Biyolojik Tedavi, Toprak Tedavisi, Sülük Tedavileri

Bazı doğal biyolojik maddeler günümüzde hâlâ birçok tedavi­lerde geçerliliğini korumaktadır. Fakat doktorlar bu madde­leri bilimsel tıp maddelerine yardımcı olarak kullanmayı yeğ­lerler.

Yararlı toprak: Çeşitleri olmakla birlikte en tanınmışı açık kahverengi toz şeklinde olanıdır. Bu toprak, tüm akut ve kro­nik ağız, boğaz, solunum borusu iltihaplarının ve mide, bağırsak hastalıklarının, özellikle zehirlenmeler ile tifüs, ishal vb. hastalıkların tedavisinde 1-2 çay kaşığı kuru olarak ya da yarım bardak soğuk suya karıştırılarak alınır.
Ayrıca, gargara şeklinde de kullanılan iyileştirici özellikte­ki bu toprak ağız zarı iltihabında, dişeti kanamalarında, anjin ve difteri tedavisinde de uygulanır.
Kuru olarak yara ve kaşıntı yerlerine, egzamalara ekildiği gibi bulamaç haline getirilmiş şekilde diş apselerinin ve yara­ların iyileşmesinde etkilidir.

Kahve kömürü: Çekirdek kahvenin kömür haline gelince­ye kadar kavrulmasıyla elde edilen maddeye verilen addır. Kö­mür haline gelmiş bu kahve öğütülerek un kadar ince bir toz elde edilir. Bütün müköz zar iltihaplarında, soluk borusu ve ağız boşluğu iltihaplarında (bademcik iltihabı, difteri, anjin, bronşit), mide ve bağırsak kanalı hastalıkları (mide ve kalın­bağırsak nezlesi, ishal, tifüs, dizanteri ve baldır urları, basur memesi), iç hastalıkları (migren, gıda maddelerine karşı aşırı duyarlık) gibi hastalıklarda kullanılır.

Kullanılışı: Genellikle günde üç kez bir çay kaşığı olmak üzere biraz su ile karıştırılarak alınır. Bazı akut ve ağır has­talıklarda saat başı bir kahve kaşığı verilebilir. Nezlelerde bir çimdik kahve kömürü tozu buruna çekilir. Boğaz ve bademcik iltihaplarında kahve kömürü tozu ile gargara yapılır. Dişetleri iltihaplarında hafifçe nemlendirilmiş bir pamukla dişetlerine sürülür. Dış yaralara da bir miktar kahve kömürü tozu serpilir.

Sülük Tedavisi, Sülük ile Tedavi


Genellikle toplardamarlarla ilgili hastalıklar ve pıhtı oluşmasında sülükle tedavi yöntemi düşünüldüğünden çok daha basittir. Yüksek tansiyon, yerel iltihaplar, ortakulak iltihabı ve safrakesesi iltihabı gibi durumlarda da uygulana­bilir.

Sülük Nasıl Kullanılır, Tıbbi Sülük: Deri iyice sabunla temizlendikten sonra (alkol ya da eter kesinlikle kullanılmamalıdır) şifalı sülükler istenilen yere tutturulur. Genellikle sülükler birkaç saniye ya da dakika için­de deriyi keserek kanı emmeye başlarlar. 15-20 dakika içinde tamamen şiştikten sonra deriyi kendiliklerinden bırakarak dü­şerler. Sülüğün emdiği yerde oluşan minicik yara bir süre daha kanamayı sürdürür. Bu nedenle yara yerinin temiz bir tülbentle örtülmesi uygundur. Kanamanın anormal şekilde sür­mesi halinde yara yeri ya daha kuvvetli olarak sarılmalı ya da bir doktora başvurmalıdır. Bir defasında 1-10 sülük kullanıla­bilir. Sülüklerin işi bittikten sonra sirke içine atılarak öldü­rülür. Mikrop taşıma olasılığına karşı kullanılmış bir sülüğün bir daha kullanılması sakıncalıdır. Anemi gibi durumlarda da sülük kullanılmamalıdır.

Kuru Sıcaklık Tedavisi

Herkes, yaşamın temel koşullarından biri olan ısıya gereksin­me duyar. Organizma, besin maddeleriyle beslenen metaboliz­manın çalışması sayesinde ısı oluşturur. Isı, iyileştirmek ama­cıyla vücuda termofor ve fizik tedavisi gibi yollarla doğrudan verilir ya da soğuk su etkisiyle organizmanın ısı oluşumuna yönelmesi sağlanır. Fakat bazı soğuğa dayanıksız kişilerde ısı­nın vücuda dışarıdan ve doğrudan verilmesi yoluna gidilme­lidir ve bu işlem yapılırken ısı ölçüsünü kaçırmamalıdır.

Termofor: Ağzı su kaçırmayacak şekilde kapanabilen, las­tikten yapılmış torbaya verilen addır. Sıcak su torbası adı ile de anılan terfomor, yaklaşık 60 ısı derecesinde su doldurulduk­tan sonra bir beze sarılarak uygulanır.

Elektrikli yastık: Elektrikle ısınan ve üstü çıkartılıp yıkanabilen bez kılıfla kaplı olan elektrikli yastık, aşırı ısı verme­yecek şekilde üç ısı derecesine ayarlanmıştır.

Sollux lambası: Isı ve belirgin ışık saçan çok güçlü maden telli özel elektrik ampulüne verilen addır. Lambanın reflektörü sayesinde toplanan ışınlar vücudun belirli kesimine 20 santim uzaklıktan yansıtılır. SoIlux lambası yalnızca doktor yöneti­minde kullanılmalıdır. Kırmızı ampul ile kırmızı ışın tedavisi de yapılabilir. Kırmızı ışınlar beyaz ışınlardan daha az ısı ve­rirler, ancak kırmızı ışınlar derinin alt tabakalarına kadar da­ha iyi işleyebilmektedir. Yağlanmış, kremlenmiş deriye 10-15 dakika arasında kırmızı ışın verildikten sonra masaj yapılma­lıdır.
İyi geldiği hastalıklar: Nöralji, nörit, kulak iltihabı, sinü­zit, romatizmal durumlar ve egzama.

