Anjiyosarkom Nedir

Anjiyosarkom Nedir
Endotel hücrelerinin malign tümörü olup yarıya yakın kısmı deride görülür. Ortalama yedinci yedinci dekatta pik yapar. Kadınlara göre erkeklerde daha sıktır. Derin yerleşimli olgular sıklıkla alt ekstremitede görülür ve tüm anjiyosarkomların yaklaşık %30-40’ını oluşturur. Kol, gövde ve baş-boyun diğer görüldüğü bölgelerdir. Yerleşim yerine göre yumuşak doku şişliğinin dışında pıhtılaşma bozuklukları, anemi persistan hematom ve renk değişiklikleri görülebilir. Kutanöz olguların bir kısmı lenf ödem zemininde gelişebilir. Başka bir tümör tedavisi için yapılan radyoterapiyi takiben sekonder sarkom olarak gelişebilir.
Makroskobik olarak, multi nodüler hemorajik kitleler şeklinde görülebilir. Özellikle kutanöz varyantları birkaç cam’lik boyutta iken yakalanabilir, ancek derin yerleşimli olgular genellikle büyük boyutludur. Fibrosarkom benzeri iğsi hücrelerin dominant olduğu tümörlerden, karsinoma benzer epiteloid hücrelerin dominant olduğu tümörlere kadar geniş bir spektrum çizer. Kesinlikle yüksek dereceli sarkomlar grubuda yeralır ve oldukça agresif seyreder. Olguların yaklaşık yarısı tanı konulduktan sonra ilk yıl içinde kaybedilir. Tümör genellikle buz dağı etkisinde olup lokal eksizyon yetersiz kalabilir.40 Klinik olarak anjiosarkomlar lokal invazyon ve uzak metastatik yayılım(akciğer, lenf nodu kemik) yaparlar. Yaş, retroperitoneal yerleşim, tümör boyutu ve yüksek Ki-67 değerleri kötü prognoz kriterleridir.

Leiomiyosarkom Nedir

Leiomiyosarkom Nedir
Düz kas yönünde diferansiyasyon gösteren malign tümördür. Klinik ve biyolojik farklılık gösterdiği için yerleşim yerine göre dört grupta ele alınır; retroperitoneal, derin yumuşak doku, kutanöz ve vasküler orjinli leiomiyosarkom. Leiomiyosarkomların yarısı retroperitoneal yerleşimlidir, bunlarında üçte ikisi bayandır ortalama görülme yaşı 60’dır. Derin yumuşak doku leiomiyosarkomları en sık alt ekstremitede yerleşir ve cinsiyet farkı yoktur. Damar duvarından köken alan leiomiyosarkomlar sıklıkla alt ekstremitedeki, ven duvarlarının düz kas yapısından kaynaklanır ve derin planda yerleşim göstermektedirler. Tümör yol açtığı venöz kompresyon sonucunda sıklıkla ödeme neden olmaktadır. Derecelendirmenin prognostik açıdan anlamlı olduğu sarkomlardandır. Makroskobik olarak iyi sınırlı olup leiomiyoma göre daha büyük ve yumuşaktır. Mikroskobik olarak epiteloid (berrak hücreli), dediferansiye, miksoid, rabdomiyoblastik, osteoklastik dev hücreli görünümler olabilir. İmmünosüpresif hastalarda görülme sıklığı artmaktadır. Başka bir sarkom veya lenfoma için yapılan radyoterapiyi takiben sekonder sarkom olarak gelişebilir. Kural olarak agresif tümörlerdir 5 yıllık yaşam süresi %29’dur. Damar duvarıyla ilişkisi net olarak gözlenmezse bu tümörün damar duvarından kaynaklandığını anlamak çok güçtür, damar duvarından dışarıya doğru nodüler yada polipoid tipte büyüme görülebilmektedir. Yüksek grade, ileri yaş (>62 yaş), büyük tümör boyutu (>4cm) ve tümöre yapılan ilk girişimin yetersiz olması olumsuz prognostik faktörlerdir. Kemik ve nörovasküler yapılarla ilişkisi ile tümörün derinliği de prognoza etkilidir. Tedavi geniş rezeksiyon ve/veya adjuvan kemoterapi veya radyoterapiyi içerir.

