Atardamar ve Toplardamar Hastalıkları İle İlgili Tıp Terimleri Sözlüğü

Adventina nedir: Kandamarının dış yüzündeki tabaka.
Amputation: Aksayan bir organın ya da onun bir parçasının kesilip alınması.
Aneurysm: Hastalık ya da yaralanma nedeniyle bir atardamarda şişme.
Aorta: Yürekten vücuda kan taşıyan ana atarda­mar.
Arteries nedir: Yürekten vücuda kan taşıyan damarlar.
Arteriography: Atardamarların X ışınlarıyla resmi­ni çıkaran özel bir teknik.
Arterioles: En uç bölümlerinde kılcal hale gelen küçük atardamarlar.
Athorema: Yağlı liflerin çökmesiyle bir atardama­rın içinde oluşan bozulma.
Atheromatous plaque: Bir atardamarda, atheroma ya da kan pıhtısı yüzünden ortaya çıkan daralma veya kapanma.
Arterosclerosis nedir: Damarların geniş ölçüde sertleş­me ve yağla kaplanma yüzünden bozulması.
Bîografts: Daralmış.ya da kapanmış atardamarlar­dan geçemeyen kanın, akıtılması için kullanılan, göbek kordonundan geçen toplardamar.
By-pass grafting: Atardamardaki akışın durması halinde, kanın yandan akıp geçebilmesi için dışardan damar ekleme.
Claudication: Atardamarlardan az kan geçmesi yüzünden bacakta oluşan ağrı ya da aksama.
Collateral channels: Kapanmış bir atardamar ya da toplardamarın çevresinden kan taşıyan küçük kan damarları.
Cyanosis: Dokulara yeterli oksijen gitmemesi yü­zünden derinin mavileşmesi.
Doppler Ultrasound kan akış ölçümü: Atardamar­larda kanın akışını düzenlemek için yüksek titreşim­li ses dalgaları kullanılarak uygulanan özel bir teknik.
Embolus (Çoğul: Emboli): Küçük bir kan pıhtısı­nın dolaşım sisteminde dolaşması.
Femoral artery: Uyluk atardamarı.
Heparin: Kanın pıhtılaşmasını sağlayan bir ilaç.
Homograft: Dışardan damar takmak için ölüden alınan kan damarı.
Hypertension: Yüksek kan basıncı.
Inferior vena cava: Alt ana toplardamarı.
İntima: Damarın iç tabakası.
fschaemia: Atardamar bozukluğu yüzünden dokulara yeterli kan gidememesi.
Lümen: Damarın içindeki boşluk.
Lymphatic system: Dokulara lenf sıvısı taşıyan çok ince bezler ve damarlar sistemi.
Lymphoedema: Lenf damarlarının yetersiz oluşu yüzünden bacağın şişmesi.
Media: Damarın orta tabakası.
Myocardial İnfarction: Atardamarlardan yüreğe kan akışının kesilmesi yüzünden, yürek çeperlerinin bir bölümünün ölmesi (Coronary Thrombosis: Yürek zarlarını besleyen damarların pıhtı ile tıkanması)
Oedema: Doku sıvılarının, genellikle bacaklarda birikerek şişmesi, (Ödem).
Platelets: Kanın pıhtılaşmasında rolü olan kan hücreleri.
Popliteal artery: Dizardı atardamarı.
Pulmonary embolism: Toplardamarlardan akci­ğerlere gitmekte olan pıhtıların seyir süreci.
Pulmonary İnfarction: Bir akciğer atardamarının pıhtıyla kapanması nedeniyle akciğer dokularının ölü­mü.
Raynaud görüngüsü: Deriye yakın atardamarların daralmasıyla ellerde görülen soğuma ve renk değiş­mesi.
Saphenous vein: Bacaktaki, deriye yakın toplar­damar.
Sclerotherphy: Varisli damarlara pıhtı yaratmak amacıyla ilaç şırınga etmek.
Statis dermatitis: Kaşıntı veren deri kızarıklığı, ge­nellikle varisli damarların ya da derin toplardamarla­rın bir pıhtıyla tıkanması yüzünden olur.
Stenosis: Hastalık yüzünden kan damarlarının da­ralması.
Superior vena cava: Üst ana toplardamar.
Sympathectomy: Kol ya da bacağa giden sempatik sinirleri kesme işlemi.
Thrombo-angiitis obliterans: Buerger hastalığı da denir. Gençlerde küçük atardamarların tıkanmasına yol açan bir hastalıktır.
Thrombolysis: İlaçla damardaki pıhtıların çözül­mesi.
Thrombo-phlebitis: Genellikle bacaklardaki deri­ye yakın toplardamarlarda görülen pıhtılaşma ve yan­ma.
Thrombosis: Atar ve toplardamarlarda pıhtı oluş­ması.
Vaıicose veins: Genellikle bacaklardaki deriye ya­lan toplardamarların şişmesi ve büklümlenmesi
Vasoconstriction: Sinirsel uyarılar sonucu atar­damarlarda daralma.
Vasodilators: Atardamarları genişleten ilaç.
Venography: X ışınlarıyla toplardamarların resmi­ni çıkaran özel bir teknik
Venules: Kılcallardan büyük, en küçük toplarda­marlar.

Lenf Dolaşım Sistemi, Lymphoedema Nedir, Lenf Sistemi Nedir

Lenf Sisteminin Özellikleri ve Görevleri Toplardamarlardan ayrı olarak, lenfatik diye anı­lan, ince damarlı bir ikinci sistem daha vardır. Bu aygıt, doku sıvısını (lenf) bütün vücutta dolaştırır ve ba­ğırsaklarda, chyle denilen yağlı maddeleri özümler, sonra karaciğere taşır. Lenf damarları, çalışma seyir­leri boyunca, zaman zaman özel bezlerin içinden ge­çerler. Bu bezler, lenf sıvısının içindeki mikro­organizmaları ve kanser hücrelerini ayıklarlar ve mik­rop kaptıklarında genişler, duyarlı hale gelirler. Bun­lar başlıca, boyunda, koltuk altında ve kasıkta bulunurlar. Lenf damarlarının da supapları vardır, damar­lar sonunda geniş lenf gövdesine katılırlar. Ense kö­künde toplardamarlara açılırlar, böylece lenf sıvısı kan dolaşımına katılmış olur.

Bacaktaki lenf damarlarının kapanması, Lympho-edema'ya yol açar. Burada büyük şişkinlik, deri incelmesi ve kimi zaman deriden doku suyu sızması olur. Lymphoedema, çok önemsiz şişkinliklerden en ağır şişmelere kadar değişen, çok sıkıntı verici bir olaydır. Kalıtsal bir lenf damarları yetersizliği ya da tıkanmasından ileri gelebilir ve bütün aileye yayıldı­ğında Milroy hastalığı adını alır. Lymphoedema, onüç-yirmi yaşlardaki genç kadınlarda da görülebilir. O za­man Lymphoedema praecox adını alır. Bu durumda şişmeler, ilerleyen yaşla birlikte artar, bacak ağırlaşır ve ağrır, deri kalınlaşır ve dermatitis (deri iltihabı) ortaya çıkabilir. Ancak bu tür yaralar seyrek görülür. Lymphoedemanın bu türü, lenf damarlarının yetersiz­liği ya da bozukluğu yüzünden oluşur ve doğuştan gelen başka eksikliklerden ileri gelebilir. İkincil lymphoedema, sağlıklı lenf aygıtında görülen çeşitli hastalıkların sonucu olarak da ortaya çıkabilir. Bun-fan şöyle sıralayabiliriz: Lenf bezlerinde gelişen ve lenf akışını engelleyen kanser hücreleri, lenf damar­larının ve bezlerinin kapanmasına yol açan mikrop­lanmalar, lenf bezlerinin iltihaplanması (Lymphangi-tis).

Tıpkı arteriography ve venogarphy'de kullanıldı­ğı gibi, iyotlu bileşik, lenf damarlarına şırınga edilir ve röntgen filminde izlenir. Lenf damarlarının çapla­rı küçük olduğundan, şırınga yavaş yavaş yapılmalı ve X ışınları aralıklı olarak birkaç saatte verilmelidir. Bacak lenflerinin filmini almak için, şırınga ayağın üzerinden yapılır. Lymphography tekniği, bütün lenf sistemini kapsamakla kalmaz, lenf bezlerini de gösterir, ayrıca hastalıkların anlaşılmasını sağlar.

Lenf Sistemi Hastalıkları Tedavisi

Ameliyat dışında, hastanın bacağındaki ödem sı­vısını azaltmak için kendi kendine başarabildiği bir tedavi yöntemi vardır. Esnek çorap giyilmeli, otururken ayakları kaldırmalı - geceleyin yatağın ayakucu tahta bloklar koyarak yükseltilmeli -ve topuktan kal­çaya doğru bacaklara masaj yapılmalıdır. İdman yap­mak da yararlıdır ve yapmaktan çekinilmemelidir. Si­dik söktürücü ilaçlar, işemeyi artırmak ve böylece bacaklardaki sıvıyı azaltmak için kullanılır. Mikrop kap­tıktan sonra ortaya çıkan Lymphoedema da antibiyo­tik tedavisi zorunludur. Gebelik, lymphoedemayı daha da kötüleştirir, ama bu yüzden gebe kalmaktan çe­kinilmemelidir.

Ameliyata, sadece ağır durumlarda başvurulma­lıdır. Lymphoedema ameliyatları ikiye ayrılır: Lenf akımını sağlamak iyileştirmek için yapılanlar, şişmiş do­kuları kesip atmak için yapılanlar. Birinci tipe giren­ler çok başarılı olamazlar; şişkin dokuyu ortadan kal­dırmak için yapılanlar ise, hastalık şiddetli olduğun­da, rahatsızlığı gidermede büyük korkulara karşın iyi sonuçlar verir. Bu tip ameliyatların başarısı şu olguya bağlıdır: Sıvı bütünüyle derinin için­de olmalı ve onun altında doku bulunmalıdır, kalınlı­ğı üç beş cm. ya da daha kalın olabilir. Dokunun tü­mü, genellikle dizden topuğa kadar kesilip atılır ve açılan yere yamanacak deri parçası, doğrudan doğ­ruya görünen kasın üzerine yerleştirilir. Bu ameliyat sonrasında, az esnek bir kılıf sürekli olarak takılmalıdır.