Fizyoterapi

Fiziksel yöntemlerle tedavi uygulaması anlamına gelir. Her tür­lü vücut hareketleri dışında çeşitli alet ve cihazlar kullanıl­maktadır. Fizyoterapi özellikle ameliyatlardan sonra çok önemlidir, çünkü vücudun normal çalışma gösterebilmesi için ameliyatlardan sonra fizyoterapi uygulaması gereklidir. Fiz­yoterapi ancak uzman doktorlar tarafından uygulanmalıdır.

Yapay Işın Tedavisi

Işınlama yöntemiyle tedavi anlamını taşır. Civa buharlı lamba morötesi (ültraviyole) ışınları veren en yaygın yapay ışın te­davi cihazıdır. Yapay ışın tedavisi cihazları, doğal güneş ışın­ları vererek deride oluşturduğu kimyasal değişimle D vitami­ninin açığa çıkmasını sağlar. Raşitizm adı verilen kemik has­talıklarında ve bu hastalığın önlenmesinde D vitamini çok ge­rekli olduğundan yapay ışın tedavisinin uygulanmasında bü­yük yarar vardır. Ayrıca, kansızlık, iştahsızlık ve zafiyet gibi durumlarda, habis ur ve kemik veremi tedavilerinde çok etkindir. Yapay ışın tedavisinin çok güçlü ışınlar yayması nedeniyle çok dikkatli uygulanması gereklidir.

Yapay ışın tedavisinin tekniği: Cihaz beş dakika kadar ısı­tıldıktan sonra çıplak olarak yatılmalı ve cihaz göbeğe tam dik gelecek şekilde ayarlanmalıdır. Böylece, tüm vücut ışınlardan yararlanmış olur. Gözler siyah bir gözlükle korunmalı ve ışın miktarı sarışınlarla kızıl saçlılarda diğerlerine oranla daha az olmalıdır. Işınlama önce bir metre uzaklıktan verilmeli ve uzaklık giderek elli santime kadar düşürülmelidir. Işınlama sü­resi 3 dakika ile başlatılarak 15 dakikaya kadar çıkartılmalı­dır. Seanslarda bu sürenin yarısını vücudun ön tarafının, yarısı­nı vücudun arka tarafının ışınlanmasında kullanmalıdır. Seans­lar arasındaki süre belirli olmalı ve tekrar başlandığında sü­reler giderek kısaltılmalıdır. Bütün seans süresi 4-6 haftayı geç­memeli, hafif kızarıklıkların dışındakiler dikkate alınmalıdır. Aşırı yanık oluşması, ateşli ve sinirsel durumların görülmesi halinde tedavi kürüne hemen son vermelidir. Zayıf ve sinirli çocuklara kür sirasmda kireçli ya da kalsiyumlu bileşikler ve­rilmelidir.

Mavi ışık: Sollux lambasından yararlanılabilir, yani sollux lambasına mavi bir ampul takılarak mavi ışık sağlanabilir. Ol­dukça soluk bir ışık vermesi nedeniyle mavi ışığın sinirleri ya­tıştırıcı etkisi büyüktür. Ayrıca, sinirsel nedenlerle oluşan ka­şıntılara çok iyi gelmektedir.

Camur Banyolari Toprak Camur Banyosu

Çamur Banyoları, Çamur Banyosu ve Toprak Banyoları

Çamur Banyo; Doğadaki jeolojik olaylar sonucu maddelerin suyla karışımın­dan oluşan bazı yörelerdeki çamurlar yaygın bir tedavi yönte­mi olarak birçok hastalıkların iyileştirilmesinde etkin bir rol oynarlar. Çamurlar kapsadıkları maddelere göre üçe ayrılırlar:

1. Organik asıllı çamurlar.
2. Büyük çoğunluğu mineral asıllı maddelerin oluşturdu­ğu çamurlar.
3. Tümüyle mineral asıllı çamurlar. Çamur banyolarının uygulandığı hastalıklar:
1. Kas, eklem ve sinir romatizmaları, hareket organların­daki hastalıklar.
2. Kadın hastalıkları, cinsel organların kronik iltihaplı hastalıkları, âdet düzensizlikleri.
3. İltihaplı hastalıkların iyileşme dönemleri. Örneğin, ak­ciğer ve karın zarı iltihapları.


Çamur banyoları tüberküloz, kansızlık gibi akut hastalık­larda ters etki göstermektedir. Kalbi ve dolaşım sistemini etki­lemesi yönünden, bu hastalıklardan şikâyet eden kişilerin ça­mur banyosu yapmaları sakıncalıdır.

Sağlık Banyoları, Sağlık Banyosu

Soğuk, ılık, sıcak, değişken ısılı ve ısının giderek arttığı ya da azaldığı banyolar olmak üzere çeşitli türleri vardır.

Soğuk su banyoları: Su ısısının 15 dereceden fazla olma­ması gerekir. Metabolizmayı ve sinir sistemini etkilemesi yö­nünden oldukça yararlıdır. Bu nedenle, aşırı şişmanlık, şeker hastalığı, eklem iltihabı ve romatizmal durumlarda başarıyla uygulanan bir tedavi yöntemidir. Ayrıca, kan dolaşımının dü­zenlenmesinde ve damar tıkanıklıklarında etkilidir. Soğuk ban­yolar vücudu dinçleştirir, ama yalnızca yerel uygulanan soğuk banyoların uyku getirdiği ve yorgunluğa neden olduğu saptan­mıştır. Soğuk duşların 4-20 saniyeden uzun sürmemesinde ya­rar vardır. Ayrıca, sabah yataktan kalkıldıktan sonra yapılan soğuk banyoların etkileri daha olumlu sonuçlar vermektedir.

