Veba Nedir, Veba Salgını Hastalığı

Güney Asya ülkelerinde yaygın olarak görülen bu hastalık, kimi zaman salgınlara neden olur (Çok ender olarak ülkemize güney sınırlarımızdan ya da deniz yolu ile gelebilmek­tedir). Hastalığın nedeni Pasteurella pestis adlı bir mikroor­ganizmadır. Genellikle hastalık fare, pire, tahtakurusu ile ve insandan insana bulaşır.

Veba Belirtileri ve Süreci: Veba hastalığının birkaç türü vardır ve bu nedenle belirtileri değişim gösterir. Genellikle veba has­talığının etkeni olan Pasteurella pestis, lenf yollarına girerek iltihaplı bir ur oluşturur. Hıyarcık vebasında (hıyarcıklı veba) kasıktaki şişlik­ler başlıca belirtidir. Kasık, koltukaltı ve boyun lenf bezlerinde şişkinlik görülür. Daha sonra deri döküntüsü olur. Bu tür veba son derece öldürücüdür. Akciğer vebasında hastalık et­keni akciğerlerde ürer ve bronkopnömoniye neden olur. Öksü­rük ya da aksırıkla hastalığın yayılma olasılığı büyüktür. Meningo-ansefalit vebasında mikroplar beyin zarlarında çoğalır ve oldukça ağır seyreder.
Zehirli vebada ise, bulaşma lenf bezlerinin şişmesine fırsat bırakmadan kanda büyük bir hızla yayılır.

Veba Tedavisi: İlaç tedavisidir. En etkili ilaçlar sülfonamitler ve streptomisinlerdir. Hastaya bol sıvı, yatıştırıcı ve organizma­yı canlandırıcı ilaçlar verilir. Serum ilk gün uygulandığı tak­dirde değerlidir. İlk on beş saat içinde hastalık teşhis edilmiş­se kurtulma oranı yüksektir, aksi halde ölüm kaçınılmaz olur.

Korunma: îlk önlemlerin başında temizlik koşulları gelir. Hastalar mutlaka ayrılmalıdır. Hastalık yayıcı olarak bilinen fare, pire ve tahtakurusu gibi aracılar temizlenmelidir. Fare­lerle özellikle mücadele şarttır. Aşılama yoluyla kesin bir ba­ğışıklık sağlanamaz, ama uygulanmasındaki yarar küçümsene­mez.

Tekrarlayan Ateş Nedir

Özellikle bit ve kene­lerle insanlara geçebilen bir spiroket hastalığıdır. Genellikle tropikal bölgelerde rastlanır (ülkemizde çok enderdir). Te­davi görmeyen vakalarda ölüm oranı yüzde 40, tedavi edilen vakalarda ise yüzde 5 oranındadır.

Kuluçka devresi: 5-7 gün.

Tekrarlayan Ateş Belirtileri: Herhangi bir akut hastalık başlangıcı gibi belir­tiler gösterir.

Süreci: Ateş, ilk nöbette 4-5 saat sürdükten sonra düşer ve 2-3 gün sonra yeniden yükselir. Böylece değişken bir ateş tab­losu kimi zaman 10 gün kadar sürebilir. Tekrarlayan ateş nö­betleri bir krizle sonlanır. Nöbetten sonra hastalık geçer. Has­talığa yakalanan organlar olarak beyin, karaciğer ve dalak sa­yılabilir. Kalp zarı ve damarlar da etkilenir. Sinirsel yan etki­ler de görülebilir. Sarılık, taşikardi, hipotansiyon, kalp yetmez­liği ve karaciğer yıkımına da rastlanabilir.

Tekrarlayan Ateş Tedavisi: Dinlenme, kalori ve vitamin yönünden zengin gı­dalar verilmeli ve diğer bulaşıcı hastalıklara uygulanan ilaç te­davisi uygulanmalıdır. Miyokardite bağlı hipotansiyon ve kalp yetmezliği durumlarına karşı çok dikkatli olmalıdır. Kılcal da­marların deri altına kanaması olasılığına karşı (trombosit azlı­ğı) aspirin ve salisilatlar kullanılmamalıdır. Çok ender yan etki olarak dalak yırtılması görülebilir. Bu durumun da dikkate alınması gereklidir. Belirtilere göre tedavinin yanı sıra bir de hastalığa özgü tedavi uygulaması vardır. Spiroketlerin antibi­yotiklerle yok edilmesi sırasında daima ters bir tepki görülebi­leceğinden daha zayıf antibiyotiklerin kullanılması yeğlenmelidir.
Bitlerle geçen tipi, penisiline duyarlı olduğu halde, kene­lerle bulaşan tipi, penisiline karşı duyarsız olabilir.


Korunma: Hastaların ayrılması ve temizlikle birlikte bit­lerin ya da kenelerin yok edilmesi yönünde olmalıdır.

Kolera Nedir, Kolera Hastalığı Hakkında

Uzak Doğu'da ve Güney Asya'da her zaman görü­lebilen (insanlarda daima var olan) Asya kolerası henüz Asya dışına çıkmamıştır, ama El Tor kolerası, yani parakolera Av­rupa ülkelerinde (ve yurdumuzda) zaman zaman salgın halde görülebilmektedir. Ölüm oranı Asya kolerasında yüzde 50, parakolerada ise yüzde 5 oranındadır.

Kuluçka devresi: 2-5 gün.

Kolera Salgını Belirtileri: Birinci devrede hafif ishal ve kusma, tuz kaybı sonucu kol, bacak ve karın kaslarında şiddetli kramplarla be­lirlenir. Yüksek ateş olduğu halde deri soğuk ve morumsu renktedir. Nabız hafiftir. Su içme isteği ile ortaya çıkan bol miktarda su içilmesi, vücut sıvısını tuz yönünden daha da in­celtir ve adale kramplarının şiddetlenmesine yol açar. Birinci devre 3-12 saat sürer. İkinci devrede vücut tamamen soğur; de­ri kuru, buruşuk ve morumsu renklidir. Kan basıncı düşük ve nabız çok hafiftir. Kramplar dayanılamayacak şiddettedir. Bu durum hastayı çökertir ve sonuç ölüm olabilir.

Süreci: Hasta saatte bir litre sıvı kaybeder. Aynı zamanda kanda asit-baz dengesi bozulur. Genel durum bozuktur ve has­tada zatürree belirebilir.

Kolera Tedavisi: Kaybolan su ve tuzun tamamlanması yönünde bir tedavi uygulanmalı, potasyum tamamlanması yapılmalıdır. Ko­lera mikroplarının öldürülmesinde tetrasiklin çok etkilidir. Ya­tak dinlenmesinin yanı sıra hastaya bol sulu ve vitaminli gıda­lar verilir.


Korunma: Kolera aşısı ancak birkaç ay süreli bir bağışık­lık sağlayabilir. En etkin korunma yöntemi yiyecek ve içecek­lerin temizliğine çok dikkat etmektir. Bütün kolera vakaları ayrılmalıdır. Kolera hastalığı atlatıldıktan sonra hastanın kul­landığı bütün eşyalar dezenfekte edilmelidir. Yiyecekler potas­yum permanganatlı suyla dezenfekte edildikten sonra kullanıl­malı ve ellerin temizliğine dikkat etmelidir.

Amipli Dizanteri Nedir, Çocuklarda Bebeklerde Amipli Dizanteri

Bu tip dizanteriye en çok tropikal bölge­lerde rastlanmakla birlikte Akdeniz ülkelerinde de görülebilmektedir. Amipli dizanteri tek hücreli mikro-organizmalar ta­rafından bulaşır. Bulaşık yiyecek, su ve sineklerle de insanlara geçer. Mikro-organizmalarm kaynağı insandır, çünkü bu has­talık hayvanlarda görülmez.

Kuluçka devresi: Birkaç gün ile birkaç hafta arasında de­ğişir-

Amipli Dizanteri Belirtileri: Sümüksü, balgamlı ve kanlı ishal hastalığın en açık belirtilerindendir. Hastalık ateşsiz, karın ağrısı ve iştah­sızlıkla başlar.

Süreci: Bağırsaklarda yıllarca etkisiz olarak kalabilen mik­roorganizma günün birinde apseleşmeye neden olabilir. Dışkı jöle kıvamında ve sümüklüdür. Birçok durumlarda karaciğer apselerinin oluşmasına neden olur. Hastalığın kronik seyri has­tayı halsiz düşürür.

Amipli Dizanteri Tedavisi: Amiplere karşı en etkili ilaç emetine'dir. Enjeksi­yon olarak verilen emetine zehirli olduğu için hastaya yatak dinlenmesi verilmelidir. Genellikle tetrasiklinli ilaçlar da amip­li dizanteride başarıyla kullanılmaktadır.

Korunma Yolları: Tuvaletlere sineklerin girmesini önlemelidir. Amipli dizanteriden kuşkulanıldığı zaman meyve, salata ve çiğ sebzelerin yenmesinden kaçınmalıdır.

Uyku Hastaligi Nedir Etkeni Tedavisi

Uyku Hastalığı Nedir, Uyku Hastalıkları

Uyku Hastalığı Etkeni; Tripanosoma cinsi bir organizmanın etken olduğu tropikal bir hastalıktır. Genellikle çeçe sinekleri (Böcek) tara­fından bulaştırılır.

Kuluçka devresi: 2-3 hafta.

Uyku Hastalığı Belirtileri: Hastalığın uzun süren gizli bir dönemi vardır. Erken dönemde vücut ısısı dönümlü olarak yükselir, dalak ve lenf bezleri şişer, bacaklarda şişme görülür. Bu be­lirtiler yaklaşık üç yıl kadar sürer. Bu dönemden sonra has­tada titreme nöbetleri başlar. Yüz ifadesi anlamsızdır, konuş­mada yavaşlama belirtileri baş gösterir. Daha sonra hasta gi­derek hareketsizleşir. Genel bir halsizlik durumu vardır. iştah hiç yoktur ve hasta giderek zayıflar. Vücut ısısı normalin çok altına düşer. Ölümden kısa süre önce hasta artık yerinden hiç kalkamaz ve sürekli uyku halinde komaya girer.


Uyku Hastalık Tedavisi: Erken teşhis edildiği takdirde ilaç tedavisi uygula­masıdır. Geç teşhis vakanın ağırlaşmasına neden olacağından tedavi uzun sürebilir.

Sıtma Hastalığı Nedir (Malarya Hastalığı)

Sıtma Hastalığının daha çok bilinen diğer adı malaryadır.

Tropikal ve subtropikal ülkelerin salgın hastalıklarından biridir (bugün Türkiye'de hemen hemen tamamen ortadan kaldırılmıştır. Bu nedenle de karşılaşılan va­kalar oldukça seyrektir). Sıtma, plazmodyum parazitinin etken olduğu bir hastalıktır. Sıtmaya neden olan dört tip plaz­modyum vardır: P. vivax, P. ovale, P. malariae ve P. falciparum. Bu parazitlerin hepsinin de alyuvarlar içinde üreyen trofozoit ve şizontları bulunur. P. falciparum dışında, diğer üç pa­razitin ikincil, alyuvarlar dışı doku hücrelerinde geçen yaşam dönemleri vardır. Alyuvarlar dışı yaşam dönemi sonucu sıtma tekrarlayabilmektedir.

Sıtma Mikrobu, Plazmodyumlar sivrisineklerle sporozoit halinde hastadan sağlam insana geçer. Kan nakli ve hastalık yoluyla da bu­laşabilirler. Plazmodiler plasentadan fetüse geçip tehlikeli ola­bilirler. Tropikal bölgeden dönen kişide görülebilecek ateşli bir hastalıkta, ateşle birlikte olan komada sıtmayı da düşün­mek gerekmektedir.

Kuluçka devresi: 10-14 gün.

Sıtma Hastalığı Belirtileri: Baş ağrısı, titreme, terleme ve kollarla bacak­larda ağrılar.

Seyri: P. malariae'nin etken olduğu sıtmada, etken orga­nizmalar, karaciğere gelişlerinden 8 gün sonra gelişmiş hücre şeklinde kan dolaşımına katılır ve evrim 72 saat sürer. Orga­nizmalar hem karaciğerde hem de alyuvarlarda ürerler. P. Vivax ve P. Ovale'nin etken olduğu sıtmada, gelişmiş hücreler 8. günde karaciğerden çıkarak kana karışırlar ve her 48 saatte bir alyuvarlardan ayrılırlar. Ancak, etken organizmaların hep­si birden karaciğeri terk etmezler ve eşeysiz üreme sürüp gider. P. falcifarum'un neden olduğu sıtma, «habis sıtma» adını alır ve en tehlikeli sıtmadır. Karaciğere yerleşen organizmaların tümü birden 6. günde gelişmiş hücre halinde kan dolaşımı­na geçerler. Organizmaların gelişimi her zaman olmadığı için aktif hücrelerin alyuvarlardan ayrıldıkları zaman ortaya çıkan ateşli dönemler düzensizdir. Organizmalar, hastalığın herhangi bir evresinde kitleler halinde beyin, omurilik, akciğerler ve böbreküstü bezlerinin kılcal damarlarını tıkayabilirler. Bu ne­denle ani ölümler ortaya çıkabilir. Ağır sıtma vakalarında en tehlikeli yan etki karasu hummasıdır. Nedeni kesinlikle belli değildir. Hastalık ani alyuvar yıkımı ile kendini belli eder.

Sıtma Tedavisi: Belirtilere yönelik ve hastalığa özgü olmak üzere iki tip tedavi uygulanmaktadır. Belirtilere yönelik tedavide nö­betler sürdüğü takdirde kesin dinlenmek gerekir. Terlemeler­de çamaşırlar değiştirilmeli, titreme nöbetlerinde hasta ısıtıl­malıdır. Ateşli dönemde hastanın diyeti hafif, ama kalorisi yüksek olmalıdır. Kusma, ishal, adale ağrıları ve baş ağrısı için hastalık belirtileri yönünden önlemler alınmalıdır. Ayrıca, yan etkiler de dikkate alınmalı ve hasta dikkatle izlenmelidir.


