Thomas Willis – Willis Poligonu

Thomas Willis (1620-1675)

Willis Poligonu

BİR ÇİFTÇİNİN oğlu olan Thomas VVİllis, 1620 yılında İngilte­re'de dünyaya gelmiştir. 1636 yılında Oxford Christ Church'e girdi ve 1639 yılında B.A. ve I642'de M.A. unvanını aldı. İç savaş sı­rasında da kraliyet taraftarları arasında yer alan Thomas VVİllis, tıp öğ­renimine devam etli ve 1646 yılında MB ve 1660'da MD unvanı yani tıp hekimi titrini aldı. 1664 yılına kadar Kraliyet hekimlik kolejine bir şeref öğrencisi olarak devam etti. Wİllis, Oxford'da okumak ve öğren­mek arzusu ile tutuşan arkadaşları ile beraber ''Felsefe Kulübü"ne in­tisap etti. Bu kulüpte ilme ait birçok sorunlar ortaya atılıyor ve ser­bestçe tartışılıyordu. 1662 yılında kurulmuş olan bu kulübün ilk müda­vimlerinden biri Wİllis olmuştur. 1646 yılında Wİllis tıp öğrenimine başladığı sırada şehir Cromwelcilerin işgali ve idaresi altında bulunu­yordu. Restorasyon sırasında kraliyet müessesesine olan bağlılığı gözönünde tutularak Oxford Tabii İlimler Felsefesi profesörlüğüne atan­dı. 1666 yılında Wİllis, Oxford'u terk etti ve Londra'ya gelerek yerleş­ti. Çok dürüst bir karaktere sahip olan Willis, Londra'ya gelişinin Can-terbury piskoposunun aracılığı ile mümkün olduğunu itiraftan çekin­memiştir.

Willis, mesleğinde ve özellikle pratik bilgisinde büyük bir yetenek göstermiş ve bu yüzden ünü her tarafa yayılarak çok para kazanmıştır. Willis için adeta bir çalışma makinesi idi demek hiç de abartılı olmaz. Pratik tababetteki geniş meşguliyetine rağmen pekçok kitap yazmış ve çeşitli travaylar yapmıştır. Bu arada 1664 se­nesinde yayınlamış olduğu "Cerebri Anatome" eseri en belli başlı ve enlerasmını teşkil eder. Bu eser beyin disseksiyonuna göre ha­zırlanmış olup. o güne kadar beyin hakkında bilinmeyen gerçekleri içermektedir. Bugün bile bu eser büyük bir anatomik önem taşı­maktadır. Bu kitapta özellikle beyinin alt bö­lümünde yer alan arter ağı (Willis Poligonu) olarak açıklanmıştır. Yine bu arada kafa sinir­leri hususunda da önemli müşahedeler yapıl­mış, 11. kafa çifti, yani nervus spinalis akse-soryus bulunmuştur. Kitaptaki birçok resim­ler Willis'in öğrencisi Sir Cristopheer Wren tarafından çizilmiştir. 1666 yılında Willis "Vebadan iyileşenlerin (Allanın inayeti ile) korun­maları hakkında" bir kitap neşretmiştir. Bu büyük araştırıcı yine ilk de­fa olarak diyabetik hastaların idrarının tatlımsı bir tada sahip olduğunu ifade etmiştir. Willis diyabeti şu şekilde tarif etmiştir: "Çok fazla asit­li içki. bira ve sert şaraplar içmekten ileri gelen marazi bir yaşama şek­li"'. Willis'in yazmış olduğu eserler çok karışık olmakla beraber birçok dikkatli klinik gözlemleri içerdiği için değerlidir.

Bu dahi araştırıcı ilk defa olarak sepsis puerperalis'i tarif etmiş ve ayrıca da paralizi jeneral ve boğmaca hakkında da değerli gözlemler kaydetmiştir. Bugün çeşitli uzmanlık şubeleri ile ilgilenen pekçok he­kim bu geniş bilgilerden yararlandıkları gibi bunların modern tıbbi dü­şüncelerle olan olağanüstü yakınlıkları dolayısıyla hayranlıklarını da gizleyememektedirler. Thomas Willis 1675 yılında öldüğü zaman ar­kasında muazzam bir eser bırakmak mutluluğuna da erişmiştir.