Ilık su banyoları: 33-37 derece ısıdaki su ile yapılan ban­yoların kan damarlarım genişletici ve kasları rahatlatıcı etki­leri vardır. Bu nedenle ılık su banyoları felçlerde, kas tutul­malarında ve iltihaplarında, deri ve eklem iltihaplarında uygu­lanır. Sinirleri gevşetici etkisi nedeniyle, gece yapılan ılık su banyolarının uyku getirici niteliği bilinmektedir. Banyo süre­sinin 15-20 dakika arasında olmasına dikkat edilmelidir. Her banyodan sonra soğuk duş yapmalıdır. Uzun süreli banyolar­dan sonra dinlenmenin yararı vardır.

Sıcak su banyoları: Sıcak Su Banyosu Su ısısı 38 derecenin üstünde olan ban­yolardır ve etkileri soğuk banyolar gibidir.
Değişken ısılı banyolar: İki ya da üç ısı değişimi ile yapılır. Her banyo sıcak su ile başlatılır ve soğuk su ile bitirilir. Ilık su süresi 5, soğuk su süresi 10 saniye kadardır. Değişken ısılı banyoların etkileri sıcak ve soğuk banyolar gibidir, ama her iki banyonun yaptığı etkiden yararlanma olasılığı vardır.
Isının aşamalı olarak artırıldığı banyolar. Derideki kılcal damarların genişlemesi ile tüm kan dolaşımı etkilenmiş olur. Bu nedenle damar tıkanmalarında ve dolaşım düzensizliklerin­de etkilidir. Bu banyolarda ısı 35 derece ile başlar ve on daki­ka içinde ısı 38-40 dereceye kadar yükselir. Terleme başlayınca banyoya son verilmelidir. Bu banyonun sonunda da soğuk duş yapılması yararlıdır. Aşırı terleme durumlarında, hasta banyo­dan sonra yarım saat ile bir buçuk saate kadar dinlenmelidir. Banyo için kullanılan sulara doğal bitkilerden elde edilen ilaç­ların katılması ile banyo etkisinin artırılması olasılığı vardır. Böylece daha uzun süreli reaksiyon sağlanabilir. Doğal otla­rın yararları son derece büyüktür. Özellikle, yulaf otunun kaynatılmasıyla elde edilen suyun banyo suyuna katılması damar­ları çok az etkiler ve bu nedenle zayıf ve sinirli hastalara, ka­rın, böbrek ve idrar yolları hastalıklarında salık verilebilir.
Baş dışında tüm vücuda uygulanan banyolardan soğuk ola­rak yapılanlar aşırı şişmanlıklarda 5-10 saniye süreyle, sıcak olanlar ise 5-20 dakika süreyle çeşitli hastalıkların tedavilerin­de uygulanabilir.

Aşırı sıcaklıklardaki banyolar: Isı 39-41 dereceye kadar yükseltilir ve banyo tamamen doldurulur. Bu tür banyolar kli­nik ya da kaplıcalarda bir doktor yönetiminde uygulanmalıdır. Bu banyoların romatizmal durumlar, metabolizma bozuklukla­rı, böbrek ve sinir hastalıkları ve frengi gibi uygulama alan­ları vardır.

Yarım banyolar: Vücudun yalnızca alt bölümü göbeğe ka­dar suya sokulur. Soğuk olarak yapılan yarım banyolar kabızlık, gazlardan doğan sancılar ve karaciğer büyümesin­de etkin tedavi yöntemlerinden biridir. Yarım olarak uygula­nan sıcak banyolar çok enderdir. Ama yine de, ısısı artırılan yarım banyolar duyarlı ve zayıf bünyeli hastaların direnç ka­zanmaları ve kan dolaşımını artırması yönünden bilinçli ola­rak uygulanabilir.

Oturarak yapılan banyolarda su böbreklere ulaşacak ka­dar doldurulur. Sıcak, soğuk ve genellikle değişken ısıda ya­pılabilen bu tip banyolar tüm karın organları hastalıklarında başarıyla uygulanabilir.

Ayak banyoları: En etken olduğu yerler ve organlar idrar yolları, cinsel organlar ve kalınbağırsaklardır. Ayrıca, göğüs, boğaz ve baş da etki alanı içine girer. Sıcak ayak banyoları özellikle ısıtıcı olarak yerel iltihaplanmalarda, idrar yolları has­talıklarında, kalınbağırsak bozukluklarında, boğaz iltihapların­da, baş ağrısı ve migrende salık verilir.

Isısı artırılan ayak banyoları: Ateşli hastalıklar, damar sertliği, romatizma ve astım gibi hastalıkların tedavisinde ba­şarıyla uygulanabilir.

Kol banyoları: Kalpteki kan dolaşımını etkiledikleri için önemlidir. Soğuk olarak uygulanan kol banyoları el ve koldaki iltihaplı durumlara, kalbin sinirsel ya da organik hastalık­larına iyi gelir. Sıcak kol banyoları, lif doku iltihaplarında, angina pectoris; yani kalbi besleyen kalp damarlarının hastalık­larında yararlı olur.

Yüz (göz) banyoları: Yüz üç kez soğuk suya daldırılır ve gözler birkaç kez açılıp kapatılır. Yüz banyolarının görme gü­cünü artırması ve kirpik köklerindeki iltihaplı durumlara iyi gelmesi yönünden yararlan vardır. Sıcak yüz banyoları göz­lerdeki her türlü iltihaplı hastalıklarda yararlıdır.

Fırça banyosu: Vücudun 35-36 derece ısıdaki su altında kalan bölümü 5-10 dakika süreyle sert bir fırça kullanılarak fırçalanır. Tansiyon düşüklüğü ve dolaşım bozukluklarında uy­gun olmakla birlikte, yüksek tansiyondan ve deri hastalıkların­dan şikâyet eden hasta tarafından yapılmamalıdır.