Toplardamar Nedir, Toplar Damar Hastalıkları Tıkanıklığı

Toplardamar hastalıklarının çoğu, bacaklardaki damarlarda ortaya çıkar. Bu damarlar üçe ayrılır: Birinci grup, deriye yakın olanlardır; bunların en önem­lisi, topuktan başlayıp bacağın içinden geçerek uy­luk kemiğinin önünden yukarı doğru çıkan uzun saphenous toplardamarıdır. İkinci grup, derin toplardamarlardır, bacak kaslarının arasından, atardamar bo­yunca uzanırlar. Yüreği geri dönen kan, bu kasların, hareketleri sırasında derin damarları sıkıştırmalarıyla ortaya çıkan pompalama eyleminden yararlanır. Ge­rek deriye yakın, gerekse derin toplardamarlardaki subaplar, kanın sadece yürek yönünde hareket etme­sini sağlarlar. Uzun saphenous damarı kasık bölge­sinde derin toplardamarlarla birleşir.

Deriye yakın ve derin toplardamarları, kol ve ba­cakların içinde aralıklı olarak birbirine bağlayan, üçüncü bir damar dizisi daha vardır ki, perforating toplardamarları olarak anılırlar. Bunlarda da supap­lar vardır ve görevleri, kanı, deriye yakın toplardamar­lardan deride bulunanlara taşımaktır. Eğer supaplar bu görevi düzenli olarak yapamazlarsa, kan derin da­marlarından yüzeyde olanlara geçer ve varisli damar­ları daha da kötü bir duruma sokar.

Varisli toplardamarlar

Toplardamarlar yılan biçiminde büklümlü ve şiş­kin hale geldiklerinde varise yakalandıkları söylenir yani bu damarlar, varislidir. Varisli damarlar, genellikle bacak derisine yakın olanlardır. Ama özel durum­larda, boğaz toplardamarında bile görülebilir (bu du­ruma oesophagelal varices adı verilir), basur meme­leri de kısmen anüsün (dışkı kanalı ağzı) iç yüzeyin­deki varisli damarlardan oluşmuştur.
Toplar Damar Genişlemesi


Bacaktaki saphenoua toplardamarında, çeper za­yıflığı, supap bozukluğu (daha sık olarak her ikisi birden), yada damarlarda oluşan kan basıncından ötü­rü varisler ortaya çıkar. Bazı hallerde bu geri basınç, damarda kanın akışını engelleyen herhangi bir şey­den ileri gelebilir. Ve yine varis oluşabilir. Varisli da­marlar çok büyük olabilecekleri gibi, sadece küçük bir örümceğe benzeyen mavi bir leke olarak da ortaya çıkabilir. Dar bir alanı kaplayabilir ya da bütün bacağa yayılan bir damar ağı biçiminde görülebilir.

Bacaktaki varislerin nedenleri çok tartışılmıştır, ama yine de belirli etkenler ileri sürülebilir. Örneğin kalıtsal olabilirler, dolayısıyla supaplarda ya da da­mar çeperlerinde aileden gelme bir zayıflık buluna­bilir Uzun süre ayakta çalışmanın supapları zayıflat­tığına ve varise yol açtığına inanılır. Aynı biçimde, ge­belikte varis olayının ortaya çıktığı ve şişmanlığın bü­yük ölçüde varise yol açtığı inancı yaygındır.

Toplar Damar Tıkanması Çok ilerlememiş varisler pek az rahatsızlık verir. Varisli kişiler, özellikle kadınlar, varisli damarların görünüşüyle fazla ilgilenirler. Çoğu zaman bacaklar ağır­laşır ve ağrır gibi olur, topuklarda hafif bir şişme gö­rülebilir: Aşırı topuk şişmesi hiçbir zaman sadece va­risten ileri gelmez. Bu rahatsızlıklar en fazla, kadın­ların menstration (aybaşı) dönemlerinde kendisini gösterir, ama özellikle uzun süre ayakta duranlarda kalıcı olabilir.

Daha ciddi rahatsızlıklara yol açan varis belirtile­ri şunlardır: Çok yaygın olanlarından biri, bacakların aşağı bölümünde görülen kırmızılık ve kaşıntılardır. Tırnakla kaşınarak açılmaları sonucu mikrop kapabilir ve nemli, yangılı yerler oluşur (dermatidis). Sonun­da deri sertleşir ve kahverengine dönüşür. İkinci so­nuç, küçük toplardamarlarda kan akışının durması­dır. Alyuvarlar damar çeperinin gözeneklerinden de­ri altına geçerler ve orada boyalarını bırakarak, can­lılıklarını yitirir, emilirler. O bölgedeki deri, yara olmaya elverişli hale gelir. Varisli damarlarda kanın dur­ması yanmalara yol açar. Superficial thrombophlebitis adıyla bilinen bu rahatsızlıkta, derinin altında kır­mızı renkte ve dokununca ağrı veren şişkinlikler gö­rülür. Bir başka sonuç da, varisli damarın aşırı kaşımaktan ya da başka bir nedenden" kopmasıdır. Bu du­rumda çok fazla kan akar. Bir bandajla, kanayan da­marın üzerine bastırılırsa, kanama kolaylıkla durdu­rulabilir. Kanamayı durdurmanın bir başka yolu da, hastanın oturarak ya da uzanarak bacağını yürek hizasından daha yukarı kaldırmasıdır.

Tedavi

Başlıca üç tedavi yolu vardır: Esnek kılıf, şırınga ve ameliyat. Diz altına kadar ya da bütün bacağı sa­racak uzunlukta, az esnek çorap ya da korse biçimin­deki kılıflar, bacaklardaki ağrıyı dindirebilirler. Ancak sürekli kullanma halinde, kimi hastalar, sürtünmeden ve aşırı sıcak tutmasından rahatsız olabilir. Şırınga tedavisi — sclerotherapy— özellikle küçük ve yerel toplardamarlar için kullanışlıdır, ama seyrek de olsa, geniş, şişkin, gergin ve supapları iyi çalışmayan da­marlarda da başarılı olabilir. Şırınga edilen bileşik, va­risli damarın iç duvarını etkiler ve içerdeki kanı pıhtılaştırır. Pıhtılaşan kan yavaş yavaş lifli dokulara bı­rakır yerini, lifler de sonunda kuruyup büzülür ve top­lardamar ortadan kaybolur.

Şırıngadan sonra bacağa ne yapılacağı konusun­da, doktorlar arasında görüş ayrılıkları vardır. Kimi­leri birkaç hafta bandajla örtmenin ve böylece damar duvarına hafif basınç yaparak yapıştırmanın, uzun sü­rede sclerothrapy'den daha iyi sonuç vereceğini sa­vunur. Başka doktorlar, uzun süreli bandajın gerekli olmadığını ileri sürer ve sadece şırınga yapılan yere birkaç saat için küçük bir pamuk parçası yerleştirir­ler. Şırıngadan sonra, bacakta oldukça önemli bir ra­hatsızlık ortaya çıkabilir. Özellikle, şırınga edilen sı­vı yanlışlıkla toplardamarın dışına dökülürse, deri kı­zarır ve duyarlı hale gelir. Başarılı bir şırınga tedavisinden sonra, damarda katı ve dokununca ağrıyan şiş­likler görülebilir, ama bunlar kısa süre sonra ortadan kalkar. Hareket etmek yararlıdır elbette, ama günde birkaç kilometre yürümek de son derece yanlış bir davranış olur.

Varisli damarların ameliyatla tedavisi, en yüksek supaplar çalışmıyorken ve bacağın aşağısında aşırı şişmiş varisler varken gerekli olur. Başlıca iki teknik kullanılır: Damarı çıkarma ve parçalara ayırıp bölge­sel bağlama.
Damar çıkarma ameliyatında, oynak bir tel, dama­rın en aşağı noktasında açılan bir delikten içeri sokularak, en üst noktaya kadar uzatılır ve orada açı­lan bir delikten ucu dışarı çıkarılır. Tel damarın için­de aşağıdan yukarıya uzanmıştır. Damarın bir ucu tele bağlanır, böylece damar, yan dallarıyla birlikte çekilip çıkarılabilir. Genellikle uzun saphenous damarı, topuğun içinden kasığa kadar, bir ya da iki parça ha­linde soyulup çıkarılabilir. Yan damarlar da aynı iş­lemle ayrıca çıkarılabilirler,

Varisli damar küçük bir bölgeyi kaplıyorsa, veya içinden tel geçemeyecek denli büklümlüyse, en iyi sonuç, damar üzerinde birkaç ya da daha fazla sayı­da küçük delikler açarak, bölüm bölüm, belki de her seferinde üç beş cm'lik parçalar çıkararak elde edi­lebilir. Bu teknik, 'local ties plus dlssectlon' (parça­lara ayırarak yerel bağlama) adıyla anılır.

Damar çıkarma ameliyatı genel uyuşturma ile ya­pılır ve hasta, genellikle ertesi gün bacağına esnek bir kılıf takarak evine gidebilir. Bacakta sertleşme olmasını önlemek için elden geldiği kadar her zaman­ki yürüyüşler ihmal edilmeden yapılmalıdır. Ameliyat sonrasında çoğu zaman göze çarpan bir yara izi olur, ama bu, bir hafta on gün içinde kaybolur. Yerel bağlama, yerel uyuşturma ile yapılır. Ancak, parçalara ay­rılacak ve çıkarılacak damar parçaları fazlaysa, genel uyuşturma daha iyidir. Her türlü toplardamar ameli­yatından sonra, geriye kalan varisli damarlar, birkaç şırınga ile halledilebilirler.

Deriye yakın thrombo-phlebitis

Deriye yakın, uzun, bacak toplardamarında —da­ha çok, varisli olanlarında— görülen bir durumdur; ağrı yapar, sertlik duygusu verir, basınca karşı duyarlıdır; o bölgedeki deri kızarıktır ve yanma olur. Damar çeperindeki bu kızışma, içerdeki kanın pıhtılaşması­na yol açar. Çok ağrı verir ve bacak bütün bütün, ödem sıvısıyla (oedema) şişer. Şurası belirtilmelidir ki, deriye yakın thrombophlebitis, akciğere geçebilecek pıhtıların kaynağı değildir, çünkü toplardamar­daki pıhtı, kızışma dolayısıyla orada tutulur, bir embolus gibi yerinden kopamaz.

Thrombo-phlebitis genellikle, başlangıcından altı hafta geçmeden bir yere yerleşip kalır, ama verdiği rahatsızlık ilaç ve esnek bacak kılıfı ile giderilebilir. Varisli damarlar da bulunuyorsa, genellikle şiddetli dönemi yatıştıktan sonra ameliyata gerek gösterir.

