Meme Kanseri Nedir, Meme Kanseri Hakkında

Mamografik incelemede benign tümörlerin kolayca tanınmasına karşın kanser çok karışık bir görünüm sergiler.Malign hücreler diğer hücrelerden farklı olarak büyük bir hızla çoğalıp yayılırlar. Gerçekte meme ortamı bir tür denge ortamıdır. Örneğin süt verme döneminde memede glandüler yapılar hipertrofiye uğrarken, diğer elemanlar adeta kaybolur ve atrofiye uğrarlar.Memedeki "denge olayı" benign lezyonlarıda ve bu tür fizyolojik değişikliklerde bozulmazken kanser hücreleri veya dokusu bu ortamı,bu düzeni değiştirmektedir.Bu mamogramlarda radyolüsan bir halo şeklinde görülür.Halonun oluşturduğu radyolüsansı perifere doğru gidildikçe azalır.Periferde çevre dokunun da etkinliği ile görünüm,adeta "pal peteği" görünümünü ammsatır.Radyoterapi yada kemoterapiden sonra hızla kaybolan bu halonun kökeni halen tartışmalıdır. Meme kanserinin mammografik özelliklerini direkt ve indirekt özellikler olarak iki grupta toplamak mümkündür.

İndirekt Bulgular

a-Meme bası ve değişiklikleri
b-Leborgne bulgusu(palpe edilen kitle ile radyolojik olarak saptanan kitle arasında boyutsal uyuşmazlık)
c-Peritümoral halo.
d-Her iki memede asimetrik görünüm.
e-Aksiller fossada metastazla uyumlu lenfadenopatiler.

Meme kanseri risk Faktörleri

Meme kanseri risk faktörü taşıyan kadmlarda bu faktölerin neler olabileceği hususunda tam anlamıyla belirlenmiş ,açıklık kazanmış bir gruplama henüz yoktur .Lester ve Madon'a göre risk faktörü taşıyan kadınlar:

1- Meme kanseri nedeniyle bir göğsü alınmış olanlar:
2- Aile öyküsünde meme kanseri bulunanlar
3- Doğum yapmamış ya da geç doğum yapmış olanlar.
4- Erken periyodik kanaması başlıyanlar ve menepoza geç girenler
5- Kanıtlanmış hiperplazik tipte ağır fibrokistik meme hastalığı saptananlar.
6- Bir başka çalışma grubunda;GROS memenin kanser oluşturmada önemli bir risk taşıyan organ olduğu düşüncesine neden olan önemli risklerin geniş sıralamasını yapıyor:
7- Batılı ülkelerdeki kadınlar:
8- Yaş faktörü
9- Erken puberte ve geç menepoz
10- Süt vermeme
11 - Hiç doğum yapmama veya geç yapma
12- Sosyal ve ekonomik düzeyi iyi olan kadınlar
13- Kentte yasama
14- Hormonal faktörler
15- Memenin bening lezyonlan
16- İatrojenik faktörler(radyasyon ve histerektomi)
17- Aile öyküsü
18- Uzun süreli doğum kontrol hapı kullanımı.
19- Sonuç olarak görülüyor ki meme kanseri olşumunda pek çok faktör lezyonun meydana çıkmasında sorumlu tutululabiliyor.Ancak bir popilasyonda kanser oluşturan faktörlerin bir diğer popilasyonda etkili olmadığı da bir gerçektir.Bireyin immün sisteminin durumu burada en etkili neden olarak gösterilmektedir bir.

Meme Bakimi ve Emzirme Teknikleri

Meme Bakımı, Meme Emzirme Teknikleri ve Eğitimi

Emzirme sırasında anne ve çocuk imkan nispetinde rahatsız edilmeyecek ayn bir odaya alınır. Oda ısısı 20-25 °C ve çocuğun giysileri odaya uygun olmalıdır.
Çocuğun altı ıslaksa değiştirilir. Emzirme süresince bebeğin altı temiz olmalıdır.
Anne ellerini sabunlu su ile yıkar. Sırtına dayayabileceği alçak bir iskemleye oturur ve ayaklarım rahat edebileceği biçimde uzatır.
Gaz bezi kullanarak kaynatılmış ve soğutulmuş su ile meme, meme ucundan başlanarak merkezden çevreye doğru silinir. Daha sonra kuru gaz bezi ile kurulanır.