Fibrosarkom Nedir

Fibrosarkom Nedir
Fibrosarkomlar fibroblastlardan oluşan malign neoplazilerdir. Tüm yaş gruplarında görülmekle beraber görülme insidansı 30-55 yaşları arasında özellikle 45 yaş civarında artmaktadır. Karakteristik klinik özellikleri yoktur ancak hipoglisemi tablosu gösterebilirler. En sık gözlendiği alanlar retroperitoneal bölge, kalça, diz ve distal ekstremitenin derin fasiasıdır. Çocuklarda ayak ve el gibi ekstremite distalinde gözlenebilmesine rağmen yetişkin döneminde bu alanlarda lokalizasyonu son derece nadirdir.
Kaide olarak yavaş büyürler, genellikle ağrısız olan bu kitleye yıllarca tanı konulamayabilir. Benign fibröz lezyonların agresif histolojik yapısının fibrosarkomla benzer olması, özellikle 5 yaşın altındaki çocuklarda fibrosarkom teşhisini koymayı zorlaştırır. İyi diferansiye fibrosarkom ile agresif fibromatozisin ayırım    mitoza    göre    yapılır.    Erişkin    fibrosarkom,    infantil    fibrosarkom, miksofibrosarkom, düşük dereceli fibromiksoid sarkom, siklerozan epitelioid fibrosarkom gibi alt grupları vardır. İnfantil fibrosarkom, bir yaşından küçük çocuklarda en sık görülen yumuşak doku sarkomudur, %60-65’ekstremite yerleşimlidir, üçte biri konjenitaldir ve doğumda saptanır, infantil tipin prognozu daha iyidir. Pleomorfik fibroblastik tümörler MFH olarak tanı almaktadır. Fibrosarkomlar soliter lezyonlar olup genel olarak infiltratif veya yanıltıcı şekilde iyi sınırlı olabilirler. Histopatolojik olarak birbiriyle kesişen fibroblast demetleri ve bazen balık sırtı diziliminde olurlar. Nükleer atipi ve mitotik aktivite mevcut olup fakat bazı vakalarda hafif olabilir. Derecelendirmenin prognostik olarak anlamlı olduğu tümörlerdendir. İlerlemiş lezyonlarda iskelet yapılarına invazyon, yüzeyel alanda ülserasyon gözlenmektedir. Sinir gövdelerine invazyon göstermediği sürece ağrısız kitle şeklinde gözlenir. Nüks oranı özellikle rezeksiyonun yetersiz uygulandığı vakalarda daha yüksektir.17 Metastatik tutulumun en yaygın yeri genellikle hematojen yolla akciğerdir.105 ayrıca iskelet ve hepatik sistemede metastaz olabilir.
Uygun cerrahi sınır ve adjuvan radyoterapi ile düşük lokal nüks oranları ve % 80’e yaklaşan 5 yıllık sağ kalım oranları elde edilebilir. Kemoterapi ve radyoterapinin rolleri şu anda açık değildir ancak kemoterapinin kullanımı, genellikle lokal olarak geniş hastalık, yüksek dereceli tümörler veya metastatik hastalık için önerilir.

