hastalıklarına, bağışıklık sisteminin zayıflamasına, sinir bozukluklarına sebep olduğu­nu göstermiştir. Bu hususta acilen çeşitli önlemler alınmalıdır. Özellikle kronik çocuk hastalıklarına sebep olan çevresel faktörler araştırılmalı, çözümler üretilmelidir ve olumsuzluklar ortadan kaldırılmalıdır.

ABD'de 1993 yılında Milli Birim Akademisinin "Böcek öldürücü ve tarım ilaçlarının çocuklar üzerine etkileri" isimli yayını insanların dikka­tini çekmiştir. Gelişmiş ülkelerde çocuk kanserlerinin, zayıflayan bağı­şıklık sistemlerinin, astım ve öğrenme güçlüklerinin farkına varılmıştır. Bununla ilgili birçok organizasyonlar yaptıkları, devlet enstitüleri kur­dukları, akademisyenler ve sivil toplum örgütlerinin çocuk sağlığı üzeri­ne önemli zaman harcadıkları ve kaynak ayırdıkları belirtilmiştir.

Tedavi Edici Sağlık Hizmetleri, Basamak Sağlık Hizmetleri

Tedavi; hastalıkların veya sakatlıkların iyileştirilmesine yönelik yapı­lan tıbbi işlemlerin tümüdür. İlaç kullanımı, cerrahi müdahaleler ve fizik tedavi uygulamaları bu gruba girer. Bunlar:

Birinci basamak tedavi hizmeti

Hastaların ilk başvurdukları, evde ve ayakta tedavi edildikleri kuru­luşlardır. Sağlık ocakları, Ana Çocuk Sağlığı, Kurum hekimlikleri birinci basamak tedavi hizmetlerinin verildiği yerlerdir. Birinci basamaktaki imkânlarla tam ve tedavisi yapılamayan hastalar ikinci basamağa sevk edilirler.

İkinci basamak tedavi hizmeti

Hastaların yatırılarak tanı ve tedavi hizmetlerinin verildiği hastane­lerdir. Hastalar uzmanlar tarafından tedavi edilirler.

Üçüncü basamak tedavi hizmeti

Bu hizmetin verildiği yerler en üst düzeyde tıp teknolojisi kullanılan üniversite hastaneleri, kanser araştırma merkezleri, ruh ve sinir hastalıla­rı hastaneleri ve senatoryumlardır. Birinci ve ikinci basamakta sorunu çözülemeyen hastalar bu kuruluşlara sevk edilirler. Sağlık sorunu olan hastaların direkt olarak üçüncü basamağa müracaat etmeleri aşırı yığıl­malara ve hizmetlerin aksamasına sebep olmaktadır.

Tedavi edici hizmetlerin basamaklar halinde ele alınmasının nedeni bu basamaklar arasında bir hasta sevk sisteminin gerekliliğini vurgula­maktır.

Temel Koruyucu Saglik Hizmetleri

Temel Sağlık Hizmetleri, Sağlık Hizmeti

Koruyucu Sağlık Hizmetleri

Çevreye ve kişiye göre sağlık hizmetleri şeklinde ikiye ayrılır:

a. Çevreye Yönelik Koruyucu Sağlık Hizmetleri: Çevredeki sağlığı etkileyen olumsuz biyolojik, fiziksel ve kimyasal faktörlerin yok edilme­si, düzeltilmesi ya da insanları eğiterek kişilerin sağlığının bozulmasının önlenmesi amacını taşır, çevreyi olumlu hale getirir. Bunlar arasında a-tıkların zararsız hale getirilmesi, yeterli ve temiz su sağlanması, gıdaların kontrolü, çevre kirliliğinin önlenmesi sayılabilir. Bu konuda özel eğitim görmüş mühendis, kimyager, veteriner ve teknisyenler görev yapar. Bu kişiler sağlık sektörüyle diğer sektörler arasında işbirliğini de yürütür.

b. Kişiye Yönelik Koruyucu Sağlık Hizmetleri: Sağlık personeli ola­rak tanımlanan hekim, hemşire, ebe, sağlık memuru gibi eğitilmiş kişiler tarafından yürütülen hizmetlerdir. Bunlar; bağışıklama, erken teşhis, te­davi, ilaçla koruma, kişisel hijyen, düzenli beslenme, aile planlaması, ge­netik danışma ve sağlık eğitim hizmetleridir. Kişiye yönelik sağlık hiz­metleri kısaca aşağıdaki şekilde açıklanabilir:

Bağışıklama: Bulaşıcı hastalıklardan korunmada en etkili yollardan biridir. Aktif ve pasif bağışıklama olarak 2 şekilde gerçekleşir.