Hastalığa özgü tedavide, yüzyıllardan bu yana sıtmaya kar­şı kullanılan kinin bugün için eski önemini kaybetmiş, yerini sentetik sıtma ilaçlarına bırakmıştır. Etken organizmaların yal­nızca bölünmüş hücrelerine etkili olan kinin, akut nöbetleri bastırıp kandaki organizmaları parçaladığı halde hastalığa et­kili olamamaktadır. Bu nedenle, hastalık sık sık tekrarlayabilmektedir. Kinin tedavisi sırasında baş dönmesi, kulak çınla­ması, bulantı ve çarpıntı görülebilir. Bazı kişilerde ise kinin allerjik reaksiyonlara neden alabilir. Bugün için sıtmaya karşı kullanılan en yararlı sıtma ilacı atebrindir. Bununla birlikte bazı etken organizmaların bu ilaç'a karşı bağışıklık kazandığı görülmüştür. Organizmaları henüz kan dolaşımına katılmadan alyuvarlarda eşeysiz üreme yaptıkları sırada öldüren ilaçlar vardır ve çok etkili olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, karaciğer­de yaşayan P. vivax ve P. malariae'leri öldürerek hastalığın tek­rarlanmasını önleyici ilaçlar da bulunmaktadır.

Korunma: Sıtmanın aşısı ya da koruyucu serumu yoktur.

Hastalık genel olarak sivrisineklerle taşındığı için sivrisinek­lerle mücadele, bataklıkların kurutulması, büyük su birikinti­lerinin ilaçlanması, evlerde DDT uygulanması, sıtma mevsim­lerinde cibinlik kullanılması, sıtma vakalarının öncelikle teda­visi, sıtmalı bölgelere gidenlerin ya da bir süre o bölgelerde yaşayanların koruyucu ilaçlar alması gibi önlemler alınmalı­dır. Koruyucu ilaçların sıtma nedeni organizmanın sivrisinek­lerde üremesini önleyici etkileri de vardır.

Toksoplazmoz Hastaligi Nedir

Toksoplazmoz Hastalığı Nedir

Yeni tanınan ve Orta Avrupa'da çok sık rastlanan bir hastalık türüdür. Mikrop kaynağı özellikle kedi­ler, köpekler ve kuşlarla diğer memeli evcil hayvanlardır. Ge­be kadınlar için oldukça tehlikeli sayılan bir hastalıktır. Fetüse bulaştığı takdirde sonuç ya ölü doğum ya da düşüktür. Ço­cukta genellikle körlüğe, spazmlara ve hidrosefaliye yol açar. Ayrıca, karaciğer, dalak ve akciğerlerde de yıkım görülür.

Toksoplazmoz Belirtileri: Çocukta doğmalık olarak bulunan hastalık protozonları göz iltihapları, beyinde kireçlenme gibi durumlarla ortaya çıkar. Üstelik, beyin zarı iltihaplanmalarına yol açabi­lir. Büyüklerde kronik ya da akut halde seyrederek beyin, kalp, akciğerler, bağırsak, göz vb. organlarda görülebilir. Bir­çok durumlarda hastalık büyüklerde gripal bir hastalık şeklin­de belirtiler gösterir ve üzerinde durulmaya değecek bir bo­zukluk bırakmaz.

Tedavisi: Çocuklar büyüklerden daha çok zarar görürler. Aptallık ve körlük çok sık rastlanan bozukluklar ara­sındadır. Yalnızca sülfonamit tedavisi uygulanır.

Korunma Yolları: Gebe kadınlar çiğ et yememelidir. Kedi, köpek ve kuş gibi hayvanlardan uzak durulmalıdır. Ev kedileri, mik­robu taşıyabileceği için sokağa çıkartılmamalıdır.

Ruam Hastalığı Hangi Hayvanlarda Görülür

Çoğunlukla at, katır ve eşek gibi hayvan türlerinde görülen ve kimi zaman insanlara da geçebilen bulaşıcı bir hastalıktır. Genellik­le veteriner, hayvan bakıcıları ve laboratuvar personelinde gö­rülür. Mikropların giriş yeri genel olarak deridir. İç organlar­da da görülebilir.

Kuluçka devresi: 3-5 gün.

Ruam Hastalığı Belirtileri: Akut ruam ateş, baş ve vücut ağrılarıyla bir­likte birdenbire başlar. Mikroplu deri bölgesinde sayısız ap­seler oluşur. Kimi zaman lenf bezleri de etkilenir. Kronik ruam hastalığı yıllarca belirli ısıda eklem ve organ ağrılarıyla apse­ler oluşturarak sürebilir.

Ruam Tedavisi: İlaç tedavisi sayesinde ölüm oranı çok düşük­tür. Organ ruamında teşhis güç olduğu için çok dikkatli bir araştırma ve tedavi uygulanmalıdır.

Şarbon Nedir (Antraks), Şarbon Hastalığı

Şarbon Hastalığının Tıp Dilindeki adı Antrakstır. Şarbon basilleri inek, koyun, at gibi hayvanlar arasında öldürücü salgınlara yol açarlar. Hastalık insanlara hayvanların yünü, eti ve derisi ile bulaşır. Hayvanlar­la doğrudan temasla bulaşma olasılığı da fazladır. Veteriner, kasap ve çiftçilerde çok sık görülen bir hastalıktır. Hastalığın asıl vatanı Avrupa ve Ön Asya'dır. Şarbon iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılabilir. Dış şarbon derideki çatlak ve yaralarla bulaşır, iç şarbon ise hasta hayvanın yününden uçuşan sporların solunumu ya da etinin yenmesi ile bulaşır.

Kuluçka devresi: 2-3 gün.

Şarbon Hastalığı Belirtileri: Mikroplar yüzde 95 oranında deriden girerek dış şarbonu oluştururlar. Mikropların genellikle yerleşme mer­kezleri yüz, eller, kollar ve bacaklardır. Önce ortasında siyah bir leke bulunan kırmızı bir kabartı oluşur. Daha sonra bu ka­bartı yayılarak patlar, iltihap akıtır ve üzeri siyah bir kabukla örtülür. Çevresindeki dokular belirgin bir şekilde şişer. Has­talık başka kabarcıkların oluşmasıyla yayılır. Gastro-enterit (mide-bağırsak iltihabı) enfeksiyonu şarbon sporlarının solunumuyla oluşur. Hastalık teşhisi oldukça güçtür, hatta kimi zaman olanaksızdır. Kusma ve ishalle birlikte görülen bağırsak şarbonuna pek ender rastlanır.

Şarbon Tedavisi: İlaç tedavisi sonucu hastalığın öldürücü etkisi bü­yük oranda kaybolur. Antibiyotik tedavi oldukça etkindir. Hastanın uzun süre hareketsiz yatması ve dinlenmesi gerekli­dir. Ameliyat gerekmez. Hastalık ve ölüm halinde gerekli sağ­lık kuruluşlarına bilgi verilmesi zorunludur.

Korunma Yolları: Şarbondan ölen hayvanların üzerine kireç dö­külür. Şarbonlu bölgelerdeki hayvanlar aşılanır. Aşıyla aktif bağışıklık sağlanabilir.

Tularemi Hastaligi Nedir Tedavisi

Tularemi Nedir, Tularemi Hastalığı

Ön planda kemirgenlerde (tavşan, fare, sincap vb.) öldürücü nitelikte olan bu hastalığın etkeni Pasteurella Tularensis'tir. Hastalık hayvanlardan doğrudan temasla geçe­bildiği gibi sinek ve kenelerle de taşınabilir.

Kuluçka devresi: Ortalama üç gün.

Tularemi Hastalığının Belirtileri: Hastalık birdenbire hızla yükselen ateş, şid­detli baş ağrısı, kırıklık, bulantı, kusma ve ishalle ortaya çı­kar.

Süreci: Pasteurella Tularensis yeri saptanamayan genel mikroplanmalara neden olduğu gibi, deride, gözde, akciğerler­de, ve sindirim yolunda da yerelleşebilir. Dış tularemide bulaş­manın başladığı yerler eller, gözler ve ağızdır. Buralarda önce küçük bir kabarcık oluşur, sonra ur şeklinde büyüyerek par­çalanır. Bulaşma yeri nedeniyle bu bölgelerdeki lenf bezleri şişer ve ağrır. İç tularemi ise, akciğer tüberkülozu ya da bağır­sak nezlesine benzeyen bir seyir izler. Böylece, vücuttaki tüm lenf bezleri şişip ağrıyabilir. Ateş durumu çok değişkendir. Ço­ğu kez kızamığa benzer deri döküntüleri ateşi izler. Tedavi edil­meyen hastalık 2-4 hafta sürer. En sık görülen yan etkisi lenf bezlerinin iltihaplanmasıdır.

Tularemi Hastalığı Tedavisi: Ölüm oranı ilaç tedavisi nedeniyle oldukça düşük­tür. İyileşme kimi zaman aylar sürebilir. Antibiyotikler aracı­lığıyla hastalığın tedavisinde büyük aşamalar sağlanmıştır» Lenf bezlerinin iltihaplı durumlarında cerrahi tedavi gereke­bilir.

Korunma Yolları: Hastalık ve ölüm halinde sağlık kuruluşlarına bilgi verilmesi gereklidir. Salgın durumlarında hastalık yapan hayvanların yok edilmeleri zorunludur.

Trişinoz Hastalığı Nedir

İyi pişirilmemiş domuz eti ya da domuz etinden yapılmış sosis, salam gibi yiyeceklerle bulaşan trişin adındaki domuz parazitlerinin oluşturduğu bulaşıcı bir hastalıktır. 3-4 mm.'lik trişinler bağırsak duvarlarına gömülerek yaşarlar ve dişileri embriyonlarını kan ve lenf damarlarına vererek tüm vücuda yayarlar. Vücuda yayılan kurtçuklar kasların içine yu­valanırlar.

Trişinoz Belirtileri: Trişinli etin yenmesinden 1-3 gün sonra bulan­tı, kusma, karın ağrısı ve ishal gibi belirtilerle ortaya çıkar. Ateş 38 dereceye kadar yükselir. Bazen birinci haftada bazen de üçüncü ve dördüncü haftalarda tifüs hastalığına benzer bir devre başlar. Ateş bu kez 41 dereceye kadar yükselir. Nabız hızlanır, tansiyon düşer. Trişinlerin yuvalandığı kaslarda şiş­me, sertlik ve ağrılar görülür. Daha çok istemli hareket eden kaslarla, diyafram, karın, göz, gırtlak ve dil kaslarında görü­lür. Adalelerde şiddetli ağrı olduğu için hastalar kımıldamadan yatarlar. Bundan başka gözlerin ve yüzün şişmesi hastalığın ti­pik belirtileri arasına girer. Ayrıca, hastada baş ağrısı, uyku­suzluk, susuzluk duygusu ve terleme vardır.

Seyri: Hastalığın seyri yenmiş olan trişinli etin miktarına bağlıdır. Hafif vakalar çabuk iyileşir. Ağır seyreden vakalar­da ölüm oranı yüzde 30 civarındadır. Koşullara göre hastalık aylarca sürebilir. Çocuklarda hastalık daha etkin bir şekilde seyreder. Hastalık sonucu kalp kasları iltihabı, kan dolaşımın da düzensizlik ve akciğer veremi oluşabilir.

Trişinoz Tedavisi: Belirli ilaçlarla tedavi henüz olanaksızdır. Ancak, belirtilere göre tedavi uygulanmalıdır. Etin trişinli olduğu sap­tanır saptanmaz mide ve bağırsakların temizlenmesi ve özel maddelerle yıkanması yararlı olabilir.Korunma: Etlerin çok iyi kontrol edilmesi gereklidir. En küçük bir kuşkuda eti 100 derece ısıda pişirmekte yarar var­dır. Tütsü ve tuzlama, etlerde bulunan trişinlerin öldürülmesini sağlamaz.

Weil Hastaligi Leptospiroz Nedir

Weil hastalığı (Leptospiroz Nedir)

Nefrit, yüksek ateş, sarılık, adale ağrısı, karaciğer ve dalağın büyümesiyle belirlenen bu­laşıcı bir hastalıktır. Hastalık etkeni fare, domuz, köpek ve sı­ğır idrarından bulaşabilen Leptospira İoieronaemorrhagiae ad­lı bir spirokettir.
Kuluçka devresi: 5-14 gün.

Belirtileri: Ateş, sarılık, titreme, kusma, adale ağrısı, ileri derecede halsizlik.

Seyri: Birinci haftanın sonunda sarılıkla birlikte idrarda kan ve albümin görülür. Karın ağrısına deride oluşan ufak te­fek kanamalar eşlik eder.

Weil Tedavisi: Penisilin hastalık spiroketine son derece etkilidir. Ancak, hastalığın ilk dönemlerinde görülebilecek karaciğer, böbrek ve beyin yıkımı için ayrıca önlemlerin alınması zorun­ludur.

Tifus Nedir Lekeli Humma Hastaligi

Tifüs Nedir (lekeli humma), Tifüs Hastalığı

Halk dilinde lekeli humma olarak bilinen tifüs, İnsana bitlerle bulaşan bir hastalık­tır. Bu nedenle eskiden çok kalabalık toplumlarda ve savaş sı­rasında askerler arasında görülürdü.

Kuluçka devresi: 5-21 gün.

Belirtileri: Sırt, kol, bacak ve baş ağrısı, titreme ve ateş.

