Çocuk Odasi Bebek Odasi Esyalari

Çocuğun Odası, Bebeğin Odası

Bebeği doğduğu günden başlayarak bol güneş alabilen ve havalandırılması kolay, ayrı bir odada yatırmak daha uygun olur. Ancak, bu oda sizin yatak odanıza yakın olmalıdır ki, çocuğun ağ­lamasını duyabilesiniz. Olanaklar ölçüsünde çocuk odası güneye bakmalı, rutubetli ve karanlık olmamalıdır. Bu odada kullanılan eş­yalar özellikle kolay temizlenebilir cinsten seçilmelidir. Perdelerin de odayı karartmayacak renk ve şekilde olmasına dikkat edilmeli­dir. Odanın aydınlatılması için kullanacağınız lamba ise ışığı tava­na vermelidir ve çocuğun gözünü rahatsız etmemelidir. Odanın sıcaklığı günün her saatinde hemen hemen aynı olmalıdır. Isı 16-25 derece de olabilir. Şunlara özellikle dikkat edin:

• Çocuğun odasında su kaynatılmaz.
• Çamaşır yıkanmaz.
• Çamaşır kurutulmaz.

Bebek odası günde en az 3-4 defa havalandırmalıdır. Odası­nın temizlenmesi ve havalandırılması süresince bebeği başka te­miz bir odaya alabilirsiniz. Yaz aylarında odanın penceresini açık bırakabilirsiniz. Ancak içerde hava akımının olmamasına çok dik­kat etmelisiniz. Ayrıca, açık pencereden sivrisinek gibi haşaratın girmemesi için cam kısma takılacak sineklik iyi bir koruyucudur.

Çocuk Odasında Bulunması Gereken Eşyalar

• Karyola ya da sepet,
• Dolap ya da şifoniyer,
• Masa,
• Banyo (Temiz bir şekilde saklanacak başka uygun bir yer yoksa bu da bebek odasına konulur).
• Bebek terazisi (Bu zorunlu değildir. Olanağınız varsa alıp çocuk odasına koyabilirsiniz),
• Arkalığı olan rahat bir iskemle.

Bebek Karyolası

Çevresi parmaklıkla sarılı olan karyolaları tercih etmelisiniz. Çocuk karyolasında keskin ve sivri köşeler bulunmamalı, parmak­lıkların arası 6 cm.'den fazla olmamalıdır.

Karyolanın İçine Koyacağınız Yatak (Şilte)

Düz ve sert olmalıdır. Yumuşak yatak çocuğun sağlığı yönün­den pek uygun değildir. Yumuşak yataklar üzerinde çocuğun bel­kemiği eğri durur. Sıkı doldurulmuş pamuk ve yün yataklar isteni­len sertliği sağlar. Zorda kalınırsa, bir battaniye birkaç kat yapılıp üzerine çarşaf geçirilerek de kullanılabilir.

Çocuk Yastığı

Çocuklar için gerekli bir şey değildir. Tersine, çocuğu yastıksız yatırmak yararlıdır. Bu şekilde daha derin soluk alabilir ve göğ­sü genişler.

Bebek Yorganı

Çocuklar için hazırlanacak bir yorgan hiçbir zaman kalın ya da kuş tüyünden olmamalıdır. Kuş tüyü fazla sıcak tutar ve terletir. Bundan başka bazı çocukların tüylere karşı alerjileri de vardır.


Çocuğun karyolası hazırlanırken yatağın üzerine büyücek bir muşamba örtülmeli ve bunun da üzerine ıslaklığı emmesi için pa­muklu örtü konulmalıdır. Bu suretle çocuğun, altını ıslatınca bütün yatağı ıslatması önlenmiş olur.

Bebeklerde Kundak Yarim Kundak

Bebeklerde Kundak, Kundak Bezi ve Yarım Kundak

Kundak Çocuk Bezi

Poplin ya da patiskadan yapılabilir. Kundak bezinin en uygun boyu 50x50 cm.dir.
Bütün bu saydıklarımızı kendiniz yapabileceğiniz gibi, hazır da alabilirsiniz.
Bu arada çocuğu giydirirken dikkat edilmesi gereken bazı noktaları da burada hatırlatmayı uygun buluyoruz.

Birçok anne-baba, çocuğun üşümemesi için özel bir çaba gösterirler. Kimisi odanın sıcaklığını yükseltirken, kimi de kat kat giydirir. Bütün bu yapılanların hiçbir yararı olmadığı gibi, tersine, çocuğun vücudunun dış sıcaklığa uyma yeteneğinin de kaybol­masına yol açar. Nitekim böyle yetiştirilen çocukların bünyeleri zayıf olur ve hastalıktan hiçbir zaman kurtulamazlar. Öte yandan fazla sıcak, bebeğin vücudunda pişiklere yol açabilir. Tersine ço­cuğu 'dayanıklı' yapacağım diye üşütmenin de hiçbir anlamı yok­tur. En doğru yol çocuğu yukarıda anlattığımız gibi normal şekilde giydirmektir. Eğer çocuğunuzun bacakları soğuk, yüzünün rengi de soluksa, giydirilenler az geliyor olabilir.
Bazı anneler çocuklarının üşüyüp üşümediklerini ellerinin sı­caklığından anlamaya çalışırlar. Bu hiçbir zaman doğru bir ölçü olamaz.

Bebek Kundak

Birçok ülkede tam kundak tamamıyla kalkmıştır. Günümüzde yarım kundak kullanılmaktadır. Başka bir deyişle, tam kundak de­nilen 'bir çeşit işkence aleti', yerini artık yarım kundağa bırakmak­tadır. Türkiye'de eskiden tam kundak çok kullanılıyordu. Bu satır­ları okuyan anneler ya da büyükanneler tam kundağı işkence ale­tine benzettiğimiz için bizi kınayabilirler. Ama hemen şunu söyle­yelim ki, bilim artık, tam kundağın bebekte pişiklere neden oldu­ğunu ve çocuğu gereksiz yere terlettiğini kanıtlamıştır. Tam kun­dak birçok annenin sandığı gibi bebeğin bacaklarının düzgün ol­ması konusunda da yararlı değildir. Eğer kundaksız büyüyen ço­cuklarda hep bu tür bozukluklar olsaydı, birçok ileri ülkede yıllar­dır uygulanan yöntem çoktan bırakılırdı.
Ayrıca tam kundak, doğuştan kalça çıkıklarının görülme ora­nını artırdığı iddia edilmektedir.

Yarım Kundak Nasıl Yapılır

Bebek masa üzerinde daha önce hazırlanmış olan kundak takımları üzerine yatırılır. (Masanın üzerinde arabezi, altında ufak kundak bezi -ya da bacak sarma bezi-, onun altında da asıl kun­dak bezi hazırlanmıştır). Bebeğin zıbın ve yeleği yukarı doğru itilir. Üçgen şeklinde katlanmış olan arabezinin alttaki uçları bacaklar arasında geçirildikten sonra kasıklardan birbirine doğru katlanır. İki uç da karnın üzerinde karşı karşıya getirilir. Bu sırada çocuk çoğu kere bacaklarını büker, bir el bebeğin bacaklarını tutarken, öbür el de küçük kundak bezini çocuğun bacakları üzerine sarar. Bunun üzerine de büyük kundak bezi sarılır. Yukarı itilmiş olan zıbın da artık aşağıya çekilir ve arkadaki uçları da bağlanır. Genç anneler! Şimdi belki bu satırları bir bilmece çözer gibi okumakta­sınız. Hiçbir şekilde kaygılanmanıza gerek yok. Çok değil, bir iki gün içinde siz de bunları en iyi şekilde öğreneceksiniz. Bu arada aklınıza şöyle bir soru gelebilir: «İki kundak bezinin arasına mu­şamba koysam daha mı iyi olur?» diye. Belki bu sizin için daha kolay olur, ama bebeğinizin sağlığı yönünden pek uygun değildir. Çünkü bebeğinizin bezleri biraz fazla ıslanınca, çocuğun derisi bu ıslak kısma değecektir. Oysa, iki kundak bezinin arasında mu­şamba olmazsa, dıştaki kuru kundak bezi nemi çeker. Bu şekilde çocuğun cildinin kuru kalması da sağlanmış olur. Eğer sık sık ço­cuğun altını değiştiriyorsanız. Bu da sizin için büyük bir sorun ol­mayacaktır sanıyoruz. Yarım kundak genellikle ilk ay kullanılmak­tadır.

Yeni Dogan Bebeklerde Giyim Esyalari

Yeni Doğan Bebeklerde Giyim Eşyaları

Bebeğinizin giyeceklerini doğumdan önce hazırlamış olma­nız gerekir. Böyle hareket etmekle lohusalık devrenizdeki yorgun­luklarınızı oldukça azaltmış olursunuz. Aslında genç annenin, be­bek beklediği sürece ona bir şeyler hazırlaması kadar doğal dav­ranış olamaz. Gebeliğin 6. ayından başlayarak bu hazırlıkların hız­landırılması uygundur. Burada geçerli ana ilke, çocuğun giyecek­lerinin yumuşak, suyu emebilen, yıkanabilen ve kaynatılabilen cinsten olmasıdır.

Bebeğin İç Çamaşırı

Bebeğinizin iç çamaşırları için en uygunu pamuk ipliğinden dokunmuş bezlerdir. Yaz aylarında tülbent, opal ya da patiska, kı­şın ise pazen kullanabilirsiniz.

Çamaşırlardaki yumuşaklığı sağlamak için kumaşları dikme­den önce bir iki defa yıkamak gerekir. Yeni doğan bir çocuğun 1-2 aylıkken giyebileceği çamaşır ya da süslü giyeceklerini çok sayıda yapmamalıdır. Çünkü kısa bir süre sonra bunlar bebeğe küçük gelecektir. Bez ve zıbınlarını, öbür eşyalarına oranla daha uzun süre kullanabilirsiniz.

Arabezi

Çocuğunuz için kalın tülbentten yapılan ve idrarı kolayca çe­kebilen arabezinin ilk aylarda kullanılması çok uygundur. Bu bez­ler 60x70 cm. kadar genişliğinde ve en az 25 tane dikilmelidir. Eğer olanaklarınız varsa bez yıkayamayacağın iz günleri düşüne­rek bu sayıyı daha da arttırınız.

Gömlek

Çocuğun gömleği kalın tülbentten ya da mermerşahiden ya­pılmış olmalıdır. İlk aylarda bebek için 6 tane yeterlidir.

Bebeklerde Zıbın

Pamuktan örülmüş triko ya da fanila olmalıdır. (En az 6 tane). Dünyaya yeni gelen yavrunuza gün boyunca uzun kollu bir göm­lek ve uzun kollu bir zıbından başka şey giydirmeyiniz. Kış günleri ikinci bir zıbın giydirmeniz yeterlidir. Bebeği üşütmemek için özel­likle kış aylarında, gömlek ve zıbını giydirmeden önce iç içe sok­manız ve biraz da ısıtmanız yerinde olur.

Göbek Bağı

Son yıllarda göbek bağının gereksiz olduğunu ileri sürenlerin sayısı çoğalmıştır. Bu konuda en doğru kararı yine bebeğinize ba­kan doktor verecektir. Ancak, çocuğu için göbek bağı hazırlamak isteyen anne bunlardan 10 tane kadar dikmelidir. Boyu 1-1,5 m. genişliği ise 5-6 cm. olan göbek bağı pamuklu kumaş, triko ya da tülbentten olabilir. Bir defa kullanıldıktan sonra kaynatılacak olan bezler kızgın ütüyle ütülenmeli ve rulo haline getirilerek bebeğin dolabına kaldırılmalıdır.

Tülbent Mendil

Tülbent mendilden en az 8-10 tane hazırlamak uygundur.

Muşamba

Çocuklarını kundak yapacaklar için 2 tane yeterlidir.

Başlık

Yaz aylarında ve evin içersinde başlığa gerek olmayacaktır. Çok soğuk olmayan havalarda ise pamuklu ya da ince yün başlık­lar ve soğuk havalarda da kalın yünden yapılmış olanlarını giydirmelisiniz.

Bebeğin arabezinin yerleştirilmesi

Arabezini yerleştirmek için bez üçgen şeklinde katlanır ve be­bek bunun üzerine yatırılır. Bezin her katı bebeğin bacakları ara­sından geçirilerek kasıklardan birinin üzerine doğru katlanır ve ke­narlardaki iki uç karnın üzerine sarılarak kilitli çengelli iğneyle tut­turulur. Bu konudaki bir başka yol da şöyledir: Bez üçe katlana­rak uzunlamasına konur, alt yarısı yerine ikiye katlanır. Bez bacak­ların arasından geçirilir ve yanlardan çengelli iğneyle arkadaki kıs­ma tutturulur. Erkek çocuklarda bezin kalın kısmı ön tarafa, kızlar­da ise arka tarafa gelmelidir.

Çocuğun altı Ne zaman açılmalı

Çocuklar günde 15-20 defa idrar yaparlar. Bunu bilen bir an­ne çocuğun altı ıslak kalmasın diye günde 15 kere bebeğin altını açmaya kalkarsa, ne çocuğun rahatı kalır, ne de annenin. O hal­de bu işi nasıl yapmanız daha uygundur? Her memeden önce ço­cuğunuzun altını açmanız gereklidir. Ancak, bebekler meme emerlerken de altlarını ıslatırlar. Bunun için her memeden sonra bir defa daha bebeğin altına bakmak gerekir. Burada aklınıza şöyle bir soru gelebilir: «Nasıl olsa çocuk meme emerken de altını ıslatıyormuş, o halde neden meme emmeden önce fazladan bez kirleteyim?» Haklısınız ama, bazı bebekler de altı ıslakken ne ka­dar uğraşırsanız uğraşın meme almazlar. Buna engel olmak için bebeğinizin altını memeden önce değiştirmenizi öğütlemekteyiz. Karnı doyan, midesi dolu olan bebek kolayca kusabilir. Çok uğra­şırsanız bu seferde uykusu kaçar. Rahat rahat yatağında uyuyan çocuk birden ağlamaya başlarsa büyük bir olasılıkla altı ıslanmış olabilir ki, o zaman da bezlerin değişmesi zorunludur.