Aktif Bağışıklama, Aşılama: Aşılama ya da hastalanma sonucu olu­şur. Aşılamada zayıflatılmış mikroplar ilgili kişiye verilerek bir hastalığa karşı bağışıklık kazanması sağlanır. Böylece bir daha aynı antijenle karşı­laşılınca bağışıklık sistemi daha hızlı ve etkili cevap verir.

Pasif Bağışıklama: Hazır antikorları içeren serumların kişilere veril­mesiyle kazanılır. Başka canlılara bakteri veya ürünleri verilir ve bunlara karşı antikor oluşturmaları sağlanır. Oluşan antikorlar plazmadan alına­rak serum hazırlanır. Hazırlanan serum doğrudan hasta kişinin kanma verilir. Aşı, hasta, olmayan kişiye, serum ise hasta kişiye verilir. Bu yön­temlerle önemli hastalıklar kontrol altına alınarak büyük salgınlar önle­nir. Bazı önemli hasalıklar yok edilebilir. Örneğin; çiçek hastalığı gibi...

İlaçla Koruma: Aşı ile önlenemeyen hastalıkların, tehlike oluşturdu­ğu durumlarda ilaçla kontrol altına alınması ve bundan korunulmasıdır.

Erken Tanı: Hastalık ne kadar erken dönemde teşhis edilirse tedavisi de o kadar kolay olur, tedavide iyi bir başarı elde edilir. Özellikle fertler bu konuda eğitilmelidir.

Sağlıklı ve Dengeli Beslenme: Yetersiz ve dengesiz beslenme pek çok hastalığı hazırlayıcı temel nedendir. Yapılan araştırmalarda kötü beslenen kişilerde enfeksiyonların ağır seyrettiği, oluşan yaralarm geç kapandığı belirtilmiştir. Düzenli - dengeli beslenme ve eğitimle, hastalık, sakatlık ve ölümden korunma sağlanabilir.

Aile Planlaması: Çok ve sık doğum yapan kadınların sağlığı olumsuz etkilenerek bozulmaktadır. Ayrıca erken yaşta evlenen ve gelişmesini tamamlamadan hamile kalan kadınlar, hem kendi hayatlarım hem de ço­cuklarını tehlikeye atmaktadır. Pek çok kadın istemediği halde gebe kal­dığı için düşük yapmakta, kürtaj olmakta sağlığı tehlikeye girmekte hat­ta ölmektedir. Sık doğum yapan annelerin çocukları da anne karmnda iyi beslenemediği için özürlü veya hastalıklı olabilir. İşte bu olumsuz du­rumlardan korunabilmek için aile planlaması hizmetleri önemli bir fak­tördür.

Sağlık Eğitimi: Kişilerin sağlıklarım koruyabilmeleri ve sağlık hiz­metlerine uygun biçimde nasıl kullanabilecekleri konusunda bilgilendirebilmeleri için yapılan planlı çalışmalara "sağlık eğitimi" denir. Bir top­lumun sağlık düzeyinin yükselmesi o toplumdaki bireylere kendi sağlık­larının sorumluluğunun benimsetilmesiyle sağlanır.

Cevre Kirliligi ve İnsan Etkileri

İnsan Sağlığını Etkileyen Faktörler, Çevre Kirliliği İnsan

Sağlık insanın, bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik hali şeklinde tanımlanır. Yani, kişilerin bedence hasta ya da sakat olmaması yeterli değildir. Ruhsal açıdan dengeli, çevresiyle uyumlu, dirençli, sos­yal ve kültürel yönden iyi olması durumudur. Ekonomik ve eğitim sevi­yesi düşük, yetersiz-dengesiz beslenen ve kirli çevrede yaşayan insanla­rın oluşturduğu toplumların sağlık düzeyleri de düşük olur. Hastalıkla­rın oluşumunda sosyokültürel faktörler önemli rol oynar. Sağlığı etkile­yen fiziksel ve biyolojik faktörler yanında sosyal olaylar da göz önünde bulundurulmalıdır. Bunlardan en önemlileri beslenme alışkanlıklarıdır. Mesela ishalli bebeğe su verilmemesi gibi...