Süreci: Hastalığın beşinci gününde «dut döküntüsü» adı ve­rilen deri döküntüsü görülür. Döküntü gövdeden kol ve bacak­lara yayıldıktan sonra ikinci hafta içinde kaybolur. Ateş 40 de­recenin üstüne çıkar, ikinci haftanın sonunda çok ani olarak düşer. Hastalık akut damar iltihabına neden olur. Hastalığa başka organlar da katılır. Damar iltihabı özellikle beyni, böb­rekleri, deriyi ve kalp kasını etkiler.

Tifüs Tedavisi: Tüm ağır ve bulaşıcı hastalıklarda uygulanan te­davi aynı şekilde uygulanır. Tam yatak dinlenmesi verilir. Yi­yeceklerin sulu ve kalori yönünden yüksek olmasına dikkat edilir. İlaçlara vitamin de eklenmelidir.Korunma: Bitle mücadele edilmelidir. Hastalar ayrılmalı ve bitlerden temizlenmelidir. Bitin ısırdığı yer kaşınmamalı, alkolle temizlenmelidir. Aşılama yoluyla aktif bağışıklık sağ­lanması mümkündür. Tifüs aşısı birer hafta ara ile üç dozda yapılır ve her yıl uygulanan 1 ml.'lik dozla bağışıklık süresi uzatılır.

Dang Hastaligi Belirtileri Tedavisi

Dang Hastalığı

Hayvanların hastalanmasına neden olan Brucella abortus mikro-organizmasmm neden olduğu bir has­talıktır. İnsanlar için bulaşıcı kaynak daima doğrudan temas ya da yiyecek maddeleriyle hastalığı bulaştıran evcil hayvan­lardır. İnekler, hastalığı doğrudan temasla insanlara geçiren başlıca evcil hayvanların arasındadır. Bu nedenle veterinerler, hayvan bakıcıları, celepler ve aşçılar bu hastalığa en çok ya­kalanan kişiler arasında yer alırlar. Fakat hastalık süt ve et gibi yiyecek maddeleri ile de insanlara bulaşabilir. Hastalığın insandan insana geçtiği hemen hemen hiç görülmemiştir. Has­talığın vücuda giriş kapıları deri ve mide-bağırsak kanalıdır.

Dang Belirtileri: Birdenbire ya da yavaş yavaş başlayan ateşle birlikte görülür. Ateşle birlikte bol bol terleme vardır. Çoğu zaman ishal durumu da ortaya çıkar. Ateşli ilk devre 2-3 haf­ta sürer. İkinci ay içinde ateş dönümlü olarak düşer ve yükse­lir. Böylece hastalık iki yıl kadar sürer. Buna rağmen hastanın genel durumu iyidir. Bazen hastada kansızlık görülür.

Süreci: Yan etki olarak kulak altı bezlerinde, erbezlerinde, atardamarlarda, akciğer zarında, iliklerde ve kalp kaslarında iltihaplanmalara yol açar. Gebe kadınlar sık sık idrara çıkar­lar ve dolayısıyla hastalık düşüğe neden olabilir. Eklemlerin romatizmal durumu yanında göz iltihabı, menenjit ve sinir il­tihapları gibi yan etkilerine de rastlanır. Hastalık hiçbir belirti göstermeden de seyredebilir.

Dang Hastalık Tedavisi: Karışık antibiyotik tedavisi uygulanır. Hastanın ayrılması gerekmez. Hastalıkta ölüm oranı her ne kadar azsa da, ölüm olduğu takdirde durum gerekli sağlık kuruluşlarına bildirilmelidir. Korunma: Hastalık görüldüğü zaman hastalıklı hayvan­ların yok edilerek ahırların temizlenmesi gereklidir. Hastalık kuşkusu olan durumlarda süt mutlaka kaynatılarak içilmelidir.

Mantar Hastaligi Aktinomikoz Nedir

Mantar Hastalığı (Aktinomikoz Nedir) Hastalık Yapan Mantar

Mantarların neden olduğu hastalıklar; Genellikle hastalık yüz ve boyun bölge­sinde ortaya çıkar, çoğu kez ağız yoluyla bulaşır. İnsanda gö­rülebildiği gibi hayvanlarda da görülebilir, ama etken olan mantar türü değişiktir.

Hastalık Mantarları Belirtileri: Çene ile boyun bölgesinde şişkinlik ve bir sü­re sonra hem içten hem de dıştan iltihaplı akıntı.

Süreci: Ortaya çıkan şişkinlikler iltihaplı bölgeler oluştu­rurlar. Hastalık karaciğer, ince bağırsak ve akciğerler gibi or­ganlara da yayılabilir.

Tedavisi: Genellikle bakteriyolojik araştırmalardan sonra teşhis konabilir. En etkin tedavi penisilin uygulamasıdır. Ge­rektiği takdirde cerrahi müdahale ile iltihap akıtılmalıdır.

Karaciger Sirozu Siroz Hastaliklari

Karaciğer Sirozu, Karaciğer Siroz Hastalıkları

Kronik alkol zehirlenmesi, salgın sarı­lık, kronik safra yolları hastalıkları, sıtma ve frengi, kronik bulaşıcı hastalıklar, kan hastalıkları yetersiz beslenme gibi çe­şitli kronik hastalıkların son aşamasında karaciğer sirozu ortaya çıkar. Bulaşıcı kronik hastalıklar karaciğer dokusunun yıkımına neden olur. Yıkılan dokunun yerine bağdokusu (fib-röz doku) oluşur. Karaciğer sirozu çoğunlukla 40-60 yaşların­daki erkeklerde görülür.

Karaciğer Sirozu Belirtileri: Sindirim bozuklukları (hafif bulantı, iştahsız­lık ve gaz) gerçek belirtilerin (sarılık, karında su toplaması, giderek artan kilo kaybı) ortaya çıkmasından önce görülen şikâyetlerdir. Derinin rengi karasarıdır. Çoğu kez hemoroid-lerde kanama olabilir.
Seyri: Hastalık çok uzun süre devam edebilir. Karında şişkinliklerin görülmesinden 3-5 yıl sonra hasta ölür. Karaciğe­rin yeterli çalışmaması ya da bu arada ortaya çıkabilecek bu­laşıcı hastalıklar (zatürree, tüberküloz, karın zarı iltihabı) has­tayı ölüme götürür.

Karaciğer Sirozu Tedavisi: Protein yönünden zengin bir diyet uygulanmalı ve bol miktarda karaciğeri besleyici vitaminler verilmelidir. Alkol kesinlikle yasaklanmalıdır. Diyetin fazla yağlı olmamasına özel­likle dikkat edilmeli, hastaya kızartma yiyecekler verilmemeli­dir. Yatak dinlenmesi mutlaka gereklidir. Ödemli hastalarda tuz miktarı kısıtlanmalıdır. Eğer varsa, bulaşıcı hastalık anti­biyotiklerle kontrol altına alınmalıdır.

Sarılık Nedir, Bebeklerrde Çocuklarda Sarılık Hastalığı

Ölmüş alyuvarlardan (eritrositlerden) ayrışan he­moglobinin bir yıkım ürünü olan bilirübin boya maddesinin birikimiyle deri ve dokuların sararmasıdır. Hemolitik, obstrüktif (tıkanıklık) ve hepatik olmak üzere üç tip sarılık vardır.

1. Hemolitik sarılık: Dolaşımda çok sayıda alyuvar yıkımı sonucu oluşacak bilirübin karaciğer tarafından bağırsağa tü­müyle atılamaz. Fazla bilirübin dolaşıma katılınca deri ile do­kularda birikim olur.
2. Obstrüktif sarılık: Bu tip sarılıkta safra yollarının her­hangi bir nedenle tıkanıklığı sonucu (safra taşları, tümör vb.), safra bağırsağa atılacağı yerde tekrar kan dolaşımına katılır.
3. Hepatik sarılık: Bu tip sarılık, karaciğer hücrelerinin hastalanması ya da karaciğerin herhangi bir hastalığı sırasın­da karaciğer hücrelerinin şişmesi nedeniyle karaciğer içindeki küçük safra kanallarının tıkanması sonucu oluşur. Sarı hum­ma, fosfor, kloroform, karbon tetraklörür vb. zehirlenmelerin­de karaciğer hücreleri yıkıma uğrar ve bu hücrelerdeki bilirü­bin serbest kalarak dolaşıma katılır.
Burada söz konusu sarılık, yaygın sarılıktır. Herhangi bir sarılık vakasında öncelikle akut virüslü hepatiti düşünmek ge­rekir.

a) Bulaşıcı hepatit virüsü (Hepatit Sarılık) (Tip A,MS1) hastaların dışkısıy­la kirlenmiş maddelerin ağız yoluyla alınmasıyla bulaşır. Sağlık koşulları tam olmayan bölgelerde zaman zaman salgınlara yol açar. Kuluçka devri 1-7 haftadır.

b) Serum hepatiti virüsü (Tip B,MS2) kan nakli, aşı, en­jeksiyon, diş çekilmesi, dövme yaptırma, kan aldırma, hatta cinsel ilişkiyle bulaşır. Kuluçka devri 60-160 gündür.

Sarılık Belirtileri: Hemolitik sarılıkta dışkının rengi koyu, idra­rın rengi normaldir. Obstrüktif sarılıkta, dışkının rengi kil ren­gine yakın sarılıktadır ve bilirübin proteine bağlı olmadığın­dan, böbrekler tarafından atıldığı için idrarın rengi koyudur.

Hepatik sarılıkta, iştahsızlık, bulantı, kusma, özellikle ka­raciğer bölgesini kapsayan gerginlik hissi ya da ağrı, yüksek ateş, baş ve eklem ağrıları ve çok seyrek olarak da döküntü şeklinde ortaya çıkan belirtiler vardır.

Süreci: Bütün sarılıklarda bilirübin birikimi nedeniyle deri ve dokuların rengi sarıdır. Hastalık ilerledikçe sarılığın rengi koyulaşır ve dışkının rengi açılır. Kandaki bilirübin miktarı giderek artar.

Sarılık Tedavisi: Etken olan nedenin tedavisine yöneliktir. Tedavi­de genel olarak antibiyotik kullanılmaz ve diyetle dinlenmeye önem verilir. Hastaya alkol, kızarmış balık, baharlı ve yağlı yiyeceklerin dışında her şey verilebilir. Başlangıçta hasta iştah­sız olduğu için meyve suları, çorbalar, kompostolar, süt ve tü­revleri verilir. İştah düzeldiği zaman normal diyete geçilir. Özel bir dayanıksızlık olmadıkça yumurtanın verilmesinde bir sakınca yoktur. Hastalık tamamen iyileştikten sonra kızartma­lar yenebilir. Alkol, ancak hastalığın geçişinden itibaren altı ya da bir yıl sonra alınabilir. Yatak dinlenmesi mutlaka gerek­lidir. Hastalık seyrine göre dinlenme süresi kısaltılıp uzatılabi­lir. Sarılık uzarsa, hastaya, A, D, vitaminleri, kalsiyum glükonat verilmelidir. Safra kanallarındaki herhangi bir tıkanıklık ameliyatla giderilmelidir.

Fıtık Nedir, Ameliyat Fıtık, Fıtık Ağrısı

Bir organın tamamının ya da bir bölümünün nor­malde içinde bulunduğu vücut bölmesinden dışarı çıkmasıdır. Fıtık kapısı, fıtık torbası ve fıtık maddesi olmak üzere üçe ay­rılır. Doğmalık ve sonradan kazanılan fıtıklar vardır. Meslekle ilgili çalışmalar (yük kaldırma, taşıma, üfleme), idrar zoru, kuvvetli öksürük, kanama hastalığı oluşturan nedenlerdir. Yüz insandan 2-7'sinde fıtık görülebilir.

Fıtık HastalığıTehlikeleri: Yiyecek birikmesi, iltihap ve yapışma. Yapı­şıklıkların belirtileri şunlardır: Hastalıkta gerileme görülmez, ağrı ve gerginlik hissi vardır. Kabızlık, kusma, soğuk terleme ve halsizlik olur.

Göbek fıtık: Göbek kordonunun kesilmesinden sonra ke­silen göbek kordonu göbek çevresiyle birleşmezse küçük ço­cuklarda göbek fıtığı oluşur. Bağırma ve ıkınma gibi etkenler göbek fıtığının oluşumunu kolaylaştırır.

Fıtık Belirtileri Hakkında: Göbekte bir fındık ile yumurta büyüklüğü ara­sında değişen şişlik olur. Özellikle, bu durum bağırma ve ıkın­ma sırasında görülür.

Fıtık Tedavisi: Önce göbeğin iki ucu birleştirilerek bir flasterle yapıştırılır, sonra sarılır. İki yaş civarında ameliyat gerekir. Büyüklerde, sık doğum yapan kadınlarda ve şişmanlarda gö­rülür. Ağır vakalarda ameliyat edilmesi şarttır.

Kasıkta Fıtık: Karnın erbezi torbasına geçiş noktasında doğ­malık bir zayıflık vardır. İçinde bağırsak ya da yağlı zarımsı do­ku bulunan karın zarından oluşmuş bir kese, gelişim sırasında erbezlerinin iniş yolu olan, kasık kanalına iner ve kasık fıtığını oluşturur. Genellikle sonradan oluşan kasık fıtığında, kasık ka­nalı bölgesi kaslarındaki bir zayıflıktan ötürü, bağırsaklar ya da omentum dışarı doğru bir şişkinlik yapar. Bu şişkinlik de karın kaslarının daha çok gevşemesine yol açar.

Belirtileri: Öksürük ve ıkınma sonucu kasık bölgesinde şiş­kinliğin oluşması ve ağrı.

Tedavi: Ameliyattır. Ameliyat edilemeyen vakalarda fıtık bağı kullanılır. Fıtık bağının gerekli etkiyi gösterip gösterme­diğini anlamak için sık sık doktor muayenesinden geçmelidir.
Femoral fıtık: Genellikle kadınlarda çok sık rastlanır. Bu­rada fıtık, kasık bağlarının altındadır ve üst bacak bölgesine doğru iner.
Belirtileri: Kasığın biraz alt kesiminde şişkinlik.