Sinoviyal Sarkom Nedir

Sinoviyal Sarkom Nedir
Sinoviyal sarkom sıklıkla 15-40 yaş arası hastalarda görülür. Pediyatrik yaş grubunda RMS’dan sonra en sık görülen yumuşak doku sarkomudur.10 Diğer YDS’lerin aksine bu lezyonlar bazen ağrılıdır.
İsmi sinovyal hücre orjinli olduğunu düşündürmekle birlikte yalnızca %10’u majör eklemde gözlenmektedir. Sinovyal membranı döşeyen A ve B hücrelerine benzerlik gösteren mezenkimal (fibroblastik yada epiteloid) hücrelerden köken alırlar. Sinovyal sarkom, çoğunlukla faysa, eklemler, tendon kılıfı veya bursalardan köken alan, derin, subfasial yerleşim gösteren yüksek dereceli bir malign yumuşak doku sarkomudur.
Olguların yaklaşık %60’ı alt ekstremitede görülür bunların yarısı da uyluk ve diz bölgesinde görülür. Üst ekstremite (özellikle omuz ve dirsek) ikinci sıklıkla görüldüğü bölgelerdir. Vakaların üçte birinde düz radyografide periferik, ince, bazen amorf dağınık yumuşak doku kalsifikasyonlar görülebilir. Agresif seyreden kemosensitif bir tümördür. Genel olarak yüksek derceli kabul edilir. Diferansiasyonu belirsiz tümörlerden olup, derecelendirme parametreleri henüz ortaya konulamamıştır.
Küçük iyi sınırlı lezyonlardan infiltratif sarkomatoz kitlelere kadar değişiklik gösterebilir. Makroskobik olarak iyi sınırlı, sert ve grimsi pembe renklidir. Bifazik ve monofazik tipleri vardır. Bifazik tip epiteloid komponent ile onu çevreleyen iğsi veya fibröz komponentlerden oluşmaktadır. Monofazik tip ise daha seyrek izlenmekte olup dominant fibroblastik yada epitelyal hücre paterni olabilir  Lezyon bifazik komponent göstermezse sinovyal sarkom tanısını teyit etmek zordur.
Tedavi geniş rezeksiyon ve adjuvan kemo ve radyoterapiyi içerir. Konservatif tedavi sonrasında lokal nüks sık olarak gözlenmektedir. Gerektiğinde eksizyon sınırı olarak amputasyon bile düşünülmelidir. Tümör lenfojen yayılım gösterme karakterinde olduğundan gerektiğinde lenf nodu diseksiyonu unutulmamalıdır. Akciğer, lenf nodu, iskelet alanlarına metastaz sık olarak gözlenmektedir.
Bölgesel lenf düğümlerine metastaz eğilimine sahiptir (% 25).5 5 cm’den büyük, kötü diferansiye, artmış mitotik aktivite gösteren tümörler kötü prognoza sahiptir. Sinovyal sarkomun büyüklüğünün genel vaka serilerinde önemli bir prognostik faktör olduğu düşünülmüş olmasına rağmen, kural değildir.

Rabdomiyosarkom Nedir

Rabdomiyosarkom Nedir
Rabdomiyosarkom (RMS) embriyonel mezenkimden kaynaklanan ve çizgili kasa farklılaşma potansiyeli gösteren malign bir tümördür. Çocukluk döneminin en sık görülen yumuşak doku sarkomudur.
Farklı gruplandırma sistemleri kullanılmaktadır. Sıklıkla kullanılan histopatolojik sınıflamada; embriyonel, botroid, pleomorfik ve alveolar olmak üzere dört tipe ayrılmaktadır. Pleomorfik RMS gerçek bir iskelet kası tümöründen ziyade MFH tipidir.
Klasik yerleşimde histolojik tip ve yaş ilişkisi bulunur. Embriyonel tip 0-15 yaş arası dönemde en sık gözlenen RMS’dur, alveolar tip daha çok 10-25 yaş arasında, pleomorfik tip ise yetişkin ve ileri yaş grubunda görülür.
Bu tümörler büyük boyutlara ulaşabilen, hızlı büyüyen, ağrılı kitleler olarak görülebilirler Bazı hastalarda travma sonrası kitle öyküsü vardır.
Prognozda histolojik tip önem taşımaktadır. Alveolar rabdomiyosarkom çoğu kez erken metastaz ve yüksek nüks oranları ile birlikte agressif klinik davranış sergiler prognozu en kötü olan tiptir. İğsi hücreli tip iğsi hücreli tip embriyonel RMS’ların %6’sını oluşturan alt grubudur hariç RMS’lar kesinlikle yüksek dereceli olan tümörler grubunda yer alır.
Yetersiz eksizyon sonrasında yada adjuvan terapinin uygulanmadığı durumda sık olarak lokal nüks ile karşılaşılmaktadır. Metastatik tutulum yaklaşık olarak vakaların % 20’sinde görülür.105 Hematojen olarak akciğer, iskelet ve beyine yayılım olabilmektedir. Lenfojen olarak erken dönemde yayılım olabilmektedir. Özellikle paratestiküler yerleşim gösteren tümörlerde lenfojen yayılım daha yüksek oranda gözlenmektedir. Ekstremite yerleşimli RMS en sık akciğere ve özellikle bölgesel lenf düğümüne metastaz yapma riski vardır. Sentinel lenf nodu biyopsisi bölgesel lenf nodu tutulumunu ekarte etmek için yararlıdır. Metastaz varlığı, evre, yerleşim yeri, histolojik alt tip, ilk tedaviye yanıt ve yaş prognostik faktörlerdir
Geniş cerrahi rezeksiyona ilaveten adjuvan kemoterapi ve radyoterapi ile iyi sonuçlar alınmıştır. Son zamanlarda uygulanan etkin kemo ve radyoterapi ile sağ kalım oranları artmaktadır. Tüm olgularda 5 yıllık sağ kalım %70’lerde iken metastatik olgularda %20’lerdedir.