Bebeğin kirli bezlerinin yıkanması

Kirli bezlerin yıkanması da çok önemlidir. Kirlenen bezleri ön­ce ıslatınız. Bunun için ayrı bir kap edinmeniz gerekir. Kakalı bezlerse önce soğuk suyla iyice temizlendikten sonra ıslatılmak üze­re ayrılan kaba konur. Günde bir kez bezleri yıkarsanız rahat edersiniz.

Yıkama şu şekilde olmalıdır: Islatılmak üzere biriken bezleri sıkıp bir kaynama kabına aktarmalısınız. Biraz sabun tozu ekledik­ten sonra kap suyla doldurulur ve en az 15-20 dakika kadar kay­natılır. Bundan sonra bütün bezler, üzerinde sabun kalmaması için birkaç defa iyice sudan geçirilir ve kurutulur. Bezler zamanla sarardığından, buna engel olmak için çok sık olmamak üzere ça­maşır suyu kullanılabilir, ancak daha sonra dt, ulamaya çok fazla özen gösterilmelidir. Şunu da unutmayın ki, bebeğinizin bezlerini ütülemeden kullanmanın büyük sakıncaları vardır. Sıcak ütünün mikropları öldüreceğini, sanıyoruz ki burada yeniden söylemeye gerek yoktur. Ayrıca, ütüden sonra bezlerin daha da yumuşak olacağını bildiğinize göre, bebeğiniz için biraz yorucu da olsa bu güçlükten kaçınmayacağınıza inanıyoruz.

Bebeğin Dışarı Çıkarılması, Bebeklerde Açık Havaya Alıştırma

Bebek 40 günlük olduktan sonra yavaş yavaş açık havaya çı­karılmalıdır. Açık hava, bebeğinizin iyi uyku uyumasını ve istenildiği gibi iştahlı olmasını sağlayan en önemli etkenlerden biridir. Her nedense bunları bütün kitapların öğütlemesine ve doktorların da söylemesine rağmen uygulayan anne sayısı çok azdır. Birçok an­ne açık havaya çıkınca çocuğunun hasta olacağına inanırken, ba­zıları da «Aslında bütün gün yoruluyorum, bir de çocuğu alıp dışa­rı çıkacak zamanım yok,» diyebilir. İşte böyle söyleyen annelere hemen karşılığını verelim: «Çocuğunuzu iyi giydirip açık havaya çıkarsanız, bebeğin hastalanması sözkonusu değildir. Siz de onunla daha fazla uğraşmaktan kurtulursunuz. Unutmayın ki, size bu öğütleri verenlerin amacı bebeğinizi hasta etmek değil, tersi­ne, size yararlı olmak, işinizi kolaylaştırmaktır.

Öte yandan, «aslında günlük yorgunluk ve halsizlik» iddiaları konusunda da biz şu görüşü savunuyoruz: İstediğiniz kadar yor­gunluktan ya da vakitsizlikten söz edin, çocuğunuzu günde bir saat kadar dışarı çıkarabilecek zamanınız ve gücünüz her zaman olacaktır.

Ayrıca, çocukla birlikte sizin de 60 dakika kadar açık havada dolaşmanız sinirleriniz için inanamayacağınız kadar yararlıdır. Yi­ne vaktinizin ve gücünüzün olmadığını söyleyin ama, bu dedikleri­mizi birkaç gün için uygulayın. Göreceksiniz ki gezintiler çocuğa olduğu kadar size de büyük yararlar sağlayacak ve her şeyden önce moralinizi düzeltecektir. Çünkü vakitsizlikten ya da güçsüz­lükten söz eden bir annede kesinlikle moral bozukluğu olduğun­dan hiçbir doktorun kuşkusu yoktur. Gezintiler işte bu nedenlerle size çok yararlıdır. Sonuç olarak yağmurlu, fırtınalı ve soğuk gün­ler dışında, her gün bir saat çocuğunuzla birlikte açık havada dolaşmalısınız. Bunları yaparsanız kısa bir süre sonra bebeğinizin iş­tahı artacak, daha düzenli ve sakin uyuyacaktır. Aynı zamanda sık sık hastalanmayacak, yüzü renkli ve sağlıklı bir görünüş kazana­caktır. Öte yandan, sizin de sinirleriniz güçlenecek, iştahınız açıla­cak, kendinizi daha canlı, sağlıklı hissedeceksiniz.

Kışın çocuğu araba ile çıkarırken iyice giydirmek, eldiven ve başlık takmak gerekir. Yazın, çocuğun açık havada kalacağı süre­yi daha da artırabilirsiniz.

Bebeğinizi Güneşte Bırakabilirsiniz

Bebeğinizi yakıcı olmayan güneşte önce iki dakika bırakın ve her gün bu süreyi ikişer dakika uzatın. Böylece bu süreyi yarım saate kadar çıkarabilirsiniz. Öte yandan, sıcak havalarda çocuğu soymak, daha serin havalarda yalnızca bacaklarını açık bırakmak çok yararlıdır. Dolayısıyla, güneşteki ültraviyole ışınlarından yarar­lanabilirsiniz. Böylece çocuğunuzun D vitamini yapımına yardımcı olduğunuzu da unutmayın. D vitamini çocuğu kemik hastalıkların­dan koruyan önemli bir maddedir. Çocuğun normalden fazla gü­neşte kalması da çok sakıncalıdır. Belki de birçoklarınız yazın uzun süre denizde kalmanın cezasını sabaha kadar uyumamakla ödemişsinizdir. Dikkat etmezseniz çocuk da aynı acıyı çekebilir. Ayrıca, çocuk direncinin büyüklerden çok daha az olduğunu gözönüne alırsanız, ne kadar dikkatli olmanız gerektiğini anlarsınız. Ayrıca normalden uzun süre yakıcı güneşin altında kalmanın ne­den olduğu güneş çarpması denen hastalık, özellikle çocuklarda çok tehlikeli olabilir. Şunu hemen belirtelim ki; güneş bir ihtiyaç olduğu kadar, bir tehlikedir de.

Bebeklerde Uyku Düzeni, Aylık Bebek Uyku, Bebekler İçin Uyku

Yeni doğan bir bebek günün büyük bir kısmını uyuyarak ge­çirir. Yalnızca meme emerken ve altı değiştirilirken uyanan ya da uyandırılan çocuğun bu durumu doğumdan sonra 3-4 hafta kadar sürer. O kadar ki, yeni doğan bir bebeğin ilk günlerde uyku süresi 18 saat kadardır. Ancak, bu bir kural değildir. Çünkü bazı çocuk­lar uykuya düşkün olduğu halde, bazıları uykuyu daha az sever ve az uyurlar. O halde çocuk uyku saatini kendisi düzenler.

Bebeğin bazı alışkanlıklar edinmesinde kuşkusuz ki sizin de rolünüz olacaktır. Her meme ya da mamadan sonra hemen bebe­ğinizi karyolasına koyun; belki sesini çıkarmayacak, belki de yay­garayı basacaktır. Uyuyup uyumaması konusundaki kararı siz ver­meyeceksiniz ama, kucakta mı gezeceği, yoksa yatakta mı yata­cağı konusunda son karar sizindir. Çocuk ağladı diye onu hemen kucağa alırsanız daha hayatının ilk günlerinde bir şey elde etmek için ağlamak gerektiğini öğreteceksiniz ona. Eğer çocuğunuz ağ­larsa sabırla bekleyin! 10-15 dakika sonra susacak olan bebeği­niz az sonra derin bir uykuya dalacaktır. Unutmayın ki, ağlamak bile küçük için önemli bir ihtiyaçtır.

Ancak, bütün bunların uygulanması, evinde anne ya da kayınvaldesi olanlar için oldukça zordur. Şunu bilin ki, en az 20-30 yıl önce sizin bugünkü devirlerinizi geçirmiş olan büyükleriniz, söylediklerimizin uygulanması konusunda sizlere pek yardımcı ol­mayacaklardır. Daha doğru bir deyişle, olamayacaklardır. Onlar için çocuk terbiyesi, bebek bakımı, bugünkünden apayrı bir an­lam taşımaktadır. Bırakın, onlar da bildiklerinin «en doğru» olduğu yolundaki önyargılarıyla yaşantılarını rahatça sürdürsünler. Ama bu «bir genç anne olarak büyüklerinize gerekli gereksiz ödünler verin» demek değildir. Biz size bebeğiniz konusunda ödün ver­menizi değil, tam tersine doktorların dediklerine uymanızı istiyo­ruz. İşte bu nedenler yüzünden, büyüklerinizle yoğun bir tartışma­ya tek başınıza girmeyiniz. Bu tartışmalar ne size, ne de onlar için yararlı olacak, aksine evde herkesin rahatı bozulacaktır.

«Peki nasıl yapacağız?» sorusunu da şöyle yanıtlamayı daha akla yakın bulduk:
Çocuğunuzu doktora götürürken evdeki büyüğünüzü de bir­likte götürmeye çalışın. Eğer büyüğünüz gelmek istemiyorsa onun inandığı birini kesinlikle yanınıza alın. Doktorunuza en kü­çük sorunlarınızı bile sorun. Doktorunuzun öğütlerini kendisine bir iki kere tekrarlatın. Bu şekilde doktorunuzun söylediklerini eviniz de yaparken biraz daha rahat hareket edebilirsiniz.

Bu arada, büyüğünüz eve dönünce, «Bu doktor bir şey anla­mıyor, başka bir doktora gidelim, şeklinde bir öneri ile karşınıza gelirse bunu da yadırgamamaya çalışın. İşte, burada bizim size önemli bir öğüdümüz olacak: Her doktor aynı konuda aşağı yu­karı aynı öğütleri verir. Bu nedenle, hiçbir şekilde sık sık doktor değiştirmek denemesine girmeyin ve bundan kesinlikle kaçının.
Sonuç olarak, evinizde sizi bekleyen sorunları çözümleyebil-meniz için ilk önce büyüklerinizi, doktorunuzun yardımıyla yeni yöntemlere inandırmaya çalışın. Sonra çocuğunuzla daha rahat il­gilenebilirsiniz.

Çocuğunuzu Her Zaman Aynı Şekilde Yatırmayın

Bebeğinizi her zaman aynı şekilde yatırırsanız yumuşak olan kafa kemikleri yassılaşabilir. Bunu önlemek için de bebeğin deği­şik şekillerde yatırılması uygun olur. Bu konuda en iyi örneği Amerikalılar vermektedir, şöyle ki: Yeni doğan bebeği daha ilk gü­nünden başlayarak yüzükoyun yatağa koyarlar. Bu şekilde yatırı­lan çocuk sandığımız gibi havasız kalmaz ve boğulmaz. Buna ina­nabilirsiniz. Yüzükoyun yatırmaya ilişkin korkular doğru olsaydı, bugün Amerika'da nüfus artışı diye bir şey düşünülmezdi. Ayrıca, çocuğu yüzükoyun yatırmanın aşağıda sıralayacağımız birçok ya­rarları vardır:


Soluk alabilmek için başını sağa sola çeviren çocuğun boyun kasları gelişecektir. Öte yandan, karın üzerine yatırılan çocuğun hem sindirimi kolaylaşacak, hem de karın kasları kuvvetlenecek­tir. Bu şekilde yatırılan çocuklardaki kusma oranı sırtüstü yatırılan­lara oranla çok daha azdır. Bütün bunlar ötesinde, eğer çocuğun iştahının daha çok açılmasını ve uykusunun daha düzgün olması­nı istiyorsanız, bebeğinizi her gün belirli süreler içinde açık hava­da gezdirmeyi unutmayınız.

Bebeklerde Beden Egitimi

Bebeklerde Beden Eğitim, Bebeğin Eğitilmesi

Bebeğin kas ve kemikleri, 3 aylık olduktan sonra doğal gücü­nü kazanmaya başlar. Dördüncü ayına kadar yapacağı bütün jim­nastik, altı açıldığı zamanki hareketleridir. Gerçek anlamda bile­rek, sizin yaptıracağınız beden hareketlerine ise ancak bu aylar­dan sonra, yani bebek dördüncü ayına girdikten sonra başlanabi­lir. Jimnastik hareketleri kan akımını hızlandırır ve vücudun her kö­şesine fazla kanın gitmesini sağlar, adale ve kemik gelişimi daha düzgün olur, solunum güçlenir, sindirim kolaylaşır, bağırsak hare­ketleri düzene girer, iştah açılır. Bunların sonucu olarak da çocuk canlı ve sağlıklı bir görünüm kazanır.

Bu hareketler ne zaman yapılmalıdır?

Beden eğitiminin meme ve banyo saatinden önce yapılması uygundur. Sözgelişi, saat 9.30-10.00 arasında.

Bu hareketler nerede yapılmalıdır?

Havalandırılmış, temiz bir odada ve uygun bir masanın üze­rinde yapılması gerekir. Odanın sıcaklığı 20 derecenin altında olmamalıdır. Masa üzerine kalın bir battaniye ve onun da üzerine temiz bir örtü serilmelidir.

Bu hareketler ne kadar süreyle yapılmalıdır?

Başlangıçta 1 -2 dakika kadar yaptırılan beden hareketleri za­manla biraz daha artırılarak 5 dakikaya kadar çıkabilir. Bunlardan başka, bebeğin jimnastiği ile ilgili olarak bilinmesi gerekli noktalar şunlardır:
Bebeğe jimnastiği annesi yaptırmalıdır.

Böylece hem bebekle aralarında daha çok yakınlaşma olur, hem de çocuğun dilinden en iyi anlayan kimse o olduğu için jim­nastik sırasında küçüğün göstereceği tepkileri de yine en iyi o de­ğerlendirir.
Bebeğe jimnastik çıplak olarak yaptırılmalıdır.
Havanın sıcaklığı gözönüne alınarak mümkünse pencere açık bırakılmalıdır (esinti çocuğun üzerine doğrudan gelmeyecek şekilde).