Derin toplardamar thrombosisi

Bacak ve kalça toplardamarlarında görülen, çok ciddi bir durumdur. Kaslar arasında derinlerde uza­nan geniş toplardamarlarda kan pıhtılaşması anlamı­na gelir. Bu damarlar, bacaklardan yüreğe giden ka­nın büyük bir bölümünü taşırlar ve her iki bacaktan gelen damarlar, karın bölgesinde, inferior vena cava (alt ana toplardamarının başlangıcını oluşturmak üze­re birleşirler. Derin toplardamar thrombosis'inin bilinen birkaç nedeni vardır. Bir coronary thrombosis (kalp krizi), özellikle leğen kemiğiyle kalça kemikleri arasında kalan organların ameliyatından sonra orta­ya çıkabilir; gebelik ve doğumun yolaçtığı bir rahat­sızlık olabilir, ağızdan alınan gebeliği önleyici hap­ların, özellikle oestrogen içeren hapların zaman za­man yolaçtığı bir rahatsızlık olarak da günümüzde iyi tanınmaktadır. Uzun süreli yatak dinlenmeleri, aşırı şişmanlık ve ileri yaş da, kişiyi erkenden bu tip throm-bosise hazırlayan etmenlerdir. Görülür bir neden ol­madan herhangi bir anda da ortaya çıkabilir.

Derin toplardamarları kapayan thrombosislerin bir sonucu da, bacakta sıvı birikmesidir (oedema), bunun miktarı çok fazla olabilir. Hasta şanslıysa, pıhtı vü­cutça yeniden eritilir ve kan, açılmış damardan yu­karı rahatça akmaya başlar. Chronic venous insuffi-ciency adıyla anılan bu durum genellikle, lifli doku­larla ve derin damarların 'permanently block segment'leriyle birleşen önemli miktarda pıhtı biriktiğin­de ortaya çıkar. Sıvı birikimi, yanma, yaralar, ağrı ve ağırlık duygusuyla sonuçlanır. Kimi zaman 'restless leg syndrome' (dinlenmeyen bacak sendromu) teri­mi, rahatsız ve şişmiş durumdaki kol ve bacaklar için kullanılır, kişi sürekli olarak rahat bir pozisyon bul­mak için hareket halindedir: Bu durum yaşamı zin­dan edebilir insana.

Daha kötüsü, bir pıhtının thrombosisten kopup, bir embolus halinde, alt ana toplardamardan yüreğin sağ bölümüne geçme ve buradan da pulmonary atardamarıyla akciğere gitme tehlikesi vardır; akciğer do­kusunun büyük ya da ufak bir parçasının ölümüne yol açar. Bu duruma pulmonary embolism denir, ölü ak­ciğer dokusuna da pulmonary infarct adı verilir. Bu konu bir sonraki bölümde ele alınacaktır.

Rahatsızlıklar ve teşhisleri

Özellikle baldırda ani bir ağrı ve bacak şişmesi Thrombosis arttıkça şişme de büyür. Baldır kasları dokunulmayacak denli duyarlıdır ve deride yanma hissedilir. Thrombosis küçük parçalar halinde ortaya çıkmış olsaydı, bacak rahatsızlığına, yani sadece bir pulmonary embolismden sonra görülebilecek olan bir pıhtılaşmaya yol açmayabilirdi.


Derin toplardamar thrombosisinin kusursuz teş­hisi, yan venography ya da labelled isotope scanning ile yapılabilir. Venography, arteriography'ye benzer, X ışınlarını gösteren iyotlu bir bileşik, ayağın üzerin­den bir toplardamara şırınga edilir ve röntgen çeki­lir. Derin damardaki pıhtılar, dolmamış alanlar olarak görülür ve buna fiiling defects (eksik dolum) adı verilir. Venography, toplardamarlardaki collateral dola­şımın ne ölçüde geliştiğini de gösterir.

Scanning tekniğinde, kan proteinlerinden biri olan fibrinojen, radyoaktif iyot ile birleşir. Şırıngadan sonra bu madde hızla toplardamarlardaki pıhtılarla ka­rışır ve bir araştırıcı, yüksek radyoaktif maddeler bu­lunan bu bölgeleri tarar. Bu yöntem, radyoaktivitesi çok az olduğu takdirde son derece güvenlidir, derin toplardamar thrombosis alanlarını büyük bir kesin­likle gösterir, dahası thrombosis olabileceğinden kuşkulanılmamış alanları bile ortaya çıkarır. Atarda­mar hastalıklarında olduğu gibi, Doppler kan akış öl­çümü de, derin toplardamar thrombosislerinin bir göstergesi olarak kullanılabilir

Tedavi

Pulmonary embolismin tehlikelerini azaltmak için olduğu kadar, süreğen (kronik) toplardamar yetersiz­liğini önlemek ve gidermek için de tedavi gerekir. Thrombosisin yayılması, pıhtılanmayı önleyici heparin şırıngası yapılarak ya da Warfarin gibi ağızdan alınan aynı nitelikteki ilaçlarla durdurulabilir. Pıhtının çözülmesi girişimi thrombolysis diye adlandırılır ve derin toplardamar thrombosisinin teşhisinden son­ra, birkaç saat içinde streptokinase adlı thrombolytic ilaç şırınga edilebilir. Bu yöntemle thrombus bü­tünüyle temizlenebilir.

Cerrahlık, kalça ve bacaklardaki daha büyük top­lardamarlarda bulunan iri pıhtıların ortadan kaldırılmasında da işe karışır. Atardamardaki emboliye uygulandığı üzere, bir Fogarty balon catheteri, bacak­ta açılan bir küçük delikten toplardamara sokulur ve pıhtı etkisiz hale getirilir. Bu iş başladıktan sonra bir­kaç saat içinde ameliyat yapılırsa, olumlu sonuç alı­nabilir.

Toplardamar yaraları

Derin toplardamarların kapalı olması yüzünden or­taya çıkan süreğen (kronik) toplardamar yetersizliğinde, bacağın aşağı bölümlerinde, deriye yakın toplar-damarlardaki kan akışı azalır ve bu, önce o bölgede­ki atardamarlardaki kan akışının azalmasına yol açar. Bu durum, deriye taşınan besin ve oksijen miktarı­nın azalmasını getirir ve o bölgede derin olmayan ya­ralar açılır. Bu yaralar ve çevresindeki deri, büyük bir olasılıkla mikrop kapar —statis dermatitis— ve to­puğun üst tarafında, ağrılı, kötü kokulu ve çevreye sıçrayan, süreğen yaralar ortaya çıkar.

Bu toplardamar yaraları (statis, gravitational ya da varicos yaraları diye de anılırlar) haftalar, aylar son­ra iyileşir, ama bir süre sonra yeniden çıkarlar; bu du­rum yıllar boyu yinelenir. Bacağın aşağı bölümü si­yah bir renk alır ve deride katılaşma hissedilir. Varisli damarlarda da benzer durumlar görülebilir. Bazan yaralar, yaralanma ya da tırnaklama kazınma sonucu da ortaya çıkabilir. Toplardamar yaraları özellikle mikrop kaptıklarında çok ağrılı olabilir.

Toplardamar yaralarının tedavisi, temel olarak ilaç ya da çeşitli araçlarla yapılabilir, ama kimi zaman, va­risli damarların genişletilmesi ve yaralı bölgeye deri aşılama gibi durumlarda, ameliyat da gerekli olabi­lir. Ameliyat dışında tedavi, çeşitli giysi ya da sargı­ları içerir. Bunların çok çeşitleri vardır. Esnek bandaj­lar veya esnek olmayan çoraplar gibi destekleyici araçlar kullanılır. Bazı doktorlar, yaralı bölgeyi temiz tutmak için her gün yıkanmayı, sonra kuru ve deriye yapışmayan giysi ve sargılar kullanmayı önerir. Baş­ka doktorlar ise, yaralı bölgeye su değdirmemekte di­retir ve çeşitli antiseptik sargı, giysi ve kremler kul­lanırlar. Yaraya doğrudan antibiyotik tedavisi, kimi za­man başarılı oluyorsa da öldürmek üzere yola çıktı­ğı organizmayı, kendisine dirençli hale getirme teh­likesini taşır. Birkaç hafta, bacağı yukarıda tutarak yatma tedavisi, en kötü ve en büyük yaraların iyileş­mesini kolaylaştırabilir, ama buna dayanmak çoğu za­man güçtür.

Yaralı bölgedeki varisli damarlar, şırınga ya da ameliyatla iyileştirilmeli ve sıvı birikimi (oedema), böbreklerin daha çok sidik çıkarmasını sağlayıp, sı­vı toplaşmasını yavaşlatan diuretics adlı ilaçlar kullanarak azaltılmalıdır. Yaraların yakınında bulunan ve supapları iyi çalışmayan toplardamarların delinip bağ­lanarak ameliyat edilmesi, derin toplardamarlarda ka­nın geriye akmasını önlemek için çok yaygın biçim­de uygulanır. İdman ve fazla kiloların atılması da bü­yük ölçüde yararlı olabilir.

Toplardamar yaraları, tam iyileşmiş görünürken, yeniden patlak vermesi yüzünden başa belâ kesile­bilir. Eğer yaralar bütün bacağa yayılır ve mikrop kaparsa, özellikle ileri yaşlarda, bacağın kesilmesi tek çare olabilir. Süreğen (kronik) toplardamar yetersiz­liği olanlar, bacaklarını temiz tutarak, derinin yıpranmasından kaçınarak, fazla kilolarını atarak ve esnek kılıflar kullanarak çok dikkatle korumalıdırlar.

Pulmonary embolism

Bacak ya da kalça toplardamarlarındaki derin da­mar thrombosislerine yoiaçabilecek bir olaydır. Pulmonary embolism'de, bu damarlardaki bir miktar thrombus yerinden kopar ve bir embolus gibi yüre­ğin sağ bölümüne geçer. Buradan da bir akciğer atar-damarıyla akciğerlerden birine ulaşır. Bir embolus, akciğer dokularından bir bölümünün ölümüne yol açabilir, bu ölü dokular, pulmonary infarct adıyla anılır.

Böyle bir durumda hasta, göğsünde ağrılar his­seder, soluksuz kalabilir, kanda değişiklikler olur, yürekte electro cardiogramla görülen elektriksel oyna­malar vardır. Eğer embolus büyük bir akciğer atarda­marını tıkayacak ölçüde büyükse, ani ölüm beklene­bilir. Ama pulmonary emboluslarının belki de yüzde sekseni, açık bir göğüs rahatsızlığı yaratamayacak denli küçüktür ve sadece özel akciğer yoklama tek­nikleriyle keşfedilebilirler.