Liposarkom Nedir

Liposarkom Nedir
Esas olarak erişkinlerin tümörü olup 20 yaş öncesinde nadiren görülür, sıklıkla 40-60 yaşlar arasında gözlenir. Süt çocukluğu döneminde görüldüğünde daha iyi huylu seyretmektedir. MFH’dan sonra erişkinlerde ikinci sıklıkta izlenen yumuşak doku tümörüdür. Liposarkomun en sık alt eksteremitenin proksimali, retroperitoneal ve perirenal yerleşim gösterir.
Klinik olarak bu lezyonlar lipomlara benzeyebilirler, fakat sıklıkla lipoma göre ağrılı olup ve daha hızlı büyürler.105 Daha çok fibroadipoz ya da kas yapılar gibi derin dokulara yerleşim göstermektedir subkutan dokudan köken alması çok nadirdir.
MR lipomatöz dokunun ayırımında duyarlı bir tetkiktir. Liposarkomun MR’daki görünüm lipoma benzeyebilir Kalın septaların varlığı, intratümoral dokuda iyi sınırları olmayan nodüllerin görülmesi malignite tanısı için yardımcı özelliklerdir. Hikaye, muayene ve radyografik çalışmalara dayanılarak ameliyat öncesi lipom olarak teşhis edilen herhangi bir lezyona, potansiyel olarak malignmiş gibi yaklaşılmalıdır Liposarkomlar nispeten iyi sınırlı lezyonlardır.
Prolipoblast ile adiposit dahil aradaki hücrelerinden köken alırlar. Eksizyon sonrasında makroskopik olarak psödokapsüler yapıda ve multilobule olarak gözlenir. Alt tipler; iyi diferansiye (atipik lipoma), dediferansiye, miksoid, yuvarlak hücreli ve pleomorfik liposarkomları içerirler. Önceleri ayrı gruplar halinde ele alınan miksoid ve yuvarlak hücreli liposakomlar ortak sitogenetik bulguların ortaya konmasıyla aynı tümörün iki farklı morfolojik grubu olduğu kabul edilmiştir.
Liposarkomun çeşitli alt tiplere ayrılması faydalıdır, çünkü histopatolojik tip ve tümör derecesi, klinik davranış, metastaz riski ve prognozla ilişkilidir.35,241
Metastaz gelişimine etkili prognostik faktörler, tümör boyutu, histolojik alt tipi ve derecesidir. İyi diferansiye ve miksoid tip liposarkomlar düşük derecede malignite potansiyeli taşırlar. Dediferansiye liposarkom iyi diferansiye liposarkom alanlarının yanı sıra fibrosarkom ve MFH benzeri sarkom alanları ile karakterizedir. Histolojik olarak miksoid liposarkom, bir pleksiform vasküler ağ ve periferal lipoblastlarla karakterizedir. Bu vasküler ağ diğer miksoid tümörlerden ayırıcı tanıda kullanılan en önemli özelliktir. Ekstiremite yerleşimli miksoid liposarkomlarda abdomen ve pelvis BT’i mutlaka yapılmalıdır, çünkü sıkça abdomene yayılım görülmektedir. Pleomorfik ve yuvarlak hücreli liposarkomlar yüksek malignite potansiyeli taşır. Pleomorfik liposarkom kesinlikle yüksek dereceli olan tümörler grubunda yer alır. Lokal eksizyon sonrasında nüks oluşur ve erken dönemde metastaz sık gözlenir.
Liposarkomlarda tedavi geniş rezeksiyonu ve/veya amputasyon ve/veya adjuvan kemoterapi veya radyoterapiyi içerir.