Emzirme Tekniği ve Süt Emzirme

Meme balamı yapıldıktan sonra anne, bebeği emzireceği meme tarafındaki kol üzerine alır. Memenin başı işaret ve baş parmak ile sıkılarak çıkartılır.

Bebek, sadece meme ucunu değil areolayı da ağzına almalıdır. Bebeğin fazla hava yutmaması için süt emerken gövdesinin üst kısmı yüksekte tutulmalıdır. Bebek, meme başı ve areolayı ağzına alarak dili ve damağı arasında sıkıştırarak bir vakum oluşturur. Böylece ağrı hissi duyulmadan memeden süt emer.

Emzirme Yöntemleri

Meme, baş parmakla üstten burun yolu açık tutulacak şekilde kavranarak, bebeğin emme sırasında rahat nefes alması sağlanır. Diğer dört parmakla ise alttan tutularak meme biraz yukarı kaldırılır ve annenin göğüs kafesine doğru hafifçe bastırılır. Bu tutuş süt kanallarını sıkıştırarak sütün dışarı akmasını kolaylaştırır.

Emme işleminden sonra annenin memesi tekrar aynı yöntemle silinir ve kuru bir gazlı bezle kapatılır. Emzirme sonrasında bebeğin yüzü annenin sırtına gelecek şekilde tutulur ve sırtına hafif masaj yapılır. Bu şekilde gaz çıkarmasına yardım edilir. Bebek her emzirme sonrasmda yüzükoyun veya sağa yan yatırılır.

Lohusalik Donemi ve Laktasyon Nedir

Lohusalık Dönemi, Loğusa Kadın

Doğumdan sonra plasentanın atılmasından, üreme organlarının normale dönmesine dek geçen 6 haftalık süredir. Bu dönem deki kadına lohusa veya puerpera denir.

Lohusallık dönemde şu değişiklikler görülür:
Vajen yolu ile akıntı olur, bu akıntı loşi adım alır.
Üreme organlarının büyüklüğü ve pozisyonu normale döner buna involüsyon denir.
Süt salgılanması başlar ve devam eder, bu olaya laktasyon denir.

Loşi ve Karakteri

Loşi, doğumdan sonra uterusun desidua tabakasının vajina yolu ile kan ve serum şeklinde dışan atılmasıdır. Toplam miktan 400-1200 mi kadardır. Loşi ekşimsi bir kokuya sahip olup, içinde doku anıklan, serum, mukus, lenfatik sıvı, kan ve lökosit bulunur. Loşi involüsyon süresince farklı özellikler gösterir buna bağlı olarak değişik isimler alır.
a) Loşi rubra: İlk 3 gün içinde görülen loşidir. Fazla miktarda, kırmızı renkli, kanlı ve zaman zaman içinde küçük pıhtılar içeren bir özellik gösterir.
b) Loşi seroza: Loğusalığın 4. ve 10. günleri arasında görülen loşidir.
c) Loşi alba: Loğusalığın 10. gününden sonra az miktarda kirli beyaz-sanmtırak renkte, kokusuz loşidir. tnvolüsyıon tamamlanıncaya kadar sürer.

İnvolüsyon, Uterus İnvolüsyonu

Doğumdan hemen sonra fundus simfisis pubis ile umblikus arasında orta hattadır.
Doğumdan 6-12 saat sonra fundusun tepesi orta hatta umblikus seviyesindedir.
1. gün sonra fundus umblikusun 1-2 parmak altında hissedilir.
3. gün fundus umblikusun 3 parmak aşağısındadır.
8.gün simfisis pubisin 1-2 parmak üzerindedir.
12. günden sonra artık karından elle hissedilmez.
Serviks doğumdan 2 ay sonra tamamen normale döner.