Göğüste rahatsızlık yaratan pulmonary embolusların çoğu, göğüs röntgeniyle teşhis edilebilir. X ışın­ları değişmeleri, embolus akciğere vardıktan sonra bir ya da iki gün geçinceye kadar belirgin olmayabi­lir. Çoğu zaman göğüste önemli miktarda sıvı oluşur ve bu sıvı da röntgende görülebilir. Pulmonary fonksiyon testleri (akciğerlerin kana oksijen verip karbon dioksit alabilme yetisini ölçer), daha büyük bir emboliden sonra akciğerdeki zararın şiddetini ölçmekte yardımcı olur. Akciğer embolizminî mikrop kapma evresi izler, çok sıkıntı veren rahatsızlıklar ortaya çı­kabilir.

Önlem ve tedavi

Önlem almaya her zaman ağırlık vermelidir. De­rin toplardamar thrombosisine yakalanma tehlikesi olanlara, üstelik ameliyat da geçirmişlerse, özel bir ilgi göstermelidir. Ameliyat sırasında ve sonrasında, toplardamarlarındaki pıhtılanma tehlikesini azaltmak için, küçük miktarlarda, anti-coagulant bir ilaç olan heparin verilmelidir. Ameliyattan sonra yataktan kal­kıp elden geldiğince yürüyebilmenin yaşamsal öne­mi vardır. Eğer hasta yataktan kalkamayacak durumdaysa, her gün bakıcıların gözetiminde birkaç kez, yattığı yerden bacaklarını çalıştırmalıdır. Bu hareket­ler, kanın derin toplardamarlarda akışını geliştirir ve kanın durmasını engelleyerek olası bir pıhtılaşmanın ve embolinin önünü alır.

Pulmonary embolism ortaya çıktığında, hemen te­davi edilmesi gerekir. Eğer büyük bir embolus akci­ğer ana atardamarını tıkarsa, ölüme yolaçmaması için cerrahi müdahale ile ortadan kaldırılmalıdır. Pulmonary embolectomy. Günümüzün yürek-ciğer sağlığı teknolojisi, cerrahlığın bu dalındaki başarıla­rı büyük ölçüde artırmıştır. Bu konuda ilk başarı 1924'lere dek uzanır.
Daha küçük emboliler için ameliyat gerekmez ve tedavi, kırk sekiz saat içinde şırınga ile verilen ya da ağız yoluyla alınan heparinli anti-coagulant (pıhtıönleyici) ilaçlara dayanır. Ağızdan alınanlar, en az altı hafta kullanılmalıdır. Kandaki pıhtılaşmayı önleyen maddenin miktarı belirlenerek, ilacın dozu buna göre ayarlanır. Eğer hastanın soluğu kesilip derisi mavileşecek olursa, (cyanosis durumu), oksijen verilir. Antibiyotiklerle, akciğerde mikrop kapma tehlikesi­ni azaltır ve doktor gözetiminde soluk alıp verme ça­lışmaları başlatılır.

Kalp Damar Hastaliklari Tedavisi

Kalp Damar Hastalıkları Tedavisi, Damar Hastalıkları

Bacaklarında hastalıklı atardamarlar bulunan ki­şiler, kapalı damarların çevresindeki collateral channellerini canlı tutmak için, kendilerini ellerinden gel­diği kadar yürüyüş yapmaya zorlamalıdır. Elbette hızlı yürüyemezler, her zamankinden daha yavaş yürümelidirler, ama zamanla collateral'lar açıldıkça daha uzaklara ve daha hızlı yürüyebilme gücü kazanırlar. Yürüme, collaterallerin gelişmesi bakımından en iyi uyarıcıdır.

Ayak bakımı, atardamar hastalıklarında, özellik­le şeker hastalığında çok önemlidir... Ayakkabılar aya­ğa iyi oturmalı, topuğu ve ayak ucunu sıkmamalı, tır­nakların arasında yara çıkmasını önlemek için tırnak­lar özenle kesilmiş olmalıdır. Soğuğa açılmaktan ka­çınmalı, soğuk mevsimlerde sıcak tutan eldiven, ço­rap ve iç çamaşırları giymelidir. Fazla kiloların veril­mesi de önemlidir, çünkü bacakların taşıdığı yük ar­tar. Bütün doktorlar, sigaranın, damar hastalıklarını ve kan pıhtılaşmasını artırdığını kabul etmiştir. Aşırı olmayan alkol ise, genellikle zararsızdır. Şeker has­talığı varsa, teşhis ve tedavi edilmelidir. Her gün fazla miktarda aspirin alınarak, şahdamarmdaki atheroma kaynaklı mikro-emboliden ileri gelen hafif inmeler azaltılabilir ya da durdurulabilir. Bu tedavi biçimi, dok­torlar arasında tartışmalıdır.
Vasodilator'lar, yani küçük atardamarları geniş­letici ilaçlar yaygın biçimde kullanıldıkları halde, as­lında hiçbir yararları yoktur. Anti-coagulant ilaçlar (ka­nın pıhtılaşmasını önlerler) ise, bir ara, atardamarlardaki kapanmaları önlemede başarılı gibi göründüler-se de, uzun sürede yararlı olmadıkları anlaşıldı.

Atardamar Cerrahisi

Aşağıda çeşitli atardamar hastalıkları için uygu­lanan cerrahi tekniklerden söz edilmektedir. Ancak, unutulmamalıdır ki, bu hastalıkların şiddetli olmayan türlerine yakalanmış olanların çoğu için, ameliyata gerek yoktur, böyle bir istek de savunulamaz.

Damarlara parça ekleme

Damara eklenecek parça konusunda ilk akla ge­len, bir ölüden alınacak damar, yani homograft'tı. 1950'lerin başlarında aort aneurysmleri için bu yön­tem kullanılmaya başlandı. Homograftların mikroptan arındırılmaları ve saklanmaları bir çok sorunlar çıkarmıştı, ama bunlar sırasıyla, önce irradiation ve sonra da soğuk kurutma ile böyük ölçüde çözümlen­di. Homograftlar bozulmaya ve genişlemeye çok yat­kındılar; uygun yani sağlıklı ve bu yüzden yaşlanma­mış parçaların sağlanmasında güçlükler çekiliyordu. Böylelikle araştırmalar, yapay parçaların keşfedilme­sine yöneldi.

Hemen anlaşıldı ki, bu tür bir yapay damarın çe­peri, doku hücrelerinin geçmesine izin verecek ölçü­de gözenekli bir astar yapısına sahip olmalı ve yapay parçanın çevre dokularla kaynaşma­sını da engellememeliydi. Üstelik çeperdeki gözenekler, içerdeki kanın dökülmesine yol açmama­lıydı. Sorun 1953'de, örülmüş ya da dokunmuş "Dacron" parçaları üretilmesiyle çözümlendi. Üreti­len bu parçalar kanla temas edince, gözeneklerinde kan pıhtıları oluşarak kanın dışarı akmasını önlüyor, ama doku hücrelerinin geçişini engellemiyordu. Dacrao parçaları, düz ya da çatallı ve dört milimetreden yirmi milimetreye kadar, ya da daha geniş çaplı tüp­lerde üretilmektedir. Bugün kimi cerrahlar, Gortex graft adı verilen ve zamanla tıkanma olasılığı daha az olan yeni tip plastik boruları yeğlemektedir.

Yapay damarlar çok kullanışlı olmasına ve geniş atardamarlarda çok iyi sonuçlar vermesine karşın; yü­rek atardamarları, bacak, diz ve daha aşağıda kalan küçük atardamarlarda başarılı olamamaktadır. Saphenous toplardamarında (bacakta deriye yakın ana toplardamar) ya da koldan alınmış, deriye yakın top­lardamarda ise, uzun süreli bir başarı gözlenmekte­dir. Bu damarlar önce dikkatle yerlerinden alınıyor, yan dallar düğümlenerek kapatılıyor, sonra yukarıdan aşağı tersine çevriliyor, ve artık hastalıklı atardama­rın yerine dikildiğinde kanın akışını durdurmuyor.
En son buluş ise biograftlardır. Bunlar (daha ön­ce anneyi bebeğe bağlayan) göbek kordonlarının doğum evlerinden toplanması ve özel yöntemlerle güç­lendirilmesiyle elde edilmişlerdir. Özellikle hastanın bacağından alınan toplardamarın elverişli olmaması halinde, biograftlar, çapları çok küçük olduğundan, küçük atardamarların yerine takılabilmektedir,

Kapanmış atardamarların tedavisi

Yaşları ve sağlık durumları ne olursa olsun, atar­damarlarındaki tıkanıklıklar kangrene dönüşebilecek olan kişiler, bir kez arteriography' lerini çektirmelidirler. Böylece sympathectomy (ba­kınız bir sonraki bölüm)'ye ek olarak, atardamara par­ça ekleme işleminin yapılıp yapılamayacağını ve du­rumda bir değişiklik sağlayıp sağlayamayacağını an­lamak kolaylaşacaktır. Aksi takdirde organın kesilip atılması kaçınılmaz olacaktır. Aralıklı cladication'a (bacak kaslarındaki kan yetmezliği yüzünden yürüme güçlüğü) tutulmuş birisinin, —hele o kişi yaşlı ise ya da yürek ve akciğerlerinden ciddi rahatsızlığı varsa— ameliyat edilmesi doğru değildir ve o kişi hastalığıy­la başbaşa yaşamaya teşvik edilir. Claudication genç bir insanda baş gösterip onun çalışmasını, dolaşma­sını ya da boş vakitlerinde eylemlerini ciddi olarak sınırladığında, arteriography, atardamara bir parça ek­lemenin olanaklı olup olmadığını görebilmek açısın­dan yararlı olacaktır.

Aneurysmlerin doğrudan ameliyatının başarılma­sından sonra, daralmış ya da kapanmış atardamar bölgelerinin üzerinden, bir damar parçası ile köprü kurularak kanın serbestçe akıtılmasına küçük bir adım kaldığı belliydi. Bu yolla yürek, beyin, bağırsak, böbrek ve bacak atardamarlarındaki rahatsızlıklar giderilebiliyordu. Bir atardamar daraldığında ya da ka­pandığında, genellikle damarın o bölümünün kesilip atılması gerekli ya da istenilir bir şey değildir; onun yerine şimdi yaygın biçimde kullanılan teknik şudur: Eklenecek damar parçasının bir ucu, atardamarın hastalıklı bölümünün biraz yukarısına, öbür ucu da yine hastalıklı bölümün biraz aşağısına dikilir; bu iş­lem by-pass grafting adıyla anılır. Üstünlüğü şurada­dır ki, gerek atardamarın yan dallarındaki kan akışı­na, gerekse daralma baş gösteren bölümden sürüp giden kan akışına hiç karışmaz; by-pass işlemi, atar­damarın sağlıklı olan üst ve alt bölümleri arasında ek bir kan akışı sağlar.