Baldır banyoları: Ayakların bir kova içine doldurulmuş so­ğuk suya daldırılıp yarım dakika kadar tutulması çok rahatla­tıcıdır. Bütün vücut dinçleşir ve baldır kaslarının yorgunluğu alınmış olur. Çıplak ayakla karda ya da yerde yürümek de ay­nı etkiyi sağlar.

Buhar banyoları: Bu banyolar çoğu kez kısmi olarak ve bazı yararlı otlar banyo suyuna karıştırılarak 10-20 dakika sü­reyle yapılır. Buhar banyosundan sonra bir süre yatakta din­lenmeli ve ondan sonra soğuk suyla bir duş yapmalıdır. Ayaklara uygulanan buhar banyoları, ayak terlemesi, bal­dır krampları, güç iyileşen yaralar, romatizmal durumların te­davisinde uygulanan bir yöntemdir.
Ayrıca, idrar torbası, yumurtalıklar, karaciğer büyümesi, böbrek, safrakesesi ve bağırsak koliklerinde, âdet sancıla­rında vücudun belden aşağı bölgesine buhar banyosu uygu­lanabilir. Bu takdirde erkeklerin testis torbalarını bir bezle korumaları gerekir.

Başa uygulanan buhar banyosu: Bu banyo solunum yolları iltihaplarında, nezlelerde ve romatizmal durumlarda salık ve­rilir. Kronik kulak hastalıklarının bir tedavi yöntemi de kulak içine bir borucuk aracılığıyla uygulanan buhar banyosudur.

Duş Tedavisi, Duşlar ve Tedavi Amaçlı Kullanımı

Basınçsız ve soğuk su ile yapılan duşlar kan dola­şımının uzun süre etkilenmesini sağlar. Damar sertliği, yüksek tansiyon, kalp ve dolaşım bozukluklarının yanı sıra birçok hastalıklara iyi gelir, ancak ateşli hastalıklarda ve guatr has­talığında uygulanması sakıncalıdır.

Duş için gerekli araç-gereç: Duş için büyük bir çaydanlık ya da 2 santim çapında lastik bir hortum yeterlidir. Lastik hor­tumun ucu yukarı doğru tutulduğundan suyun bir el genişliği kadar yüksekten akması sağlanır ve böylece gerekli olan basınç­lı su elde edilmiş olur. Hortum, vücuttan 10-15 santim kadar uzakta tutulmalıdır. Basınçlı su önce omuzlara yarım dakika­dan iki dakikaya kadar akıtılır ve bu arada düzenli solunum yapılır. Duşlar soğuk ya da değişken ısılarda olmak üzere iki şekilde yapılır. Değişken su ısısı 10-15 ya da 3042 derece ola­rak ayarlanmalıdır.

Şimşek duşlar: Bu tip duşlar 4-5 metre uzaklıktan yapılır ve su hortumunun ucuna yarım santim çapında madenden yapıl­mış bir uç takılır. Su soğuk ya da değişken ısıda olabilir. Su­yun soğukluğu hissedilmediği zaman vücudun duyarlı bölge­lerinde sık sık acı duyulabildiği gibi kızartılar da görülebilir. Metobolizma bozukluğu, damar sertliği, ağır kalp hastalıkları ve kronik zafiyetlerde bu tür duş uygulanmamalıdır.

Diz duşları: Ayak küçük parmağından başlayarak ayağın üst kesimini izler ve bacağın ön tarafından dize kadar çıkar, bacağın dış yanından topuklara iner. Topukların çevresini dön­dükten sonra baldırlardan dizin arkasına ulaşır ve bu kez ba­cağın iç yanından aşağıya iner. Aynı işlem hem sağ hem de sol bacak için uygulanır. Diz duşları, idrar yolları hastalıkları, ya­tak ıslatmaları, basur, göz hastalıkları, migren, nezle, öksürük ve boğaz hastalıklarında çok etkili bir tedavi yöntemidir.

Kalça duşları: Kalça duşları vücudun üst bölümü giyi­nik olarak da uygulanabilir. Ayağın topuk bölümünden baş­lanır. Bacağın dış kemiğinden kalçaya doğru yükselir. Su kal­çada 10 saniye süreyle tutulur. Sonra uyluk kasının iç bölü­münden başlayarak bacağın iç kesiminden topuğa kadar indi­rilir. Bu kez ayağın üstünden başlayarak dizin üstünden kası­ğa kadar çıkartılır ve aynı işlem her iki bacağa da uygulanır. Felçler, romatizmalar ve siyatik hastalıklarında etkindir. Fakat böbrek hastalıklarında aksi etki yapabileceğinden uygulanma­malıdır.

Yarım duşlar: Kalça duşlarındaki sıra uygulandıktan son­ra, kalçanın yaklaşık bir karış kadar üstünden geçirilerek di­yafram boyunca yürütülür ve bir daire çizilip belden geçirilerek tekrar ön tarafa getirilir. Diz ve kalça duşlarının iyi geldiği hastalıklar dışında mide, bağırsak, karaciğer, safrakesesi ve şeker hastalıklarında etkilidir.

Kol duşları: Belden yukarısı çıplak kalacak şekilde soyun­duktan sonra hafifçe öne doğru eğilerek uygulanır. Kol duşu elden başlayarak kolun üzerinden omuza ulaşır ve su on sa­niye süreyle akıtılır. Sonra tekrar omuzdan başlayıp ele ka­dar dönülür ve aynı işlem sol kola uygulanır. Kol duşu, kol­larda bir tepki oluşuncaya kadar sürdürülür. Kol duşları ayakta olduğu gibi oturarak da yapılabilir. Bu tür bir duş kol ve eldeki kan dolaşımını hızlandırır. Sinirlerin yatıştırılmasında, kalp hastalıklarında, baş ağrılarında, baş dönmelerinde, bu­run ve boğaz hastalıklarında yararlıdır.