Laktasyon Nedir, Laktasyon Dönemi Süresi

Bebeğin beslenmesi için gebelik süresince hazırlanmış meme bezlerinin doğumdan sonra süt salgılamasına laktasyon denir.

Memeler gebelik boyunca önce ovaryumlardan, daha sonra gebeliğin ilerlemesiyle plesantadan salgılanan hormonların (östrojen, progestsron, HCG ve diğer hormonlar) etkisiyle büyürler. Gelişen memeler süt salgılamak için hazurlanırlar. Gebeliğin son aylanna doğru memelerde süte benzer bir salgılama vardır. Beyaz, sarımtırak renkteki bu süte kolostrum (ön süt) denir. Kolostrum, bol miktarda vitamin ve koruyucu madde içerir.

Laktasyonda

Doğumdan sonra plasentanın vücuttan atılması ile hipofiz bezinden salgılanan prolaktin hormonu süt bezlerine etki ederek bunların süt salgılamasına neden olur
Süt salgılanmasının devam etmesi için, bebeğin memeyi emmeye hemen başlaması gerekir. Memenin emilmesiyle ilgili meme başındaki sinirlerin almış olduğu uyanlar hipofiz ve hipotalamustaki merkeze ulaşarak prolaktin hormonunun salgılanmasını sağlarlar.
Memelerde salgılanan sütün dışan çıkması ise, bir yandan çocuğun annesini emmesi, diğer taraftan emme refleksiyle hipofizden salgılanan oksitosin hormonunun süt kanallarındaki düz adele liflerini sıkıştırmasıyla olur.

Lavman Nedir, Evde Lavman Nasıl

Lavman rektum ve sigmoid kolona solüsyon verilmesidir. Lavmanın işlevi feçesi ve gazı çıkarmaktır. Lavmanlar yapılış amacına göre geçici ve kalıcı olmak üzere ikiye ayrılır. Geçici Lavman boşaltıcı (Temizleyici), gaz çıkarıcı (karminatif) ve ko­lon irigasyonu olmak üzere üçe ayrılır. Boşaltıcı Lav­man da kolon ve rektum içine sıvı verilerek barsak peristaltizmi uyarılır. Aşağıdaki amaçlar için uygula­nır.

Konstipasyon ve feçes tıkanıklığı durumunda,
Cerrahi girişimden önce kolonun temizlenme­sinde,
Doğum sırasında fecesin istemsiz kaçmasını önle­mek için.
Röntgen ışınları ile barsakların görülmesini sağ­lamak için.

Lavman Detoks, Lavman Yapılışı

Boşaltıcı Lavmanın yüksek temizleyici lavman ve alçak temizleyici lavman olmak üzere iki çeşidi var­dır. Yüksek temizleyici lavman kolonun tamamını te­mizlemek için kullanılır. Yaklaşık yetişkinler için 1000 cc. sıvı verilir. Hasta sol lateralden, dorsal rekümbent pozisyona ve sağ lateral pozisyona getirilerek sıvının tamamı verilir. Solüsyon kabı yük­sekte tutulmalıdır. Temizleyici lavmanlar uygulan­dıktan sonra, içeride 5-10 dakika kadar tutulursa daha etkili olur. Sadece rektumun ve sigmoid kolunu temizlemek için alçak temizleyici lavman uygulanır. Uygulama sırasında hasta sol lateral pozisyona geti­rilerek, yaklaşık 500 cc. kadar sıvı verilir.

Gaz çıkartıcı lavmanlar rektumun içine verilen solüs­yonun flatusu (gazı) çıkarmak için kullanılır. Peristaltizm uyarılarak rektum ve kolon şişer. Yetişkinler için sıvı 60-180 cc. dir. Bu sıvı damla damla veril­melidir.

Kolon irigasyonunda flatusu gidermek amacı ile kul­lanılır. Rektuma sıvının verilmesi ve rektumdan sıvı­nın drenajının sağlanması şeklindedir. Önce 100-200 cc. solüsyon rektuma ve sigmoid kolona verilir. Sonra solüsyon kabı alçaltılır. Sıvı rektal tüp içinden, kap içine geri akar. Sıvının karşılıklı olarak alınması ve verilmesi peristalizmi uyarır. Bu işlem 5-6 defa tekrar edilmelidir. Gaz kabarcıkları temizleninceye veya karın gerginliği çözülünceye kadar yaklaşık 1000 cc. solüsyon kullanılır.