Bir başka yöntem, atardamarı çok kısa süreli aç­mak ve onu tıkayan pıhtı ve kalıntıları temizledikten sonra kapatmaktır. Bu tekniğe endarterectomy adı verilir. Damar daha sonra, ya hiç ek parça kullanılma­dan dikilir, ya da araya bir yama 'patcn graft' —bacak toplardamarının gusset'i veya yapay başka bir madde— konulup genişletilerek dikilir. Endarterec­tomy eskiden de, bacak atardamarlarındaki daha bü­yük tıkanıklıkların tedavisinde kullanılırdı. Günümüz­de by-pass teknikleri çok daha yaygın biçimde onun yerini almış durumdadır.

Bacaktaki küçük atardamarların onarılmasında başarı oranı genel olarak düşerken, karın bölgesin­deki büyük damarların onarılması, uzun sureli ve başarılı sonuçlar vermektedir. Arteriogramlar diz arka­sında ve aşağısındaki küçük damarların çok hasta ol­duğunu gösterdiğinde, ameliyat sonuçları genellik­le kötü olmaktadır.

Sympathectomy Nedir

Kol ve bacaklardaki sempatik sinirler, kaslara ha-ber taşıyan ve duyu ileten öteki sinirlerden bütünüy­le ayrıdırlar. Sempatik sinirler, kan damarlarının çeperleri boyunca ve en küçük atardamarların kas tabakasına kadar uzanırlar. Bu damarları daraltarak (vasoconstriction) kan akışını azaltabilirler
Araştırmacılar şunu gözlemlemiştir ki, tavşanla­rın sempatik sinirleri ameliyatla alındığı zaman, bu sinirlerin bulunduğu bölgedeki deride sıcaklık artışı olmuştur. El ve ayak soğukluklarının, atardamar ra­hatsızlığından ileri gelip gelmediğini anlamak ve bu rahatsızlığı iyileştirmek amacıyla, sempatik sinirlerin bölünmesi —sympathectomy— insanlar üzerin­de ilk kez 1920'lerde denendi.

El ve ayağa giden sempatik sinirler ameliyatla ke­silecek olursa, deriye yakın atardamarlar genişler ve bu bölgedeki kan akışı düzene girer. Sympathectomy, çoğu zaman özellikle bacak atardamarlarının düzel­tilmesinde kullanılır. Başka durumlar için kullanıldı­ğı ender örneklerden biri, ayak derisinde ischaemia (kan eksikliği)dir. Bu tür rahatsızlıklarda bir darlar dü­zelmesi söz konusu değildir.


Kola giden sempatik sinirler, genellikle köprücük kemiğinin üstünde açılan küçük bir delikten girile­rek kesilirler; kimi zaman bu delik, koltukaltında da açılabilir. Bu işleme cervical sympathectomy adı verilir. Bacaklara giden sempatik sinirler ise, ornurganın önünden ve aynı hizada aşağıya, karına doğru iner ve göbek bölgesinde açılacak küçük bir delik aracı­lığıyla kesilebilir; buna da lumbar sympathectomy denir.

Uzmanlar, sympathectomy'nin Raynaud görüngüsü tedavisindeki uzun süreli değeri konusunda fark­lı görüşler ileri sürerler. Bu görüngü fazla sıkıntı ver­diği ve başka hastalıkların sonucu olmadığı zaman, söz konusu ameliyat çok başarılı olabilir. Ameliyat olup olmamak, daha çok hastanın yapmak zorunda olduğu bir seçimdir. Ender olarak, ek bir boyun ka­burgası (cervical rib olarak anılır), kol atardamarına köprücük kemiğinin arkasından basınç yapabilir ve kanın akışını engelleyebilir. Bu durumda, hem cervi­cal sympathectomy yapılması hem de ek kaburganın alınması gerekli olabilir.

Kangren ve organın kesilmesi (Amputation)

Amputation, tedavi edilemeyen atardamar hasta­lıklarının ağır bir sonucudur. Hemen hemen sadece bacakta ve ischaemia kangrene, yani dolaşım yeter­sizliği yüzünden bir bölgenin canlılığını yetirmesine yol açacak denli ilerlemişse, gerekli görülür. Bu olay, üzüntü verici bir hızla gerçekleşebildiği gibi, günler­ce ya da birkaç hafta boyunca da sürebilir. Hastalık­lı ayak ya da parmaklar ağrımaya başlar, belki yara olur ve sonunda deri siyahlaşır. Özellikle yara varsa, çoğu zaman mikrop kapılır, o bölge nemlidir ve ağır koku çıkarır-yaygın biçiminde 'nemli kangren' diye anılır.

Kangren, yayılmadan önce ve geciktirilmeden te­davi edilmesi gereken bir hastalıktır. Elden geliyor­sa atardamarın iyileştirilmesi, olmazsa sympathec­tomy uygulanabilir. İkisinde de başarı sağlanamaz­sa, organın kesilmesi zorunludur. Ayak parmakları­nın erkenden kesilmesi çözüm olabilir, ama çoğu za­man kangren ayağa, dahası bacağa yayılmıştır. Bu­nun nedeni hemen her zaman, bacak atardamarının atheroma yüzünden kapanmış olmasıdır, ama kimi za­man bu neden emboli de olabilir.

Ayak parmaklarının bir bölümünün kesilmesi çö­züm getirmediğinde, bacak üç aşamada kesilmelidir: Dizin onbeş cm. aşağısından, diz kapağından ve uy­luk kemiğinin ortasından. Bunlar, takma bacaklar için en uygun düzeylerdir, kesim için tedavinin başarılı olabileceği en alçak düzey seçilmelidir. Özellikle diz ekleminin korunabilmesi, özlenen bir durumdur. Çün­kü dizden aşağısı için takılacak bir takma bacağın kullanılması, ötekilerden çok daha kolay olacaktır.

Atardamar Hastalıklarının Araştırılmasında Teknikler

Atardamar hastalıklarının araştırılmasında yaygın ve değişmez olarak kullanılan iki teknik vardır: Arteriography ve Doppler ultrasound kan akış ölçümü.

Arteriography

Arteriography, damar cerrahlığının çağdaş düze­ye ulaşmasında temel bir rol oynamıştır; damar cerrahlığının gelişmesi onsuz düşünülemezdi. Bu yön­temle, X ışınlarını görünür kılan iyotlu bileşikler, atardamara doğrudan şırınga edilir ve kanın akışıyla vü­cuda yayılır. Böylece damarlardaki daralma ve kapanıklıklar görülebilir; ameliyat gerekip gerekmediği ve damarı eski haline getirebilmek için en uygun teda­vi tekniğinin hangisi olduğu anlaşılabilir.


Örneğin bacak atardamarlarını göstermek için, iyotlu bileşik genellikle aorta şırınga edilir - bu yüzden X ışınlarına "aortagram" adı verilir. Şırınga, ya uzun bir iğneyle sırttan aorta girilerek yapılır, ya da kasıktaki uyluk atardamarına yerleştirilen bir iğne ara­cıIığıyla aorta kadar ulaştırılmış uzun ve uygun bir plastik tüp — catheter— ile gerçekleştirilir. Bileşiğin şırınga edilmesi rahatsızlık verebilir, ilaç bacağa doğ­ru inerken şiddetli bir yanma hissedilir. Bu işlem çoğunlukla genel ve kısa süreli bîr uyuşturma ile bir­likte uygulanır. Aortagraphy, belden topuklara dek aorttan çıkan bütün atardamarların görülebilmesini sağlar. Beyindeki dolaşım görülmek istendiğinde, ilaç doğrudan doğruya boyundan şahdamarına şırın­ga edilir, böylece X ışınları baş bölgesinde saptan­mış olur; ya da uygun bir catheter, bir kol atardama­rından aorta geçirilerek oradan şahdamanna gön­derilir.

Beyindeki aneurysmleri araştırmak için her zaman arteriography'nin kullanılması gerekmez. Raynaud görüngüsünde bile çok sık kullanılmaz, bununla bir­likte mikro embolide ve el ve parmaklardaki küçük damarların kapanması, bu görüngünün bir sonucu olduğu zaman arteriographi'ye başvurulabilir.

Doppler Ultrasound kan akış ölçümü

Bir ultrasound dalgası (insan kulağının işitemeyeceği yüksek titreşimli ses dalgaları) bir atardama­ra gönderilirse, damarda hareket etmekte olan alyuvarlar, dalganın hareketine ayak uydururlar. Arteriography'den farklı olarak Doppler uygulamasında, her­hangi bir iğne ya da damara sokulacak bir catheter'e gerek duyulmaz. Her şey bütünüyle vücudun dışın­da ve hasta kendinde iken olup biter.

Bu teknik, daralma ve kapanma etkilerinin belirtilerini görmek için, kol ve bacakların aşağı bölgele­rinde bulunan çeşitli atardamarlardaki kan basıncı­nın ölçümünde de kullanılabilir. Çünkü bunlar, öteki belirtilerin dışında, kan basıncının düşmesine de yol açarlar. Göğüs ve karındaki aneurysmler, ultrasound araçlarıyla ve 'CAT' adıyla anılan bilgisayarlı röntgen araçlarıyla daha iyi görülebilmektedir.

Atardamar Hastalıklarının Belirtileri ve Nedeleri

Görünen belirtiler, yani symptom'lar, hastanın ya­kındığı rahatsızlıklar; gerçek belirtiler, yani sing'lar ise, doktorun hastada bulduğu belirtilerdir. İkisi birlikte, 'klinik özellikler' adıyla nitelenebilir.

Bacak atardamarlarında atheroma

Bacaktaki kan dolaşımı, atardamarların daralması ya da kapanması yüzünden azalınca, ischaemia (kan eksikliği) durumu ortaya çıkar. Bunun şiddeti, collateral damarların, eksikliği ne ölçüde giderebileceğine bağlıdır. İschaemia, kaslarda ve deride rahat­sızlıklar yaratır. Kas ischeamiası, kas hareket ettirildiği zaman, özellikle baldırda ağrıya yol açar, buna claudication adı verilir, Latince claudicare — topallama— sözcüğünden gelmedir (Roma İmpara­toru topal Cladius'dan sonra kullanılmış olması olasıdır). Bu hastalığa yakalananlar, belli bir yolu, örne­ğin yüz metreyi yürüyeceklerse, baldırlarını bir şerit­le sıkıca sararlar; yürümek zorlaşmaya başlayınca du­rup birkaç dakika dinlenirler. Yeniden yürümeye baş­ladıklarında aynı olay tekrarlanır. Bu yürüme, dinlen­me, yeniden yürüme ve topallamalar, intermittet cla­udication adıyla anılır. Kişi ne denli hızlı yürümeye çalışırsa, claudication aralıkları o denli kısalır, yokuş ve merdiven çıkmak ise, ağrıyı daha da artırır.