Vücudun üst bölümlerine uygulanan duşlar: Suyun omuz­lara doğru akabilmesi için hafifçe eğilmek gerekir. Öne doğru eğilirken baş geriye doğru bükülmelidir. Duş, sağ kolun iç bölümünden başlar, omuza çıkar ve elin üst kesimine döner. Tek­rar elden başlayan düş sağ kolun altından sol kolun iç bölü­müne geçer, yukarıya doğru hareket ederek koltuk altından göğüse ulaşır. Su bir sekiz yapacak şekilde göğüste dolaştık­tan sonra sırta geçer ve her iki tarafta belkemiğine dokun­madan küçük daireler çizer, reaksiyon görüldüğü takdirde sol kalçadan aşağıya doğru iner. Bu duşlar nezlenin ilerlemesini önlemek için, akut ve kronik bronşitlerde, akciğer zarı iltihap­larında, bronşiyal astımda, variste başarıyla uygulanır.

Sırt duşları: Sağ ayaktan başlar, sağ bacağın dış kesimin­den geçer ve kalçaya kadar uzanarak tekrar topuğa döner. Ay­nı işlem sol ayaktan başlayarak yapılır. Ayakların duşu tamam­landıktan sonra kalp bölgesi bir avuç suyla ıslatılmalıdır. Bu kez baldırın üst kesiminden başlayan duş sağ kola ulaşır, sağ koldan omuza geçer. On saniye süreyle su omuzun üzerine akı­tılır. Tekrar aşağıya doğru inerek uyluk kasma varır, yine ge­riye dönerek sol koldan omuza çıkar. Reaksiyon oluştuktan sonra sol ayak topuğunda biter. Sırt kaslarının zayıflığında, bel ağrılarında, sırt ağrılarında, bronşiyal astımda, aşırı şiş­manlıklarda yararlıdır. Sırt duşları her hasta tarafından istek­le uygulanmadığı için çok ender olarak salık verilir.

Yüz duşları: Su, kulakmemesinin altından başlayarak yüz­de bir çember çizecek şekilde dolaştırılır, sonra yüz iyice ku­rulanır. Sinirsel gerilimler, migren, göz yorgunlukları, diş ağ­rıları, pörsüyüp sarkan derilerde kan dolaşımını sağlamak için uygulanır.

Kulak duşları: Dışkulak kanalı pamukla tıkandıktan son­ra ve çoğu kez yüz duşu ile birlikte uygulanır. Göz zayıflıkları, saydam tabakanın dumanlanması ve göz felçlerinde salık ve­rilir.

Bütün vücut duşları: Sağ ayaktan başlayan duş baldırın dış kesiminden kalçaya yükselir, küçük bir kavisle döner, bal­dırın sol tarafından topuğa iner ve sonuçlanır. Sol ayaktan baş­layan duş baldırın dış kenarından kalçaya, kalça üzerinden üst bacağın arkasına iner ve oradan sağ ele geçer. Sağ elden baş­layan duş dirsek üzerinden omuza çıkar, hafif bir kavisle sır­tın sağ tarafından kalçaya iner ve bu kez sol ele geçer. Sol el­den başlayan duş kolun dış yüzünden omuza çıkar, enseyi do­laşır ve sırtın sol tarafından kalçaya, oradan da üst bacağın arkasına ulaşır ve son bulur. Bu kez duş sağ elden başlayarak kolun ön tarafından omuza çıkar, hafif bir kavisle sağ meme üzerinden uyluğa kadar iner. Uyluktan sol ele geçen duş, sol kolun ön yüzeyinden omuza çıkar, göğüs üzerinde birkaç zik­zak yapar ve sol meme üzerinden dize kadar inerek sona erer. Vücudun her iki tarafına uygulanan duş, bir reaksiyon görülünceye dek tekrarlanmalıdır. Bu duş türü, metabolizma bo­zuklukları ile aşırı şişmanlıkta uygulanan bir yöntemdir.

Su Tedavisi, Suyun Tedavi Amacıyla Kullanılması

Suyla yapılan çeşitli tedavi yöntemleri vardır. Suyun dolaysız ve en etkili temas ettiği yer deridir. Deriyle iç organlar ara­sındaki yakın ilişki ve kan dolaşımı ile sinir sistemi aracılığıy­la tüm organizmada suya karşı bir tepki görülür.

Suyla uygulanan tüm tedavi yöntemleri her şeyden önce kan dolaşımını hızlandırır. Suyun ısısı, tedavi edilecek hasta­lığın cinsine göre sıcak, soğuk ya da ılık olarak ayarlanır.


Suyun ısısı, soğuk olarak uygulanan tedavilerde normal, ılık tedavilerde 16-25 derece, sıcak tedavilerde 36-37 derece ve çok sıcak tedavilerde 38 derecenin üstünde olmalıdır. En etkili su tedavi yöntemi değişken ısılı suların kullanılmasıdır. Suyun ısısı giderek yükselen ısı derecelerine göre ayarlanmalıdır. Her sıcak ya da çok sıcak banyodan sonra ısınan vücudu üşütme­mek için soğuk duş yapılmalıdır.

Su Tedavi Genel kurallar: Banyo ısısı 18 derece olmalıdır. Bütün ya da kısmi vücut banyosu ve duşlar, bazı durumlar dışında, ye­meklerden bir iki saat önce ya da sonra yapılmalıdır. îki ban­yo arasındaki süre de yine bir iki saat olmalıdır. Her soğuk duş ya da banyodan önce vücudun sıcak olmasına dikkat etme­lidir. Gerekli vücut ısısı hafif idman hareketleri ya da yatak dinlenmesiyle sağlanabilir. Giysiler banyoya girmeden hemen önce çıkartılmalı, banyodan sonra da vücut ısısını kaybetme­mek için idman hareketleri yapmalı ya da yatak dinlenmesi uy­gulanmalıdır. Kadınlar, âdet süreleri içinde yalnız kısmi ban­yo ile yetinmelidir.