Tedavi: Ameliyattır. Bu tip fıtıkta fıtık bağı, kayabileceği için uygun değildir.

Apandisit Nedir, Apandisit Ameliyatı

Apandisit Nerededir? İncebağırsakla kalınbağırsağın birleştiği yerin alt tarafında kalan yedi santim uzunluktaki bağırsak parçası olan körbağırsağın apandis adı verilen 7-12 santimlik, içi boş çıkıntısının iltihaplanmasıdır. Apandisit bir bakteri iltihabıdır. Apandisit 10-30 yaşları arasında çok sık görülür.

Apandisit Belirtileri: Göbek çevresinde ağrı vardır. Daha sonraları hafif ateşle birlikte ağrı karnın sağ alt bölümüne iner. Sindi­rim güçlüğü, kabızlık ya da ishal görülür. Hastanın sık sık kus­ması olağandır. Ağız ve dilde kuruluk olması nedeniyle hasta iştahsızdır.

Apandisit Hastalığı Sonrası: Bütün karın bölgesi, özellikle karnın sağ alt bölgesi duyarlıdır. Hafif ateş süreklidir. Pelvis kemiğinin çok duyarlı olması önemli bir bulgudur. Apandis patladığı takdirde tüm belirtiler şiddetlenir (Apandisit Patlaması). Karın ön duvarlarında sertleşme olur. Ay­nı zamanda ateş yükselir ve hastada bir çeşit şok hali belirir.


Apandisit Tedavi: Ameliyattır. Ameliyatın olanaksız olduğu hallerde hastaya yatak tedavisi, antibiyotikler, sıvı gıda rejimi uygulanır. Karın zarı iltihabı olasılığında hemen ameliyat gereklidir. Ancak apse oluşuyorsa, apsenin boşaltılabilmesi için yerelleşmesini beklemek gerekmektedir.

Kabızlık Nedir, Çocuklarda Bebeklerde Kabızlık Hastalığı

Herhangi bir ateşli hastalık sırasında görülebi­len birkaç günlük kabızlık önemli değildir, çünkü bu tür kabız­lığın nedenleri ateş, dinlenme ve hiçbir şey yememektir. Mutlak kabızlık bağırsak tıkanmasının sonucu olabilir. Diyetteki bir değişiklik, bağırsak iltihabı ve bozuklukları başlangıçta ishal, sonraları da kabızlık yapabilir. Bu takdirde, kısmi kabızlık söz-konusudur. Kabızlığın en sık rastlanan nedeni, zaman azlığın­dan ya da sancıdan ötürü dışkılamayı geciktirmektir. Çocukta görülen Hirschprung hastalığı ve ihtiyarlıktaki genel çökün­tü hali de kabızlık nedenlerindendir.

Kabız Belirtileri: Rektumda gerilme ve bunun doğurduğu rahat­sızlık hissi, karında dolgunluk.

Kabızlık Tedavisi: Kabızlığın tedavisi nedene yönelik olmalıdır. Kabızlık için Genellikle fazla sıvı ve selüloz alınmalıdır. Sürekli müshil almak bağırsakları tahriş edeceğinden sakıncalıdır. Yaşlı ve çocukta kronik kabızlık, kalmış sert dışkıların rektumu tahriş etmesin­den ötürü ishale neden olabilir. Gliserinli ya da zeytinyağlı ha­fif bir lavmanla bağırsakların temizlenmesi uygun olur.

Bebeklerde Çocuklarda İshal, İshal Hastalığı Nedir

İshale, midede oluşan etkenler neden olurlar. Ço­ğu kez mide ile bağırsaklar birlikte hastalanırlar ve bu durum­da, mide-bağırsak üşütmelerinden söz edilir. Uzun süren ishal­lerde kolera, tifo, dizanteri gibi bulaşıcı hastalıklar göz önün­de bulundurulmalıdır. İshaller, başka hastalıkların belirtisi olabilir. Örneğin, tüberküloz, septisemi, böbrek yetmezliği, guatr, her çeşit zehirlenmeler, safrakesesi hastalıkları ve ruh­sal bunalımlar (korku, sevinç vb.) da ishale yol açabilen etken­ler arasında sayılabilir. Fakat ishallerin çoğu sindirim yolları­nın iltihaplar, yiyecekler ve zehirlenmelerle harekete geçirilme­si sonucu ortaya çıkar.

İshal Belirtiler: İncebağırsak kökenli ishaller sarımsı renkli ve ağrısız olur. Buna karşın kalınbağırsak kökenli ishaller sümüksü, kimi zaman kanlı ve iltihaplı olur. Çok ağrılıdır (kolik). İshalle birlikte kusma ve ateş görülür. Aynı zamanda, gribe benzeyen belirtiler ortaya çıkar. Hastalık, yaklaşık olarak bir­kaç saat gibi kısa bir sürede oluşur.

İshal Halsizlik Süreci: Eğer başka bir hastalık belirtisi değilse, kısa süre sonra geçer. Kronik bir gidiş gösterdiği takdirde üzerinde önemle durulmalıdır.

İshal Tedavisi: Kusmalar ve ishal organizmanın temizlenme ge­reksinmesinin bir belirtisidir. Bu nedenle, ishal önlenmek çalışılmamalıdır. Tedavi bir yemek kaşığı hintyağı ile başlanır. Hintyağı bağırsaklardan zararlı maddeleri atmaya yarar. Bir kaç saat sonra papatya çayı ile lavman yapılarak bağırsakların alt bölümü temizlenir. 24 saat kadar hiçbir şey yememek en etkili önlemlerdendir. Yalnız şekersiz papatya ya da nane çayı içilebilir. Bundan sonra elma kürü başlar. Hastaya günde yal­nızca 1-1,5 kilo çiğ elma verilir. İki gün sonra hafif yiyecekle­re başlanabilir. İshal Beslenme; Patates püresi, peksimet, haşlanmış sebzeler uygundur. Kuvvetli ishallerde yatak dinlenmesi gerekir. Karın bölgesine sıcak nemli bez, ayaklara sıcak su termoforu ko­nur.

Bağırsak Kanseri Nedenleri, Bağırsak Kanser Nedir

Kalınbağırsak, yani kolon kanserinden ölüm, kanserin neden olduğu ölümlerin başında gelir. Kolon kanseri genellikle erkeklerde sıklıkla görülür. Kalınbağırsak kanseri rektum, inen ve yükselen kolonlarda görülür.

Bağırsak Kanseri Belirtileri: Zayıflama, ishal ya da kabızlık başlıca belirti­leridir.

Mide Bağırsak Kanseri Süreci: İlk belirtilerden sonra büyük kanamalar görülür.. Dışkıda genellikle kan vardır ve kanın görünümü kırmızıdır.. Rektum kanserinde zayıflama daha sonra görülür. Kolon kan­seri çoğunlukla karaciğer ve periton uzantılarında ikincil odak­lar yapar.

Bağırsak Kanseri Tedavi: Erken teşhis ve ameliyattır, ileri vakalarda bağırsakların bir bölümü alınır. Vakaların % 50'si ameliyattan son­ra beş yıl yaşar.

İnce Bağırsak Nedir, İnce Bağırsak Hastalığı

Sindirim kanalının mideden sonra gelen; ve kalınbağırsakla birleşen en uzun bölümüdür. Uzunluğu yak­laşık beş metreyi bulan incebağırsaklar karın boşluğunun orta bölgesinde bulunur. İncebağırsağın iç yüzeyi sümüksel göm­lekle örtülüdür. Sümüksel gömleğin üzeri, sindirilen besinlerin emilimini yapan, bir milimetre uzunluğundaki kabarcıklar olan tümürlerle kaplıdır. Sayıları beş milyondan fazla olan tümürlerin üstü epitel dokuyla örtülüdür. Her tümürün ortasında merkezsel bir lenf damarı bulunur. Epitel örtüyle merkezsel lenf damarının arası kılcaldamarlar ağıyla kaplıdır. Tümürler tarafından emilen besinler kılcal damarlar ağı ve lenf damarı aracılığıyla vücuda dağılır. İncebağırsağın ikinci tabakası uzun­luğuna ve dairesel yalız kas tellerinden yapılmış kas tabakasıdır ve bu kas tabaka sağımsal hareketler yaparak mide ve onikiparmak bağırsağından yarı sindirilmiş besinlerin bağırsak suyu ile karışmasının ve kimüs haline gelen sıvının emilmesinden sonra kalan posanın kalınbağırsaklara itilmesini sağlar. Bağırsak suyunda erepsin, maltaz, laktaz, envertaz ve lipaz en­zimleri vardır.

Kalın bağırsak Nedir, Kalınbağırsak Hastalığı


sindirim sisteminin son bölümüdür ve anüsle sonlanır. İncebağırsak, kalınbağırsak ucunun yedi san­tim kadar üst tarafında kalınbağırsakla birleşir. Burada, posa­ların geri tepmesini önleyen bir incebağırsak (körbağırsak) ka­pağı bulunur. incebağırsakla kalınbağırsağın birleştiği yerin alt tarafında kalan yedi santim uzunluktaki bağırsak parçası körbağırsak adını alır. Körbağırsağın apandis adı verilen ve kimi zaman iltihaplanarak apandisit hastalığını oluşturan 7-12 santim uzunluğunda içi boş bir çıkıntısı vardır. Kalınbağırsak karın boşluğunu çerçeveler; sağ taraftan yukarıya karaciğere doğru gider ve yükselen kolon mide altından geçerek enine kolon ve oradan da aşağıya doğru inip inen kolon, aşağıda gö­den bağırsağı adını alarak anüsle sonlanır. Tümürleri olmayan kalınbağırsağın görevi, içinde yaşayan bakteriler aracılığıyla-, sindirime yardım etmek, posaların suyunu emmek, sonra dı­şarı atmaktır.

Karaciğer, çok yönlü bir organdır. Koyu kırmızı renkli, yaklaşık iki kilo ağırlığında ve diyaframın hemen altında bulu­nan karaciğer, lopçukların bir araya gelmesinden, lopçuklar da karaciğer hücrelerinden oluşmuştur. Karaciğere kapı top­lardamarı, karaciğer atardamarı girer ve karaciğer üstü top­lardamarı çıkar. Karaciğerin üstü kendisine özgü bir zarla kap­lıdır. Lopçukların çevresinde safra kanalları bulunur ve bu ka­nallar toplanarak karaciğer kanalını oluştururlar.

Safra kesesi Nedir, Safra Kesesi Görevi Hakkında


karaciğerin alt yüzeyindedir. Safrakesesi ka­nalı, karaciğer kanalıyla birleşir. Safrayı, karaciğer kanalıyla safrakesesi kanalının birleştiği yerden itibaren onikiparmak-bağırsağına götüren kanal, koledok kanalı adını alır. Karaciğer tarafından üretilen safra, kanalcıklardan toplana toplana karaciğer ve safrakesesi kanalı yoluyla safrakesesinde toplanır, sindirim zamanında yine aynı kanallar ve koledok kanalıyla onikiparmakbağırsağına akıtılır.

Periton, karın boşluğunun iç yüzeyini ve burada bulunan organları örten zardır. Periton bakterilere karşı dirençlidir ve iltihap topluluklarını yapışıklıklar yapmak yoluyla yerelleştirin.

Safrakesesi Hastalıkları ve Şikayetleri

Safrakesesi hastalıkları olarak safrakesesinin kronik ya da akut (kolesistit), safra yollarının iltihabı (kolanjit) ve safrakesesi yollarında taş bulunması (kolelityaz) sayılabilir. Genellikle bu üç hastalık bir arada bulu­nur. Kronik safrakesesi iltihabında taşla birlikte bakteri ilti­habı (Safra kesesi İltibaı) da söz konusudur. Hastalık genellikle orta yaşlı şişman kadınlarda görülür.

Safrakesesi Hastalık Sorunları ve Belirtileri: Karnın sağ üst bölümünde sağ omuza kadar yayılan şiddetli karın ve sırt ağrıları başlar. Hastada kusma ve bulantı görülür. Titremeyle birlikte ateş 39-40 dereceye ka­dar yükselir. İdrar koyu, dışkı soluktur.

Tedavi: İltihap antibiyotiklerle kontrol altına alınır. Has­taya yalnız sıvı gıdalar verilir. Hastalığın iyileşme döneminde az yağlı bir diyet uygulanır. Kesin tedavi safrakesesinin ame­liyatla çıkarılmasıdır.

Duodenum Ulseri Nedir Peptik Ulser

Mide ve Duodenum Ülseri (Peptik Ülser Nedir)

Ülser günümüzde çok sık görülen bir hastalıktır. Duodenum ülseri mide ülserinden daha sık görülmektedir. Duodenum ülseri % 70 olasılıkla tedavi edildiği halde kalıcı olabilir. Birkaç haf­ta içinde geçmeyen mide ülserinde cerrahi bir müdahale şart­tır. Çünkü, mide ülserlerinin kanserleşmesi olasılığı fazladır. Ülser çoğunlukla nedensiz olarak oluşur. Bununla birlikte si­nir gerginlikleri, hiç dinlenmeden çalışmalar, alkol alışkanlığı, yüksek doz aspirin ve benzeri ilaçlar ülserlerin etkeni olabilir.