Claudication sırasında olanların anlaşılması ko­laydır. Hareket etmekte olan bir kasın, oksijen sağlamak ve zararlı maddeleri atmak için gereksindiği kan miktarı, dinlenme sırasındakinin yirmi katıdır. Atheroma nedeniyle atardamarların kapalı oluşu yüzün­den yeterli kan sağlanamayınca, gereksinme karşı­lanamaz ve kasın, görevini ağrısız olarak yerine geti­rebilmesi için, hastalıklı atardamar yeterli oksijeni ge­tirinceye ve zararlı maddeleri boşaltıncaya kadar, has­ta hareketini durdurmak zorunda kalır.

Kan yetersizliği, bacakta claudicationa yol açar­ken, deride, özelliklede ayak ve ayak parmakları derisinde oksijen eksikliği doğurur; hasta, ayaklarının soğuduğunu ve leke leke olduğunu farkeder. Eğer ayaktaki duyu sinirleri kansız kalırsa, duyular, paraesthesiae adı verilen sızlama ve uyuşukluk biçiminde iletilecektir. Daha ağır bir ischaemia durumunda, ayak parmakları yara olabilir, deri siyahlaşıp canlılı­ğını yitirebilir: Artık yavaş ya da hızlı olarak önce bü­tün ayağı, sonra da bacağı sarabilecek kangren baş­lamıştır.

Ağır deri ischaemiası ağrı yapar ve bu ağrı, ara­lıklı ciaudicationa benzemez, süreklidir. Özellikle has­ta bir yatağa uzandığında, ağrı en şiddetli noktasına ulaşır; bu yüzden bu ağrıya 'dinlenme ağrısı' adı ve­rilir ve bu, hemen tedaviye başlanılması gerektiğini bildiren bir tehlike işaretidir. 'Dinlenme ağrısı' çeken­ler, ağrılı bacaklarını yataktan aşağı sarkıtarak uyu­maya çalışırlar; sonunda ancak bir iskemle üzerinde bacaklarını sarkıtarak geceyi geçirebilirler. Bu çare de kısa bir süre içindir, çünkü uzun süre bu halde du­ran bacakta ödem sıvısı (oedema) birikir ve sırasıy­la, önce atardamarlardaki —zaten zayıf olan— kan dolaşımı zayıflar, sonra da hızla kangren gelir çatar.

Kan dolaşımı düzenli olmayan bir bacakta, dok­tor şu belirtileri arar: Soğuma, renk değişmesi — bunları hasta da farkedebilir— ve bacaktaki nabzın, kanın damarlarda bir artıp bir eksilmesi yüzünden, dü­zenli olmaması. Doktor, uyluk atardamarının vuruşu­nu, kasıktaki nabızdan, dizardı atardamarının vuruşu­nu dizin arkasından ve topuğun iç tarafındaki ya da ayağın üst yüzeyindeki nabızlardan ölçebilir. Nabız ölçümü, damarlardaki rahatsızlıkların iyi bir göster­gesidir. Daha duyarlı ölçümler, damarın stetoskop ile dinlenilmesiyle elde edilebilir. Kan sağlıklı bir damar­da akarken hiçbir şey işitilmez, ama bir tıkanma, çal­kantı yaparak kanı engelliyorsa bu işitilebilir ve çı­kan sese bruit adı verilir.

Doktorların başvurduğu bir başka yol da, hastayı bir yatağa yatırıp, ağrıyan bacağını havaya kaldırmaktır. Çok geçmeden bacak beyazlaşır, ayağın üzerin­deki toplardamarlar boşalır ve bir anda çöker. Daha sonra bacak aşağı sarkıtılınca, toplardamarların ye­niden kanla dolması gecikir ve ancak bir süre sonra deri yeniden pembeleşir. Bu değişimler, eğer bacak­lardan sadece biri hastalıklıysa, çok belirgindir, çün­kü iki bacağın farklı tepkileri karşılaştırabilir. Damar yetmezliği ile ilgili bu iki klinik teste ek olarak, yay­gın biçimde kullanılan daha karmaşık muayene yön-temleri vardır; bunlar ilerde açıklanacaktır.

Aneurysm

Daha önce de belirtildiği üzere, aneurysmler, da­mar çeperlerinin herhangi bir noktasında ya hasta­lık, ya seyrek olarak yaralanma nedeniyle ortaya çı­kan bir zayıflığın baloncuk haline gelmesi ya da da­marın iyice genişlemesidir. Aneurysm eğer kol ya da bacakta ise, örneğin dizin arkasındaki dizardı atardamarında ise, hasta, nabız gibi atan şişmenin farkına varır. Nabız atışı kolayca hissedilebildiği gibi, aneurysm yeterince büyükse, çıplak gözle bile görüle­bilir. Aneurysm, karın bölgesindeki aort kolunda ise, hasta, özellikle yatakta sırtüstü yatıyorken, nabız vu­ruşunu sık sık hisseder. Aneurysmler büyüdüklerin­de, dokunulamaz hale gelir, hele aortta oluşanları, omurgaya yakınlıkları yüzünden çoğu zaman ağrı ve­rir. Karnın ya da göğsün iç bölgelerindeki aneury­smler, herhangi bir rahatsızlık vermeden oldukça ge­nişleyebilirler ve bir muayene sırasında rastlantıyla ortaya çıkabilirler.
Asıl tehlikeli aneurysm rahatsızlıkları, damar kop­tuğu zaman ortaya çıkar. Büyük miktarda kan, aneurysmin bulunduğu bölgeye, kol ya da bacak doku­larının içine veya karın ve göğüs boşluğuna boşalır.

Düşen kan basıncının şoku ile karın ve göğüsteki ağ­rılar, bazen birkaç dakika içinde ölüme yolaçabilir. Ka­fatası içindeki aneurysm kopmaları başağrısı verir, giderek bilincin kaybolmasına yol açar, hatta ölüme kadar varabilir. Patlayan aneurysmler, her zaman kar­maşık ve tehlikeli ameliyatları gerektirirler, bundan ötürü damar kopmadan önce keşfedilmeleri ve tedavi edilmeleri gerekir.
Kimi zaman bir aneurysm yumuşak kan pıhtısıy­la dolar ve ischaemia'ya dönüşen bir tıkanma olayı ortaya çıkar. Bu durum da tıpkı atheroma sonucu olu-şan ağır tıkanmalardaki acil tedaviyi gerektirir.

Emboli

Küçük bir embolusun harekete geçmesi ve geçi­ci olarak bir damara yerleşmesi sürecine 'embolizasyon' denir. Eğer embolus büyük bir parçaysa ve bü­yük bir atardamarı kapamışsa, şiddetli rahatsızlıklar doğurur. Örneğin aortu, karın bölgesinin altında iki kola ayrıldığı noktada tıkarsa, bacaklara giden kanın birden kesilmesiyle bütün kas gücü ve duyusu yok olur, bacaklar soğur, rengi soluklaşır ve tutmaz olur. Çevre damarlardaki kan yeteri ölçüde artacak olur­sa, rahatsızlık biraz azalabilir. Eğer büyük bir embo­lus, beyin atardamarlarında yerleşirse, kişi şiddetli bir inmeyle karşılaşabilir.

Micro-emboli, çok sayıda bulunur fakat sadece küçük damarları tıkayabilir. Bu yüzden rahatsızlıkla­rı çok yavaş biçimde ve uzun sürede ortaya çıkabilir. Gözün arkasındaki retina tabakasını besleyen atardamara ulaşan bir küçük emboli, kısa süreli körlüğe yol açabilir; el ya da ayak parmaklarındaki atardamar­ları tıkayan emboli ise yerel kangrene dönüşebilir. Bir embolusun varlığı, ancak uygun bir belirti, —örneğin yürek atışlarında bir düzensizlik— bulunduğunda keşfedilebilir.

Akciğerlerle ilgili embolism, toplardamarlarda bir pıhtının serbest kalması sonucunda ortaya çıkar. Bu konu, daha sonra açıklanacaktır.

Beyinde ischaemia inmesi, İschemia Nedir

İnme, genellikle beynin ansızın görevlerini yapa­mayacak hale gelmesini anlatmak için kullanılır. İnmenin nedeni, ya bir beyin atardamarının kopmasıyla beyne kan dolması, ya bir aneurysm, ya da atheroma veya kan eksikliği yaratan (beyin ischaemiası) bir embolus yüzünden beyin atardamarından birinin ka-panmasıdır. İnme geldiğinde kişi uzun veya kısa bir süre için bilincini yitirir ve vücudun yarısında duyum ve hareket yeteneği kalmaz. Birkaç saat yada birkaç gün içinde, bu güçlerin bir bölümü ya da bütünü ye­niden kazanılabildiği gibi, inme sürekli de olabilir. Eğer beyindeki konuşma merkezi zedelenmişse, ko­nuşma güçlüğü çekilmesi yaygın olarak görülür.

Bir başka beyin ischaemiası türü, 'hafif inme' ya da geçici beyin ischaemiası (ya da geçici ischaemia nöbeti) adıyla anılır. Bu, iki nedenden olabilir; Ya bo­yun damarlarındaki bir atheroma bölgesinden kopan bir microemboli yüzünden; ya da kan akışının yavaş­laması sonucu ortaya çıkan bir atheromanın yol aç­tığı, beyin ya da boyun atardamarlarındaki bir daral­ma yüzünden. Hafif inme, sık sık ve düzenli olarak, bazen birkaç günde bir yinelenir, bilinç yitimi olma­yabilir. Birkaç dakika içinde, hastanın eski haline dön­mesi genel kuraldır, ama kimi zaman büyük bir inmey­le de karşılaşılabilir.


Büyük bir inme gelmişse, ameliyat genellikle işe yaramaz. Hafif inmelerde, arteriogramlar (bir sonraki bölüme bakınız), boyun atardamarlarında atheromanın yol açtığı bir daralmayı gösterebilirler (bu daralma, kanın düzensiz akışına ve bir embolusun ser­best kalarak beyne girmesine yolaçabilir). Cerrah mü müdahalesiyle, ilerdeki nöbetler önlenebilir ve olası bir büyük inme tehlikesi azaltılabilir. Bu tür ameliyatlar on onbeş yıl önce çok yaygındı, ama günümüzde pek sık yapılmıyor. Çünkü ameliyatın kendisi, bir embolusu serbest bırakarak yeni bir inmeye yol açma teh­likesini saf dışı bırakabilmiş değildir.