Silinme: Su ile tedavi yöntemleri içinde en hafifi silinme­dir. Silinmeyle kan dolaşımı harekete geçirilerek iç organların etkilenmesi sağlanır. Aynı zamanda tedavinin uygulandığı ki­şi de rahatlatılmış olur. 15-20 dakikalık aralarla tekrarlanan, bütün ya da vücudun üst bölümüne uygulanan silinmeyle ateş­li hastalıklar sırasında hiç zorlanmadan hastanın terlemesi sağ­lanır. Silinme, ateşli hastalıkların ve nezle durumlarının iler­lemesini önleyerek tedavi etmek amacıyla uygulanan bir yön­temdir.

Vücudun silinmesi: Baş dışında tüm vücudu kapsar. Silin­melerin hepsi ayakta uygulanmalıdır. Silme işlemi el parmakla­rının uçlarından başlar. Kol önce omuza, omuzdan parmak uç­larına, sonra yine omuza kadar silinir. Boyun ve boğaz silindik­ten sonra bu kez silme işlemi omuzdan başlayarak göğüsten ge­çer ve ayak parmaklarına doğru iner, tekrar yukarıya doğru çıkar ve göğüsün iç kesiminde son bulur. Aynı işlem vücudun silinmeyen tarafına da uygulanır ve en son ayaklar silinir. Ya­talak hastaların vücutlarının önce üst bölümleri, sonra bacak­ları silinmeli, silinmeyen bölgeler örtülmelidir.

Vücudun üst bölümünün silinmesinde silme işlemi elin üstünden başlar. Kolun önce dış kesimi omuza, iç kesimi omuz­dan parmak uçlarına, alt kesimi avuç içinden koltuk altına kadar silinir. Sonra göğüs ve sırt bölgesi omuzdan başlayıp aşa­ğı yukarı doğru hareketlerle silinmelidir. Bu silme yöntemi so­lunum yollarının akut ve kronik hastalıklarında, bronşit, akci­ğer zarı (plevra) iltihaplarında ve kalp zayıflıklarında uygu­lanır.

Vücudun alt bölümünün silinmesi kalçayı ve bacakları kapsar. Silme işlemi, ayağın üstünden başlayarak bacağın dış kesiminden kalçaya, kalçadan ve bacağın iç kesimi üzerinden topuklara, topuklardan da butlara kadar çıkarak tamamlanır. Bu yöntem varislerde, ayak soğukluklarında, idrar yolları ve id­rar torbası iltihaplarında, felçlerde, karın organlarındaki aşırı kan birikimlerinde uygulanır. Bölgesel silinme vücudun çeşitli bölgelerine uygulanır. Ek­lem romatizmaları, tüberküloz (verem), migren, nezle gibi has­talıklar için elverişli bir silme yöntemidir.

Güneş banyoları, Güneş Banyosu Tedavisi

Güneş ışınlarında bulunan morötesi ışın­lar canlı organizmayı büyük ölçüde etkiler. Yüksek yerlerde. ve öğle saatlerinde morötesi ışınların çok daha etkili olduğu saptanmıştır. Güneş banyosu yapmaya en uygun yerler deniz kenarları ve özellikle yüksek yaylalardır.

Güneş banyosunun ölçüsü: Doğrudan zararlı olacağı için güneş banyosunun süresi yavaş yavaş artırılmalıdır. Güneş banyosu yapılırken yaşlılık ve güneşe karşı duyarlık göz önün­de bulundurulmalıdır. Dağlık yerlerde bacaklardan başlayıp yavaş yavaş başa doğru giden güneş banyolarında başın, ense­nin ve gözlerin dik ve güçlü gelen güneş ışınlarından korun­ması gerekir. Yeteri kadar alman güneş banyoları vücuda can­lılık kazandırır. Baş ağrısı, gerginlik, uykusuzluk, bulantı ve kusmalar güneş banyosunun çok miktarda alındığına ilişkin ortaya çıkan belirtilerdir. Güneş banyosu sırasında, vücudu sık sık uygun bir yağla yağlayarak güneş yanıklarına karşı ön­lem almak gerekir.

Güneş banyoları zayıflık, kansızlık raşitizm, romatizma, kadın hastalıkları, egzama, kemik ve eklem tüberkülozları, güç iyileşen yaralar, eklem iltihabı ve siyatik gibi hastalıkların iyi­leşmesine yardımcı olur.

Buna karşın, guatr gibi bazı hastalıklar, uykusuzluk, he­yecan, yüksek ateş durumlarında ve akciğer tüberkülozunun belirli evrelerinde olumsuz yönde etki gösterir.

Hava banyoları, Hava Banyosu

Psikolojik tedavi yöntemlerinden ve ko­ruyucu önlemlerden biridir. Hava banyosunun etkisi, havanın ısısına ve koşuluna göre değişir. Hava banyosu genellikle çıp­lak yapıldığından her şeyden önce derinin çalışmasını etkiler. Vücut ısısının kaybını önlemek amacıyla her çeşit hareket (id­man, oyun, bahçe çalışmaları gibi) yapılması salık verilir.

Üşüme belirtileri görüldüğünde deri kuru bir fırça ile fır­çalanmalıdır. Uzun süren titremelerde banyo yarıda kesilme­lidir. Alışkın olan kişiler soğuk, yağmurlu ve rüzgârlı günlerde bile hava banyosu yapabilirler.

Soğuk mevsimlerde ilk banyolar ısıtılmış odalarda, sonra­ları açık havada yapılmalıdır. Yaz aylarında ilk banyoya açık havada 10-15 dakika ile başlamalı, süreyi yavaş yavaş 2 saate kadar çıkartmalıdır. Yapısı duyarlı olan kişiler hava banyosu­nu vücutlarının bir bölümüne uygulayabilir. Hava banyosu uy­kusuzluk, sinir ve vücut zayıflığı, kansızlık, metabolizma bo­zukluğu ve guatr gibi hastalıklarda yararlıdır.