Belirtileri ve seyri: Mide ve duodenum ülserleri değişik belirtiler gösterir. Miğde ülserlerinde ağrı yemeklerden sonra başlar, hasta açken çok daha rahattır. Midede her zaman asit fazlalığı görülmez. Duodenum ülserlerinde ağrı, yemeklerden belirli bir saat sonra ya da açlık hissedildiği sırada gelir. Aç karnına gelen ağrı bir şeyler yendiği zaman geçer. Sabahları aç olunduğu halde ağrı görülmez, ama geceleri ağrı olabilir. Ağrı kimi zaman 3-4 hafta sürer, kimi zaman da birkaç ay görülmez. Ağrılı dönemler ilk ve sonbaharlarda çok daha sıktır. Ağrılı dönemler kimi zaman hiçbir neden olmaksızın baş gös­terir. Bazen ruhsal gerilim ya da şoklar da ağrıların nedeni ola­bilir. Fiziksel bulgular hiçbir zaman kesin değildir. Mide su­yunda asit genellikle artar ve bazen de kan görülür. Mide ül­serlerinde delinme, iyileşme sonucu kabuk dokusunun oluşma­dı ve kanaması gibi yan etkiler görülür. Duodenum ülserinde ise delinme, kanama, pilor ve duodenumun daralması ve tıkan­ma yan etkilerdir.

Tedavi: İlaç tedavisinin yanı sıra alkaliler yararlıdır. Ağrı kesici ilaç verilebilir. Önemli olan dinlenme ve uygun diyettir. ^Özellikle, alkol, her türlü içecek, sirke, turşu, şıra, boza, kızart­malar, kırmızıbiber ve diğer baharat, fındık, ceviz, çiğ sebze­ler, meyve, baharatlı yiyecekler, soğan ve sarmısak, kurufasulye, nohut, mercimek, bakla, bulgur pilavı, içli köfte, çiğ köfte, yağda yumurta, lahmacun, susamlı simit, bisküvi, pide, pasta, ıhamur tatlıları ve börekler kesinlikle yenmemelidir. Sigara mut­laka bırakılmalıdır. Özellikle, aç karnına hiç içilmemelidir. .Hastaya süt ve türevleri, çorbalar, patates püresi, pirinç pilavı ve lapası, haşlama ve ızgara etler, tavuk ve balık, haşlanmış sebze püreleri, komposto, meyve suları, tatlı yoğurt ve muz ve­rilmesi uygundur. Yan etkisi görülen vakalarda ameliyat ge­reklidir.

Mide Kanseri Nedir, Mide Kanseri Nedenleri Hakkında

Çok sık rastlanılan bir kanser tipidir ve kan­serlerin % 20'sini oluşturur. Erkeklerde daha sıklıkla rastla­nır. Özellikle, mide büzülmesiyle ilgili gastritlerde, mide ülse­ri olarak düşünülen vakalarda ve öldürücü kansızlıklarda çok dikkatli olmak gerekmektedir. Erken teşhis şarttır ve bu ne­denle röntgen ve gastroskopla kontrollar yapılmalıdır.

Mide Kanseri Belirtileri: Sindirim güçlüğü, kilo kaybı, iştahsızlık, halsiz­lik görülür. Zaman zaman bulantıyla birlikte kusma olur. Ül­ser ağrısına benzeyen ağrı süreklidir.

Mide Kanseri Tedavisi: Erken teşhis edilebilen vakaların tedavi olasılığı vardır. Kesin tedavi ameliyattır. Ameliyat edilmeyen vakalar­da ise ışın tedavisi öngörülür. Kansızlığa karşı önlemler alın­malıdır. İkincil etkiler dikkate alınarak antibiyotik verilmelidir

Gastrit Hastalığı Hakkında, Gastrit Nedir

Genellikle en sık görü­len mide hastalıklarından sayılır. Gastrit akut ve kronik olmak üzere iki türdür. İki gastritin de belirtileri birbirinin benzeri­dir. Yalnız birindeki belirtiler diğerinde kalıcı rol oynarlar. Kronik gastritin teşhisi ancak biyopsi sonucu konabilir. Her iki gastritte de etken tahriş edici besinler, alkol, fazla kahve, çay ve sigaradır. Demir eksikliğine bağlı kansızlıklar da kronik gastritin etkeni olabilir.

Kronik Gastrit Belirtileri: İştahsızlık, midede dolgunluk duyusu, yanma, bulantı, kusma, mide,ülserine benzer keskin ağrı ve çok sey­rek olarak da kanama görülür.

Gastrit Şikayetleri ve Başlangıcı: Sindirim güçlükleri sıklaşır. Yemeklerden sonra ağ­rı olur. Zamanla kronik gastrit, mide büzülmesine dönüşebilir. Mide sümüksel gömleğinde oluşan değişimler sonucu, tuz asi-ti ve B 12 vitamininin emilimini sağlayan intrinsit faktör sal­gılarıyla birlikte diğer salgılar da azalır ve sonunda bir yan etki olarak öldürücü kansızlık olasılığı doğar.


Gastrit ve Tedavisi: Genellikle gastritin tedavisi nedene yöneliktir. Sindirimi kolaylaştı­rıcı ve ağrı kesici ilaçların yanı sıra bol miktarda B kompleks vitamini verilmelidir. Demir eksikliğine bağlı kansızlık da gö­rülebileceğinden ayrıca demir tedavisi de uygulanmalıdır. Her yemekten sonra hastanın yarım saat ya da bir saat kadar uzanarak dinlenmesi çok yararlı olur. Tahriş edici olmayan besin­lerden oluşan bir diyet uygulanır.

Mide ve Mide Öz Suyu Hakkında Bilgiler

Gastrit Hastalığı; Başlangıcı, Belirtileri ve Tedavisi

Duodenum Ülseri (Peptik Ülser)

Safra Kesesi Hastalıkları, İncebağırsak ve Kalınbağırsak

Bağırsak Kanseri; Nedenleri, Belirtileri ve Tedavisi

Çocuklarda, Bebeklerde İshal Hastalığı ve Tedavisi

Çocuklarda, Bebeklerde Kabızlık Hastalığı

Apandisit Hastalığı; Belirtileri, Ameliyat

Fıtık Nedir; Belirtileri, Tedavisi, Kasıkta ve Göbekte Fıtık

Sarılık Nedir, Bebeklerde Çocuklarda Sarılık Hastalığı

Karaciğer Sirozu Hastalığı

Mide Nedir Mide Oz Suyu Su Toplamasi

Mide Nedir, Midenin Görevleri

Mide, sindirim sisteminin yemek borusundan sonra gelen 30 santim büyüklüğünde, yaklaşık 1 litre kapasiteli en geniş bö­lümüdür. Karın boşluğunda ve diyaframın hemen altında bu­lunan midenin yemek borusuyla birleşen bölümüne mide ağzı ve onikiparmakbağırsağı (duodenum) ile birleşen son bölümü­ne pilor (midekapısı) adı verilir. Midenin dış yüzü katılgan dokudan yapılmış karın zarıyla kaplıdır. Karın zarının üzerinde besinleri sıkıştırıp boşaltıcı sağımsal hareketler yapabilen uzunluğuna, enine ve eğik yalız kas tellerinden oluşmuş bir kas gömleği vardır. Bunun üstünü de, yani midenin iç yüzeyini, sümüksel gömlek kaplamıştır.

Mide, ilk olarak ağız boşluğunda mekanik değişikliğe uğ­ramış olan yemekleri bir süre bekletmek, parçalamak, besin­lerdeki proteinleri kimyasal değişikliğe uğratmakla görevlidir. Mide kaslarının yaptığı sağımsal hareketler, yemeklerin iyice dağılmasını, mide suyu ile karışmasını ve bağırsaklara geçme­di için mide kapısına (pilor) itilmesini sağlar.

Mide Suyu, Mide Öz Suyu, Mide Su Toplaması


küçük borucuklar şeklinde olan milyonlarca mide bezi tarafından salgılanır. Mide suyunun içinde tuz asiti, pepsin enziminin ön maddesi pepsinojen, lipaz enzimi vardır. Süt çocuklarında sütün sindirilebilmesi için mide suyunda lap enzimi de bulunmaktadır. Midedeki tuz asitinin, besinlerle gi­ren bakteriler ve diğer birçok küçük canlılar üzerine öldürücü etkisi vardır. Başlangıçta aktif olmayan pepsinojen de tuz asi­ti aracılığıyla aktif görev yapan pepsin enzimine dönüşür. Pepsin enzimi, tuz asitinin hazırladığı asit ortamında protein­leri pepton haline getirir. Lipaz, yağlara ve karbonhidratlara (şeker, nişasta) etki yaparak onları yağ asitine ve gliserine çe­virir. Yemekler sindirilme yeteneğine göre midede 2-6 saat ka­labilir. Su, mide ağzı ve mide kapısı arasından en kısa yoldan doğrudan doğruya bağırsaklara geçer. Mideden en çabuk çıkan maddeler karbonhidratlardır. Ondan sonra proteinler, en sonra da yağlar gelir. Süt çocuklarının midelerinde pep­sin yerine lap enzimi oluşur. Besinlerin midede yakılma­sı sonucu oluşan boza kıvamındaki sıvı (kimtıs) bölümler ha­linde yavaş yavaş onikiparmakbağırsağına geçer.

Birçok nedenlerden ötürü midede görülecek atrofi duru­mu, tuz asidi salgısını ya da B 12 vitamininin emilmesi için gerekli olan intrinsik faktör salgısını engeller. Bu takdirde pernisyöz anemi (B 12 vitamini eksikliği) hastalığı ortaya çıkar. Bundan başka midede mekanik, kimyasal ve ruhsal etkenlerin ortaya çıkardığı birtakım hastalıklar görülebilir.

Gizlilik Politikasi Privacy Policy

Gizlilik Politikası

zehirlenme.blogspot.com Sitesi olarak kişisel gizlilik haklarınıza saygı duyuyor ve sitemizde geçirdiğiniz süre zarfında bunu sağlamak için çaba sarf ediyoruz. Kişisel bilgilerinizin güvenliği ile ilgili tanımlar aşağıda açıklanmış ve bilginize sunulmuştur.

Log Dosyaları

Birçok standard web sunucusunda olduğu gibi zehirlenme.blogspot.com daistatistiksel amaçlı log dosyaları kaydı tutmaktadır. Bu dosyalar; ip adresiniz, internet servis sağlayıcınız, tarayıcınızın özellikleri, işletim sisteminiz ve siteye giriş-çıkış sayfalarınız gibi Standard bilgileri içermektedir. Log dosyaları kesinlikle istatistiksel amaçlar dışında kullanılmamakta ve mahremiyetinizi ihlal etmemektedir. İp adresiniz ve diğer bilgiler, şahsi bilgileriniz ile ilişkilendirilmemektedir.

Çerezler

"Cookie - Çerez" kelimesi web sayfası sunucusunun sizin bilgisayarınızın hard diskine yerleştirdiği ufak bir text dosyasını tanımlamak için kullanılmaktadır. Sitemizin bazı bölümlerinde kullanıcı kolaylığı sağlamak için çerez kullanılıyor olabilir. Ayrıca sitede mevcut bulunan reklamlar aracılığıyla, reklam verilerinin toplanması için cookie ve web beacon kullanılıyor olabilir. Bu tamamen sizin izninizle gerçekleşiyor olup, isteğiniz dahilinde internet tarayıcınızın ayarlarını değiştirerek bunu engellemeniz mümkündür.

Dış Bağlantılar

zehirlenme.blogspot.com sitesi, internetin doğası gereği birçok farklıinternet adresine bağlantı vermektedir. zehirlenme.blogspot.com link verdiği,banner tanıtımını yaptığı sitelerin içeriklerinden veya gizlilik prensiplerinden sorumlu değildir. Burada bahsedilen bağlantı verme işlemi, hukuki olarak "atıfta bulunma" olarak değerlendirilmektedir.

İlgi Alanına Dayalı Reklamcılık Yayını

Web sitemizi ziyaret ettiğiniz zamanlarda reklam hizmeti vermek için üçüncü taraf reklam şirketlerini kullanmaktayız. Söz konusu şirketler, bu sitelere ve diğer web sitelerine yaptığınız ziyaretlerden elde ettikleri (adınız, adresiniz, e-posta adresiniz veya telefon numaranız dışındaki) bilgileri ilginizi çekecek ürün ve hizmetlerin reklamını size göstermek için kullanabilir. Bu uygulama hakkında bilgi edinmek için ve söz konusu bilgilerin bu şirketler tarafından kullanılmasını engellemek üzere seçeneklerinizin neler olduğunu öğrenmek isterseniz burayı tıklayın.

'' zehirlenme.blogspot.com Reklam sponsorlarıyla çalışmaktadır.

Sponsorumuz olan Google Adsense Reklamlarının yayıncısıdır. Google üçüncü taraf satıcısı olarak zehirlenme.blogspot.com'da reklam yayınlamak için çerezlerden yararlanır.Bu sebeble Hem Google hemde DoubleClick DART çerezi kullanmaktadır bu sayede kullanıcılarının ilgi alanlarına göre Reklam yayınlama Tekniğini kullanmaktadır. Ziyaretçilerimiz ve üyelerimiz Google Reklam ve içerik ağı ve gizlilik ağı politikasının yayınlandığı Advertising and Privacy ? Google Privacy Center web adresini ziyaret ederk DART çerezinin kullanmamızı engelleyebilirler Özetle : Web sitemizi ziyaret ettiğiniz zamanlarda reklam hizmeti vermek için üçüncü taraf reklam şirketlerini kullanmaktayız. Söz konusu şirketler, bu sitelere ve diğer web sitelerine yaptığınız ziyaretlerden elde ettikleri (adınız, adresiniz, e-posta adresiniz veya telefon numaranız dışındaki) bilgileri ilginizi çekecek ürün ve hizmetlerin reklamını size göstermek için kullanabilir. Bu uygulama hakkında bilgi edinmek için ve söz konusu bilgilerin bu şirketler tarafından kullanılmasını engellemek üzere seçeneklerinizin neler olduğunu öğrenmek isterseniz bu linkten PDF dosyasını indirerek belgenin A ekinden daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz http://www.networkadvertising.org/pd...principles.pdf ''

İletişim


zehirlenme.blogspot.com sitesinde uygulanan gizlilik politikası ile ilgili;her türlü soru, görüş ve düşüncelerinizi bize yenilenme[.@.]gmail.com adresin deniletebilirsiniz.