Hastalık, insanın organ ya da sisteminde görülebilir, ölçülebilir belir­tilerle ortaya çıkan ve yakınmalara sebep olan fonksiyon bozuklukları­dır.

İnsan sağlığını etkileyen etkenler şunlardır

1. Bünyesel Etkenler: Genetik hastalıklar, hormonal bozukluklar ve metabolik hastalıklardır.

2. Çevresel Etkenler: Bunlar da altı gruba ayrılabilir.
Fiziksel faktörler: Isı, ışık, su, iklim gibi faktörlerdir.
Kimyasal faktörler: Çeşitli zehirleri ve kanserojen maddeleri kap­sar.
Biyolojik faktörler
Temel ve vazgeçilmez madde eksiklikleri
Psikolojik faktörler: Stres ve sıkıntı gibi durumlardır.
Sosyal - kültürel ve ekonomik faktörler

Bünyesel Etkenler

Genetik bozukluklar, kromozomlara bağlı olan ve kalıtım yoluyla nesiller boyu aktarılan hastalıklardır. Hemofili, renk kör­lüğü, diabet, Akdeniz anemisi gibi.
Hormonlar, vücut metabolizmasını düzenleyen maddelerdir. Eksik­liklerinde önemli hastalıklar ortaya çıkar. Büyüme hormonuna bağlı ola­rak aşırı ve az büyüme, akromegali, hipotroidizm oluşabilir. Metaboliz­ma hastalıklarına örnek ise gut hastalığı örnek verilebilir.

Çevresel Etkenler

a. Fiziksel Faktörler

Su, lağım ve pis sular, çöpler, gübreler, konut­lar, iklim, hava, gürültü, kamuya açık yerler, mezarlıklar başlıca fiziksel faktörlerdir. Bu faktörlerin temiz olması insanların elindedir. Uyulması gereken çeşitli kurallar bu faktörlerin sağlıklı duruma getirilmesini sağ­lar.
Yaşama ortamlarının temiz, havalandırılmış ve gürültüsüz olması ö-nemlidir. Sağlığımız açısından evlerimizin güneş alması gerekir.

b. Kimyasal Faktörler

Tarım ilaçları, haşere ilaçları, radyasyon ha­vada ve suda bulunan zehirli elementlerdir. Üretimde kullanılan tarım ilaçlarının bilinçsiz ve aşırı kullanılması, haşerelerle mücadelede zehir etkisi oluşturduğu ilaçların kullanılması gibi faktörlerdir.

Radyasyon bir kaynaktan elektromanyetik dalga ya da hızlı parçacık demetinin yayılmasıdır. İnsanlarda kansere, kalıtsal hastalıklara, ölü ve sakat doğumlara neden olur. Bitki ve hayvanlar üzerinde, besin zinciri ile hayvanlar ve insanlara taşınır. Hava ve suda bulunan kimyasallar ise SO2 (kükürt dioksit), NO2 (azot dioksit), CO (karbon monoksit) solunum yolu hastalıklarına civa, kurşun, kadmiyum metalleri ile astbest önemli metabolizma bozukluklarına sebep olur.

c. Biyolojik Faktörler

Mikroorganizmalar: Gözle görülemeyen mikroskobik canlılardır. Ya­rarlı ve zararlı olan türleri vardır. Yoğurdun mayalanması, fermantasyon olayları, insan bağırsağında bulunan ve vitamin üreten bakteriler, bazı baklagillerin köklerinde azot bağlayıcı olarak görev yapan bakteriler ya­rarlı gruba girenlerdir.
Buna karşılık birçok hastalığın sebebi zararlı mikroorganizmalardır. Verem, tifo, zatürre, grip, kızıl, kızamık, suçiçeği, çocuk felci, cüzzam, kolera, kabakulak, menenjit gibi birçok hastalığın etkenidirler. Mikroor­ganizmaların zararlarından korunmak için dezenfeksiyon, sterilizasyon ve pastörizasyon işlemleri yapılmalıdır. Ayrıca dengeli beslenme, havası temiz ortamlarda bulunma, sağlığa zararlı alışkanlıklardan uzak durma da korunma önlemlerindendir.