Beden eğitimi yapmaya alışkın olan küçük, günün birinde huysuzlanır ve isteksiz görülürse o gün jimnastik yapılmaması da­ha doğrudur.

Ateşi olan hasta çocuğa da jimnastik yaptırılmaz.
Çocuğunuzu zaman zaman kontrol edecek olursanız, adale­lerinin kalınlaştığını, kuvvetlendiğini farkedeceksiniz. Böyle çocuk­lar zamanında yürür, sağlıklı olur ve sık sık hastalanmazlar.

Küçüğe jimnastik yaptırırken bazı beden hareketleri yavrunun hoşuna gitmeyebilir. Bunun üzerinde fazla durmayın. Her gün tekrarlayarak alıştırmaya çalışın. Hareketleri yaptırırken fazla sert olmaktan kaçının. Tersine, her hareketinden sonra eğer çocuk terlemişse, teri bir tülbentle kurulanmalıdır. Hareketler bittikten sonra da hafif masaj yapılmalıdır. Masaj elinizin çocuğun vücu­dunda 'okşar' gibi dolaşmasıdır.

Bebeklerde Yalanci Emzik Kullanimi

Bebeklerde Yalancı Emzik, Yalancı Emzik Kullanımı

Bazı anneler çocukları her ne sebeple ağlarsa ağlasın, bebe­ğe hemen emziğini verirler. Bunun birçok sakıncaları vardır.

• Çocuk emzikle oyalanmaya başlayınca ağlamayı bırakır ve bu arada asıl ağlama nedeni gözden kaçabilir. Sözgelişi; al­tı ıslanmışsa, ıslaklık devam eder. Altındaki bezin kat yeri çocuğun canını acıtıyorsa düzeltilemez.
• Ne kadar titiz olursanız olun yalancı emziği temiz tutmak pratik değildir.
• Emziğe alışan bebek kolaylıkla bu alışkanlığı bırakmaz.
• Emme de çocuk için bir ihtiyaçtır. Uzun süre ağzında emzik tutan bebek meme saati geldiği zaman büyük bir hırsla me­meye sarılamaz, o yüzden yeteri kadar süt çekemez.

Bu sakıncalarına rağmen parmağını emmek isteyen bir çocu­ğa emzik vermek daha iyi olur. Parmak emme alışkanlığını bırak­tırmak çok daha zordur. Çünkü, daha ilerki yaşlarında emziğini vermemekle bu alışkanlık unutturulabilir ama parmak için bu mümkün değildir. Böyle bir durumla karşı karşıya iseniz emziği mümkün olduğu kadar temiz bir şekilde kullanmaya çalışın. En az 2-3 emzik bulundurmalısınız. Emziğin lastiğinde delik olmamalıdır ki çocuk hava yutmasın.

Ayrıca ve hepsinden önemli olarak da emziğin çocuk tarafın­dan yutulmaması için gerekli önlemler alınmalıdır. Bunun için em­ziğin kemik kısmı yeterince büyük olmalı ve bir kurdele ile gömle­ğe iliştirilmelidir. 1. yaşın sonuna doğru da emzik alışkanlığına ke­sinlikle son vermelidir.

Bebekler Neden Ağlar, Bebeklerde Ağlama

Hiçbir şey anlamadığını, hiçbir şey bilmediğini sandığınız o küçücük bebeğiniz size ne kadar yanlış düşündüğünüzü kısa sü­rede kanıtlayacaktır. Yanıldığınızı anlayınca da belki iş işten geç­miş olabilir. Artık bebek sizin zayıf yanlarınızı bulmuş, size istedi­ğini yaptırmaya başlamıştır bile. Bebek konuşamadığı sürece he­men her isteğini ağlayarak belli eder. O halde, önce ağlamanın ne demek olduğunu anlamaya çalışalım:

Küçük, acıkınca, altı ıslanınca, ağrısı varsa, bir yerine bir şey batıyorsa ve ağlamakla herhangi bir isteğini yaptırabileceğini anladıysa, o zaman ağlar. Ancak bunların her birinin farklı ağlamalar olduğunu zamanla siz de farkedeceksiniz.

• Bebek karnı acıktığında ağlar; bu ağlama birdenbire başla­maz. Genellikle meme saatinden kısa bir süre önce görülür. Karnını doyurduktan ve uykuya daldıktan yarım ila bir saat sonra uyanıp ağlamaya başlarsa bu, acıkmadan değil, bü­yük bir olasılıkla sindirim bozukluğundandır. Bu arada be­beğin altını yeniden kontrol etmekte yarar vardır. Eğer ço­cuğun altı ıslaksa, ağlama nedeni anlaşılmış olur.
• Bebek bazen altı ıslak olmadan da ağlar, o zaman da kun­dağının sıkı olabileceği, bezlerin kat yaparak bebeği rahat­sız edebileceği düşünülmelidir.

Bebeklerde Ağlama Nedeni Hastalık Mıdır?

Hiçbir hastalığın tek belirtisi ağlamak değildir, o halde ağla­manın da hastalıktan başka nedenleri vardır. Sözgelişi; nezle olan çocuğun öksürmesi, burnunun akması gerekir.
Küçüğün bağırsakları bozulabilir. Bu durumda da kakanın rengi ve koyuluğu değişir. Ayrıca, çocuğun ateşi de yükselebilir.

Eğer sözünü ettiğimiz bu durumlardan birini gözlediyseniz, çocuğunuz ağlamakta çok haklıdır. Hemen doktorunuza haber vermelisiniz.
Bebeğiniz hasta olmadığı halde ağlıyorsa büyük bir olasılıkla kucağın tadını almıştır. Nitekim kucağınıza alınca susacaktır. Size önerimiz, çocuğun ağlaması duruyor diye onu kucağınızda gezdirmemenizdir.

Yukardaki belirtilerin hiçbirini görmediğiniz halde bazı çocuk­lar ağlamayı sürdürürler. Bu ağlama «sinirsel ağlama» adını alır. Meme vermek kucağa almak gibi çarelerin hiçbiri sonuç vermez.


Nöbetler şeklinde gelen bu çeşit ağlamaların kesin nedeni belli değildir. Bazı doktorlara göre bağırsaktaki gazlar şiddetli sancı yapmaktadır, bazılarına göre de tamamıyla sinirsel kaynaklı­dır. En geç 2-3 ay içinde kendiliğinden geçer. Bu arada doktoru­nuzun vereceği ilaçlardan da yararlanabilirsiniz. Böyle ağlaması olan çocukları, eğer neden karın ağrısı ise, yüzükoyun yatırmakla biraz daha rahat ettirebilirsiniz.

Çocukla olan ilişkiniz, her zaman ölçülü olmalıdır. Ona meme verirken, banyo yaptırırken, ne kadar değer verdiğiniz bir varlık ol­duğunu belli etmelisiniz. Beslenmesi nasıl çocuğun gelişmesi için gerekliyse, ruhsal gelişmesi için de sevgi bir ihtiyaçtır. Ona zaman zaman sarılmalı, onunla konuşmalısınız. Ama göstereceğiniz ge­reksiz ilginin onu şımartacağını da bilmelisiniz. Çocukla uğraşmak demek, onun yanından hiç ayrılmamak, her an onunla konuşmak, her an ona sevdiğini belli etmek demek değildir. Çocuğunuzla bakımı için birlikte olduğunuz zamanın ancak bir kısmını konuşa­rak, oynayarak ve severek verin ona. Geri kalan sürede sessizce işinizi sürdürün.

Küçüğün şımarık olmasının önemli bir nedeni de, sık sık komşulara bırakılmasıdır.

Böyle durumlarda komşunuz belki çocuğa gerektiğinden faz­la dikkat edecektir. Ama çocuğa hiçbir zaman kendi kendine ol­ma fırsatını vermeyecektir. Onu sürekli olarak kucağında gezdire­cek, eğer varsa eline durmadan değişik oyuncaklar verecektir. Böylece çocuk yeni yeni alışkanlıklar edinip kendi kendine vakit geçirme yerine, uyanık olduğu her an kendisiyle uğraşacak birini isteyecektir.
Bu nedenle zorda kalmadıkça çocuğunuzu komşulara bırak­mayınız. Eğer bir zorunluluk olursa nasıl hareket edeceklerini ya­kınlarınıza anlatınız.

Bebeklerde Konak Bebek Konak Olusumu

Bebeklerde Konak, Bebek Konak Oluşumu

Baş derisi üzerinde kabukların oluşmasına verilen isimdir. Bu kabuklar bademyağı, zeytinyağı ya da çocuk yağlarının sürülmesiyle gevşer. Yumuşak çocuk fırçasıyla da kolayca yerinden kal­kar. Bir defada bütün kabuklar yerinden kalkmayabilir. İki üç defa aynı işi tekrarlayabilirsiniz. Kabuklar kolay yumuşamıyor ve yerle­rinden kalkmıyorsa başı yağlı olarak, bir iki saat kadar bırakmış, sonra % 5 karbonatlı ılık suyla ıslatılmış bir bezle silmek ve daha sonra fırçalamak yerinde bir hareket olur. Konakları birer birer ko­parmaya kalkışmayın. Gereksiz yere çocuğu huzursuz yapar ve incecik derisini zedeleyebilirsiniz.

Bebeklerde Pişik, Bebek Pişiği, Pişik Neden Olur?

Bazı çocukların cildi çok duyarlıdır. En ufak bir ihmal böyle çocuklarda pişiğe neden olur. Bundan başka, pişik şu nedenlerle ortaya çıkar:

• Bebeğin banyosu ihmal ediliyorsa,
• Altı düzenli açılmıyorsa,
• Kullanılan pudra çocuğun cildine uygun değilse (Pudranın çocuğun cildine uygun olup olmadığını) nerden anlamalı? Bu bölümde önerilen şeylerin hepsini yaptığınız halde de­ğişme olmuyorsa büyük bir olasılıkla pişiğin nedeni pudra­dır.
• Kullanılan sabun çocuğun cildini rahatsız edebilir. Piyasada­ki iyi cins bebek sabunlarından birini kullanın.
• Bebeğin çamaşırlarında sabun kalması da pişiğe yol açar. Bunun için özellikle çamaşırları iyice sudan geçirmek -duru­lamak- gerekir.
Eğer çocuğunuzda pişik varsa, yukardaki nedenleri aklınız­dan geçirin. Farkına varmadan yanlış ya da eksik bir şey yapmış olabilirsiniz. Kısa sürede pişik nedenini bulacaksınız.

Pişikler, bezlerin vücuda sıkı sıkıya değdiği yerlerde daha çok görülür. Kullandığınız bezler yeterince yumuşak değilse bu da bir pişik nedeni olabilir. İdrar ve kakada tahriş edici pek çok madde vardır. Bu maddeler önceden pişik olan yerlere değerse deride yaraların oluşmasına bile yol açabilir. O halde, pişiği olan çocuğun altını çok sık değiştirmeniz gerekmektedir. Bezleri iyice kaynatmalısınız. Bu şekilde hem üzerindeki mikropların ölmesini, hem de kalmış sabun zerrelerinin yok edilmesini sağlamış olursu­nuz.

Başlangıç durumundaki pişiklere zeytinyağı ya da başka ço­cuk yağlarından sürebilirsiniz. Pişik geçene kadar bebeğe lastik külot giydirmeyin ve banyosunda da sabun kullanmayın.

Pişik eğer böyle basit önlemlerle geçmiyorsa o zaman dokto­runuza başvurmanız gerekir.

Bebeklerde Tırnak, Bebek Tırnak Temizliği

Kesinlikle haftada bir çocukların tırnaklarının kesilmesi gere­kir. Uzamış tırnaklar hem kir tutar, hem de yüzünü ya da vücudu­nun herhangi bir yerini çizebilir. Haftada bir yapılan bu işte dikkatli davranmalı, kesilen tırnak ucunda çentik bırakmamalıdır. Bu işlem yapılırken her parmak ayrı ayrı tutulmalı ve çocuğun ani hareket­lerini gözönünde bulundurmalıdır.

Bebek Banyo Yaptirma Bebegin Banyosu

Bebek Banyo Yaptırma, Bebeğin Banyosu

Bebek Nasıl Banyo Yaptırılır? Tam banyo ancak göbek düştükten sonra yapılabilir. Yine de bunun için pek acele etmeyin. Göbekteki yaranın iyice kurumasını beklemek herhalde iyi bir önlem olur. İlk banyosuna kadar bebeği yalnızca silmek ya da yarım banyo yapmak pekâlâ mümkündür. Banyolar bebeğin gelişmesi, iştahının artması, uykusunun düzel­mesi gibi yararlarından ötürü, temizlenme amacından daha da önemlidir. Büyük bir engel olmadığı takdirde sağlıklı çocuklar her gün banyo yapmalıdır. Banyo her zaman mamadan önce yapıl­malıdır. Bebeğin banyosu için en uygun zaman günün ikinci ma­masından önce, aşağı yukarı saat 10 sularıdır. Bu saat sizin için de uygunsa banyo saati olarak kabul edin. Zamanla bebek de bu saate alışacak, hatta bekleyecektir. Banyodan hemen sonra bebeği açık havaya çıkarmamak gerekir. Bir yere gitmek zorunda iseniz o günlük banyo saatinde, yine memeden önce olmak ko­şulu ile değişiklik yapabilirsiniz.

Bebek Banyo Suyu, Bebeğin Banyo Suyu Isısının Ölçülmesi

Banyo için gerekli malzemenin hazırlanması: Baş ve vücudu için iki ayrı tülbent -bunlar çok yumuşak sünger de olabilir.- Biri büyük, öbürü küçük ve yumuşak çocuk havlusu, bebek sabunu.