Thomas Wharton – Wharton Kanali

Thomas Wharton Kimdir (1614-1673)

Wharton Kanalı


RESTORASYON DEVRİNDE yaşayan ve tababete en çok hiz­met eden hekimlerden biri de Thomas Wharton'dur. Hekimlik alanındaki ünü özellikle submaksiller bezin kanalını yani "Wharton kanalım" tarif etmesinden ileri gelir. Sözkonusu kanal Wharlon"lan 100 yıl kadar önce bir İtalyan anatomisti tarafından da görülmüş ol­makla beraber kanalı en iyi ve gerçeğe yakın bir şekilde Wharton tarif etmiştir. Thomas Wharton, İngiltere'de Winston'da dünyaya gelmiştir. Öğrenimini hem Oxford hem de Cambridge Üniversiteleri'nde yap­mıştır. Savaş çıkınca Londra'ya gelmiş ve Olivcr Cromwell'in hekimi olan John Bathurst'tan ders almıştır. Hekimlik unvanını hem Oxford hem de Cambridge'den almıştır. Dr. Wharton 1665 yılında zuhur eden büyük veba salgınında Londra'yı terk etmemiş olan nadir hekimlerden biridir. Bu sırada St. Thomas hastanesinin hekimi idi. O esnada kral olan 2. Charles kendi hasla muhafızlarım hastaneye yatırdığı takdirde. VVharton'u salgın bittikten sonra özel hekimliğine tayin edeceğini bil­dirmişti. Bu sözden kısa bir süre sonra salgın sonlanmış, fakat dönek ve oynak karakterli olan kral bu vaadini yerme getirmemiş ve VVhar­ton'u atlatmıştır. Wharton, (Karaciğerin Glisson kapsülünü) tarifeden Sir Francis Glisson'un en yakın arkadaşı idi.


Dr. Wharton, Aldersgat Sokağı"ndaki evinde yalnızlık içinde dün­yaya gözlerini kapadı. Adı anatomi ilmi ile beraber nesiller boyunca yaşayacaktır.

Thomas Wharton – Wharton Kanali

Thomas Wharton Kimdir (1614-1673)

Wharton Kanalı


RESTORASYON DEVRİNDE yaşayan ve tababete en çok hiz­met eden hekimlerden biri de Thomas Wharton'dur. Hekimlik alanındaki ünü özellikle submaksiller bezin kanalını yani "Wharton kanalım" tarif etmesinden ileri gelir. Sözkonusu kanal Wharlon"lan 100 yıl kadar önce bir İtalyan anatomisti tarafından da görülmüş ol­makla beraber kanalı en iyi ve gerçeğe yakın bir şekilde Wharton tarif etmiştir. Thomas Wharton, İngiltere'de Winston'da dünyaya gelmiştir. Öğrenimini hem Oxford hem de Cambridge Üniversiteleri'nde yap­mıştır. Savaş çıkınca Londra'ya gelmiş ve Olivcr Cromwell'in hekimi olan John Bathurst'tan ders almıştır. Hekimlik unvanını hem Oxford hem de Cambridge'den almıştır. Dr. Wharton 1665 yılında zuhur eden büyük veba salgınında Londra'yı terk etmemiş olan nadir hekimlerden biridir. Bu sırada St. Thomas hastanesinin hekimi idi. O esnada kral olan 2. Charles kendi hasla muhafızlarım hastaneye yatırdığı takdirde. VVharton'u salgın bittikten sonra özel hekimliğine tayin edeceğini bil­dirmişti. Bu sözden kısa bir süre sonra salgın sonlanmış, fakat dönek ve oynak karakterli olan kral bu vaadini yerme getirmemiş ve VVhar­ton'u atlatmıştır. Wharton, (Karaciğerin Glisson kapsülünü) tarifeden Sir Francis Glisson'un en yakın arkadaşı idi.


Dr. Wharton, Aldersgat Sokağı"ndaki evinde yalnızlık içinde dün­yaya gözlerini kapadı. Adı anatomi ilmi ile beraber nesiller boyunca yaşayacaktır.

Gabriel Fallopius – Fallop Tupleri

Gabriel Fallopius (1523-1562)

Fallop Tüpleri

GABRİEL FALLOPİUS. 16. yüzyılın en ünlü anatomistlerin-den biridir. Kısa süren hayatında (39 yaşında ölmüştür) birçok keşiflerde bulunmuştur.