Vektörler: Hastalık etkeni olan mikroorganizmaları, insanlara taşıyan eklembacaklılar ve kemiriciler vektör olarak adlandırılır. Bunlar bit, pire, kene, tahtakurusu, karasinek, hamam böceği, sivrisinek ve fare gibi can­lılardır. Mekanik ve biyolojik olarak iki şekilde taşıma yaparlar.

Sivrisinek (Sıtma)
Karasinek (Barsak enfeksiyonları)
Pire(Veba)
Tatarcık(Şark Çıbanı)

Bitkiler: Bitkilerin oksijen üretme, besin kaynağı olma ve ilaç yapı­mında kullanılması gibi önemli faydaları yanında insana zararlı etkileri olanları da mevcuttur. Bazı bitkilerin zehirli bazılarının ise uyuşturucu etkisi vardır. Bunlara zehirli mantarlar, delice otu ve uyuşturucu elde e-dilen haşhaş bitkisi örnek verilebilir.

Hayvanlar: Et, süt, yumurta ve gücünden yararlandığımız hayvanlar bazen de bizlere hastalık bulaştırabilirler. Hem insanda hem hayvanda ortak görülen hastalıklara zoonozlar denir. Kuduz hastalığı buna örnek­tir. Bazen insana hastalık, hastalıklı hayvanların besinleri ile de bulaşabilir. Brusella (Yavru atma hastalığı) süt ürünleri ile bulaşan böyle bir has­talıktır. Ayrıca çevremizdeki akrep, yılan ve örümcek gibi zararlı hay­vanlar da insana zarar verebilir.

Besinler: İnsanlar için bir kısmı enerji kaynağı, bir kısmı yapı ve ona­rım maddesidir. Besinlerle aldığımız vitaminler ise vücudun direncini arttırarak hastalıklara karşı savunma oluşturulmasını sağlar. Besinlerin hazırlanması ve saklanması insan sağlığı ve beslenmesi açısından çok önemlidir. Besinlerin uygun şartlarda hazırlanması, iletilmesi ve sak­lanmasına besin hijyeni veya besin sağlığı uygulamaları denir. Bu neden­le başta et ve süt ürünleri olmak üzere tüm besin maddelerinin sağlığa uygun bir şekilde üretilmesi için yasalar koyulmuştur. Besin hijyeni uy­gun olmayan besinler hastalıklara neden olabilir. Tifo, dizanteri, zehir­lenmeler besinlerin olumsuz etkileridir. Ayrıca beslenmede, besin değeri yüksek olan besinler tercih edilmelidir.

d. Temel ve Vazgeçilmez Madde Eksiklikleri

Vitaminler, yağ asitle­ri, esansiyel (elzem) aminoasitler ve mineraller gibi vücutta üretilemeyen mutlaka dışardan alınması gereken maddelerin eksikliklerinde birçok metabolizma hastalıkları oluşur. Örneğin; demir eksikliğinde kansızlık, iyot eksikliğinde guatr, kalsiyum eksikliğinde raşitzm, c vitamini eksik­liğinde skorbüt, Bı vitamini eksikliğinde beriberi, A vitamini eksikliğin­de gece körlüğü gibi hastalıklar.

e. Psikolojik Faktörler (Stres, sıkıntı)

Uzun süre devam eden sıkın­tılı durumlar kalp hastalıklarıyla doğrudan bağlantılıdır. Çaresizlik duy­gusu bağışıklık sistemini zayıflatarak kalp krizi geçirme olasılığını arttı­rır. Olumsuz duyguların, vücut üzerinde şiddetli bir etki yaparak da­marlarda pıhtılaşma olasılığını arttırdığı aynı zamanda yaşlanmayı da hızlandırdığı belirtilmektedir.