Küvet çocuğun suya girebileceği kadar doldurulur. Suyun sı­caklığı, vücut ısısında olmalıdır. Bunu termometreyle kontrol ede­bileceğimiz gibi -ki en doğru yol budur-, dirseğinizi suya sokarak da anlayabilirsiniz. Odanın sıcaklığı 20 derece dolaylarında olma­lıdır. Bebek odasında soyulur ve üşütmeden hemen banyoya ge­tirilir. Şuna özellikle dikkat edin: Çıplak çocuk suda balık gibi eli­nizden kaçabilir, onu ne canını acıtacak kadar sıkı tutun, ne de elinizden kaçıracak kadar gevşek. Hemen sabunu alıp üzerine koşmanız gerekmez. Biraz bekleyin, oynayın onunla, ancak bu şekilde onu banyo eğlencesine alıştırabilirsiniz. Yıkama sırasında eliniz hep onu, başının altından ve omzundan tutmalı ve baş suya sokulmamalıdır. Kulağına su kaçmamasına çok dikkat edilmesi gerekir. Elinizdeki sabunlu bezi okşar gibi çocuğun vücudunda gezdirin. Özellikle oynak yerlerini, apışaralarını iyice silin. Bu iş bitince bebeği yüzükoyun çevirin, sol eliniz çocuğun göğsünü kav­ramış olsun. Yine aynı şekilde sırtını da sildikten sonra sabunlu bezi başında gezdirin. (Başı haftada 1-2 defa silmek yeterlidir.) Bundan sonra aynı sıcaklıktaki su ile çocuğun vücudundaki sa­bunlar akıtılır, hemen havlusuna sarılıp kurularken sert hareketler­den kaçınılmalıdır. Çünkü derileri çabuk zedelenir. Boyun, koltuk-altı ve apışaralarının iyice kurulanması gereklidir. Nemli kalırsa pi­şik olasılığı vardır. Pudra hafifçe serpilir ve iyice yayılır. Bazı pud­ralar çocukta alerji yapabilir, o zaman başka bir cins pudra de­nenmelidir. Bütün bu işler çabuk yapılmalı ve çocuk üşütülmemelidir. Özellikle küçük çocukların banyoda kalış süreleri önceleri 1-2 dakika kadar olmalı ve bu süre yavaş yavaş uzatılmalıdır. Ge­nellikle banyoda kalış süresi 10 dakikayı geçmemelidir. Banyo­dan sonra burun ve kulaklar da temizlenir. Burnu bir kürdan ya da kibritin ucuna saracağınız pamukla temizleyebilirsiniz. Eğer ister­seniz bu iş için hazırlanmış özel temizlik malzemelerini de kulla­nabilirsiniz. Banyoda yumuşayan kirler kolayca çıkar. Eğer çocuk aşırı huysuzluk ediyorsa, onu büsbütün çileden çıkarıncaya kadar burnuyla oynamanın gereği yoktur. Kulağına gelince; ancak dış kulağı yani kulak kepçesini temizleyebilirsiniz. Kulağın içine hiçbir zaman hiçbir şey sokmayın, bu konuda daha ileri giden bir temiz­lik yöntemi kullanmayın.

Annelik ve Bebek Bakımı, Bebeğin Aylık Bakımı

Evde Bebeklerin Bakımı

Bebeklerde Göbek Bakımı, Bebeğin Göbeği

Göbeğin bakımına çok dikkat etmeli, kuru kalması sağlanma­lıdır. Doğumdan sonra göbeğe bağlanan steril gazlı beze elden geldiğince dokunmamak gerekir. Zorda kalınırsa, örneğin bu bez kaka ya da idrarla kirlenirse, eski gazlı bez atılır ve yerine göbek tozlarından biri ekilir, yine steril gazlı bezle sarılır. Eğer doktoru­nuz uygun buluyorsa üzerine göbek bezi düzenli olarak sarılır. Göbek çevresinde bir kırmızılaşma görürseniz durumu süratle doktorunuza haber vermelisiniz. Göbek mikrop kapmış olabilir. Hemen tedavi edilirse önemli bir sorun çıkmaz. Önemsenmezse hem tedavisi güçleşir, hem de tehlikeli bir hastalık şeklini alabilir. Bu nedenlerle göbek, mikrop kapmaması için, kendiliğinden dü­şene kadar banyo yapılmamalıdır. Genellikle doğumdan 5-8 gün sonra göbek düşer. 8. gün hâlâ düşmemişse kaygılanmayın, ba­zen böyle geç düştüğü de olur. Ama bir an önce göbek düşsün diye çekiştirmek yoluna da başvurmayınız. Göbek düştükten son­ra da o bölgeye özen göstermeniz, temiz tutmanız gerekir. Göbek yeri normal cilt görünümü alıncaya kadar. Bu da genellikle 3-5 gün içinde tamamlanır.

Annelik ve Bebek Bakimi Anasayfa

Bebeklerde Göbek Bakımı

Bebeğe Banyo Yaptırma, Su Isısının Ölçülmesi

Bebek Tırnak Temizliği

Bebek Pişiği, Pişik Neden Olur

Bebeklerde Konak Oluşumu

Bebekler Neden Ağlar

Bebeklerde Yalancı Emzik

Bebeklerde Beden Eğitim

Bebeklerde Uyku Düzeni

Bebeklerde Açık Havaya Alıştırma

Yeni Doğan Bebeklerde Giyim Eşyaları

Bebeklerde Kundak, Kundak Bezi ve Yarım Kundak

Çocuk Odasında Bulunması Gereken Eşyalar

------------------------------------------------

Bebeklere Süt Verme

Hangi Anneler Bebek Emziremez

Hamilelikte Bebek Emzirme ve Süreleri

Hamilelikte Göğüs Bakımı

Bebeklerde Emzirdikten Sonra: Hıçkırık, Kusma

Bebek Emzirme Saatleri, Ne Zaman Emzilirmeli

Anne Sütü Yetersizse; Ek Besinlere Geçiş

Bebeği Sütten Kesme

-----------------------------------------------------------

Bebeğin Ay Ay Beslenmesi

1 Aylık Bebek Beslenmesi

2 Aylık Bebek Beslenmesi

3 Aylık Bebek Beslenmesi

4 Aylık Bebek Beslenmesi

5 Aylık Bebek Beslenmesi

6 Aylık Bebek Beslenmesi

7 Aylık Bebek Beslenmesi

8 Aylık Bebek Beslenmesi

9 Aylık Bebek Beslenmesi

10-11-12 Aylık Bebek Beslenmesi

Bebeklere Ek Besinler Verilmesi

Bebekler İçin Vitaminin Önemi

Hamilelik Riski Riskli Gebelik Nedir

Hamilelik Riski, Riskli Gebelik Nedir, Hamilelik Riskleri

Gebelikte tehlike sayılacak belirtileri de aşağıda okuyacaksı­nız. Eğer bu belirtilerden biri ya da birkaçı sizde de varsa hiç vakit kaybetmeden doktorunuza görününüz. Unutmayınız ki, böylece hem kendinize, hem de bebeğinize yardım etmiş olursunuz. İşte size tehlike sayılacak belirtiler:

• Yüzde, ellerde ve bacaklarda şişmeler,
• Görme bozukluğu ya da gözün önünde bir şeyler uçuşuyor
duygusu veya geçici de olsa görmeme,
• Karında, kasıkta, belde ağrı.
• Ateş.
• Az veya çok vaginal bir kanama,
• Sürekli kusma,
• Sürekli baş ağrısı,
• Vaginadan su gelmesi,
• Dış genital organlarda ve bacaklarda varis görülmesi,
• İleri derecede kilo alma,
• Çocuk hareketlerinde anormallik (çok yavaşlama gibi).
Bütün bu yakınmalar, her zamanki normal kontrol dışında, doktorunuza başvuruyu gerektiren durumlardır. Ayrıca bir kaza geçirir veya düşerseniz ve normal doğum zamanınızın geçmesine rağmen, doğum olmazsa yine doktorunuza başvurmalısınız.

Tehlikeli Gebelik, Döneminde Gebelik Riski

Son yıllarda anne ve çocuğun sağlığı açısından özellik göste­ren ve normale oranla daha fazla tehlike (risk) taşıyan gebelikler­de kullanılan bir deyimdir. Bu tip gebelerin teşhis ve takiplerinde aşağıdaki yöntemlerden istifade edilir.

a) Hastanın hikâyesi
b) Klinik muayene
c) Fizik ve kimyasal laboratuvar muayeneleri
Hikâyesine göre riskli gebelik grubu içine alınabilecek hasta­lar şunlardır:
- Gebe kalmak için uzun süre tedavi görenler
- Daha evvel birden fazla erken doğum (prematüre) yapmış olanlar
- Ölü veya anomalili çocuk doğurmuş olanlar
- İri çocuk doğurmuş olanlar (4000 gr. üzerinde)
- Gebeliği esnasında ağır mikrobik hastalık geçirenler
- Doğum vakti geçen gebeler
- Akraba evliliği olan gebeler
- Çocuklarda rahim içi gelişme bozukluğu olanlar vb.
Klinik muayene ile riskli gebelik tanısı konan durumlar ise şunlardır:
- Genital organ anomalisi olan anneler (cinsiyet organlarında anormallik)
- Kalp, akciğer, karaciğer ve böbrek hastalıkları başta olmak üzere diğer sistemik hastalıklar
- Şeker hastalığı olanlar
- Kan uyuşmazlığı olan gebeler
- Gebelik toksikozları (preeklampsi ve eklampsi)
- Kanamalı gebeler (çocuk eşinin önde gelmesi, vb.)
- Çoğul gebelikler (ikiz, üçüz vb.)
- Gebeliğinde aşırı kilo alanlar (15 kg üzeri)
- Çocuk geliş anomalisi olanlar (yan geliş, makat gelişi vb.)
Gerek hastanın hikâyesi, gerekse muayene ile tanı konan riskli gebeliklerin takibinde gebeler bir taraftan klinik olarak izlenir­ken (çocuk hareketi, çocuk kalp sesleri, ağrı izleme vb. gibi) diğer taraftan da bazı özel fizik ve laboratuvar yöntemleri kullanılır. Şim­di bu yöntemler hakkında kısa bilgiler vermek istiyoruz.
- Kan sayımı, kan grubu ve tam idrar tahlili: Bunlar genellikle her gebeden istenmektedir.
- Kanda hormon ve enzim tetkikleri:
• HPL (insan plasenta laktojen hormonu). BHCG (koryonik gonodotropin B alt ünitesi) tayini vb. gibi,
• Oksitokinaz enzimi vb. gibi.
Burada belirtilen maddeler, plasenta hakkında bize bilgi verir.
24 saatlik idrarda östriol hormonu tayini: Azalması halinde plasentanın yetersiz olduğunu gösterir. Ayrıca çocuk hakkında da bize fikir verir. Bebeğin ve son dediğimiz organın sağlıklı olup ol­madığını anlamak için en geçerli yöntem annenin 24 saatlik idrarındaki östriolün değerlendirilmesidir. Bu ölçme 2 saat içinde ya­pılabilmektedir.

Gebelikte İdrar Yolu Enfeksiyonlari

Gebelikte İdrar Yolu Hastalıkları, İdrar Yolu Enfeksiyonları

Gebelikte idrar yolları hastalıkları, üzerinde ciddi olarak durul­ması gereken bir konudur. Ancak bu rahatsızlıkların, büyüyen rahmin, idrar torbası üzerine yaptığı basınç sonucu sık sık idrara çıkma şikayetiyle karıştırılmaması gerekir. Çünkü gebelikteki idrar yolları enfeksiyonları oldukça önemli sorunlar yaratabilir.

İdrar yolları enfeksiyonları, gebelerde sık görülür. Gebelikte salgılanan hormonlar idrar yollarını genişletir, gevşemeye yol açar. Böylece, idrar normal bir hızla akamaz ve mikropların üre­mesi için uygun bir ortam hazırlanmış olur.
Belirtileri:

• Titreme ile yükselen ateş,
• İdrar yaparken hafif ağrı,
• Sık sık idrara çıkma,
• Kasık ve böğürlerde ağrı.

Bu gibi durumlarda gebe, hiç vakit kaybetmeden doktoruna başvurmalıdır. Aksi halde, hastalık idrar yollarında kalmayıp böb­reklere kadar ilerleyebilir. İdrar tahlili, tanı için kesin ve doğru so­nuç veren bir yoldur.
Günümüzdeki ilaçlarla bu hastalığın kısa sürede önlenmesi son derece kolaylaşmıştır.

Miad Gun Gecmesi Surmaturasyon Nedir

Miad Geçmesi Nedir, Gün Geçmesi (Sürmatürasyon Nedir)

«Gün geçmesi» (kadın ve bebeğin) hayatı bakımından çok önemli bir konudur. Kitabımızın «ne zaman doğum yapacağım» bölümünde de açıkladığı gibi beklenilen doğum tarihi son âdetin ilk gününe göre hesap edilir. Bu tarihten sonra 10-14 gün içinde doğum olmazsa «gün geçmesi» sözkonusu olabilir. Bu nedenle doktorunuzun size söylediği beklenilen doğum tarihinden, (veya size, verdiğimiz cetvele bakarak bulduğunuz tarihten 10 gün geç­mesine rağmen doğum olmadı ise, mutlaka doktora başvurun. Gün geçmesi bugün çeşitli yöntemlerle belirlenmekte ve tanı ko­nulmaktadır, gün geçmesi bir anlamda plasentanın (sonun) yaş­lanması demek olduğu için plasentanın işlevleri incelenerek bir sonuca varılabilir.

Bu amaçla:

HPL (insan plasenta laktojeni), Estriol gibi hormonların, oksi-tokinaz gibi plasentanın çıkardığı ferment adı verilen maddelerin ölçümü yapılarak belirlenebileceği gibi, Amnioskopi (çocuğun içinde bulunduğu sıvıyı görmeye yarayan bir alet) ile de tanı ko­nabilir.


Son yıllarda ses ötesi dalgalarla çalışan aletlerden (SONOGRAFİ ve KARDİOTOKOGRAFİ) bu konuda da yararlanılmaktadır.