Lavman Uygulaması, Lavman Nasıl Yapılır

Hasta bireye lavman uygulanmadan önce, hazırlık döneminde, hemşire şunlara dikkat etmelidir:

Lavman Uygulama

Hasta bireyin tanısının kontrolü,
Ameliyat öncesi akşam ve ameliyatın uygulana­cağı günün sabahı lavman yapılıp yapılmayacağı ve lavmanın çeşidi,
Bireyin dönme, hareket etme ve işbirliği kurma yeteneğinin tanımlanması,
Perine ve rektum bölgesindeki deri, kas ve kemik lezyonlarının tanımlanması,
Test için fekal örnek alınıp alınmayacağının dok­tor isteminden kontrol edilmesi,
Bir önceki gaitanın özelliğinin ve zamanının not edilmesi,
Lavman solüsyonunu tutma yeteneğinin tanılarv, ması,
Araç gerecin biraraya getirilmesi,
Güvenlik gereksinimlerinin belirlenmesi,
Eğer uygunsa tuvalete güvenli bir şekilde ulaşımın sağlanması,
Birey yanıt vermese bile lavmanın neden.yapıl­dığının ve 15 dakika süre ile lavman solüsyonunun içeride bekletilmesi gerektiğinin açıklanması,
Lavman uygularken gizliliğin sağlanması
Lavman uygulamasından sonra, çıkanları gör­meden önce sifonun çekilmemesi yada sürgünün dökülmemesi gerekmektedir.

Kan Basinci Nedir Kan Basinci Olcumu

Kan Basıncı Nedir, Kan Basıncı Ölçümü

Kan basıncı yüksekliğinin saptanması ve denetim altında tutulmasında sağlık ekibinin bir üyesi olan hemşireye önemli görevler düşmektedir. Bunlar kan basıncını ölçmek, tedavi altında olan bireyleri izle­mek, yöneltmek ve gerektiğinde eğitmektir. Kalp bedendeki organlara kan yolu ile oksijen ve besin maddelerini taşır. Kalp düzenli bir şekilde kanı arter (atardamar) içine pompalar. Sonra kapillere ve ven (toplar damar) dolarak yeniden kalbe döner. Arter-yel sistemdeki kan basıncı kardiyak dolaşım ile deği­şikliğe uğrayarak; sistolün başında en yüksek düzeye ve diyastolun sonunda da en alt düzeye ulaşır. Sis-tolik ve diyastolik kan basıncı arasındaki fark nabız basıncıdır. Normalde nabız basıcı 30-50 mmHg'dır. Kan basıncı kalbin sistolü sırasında sol ventrikülün aortaya attığı kanın aort duvarında yaptığı basınca karşılık, damar duvarının verdiği direncin mmHg cin­sinden değerine denir. Normal bir yetişkinde kan ba­sıncı sistolik olarak 100-140 mmHg ile diyastolik ola­rak 60-90 mmHg arasındadır.

Kan Basıncını Etkileyen Faktörler, Damarlardaki Kan Basıncı

1. KALP DEBİSİ, Kan Basınç

Kalp kontraksiyonunun (kasıl­ması) gücü ve bir dakikada kalbin attığı kan miktarı kan basıncını, özellikle de sistolik basıncı etkiler ve kan basıncı yükselir. Kardiyak debinin azalması kan basıncının düşmesine neden olur.

2. PERİFERAL VASKÜLER DİRENÇ

Diyastolik basınçta en önemli etmen periferal vasküler di­rençtir. Periferik vasküler direncin artması kan basın­cının yükselmesine, periferik vasküler direncin azal­ması kan basıncının düşmesine neden olur.
3. ARTERLERİN ELASTİKİYETİ VE GERİLİM KABİLİYETİ

Kan aortaya ve büyük arterlere git­tiğinde arteryel damar duvarı gerilir. Yaşa bağlı ola­rak arterlerin gerilim yeteneği de azalarak, diyastolik basıncın düşmesine sistolik basıncın yükselmesine neden olur. Arterioskleroz kan basıncın yükselme­sine neden olan bir durumdur.