Stres vücudumuzu hızlı yaşlandıran faktörlerden biridir. Özellikle sürekli huzursuzluk, kalbe ve damarlara zarar verir, vücut direncini dü­şürerek diğer hastalıklara zemin hazırlar. İnsan hayatında stresle baş edebilmek için egzersiz yapmak, arkadaşlık kurmak ve özel fobiler geliş­tirmek önemlidir.

f. Sosyal, Kültürel ve Ekonomik Faktörler

Toplumun sosyal çevre­sini meydana getiren faktörlerin, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik etki­leşimler olduğu bilinmektedir. Sosyal olarak gelişme geriliği olan ülke­lerde bu etkileşim olumsuz etkilenir.

Bilindiği üzere toplumun sosyal yapısını aile, nüfus, ırk, din, dil, ak­rabalık gibi faktörler oluşturur. Aynı zamanda bu faktörler o toplumun kültürünü de meydana getirir.

Kültürdeki değişmeler, sosyal yapıyı etkiler. Olumlu kültür değişme­leri, halkın eğitim düzeyini ve ekonomik gücünü arttırmakla gerçekleşir. Eğitim ve kültür düzeyinin iyileşmesi ile sağlık düzeyi de yükselir. Sağ­lık alanında eğitim seviyesinin yükselmesi de, toplumun çevreyi bilinçli kullanmasını ve olumsuzlukları olumlu hale dönüştürmesini sağlar.

Temel Sağlık Hizmetleri ve Yararlanma Yolları

Toplumun sağlık alanındaki ihtiyaçlarına göre, sağlık personelinin yaptığı çalışmalara sağlık hizmetleri denir.


Koruyucu ve tedavi edici olarak her türlü uygulamayı yapmak için örgütlenmiş bir sistemdir. Ancak her türlü çabaya karşın herkesi hasta­lıktan korumak mümkün değildir. İşte bu durumda tedavi hizmetleri devreye girer. Tedavi hizmetlerinin yetersiz kaldığı sakatlık durumla­rında ise, kişileri başkalarına bağımlı olmadan, kendi kendine yeter bi­çimde yaşamasını sağlamak yani rehabilite etmek gerekir.

Çevre Sağlığını Etkileyen Faktörler, Çevre Kirliliği Nedenleri

Çevre sağlığını etkileyen birçok etken bulunmaktadır. Bunlar:

1) Kimyasal atıklar: Aseton, tiner, katran, deterjanlar, böcek öldürü­cüler ve boyalardır.
2) Hızlı nüfus artışı: Nüfusun hızlı artmasına bağlı olarak fert başı­na düşen tüketim maddelerinin artması ve oluşan atıklardır.
3) Çöpler: Gelişmiş ülkelerde her insan günde 1 kg çöp üretmekte­dir. Gelişmiş ülkeler bu sorunla ilgili çeşitli kararlar almasına kar­şılık birçok ülkede bu durum potansiyel tehlike oluşturmaktadır.
4) Avcılık: Kontrolsüz avlanma, birçok türün neslinin tükenmesi tehlikesini ortaya çıkarmış bu da doğal dengenin bozulmasına se­bep olmuştur.
5) Denizlerin kirlenmesi: Her yıl yirmi milyon ton atık denizlere atılmaktadır. Bunun %90 kadarı kıyıya vurmaktadır. Petrol atıkla­rının denize dökülmesi doğal yapıyı bozmakta, canlı türlerini olumsuz etkilemektedir.
6) Nükleer Santraller: Günümüzde teknolojisi yenilenmeyen bu santrallerden çıkan sızıntılar oldukça tehlike oluşturmaktadır.
7) Otomobiller ve zehirli gazlar (hava kirliliği)
8) Endüstri Balıkçılığı: Büyük gemilerle yapılan balık avcılığında trol, dinamit gibi kullanılan araçlar balık yumurtalarını yok et­mektedir.
9) Ozon Tabakası: Deodorantlar, böcek öldürücüler; spreyler, floroklorokarbon gazı gibi maddeler ozon tabakasını delmekte buda zararlı güneş ışınlarının yeryüzüne ulaşması anlamına gel­mektedir.
10) Plastikler: Doğada asla yok olmayan petrol kaynaklı yapılardır.
11) Sera Etkisi: Fosil yakıtlarının bilinçsiz kullanımı sonucu oluşan gaz bulutu; güneş ışınlarının geri yansımasını engeller; buna bağlı olarak dünya fazla ısınır.
12) Tarımsal Sorunlar: Suni gübreler, böcek öldürücüler başlıca kirli­lik nedenidir. Kanserojen etki gösterirler.
13) Ülkelerin Gelişmesi: Gelişmiş ülke insanlarının yapmış olduğu tüketim, gelişmekte olan ülke insanlarınınkinden 20 kat daha faz­ladır.
14) Ormanların yok olması: Başta orman yangınları olmak üzere çe­şitli faktörler ormanların hızlı bir şekilde yok olmasına neden ol­maktadır.
15) Zararlı alışkanlıklar (meraklar): Kadınların lüks tutkuları (kürk, fildişi tarak, yılan derisi çanta ayakkabı vs) ve bazı kimselerin sü­rat motoru kullanma merakı gibi duygular çevre sağlığını etkile­yen faktörlerdendir.