Eğer tanı kesinleşirse, doktor önce ağrı ilaçları kullanarak do­ğumu başlatmaya çalışır. Ağrılar başlamaz veya çocuğun duru­munda bir bozulma saptanırsa sezaryen yapılır. Bu nedenle, ço­cuğun hayatını tehlikeye sokmamak için, gün geçmesinin ne ol­duğu ve ne zaman doktora başvurulacağı iyice bilinmelidir.

Gebelikte Kan Uyusmazligi Nedir

Kan Uyuşmazlığı Nedir, Gebelikte Kan Uyuşmazlığı

Anne ve babanın kan gruplarının farklı olması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Çocukta meydana gelen sarılık, vücudun şiş­mesi ya da ana rahminde bebeğin ölümüne kadar giden hastalık­ların tümüne birden «kan uyuşmazlığı» denir.

Kan uyuşmazlıkları iki grupta toplanır:

Birinci grup: A, B, O uyuşmazlığı. Her insanın kanı A, B, O ya da AB harfleri ile tanımlanan gruplardan birine girer. Bu grupların birbirinden farklı özellikleri vardır.

Sadece bu gruplar arasında ortaya çıkan uyuşmazlığa, ol­dukça az rastlanılır. A, B, O grup uyuşmazlığı ilk çocukta daha fazla sorun yaratır. Daha sonraki doğumlarda görülme oranı dü­şer.

İkinci grup: Bu gruptaki uyuşmazlıklar (Rh) faktörüne bağlı­dır. Rh faktörü bir insanda ya vardır (Rh +) ya da yoktur (Rh -). Bu arada hemen şu noktayı belirtelim ki, insanların %85'i (RH +) kan taşımaktadır. Rh faktörü ilk defa 1940 yılında Dr. Landsteiner ve Dr. Wiener tarafından ortaya konulmuştur. «Rh» harfleri, faktö­rün ilk defa «Rhsesus Macasus» adlı bir maymunda bulunmuş ol­ması nedeni ile kullanılmaktadır.

(Rh +) çocuğun kanı, son (plasenta) yoluyla anneye geçer. Bu geçiş özellikle doğum sırasında olur. Annede bu yabancı kan grubuna karşı kendisini korumak amacıyla bazı maddeler oluşur (antikor). Antikorlar bu yabancı kanı ortadan yok eder. Bu madde­ler çoğu kez yalnız anne kanında dolaşmakla kalmaz, plasenta yoluyla çocuğa da geçer. Böylece, ondaki alyuvarları da yok et­meye başlar. Anne rahmindeki çocukta bir çeşit kansızlık başgös-terir. Bu arada parçalanan kırmızı yuvarlardan açığa çıkan sarı bo­yalı maddeler (bilurubin) çocuğun her yanını kaplar ve sarılık meydana gelir. Bu maddelerin özellikle beyinde oturması bebeğin hayatına dahi malolabilir. Yine kansızlığa bağlı olarak vücutta şiş­me ya da su toplama da görülebilir. Bu gibi durumlarda çocuk ya ana karnında ya da doğduktan hemen sonra ölür. Hafif 'vaka'larda ise, ilerde anlatacağımız gibi, gerekli tedavi olanakları kullanılarak çocuğun hayatı kurtarılır.

İlk Çocukta Kan Uyuşmazlığına Bağlı Hastalıklar Oluşur Mu?

Genellikle ilk çocukta, yukarda kısaca anlatılan «Rh»a bağlı kan uyuşmazlığına ilişkin ağır tablolar görülmez. Ama doğum sa­yısı arttıkça annedeki antikor dediğimiz maddelerin de miktarı ar­tacağından, çocuğun hastalanma şansı ve hastalığın ağırlık dere­cesi de artar.

Kan uyuşmazlıklarına ilişkin kısaca bilgi verdikten sonra he­men şunu da söyleyelim ki, her (Rh +) erkek ve (Rh -) kadının evliliklerinden hastalıklı çocuk doğmaz. Bunun en önemli neden­lerinden biri, çocuğun (Rh -) olmasıdır. Böyle durumlarda anne­de antikor oluşmaz. Ayrıca, çocuğu hastalıktan koruyan başka et­kenler de vardır.

Hastalıklı doğan ya da hastalığın görülebileceği çocuklarda doktor, laboratuvar muayenelerinin yapılmasını isteyebilir. Ayrıca kan uyuşmazlığı olan gebelerde kan tahlilleri yapılarak (Coombs testi), gerektiği zaman iğneyle çocuğun amnios sıvısından örnek alıp bilurubin miktarını ölçerek hastalığın şiddeti anlaşılmaya çalı­şılır. Bazı ağır durumlarda ise normal doğum beklenmeden sezar­yen yapılır.
Günümüzde Rh(-) uygunsuzluğu önlenebilmektedir. Rh(-) kadınlara doğum, düşük, kürtaj ve gebelikte geçirdikleri her türlü girişimden sonra (serklaj, amniyosentez vb) mutlaka genel adı Anti D olan koruyucu iğnelerden yapılmalıdır. Eğer doğumdan sonra bebeğin kan grubunun Rh(-) olduğu saptanırsa bu iğneden yaptırmaya gerek yoktur. Anti D, anne dolanımına karışan çocuğa ait eritrositleri hemen yok ederek annenin Rh(+) eritrositlere karşı savunma cisimcikleri oluşturmasına engel olur. Eğer bu önlem alınmaz ise annede oluşan savunma cisimcikleri sonraki gebeliklerde çocuğun dolanımına girerek çocuğa ait Rh(+) eritrositleri yok eder ve çocuğun anne karnında iken kansız (anemik) olması ve eklenen diğer bozukluklarla ölmesine neden olur.

Tüm bu olanaklara rağmen çeşitli nedenlerle koruyucu iğne­nin yapılamadığı kadınların gebelikleri risk altındadır. Çocuğun eritrositlerine karşı savunma cisimciklerinin oluşup oluşmadığı ge­belerde kan tahlili yapılarak (Indirekt Coombs testi) anlaşılabilir. Bu testin pozitif olması durumunda çocuğun anne karnında kan­sız kalarak ölmesi olasılığı çok yüksektir. Bu gebelerde hastalığın ağırlık derecesini değerlendirebilmek için bebeğin kordonundan kan alınarak (kordosentez) incelenir. Çocuktaki kansızlığın dere­cesine göre yine aynı yöntemle bebeğe anne karnında iken bir­kaç defa kan verilir. Son yıllarda büyük bir gelişme gösteren bu yöntemle bebeklerin çoğu kurtarılabilmektedir.

Çocuk canlı olarak doğduğu halde, durumu gittikçe bozulu­yorsa, kan değişimi «Eksangıno transfuzyon» yapılır. Kanındaki bazı zararlı maddelerin çıkarıldığı bu işlem sırasında çocuk bir şey duymaz. Son yıllarda kan uyuşmazlıklarına karşı yeni bulunan ba­zı ilaçlar kullanılmaktadır: Anti D, gamma globilin. Bir aşı gibi an­neye uygulanan bu ilacın koruyucu niteliğinden ötürü daha son­raki çocuklarda kan uyuşmazlığına bağlı hastalıklar hemen he­men hiç görülmemektedir. Bu ilaç, eğer çocuk (Rh +) ise 72 saat içinde anneye yapılmaktadır. (Rh -) çocuk, annede savunma ci­simcikleri oluşturmadığından, ilacın yapılmasına gerek yoktur.

Başka bir önemli konu da kan uyuşmazlığının ard arda ölü düşük yapması ancak 4-5 aydan sonraki düşükler için sözkonusudur.

Kan Grupları ve Babanın Belirlenmesi

Kan gruplarından söz ederken özellikle hukukta çok önemli olan bu konuyu sizlere çok kısa olarak ve bir örnekle anlatmak is­tiyoruz:

Annenin kan grubu O, çocuğun ise A'dır. Bu durumda baba A ya da AB olmalıdır. Bunun aksi olamaz. Baba AB ise, çocuk hiç­bir zaman O grubu kan taşıyamaz.

Bundan yararlanılarak adli tıpta kan grupları babanın belirlen­mesinde kullanılmaktadır. Adliye tarihinde kan gruplarıyla ilgili binlerce dava vardır. Bunlardan bir tanesi ünlü Şarlo (Charlie Chaplin)'nin başından geçendir. Kendisine iftira edilerek bir çocu­ğun babası olduğu söylenince mahkemeye başvuran Şarlo, kan grubu sayesinde hiç tanımadığı bir çocuğu evlat edinmekten kur­tulmuştur.

Gebelikte Kanama Hamilelik Kanamasi

Gebelikte Kanama, Hamilelikte Kanama, Gebelik Kanaması

Gebelik sırasındaki kanamalar üzerinde dikkatle durmak ge­rekir. Ufak bir ihmal, ilerde çok ciddi sorunlar yaratabilir. Özellikle 28. haftadan sonraki kanamalar tehlikelidir.


28. haftadan sonraki kanamaların iki önemli nedeni vardır.

1 - Son (Plasenta), rahmin ağzına yakın yani alt kısımlara ya­pışmıştır. Gebelik ilerledikçe ya da doğum başladığı zaman pla­senta yapıştığı yerden ayrılır ve kanamaya sebep olur. Tıp dilinde buna «plasenta previa» denir.
2- Çocuk doğduktan sonra ayrılması gereken plasentanın, gebelik sırasında çocuk doğmadan ayrılarak kanamaya neden ol­ması. «Dekolman plasenter» denilen bu hastalıkta, vaginal yoldan olan kanamadan daha önemlisi, rahim içinde olan ve şiddetli ağrı­lara yol açan kanamadır. Bu gibi durumlarda hemen doktorunuza başvurmalısınız. Aksi halde hem çocuğun, hem de annenin hayatı tehlikeye girebilir.

Çok hafif bir kanama belki de çok önemli bir hastalığın ilk be­lirtisi olabilir, bunun için ısrarla tekrarlıyoruz. Ufacık bir kanamayı daha ciddi kabul edip hemen doktorunuza gitmelisiniz. Doktor ta­nıya göre ya vakit geçirmeden sezaryen ya da başka bir müdaha­le ile çocuğu hemen doğurtup annenin ve çocuğun hayatını kur­tarmaya çalışacaktır.

Geç Gebelik Toksemileri
(Preeklampsi Nedir, Preeklampsi Belirtileri)

Gebelik süresince görülen hastalıkların en tehlikelisi olan geç gebelik toksemileri hem anne, hem de çocuk için kötü sonuçlara neden olabilir. Özellikle doğum öncesi bakımın iyi yapılmadığı ülkelerde bu hastalık «çocuk ölümleri nedenleri» arasında ilk sırayı almaktadır. İşte bu nedenle doktor kontrolü sırasında en çok üze­rinde durulan hastalık, geç gebelik toksemileridir.

Eğer bu tehlikeye karşı doktorunuzun dediklerini tam ola­rak uygularsanız, sözkonusu hastalığa yakalanmama şansınız %100'e yakındır.

«Eklampsi», Latince «yıldırım» demektir. Bu hastalığa tutulan kimse de tıpkı yıldırım çarpmışçasına krizler geçirir. Bu krizler sara nöbetine benzer. Hastada kol, bacak ve vücut kasılmaları olur. Gözler kayar, ağızdan köpük gelmeye başlar. Daha sonra şuur kaybı olur. Bütün bunlar hem anne, hem de çocuk için çok tehli­kelidir. Krizlerin sık sık tekrarı anne ve çocukta oksijenizasyon bo­zukluğuna ve organlarda yıpranmaya yol açarak kötü sonuçlar doğurabilir.
Eklampsi krizlerinden önce hasta preeklamsi denilen bir dev­re geçirir. Bu devrenin üç önemli belirtisi şunlardır:

1 -El, ayak ve vücuttaki şişler (ödem),
2-Tansiyonun artması (gebelikte minimal 90 mm/Hg maksi-mal 140 mm/Hg üzerine çıkmamalıdır).
3-24 saatlik idrarda 0.3'den fazla albümin çıkması.
Bu belirtilerden biri ya da birkaçı gebede görülürse, o zaman gebede preeklampsi durumu olduğu kabul edilir.

Bu arada hemen şunu belirtelim: Yukarda sözü edilen belirti­ler ancak doktor ve ebe kontroluyla ortaya çıkabileceğinden, ge­belik süresince kontrola gitmeyi hiçbir zaman ihmal etmeyin.
Günümüzde bu hastalığın nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte mevsimler, ırk, iklim ve beslenmeyle ilgisi olduğu ileri sü­rülmektedir.

Bu hastalıktan ne zaman kuşkulanmalı?

Gebeliğin son üç ayında aşağıdaki belirtileri kendinizde gö­rürseniz hiç vakit kaybetmeden doktorunuza gitmelisiniz.

• Baş dönmesi, baş ağrısı, göz kararması,
• El, kol ve ayaklarda şişmeler,
• Normalin çok üstünde kilo almak.

Eğer yukarda gösterilen belirtilere rastladıktan sonra hemen doktorunuza başvurup onun dediklerini aynen uygularsanız, kısa zamanda şikâyetleriniz geçer ve gebeliğin en tehlikeli hastalıkla­rından birine yakalanmaktan kurtulmuş olursunuz.

Geciken vakalarda tedavi çoğu kez hastaneye yatırılarak ya­pılabilir.
Hastalığınız henüz başlangıç durumunda ise, doktorunuz si­ze yalnızca istirahat etmenizi ve tuzsuz bir rejimi önerecek, aynı zamanda sizi daha sık kontrollara çağıracaktır.

Gebelik Toksemisi Hiperemesis Nedir

Gebelik Toksemileri, Hiperemesis Nedir

Bu hastalıklar iki ayrı grupta toplanır.
1 - Erken gebelik toksemisi. 2- Geç gebelik toksemisi.

Erken Gebelik Toksemisi

Gebeliğin başlangıcında görülen sabah bulantısı ve kusmala­rın, anne adayının metabolizmasını bozacak duruma gelmesine, erken gebelik toksemisi denir.