4. KANIN VİSKOZİTESİ

Kanın viskozitesi kan akış hızını etkiler. Örneğin; polistemi ile ortaya çıkan viskozitede artma kan akımı karşısındaki direnci de artırırken, bunun karşıtı olarak anemi ile ortaya çıkan viskozitede azalma da direnci düşürür.

5. HORMON VE ENZİMLER

Hormon ve en zimlerin kan basıncı üzerinde önemli bir etkisi vardır. Örneğin; epinefrin ve norepinefrin, periferal kan da­marları üzerinde vazokonstriktör etki yapar. Vazo-konstriksiyon ise vasküler direnci arttırarak kan basıncını yükseltir. Adrenal korteksin salgıladığı al-desteron, böbreğin salgıladığı renin ve histamin kan basıncını düşürerek yada yükselterek etkide bulunur.

İlac Sekilleri ve İlac Cesitleri

İlaç Şekilleri ve İlaç Çeşitleri

Ağızdan Verilen İlaç Şekilleri


Tablet: Toz şeklindeki ilaçların özel makinelerde sıkıştırılmaları ile elde edilen preparasyonlardır. Kolaylıkla ikiye bölünebilir. Aspirin gibi.

Draje: İçindeki öz madde acı olduğu için üzeri renkli ve bazen tatlandırılmış bir madde ile kapatılmıştır. Kayıcı olduğu için kolaylıkla yutulabilir. Vitamin dra­jeleri, optalidon gibi.

Kapsül: İç içe geçmiş jelatin yapıda iki silindir şeklindedir. Genellikle ince barsaklarda çözülür. Antibiotik kapsülleri gibi.

Kaşe (Güllaç): İç içe geçmiş nişasta yapısında iki kapakçıktan meydana gelmiştir. İçinde toz şeklinde öz maddesi vardır.

Kullanılan İlaç Çeşitleri

Pastil: Etkili maddesi sublingual yolla ve ağız muko­zasında emilen ilaçlardır. Genellikle tablet yapısında hazırlanırlar.

Toz ilaçlar: Etkili maddesi toz haline getirilmiş ba­zen kaşıkla alınmak üzere kutularda, bazen belli mik­tarda ufak paketlere dağıtılarak hazırlanmış ilaçlar­dır

Granül: Etkili madde kristalleri birbirine yapışmış, irice taneler halinde şekil almış ve genellkle kaşıkla alınmak üzere hazırlanmış ilaçlardır.

Damla: Etkili maddesi çözelti veya süspansiyon şeklinde ufak hacimli şişelerde hazırlanmış ilaçlardır. Göz, burun, kulak damlaları gibi.

Şurup: Etkili maddesi suda veya alkolde çözülmüş, içerisine tatlandırıcı ve güzel koku veren maddeler eklenmiş sıvı ilaçlardır. Suda çözünenlere solüsyon, alkolde çözünenlere posiyon denir. Etkili maddesi çözünmeden asılı tanecikler halinde kalan ilaçlara süspansiyon denir. Şuruplar genellikle, şişelerin be­raberinde verilen ölçekli kaşıklarla içilir. Öksürük ve antibiyotik şurupları gibi.

Parenteral Yolla Verilen ilaçlar Şekilleri

Ampul: Steril olarak hazırlanmış tek dozluk cam ampullerde korunan ilaçlardır. Novalgine ampul gibi.

Flakon: Tek veya birkaç dozluk ilacı ihtiua,j2den küçük şişelerdir. Örneğin; insülin ve aşı flakonları gibi. Bazı flakonlarda etkili madde toz halinde bu­lunur. Bunların içine serum fizolojik eklenerek su­landırılması gerekir. Kristalize penisilin flakonlarında olduğu gibi.

İntravenöz eriyikler: İzotonik, hipotonik ve hiper-tonik eriyiklerdir. Bunlar için uygulamada serum adı kullanılmaktadır. Tuzlu, glikozlu ve proteinli olanları vardır.