Hava banyolarının olumsuz etkileri yoktur. Ateşli hastalar bile kan dolaşımını hızlandırma amacıyla yatak içinde kısa sü­relerle hava banyosu yapabilirler. Temiz hava ile tedavi günü­müzde giderek yaygınlaşmaktadır. Hastanın, yatağı açık pence­renin önüne çekilir, üstü sıkıca örtülür ve hava banyosu yap­ması sağlanır. Temiz havanın tüm organizmayı etkilemesiyle iştah ve uykuda düzelme görülür. Hava banyoları, akciğer ve solunum yolları hastalıklarında, kalp ve kan dolaşımı bozuk­luklarında başarıyla uygulanabilir.

Sağlık Banyoları; Fırça, Baldır, Buhar, Sıcak, Soğuk Banyolar

Çamur ve Toprak Banyoları

Hava Banyoları

Güneş Banyoları

Su Tedavisi, Suyun Tedavi Amacıyla Kullanılması

Duşlar; Şimşek, Kol, Kalça, Diz, Yüz, Yarım Duşlar

Kuru Sıcaklık Tedavisi; Termofor, Sollux, Termofor

Biyolojik Tedavi; Sülükler, Kahve Kömürü

Sargı Çeşitleri, Sargı Türleri

İlk yardımda yapılan acele sargı ve koruyucu sargı olmak üze­re iki çeşit sargı vardır.


Koruyucu sargılar: Yaraları mikroplardan korumak, dış kanamaları durdurmak, kan ve iltihabı çekmek ve dikiş yerle­rinin daha çabuk, mikroplanmadan iyileşmesini sağlamak için kullanılır.
Yaranın üstüne birkaç kat gazlı bez konulduktan sonra ya­ranın üstü sargı bezi ile sarılır. Sargı bezi sarıldıktan sonra uç kısmı uzunlamasına ikiye kesilerek bir düğüm atılır ve bağla­nır, ya da sargı bezinin ucu bir flasterle yapıştırılır. Hazır sargı bezi bulunmadığı takdirde temiz bir tülbent ya da mendil sar­gı bezi olarak kullanılabilir.

Sargı bezleri, Sargı Bezi Nedir

En çok kullanılan sargı bezleri, gazlı bez, rulo sargı bezi, be­yaz ve yumuşak pamuklu bez, üçgen sargı bezi, steril sargı bezi, selüloz bantlar ve su geçirme­yen sargılardır. Yaranın üstüne konulan birkaç kat gazlı bez yarayı soğuktan ve tozdan koruduğu gibi, ince ve delikli olduğundan, yaranın hava almasını sağlar, kanı ve iltihabı emer. Gazlı bezden tampon, kompres ve sargı yapılabilir.

Selüloz bantlar dayanıksız, ama iyi emici özelliği olan kâ­ğıt dokumalardır. Bu tip bantların yaranın üstüne doğrudan konulması sakıncalıdır.
Su geçirmeyen sargılar, hava ve su geçirmeyecek şekilde işlem görmüş pamuklu sargı bezleridir. Bu tip sargılar ıslak pansuman ve kompreslerle birlikte kullanılır.
Pamuklu bezden yapılmış üçgen şeklindeki sargı bezleri­nin çok çeşitli kullanım yerleri vardır.

Yaraların üstünde iplikçikler bırakması nedeniyle pamuk doğrudan yaraların üstüne konulmamalıdır. Yaranın üstü in­ce bir gazlı bezle örtüldükten sonra pamuk kullanılabilir.

Sargı kullanımı, Sargının sarılması: Sargının ucu sol elle, rulo bölümü sağ elle tutulur. Sargının ucu gazlı bezin üzerine gelecek şekilde parmak ucu ile tutulur. Sargı bezi sarılırken, rulo bir elden di­ğerine geçer. Sargı ne çok gevşek ne de çok sıkı sarılmalıdır. Sarma işi tamamlandıktan sonra sargının ucu ya bir flastere yapıştırılır, ya da ortasından uzunlamasına ikiye kesilip bir düğüm atılarak bağlanır. Sargının bağlantı yerinin yaranın üs­tüne gelmemesine dikkat etmelidir. Eğer sarılan sargılar tek­rar kullanılacaksa, çözüldüğü zaman yine rulo halinde sarıl­malıdır.

Acele sargı: Yaranın kapatılması için ortasında bir parça gazlı bez bulunan flasterle yapılan sargıdır. Ayrıca, kırıklarda kullanılan tahtaların sarılması da «acele sargı» olarak nitelen­dirilebilir.

Sargı şekilleri

Her sargı daima soldan sağa doğru sarılır. 'Sargıların aşağıda belirtilen şekilleri vardır:

Daire sargı: Bu sargı şeklinde sargı katlan birbirinin üstüne gelecek şekilde sarılır. Bu tip sargılar sağlamlaştırıcı ve koruyucu görev yapar.
Helezon sargı: Her sargı katı diğerinin yalnız yarısını ya da üçte ikisini kaplayacak şekilde yapılan sargı şeklidir. Sargının daima eşit kalınlıkta yapılmasına dikkat edilir.

Başak sargı: Helezon sargıya benzer. Ancak bu sargı şek­linde, sargı bir düz bir ters sarılır. Sargı arkadan düz gelirken ön tarafta katlanarak tersi döndürülür ve sargıya devam edilir.

Kaplumbağa sargı: Eklemlerin sarılmasında uygulanır. Bi­rinci kat eklemin altından başlayarak yapılan sargıdır. Sargı katları birbirinin üstüne paralel gelecek şekildedir ve son kat eklemin üstüne gelir.

Sekiz sargı: Eklemlerin sarılmasında uygulanan bir sargı şeklidir. Sargı bezi bir sekiz çizecek şekilde sarılır.

Baş sargısı: Baş sargıları en güç sargılardır. Başın sarıl­ması için kullanılacak sargı bezi çok enli olmamalıdır. Eğer kulaklar, gözler, burun ve ağız yaralı değilse açıkta bırakılma­lıdır. En kolay baş sargısına «kasket» adı verilir.