Gebelerin çoğunda sabahları bir bulantı duygusu, hatta çoğu kez kusma görülebilir ve kadınlar arasında bu durum genellikle bir gebelik belirtisi olarak kabul edilir. Birçok genç anne adayı ge­beliğin ilk 2-4 aylık bölümünde büyük zorluklar çekmeden bu devreyi ufak tedavilerle geçiştirebilirler. Ancak, gebelik belirtileri derülen bu işaretler bazen dayanılması olanaksız duruma gelebilir ve hatta annenin hayatını tehdit etmeye başlar. İşte bu durum ar­tık normal gebelik kusması değil, bir hastalıktır. Bu hastalığa Hi­peremesis denir. Böyle durumlarda, hastada sürekli olarak kusma görülür. Bir yandan kilo kaybeder, öte yandan hiçbir şey yiyip içe­mez. Hastalık uzun bir süre devam eder.
Bilim adamları hastalığın nedenleri üzerinde uzun yıllar çalış­tıkları halde, bugün bile kesin bir sonuca varamamışlardır. Hasta­lığın genel nedeni olarak:

• Alerjiler
• İç salgı bezleri bozuklukları,
• Psikolojik durumlar düşünülmektedir.
Yukarda sözü edilen nedenlerin ilki ve ikincisi daha çok dok­torunuzu ilgilendirdiği için biz burada psikolojik nedenler üzerinde durmanın daha yararlı olacağı kanısındayız.

Bilim adamları tarafından yapılan araştırmalar sonunda ruh­sal durumun kusma ve bulantı üzerinde önemli etkisi olduğu an­laşılmıştır.

Bu şekilde yakınmaları olan gebelerin günün belirli saatlerin­de açık hava gezintileri yapmaları, kendilerini sıkan konulardan, yerlerden uzak durmaları gerekir. Çevre değiştirmenin de çok önemli olduğunu eklemekte yarar var.

Doktorunuzun vereceği ilaçları almanıza, önerilerini dinleme­nize rağmen bulantı sürüyorsa, o zaman bunun nedeni büyük bir olasılıkla psikolojik değildir.

Dış Gebelik Nedir, Dış Gebelik Belirtileri ve Sonrası

Günümüzde dış gebeliğin tedavisi konusunda önemli geliş­meler olmuştur. Özellikle vaginal ultrasonografi ve beta-HCG (kanda yapılan gebelik testi) yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla dış gebelikler oldukça erken teşhis edilebilmektedir. Uygun koşullar­da teşhis edilen (Dış gebeliğin çapının 3 cm'den küçük olması, tüpün yırtılmamış olması vb) dış gebelikler laparoskopi ile 1-2 cm'lik bir keşiden tedavi edilebilmektedir. Yine çok erken aşama­da teşhis edilen dış gebelikler ise (beta-HCG <>

Normalde rahim içine yerleşmesi gereken döllenmiş yumur­tanın rahim dışında başka bir yerde gelişmeye başlamasıdır.

En çok kanallarda görülen dış gebelik karında ve kasıkta ağrı şikayetiyle başlayabilir. Bu arada vaginal kanama ve gebeliğin di­ğer belirtileri de (bulantı, kusma gibi) görülebilir. Zaman zaman bayılma nöbetleri ve ağrının daha belirginleşmesi hastalığın tanısı­nı kolaylaştırmaktadır. Tedavi mutlaka ameliyatla yapılabilir. Teda­vide gecikme iç kanamanın artmasına neden olarak tehlikeyi da­ha da arttırabilir. Bu nedenle her gebeliğin başında, mutlaka jine­kolojik muayene olunmalıdır.
Şüpheli durumlarda özel muayene metodlarıyla da dış gebe­lik araştırılabilir.

Provoke (müdahaleli) -kasıtlı- düşükler:

Burada düşüğü ya hastanın kendisi başlatır ya da bunu bir başkası yapar. Buna da (kriminal) cinaî düşük denir.

İstenmeyen bir çocuğu ortadan kaldırmak için mezara bebe­ğiyle birlikte gömülen anne sayısı hiç de sanıldığı kadar az değil­dir. Çocuk istemeyen bir kadın akla hayale gelmeyecek yöntem ve çarelerle çocuğunu düşürme yollarına gidebilir. Bunun sosyal, ekonomik, psikolojik ve hukuki birçok nedenleri de vardır. Çok eski zamanlardan beri çocuk düşürmek için çeşitli çarelere baş­vurulmuştur. Hatta büyük hekim Hipokrat, o zaman kullanılması moda olan bazı aletlerin kullanılmasını öğrencilerine şiddetle ya­saklamıştır.

1926 ve 1936 yıllarında hazırlanmış olan Türk Ceza Kanunu'nun 468 ve 472. maddeleri bu gibi suçların cezalarını açıkla­mış ve belirtmiştir. Bu maddelere göre kasıtlı düşük yapan kadın 6 aydan 3 yıla kadar, çocuğu düşürtmek için müdahale yapan kimse de 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılır. Bütün bu ka­nuni, dini yasaklara rağmen çocuğunu istemeyen bir kadın kendi hayatını bilerek ya da bilmeyerek büyük bir tehlikeye atıp yine de çocuğu düşürmeye çalışabilir. Nasıl mı? Aklınıza nasıl gelirse... Gördüklerimiz ve okuduklarımızdan birkaç örnek sıralayalım:
Araç olarak sabun, çiriş, çivi, kaz tüyü, tahta çubuk, mayda­noz kökü, mısır koçanı, kibrit çöpü ve hatta canlı balık kullanarak.

Rahme sokulan bütün bu araçlar her şeyden önce mikroplu­dur, annenin hayatını tehlikeye sokacak kadar şiddetli enfeksiyon­lara, mikrop kapmalara yol açabilir. Ayrıca ülkemizde çok kullanı­lan sabun vb. gibi maddelerin mikrobik etkileri yanında, içindeki kimyasal bileşimler kadının böbreklerini, karaciğerini ve başka iç organlarını bozarak ölüme daha eden olabilir.

Aynı şekilde çocuk düşürmek için kullanılan bir yöntem de bazı ilaçların aşırı yüksek dozda alınmasıdır. Bu da hayatı aynı şe­kilde risk altına sokar. Doğum kontrolü için çeşitli yöntemlerin kul­lanıldığı günümüzde böyle ilkel bir yönteme başvurmak tam anla­mıyla bir intihardır.

Provoke (kasıtlı) düşükler sonunda kadında neler olabilir?

• Yüksek ateş,
• Kanama,
• Sarılık,
• Şok.

Eğer böyle bir hata yaptınızsa hiç vakit kaybetmeden bir dok­tora gidiniz ve çekinmeden doğruyu anlatınız. Bunu yapmaktan hiçbir zaman utanmayınız. Aksi halde çok ağır hastalıkların ortaya çıkması sizin için kaçınılmaz olur.

Yukarda anlatılan düşük şekillerinden başka biri de, 'Medikal Abortus' denilen tıbbi zorunluluklar nedeniyle ana rahminden ço­cuğun çıkarılması durumudur.

«Tıbbi Tahliye» diye adlandırılan bu yöntem çeşitli ülkelerde değişik yasalarla sınırlandırılmıştır.
Ülkemizde gebeliğin durdurulması hakkındaki yasalar Cum­huriyet devri süresinde çeşitli değişiklikler geçirmiştir. Daha önce de belirttiğimiz gibi 1926 yılında hazırlanmış 1936 yılında değişikli­ğe uğramış Türk Ceza Kanununa göre kasti olarak çocuk düşü­ren veya düşürten kişiye ağır hapis cezası öngörülmektedir. (Madde 468-472)

1965 yılında çıkarılmış bulunan nüfus planlaması 557 sayılı yasa ile tıbbi tahliye yeni bir tüzüğe bağlanmış, ayrıca kısırlaştır­ma ameliyatı belirli maddelerle sınırlandırılmıştır.
En son 1983'de çıkan 2827 sayılı nüfus planlaması kanunu anneye isteğe bağlı olarak belli haftaya kadar olmak üzere çocu­ğu aldırma hakkı vermektedir.

Bu hak için çocuğun 10 haftalığın üstünde olmaması, anne­nin sağlıklı olması, hukuki başkaca bir sorun olmaması gibi koşul­lar aranmaktadır. Bu koşulların dışında yapılacak kasti çocuk dü­şürme olayı, eskisi gibi Türk Ceza Kanununun ilgili maddeleri içi­ne girmekte, yapan ve yaptırana ceza öngörülmektedir.

2827 sayılı yasada olağan olarak anne hayatı ve çocuğun sağlığı gözönünde bulundurularak hekime tıbbi tahliye hakkı veril­mektedir. Bu durumlara kısaca daha sonra değinilecektir.

Doktorun yukarda belirtilen yasalarda öngörülen, ileri dere­cede kanamaya bağlı olarak annenin hayatının tehlikeye girmesi nedeniyle tıbbi tahliye yetkisi vardır. Burada gebeliğin 10 haftanın üstünde olması durumu anneye ve hekime cezai sorumluluk ge­tirmez.

Olağan hal dediğimiz, doktora tıbbi tahliye yetkisi veren du­rumlar, aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
• Gebeliğin, annenin hayatını ve sağlığını tehdit ettiği ya da edeceği durumlar,

• Bazı ruh hastalıkları,
• Bazı kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları,
• Bazı akciğer hastalıkları,
• Bazı böbrek hastalıkları,
• Sindirim organları hastalıkları,
• Bazı deri hastalıkları,
• Bazı göz hastalıkları,
• Habis tümörler,
• Bazı kan hastalıkları,
• Bazı ortopedik hastalıklar,
• Bazı mikrobik hastalıklar.

Yukarda belirtilen hastalıklar iki doktor tarafından imzalanan bir raporla saptanırsa bu tıbbi tahliye her klinikte yapılabilir.

Annelerin kısırlaştırmaları için de 1983'de çıkan 2827 sayılı yasada yeni koşullar ortaya konmuştur. Bazı durumlarda istek ile annede kısırlaştırılma yapılabilir. Bu şartlar şöyle sıralanabilir:

• Kısırlaştırmayı isteyenin ergin olması, akli dengesinin yerin­de olması. Bu girişim için tıbbi bir sakınca olmaması.
• Cinsel gereksinimlerini karşılamaya engelleyici bir girişim yöntemi olmaması.
Ayrıca doktorlar da, hastanın hayatının sözkonusu olduğu zorunlu durumlarda, kısırlaştırma hakkına sahiptirler.

Gebelikte Görülen Hastalıkları

Gebelikte Düşük, Hamilelikte Düşük Yapma Tehlikesi

Gebeliğin 28. haftadan önce sonuçlanmasına «düşük (Abortus) “Gebelik Düşük”» denir. Normal gebelik süresini 40 hafta kabul edersek, 28. haftaya kadar olanlar düşük, 28-38. haftalar arası ise erken do­ğum olarak adlandırılır.

Düşükler kendiliğinden (spontan) ve müdahaleli (provoke) olabilirler.

Normal gebelik süresi 40 hafta olarak kabul edilir. Gebeliğin 20. haftaya kadar kendiliğinden sonlanmasına düşük ve 20-28. haftalar arasında sonlanmasına immatür doğum (olgun olmayan doğum) denir. Doğumun 28-37. gebelik haftaları arasında olması ise erken doğum adını alır.
Düşükler kendiliğinden (spontan) veya girişime bağlı (provake) olabilir. Genel olarak tabiatta düşükler normal doğumlardan daha fazladır. Başka bir ifadeyle döllenen her 100 yumurtanın yaklaşık 60'ı düşükle, 40 tanesi ise doğumla sonlanır. Kendiliğin­den oluşan düşüklerin birçok nedeni vardır.

Özellikle ilk üç ay içinde olan düşüklerin nedenleri arasında kromozom anomalileri % 60-70'lik bir yere sahiptir. Bu kromozom anomalileri büyük ço­ğunlukla sözkonusu gebeliğe aittirler ve tekrarlama eğilimi göster­mezler. Mikrodisseksiyon yöntemiyle yapılan araştırmalarda, özellikle erken düşüklerde % 90'a varan oranlarda beyin ve omurgayı tutan sakatlıklar saptanmıştır. Bunların yanısıra yüksek ateşle sey­reden hastalıklar, zehirlenmeler, rahim anomalileri gibi bazı faktör­ler de düşüğe yol açabilir. Ancak yukarda verilen oranlardan da anlaşıldığı gibi düşük, yaşama şansı olmayan ağır kromozom anomalili ve sakat gebeliklerin tabiat tarafından sonlandırılmasıdır.

Kendiliğinden oluşan düşüklerin birçok nedenleri vardır. Bu nedenleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1- Cinsel organlardaki anomaliler:
Rahimin arkaya dönük ya da yapışık olması, normalden ufak oluşu, ağzının yırtıklığı ya da adale sisteminin doğuştan yetersizli­ği, aynı zamanda yine doğuştan olan bazı anomaliler düşüğe yol açabilir.

2- Genel nedenler:
Düşüğe neden olabilecek özel durumlar da şöylece özetle­nebilir:
• Yüksek ateşli hastalıklar. Kızıl, kızamık, difteri, zatürree vb.,
• Uzun süren hastalıklar. Frengi, tüberküloz, sıtma, kalp ye­tersizliği, böbrek hastalıkları,
• İç salgı bezlerinin bozuklukları.
Halk arasında «üstüne görme» denen olayı düşünerek hiçbir zaman doktora gitmeyi ihmal etmeyiniz.
Ayrıca, kanama düşükten başka nedenlerle de olabilir:
• Dış gebelik,
• Rahim ağzındaki yaralar,
• Rahim ağzı ve vaginadaki varisler, vb.
Kanamanın hangi nedenlerle olduğunu anlayıp tedavi edebi­lecek kimse ancak doktorunuzdur.