Lokal Yolla Verilen İlaç Şekilleri

Sıvı ilaçlar: Losyon veya süspansiyon şeklinde ilaçlardır. Losyonlar daha çok deri temizliğinde kul­lanılır.

Pomatlar: Tüp içinde ilaçlardır. Cilde, göze ve ku­lağa uygulanır.

Suposituar: Rektum veya vajinadan uygulanır. Mer­mi şeklinde alimünyum veya plastik ambalaj için­dedir. Buzdolabının rafında saklanmalıdır. Örneğin, ateş düşürücü veya antiemetik supp. gibi.

Doğum Sonrası Kanama

Normalde doğumda 200 - 300 cc. kanama olur. Eğer kanama 500 cc'den fazla olursa doğum sonrası kanama denir. Erken veya geç kanama olarak 2 ye ayrılır:
Erken kanama:doğumdan sonraki ilk 24 saatten sonra 500 cc'den fazla kan kaybedilmesidir.
Geç kanama: 24 saatten sonra ve ilk 3 hafta içinde içinde görülen kanamalardır.
Nedenleri:

Uterus atonisi Doğum yolu yırtıkları Plasenta retansiyonu Kan pıhtılaşma bozuklukları

Atoni kanamaları

Normal doğumdan sonra uterus kontraksiyonları açık kalan damarları sıkıştırarak kanamayı önler. Kanamanın durmasına, damarlarda meydana gelen pıhtılaşmada yardım eder. Kontraksiyonlar nedeni ile uterus küçülür ve sertleşir.

Atoni Kanaması

Atonide kontraksiyonlar yetersiz olduğundan uterus yum, ak ve gevşektir. Damar uçlan açık kaldığmdan pıhtılaşma gelişmediği için kanama görülür buna atoni kanaması denir.
Dıştan yapılan karın muayenesi ile uterusun yumuşak olması ve vajinal kanamanın artması tanıya götüren bulgulardır. Uterus içinde plesenta parçası veya doğum yoluna ait yırtıklar yoksa, kan pıhtılaşması normal ise tam doğrudur.

Doğum Sonrası Kanama Ne Kadar Olur, Nedenleri

Uterusun aşırı gerginliği ( hidro amnios, çoğul gebelik, iri bebek)
Uterus kasının yorgunluğu ( hızlı doğum , uzun süren doğum )
Çok sayıda doğum yapma, annenin yaşlı olması
Primer ve sekonder ağrı zaafı
Doğum esnasında gereksiz zorlayıcı uygulamalar veya ağrı ilacı kullanılması
Doğumdan sonra gereksiz yapılan kreda manevrası
Dolu mesane (uterusa baskı yaparak uterusun kasılmasını önler)
Genel anestezi altında yapılan doğumlar
Uterus miyomlan veya malformasyonlan

Yapılması gerekenler:

En iyi tedavi koruyucu tedavidir. Bu nedenle gebelikte anemi önlenmeli, varsa tedavi edilmelidir. Kanamaya yatkın olanlar yalandan izlenmeli ve doğundan hastanede yaptırılmalıdır. Mesane doğum sırasında ve doğum sonrasında boş olmalıdır. Doğumdan sonra gereksiz müdahalelerden ve plasentanın erken çıkarılmasından kaçınılmalıdır. Doğumdan sonra uterotonik ilaçlar zamanında yapılmalıdır. Atoni gelişmişse yapılacak ilk iş kanamanın durması için uterusun kasılmasını sağlayarak kanamanın durdurulmasıdır.