Nüks ve Metastatik Hastalığın Tedavisi
Yumuşak doku sarkomlarının çoğu tedavinin tamamlanmasının ardından 2-3 yıl içinde nüksederler. Optimal ekstremite koruyucu yaklaşımlara rağmen, belirgin sayıda hastada uzak metastaz gelişmektedir. Ekstremite lezyonları açısından en sık ortak metastaz alanı akciğerlerdir ve hastaların yaklaşık yarısında nüksün tek başına görüldüğü yer burasıdır.
Billingsley ve ark.’larının yaptığı 994 hastayı kapsayan araştırmalarında, ortalama 33 aylık takip sonucunda, hastaların 230’unda (%23) uzak metastaz gelişmiştir. Metastaz gelişmesinden sonra ortalama sağkalım 11.6 ay olarak bulunmuş ve hastaların %73’ünde ilk metastaz yeri akciğer olmuştur. Multivaryant analizlere göre, metastatik hastalığın yaygınlığı, hastalıksız dönemin süresi, takip eden lokal nüks ve 50’nin üzerinde yaş gibi faktörlerin hepsi metastaz sonrası sağkalım açısından anlamlı belirteçlerdir. Histolojik grade, derinlik ve cerrahi sınır pozitifliğinin metastaz sonrası sağkalıma etkisi anlamlı bulunmamıştır. Ekstrapulmoner metastazlar çok sık görülmez ve genellikle yaygın dissemine hastalığın geç görünümü olarak ortaya çıkar.
İzole lokal nüksler cerrahi sınır negatif olacak şekilde agresif olarak tedavi edilmelidir.Bu ekstremite sarkomlu hastalarda genellikle amputasyon anlamına gelir. Ancak bazen, kabul edilebilir lokal kontrol oranlarına ekstremite koruyucu cerrahiye eklenen radyoterapi ile kemoterapili veya kemoterapizis de ulaşılabilir
Hem primer hem de lokal nükslü tümörlerde, tümörün komplet rezeksiyonu, hastalığın sonuçları açısından önemli bir faktördür. Takip eden komplet rezeksiyonlarda düşük grade tümör varlığı sonuçlar açısından olumlu bir faktördür. Nükslü hastalarda re-rezeksiyonun değeri açısından; komplet rezektabilite oranı progresif nükste düşer çok az hastaya 3 veya takip eden nükslerde komplet rezeksiyon uygulanabilmektedir.
Primer tümörleri kontrol altında veya kontrol edilebilir, ekstratorasik hastalığı olmayan, torakotomiye uygun ve akciğer hastalığı komplet rezeke edilebilir hastalara torokotomiyle birlikte hastalığın total rezeksiyonu uygulanabilir.
van Geel ve ark.larının yaptığı retrospektif çokmerkezli çalışmasında 255 akciğer metastazlı hastada metastazektomi sonrasında üç ve beş yıllık genel sağkalım oranları %54 ve %38 olarak verilmiştir. Bu çalışmadaki olumlu prognostik faktörler; cerrahi sınır negatifliği, 40’tan genç yaş ve derece I. ve II. tümörleri içerir.
Pediyatrik yaş grubunda izole akciğer metastazlarında genel yaklaşım; büyük ve çok sayıda nodül için neoadjuvan kemoterapi sonrası cerrahi, küçük ve az sayıda nodül içinde cerrahi sonrası kemoterapi şeklinde olmaktadır.
İrrezektabl pulmoner metastazlı veya birden fazla alanda ekstrapulmoner metastatik sarkomu olan hastaların prognozu kötüdür ve en uygunu sistemik kemoterapi ile tedavi edilmelidir.
Yapılan çalışmalarda günümüzde kullanılan doksorubisin (adriamycin), ifosfamid ve dakarbazin (DTIC) anlamlı cevaba neden olmasına rağmen uzun dönem sağkalıma hiçbirinin büyük katkısı olmadığı belirtilmiştir. Ayrıca mesna, ifosfamid, doksorubisin ve dakarbazin (MAİD) kombinasyonunun %47 cevap oranı ve %10 komplet cevap oranı sağladığı gösterilmiştir.
İlerlemiş sarkomlarda kemoterapinin rolü tartışmalıdır ve halen metastatik sarkomların tedavisi küratif değil palyatif olarak kabul edilmektedir.