Baş sargısı için resimde görüldüğü gibi iki taraflı rulo ya­pılmış sargı bezi kullanılır. 1. rulo sol, 2. rulo sağ elle tutulur ve sargıya alından başlanır. Sargı alından enseye doğru sarılır ve ensede sargı ruloları el değiştirerek 1. rulo sağ, 2. rulo sol ele geçer. Sol eldeki 2. rulo başın etrafından dolanıp alna gelirken, sağ eldeki 1. rulo 2. rulonun üzerinden bir çapraz yapa­rak başın ortasından alna gelir. Başın ön tarafında sargı rulo­ları tekrar el değiştirir. Bu kez, sağ eldeki 2. rulo alından geçip başın çevresini dolanarak enseye giderken, sol eldeki 1. ru­lo, 2. rulonun üzerinden çapraz yaparak başın üstünden gelen sargının hemen yanından arkaya doğru gider ve sarma işi beş kez tekrarlanarak tamamlanır.

Göz sargısı: Çoğu zaman tek taraflı olarak yapılır. Göz çu­kuru gazlı bez ve pamuk ile kapatılır. Sargı bezi alından başla­yarak başın çevresinde bir çember yapar ve başın arka kısmın­dan gelen sargı alından ve kulakmemesinin altından geçerek başın arkasına doğru sarılır. Bu işlem sarılan göz tarafındaki kulağı kapatacak şekilde beş kez tekrarlanır. Son sargı katı yine başın çevresinde bir tur yapar ve bağlanır.

Kulak sargısı: Önce kulak kepçesi gazlı bez ve pamukla ka­patılır. Sargı bezi alından başlayarak başın çevresinde bir dai­re yapacak şekilde yedi kez döndürülür ve sekizinci kat tekrar birinci katın üzerinden geçirilerek bağlanır.

Burun sargısı: Yaklaşık 30 cm. uzunluğundaki bir sargı bezinin her iki ucu uzunlamasına 8-10 santim kadar ikiye ke­silir. İki kesik ucun ortasında 10 cm. kadar bir parça kalır. Bu parça, gazlı bez ve pamukla örtülmüş burnun üstüne yerleş­tirilir. Sargının iki üst ucu kulağın altından, iki alt ucu kula­ğın üstünden geçirilerek arkada bağlanır.

Çene sargısı: Burun sargısında kullanılan bir sargı hazır­lanır. Orta parça çeneye yerleştirilir. Sargı bezinin üst uçları kulakmemesinin altından geçirilerek ensede, alt uçları şakak­lardan doğru geçerek başın üstünde bağlanır.

Boyun sargısı: Alından başlayıp enseden dönerek alnın çevresinde bir kat sarılan sargı enseden göğüse iner, koltuk altından geçip sırtı dolaşır, diğeri koltuk altından geçerek bo­yun bölgesine gelir ve boynun çevresine sarılır.

Göğüs ve karın sargısı: Enli sargılar kullanılarak daire ve helezon şeklinde yapılır. Soluk alışverişi sırasında kayabilece­ğinden sargı katları flasterle birbirlerine yapıştırılmalıdır.

Omuz sargısı: Kusursuz bir omuz sargısını gerçekleştirmek oldukça güç bir iştir. Omuz sargısına omzun boyunla bir­leştiği yerden başlanır. Sargı bezi göğüs üstünden, sonra kol­tuk altından geçirilerek, giderek düzleşen bir helezon sargı şek­linde sarılır. Sargı, gerektiği takdirde kolun üst bölümünü de içine alabilir. Omuz sargısının kaymasını önlemek için kol bir üçgen askıya alınabilir.

Dirsek sargısı: Dirsek, 90 derece bükülü durumdayken kap­lumbağa sargısı şekli uygulanır. Sargı önkoldan başlayarak dirseği serbest bırakıp üst kola geçer, son bir iki kat da dirseği sarar.
El sargısı: Üçgen sargı bezi kullanılır. El, parmaklar üç­genin bir ucunu gösterecek şekilde sargının üstüne konur. Üç­genin parmaklar tarafındaki bölümü elin üstüne katlanır. Son­ra sağ ve sol uçlar elin üstüne katlanarak düğümlenir. Bilek bölümünde kalan fazla parça düğümün üstüne katlanarak sar­gı tamamlanır.

Parmak sargısı: Bilekten başlayarak yaralı parmağa doğ­ru uzanan sekiz şeklindeki sargı yapılır. Çoğu kez, parmağın yalnız yaralı ucunun sarılması yeterli olabilir.
Ayak sargısı: Ayak tarağından başlayarak bileğe doğru yükselen başak sargı şekli uygulanır. Bileğe sarılacak son kat­tan sonra düğüm yapılır.

Üçgen sargılar: El, ayak sargıları için kullanıldığı gibi omuz askısı yapmak için de kullanılır. Evde her zaman üçgen sargı bulunmayabilir; ama çocuk bezleri, peçeteler ya da eşarp­lardan hemen bir üçgen sargı hazırlamak mümkündür.

Omuz askısı: Üçgen sargıyla yapılır. Üçgenin bir ucu kol­tuk altının hemen üstünde kalır. Üçgen sargının gövdesi gö­ğüsten sarkar ve kol bu parçanın içine alınarak üçgenin diğer ucu kaldırılıp koltuk altının hemen üstünde bırakılan uçla bağ­lanır. Düğümün daima omzun ön tarafında yapılmasına dikkat etmelidir. Ensede yapılacak düğümler enseye basınç yaparak rahatsızlık verebilir.

Sargının açılması: Sargılar açılırken, yaranın açılmaması­na dikkat etmelidir. Yapışmış sargı bezleri, üzerine damlatı­lacak oksijenli su ile yumuşatılmalıdır. Doğrudan yaranın üze­rine konmuş olan gazlı bezin mümkünse çıkarıldıktan sonra yakılarak yok edilmesi uygundur. Sargı bezi tekrar kullanıla­caksa, yıkanır, ütülenir ve tekrar rulo halinde sarılır.