Meme Kanseri Memede Kanser Selulit

Endometriyozi Nedir

Rahimin iç yüzünü kaplayan endometriyum dokusunun anormal bir durumudur ve büyük bir olası­lıkla yumurtalıklara fallop borularıyla ulaşır. Hastalık genel­likle otuz yaşın üstündeki kadınlarda görülür. Yumurtalıklar­da bulunan endometriyum dokusu yapışıklıklara yol açabile­ceği için kısırlık belirebilir.

Belirtileri: Özellikle menstrüasyon sırasında şiddetli ağrı olur, aynı zamanda aşırı kanama da görülebilir.

Tedavisi: Ameliyat gereklidir. Genç kadınlarda kısırlığa ola­nak sağlamamak için görev yapabilecek sağlam yumurtalık do­kusunun bırakılmasına çalışılır, ama yaşlılarda yumurtalıkla­rın alınması gerekebilir.

Meme kanseri, Memede Kanser


Oluşum nedeni genellikle bilinmez. Belirtileri: Ağrılı ya da ağrısız sert bir kitlenin varlığı ya da meme ucundan kanlı ya da temiz bir akıntının gelmesi açık belirtilerdendir. Kanserli olan meme tarafındaki koltuk altı lenf bezleri şişer. Tümörün üstüne rastlayan deri pürtüklüdür. Genel görünümde, bu tip kanser, meme ucu egzamasına benzer.

Süreci: Meme içinde oluşan kitlenin büyümesi çok ağırdır. Çok ender vakalarda hızlı bir gelişim görülebilir. Tedavi edil­mediği takdirde lenf sistemi ve kan dolaşımıyla yayılarak özel­likle omurga ve pelvis kemiklerinde ikincil odaklar gösterir. Bu bölgelerdeki belirtiler asıl hastalığı hatırlatır cinsten de­ğildir.

Meme Kanseri Tedavisi: Hastalığın geçirdiği evrime bağlı bir tedavi yönte­mi vardır. Erken tedavide meme tamamen alınır. Genellikle va­kalar ilerledikten sonra doktora başvurulduğu için, koltuk altı lenf bezleri, meme altı kasları da memeyle birlikte çıkartılır. Erken teşhis edildiği takdirde yalnızca meme çıkartılır ve rad­yoterapi uygulanır.

Korunma Yolları: Memede hissedilebilecek en küçük sertlikte doktora gitmeli ve hastalık varsa, erken teşhisi yapılmalıdır. Memenin çıkartıldığı durumlarda, kadının belirli aralıklarla doktora gitmesi ve muayene olması, hastalığın tekrarlayıp tek­rarlamadığının saptanması gerekir.

Sellülit, Selülit

Dokulardaki iltihap yerelleştirilmediği takdirde çevredeki bağdokusuna yayılabilir.
Belirtileri: Giderek genişleyen, portakal görünümlü şişlik­ler, şiş yerde ağrı, deri üzerinde kırmızı çizgiler belli başlı be­lirtilerdir.

Tedavi: Septisemiye yol açabileceği için hiç vakit geçirme­den tedavi yönüne gidilmelidir.

Yumurta Kisti Polip Servisit Nedir

Yumurtalık Kistleri ve Tümörleri

Yumurtalık kisti ge­nellikle 30-50 yaşlar arasında rastlanır. Çoğunlukla selim kistleri olmakla birlikte habis olanları da görülebilmektedir.

Yumurta Kist Belirtileri: Karında gerginlik, sık idrara çıkma, toplarda­mardaki akımı engelledikleri için bacaklarda şişlik, ateş, şid­detli ağrı ve kusma görülür.

Tedavi: Teşhis ancak ameliyatla konulabildiği için kist ameliyatla çıkartılır.
Habis tümörler: Çok ender olarak görülür. Çok çabuk bü­yürler.
Belirtileri: Kasık bölgesinde şiddetli ağrıyla belirlenir. Za­man zaman düzensiz kanamalar görülür.

Tedavi: Genellikle ameliyattır. Tümörün yaygın olması ha­linde yumurtalık alınır. Yaşları 45'in üstünde olan kadınlarda, diğer yumurtalıktaki en küçük belirti üzerine hemen cerrahi müdahale şarttır, çünkü genellikle hastalığın iki yanlı olma olasılığı kuvvetlidir.

Polip Nedir, Polip Hastalığı Ameliyat


Genellikle kronik iltihaplanma sonrası görülen, müköz zarın büyümüş gri kıvrımlarına verilen bir addır ve ço­ğunlukla kanama yaptıkları takdirde varlıkları belirlenir. Ra­hatsızlık verdikleri için ameliyatla çıkarılmaları gerekir.

Servisit Nedir, Kronik Servisit


Rahim boynunda (serviks) görülen iltihaplanma­ya verilen addır. Genellikle rahim düşüklüklerinden sonra belirebilir.
Akut Servisit Belirtileri: Sık idrara çıkma, akıntı ve cinsel birleşim sıra­sında duyulan şiddetli ağrı başlıca belirtilerdendir.

Servisit Tedavisi; İltihaplanmanın giderilmesi gereklidir. Bundan sonra rahim boynu diyatermiyle dağlanabilir.

Rahim Kanseri: Rahimde ya da rahim boynunda sık rastlanır. Ra­him kanseri genellikle doğurmamış kadınlarda, rahim boynu kanseri ise doğurmuş kadınlarda görülebilir.
Rahim Kanser Belirtileri: Az kanlı akıntı.
Tedavi: Işınlama ya da ameliyattır.Korunma: Herhangi bir anormal kanama derhal doktora bildirilmelidir. Erken teşhis edildiği takdirde tedavisi müm­kün olabilir.

Vajinit Nedir, Akut Vajinit Hastalığı


Vajenin trikomonas ya da Candida albicans mik-ro-organizmaları tarafından iltihaplandırılmasıdjr. Erkekte id­rar yolları iltihabına neden olan mikro-organizmalar erkekten kadına ya da kadından erkeğe cinsel birleşimle bulaşır. Çocuk­larda genellikle bakteri ve koküslerin etkisinde görülen karma bir iltihaplanma ortaya çıkar. Yaşlılıkta görülen vajinitin nede­ni çeşiti organizmalardır. Diğer vajinitlerin de etkeni gebelikten korunma için alman ilaçlar ve kullanılan araç-gereçlerdir.


Vajinit Belirtileri: Trikomonas'ın etken olduğu vajinitte sarı bir akıntı vardır. Candida albicans mikro-organizmasının etken olduğu akıntı peynirimsi ve beyazdır. Genellikle bu tür vajinit gebelik sırasında görülmektedir. Her iki akıntıda da kaşıntı vardır.
Vajniit Tedavisi: İlaç tedavisidir. Ancak, hem kadının hem de er­keğin birlikte tedavi görmeleri ve tedavi sırasında cinsel bir­leşimden kaçınılması gerekmektedir.
Korunma: Her iki vajinitte de temizliğe son derece büyük önem verilmelidir.

Rahimde Şekil Bozukluğu, Rahim Şekil Bozuklukları


Rahim normalde bi­raz öne eğik vaziyette durur. Bununla birlikte rahimin fazla­ca öne eğik olduğu ya da arkaya yatık olduğu, durumlar görü­lebilir. Bu durumların doğurmamış kadınlar için önemi yok­tur. Asıl önemli olan doğumdan sonra görülen rahim bozuk­luklarıdır. Doğumdaki zorlamadan ötürü rahim sarkar ve va-jen içine doğru kayar. Aynı zamanda, vajen ön duvarı da ra­himle birlikte kayabilir.
Tedavi: Destekleyici halka uygulanması ya da ameliyat.

Rahim tümörleri, Rahim Tümör


Tümörler selim ya ha habis olabilir, ay­rıca hem rahimde hem de rahim boynunda görülebilir. Rahim boynunda görülen tümörler daha sıktır. Rahimde görülen tümörlere genellikle doğurmamış kadınlarda rastlanır. Rahim boynu kanseri ise çoğunlukla doğurmuş kadınlarda görülür.
Fibroid: Çoğunlukla doğurmamış kadınlarda görülür. Ge­nellikle rahimde olmakla birlikte rahim boynunda da sık rast­lanmaktadır. Fibroid, bağdokusundan oluşmuş selim bir tü­mördür.


Rahim tümörü Belirtileri: Rahim kan dolaşımının değişiminden ötürü âdetlerde aşırı kanama ya da âdet arası kanamalar. Tümö­rün basıncı nedeniyle sancı, idrar zorluğu, varis, ayak bilek­lerinde şişme ve basur memeleri. Kimi vakalarda da akıntı da görülebilir.


Rahim tümör Tedavisi: Fibroidlerin ameliyatla çıkarılması gerekir. Eğer birden fazla fibroid varsa rahimin alınması gerekebilir.

Menstruasyon Nedir Adet Duzensizligi

Sağlık Kadın Hastalıkları, Kadın Hastalığı Bilgileri

Üretim görevini yükümlenen kadın vücudunda birçok değişik­likler olabilir. Kadın organizması ve ruhsal durumu bu deği­şikliklere uyabilmek için büyük çaba harcar. Kadın hastalık­ları özellik gösterdiği için ayrı olarak incelenmektedir.

Menstrüasyon Nedir, Menstruasyon Dönemi Düzensizliği


Menstrüasyon (Adet düzensizliği) hipofiz bezinin kontrolü altındadır. Hipofiz bezi de beyin taba­nında bulunan hipotalamusun kontrolundadır. Hipotalamusun duygularla çok yakın bağıntısı bulunduğundan kadının duygu­sal durumları menstrüasyon kanamalarında etkili olur. Mens­trüasyon yokluğunun en sık görülen nedenleri kadının gebe kalma korkusu ya da bebek sahibi olmak için gösterdiği aşırı istektir. Çok ender olarak da kızlık zarının deliksiz olması ka­nın vajende birikmesinin nedenidir. Genellikle ağrılı adet düzensizliği sebepleri psikolojiktir ve ilk doğumdan sonra ortadan kalkar.

Adet Düzensizliği Nedenleri: Kansızlık, zayıflık, ortam değişikliği ve uzun süreli sinirsel gerilim görülür. Ağrılı menstrüasyonda ise mut­laka ruhsal bir bunalım söz konusudur.

Adet Düzensizliği Tedavisi: Nedenlerin ortadan kaldırılmasına bağlıdır. A vi­tamini ve yatıştırıcı ilaçlar yararlıdır.

Menopoz (yaş dönemi): Genellikle kadının yaşamında yak­laşık 45-50 yaşlarında başlayan, çeşitli organik ve psikolojik belirtiler gösteren bir dönemdir. Menopozda kadının üreme yeteneği kaybolur, ama kadında cinsel istek ve hareketlilik kaybolmaz. Kimi zaman kadının cinsel isteği eskisine oranla artış gösterir. Kadın 45 yaş dolayında daima menopozu bekler ve belirtilerini sanki varmış gibi hissetmeye başlar.


Menapoz Belirtileri: Değişken aralıklarla kanamanın birdenbire ke­silmesi ya da aşırı kanamalar, sıcak basmaları, terleme, genel durum bozukluğu ve çok ender olarak karamsarlık hali.

Menopoz Tedavi: Belirtiler çoğu kez hormon tedavisiyle giderilebi­lir. Yatıştırıcı ilaçların karamsarlık haline yararlı olduğu ke­sindir.

Gebelik hastalıkları, Gebelik Hastalığı

Gebelik normal olmakla birlikte, Hamilelik sırasında görülmesi mümkün olan hastalık ve bozuklukların vaktinde teşhis ve te­davi edilmesi gerekir. Bunun için de gebe kadının doğumdan önce düzgün olarak kontrol altında bulundurulması şarttır. Ge­be kadının, gebeliği süresince sağlıklı olması hem kendisi hem de bebeği için son derece önemlidir.

Düşük, Gebelikte Düşük, Hamilelik Düşük Nedir


Gebeliğin 28. hafta içinde son bulmasına düşük adı verilir. Düşük, fetüsün ölmesi ve rahimden atılması olayı­dır. Düşük yapmanın çeşitli nedeni olmakla birlikte, bunlar dört grupta toplanabilir: Hamilelikte Düşük Nedenleri;

1. Döllenmiş yumurtadaki gelişim bozuklukları (% 50).
2. Rahimde görülebilecek yapı bozuklukları (% 20).
3. Bulaşıcı hastalıklar ve diğerleri (% 30).
4. Kazalar (% 100).

Belirtileri: Karın alt bölgesinde sancılar ve vajinal kana­malar.
Tedavi: Yatak dinlenmesi ve hormon tedavisi, vitamin ve­rilmesi.
Korunma: Her türlü vajinal kanama mutlaka doktora ha­ber verilmelidir.

Dış gebelik (Tuba Gebeliği)


Anormal olan bu gebeliğe çok ender olarak rastlanır. Yumurta normalde fallop borusu için­de döllenir ve rahime inerek plasentaya yerleşir. Fakat çok en­der olarak döllenmiş yumurta fallop borusunun duvarına ya­pışarak gelişimini burada sürdürür. Yumurtanın süratle geli­şimi sonucu fallop borusu yırtılır ve karın içine kanama olur. Eğer kanama şiddetliyse kadın birkaç dakika içinde bayılır. Kanamanın yavaş olması halinde karında sancı ve vajinal ka­nama olur.