Hamilelikte Düşük Riski Nasıl Azaltılır

Gebe bir kadının nelere dikkat etmesi gerektiğini daha önce anlatmıştık. Şimdi size özellikle dikkat etmeniz gereken durumları kısaca bir daha söyleyelim:

1 -Aşırı hareketlerden kaçınmak, Düzenli olarak tuvalete çıkmak, Gerektiği gibi beslenmek, vb.
2-Gebelik kuşkusunda hemen doktora başvurup gebeliği kesin olarak saptamak ve ondan sonra doktorun öğütlerine uy­mak, gerekli olan muayeneleri yaptırmak.
3-Yukarda sözü edilen düşük belirtilerinden herhangi birisi­nin görülmesi halinde hiç vakit kaybetmeden doktora haber ver­mek gerekir.

Şikâyetleriniz bir düşük olasılığından kaynaklanıyorsa, dokto­runuz gereken ilaçları verecek ve dinlenmenizi sizden önemle is­teyecektir. Günümüzde düşüğe engel olmak amacıyla hangi ilacı kullanırsanız kullanınız, eğer yatak istirahati yapmazsanız sonuç sizin için yeterince iyi olmayacaktır.
Başka bir deyişle, yatak istirahati düşüğe engel olmak için en güçlü ilaçtır. Bu noktaya gerektiği kadar önem verirseniz sorunun önemli bir kısmını çözümlemiş olursunuz.

Hamilelikte Spor Gebelikte Spor

Hamilelikte Spor, Gebelikte Spor Yapılması

Spor yapan kadınların gebelikleri süresince son derece dik­katli olmaları gerekir. Ağır sporlar -basketbol, voleybol gibi- yapıl­ması uygun değildir. Aynı şekilde, uzun mesafeli yüzmeler de ge­be kadına pek önerilmez. Özellikle spor yapan gebelerin, bu du­rumu doktorlarına söylemesi ve spor yapıp yapamayacakları ko­nusunda aydınlanmaları gerekir.

Gebelikte yapılacak sporların en uygunu yürüyüş ve gebelik jimnastiğidir. Ancak, hamileliğin devresine göre ve ölçülü bir şe­kilde başka sporlar da yapılabilir. Kayak, patinaj, binicilik, atlama, gibi sporlar bir hayli tehlikelidir. Ayrıca, motosiklet ve bisiklet gibi araçlara da binilmemelidir. Yüzme gebeliğin 20. haftasına kadar kısa mesafelerle ve yorulmadan yapılabilir. Sonuç olarak, gebe kadın spor yapayım derken vücudunu sert hareketler ve hızla de­ğişen sıcak ve soğuğun etkisinde bırakmamalıdır. Doktoru tarafın­dan yüksek tansiyon, böbrek hastalığı, kalp hastalığı saptanmış ya da düşük yapma olasılığı gösteren anne adayları kesin olarak spor yapmamalıdır.

Hamilelikte Yolculuk, Gebelikte Seyahat Etmek

Yolculukta gebenin gözönünde bulunduracağı nokta aşırı yorgunluk vermeyecek ve çok sarsıntıya neden olmayacak şekil­de yolculuk etmektir. Çünkü sarsıntılar rahimde (kontraksiyon) kasılma meydana getirmekte ve erken doğuma sebep olabilmek­tedir. Bu nedenle fazla sarsıntılı yolculuklardan kaçınmak gerekir. Özellikle daha önce düşük ya da erken doğum yapmış olanlar bu noktaya daha çok önem vermelidirler. Bir zorunluluk karşısında kalırsanız doktorunuzla kesinlikle görüşüp, onun fikrini alınız. Do­ğuma yakın zamanlarda uzun bir yolculuğa çıkılırsa bu süre için­de doğum yapma olasılığı vardır. Onun için uzun yolculuklardan vazgeçmenizi öğütleriz. Bundan ötürüdür ki, birçok uçak şirketi 7 aydan sonra gebelere bilet vermez. Hatta hamilelik gözle görülür bir büyüklükteyse doktor raporu bile isterler. Bu kural THY'nin uçakları için de geçerlidir. Ayrıca deniz ve uçak tutmasından çok rahatsız olanlar böyle bir yolculuğa zorunlu olmadıkça çıkmamalı­dırlar.

Gebelikte Yürüyüş, Hamilelikte Yürüyüş Yapmak

Hamilelikte yapılacak en güzel spor kesinlikle yürüyüştür. Yü­rüyüş bacaklarda dolaşımı kolaylaştırır, bağırsakların çalışmasını sağlar. Genel olarak bütün vücudu formda tuttuğu gibi, gebe psi­kolojisi üzerinde de olumlu etkiler yapar. Ayrıca perine (apışarası) ve karın adalelerinin çalışmasını sağlar.

Gebelikte Günlük Hayat

Gebelik daha önce de zaman zaman belirttiğimiz gibi tama­men fizyolojik bir olaydır. Bu nedenle gebelik normal geçtiği süre­ce bir evkadınının günlük normal yaşantısını değiştirmesine pek gerek yoktur. Hatta gebenin günlük hayatında bir değişiklik yap­mamaya dikkat etmesi gerekmektedir.


Ancak, bunları söylerken genç anne adayının daha önceki yaşantısında olduğu gibi yine ağır kaldırmasının ya da kovalarla su taşımasının hiçbir sakıncası olmadığını söylemek istemiyoruz. Tabiidir ki, gebenin tavanı boyaması ya da merdivene tırmanarak tavan arasından bir şeyler almaya çalışması son derece tehlikeli davranışlardır. Aslında genç baba adayına ait olan bu görevlerin normal bir kadın tarafından yapılması da pek doğru değildir. Ger­çekte bu gibi davranışlar yasaklanırken düşünülen tek şey, o işi yaparken meydana gelebilecek kazalardır.

Günlük yaşantınızın içine giren normal eğlencelerinizden de gebelik süresince kaçınmanıza hiçbir gerek yoktur. Ne var ki gün­lük normal eğlenceleri yaşarken de uykusuz kalmamalısınız. Hızlı danslar yapmaya ya da bir dans yarışmasına girmenize ancak doğumdan sonra izin verilebilir.

Günlük hayatınızda dikkat edeceğiniz bir nokta da, özellikle grip gibi salgın hastalıkların bulunduğu yerlerden uzak durmanız-dır. Eğer böyle bir durumla bilmeyerek karşılaşırsanız hemen dok­torunuza başvurmalısınız. Çünkü gebeliğin ilk üç ayında yakala­nacağınız bir hastalık çocuğunuz için son derece tehlikeli olabilir.

Hamilelikte Çalışan Kadınlar, Çalışan Gebe Kadınlar

Çalışan kadınların, gebeliği normal geçtiği sürece, işini bırak­ması için bir neden yoktur. Ancak gece işlerinde çalışanların, ge­belik süresince uykularına dikkat etmeleri gerekir. Normal olarak her gebenin günde en az 8-9 saat kadar uyuması gerekir.

Çalışan kadınlar için en güç olan devre, gebeliğin son bir iki ayıdır. Ülkemizde çalışan gebelere doğumdan önce verilen din­lenme süresi memurlar için 21, işçiler için 40 gündür.

Doğum sonu izni ise işçi ve memur için 40 gündür.

Gelişmiş ülkelerde bu izin günleri hem doğum öncesi, hem de doğum sonrası çok daha fazladır. Bir fikir verebilmek için bazı İskandinav ülkelerde doğuran annelere maaşlı veya maaşsız ol­mak üzere 1 yıl ve daha fazlası verilebildiği gibi kocalarına da izin hakkı tanınmaktadır. Bunda amaç doğum sonrası yeni doğanın annesinin kollarında yetişmesini sağlamaktır. Zira bilimsel araştır­malar göstermiştir ki, ruhen ve bedenen sağlıklı çocuk yetişmesi için annenin göstereceği özenin rolü büyüktür.

Gebelikte İlaç Kullanımı, Gebelikte İlaçlar

Ülkemizde hâlâ pek çok ilaç reçetesiz satılabildiği için her başı ağrıyan istediği ilacı, her nezle olan rastgele bir antibiyotiği alabilmektedir. Dünyanın hemen hiçbir ülkesinde olmayan bu du­rum zaman zaman kötü sonuçlar doğurmaktadır. Özellikle rastge­le ilaç alan gebe bir kadında, durum daha da kötü olabilir. Hele gebeliğin ilk üç ayı içinde yani çocuğun iç organlarının geliştiği devrede bu noktaya çok dikkat etmelidir. Gebe bir kadın bütün gebeliği süresince doktoruna sormadan hiçbir ilaç almamalıdır. Komşunuza doktorun verdiği ilaç, özel durumunuzdan ötürü sizi kötü şekilde etkileyebilir. Eğer sık sık başınız ağrıyorsa ya da baş­ka bir şikâyetiniz varsa, doktorunuzdan bunun için ilaç isteyiniz.

Bazı gebelerde de ilaca karşı aşırı bir korku olduğu görülür. Doktorun verdiği gerekli bir ilacı, çocukta sakatlık yapacak kaygı­sıyla kullanmamak da rastgele ilaç almak kadar tehlikelidir. Hiçbir doktor size ya da çocuğunuza zarar verecek ilacı önermez.

Burada genel olarak bir gebeye verilen bazı ilaçları sıralaya­lım:
Gebeliğin başındaki kusma ve bulantı için alacağınız ilaçları, gebelik süresince kullanacağınız vitaminler ve kan yapıcı ilaçları, gaz şikâyeti ve kabızlık için verilen ilaçları korkusuzca alabilirsiniz.

Doktor Gerekli Görürse Röntgen Çekilmesi ve Ufak Ameliyatlar

Anne adayının en çok kaygılandığı bir konu da, zorda kalındı­ğı zaman kendisine yapılacak müdahaleden çocuğa bir zarar ge­lip gelmeyeceğidir.

Röntgen çekimi birçok anneyi özellikle korkutmaktadır. Rönt­gen ışınları gerçekten ana karnındaki çocuk için tehlikeli olabilir. Bunun için doktor röntgen çekilmesini önerdiği zaman, anne ada­yı gebe olduğunu kesinlikle söylemelidir. Röntgen ışınları en çok gebeliğin ilk üç ayında zararlı etkide bulunabilir. Bu ışınların kötü şekilde etkili olabilmesi için, ışının belirli bir kuvvetten fazla olması gerekmektedir. Gebeliğin sonunda ikiz kuşkusu için, çocuğun bü­yüklüğünün anlaşılması ya da baş gelişi olup olmadığının kontro­lü için çekilen filmlerin hiçbir zaman, önemli kötü etkisi olmaz.

Gebeliğin ilk üç ayı içinde yanlışlıkla uzun süre röntgen mu­ayenesi uygulanmış gebelerde anormal çocuk olasılığı fazla oldu­ğu için birçok memlekette böyle çocuklar alınır -kürtaj- yapılır.


Son yıllarda yaygın şekilde kullanılmaya başlanılan Ultrasonografik aletler artık gebede röntgen çekilmesine hemen hemen gerek bırakmamaktadır.

Herhangi bir nedenle (ufak bile olsa) bir cerrahi müdahale yapılacağı zaman da gebe olduğunuzu doktora söylemelisiniz. Doktor buna göre hareket eder ve gebelikte kullanılabilen ilaçları seçer.

Hamilelikte Sigara, Gebelikte Sigara

Sigara içenlerin çoğunlukta olduğu günümüzde gebelerin si­gara içip içmemesi konusu dikkatli bir şekilde incelenmiştir. So­nuç olarak bütün tıp otoriteleri, gebelerin sigara içmelerini doğru bulmamaktadırlar. Biz de sigara içmenizi hiç ama hiç istemiyoruz, fakat bu konuda çok ısrarlı iseniz, bugüne kadar edindiğimiz de­neylere dayanarak size günde beş sigaraya kadar izin veriyoruz. Birçoklarınız «Aman sen de, Ayşe Hanım günde bir paket içiyor­du. Ne oldu, aslan gibi çocuğu var, vb.» diyebilirsiniz.

Oysa tıp otoriteleri bir kural ortaya atarken, en azından yüz­lerce binlerce olaya dayanarak öğütte bulunurlar. Hele bütün bilim adamlarının üzerinde birleştiği böyle bir konuda, kesinlikle on bin, yüz bin bebek incelenmiş ve gebelerin sigara içmemesi bun­dan sonra önerilmiştir.

Gebelikte Sigaranın Zararları

Çocuk organları gelişirken sigaranın içindeki maddeler bu gelişimi bozar. Kalbinde ve diğer organlarında anomaliler oluşabilir. Ayrıca erken doğum, düşük kilolu doğum olup çocuğun yaşa­ma şansı azalabilir.

Bu bilgilere rağmen sigarayı bırakamıyorsanız, bırakmak için mutlaka bir yol bulmalısınız.

Gebelikte Alkol Kullanımı

Gebe kadınların içki içmesi genellikle doğru değildir. Zorunlu hallerde içilmesi gerekiyorsa az miktarda şarap veya bira ile yetinilmelidir. Aşırı alkol, hem anne, hem de çocuk için zararlıdır. Dü­şüklere, erken doğuma sebep olduğu gibi çocukta gelişme bo­zukluklarına da yol açabilir.

Gebelikte İlişki, Hamilelikte Cinsel İlişki

Gebeliğin altıncı ayına kadar cinsel ilişkide değişiklik yapma­ya gerek yoktur. Bu süre içinde kadının duygularına erkek saygı göstermelidir. Her kadında değişik olan bu durum, aynı kadının birinci ve ikinci gebeliklerinde de farklı olabilir.

Hemen bütün tıp otoriteleri altıncı aydan sonra cinsel ilişkinin kesilmesini öngörmektedirler. Bir önceki gebeliği düşükle sonuç­lananlarda ise gebeliğin başından itibaren cinsel ilişki olmamalı­dır. (Bu konuyu ayrıca doktorunuza sormanızda yarar olabilir.)

Gebelikte Dişler ve Diş Hastalıkları

Gebeliğin dişlere ve dişetlerine yıpratıcı bir etkisi olduğu eski­den beri bilinmektedir. Hatta halk arasında her gebeliğin bir dişe mal olacağına dair bir inanç bile vardır.

İyi bir beslenme ve gerekli temizlik kurallarına uymakla gebe­liğin dişlere olan kötü etkisi ortadan kaldırılabilir.