Sık Karşılaşılan Boşaltım Hastalıkları

Kabızlık Nedir, Kabızlık İçin


Kabızlık gaitanın kalın barsak içinde yavaş hareket etmesidir. Daha çok inen kolonda büyük miktarda kuru ve sert bir gaita birikir. Kabızlığın en önemli nedeni normal defekasyon refleksi'nin inhibisyonu sonucu oluşan düzensiz barsak alışkanlıklarıdır. Birey çocukluk dönemlerin­den itibaren sabahları kahvaltıdan sonra dışkılama yaparak düzenli barsak alışkanlıkları kazanırsa kabız­lık çekmez. Kabızlığın en önemli nedeni diyetin az posalı, az sulu olması ve hareketsizliktir. Genellikle uzun süreli kabızlıkların önlenmesinde uygun beslenme ve beden hareketleri yararlıdır. Kabızlığa yatkın olan bireylere sabah kalkınca bir kaşık kayısı veya erik marmelatı ile bir su bardağı su veya ıhlamur içmeleri, 12-20 dakika beden hareketleri yapmaları önerilebilir. Günlük beslenmede meyve suları yerine meyve; beyaz ekmek yerine kepekli ekmek; nohut, mercimek, barbunya gibi bol posalı besinler yer al­malıdır. Erik, armut, kayısı gibi meyveler barsak ha­reketlerini artıracağı için çiğ olarak yenmelidir.

İrritabl kolon sendromunda da barsak spazmı kabız­lığa neden olur. Hastalar daha çok kramp şeklindeki karın ağrılarından şikayetçidirler. Gaitaları küçük ve serttir. Bireyde barsak hareketleri birkaç haftada bir oluyorsa ve devamlı kabızlıktan şikayetçi ise bu duru­ma megakolon veya Hirschsprung hastalığı adı veri­lir. Barsaklarda aşırı miktarda gaita birikir. Kolonun çapı çok genişler.

İshal Nedir, İshal Ateş Nedenleri

İshal kalın barsaklarda feçesin süratli hareketi sonucu oluşur. İshal gastrointestinal kanalın enterit adı verilen infeksiyonu sonucu oluştuğu gibi kalın barsağın aşırı parasempatik uyarılması sonucunda psikojenik ishal meydana ge­lebilir. Enterit virüsler veya bakteriler tarafından meydana gelen bir barsak enfeksiyonudur. En­feksiyonun olduğu her yerde mukoza ileri derecede uyarılmış ve sekresyon miktarı çok artmıştır.

İshalde en önemli ilke, bireyin kaybettiği sıvı ve elek­trolitleri en kısa zamanda yerine koymak olmalıdır. Psikolojik veya emosyonal adı verilen diyareler distal kolonun motilitesini ve müküs sekresyonunu uyaran parasempatik sistmin aşırı derecede stimülasyonu sonucu ortaya çıkar. İshal ülkemizde özellikle çocuk sağlığını olumsuz yönde etkileyen, ölümleri arttıran en önemli etmendir. İshal için en iyi besin yoğurttur. Yoğurt kaynamış su ve tuz eklenip ayran olarak içildiği gibi pirinç lapası ile karıştırılarak, üzerine pek­mez dökülerek veya sade olarak yenebilir. Özellikle çocuklarda birkaç günlük ishal süresince besin de­polarında önemli derecede azalma olur. Bu nedenle çocuk hiçbir şekilde aç bırakılmamalı, alabileceği uy­gun besinle beslenmelidir.

Ülseratif Kolit Hastalığı ve Tedavisi

Kalın barsak duvarının yay­gın olarak ülserleştiği bir hastalıktır. Psikolojik diyare gibi sıklıkla sinir gerilimi durumları ile birlikte ortaya çıkar. Ülserli kolonun motilitesi çok artmıştır. Toksik megakolon, ülseratif kolitin en korkulan komplikasyonudur. Ateş, peritonit, distansiyon ve kanlı diyare görülür. Ülseratif kolitin en önemli geç komplikasyonu da, kolon kanseridir. Hastanın direkt karın grafisinde, transvers kolonun 8 cm'den daha genişlemiş olarak görülmesi direkt tanıyı koydurur. Tedavide öncelikle tıbbi tedavi yapılır. Hastanın beslenmesine dikkat edilir. Süt ve süt ürünleri yasaklanır. Fizik ve emosyonel istirahat şarttır. Hastalık sadece rektum­dayken yakalanırsa tıbbi tedaviye iyi cevap alınabilir. Eğer hastanın genel durumu çok bozuk ise sadece ileostomi yapılır