Dış Gebelik Belirtileri: Bütün karın bölgesinde ve omuzlara kadar ya­yılan şiddetli ağrıyla birlikte vajinal kanama görülür. Tedavi: Ameliyat.
Gebelik kusmaları: Gebe kadınların çoğunluğu gebeliğin 8-16 haftalarında mide bulantısı ve kusmadan şikâyet ederler. Genellikle gebeliğin ilk haftalarında başlayan kusmalar 3. ay­da kesilir. Özellikle gebeliğin 4. ayından sonra başlayan kus­maların mutlaka tedavi edilmesi gereklidir. Bu tip kusmalar genellikle ilk kez doğum yapacak kadınlarda çok sık görülür ve çoğunlukla psikolojiktir.
Belirtileri: Günde 5-10 kez kusma, zayıflama ve halsizlik.

Süreci: Genel sağlık durumunda bozulma görülür. Aşırı kus­ma sonucu su ve tuz kaybı büyüktür. Tedavinin geciktirilmesi halinde idrarda aseton miktarı yükselir, bayılmalar ve karaci­ğer bozuklukları ortaya çıkar.

Dış Gebelik Tedavisi: Hastane tedavisi gereklidir. Vücuttan kaybolan su ve tuz damar yoluyla verilir. Daha sonraki kusmalar da ilaçlar­la önlenir. Her şeyden önce kadının psikolojik sorunlarının or­tadan kaldırılması gerekli ve önemlidir.

Eklampsi Nedir, Preeklampsi


İdrarda albümin bulunması, kan basıncının yükselmesi ve dokularda su toplanması gebe kadın için son derece tehlikeli göstergelerdir. Böyle durumlar tedavi edilmedikleri takdirde pre eklampsi ve eklampsi nedeni olurlar. Her ikisi de genellikle ilerlemiş gebeliklerde ya da doğumdan he­men sonra görülen nöbet ve koma halidir.

Belirtileri: Başın arka kısmında ağrı, göz kararması, mide bulantısı ve kusma, bacaklarda su toplaması, idrarda albümin miktarının yüksek olması, kan basıncının yükselmesi ve doku­larda su toplanması.

Tedavi: Hastane tedavisi öngörülmelidir. Hastaya yatıştı­rıcı ilaçlar verilmeli ve sakin bir ortam sağlanmalıdır. Eğer hasta gebeyse ve doğum olayı henüz başlamamışsa, yapay do­ğum ya da sezaryen uygulanmalıdır.
Korunma: Gebelik süresinde düzgün olarak doktor kontrolünde bulunmalıdır.

Loğusalık humması (puerperal humma)


Mikroplu bir has­talıktır. Genellikle plasentanın atılmasından sonra rahimin ya­ra yüzeyinin mikroplanması sonucu olur.

Belirtileri: Genel sağlık durumunda bozulma görülür. Ateş sık sık yükselir. Loğusalık akıntısı artar ve çok kötü kokar. Rahimde büyüme ve dokunmaya karşı duyarlık vardır.
Seyri: Tedavi geciktirildiği takdirde dış üretim organla­rında iltihaplı durumlar ortaya çıkar. Ağır vakalarda yumurta­lıklar, fallop boruları ve karın zarı iltihapları görülür.
Tedavi: Antibiyotik tedavisidir. Penisilinin bulunuşundan beri hastalık öldürücü niteliğini kaybetmiştir.
Korunma: Tek korunma çaresi doğum sırasında ve sonra­sında temizliğe önem verilmesidir.

Memenin Akut İltihabı (Kronik Mastit Nedir)

Meme
apsesi loğusalık dö­neminin en sık rastlanan bir hastalığıdır. Stafilokok cinsi bir bakterinin neden olduğu bu hastalıkta bakteriler genellikle meme ucundaki çatlaklardan içeri girerler ve süt bezlerini ilti­haplandırırlar.

Belirtileri: İltihaplı bölgede kızarıklık, ağrı, ateş, huzur­suzluk


Süreci: Meme bezleri şiş ve dokunulduğu zaman duyarlı­dır. Parmaklarla yoklandığında tek tük düğümcükler hissedi­lir. Düğümcüklerin üzerindeki deri iyice kızarmış ve geril­miştir.

Tedavisi; İlaç tedavisidir. Yatak dinlenmesi verilir. Bebek memeden kesilir ve memedeki süt elle sağılarak boşaltılır. Eğer apse oluşmuşsa mutlaka yarılıp iltihabın boşaltılması ge­rekir.

Gebelikten korunma Yolları, Korunma Yöntemleri

Evli çiftlerin ekonomik, sosyal ve sağlık koşullarına göre çocuk yapmak ya da çocuk sayısını ar­tırmak istememeleri çok doğaldır. Gebelikten korunmak birbirinden farklı yöntemleri vardır. Gebelikten korunma için alınacak tüm önlemlerde amaç, dişi yumurta ile erkek dölleyici hücresinin birleşmesini engellemektir.

Gebelikten Korunmak için başlıca üç yöntemi vardır:

1. Gebeliğin doğal yöntemlerle önlenmesi:
— Cinsel birleşme sırasında boşalmanın vajen dışına ya­pılması.
— Menstrüasyon kanaması döneminin takvimle izlenmesi ve cinsel birleşimin tehlikesiz dönemlere rastlayan günlerde gerçekleşmesi. Normal menstrüasyon devresinin 28 gün oldu­ğu kabul edilecek olursa, devrenin 8. ve 18. günleri arası teh­likeli günler olarak kabul edilmelidir.
— Vücut ısısının ölçülmesiyle de gebeliğin önlenmesi mümkündür. Birinci âdet gününden itibaren sabah ve akşam alman vücut ısısı bir grafiğe işlenir. On dört gün civarındaki yükseliş yumurtanın atılış zamanını gösterir.

2. Gebeliğin mekanik yöntemlerle önlenmesi:
— Kondom ya da prezervatif.
— Rahim ağzına ya da içine yerleştirilen yüksük, diyaf­ram ve spiral gibi engelleyicilerin kullanılması.

3. Gebeliğin kimyasal yöntemlerle önlenmesi:
— Doğum kontrol tabletleri gebeliği büyük bir olasılıkla önlemektedir. Yalnız, doğum kontrol tabletlerinin bir doktora danışıldıktan sonra kullanılması salık verilir.
— Cinsel birleşimden önce vajene köpük tabletleri ya da merhemler sürmekle gebeliğin önlenmeye çalışılması.Bütün bu yöntemlerin hiçbir zaman kesinlikle gebeliği ön­leyeceği söylenemez. Kullanılan kondomlarda olabilecek küçük bir delik gebeliği gerçekleştirebilir. Doğum kontrol tabletleri­nin de bir gün aksatılması aynı sonucu doğurur. Kimyasal maddelere de yeteri kadar güvenilemez. Ayrıca, bu tür bileşik­lerin vajeni tahriş ederek birçok hastalıklara yol açabileceği unutulmamalıdır. Cinsel birleşim sırasında geri çekilme yön­temi de psikolojik yönden sakıncalı olabilir.

Kalıtsal Hastalıklar Nelerdir, Kalıtsal Hastalıklar Hakkında

Kalıtım öğelerini taşıyan faktörler gen adını alır. Genler, belirli bir özelliğin kuşaktan kuşağa ge­çişini kontrol ederler. Bazı hastalıklar ve benzerlikler kalıtım yoluyla geçerler. Kalıtım yoluyla yalnızca hastalık geçmez, has­talık eğilimleri de kuşaktan kuşağa aktarılabilir. Ancak, bu eğilimlerin ilerde ortaya çıkacağı da garanti edilemez. Kalıtsal hastalıklar için şu örnekleri verebiliriz: Geri zekâlılık, şizof­reni, epilepsi (sara), şekil bozuklukları, üretim organlarındaki bozukluklar vb.

Böyle hastalıkların görüldüğü durumlarda, bu kalıtsal hastalıkla­rın ya da bozuklukların kalıtım yoluyla kuşaktan kuşağa ge­çip geçmeyeceğini, geçerse hangi olasılıklarla ortaya çıkabile­ceğini saptamak hemen hemen olanaksızdır. Bununla birlikte, yapılan araştırmalardan şu pratik sonuç alınabilir:
— Kan akrabalığı olan evliliklerde, kalıtsal hastalık nede­ni olan aynı unsurlar birleşerek gelecek kuşağın hastalıklı doğ­ma olasılığını artırır.
— Kan akrabalığı olmasa bile, eğer eşler kalıtsal hastalık nedeni olan aynı kalıtım unsurlarını taşıyorlarsa, aynı kalıtsal hastalığın gelecek kuşakta ortaya çıkması olasılıdır.

Kalıtsal Hastalıkların Önlenmesi, Kalıtım Hastalığı Tedavisi


Evlenmeye karar veren eşlerin, evliliklerinden sağlıklı bir çocuk dünyaya getirebilme­leri için birbirleri hakkında birtakım araştırma yapmaları ge­rekir. Ancak bu şekilde çocukların sağlıklı doğması ve sakat doğumların üçte birinin önlenmesi mümkün olabilir. Sakat do­ğan çocukların üçte birinin de erken teşhisle iyileştirilmesi ola­nak içindedir. Kalıtım yoluyla oluşabilecek hastalık ya da sa­katlık tehlikesi şu durumlarda oldukça büyüktür:

— Daha önce sakat bir çocuk doğurulmuşsa.
— Eşlerden birinde ya da ailesinde sara, sağırlık, kör­lük, yarık dudak ya da damak vb. gibi bozukluklar varsa.
— Özellikle anne 35 yaşın üstündeyse.
— Kan akrabalığı varsa.
— Kadın çok fazla düşük yapmışsa.

Bazı kalıtsal hastalıklar bir kuşağı atlayabilirler. Bu ne­denle eşler kendilerinden önceki kuşaklarda kalıtımla ilgili bir hastalık bulunup bulunmadığını araştırmalıdır. Ana-baba ka­lıtımla ilgili hastalıkların tehlikesi, önemi ve tedavi olasılıkları üzerinde bilgilendirilmelidir. Tehlikenin var olduğu hallerde evli çiftlere çocuk yapmamaları salık verilmelidir. Eğer çocuk yapmaktan kaçırılmamışsa, gebe kadının, gebeliği sırasında ve doğumdan sonra da bebek sürekli kontrol altında tutulmalı, herhangi bir olasılıkta erken teşhis ve tedavi yönüne gidilme­lidir.

Kalitim Kromozom Nedir Kromozomlar

Kalıtım, Kromozom Nedir, Kromozom Yapısı

Kalıtım faktörleri hücrede bulunan 46 (23 çift) kromozom sayısı ara­sında dağılmış durumdadır. Hayvan, bitki, canlı organizma ve insanlardaki kalıtım faktörlerinin yapısı birbirinin benzeridir. Kalıtım faktörü olan kromozom, protein zincirinden oluşmuş ve birbirine sarılmış iki iplikçikten meydana gelmiştir. İnsan organizmasındaki her çift kalıtım iplikçiğinde on milyar tek parça bulunduğunu düşünmek bile şaşırtıcıdır.

Kromozomlar, Canlılarda Kromozom

Her hücrede toplam olarak 46 tek (23 çift) kromozom vardır. Kromozomlar çifter çifter sıralandıkları için 23 çift kromozom olduğunu düşünmek daha olumlu olur. İn­san cinsliğini belirleyen bu kromozomlardan yalnızca bir tanesidir. Bu nedenle bunlara «cinslik kromozomları» adı verile­bilmektedir. İnsan vücudundaki her hücrede 46 tek kromo­zom, yani 23 çift kromozom olmasına karşın, döllenme yetene­ği olan yumurta ve sperma hücresindeki kromozom sayısı, bu miktarın yarısıdır. Kromozom sayısının yarıya inmesinin ne­deni, yumurta ve sperma hücrelerinin olgunlaştıktan sonra bö­lünmesidir. Döllenmeyle oluşan embriyondaki kromozom sa­yısı, ana-baba hücrelerindeki kromozom sayısının katkısıyla yine 23 çifte ulaşır. Bir hücrenin her bölünüşünden sonra kro­mozom sayısı iki katına çıkar, böylece, oluşan iki yeni hücrenin kromozom sayısı, her birinde yine 23 çifttir.

Cinslik kromozomları

Kadında XX, erkekte XY-cinslik kromozomları bulunur. Bu kromozomların birer tanesinin bir­leşiminden bebeğin cinsliği oluşur. Geri kalan 22 çift koromozom erkek ve kadında değişmez. Yumurtanın olgunlaşma bö­lünmesinden sonra hücrede daima bir X-cinslik kromozomu, sperma hücresinde ise, bölünmeden sonra ya X ya da Y cinslik kromozomu vardır. Dişi bir hücrenin, X-cinslik kromozomu taşıyan bir erkek hücreyle birleşiminden kız özelliğini veren XX-cinslik kromozomu taşıyan hücre oluşur, yani doğacak be­bek kızdır. Eğer dişi hücre, Y-cinslik kromozomu taşıyan bir erkek hücresiyle birleşirse, oluşan hücrede XY-cinslik kromo­zomu ortaya çıkar, bu takdirde de doğacak bebek erkektir. Bu tablo, cinsliğin tamamen babanın kromozomlarına bağlı oldu­ğunu göstermektedir.

Doğacak çocuğun cinsliğini gebelikten önce saptamak mümkün olamaz. Cinsliğin saptanabilmesi için ana rahminde­ki embriyonun bulunduğu kese içindeki sıvıdan bir miktar alı­nır ve özel yöntemlerle sıvı içindeki hücreler büyütülerek bö­lünmeleri sağlanır. Bölünme sırasında görülebilen kromozom­lar sayılır. İki X ya da bir XY kromozomları belirlenir. Eğer iki X kromozomu varsa bebek kız, bir XY kromozomu varsa bebek erkek olacak demektir.