Fallopius, insan yumurtalık yollarını gayet iyi tarif etmiş ve bu yolla­ra adı verilerek "Fallop tüpleri" denmiştir. Bundan başka yumurtalıkları ve ligamentum rotundayı tarif etmiştir. Semi sirküler kanalları da keşfe­den bu analomist yine ilk defa olarak nervus trigeminus, nervus akusti-kus ve nervus glossofaringesu
da anatomi bilgisine hediye etmiştir. (Fallop Tüpü)

Fallopius, büyük anatomisi Vesaliııs'un en gözde öğrencilerinden biri idi. Kendisi ile beraber o çağın bazı İtalyan anatomistleri modern anatominin temellerini atmışlardır. Şunu unutmamak lazımdır ki 16. yüzyıla kadar insanlar, insan cesedinin disseksiyonunu yapmak ve gör­düklerini tespit etmek olanağından mahrum idiler. Bu tarihe kadar çe­şitli dini baskılar herhangi bir disseksiyonun yapılmasına engel olmak­ta ve dolayısıyla anatomi ilminin de ilerlemesine engel oluşturmaktay­dı. İkinci yüzyıldan 16. yüzyıla kadar anatomi ilminde hiçbir ilerleme kaydedilmemiştir. Üniversitelerde pek nadir olarak yapılan anatomi derslerinde, bu dersin hocası sadece Galen'in yazdıklarını tekrar eder­di. Bunlara itiraz edecek herhangi bir kimse, çok kötü karşılanır ve ade­ta dünyanın düz olmadığını iddia eden bir kimsenin uğrayabileceği kötü muameleye tabi tutulurdu. Çünkü, o devirde dünyanın da düz olduğu itiraz kabul etmez bir gerçek addedilmekte idi. Vesalius ve öğrencileri anatominin bu karanlık gidişini nura gark ettiler.

Gabriel Fallopius. Modena'da doğdu. İlk zamanlarda skolastik bir öğrenim ve terbiye gördü. Fakat tıp öğrenimine karar verdikten ve başladıktan sonra skolastik öğrenimden vazgeçti. Fallopius büyük üstadı Vesalius'a karşı büyük saygısı ile onun izinde oldu. 1551 yılında da Padua Üniversitesi 'nde Anatomi profesörü olarak onun yerine geçti.

Fallopius çok yönlü bir insandı. Anatomi çalışmaları yanında kimya, botanik ve cerrahi konusunda da yazmış ve dersler vermiştir. Paduada botanik bahçesini kurma ve bakmakla beraber pratik cerrahi hususunda da usta idi. Adı hiçbir zaman unutulmayacaktır.

Türk Tıp Bilim Adamları

İbni Sina Hayatı – Büyük Türk Hekimi (980-1038)


İbni Sina Kimdir?

FİKRİ VE zekası asırlarca ve asırlarca tıp dünyası ve felsefe ale­mi üzerinde hüküm sürmüş olan İbni Sina bir Türk'tür. Eserle­rinden birçoğunun Arapça olmasından dolayı Avrupalılar tarafından Arap sanılan bu Türk hekimi 980'de Buhara civarında Harmitan isimli bir köyde doğmuştur. Babasının adı Aptullah, kendisininki Hüseyin'di. Sina adını, dedesinden alır.

İbni Sina Çalışmaları Hakkında Bilgi

İbni Sina, önce okuyup yazma öğrendi. On yaşımda Kur'an'ı ezbe­re biliyordu. Ne hesapta ne de Arapça şiirde güçlük çekiyordu. Eucli-des'in geometrisini, Ptolemee'nin Al ınegislos adlı matematik kitabını hatmetmişti. Bu sıralarda Buhara'ya Natili isminde bir filozof geldi. Babası ilme karşı çok ilgili olduğu için bu filozofu evine alarak İbni Si­na'yı ona teslim etti. İbni Sina bu şahıstan çok faydalandı. Bir süre son­ra kendini tıbba verdi. On altı yaşında iken birçok doktorların kendisin­den ders aldıkları bir hekim haline gelmişti.

İbni Sina'nın büyük Türk Âlimi Farabî'nin Aristo hakkında yazıl­mış bir tefsiri eline geçti. Aristo'nun gizli hazinesini kendisine açan tıl­sım işte bu kitap olmuştur.