Gebelik süresince üzerinde önemle durulacak nokta, ağız sağlığı dediğimiz temizlik kurallarına dikkat etmektir. Geleceğin annesi her yemekten sonra dişlerini düzenli olarak fırçalamalıdır. Çürük bir dişin farkına varılırsa hemen tedavisine gidilmelidir. Ge­ciktirmeden yapılması gerekli olan bu tedavinin, hatta diş çektir­menin, bir sakıncası yoktur. Ancak başka, özel bir durum varsa, diş doktorunun yapacağı tedavi ve vereceği ilaçlardan doğum doktorunuzun haberli olması gerekir. Genellikle diş doktoru, sizi doğum doktorunuza danışmanız için uyarır. Bize göre en iyi yol, daha gebeliğin başında bir diş doktoruna gidip kontroldan geç­mektir. Böylece gebelik ve lohusalık devrinde dişleriniz yönünden sıkıntı çekmezsiniz.

Hamilelik Giyim Gebelik Giysileri

Hamilelik Giyim, Hamilelik Giysileri

Gebelik Giyim prensibi, giyim eşyalarının çok sade olma­sıdır. Vücudu sıkan kemerler, jartiyerler ya da bunlar gibi bedene sıkı sıkıya yapışan her türlü giyim eşyası kesin olarak yasaktır. Git­tikçe büyüyen çocukla zorlaşan kan dolaşımını bir de böyle giyim eşyalarıyla büsbütün güçleştirmek doğru değildir.
Gebeliğin ileri devrelerinde, özellikle ikinci gebelikten sonra doktorunuza göstermek koşuluyla vücudu çok sıkmayan, aynı za­manda karnın aşırı derecede sarkmasına engel olabilecek özel korseler giyebilirsiniz.

Gebelik süresince kullanacağınız sutyenlerin ise, (göğüsler günden güne büyüyeceğine göre) çok sert olmayan bir malzeme­den yapılmış olmasına ve vücudu sıkmamasına dikkat edilmelidir. Bu sutyenlerde aranması gereken başka bir özellik de, göğüsleri yukarı kaldırabilmesidir.

Gebelikte Giyilecek Giysi ve Ayakkabılar

Gebelikte kullanılacak ayakkabılar kesinlikle rahat ve biraz da topuklu olmalıdır. Ayakkabı alırken kısa bir süre sonra ayaklarını­zın şişebileceğini düşünün ve dar ayakkabı almaktan kaçının.
Sonuç olarak, gebe bir kadın yukardaki sıralanan önerilere uyarsa, giyimini kesinlikle rahat edebileceği şekilde seçmiş ola­caktır. Gebeliğin de kendine özgü bir güzel giyiniş biçimi olabilir. Çevrenize bakarsanız her zaman şık bir gebe görebilirsiniz.

Sözgelişi, karnınız büyüdükçe önü açılabilecek bir modeli se­çerseniz, aynı elbiseyi uzun süre kullanabilirsiniz.

Bu yüzden de 'gebe oldum, karnım burnumda, süsle mi uğ­raşacağım' deyip kendinizi bırakmayınız. Size yakışacak şekilde çok cici modeller bulabilirsiniz. Moda dergilerinin birçoğunda ge­beler için çizilmiş elbise modelleri bulmak her zaman için müm­kündür.

Hamilelikte Temizlik, Gebelikte Temizlik

Gebelik süresince yapılacak banyo ya da duşlar her zaman ılık su ile yapılmalıdır. Sıcak ya da aşırı soğuk zararlı olabilir. 4-5 aya kadar oturarak yapılabilen banyo şekline, daha sonraki gün­lerde son verip yalnızca duşla yetinmelidir. Aynı durum deniz banyoları için de geçerlidir. 6. aydan sonra denize girmemeli, aşırı sıcakta durmamak koşulu ile güneş banyosuyla yetinmelidir. Özellikle sıcak mevsimlerde sık sık yapılan ılık duş sizi ferahlata­cak, aynı zamanda dinlendirecektir. Bu arada banyoya girip çıkar­ken dikkatli olmalısınız. Alışmadığınız bir yükü taşıdığınız için ko­laylıkla kayıp düşebilirsiniz.

Günlük temizliğinizde dikkat etmeniz gereken yerlerin başın­da makat ve apışarası gelmektedir. Bu noktaya dikkat edilmediği zaman gebelikte normal olarak biraz artan akıntının daha da ço­ğaldığı ve kaşıntının ortaya çıktığı görülür. Hemen doktorunuza başvurarak şikâyetlerinizi anlatmalısınız.
Göğüs uçlarının temizliği ve bakımı için çevrenizdekilerden çeşitli öneriler alabilirsiniz. Ancak en doğru yol şudur: Ilık, sabun­lu su ile göğüs uçlarını temizlemek.

Hamilelikte Vücut, Gebelikte Vücut Bakımı

Daha önce de belirtildiği gibi, gebelik süresinde yüzde mey­dana gelen değişiklikler ve de istenmeyen lekeler anneyi asla kaygılandırmamalıdır. Bunlar gebelikten sonra kaybolacaktır. Özellikle güneş ışınları lekelerin kaybolmasında çok olumlu bir et­ki yapar.

Gebelik süresince size yakışan makyajı yapmanız, yüz ve vü­cut bakımınıza özen göstermeniz elbette ki çok yerinde bir hare­ket olur. Normal zamanınızda olduğu gibi krem, ruj vb. tuvalet ge­reçlerini kullanmanızda hiçbir sakınca yoktur. Böyle bir bakım, ay­rıca psikolojik yönden de gereklidir. Vücuttaki değişiklikler özellik­le karın ve kalçalardaki çatlaklardır. Bu kısımlara krem ve badem­yağı sürmek, masaj yapmak izlerin gebelikten sonra daha çabuk kaybolmasına yardımcı olmaktadır.

Saçlar; Gebelikte genellikle kurumaya ve kırılmaya eğilimlidir. Bu nedenle saçları her hafta yağlı şampuanla yıkamak yararlıdır. Saçlarınızı perma yaptırabilirsiniz, hiçbir sakıncası yoktur. Ama saçların boyatılması için aynı şekilde iyimser değiliz.

Gebelikte tırnakların bakımı da önemlidir. Bazı bünyelerde tır­nakların çabuk kırıldığı görülür, üzerinde çok durulacak, kaygıla­nacak bir konu değildir. Normal tırnak bakımı yapılmalı, temiz tu­tulmalı ve fazla uzatılmamalıdır.

Hamilelikte Göğüslerle İlgili Öneriler

Doğum öncesi muayenelerde doktorunuz size emzirme ko­nusunda bilgi verecek ve göğüslerinizi muayene edecektir. Meme uçları gebelikte uzayarak bebeğin emmesini kolaylaştırır. Meme başı içeriye doğru çökük ise 6'ncı aydan itibaren meme başlarının dışa dönmesini kolaylaştıracak bir araç (ortası delik plastik bir tak­ke meme üzerine konabilir) kullanmanız gerekebilir. Gebeliğin 5'nci ayından sonra iki elle parmaklar meme başına gelecek şekil­de, başparmaklarla memeler dairesel masaj hareketleri ile sıvaz­lanarak beyazımsı bir sıvının akıtılması faydalı olacaktır. Meme ba­şı etrafı hafifçe sıkılarak bu sıvıdan birkaç damla akıtılabilir. Bu ha­reketler yapılırken elleri ve memeleri bebekler için önerilen yağlar­la yumuşatmak ve mutlaka temizlik kurallarına uymak gerekli ola­caktır. Ayrıca gebelikte biraz daha büyüyen göğüslerin bir sutyen içinde fazla sarkması önlenmelidir.


Yukarda sıraladığımız noktaların dışında genel vücut bakımı ya da başka bir deyişle doğuma hazırlanış, gebelik jimnastiği bö­lümünde de geniş olarak anlatılmıştır.

Gebelikte Kilo Alımı

Gebelik, siz genç anne adayının, iki kişilik yemek yemesi an­lamına gelmez. Aksine, hamileliğiniz süresince kilonuza özen göstermelisiniz. Hem kendiniz, hem de bebeğiniz için fazla kilo, tek kelime ile tehlikelidir.

Sizi kontrol altında tutan doktorunuz da sizinle kesin olarak işte böyle konuşacaktır. Bu sözlere belki şaşırabilirsiniz, ama söy­lenilenleri uygulamak zorundasınız.

Hamilelikte İdeal Kilo Ne Kadar Olmalı?

Genç anne adayı hamilelik süresince en çok 12 kilo almalıdır.
Başka bir deyişle, bir gebe ortalama olarak haftada 250 gramdan fazla kilo almamalıdır. Burada hemen şunu belirtelim ki, gebeliğin ilk üç ayında genç anne adayı pek kilo almaz. Hatta bu­lantı ve kusmalarla kilo kaybedenlere bile rastlanır.

Gebeliğin son altı ayında kilo alma hızla artar. İşte en çok bu aylarda dikkatli olunması gerekmektedir.
Gebelik süresince alınacak kalori miktarı gebelik dışındaki normal zamana oranla hiç de tahmin edildiği gibi fazla değildir. (2800 kalori). Gebelikte en önemli sorun, yenen ve içilenlerin kali­tesidir.
Çocuk ana rahminde gelişirken anneden kendisi için gerekli olan temel maddeleri alır. İşte annenin dikkat etmesi ve azalmamasına çalışması gereken maddeler bu temel maddelerdir. Temel maddelerin başında proteinli besinler gelir (et, süt, yumurta, ba­lık). Gebe için proteinli maddelerden sonra ikinci derecede önem­li olan madde de vitaminlerdir.

Ana rahmindeki çocuk için bütün vitaminler ayrı ayrı önemli ve gereklidir. Çocuk için fosfor, magnezyum, demir, kalsiyum gibi elementler dokuların yapımı için zorunlu olan maddeler arasında sayılabilir.

O halde gebelik beslenmesinde seçilecek yiyecekleri ve alı­nacak kalori miktarını tam ve iyi bir şekilde ayarlamalısınız.

Fazla kilo almaya yol açan nedenlerden biri de «Toksemi» denilen hastalık olabilir. Bunun dışında çok yeme alışkanlığı ve çevrenin telkini de fazla kilo almada etkili olabilen faktörlerdendir.
Özellikle Türkiye'de bol karbonhidratlı, unlu besinlerin yendi­ği gözönüne alınırsa fazla kilo alma tehlikesi her kadın için vardır. Kanımızca her gebe kadın, gebeliği süresince bütün beslenme alışkanlıklarını bir kenara bırakarak yalnızca kendisi ve karnındaki çocuğu düşünerek iyi ve kaliteli besinleri seçmeli, yemeklerine özen göstermelidir.
Bunun dışında her anne adayının, doktorun vereceği rejimi kesin olarak uygulaması ve önerilen ilaçları da düzenli şekilde al­ması gereklidir.

Hamilelikte Fazla Kilonun Zararları

«Toksemi» denilen hastalık genellikle çok kilo almış kadınlar­da görülür. Anne ve çocuk sağlığını tehdit eden bu hastalık aşırı beslenen her hamile için sözkonusu olabilir.

Ote yandan, yine fazla kilo alan kadınların doğumları norma­le oranla oldukça güç olmaktadır. Bu konuda yapılan araştırmalar bilim adamlarının iddialarını doğrulamıştır.


Bütün bu tıbbi sakıncaların ötesinde, estetik olarak da şiş­manlığın sakıncalarını ve doğumdan sonraki şişman durumunuzu düşünerek fazla kilo almamaya çalışmalısınız. Unutmayın ki do­ğumdan sonra, aldığınız fazla kiloların ancak bir kısmını atabilirsi­niz. En azından «Şişmanca» bir hanım olarak kalmak istemiyorsa­nız, kilolarınıza son derece dikkat etmelisiniz.

Hamilelikte Kansızlık, Gebelikte Anemi

Yukarıda sayılanların dışında, gebede kan muayenelerinin yapılması da çok yararlıdır. Bunlardan biri kan sayımıdır. Bu sayı­ma göre, gebenin kansız olup olmadığı kesin olarak anlaşılmış olur. Kansızlıkta en fazla rol oynayan etken demirdir. Yapılan sa­yım sonucu kansızık bulunursa gebeye gerektiği kadar demir ve vitamin verilir.

Kanın başka bir bulgusu da «Kan grubu» ve «Rh» faktörüdür. Kan grubunun bilinmesi, doğum sırasında herhangi bir kan nakli sözkonusu olduğunda vakit kaybını önler. Rh faktörü de, ortaya çıkabilecek olan kan uyuşmazlığını daha önceden belirlemeye ya­rar.

Hamilelikte Tüketilebilecek İçecekler

Gebe kadının içecekleri arasında ilk sırayı «su» alır. Gebeye su için herhangi bir sınırlama yapılmamalıdır. Çünkü yiyecek ve tuz alımı tam olarak ayarlanırsa gebenin gereğinden fazla su iç­mesi sözkonusu olamaz.

Gebe kadın günlük su ihtiyacını 'meşrubat' yoluyla değil de normal içme suyuyla karşılamaya çalışmalıdır. Gebe kadın, ayrıca çay ve kahve gibi içecekleri de bir iki bardaktan fazla almamalıdır. Eğer bu içilen bir iki çay ya da kahve çarpıntı, sinirlilik, hazımsızlık yapıyorsa anne adayının bunları da kesin olarak içmemesi gere­kir.
Sonuç olarak, gebe kadın hamilelik ve emzirme devresinde daha çok aşağıdaki öğütlere dikkat etmeli ve bunları, imkânları oranında uygulamalıdır.

• Bir ya da iki bardak süt içmek şarttır.
• Günde bir ya da iki defa bir tabak yeşil sebze ya da salata,
• Günde en az bir yumurta (haşlanmış),
• Her gün bol, taze meyve.• Günde bir ya da iki defa kesinlikle et, tavuk, balık yemelidir. Eğer bunlar olmazsa bol beyaz peynir ya da ciğer yemek de bu grubun yerini tutar.