Atardamar Hastalıkları

Damar Sertliği Nedir, Damar Sertliği Tedavisi


Atardamarlarda en önemli rahatsızlık, damar sert­liği hastalığıdır. Yüreği ve beyni besleyen damarlardaki bozukluklar, bu organlarda bazı bölgelerin, canlılığını yitir­melerine yol açar. Batı dünyasındaki başlıca ölüm ne­denlerinden biri budur. Bacak atardamarındaki has­talıklar, giderek kangrene yol açabilecek damar şişmeleriyle sonuçlanır.

Damar sertliği, atardamarların iç çeperlerinde yağlı liflerin çökelmesiyle ortaya çıkan katılaşma anla­mına gelir. Bu durumda damarın lümen adı verilen iç boşluğunu çevreleyen intima tabakasında oyuklar oluşur. Bu oyuklar önce kanın doğal akışını engeller, sonra da kandaki alyuvar, akyuvar, pıhtılaştırma hüc­releri, fibrin adı verilen proteinler bu oyuklarda birik­meye başlar ve giderek lümeni daraltırlar. Sonunda kan pıhtılaşması damarı tamamen kapatacak ölçüye varınca, bu daralma, kanın akışını tehlikeli biçimde yavaşlatacak kadar artabilir. Damarı tıkayan bu mad­delere atheromatus plaque adı verilir. Bu maddelerin damarı daraltmasına ise stenosis denilir. Damar tümüyle kapanınca, —atheromatus plaque tarafından— massedildi denilir.

Neyse ki, damarların hemen her yerinde karşılaşılabilen atheromanın, daraltma ve tıkama eğiliminin fazla olduğu yerler, damarların sadece belirli bölge­leridir. Kan, daralmış ya da tıkanmış bölgelerden geçemediği takdirde, çevresinden dolaşarak daha aşa­ğı veya yukarıdaki damarlardan kendine yol bulabilmektedir. Bu çevre yollara coilateral channels deni­lir. Bunlar çok işlek hale geldiklerinde belli bir rahatsızlığa yol açarlarsa da, bu rahatsızlık, vücudun do­ğal bir tedavisi haline gelebilir. Bu tip damar tıkan­malarının son halini alması atheromatous occlusion bütünüyle, çevre yollardan yapılan dolaşımın ge­lişip gelişmediğine bağlıdır.

Atheroma kalıntılarının kesin nedeni, tıbbın baş­lıca gizemlerinden biridir; bu bilgi eksikliği, kalıntıyı önleme ya da başlayan süreci tersine çevirme çarelerinin bulunmasını engellemiştir. Atheromanın gelişmesini hızlandıran belirli etmenler vardır ki, bun­ları hemen herkes bilir. Damar Sertliği Belirtileri Nedenleri; Yaşlanma, şeker hastalığı, aşı­rı şişmanlık, yüksek kan basıncı, sigara içme ve ye­mek yeme alışkanlıkları ya da aileden gelme yatkın­lıklar. Özellikle şeker hastası olanlar, olmayanlara oranla bu tür damar hastalığına daha çok yakalana­bilmededir. Ayrıca küçük damarların erkenden bo­zulup tıkanmaları ve çoğu zaman kangrene dönüşmeleri, sonunda organın kesilmesine yol açmaları şeker hastalarında daha sık görülür.

Buerger hastalığı (Thrombo-Angiitis Obliterans)

Amerikalı Doktor Leo Buerger, 1924 yılında, da­mar sertliğinin ender görülen bir türünü, özellikle otuz yaşından genç olan ve çok sigara içen kişilerin bacaklarındaki küçük atardamarlarda görülen tıkanmayı teşhis etti. Bu rahatsızlık kol damarlarına, giderek yü­rek damarlarına dek yayılabilir. O günden beri dok­torlar arasında Buerger hastalığının gerçek niteliği üstüne çok tartışmalar yapıldı. Buerger'in teşhisi bugün artık eskisi kadar doğru kabul edilmemektedir.

Aneurysm Nedir, Aneurysm Hakkında, Aneurysm Hastalığı Tedavisi

Atheroma süreci, genellikle damarların daralma ve kapanmasıyla sonuçlanır. Kimi zaman da damar çeperinin orta tabakasında — media— zayıflığa yol açabilir ki, kan basıncı, zayıflayan noktayı dışarıya doğru esnetip şişirir, damar bu noktada balon yapar. Çeper, patlayacak ya da kopacak derecede incelip za­yıflar. Buna aneurysm adı verilir. Eğer kopma, aort gibi büyük bir damarda olursa ve hemen ameliyat edilmezse, iç kanama sonucu erken ölüm görülür. Kol ve bacak atardamarlarında oluşacak balonlarda da patlama olabilir. Bunu ağır bir kanama izler, daha son­ra kan dolaşımı kesilir ve en son kangren ortaya çı­kar. Bazen de balon patlamayıp pıhtı tabakalarıyla do­lar ve bunlar balonu bütünüyle tıkar. Kan bu tıkanık­lık arasından yol bulup akabilirse de pek çok rahat­sızlıklar doğar.

Atheroma, aneurysmlerin tek nedeni değildir. Özellikle beyin atardamarlarının çeperlerindeki do­ğuştan gelen zayıflıklar, kirazı andıran aneurysmler oluşmasına dek varabilir. Bunlar patlayacak olurlar­sa inmelere ve çoğu zaman ölüme yol açarlar. Çok genç kişilerde de görülebilirler. Damar çeperlerinin mikrop kapması da aneurysme dönüşebilir. Cinsel ilişki yoluyla geçen frengi hastalığı da bu konuda önemli yer tutar, ama erken tedavi edildiği takdirde çok ender görülen bir aneurysm nedenidir. Yine çok ender olarak, atardamardaki yıpranma ve yaralanma­lardan da aneurysm doğmaktadır, örneğin derine işleyen kurşun yaraları gibi.

Aneurysm tedavisi

Aneurysmler, kopma veya ansızın kapanma teh­likesi yüzünden ilk fırsatta ameliyat edilmelidir. Bir aneurysm basınçtan etkilenip ağrı verir hale geldiğin­de, bu, hızlanan bir şişmenin ve olası bir kopmanın habercisidir. Sadece çok yaşlı kimselerde ya da baş­ka hastalıklar yüzünden halsiz kalmış kişilerde, aneurysmler kendi haline bırakılabilir.

Aneurysm cerrahlığı yapay damar cerrahlığının gelişmesiyle zenginleşmiştir. Onsekizinci yüzyılda cerrahlar, kol ve bacak aneurysmleri koptuğunda, organın kesilmesinin zorunlu olduğunu ve geriye kalan bölümdeki kaçınılmaz

iltihaplanmanın da yüksek ölüm olasılığı taşıdığını biliyorlardı. Uyuşturmanın ve kan naklinin bilinmediği o yıllarda, kopmamış ane­urysmleri tedavi ederken yapabildikleri en iyi tedavi şekli, bir bağırsak kirişiyle aneurysmin çevresini iyi­ce sarmaktı. Bu işlem, aneurysmin içinden kanın ak­masını engelliyor ve kanı pıhtılaştırıyordu, böylece kopma tehlikesi de ortadan kalkıyordu. Bağlanmış da­marın çevresinde bulunan damarlardaki dolaşım, has­talıklı kol ya da bacağın canlı tutulabilmesine bağ­lıydı ister istemez ve bu da çoğu zaman başarılamıyordu.

Aneurysm cerrahlığı 1920'lere dek, bunun ötesin­de bir gelişme sağlayamadı. Cerrahlar damardaki şişkin bölümü kesip atarak ve kesilen iki ucu yeniden birbirine dikerek, aneurysmlere doğrudan müdahale etmeye başlayınca, aneurysmin içindeki bütün pıhtı ve birikintiler ortadan kaldırılmış oldu. Ama bu ame­liyat çoğu zaman başarısızlığa uğruyordu, çünkü ge­riye kalan aneurysm duvarı genellikle çok hastalık­lıydı ve kopma ya da yeni aneurysm oluşumu kaçı­nılmaz oluyordu.

Bu yüzden tek doyurucu çözüm, aneurysmi bü­tünüyle kesip atmak ve yerine yeni bir parça eklemek­ti. Bu tekniğin geliştirilmesi için yirminci yüzyılın or­talarına dek beklemek gerekti. Ama bu teknik bir kez uygulanmaya başlanınca, bütün çağdaş atardamar cerrahisinin temeli atılmış oldu; kol ve bacak, böbrek ve bağırsakları, yürek ve beyin atardamarlarından aorta kadar hepsi bu teknikten nasiplerini aldılar. El­bette bütün bunlar gerçekleşmeden önce, damar de­ğiştirme ve parça ekleme uygulamaları keşfedilip ge­liştirilmek zorundaydı.

Emboli Nedir, Emboli Tedavisi

Bir kan pıhtısı, ya da seyrek olarak, kopmuş bir atheroma parçası, atardamardan geçerken, daralan bir noktada tıkaç oluşturursa, embolus (çoğul: em­boli) adını alır. Bu pıhtıların çoğu, yüreğin sol bölümünden gelir. Emboli Belirtileri Özellikle yüreğin atış ritmi aksadığında, sol kulakçık yetersiz kasılma nedeniyle tam boşalmaz ve pıhtılar oluşur, bu pıhtıların bir bölümü em­bolus olarak damarlara geçer.

Bir embolus, bir atardamarı tıkadığında, o dama­rın beslediği bölge yeterli kan alamaz, bu duruma ise haemia adı verilir. Tıkanmış damarın çevresindeki damarlar (collateral channels), bu eksikliği gideremezlerse rahatsızlık ağırlaşır, örneğin bir kol yada bacak atardamarı kapanırsa, kangren oluşabilir, beyin atar­damarının tıkanması inmeyle sonuçlanır. Bazen em­boli çok küçüktür ve aksayan yürekten bağımsızdır. Bu mikro-emboli, ağır isehamiaya yol açmaz, ama kü­çük atardamarları kapatabilir.


Toplardamarlardaki emboli, yüreğin sağ bölümün­den geçip akciğerlere,gider. Bunlara pulmonary em­boli adı verilir. Bu konu, toplardamar hastalıkları bölümünde ele alınacaktır.