19 yaşında iken Buhara emiri Mansur oğlu Nuh'u iyi etti. Böylelik­le Nuh'un dostu oldu ve onun kitaplığından bol bol yararlandı. Bu çok zengin bir kütüphane idi. Bir süre sonra bu kütüphane yandı. İbni Si­na'nın o zamanki rakipleri bu kütüphaneyi kendisinin yaktığını iddia ederler. Güya. böylelikle İbni Sina'nın bildiğini başkası bilmek imkanım bulamayacakmış...

Yirmi iki yasında iken İbni Sina babasını kaybetti ve o tarihten son­ra Kurkanca'ya gitti. Oradan da birçok şehirlere giderek zamanın ilim adamları ile tanıştı. Ebu übeyd Curcani ile çalıştı ve bu zatın teşviki ile (Şifa) isimli kitabını yazmaya başladı. Bundan evvel de (Kanun) kitabı­nı yazmaya başlamıştı. Her gece İbni Sina'nın evinde öğrencileri topla­nır ve İbni Sina aynı zamanda her iki kitabı dikte ederdi. Bu sırada Ha-medan emiri kendisine vezirlik teklif etti. Fakat bu teklifin yazılarına en­gel olacağını anlayan İbni Sına, Ebu-Galip isminde bir atların evinde saklanarak kitaplarını yazmaya devam etmişti. Günde elli yaprak yazar­dı. Kendisini gizlendiği yerde de rahat bırakmamışlardı. O da Isfahan emirine bir mektup yazarak kendisini yanına aldırtmasını rica etti.
Bu mektuptan, Hamedan emrinin haberi oldu, eminin canı sıkıldı, İbni Sina'yı hapsettirdi. Dört ay hapiste kaldıktan sonra kaçtı ve İsfa­han'a vasıl oldu. Artık İbni Sina rahat çalışma olanağını bulmuştu. Pek-çok eserini o tarihten sonra yazdı.

İbni Sina'nın ölümü bir barsak koliğinden olmuştur.

En ünlü eseri (Kanun), Pastör zamanına kadar birçok tıp okulların­da okululmuştur. Mikrobun keşfinden evvel İbni Sina: "En iyi ve tehli­kesiz su, kaynatılıp soğutularak içilen sudur' diye iddia etmek sureliy­le infeksiyon hastalıklarında mikrop fikrini ilk defa ortaya atanlardan biridir.

Galen (130-200) – Galen Venleri

Tıp Bilim Adamları

Galen (130-200) – Galen Venleri


ESKİ TABABETİN Hipokrat'tan sonra en büyük bilgini Clarissimus Galenos (Galen)'dir. Galen, 130 senesinde Bergama'da dünyaya gelmiştir. Babası mimardı. Galen zamanının en ileri tıp okul­larının bulunduğu İzmir, Korent ve İskenderiye'de tahsil etmiştir. 28 yaşında Bergama'ya dönmüş ve 4 yıl gladyatörlerin cerrahlığını ifa et­miştir. 161 yılında Roma'ya gitmiş ve orada tababete başlamıştır. Roma'da halkın yararlandığı anatomi kursları açmış ve kısa zamanda şöh­ret sahibi bir hekim olmuştur. Bu şöhret sayesinde gittikçe ilerlemiş ve bir gün imparator Mark Orelius'un çok fazla peynir yemekten ileri ge­len mide rahatsızlığını tedavi etmek üzere saraya davet edilmiştir. Bu suretle imparatorun resmi hekimi haline gelmiştir. Galen bu hükümdar­la beraber Almanya üzerine yapılan bir akına da iştirak etmiştir. Mark Orelius'un ölümünden sonra Commodus ve Septim Severin de özel hekimliğini ifa etmiştir. Bununla beraber Galen, pratik tababetten çok fazla yorulmuş ve bıkmış olduğu için kendisini okuma ve araştırmaya vermiştir. Bu esnada şehir şehir dolaşıyor ve dersler veriyordu.

Galen, eski yazarlar arasında en ünlü olanıdır. Vücuda getirmiş ol­duğu eserler zamanının muazzam bir ansiklopedisini teşkil etmektedir. Fizyoloji konusunda ilk defa deneysel araştırmalar yapan bilgin Galen'dir. Bu çalışmaları sırasında kan dolaşımını keşfetmesine ramak kalmıştır. Kaleme almış olduğu birçok hatalar ve açıklaması olmayan hususlar da mevcut ise de genellikle eserleri asırlarca tıp ilmi için kıymetli kaynak teşkil etmiştir.