Ekosistem bir bütün olarak işler; bütünün bir parçasının bozulması, ekosistemin tümünü etkiler. Özellikle sanayileşmiş şehirlerde çevreye eklenen ve sağlığı bozan maddelerin sayısı oldukça artmıştır. Çevre sağ­lığını bozan tehlikelerin çoğu insan aktivitesi sonucu ortaya çıkar.

Kirlenme ile atmosfer, iklim, su, deniz, göl ve toprak gibi cansız çevre etkilenir. Cansız çevrenin olumsuz etkilenmesi doğrudan canlı çevreyi, organizmaları etkiler.

Hücre ve zarında biyokimyasal bozulmalar, metabolizmada doku ve organ bozulmaları, direnç ve üremede azalma, genetik çeşitliliğin azal­ması, populasyonların aktivitesi ve dinamiğinde değişme, komünitelerin ve tür çeşitliliğinin bozulması, besin zincirinin bozulması ve sonuçta ekosistemin bozulmasıdır.

Çevre Kirliliği Nedir, Çevre Kirliliği İle İlgili Bilgi

Yaşadığımız son yüzyılda kirlenmenin farkına varılmış, çevre kirliliği için tarif ve çözüm aranmaya başlanmıştır. Kirlenmenin tamamen orta­dan kaldırılması imkânsızdır. Ancak, en aza indirilmesi mümkündür. Çünkü günümüz modern medeniyeti ve gelişen teknoloji bu sonucu do­ğurmaktadır.

Kirlenmeyi, insanların sebep olduğu kalite değişimleri ile ortaya çı­kan değişme şeklinde ifade edebiliriz. Toz, duman, gaz, koku, buhar, is ve sis gibi kirleticilerden bir veya bir kaçının belirli zaman aralığında atmosferde bulunması, su ve toprağın kalitesinin atıklarla bozulması, in­san, hayvan, bitki hayatını tehlikeye sokması veya hayat tarzım tehdit ederek olumsuz etkiler oluşturması çevre kirliliğidir. Dünya sağlık teşki­latı (WHO) ise kirlenmeyi insanlara, eşyalara, bitkilere, hayvanlara zarar veren her şey diye tanımlamaktadır.

Çevre kirliliği iki önemli nedene bağlı olarak gelişir. Bunlar; Dünya nüfusunun hızla artması ve buna bağlı olarak fert başına düşen tüketilen maddelerin artmasıdır. Nüfus artışının çevre kirlenmesine %10 etkisi vardır. Nüfus artışı ve aşırı tüketim kontrol altına alınmalı, kaynaklar daha iyi kullanılmalı ve alternatif kaynaklar bulunmasına çaba gösteril­melidir. Bütün insanlar çevre elden çıkmadan kurtarma ve koruma ilkesi etrafında birleşmelidir.

Cevre Kirliligi Anasayfa

Çevre Kirliliği

Çevre Sağlığını Etkileyen Faktörler

İnsan Sağlığını Etkileyen Faktörler

Temel Sağlık Hizmetleri (Koruyucu Sağlık Hizmetleri)

Tedavi Edici Sağlık Hizmetleri

Rehabilitasyon Hizmetleri