Emboli Tedavisi

Geniş atardamarlardan embolinin erkenden sökü­lüp atılması genellikle yapılan bir işlemdir. Yaşlı ve hastalarda bile yerel uyuşturmayla az tehlikeli bir ameliyat kolayca gerçekleştirilebilmektedir. Kol ve bacak atardamarlarında ağır kapanmalara yol açan daha büyük embolilerin giderilmesi, Fogarty balloon catheter adıyla anılan parlak buluşla, büyük ölçüde kolaylaştırıldı. Bu aygıt, ucunda küçük bir balon bu­lunan uzun ve uygun bir plastik tüp (catheter)'ten olu­şur ve catheter aracılığıyla su şırınga edilerek balon şişirilir.

Balonun çeşitli boyda olanları vardır, şişkinken çapları üç-on milimetreye ulaşanları kullanılır daha çok. Örneğin bacaktaki bir emboli teşhis edildiğin­de, damar ameliyatla açılır, bu yer genellikle kasık olur. Fogarty catheter sönükken damarı tıkayan pıh­tının içine geçirilir, sonra balon şişirilir ve catheter, pıhtıyı da birlikte sürükleyerek geri çekilir. Embolectomy denilen bu işlem, aşağıya ve yukarıya doğru bir­kaç kez yinelenir, kan damardan düzenli olarak ak­maya başlayınca, bırakılır. Bu sade ve hızlı teknik, çoğu zaman yerel bir uyuşturmayla başarıya ulaşır, böy­lece yitirilecek bir kol ya da bacak kazanılmış olur. Ancak embolectomy, embolusun saptanmasından sonra birkaç saat içinde uygulanmalıdır. Çok ender olarak kırksekiz saatten fazla gecikildiğinde de ba­şarı sağlanabilmektedir. Bir embolus çıkarılıp atıldığında ona neden olan kaynak saptanmalı ve ileriki emboiiler önlenmeye çalışılmalıdır, örneğin düzensiz yürek ritmlerinin tedavisi yoluna gidilmesi gibi. Hastanın birkaç ay anti-coagulant ilaçlar alması da, olası embolilerin tehlikesini azaltmak bakımından yararlıdır. Bu ilaçlar, kanın pıhtılaşmasını belirli öl­çüde azaltırlar.


Raynaud Hastalığı, Raynaud Sendromu

Bu terim hastalıklardan oldukça yıpranmış küçük atardamarları tanımlamak için, ilk kez 1879'da, Parisli Doktor Maurice Raynaud tarafından teşhis edilmiştir. El ve parmaklardaki, bazen de ayaklardaki küçük kan damarlarında, şiddetli ve ani daralmalar (vaso-constriction) olur. Bu durum, genellikle bu organların soğuktan etkilenmeleriyle ortaya çıkar. Parmak­lar beyazlaşır, uyuşur, rahat hareket edemez. Bu nö­bet bir kaç dakika sürer, sonra giderek geçer. Eller önce mavimtrak bir renk alır (eyanosis) sonra her za­manki pembeliğine kavuşur. Ağır olaylarda nöbetler çok sık olur ve havanın soğuk olmadığı durumlarda bile görülerek yaşamı çekilmez hale getirir. Bu du­rum genç kadınlarda daha yaygındır.

Kanın koyuluğundaki (viscosity) değişmeler ve plateletlerdeki yapışkanlığın değişmesi, damar genişlemesini denetleyen sinirlerdeki olağandışı şiddetli tepkilerle en küçük atardamarların daralması; olay­da görülen değişikliklerdir. Ama yine de kesin neden bilinmemektedir.

Ancak, büyük çapta ve ağır biçimde seyretse bi­le, rahatsızlığın zararı büyük değildir; Chilblains (şiş­kin, kırmızı ve kaşıntılı yerler) kış aylarında yaygınlaşmasına karşın hiçbir zaman, damarlarda kangre­ne dönüşecek sürekli kapanmalara yol açmazlar. Da­ha ağır olan ancak daha seyrek görülen tip, parmaklardaki küçük damarlarda gerçek kapanmalara yol açar. Bunun nedeni, lifli dokuların birikmesi yüzünden ortaya çıkan tıkanmalardır.

Yüksek kan basıncı (Hypertension), Yüksek Kan Değerleri

En yaygın dolaşım hastalığı, yüksek kan basıncı­dır. Hypertension diye bilinir. Kan basıncı, sphygmomanometer denilen bir araçla ölçülebilir. Bu araçta bir cıva sütunu milimetrik olarak işaretlenmiştir. Ola­ğan systolic kan basıncı (yüreğin her vuruşunda en yüksek düzeyine ulaşır), 120-140 mm cıva sütunu yük-sekliğindedir ve (iki yürek vuruşu-arasındaki en dü­şük basınç olan) diastolic basınç, 70-80 mm arasın­da değişir. Kişiler arasında büyük farklılıklar göster­mesine ve yaş ilerledikçe yükselmesine karşın, 110 mm'lik bir diastolic basıncın, ya da biraz daha yuka­rısının, tedavi zorunluğu getirdiği genellikle kabul edi­lir. Ama daha düşük düzeylerde rahatsızlık ortaya çık­tığında, tedavi yine gerekebilir.

Yüksek kan basıncı, yüreğe, beyne, gözlere ve böbreklere zarar verebilir. Malignant hypertension adıyla bilinen, çok ciddi ve bazen hızlı ölüme yol açan bir yüksek kan basıncı türü, daha çok gençlerde görülen; ancak çok ender rastlanan bir durumdur. Yüksek kan basıncı olayları, atardamarlardaki değişmelerden — sertleşme ya da yaygın adıyla arteriosclerosis'den— kaynaklanır, ama hiçbir zaman belirli ve açık bir nedeni yoktur. Primary ya da idio-pathic hypertension adıyla bilinen türleri, çoğu zaman kalıtsaldır. Genellikle idrar söktürücü diuretic ve kan basıncını azaltan tansiyon düşürücü ilaçlarla tedavi edilirler. Bu hastalığa yakalananların yüzde onunda böbrekler, böbrek üstü bezleri ya da başka bezlerde rahatsızlık görülür. Kan basıncını düşürebil­mek amacıyla tedavi zorunludur. İlaç tedavisi dışın­da, kan basıncı yüksek olan kişiler, ruhsal bunalım­lardan kaçınmalı, yeterince dinlenmeli, aşırı şişman iseler kilo vermelidirler.

Dolaşım Sistemi Hakkında Bilgiler

Atardamar Hastalıkları; Damar Sertliği, Emboli, Raynaud Hastalığı

Atardamar Hastalıkları Belirtileri; İschaemia, Aneurysm, Atheroma

Atardamar Hastalıklarının Araştırılmasında Teknikler: Arteriography

Kalp Damar Hastalıkları Tedavisi ve Ameliyatsız Tedavis Yöntemleri

Toplardamar Hastalığı, Toplar Damar Tıkanıklığı ve Tedavisi

Lenf Dolaşım Sistemi, Lymphoedema Hakkında Bilgiler

Atardamar ve Toplardamar Hakkında Tıp Terimleri Sözlüğü

Dolaşım Sistemi Nedir, Dolaşım Sistemi Hakkında, Dolaşım Sistemleri

Londralı Doktor william Harvey'in, kan dolaşımıyla ilgili devrimci kuramını özetleyen ünlü kitabının ilk yayımı, 1628 yılına değin uzanır. Dolaşım sisteminin merkezinde, dört bölmeden (sol kulakçık-sol karıncık ve sağ kulakçık-sağ karıncık) oluşan yürek bulunur. Yürek, kanı vücuda iki yoldan pompalar: Birincisi, ak­ciğerlere doğru olan "küçük dolaşım", ikincisi ise vücudun geri kalan bölgelerine yayılan "büyük do­laşım".

İnsanda Dolaşım Sistemi, Küçük dolaşımda, Vücuttaki kan, toplardamarlar aracılığıyla yüreğin sağ kulakçığına döner. Daha son­ra sağ karıncıktan akciğer atardamarı aracılığıyla ak­ciğerlere pompalanır. Burada, içindeki karbondiok­siti boşaltıp, alyuvarlarına oksijen doldurarak temiz­lenir. Temizlenen kan, akciğer toplardamarı yoluyla, yüreğin sol kulakçığına gelir ve buradan da sol ka­rıncığa geçerek atardamarlar aracılığıyla vücudun her yanına pompalanır.

Büyük dolaşım, sol karıncıktan çıkan büyük atar­damar (aort) ile başlar. Aorttan, yüreğin kendisini kan­la besleyen atardamarlar ayrılır. Bir başka kol ise, bo­yuna, başa ve kollara gider. Aort, göğüsten aşağıya doğru yönelerek, omurganın önünden karın bölgesi­ne gelir. Buradan karaciğer, mide, dalak, böbrekler ve bağırsaklara yayılır. Göbek hizasında iki kola ay­rılarak bacaklara iner.

Atardamarlar vücuda yayıldıkça çapları giderek küçülür ve en ince oldukları zaman arterol adını alır­lar. Yayıldıkça küçülen ve incelen bu damar ağı, "kılcal" adı verilen çok küçük ve ince çeperli damar­larla son bulur. Dokulara besin ve oksijen aktarımı ile dokuların çıkardığı artık ve zararlı maddelerin toplanması bu kılcallar aracılığıyla olur.

Kılcallar, içlerindeki kirli kanı, venule adı verilen daha geniş damarlara geçirir, onlar da çapları daha geniş olan toplardamarlara boşaltırlar. Bacaklardan, omurga bölgesinden ve göğüsten gelen kan, alt ana toplardamarda; baş, boyun ve kollardan gelenler ise üst ana toplardamarda toplanır. Bu ikisi, yüreğin sağ kulakçığına girer ve böylece tamamlanan kan dola­şımı, ömür boyu tekrarlanır durur.

Atar ve toplardamarların çeperleri üç tabakadan oluşur: İntima denilen, içteki tabaka; ortada, media adı verilen esnek bir kas dokusu tabakası; adventia adı verilen, liflerle kaplı bir dış tabaka. Atardamarla­rın içindeki media tabakası, toplardamarlarınkine gö­re çok daha kalındır, çünkü yüreğin kasılması (vuru­şu) sonucunda kanın damarlara yaptığı basınca da­yanabilmesi gerekir. Atar ve toplardamarlar arasın­daki bir başka ayrım da, ikincilerin supaplara sahip olmasıdır; bu supaplar toplardamarın, görevini yeri­ne getirebilmesi, yani kanı sadece yüreğe doğru akıtabilmesi için gereklidir. Kol ve bacaklardaki kasla­rın kasılması, bu kaslar arasından geçen toplardamar­lara baskı yapar ve böylece kanın ileriye doğru akma­sına yardım eder. Buna da "kas pompası" denir