Ana Rahmi Gorevleri Anne Rahimi

Ana Rahmi Görevleri, Anne Rahmi

Ana rahmi 40 hafta süreyle fetüsü barındırır ve korur. Rahim 40. haftanın sonunda normal­deki büyüklüğünün yaklaşık 30 katına ulaşır. Gebeliğin 16. haftasında elle muayene edildiği takdirde vajen açıklığının iki santim kadar üstünde duran rahimin varlığını hissetmek müm­kündür. Gebeliğin 24. haftasında üst kenarı göbek bölümü hi­zasına, 36. hafta sonunda ise kaburga kemiklerinin alt yayı düzeyine kadar ulaşır. Fetüsün büyümesiyle orantılı olarak ge­nişlemesi fetüs için gerekli boşluğun oluşmasına yeterlidir. Ra­himin en büyük görevi, döllenmiş yumurtanın yuvalanabilece­ği plasentayı hazırlamaktır. Fetüse, canlı bir organizmanın yaşaması için gerekli olan her şeyi sağlamak plasentanın görevi­dir. Plasenta ana fetüs arasındaki bağı gerçekleştirir ve fetüse gerekli olan oksijenle gıdayı sağlar, solunum nedeniyle oluşan karbonik asit ve çeşitli gıda artıklarını dışarı atar; böylece fetüsün akciğer, mide, bağırsak, karaciğer ve böbrek işlevleri­ni yüklenmiş olur. Ana-fetüs arası kan bağlantısı plasenta ta­rafından sağlandığı halde, ana ile fetüs kan dolaşım sistemi birbirinden ayrıdır. Plasentanın görevleri arasında hormonları salgılamak da vardır. Gebelik dönemi sırasında salgıladığı hormonlardan üçü gebeliğin sürmesini gerçekleştirir, ayrıca salgılanan hormonlar gebe anneyi doğuma hazırlar. Döllenmiş yumurtanın embriyona ve fetüse dönüşümü ilk on iki hafta içinde gerçekleştiğinden bu dönem çok önemlidir. Bu dönem­de mikroplar, ilaçlar, oksijen yetmezliği gibi birtakım etken­ler embriyonu ya da fetüsü etkileyebilir. Ayrıca kadının, fetüse zararlı ilaçlar kullanması, uyuşturucu maddeler alması olduk­ça tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Döllenme Nedir, Döllenme Çeşitleri, Üreme Döllenme

Cinsel birleşim sırasında içinde yaklaşık 200 milyon dolayında sperma hücresi bulunan 3-4 cm. küp kadar meni boşalımı olur. Sperma hücresi baş ve kuyruk olmak üzere iki parçalı­dır. Boyu ortalama 0.05 mm.'dir. Sperma hücresinin başı 0.003 mm. kadardır ve kalıtım özelliğini gösteren kromozomları ta­şır. Sperma hücresi hareketini kuyruğuyla sağlar. Meni için­de 200 milyon kadar sperma hücresi olduğu halde, dişi yumur­tayı ancak biri döller. Döllenme fallop boruları içinde gerçek­leşir. Rahim boynundan fallop borularına geçen sperma hücre­si, fallop borusundan rahime inmekte, olan yumurtayı döller ve böylece gebelik gerçekleşmiş olur. Gebelik süresi yaklaşık 270-280 gündür. Gebeliğin ilk işareti âdet kanamasının kesilmesidir. Bundan sonra memelerde büyüme, sık idrara çıkma ve sabah ya da akşam kusmaları başlar. Yapılan gebelik test­leri pozitifse gebelik kesinleşmiş olur.

Döllenmiş Yumurta, Döllenen Yumurta


Döllenmiş olan yumurta yaklaşık üç gün içinde rahime iner. Bu üç gün süre içinde yu­murta hücresi, bölünerek 4, 8, 16... hücre grubu oluşturur. Döl­lenmiş yumurtanın rahim duvarındaki plasentaya yerleşmesi uzun sürer. Yerleşmenin tamamlanmasından bir hafta kadar sonra döllenmiş yumurta embriyon adını alır. Embriyon dö­nemi sekiz hafta kadardır. Embriyon, göbek kordonuyla pla­sentaya bağlıdır ve sıvı dolu bir kese içindedir. Dördüncü haf­tanın sonunda embriyonda kulaklar, kol ve bacaklar tomur­cuklar halinde kesinleşmeye başlar. Sekizinci hafta sonunda embriyon kesinlikle insan şeklini alır. Embriyon döneminin sonunda, embriyon, fetüs adını alır ve fetüsle birlikte başlayan gebeliğin ikinci dönemi doğuma kadar sürer. Gebeliğin 28. gü­nünde fetüsün boyu 1 santimi bulur. 16. haftanın sonunda fetüsün boyu 16 santim ve ağırlığı yaklaşık 100 gramdır. 28. haf­tanın sonunda ise boy 35 santim, ağırlık 1000 gram olur. 36. haftanın sonunda fetüsün boyu 45 santime ağırlığı 2500 grama ulaşır. Artık doğum olayı ile gebeliğin ikinci dönemi bitmek üzeredir.

Rahim Nedir (Uterus), Gebelikte Rahim

Armut biçiminde içi boş bir organ olan rallimin uzunluğu (Uterus Boyutları) 7-9 cm., genişliği 2-5 cm., kalınlığı 2-2,5 cm. kadardır. Rahim, rahim gövdesi ve rahim boynu olmak üzere iki bölümdür. Rahim gövdesi rektumun önünde, idrar torbası­nın arka üst kısmında, biraz öne eğik olarak durur. Rahimin duruşu, tabanı üstte olan bir üçgen görünümündedir. Rahimin üst kısmının sağ ve sol uçlarından fallop boruları başlar. Alt kısmı incelerek rahim boynunu (serviks) oluşturur. Rahim boynu vajenin üst kısmına açılır. Rahimin içi salgı bezleri yö­nünden çok zengin müköz bir zarla örtülüdür, duvarları gebe­lik sırasında genişleyebilen helezon biçiminde uzanan kas do­kusuyla kaplıdır. Rahim aşırı öne eğik ya da arkaya yatık ola­bilir. Bunun doğurmamış kadınlarda önemi yoktur. Gebe kadı­nın doğumdan sonra rahminin sarkması oldukça büyük tehli­keler doğurabilir. Bu durum basit bir ameliyatla düzeltilebilir. Rahimin iç yüzü endometriyum adını alır ve rahim her ay, döl­lenmiş yumurtanın yerleşebileceği gibi hazırlık yapar. Rahimin oluşturduğu tabaka (plasenta) gebelik olmadığı takdirde bir miktar kanla birlikte tekrar yenilenmek üzere rahimin dışına atılır. Rahimde görülen bu kanama âdet kanaması ya da menstrüasyon adını alır. Menstrüasyon olayının dört devrede ince­lenmesi mümkündür. Birinci devre sakin devredir ve yaklaşık 2 gün sürer. İkinci devre, endometriyum dokusunun kalınlaş­ma devresidir. Menstrüasyon devresinin başında yumurtalıkta olgunlaşan ve içinde bir yumurta bulunan folikülün salgıladığı östrojen, folikülün yumurtayı atmasından sonra oluşan sarı cismin salgıladığı projesteron hormonları sonucu endometri­yum dokusu kalınlaşır ve döllenmiş yumurtayı almaya hazırla­nır. Üçüncü devre, endometriyum dokusunun (plasentanın) yı­kım devresidir. Gebelik oluşmadığı takdirde östrojen ve projesteron salgılarının durması üzerine endometriyum dokusu yıkılır. Dördüncü devre, onarım devresidir. Menstrüasyon kanamasının durmasından sonra endometriyum onarımı başlar. Kan artıkları emilmeye uğrar ve yıkılan doku yeniden yapılır. Yıkılma devresinde rahim boşluğuna kan sızar ve bir süre son­ra sızan bu kanla birlikte yıkılmış olan endometriyum dokusu dışarı atılır. Menstrüasyon süresi 28 gündür. Normalde 5 gü­nü kan damarlarının dolması, 4 günü kanama, 7 günü onarım­la geçer. Geri kalan 12 gün sakin devredir. Yumurtlama 28 gün­lük devrenin yaklaşık 14. gününe rastlar. Döllenme fallop borularının içinde olacağı için her ayın üç günü gebelik gerçek­leşebilir. Menstrüasyon olayının tümü yumurtalık ve hipofiz bezinin yaptığı hormon salgılarının etkisi altında geçer.

Doğum kanalı (Vajen Nedir, Vajen Hastalıkları)


Kadının hem doğum kanalı hem de cinsel birleşim yoludur. Yaklaşık 7-10 cm. uzunlukta, esnek kaslardan yapılmıştır. Vajenin içi, salgı yönünden zengin müköz zarla kaplıdır. Vajenin ağız kısmına yakın ve iki tarafında, vajeni salgılarıyla nemli tutmakla görevli bir çift Bartolin be­zi vardır. Vajen içinde birtakım yararlı basiller yaşar ve bun­ların salgıladıkları bir çeşit asit birçok hastalık mikroplarını öldürür. Rahim boynu (serviks) vajenin dip tarafına açılır. Va­jenin ağzı iç ve dış dudaklarla (vulva) korunur.

Erektil organ (Klitoris, Klitoris Yapısı)


Görevi yalnızca cinsel birleşim sı­rasında cinsel duyguların uyarılması ile ilgilidir.

Himen (kızlık zarı): Vajen girişinde halka biçiminde bir zardır. Çok ince olan bu zar ilk cinsel birleşim sırasında yırtı­larak vajen ağzının kenarlarına çekilir ve zamanla yıkıma uğrar

Kadın Üreme Organları, Kadınlarda Üreme Organı

Kadın üreme organı, çoğalma yoluyla cinsin sürmesini sağ­lar, yaşamın durmayan akışına yön verir. Erkek ve kadın cins­leri arasında, genel olarak organlarda bir ayrım görülmezse de, üreme organları ayrım gösterir. Kadınlarda üreme organ­ları dış ve iç olmak üzere ikiye ayrılır. Dış üreme organları büyük ve küçük dudaklar, doğum kanalı ya da vajen, kızlık zarı (Himen) ve erektil organ ya da klitoristir. İç üreme organları rahim, yumurtalıklar ve fallop borularıdır.

Yumurtalıklar (Overler)


Yaklaşık 4 cm. boyunda, badem biçiminde, rahimin sağında ve solunda, yumurtalık kanalları­nın (fallop boruları) ağızları yakınında bulunan dişi seks bez­leridir. Yumurtalıklar doğurganlık dönemi boyunca, germ hücrelerinin gelişimini izleyen, dönümlü bir çalışma yaparlar. Görevi her 28 günde bir içinde tek yumurta bulunan bir folikül geliştirmektir. Yumurtalığın çalışması menopoz (âdetten kesil­me dönemi) dönemine kadar sürer. Yumurtalıklarda yaklaşık olarak dört yüz bini aşkın yumurta bulunmaktadır.

Folikül Nedir, Folikül Kist, Folikül Sayısı


Yumurtlama devresini hipotalamus ve etkilediği hipofiz bezi düzenler. Hipofiz bezinin salgıladığı folikülü hare­kete geçiren hornıan (FSH) etkisiyle her 28 günde bir 400 bin yumurtanın bir tanesinden yumurta yumağı gelişmeye başlar ve içi bir sıvıyla dolarak 5-8 mm. çapında bir baloncuk oluş­turur. Bu baloncuğun adı folikül'dür. Gelişmekte olan folikül bu yumurtayı korur ve östrojen hormonu salgısını yapar. Östrojen hormonu rahim dokusunun yumuşamasını, kan yönünden zenginleşmesini ve yumurtanın yerleşeceği bir ortamın ha­zırlanmasını sağlar. Gelişiminin on dördüncü günü folikül pat­lar ve yumurtasını dışarı verir. Folikül tarafından atılan yu­murta fallop boruları tarafından emilerek rahime kadar ulaştırılır. Yumurtanın atılmasından sonra folikül, «sarı cisim» adı verilen bir oluşum yapar ve bu oluşum on gün süreyle projesteron hormonu salgılar. Sarı cisimciğin oluşması, kandaki ös­trojen hormonunun artması üzerine hipotalamus bezinin uyar­dığı hipofiz bezinin sarı cisimcik yapımına olanak sağlayan hormon (LH) salgısıyla olur. Sarı cisimciğin salgıladığı hor­monlar rahim iç dokusunu yeniler ve yumurtanın yerleşmesi­ne olanak sağlayacak olan süngersi bir doku oluşturur. Yumur­tanın döllenmemesi halinde sarı cisim bozulur ve yerine beyaz bir kist oluşur. Bu oluşum üzerine hormon salgıları kesilir. Kandaki östrojen ve projesteron düzeyi azalınca da hipofiz bezinin yaptığı FSH ve LH hormon salgıları da azalır. Bunun üzerine rahim duvarı üzerinde oluşan süngersi doku (Plasenta) âdet kanamasıyla dışarı atılır. Bu devre tam 28 gün sürer.

Fallop boruları, Fallop Tüpleri

Rahimin üst köşelerinden başlayarak yu­murtalıklara kadar uzanan fallop borularının uzunluğu 10-20 santim, çapı 2-10 mm. kadardır. Fallop borularının yumurta­lıklara açılan uçları serbesttir, ama parmaksı uzantılar yumurtalıklarla bağıntıyı sağlar. Boruların iç yüzeyleri, yumurtanın borulara girmesini ve rahime ulaştırılmasını sağlayan kirpiksi epitel dokuyla kaplıdır. Folikül patlayıp yumurtayı dışarı at­tığı zaman yumurta kirpiksi epitel doku vasıtasıyla rahime kadar ulaşır. Genellikle yumurtanın döllenmesi fallop tüpü içinde olur. Döllenen yumurtanın rahime inmesi 14 gün sürer. Döllenen yumurta kimi zaman fallop borusunun duvarında yu­valanır ve burada gelişerek fallop borusunun yırtılmasına ne­den olur (dış gebelik ya da tuba gebeliği). Yırtılma sonucu ka­rın boşluğu içine olan şiddetli bir kanama görülür. Tedavi mut­laka ameliyattır.