Galen, kala sinirlerini ve sempatik sinir sistemini ilk defa tarifeden hekimdir. Bu çalışkan araştırıcı yine medulla spinalis ve beyin üzerinde tetkik yapmış ve hemipleji hakkında müspet bir bilginin ortaya çıkması­nı sağlamıştır. Bundan başka solunum mekanizması hakkında da değerli açıklamalarda bulunmuştur. Fakat buluşları arasında en önemlisi iltihabın klasik belirtilerini tarif etmiş olmasıdır. Galen, pnömoni ile plörezi arasın­daki farkı büyük bir ustalıkla belirdiği gibi ilk defa olarak anevrizma bah­sinde de çalışmış ve bunu mükemmel bir şekilde tarif etmiştir.

Galen, ilaç konusuna da büyük bir önem vermiştir. Gezmiş olduğu yerlerden ve o zaman için bilinen dünyanın her tarafından çeşitli bitkiler gelirmiş ve bunları Forum civarındaki dükkanında satışa arzetmiştir. Ga­len, tedaviye tabi tutmuş olduğu olgular hakkında geniş bilgiler verme­miş olmakla beraber çeşitli tedavi şekilleri konusunda çok geniş dikkat çekici bilgiler ortaya koymuştur. Deneylen sırasında insan vücudu üze­rinde disseksiyon yapmak fırsatını herhalde elde edememişti. Bununla beraber, domuz ve maymunlar üzerinde çalışarak anatomi merakını tat­min etliği yazılarından anlaşılmaktadır. Belki o devirde insan vücudu üzerinde yapılacak disseksiyonların toplumca iyi karşılanmayacağı düşü­nülebilir. Fakat insan kanı dökmekten zevk alan ve yine insanları sürü ile katliama tabi tutan eski Roma'da ölü vücut üzerinde bir çeşit ameliyeleri hoş görmeyen bir zihniyetin mevcut oluşu gerçekten dikkat çekicidir.

Galen, kendini Hipokrat'ın öğrencisi addetmekte idi. Fakat Galen'de tababetin piri olan Hipokrattaki mütevazi asalet ve deha mev­cut değildi. Hipokrat hiç çekinmeden "Ben bunu bilmiyorum" diyebil-diği halde Galen her konuda konuşmuş ve her soruya muhakkak cevap vermiştir. Bu konuşma ve cevapları yıllar ve asırlarca hekimlik alemi­ne yol gösterici mahiyette adedilmişlir. Denilebilir ki tarihte bu kadar uzun zaman ve derin iz bırakmış başka hiçbir hekim yoktur. Hatta asır­lar geçtikçe Galen hiç hata yapmamış bir hekim olarak kabul edilme­ye başlanmıştır. 1599 yılında Oxford'da hekim olan John Geynes, Galen'in bilgisi hususunda şüphelerini izhar edince büyük bir hücuma maruz kalmış ve mesleki rütbesi geri alınmıştır. Galen, tıp tarihinde çok seçkin bir mevki işgal etmektedir. Ona ''Tababetin Prensi" demek çok yerinde olur. Şunu da ilave edelim ki hiçbir etki ve düşünce Galen'i bu prenslik mevkiinden uzaklaştıramaz. O bu ulvi mesleğin ön-cülerindendir. Tababeti sevenlerin kalbinde her zaman yaşayacaktır.

Hipokrat Yemini Metni

Littrenin "Oeuvres Completes d'Hippocrate"ından tercüme edil­miştir:

Hipokrat Yemini Nedir

Şifa verici Appolo ile Aesculapius, Hygeia ve Panacea ve bütün di­ğer ilâh ve ilaheler adına yemin ederim ki. elimden geldiği ve aklımın erdiği kadar bu yeminin emirlerini ve taahhütlerini yerine getireceğim. Tıp hocamı anam, babanı kadar aziz kılacağım ve elimdeki ve avu-cumdakini onunla paylaşacağım; eğer bir ihtiyacı olursa yardımına ko­şacağım. Onun oğullarına kendi kardeşlerim gözüyle bakacağım. Eğer isterlerse onlara bu san'atı ücretsiz ve kendilerinden bir taahhüt bekle­meden öğreteceğim. Kendi oğullarım ve hocamın oğullarına ve Tıp ya­sasına göre yeminle bağlanan öğrenciye elimden geldiği ve aklımın er­diği kadar bu san'atı anlatacak ve hasta başında muayene metodlarmı öğreteceğim. Gücümün yettiği, aklımın erdiği kadar hastaların tedavi ve perhizlerini onların menfaatlerine uygun suretle idare edeceğim ve her türlü zararlardan kaçınacağım. Gerek isteyenlere gerek kendiliğim­den hiç kimseye zehir vermeyeceğim gibi kadınlara da çocuk düşür­mek için önerilerde bulunmayacağım. Hayatımı dürüst ve samimiyet içinde san'atımı icra ederek geçireceğim. Mesaneden taş çıkarma (ya­hut erkekleri hadımetme) ameliyesini yapmayacağım; bu işi onunla meşgul olanlara bırakacağım. Girdiğim her eve ancak o evdeki hasta­ların faydasını sağlamak için gireceğim. Ve her türlü fena ve ahlakı bo­zan hareketlerden kaçınacağım gibi kadın ve erkek hastalan isler hür olsun, isler esir olsun iğfalden içtinap edeceğim. Gerek san'atımın ic­rası esnasında ve gerek san'at icrası haricinde görüp işittiklerimden açıklamaya lüzum olmayanları, böyle ahvalde sır saklamayı bir ödev telakki ederek, kimseye açıklamayacağım. Eğer bu yemin ve taahhüdü bozmadan yerine gelirirsem hayattan ve san'atımdan alacağım zevk ve insanlar arasında daima göreceğim saygı bana helal olsun; eğer bu ye­mini tutmazsam veyahut yalan yere yemin etmişsem hayal ve san'at-ları alacağım zevk bana haram olsun ve insanlar arasında şeref ve itibara erişmeyeyim.

Tıp Bilim Adamları

Hipokrat Kimdir, Hipokrat Hayatı ‘460-370’ (M.Ö.)

HEKİMLİĞİN BABASI addedilen Hipokrat gelmiş geçmiş he­kimleri de en büyüğü sayılır. Milattan Önce, 460'da mermeri ve yabani zeylin ağaçları ile ünlü Kos Adası'nda dünyaya gelen bu üs­tadın da babası bir hekimdi.

Gerçek tababet Hipokral'la başlamıştır denilebilir. Tedavi sanalını kuran ve bunu birtakım batıl inanışlardan kurtaran şahıs Hipokrattır.

Hipokrat'ın hayatı hemen hemen gezmekle geçmiştir. Bütün eski Yunan'ı dolaşarak dersler vermiş ve birçok öğrenciler yetiştirmiştir. İki oğlu da babalarının etkisi ile yine hekimlik sanatını benimsemişlerdir. Hipokrat ve öğrencileri hastalıkları gayet güzel bir şekilde tarif etmiş­ler ve bu husustaki gözlemlerini de açıkça yazmışlardır. Hipokrat'ın verem, puerperal enfeksiyon ve epilepsi alanında ortaya koyduğu esas­lar bugünküne o kadar uygundur ki, bunları modern bir ders kitabında bile yayınlamak mümkündür.
Hipokrat'ın çeşitli buluşları arasında özellikle (Hipokrat Yüzü) ta­nımlaması önemli bir yer işgal etmektedir. Genel olarak abdominal sendromların ve bu arada peritonitlerin son zamanlarında teşekkül eden bu yüz ifadesi "Facics Hipocratica" terimi ile klasik tıp literatü­rüne geçmiştir. Burnun uzamış bir manzara göstermesi, gözlerin çuku­ra kaçması, etrafın ve bu arada kulak ve şakak kısımlarının uçuk bir renk almaları bu yüz ifadesinin karakteristik noktalarıdır. Hipokrat, ölüme öncülük eden bu hali çok mükemmel bir şekilde anlatmışın'.

Hipokrat Sözleri Hakkında

Hipokrat'ın aforizmleri yani atasözleri de pek meşhurdur. Geniş tecrübesine dayanarak ileri sürdüğü bu vecizelerin büyük kıymeti var­dır. Asırlarca evvel söylenmiş olan bütün bu sözler bugünkü klinik tec­rübelere dahi uygun düşmekte ve teyid edilmekledir. Bu aforizmlerden birkaçı:

1- Bir yaralanmayı müteakip husule gelen konvulsiyon öldürücü mahiyettedir (Tetanos).
2- Doğuştan şişman olan kimseler zayıflara nazaran ani ölüm olay­ları ile daha fazla karşılaşırlar.
3- Delirium'dan sonra uykunun başgöstermesi iyiliğe işarettir.
4- Yaşlı kimselerin hastalıkları gençlerden daha azdır. Fakat ileri yaş­larda ortaya çıkan ve kronikleşen bir hastalık insanı ölüme sürükler.
5- Baş yaraları ne ihmal edilmeli ve ne de hayattan ümidi kesecek kadar cesaret kırmalıdır.