Brakiterapi ve Kemoradyoterapi Nedir

Brakiterapi
Yumuşak doku sarkomlu hastalarda uygulanan radyoterapinin başka bir yöntemidir. Eksternal tedavi ile uygulanan dozun yeterli olmadığı veya primer tümöre uygulanacak radyoterapi dozunu artırmak amacıyla uygulanan tedavi biçimidir. İridium‘yi yönlendirmek için tümör rezeksiyonu yapılan alana multipl kateter yerleştirilir. Radyoterapinin süresini 4-6 haftadan 4-6 güne indirir. Yüksek gradlı lezyonlarda brakiterapi lokal kontrolü anlamlı şekilde arttırmaktadır ancak lokal nüksteki bu azalma, uzak metastaz ve hastalıksız sağkalım süresi üzerine anlamlı katkı yapmamaktadır. Direkt tümör yatağına uygulanması, çevre dokuların radyasyon hasarının azaltılması, radyoterapide gecikme olmaması ve daha kısa süreli olması önemli avantajlarıdır.
Kemoradyoterapi
Ekstremite koruyucu cerrahi ile birlikte radyoterapi uygulanan hastalarda 5 yıllık lokal kontrol oranlar %80-100 olarak bildirilmekle birlikte hastaların %30-40’ı uzak metastazlar nedeniyle kaybedilir Bunu önlemek amacıyla kemoterapinin adjuvan kullanımı gündeme gelmiştir. Kemoterapiyle radyoterapinin birlikte kullanılması hem aditif hem de sinerjistik etki nedeniyle etkinlik potansiyeli artırılabilir. Yüksek riskli, (derin yerleşimli, >5 cm, yüksek dereceli), rezeke edilmiş, metastazı olmayan ekstremite sarkomlarında tek ajan antrasiklin bazlı kemoterapötik kullanımının lokal kontrol ve genel sağ kalıma olumlu etkisi olduğu gösterilmiştir. Teorik olumlu etkilerinin yanında birlikteliğin erken ve geç yan etkilerde artışa neden olduğu da belirtilmiştir
http://zehirlenme.blogspot.com/

Postoperatif Radyoterapi

Postoperatif Radyoterapi
Adjuvan radyoterapi günümüzde yakın veya mikroskopik pozitif cerrahi sınırlı tümörlerde, yüksek dereceli tümörlerde ve tümör çapı >5-10 cm olan tümörlerde uygulanmaktadır. Tedavi alanı belirlenirken, insizyon skarı tamamen kapsanır ve tümör çevresindeki 5-7 cm'lik sağlam dokular da radyoterapi alanına dahil edilir. Toplam doz, merkezler arasında farklılık göstermekle birlikte 60-70 Gy arasındadır.
Ameliyat sırasında tümör yatağına yerleştirilmiş metalik klipsler rezeksiyonun sınırlarının belirlenmesine ve radyoterapi planlanmasına yardımcı olabilir.
Adjuvan radyoterapinin lokal kontrolü artırdığı gösterilmiştir.
Amputasyon yerine ekstremite koruyucu cerrahi uygulanan hastalarda, 2 cm'den daha yakın veya pozitif cerrahi sınır saptanan olgularda ameliyat sonrası 60-65 Gy radyoterapi uygulanmasının, tek başına radikal amputatif cerrahi tekniklerine eşit oranda lokal kontrol sağladığını belirtmişlerdir.212 Literatürde postoperatif verilen radyoterapinin lokal kontrolü sağlamada etkili olmadığını belirten yayınlar da vardır.218
Bir çok çalışma düşük dereceli (<5cm ) tümörlerde lokal nüksün daha az görülmesi nedeniyle bu tür hastalarda radyoterapinin gerekli olmayabileceğini belirtir. Sonuçta düşük dereceli sarkomlarda radyoterapinin ilave katkısı gösterilememiş, esas olarak yüksek dereceli yumuşak doku sarkomlarında etkili olduğu görüşü ön plana çıkmıştır. Negatif sınırları olan düşük dereceli yumuşak doku sarkomları için adjuvan radyoterapi, hastayı tümör nüksü ampütasyona zorlamadıkça, genellikle tavsiye edilmez.