Hipokrat herhangi bir alanda uzman değildi. Her çeşit hastalığı iyi ederdi. Onun tedavisinde esas, semptomatik bir salah elde etmek ol­makla beraber, iyi bir bakım ve gıdalarıma tarzına da önem verirdi. Hi­pokrat herşeyden evvel hastanın menfaat ve şifa bulmasının esas oldu­ğunu ileri sürmüş ve bunu da birtakım yasalar ve prensiplerle gerçek haline getirmeye çalışmıştır. Bugün Tıp Fakültesi'nden mezun olan her hekim tababet sanatını icra etmeye başlamadan önce bu kural ve ah­laki nizama riayet edeceğine dair yemin etmektedir.

Hipokrat'ın ölüm tarihi kesin olarak belli değildir. Fakat Milattan Önce 377 ila 359 tarihlerinde ölmüş olması muhtemeldir. Sonuncu tarih eğer gerçek ise öldüğü sırada 101 yaşında olması gerekir.

Tip Bilim Adamlari Anasayfa

Hipokrat ‘460-370’ (M.Ö.)

Galen (130-200) – Galen Venleri

İbni Sina Hayatı – (980-1038)

Gabriel Fallopius (1523-1562)

Thomas Wharton (1614-1673)

Thomas Willis (1620-1675)

Marcello Malpighi (1628-1694)

Niels Stensen 1638 – 1686

Thomas Dover 1660 - 1742

Luigi Rolando 1773 – 1831

William Heberden 1710 - 1801

Percival Pott 1714 – 1788

Johann Friedrich Meckel 1724 – 1774

Jacob Benignus Winslow 1669-1760

Abraham Colles 1773-1843

Sir Charles Bell 1774 - 1842

Richard Bright 1789 – 1858

Yvilhelm Friedrich von Ludwig 1790 – 1865

Thomas Addison 1795 – 1860

Robert James Graves 1796 – 1853

Thomas Hodgkin 1798 – 1866

Prosper Meniere 1799 – 1862

Sir James Paget 1814 – 1899

Henry Jacob Bigelow 1818 – 1890

Friedrich Von Esmarch 1818 – 1897

Rudolf Virchow 1821 - 1902

Karl Thiersch 1822 –1895

Theodor Bilharz 1825 – 1862

Jean Martin Charcot 1825 – 1893

Edouard Potain 1825 – 1901

Sir Jonathan Hutchinson 1828 –1913

Richard Von Volkmann 1830 – 1889

Alfred Hegar 1830 – 1914

Harold Hirschsprung 1830 – 1916

Louis Pasteur 1822 – 1895

Freidrich Recklinghausen 1833 – 1910

John Hughlings Jackson 1835 – 1911

Douglas Argyll Robertson 1837 – 1909

Wilhelm Heinrich ERB 1840 – 1921

Robert Koch 1843 – 1910

Trendelenburg Friedrich 1844 – 1924

Charles McBurney 1845 – 1913

Wilhelm Conrad Roentgen 1845 – 1923

George Ryerson Fowler 1848 – 1906

Paul Grawitz 1850 – 1932

William Henry Welch 1850 – 1934

Ramon Y. Cajal 1852 – 1934

Guido Banti 1852 – 1925

John Benjamin Murphy 1857 – 1916

Dejerine Klumpke 1859 - 1927

Henry Koplik 1859 – 1927

Dr. William James Mayo 1861 – 1939

Ferdinand Widal 1862 – 1929

Lord Moynihan 1865 – 1936

August Von Wasserman 1856 – 1925

Max Wilms 1867 – 1918

Marie Curie Hayatı (1867 – 1934)

Henry Drysdale Dakin ve Alexis Carrel

William Harvey 1578 – 1657

Ignas Semmelweis 1818 – 1865

Charles Edouard Brown – Sequard 1817 – 1894

Clemens Pirquet 1874 – 1929

Mazhar Osman Uzman 1884 – 1951

Hulusi Behçet 1890 – 1949