http://zehirlenme.blogspot.com/

Yumusak Doku Tumoru ve Radyoterapi

Yumusak Doku Tumoru ve Radyoterapi
Büyük yumuşak doku tümörlerinde ve yüksek dereceli lezyonlarda lokal kontrol sağlamak amacıyla tümör yatağına radyoterapi uygulanmaktadır. Genel olarak uygulanan doz 60-70 Gy arasında değişmektedir Son çeyrek yüzyılda radyoterapi YDS lokal kontrolünde önemli bir tedavi aşaması olmuştur. Preoperatif radyoterapi ile ekstremite koruyucu cerrahi imkanı artmıştır.
Subkutanöz veya intramusküler yerleşimli, 5 cm’den küçük, yüksek dereceli sarkomlar veya farklı büyüklükte ki düşük dereceli sarkomlar 1-2 cm çevre yağ ve kas dokuyuda içine alacak şekilde geniş eksizyon yapılabilecekse tek başına cerrahi yeterli olacaktır. Eğer cerrahi sınır yakınsa, kısmi ekstramusküler tutulum varsa veya lokal nüks ana nörovasküler dalın kesilmesi veya amputasyonla tedavi edilecekse, adjuvan radyoterapi cerrahi rezeksiyona eklenerek lokal nüksün olasılığı azaltılır.214 Fakat bir çok çalışmada subkutanöz veya intramusküler sarkomların %5-10 lokal nüks oranında tek başına geniş eksizyon ile tedavi edildiği gösterilmiştir.
Preoperatif Radyoterapi
Yumuşak doku sarkomlarında neoadjuvan radyoterapi de oldukça sık uygulanan bir tedavi şeklidir. Operasyon öncesi radyasyon kullanımı, tümör nekrozuna neden olmanın teorik avantajına sahiptir. Bu suretle tümör boyutunu ve cerrahi sırasında tümör kontaminasyonunu azaltır. Ayrıca postoperatif radyoterapi ile karşılaştırılan preoperatif radyoterapide daha az radyasyona maruz kalınır, bu da potansiyel olarak normal doku için daha az hasara yol açar.
Standart radyasyon marjini 5-7cm olmasına rağmen bazı merkezler 15 cm’den büyük tümörler için daha geniş marjinler kullanmaktadır. Birçok klinikte 25 bölümde verilen tipik preoperatif doz 50 Gy’dir.
Ekstremite koruyucu cerrahi ile birlikte preoperatif ve postoperatif radyoterapi uygulanmış hastaların değerlendirildiği bir çalışmada; radyoterapi tipleri arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır, ayrıca yara ile ilgili komplikasyonların preoperatif radyoterapi alan hastalarda anlamlı olarak daha fazla olduğu görülmüştür.216 Bu nedenle preoperatif radyoterapi tümör lokalizasyonu ve tümör boyutu dikkate alınarak seçilmiş hastalara uygulanmasını önerilmektedirdir.
Bu bulgular da göstermektedir ki, yumuşak doku sarkomlarında uygulanan preoperatif radyoterapi, postoperatif radyoterapi'ye benzer oranlarda etkinlik göstermektedir ancak özellikle büyük tümörlü hastalarda ve alt ekstremite yerleşimli tümörlerde yara komplikasyon oranları anlamlı şekilde yüksek olduğundan seçilmiş olgularda ve gelişmiş radyoterapi teknikleri ile birlikte uygulanmalıdır.
http://zehirlenme.blogspot.com/