Beyin Kan Akımını Etkileyen Faktörler




1- Kronik kalp yetmezliğinde kalbin pompa fonksiyonundaki yetersizlik ve ortalama kan basıncındaki değişikliklere bağlı olarak beyin kan akımında azalma ve buna bağlı nörolojik semptomlar olabilmektedir. Transplantasyonu takiben beyin kan akımının normalize olduğu ve nörolojik semptomların düzeldiği bildirilmiştir.



2- Ateroskleroz, vaskülit, disekan anevrizma gibi damarsal yapı lümeninde daralmaya neden olan hastalıklar beyin kan akımında azalmaya neden olabilir.



3- Şiddetli kafa travması geçiren hastalarda özellikle ilk 24 saatte beyin kan akımında belirgin azalma olduğu, ilerleyen dönemde beyin kan akımının nisbeten stabil olduğu hastalarda prognozun daha iyi olduğu bildirilmiştir.


4- Subaraknoid kanama sonrası vazospazma bağlı beyin iskemisi gelişmesi önemli bir komplikasyondur. Vazospazma bağlı beyin perfüzyon değişiklikleri ve enfarkt gelişimi sonrasında beyin kan hacminde azalma olduğu bildirilmiştir (69).


5- Hidrosefali, intrakranial kitleler de intrakranial basınç artışına ve beyin kan akımında azalmaya neden olur. Dört temel intrakranial bileşenin (beyin, BOS, venöz, arteryel kan) hacim toplamı sabittir ve bir bileşendeki hacim artışı diğer bileşende buna uyan ölçüde azalmaya neden olur. Benzer mekanizma ile arteryovenöz fistüllerde venöz konjesyona bağlı beyin kan akımında azalma meydana gelir. Arteryovenöz malformasyonların da beyin kan akımında azalmaya neden olduğu bildirilmiştir.



6- Alzheimer hastalarında temporoparyetal ve sensorimotor kortekslerde bölgesel kan akımlarında azalma olduğu gösterilmiştir .



7- Polistemide kanın oksijen taşıma kapasitesi arttığı için beyin kan akımında azalma meydana gelir.



8- Hipotansiyonda beyin kan akımnda azalma meydana gelirken, kronik hipertansiyonda serebral otoregülasyonda adaptif değişiklikler meydana gelir. Bu değişikliklerle kompanse edilemeyecek düzeylerdeki hipertansiyonda intrakranial basınç artışı olur. Hipertansiyon tedavisinde kullanılan alfa1 ve beta1 blokörler arteryel kan basıncını düşürürken intrakranial basınç otoregülasyon mekanizmalarına etkileri azdır. Anjiyotensin konverting enzim blokörleri intrakranial basınç artışını daha da ilerletebilirken, kalsiyum kanal blokörlerinin etkileri sınırlıdır. Barbitüratlar ise kan basıncını ve beyin kan akımını azaltırlar.



9- Hipoglisemide kompanzasyon mekanizmaları ile beyin kan akımında artış meydana gelirken, hiperglisemi hiperosmalarite ve beyin ödemine neden olur.



10- Kardiyak ya da büyük damarlara yapılan cerrahi girişimler sırasında çeşitli teknikler kullanılarak beyin perfüzyon basıncı belli düzeylerde tutularak beyin hasarı ve cerrahi sonrası buna bağlı gelişebilecek morbitite ve mortalite oranları azaltılmaya çalışılır .

Beyin Kan Akimi Olcum Yontemleri

Beyin Kan Akımı Ölçüm Yöntemleri



Günümüze kadar beyin kan akım hacimlerinin değerlendirilmesinde çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Beyin kan akım hacmi ölçüm yöntemleri; pozitron emisyon tomografisi (PET), tek foton emisyon tomografisi (SPECT), Xenon kontrastlı bilgisayarlı tomografi (XeCT), dinamik perfüzyon bilgisayarlı tomografi (PCT), Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) ve Doppler ultrasonografidir.



PET ve SPECT, PCT intravenöz kontrast kullanımı gerektirken XeCT’de inhalasyon ya da enjeksiyon yoluyla Xenon kullanılır. Dört yöntem de iyonizan radyasyon içerir. SPECT ve XeCT ile beynin yalnız bölgesel kan akımı değerlendirilebilirken, PET ile bölgesel kan akımının (rCBF) yanısıra kan akım hacmi (CBV), bölgesel oksijen ve glukoz metabolizması da değerlendirilebilir. PCT ile ortalama geçiş zamanı (MTT) ve maksimum konsantrasyon piki için geçen zaman (TTP) da değerlendirilebilmektedir. PET ve SPECT kronik serebrovasküler hastalıklar, demans ve psikiyatrik hastalıklar, epilepside beyin hemodinamiklerini değerlendirmede ve beyin aktivasyon çalışmalarında kullanılır. XeCT ve PCT travma hastalarında, vazospazm değerlendirmesinde kulanılır.



Perfüzyon Manyetik Rezonans Görüntüleme intravenöz gadolinyum kullanılan dinamik suseptibilite kontrast (DSC) ve arteryal kanın manyetik alan olarak kullanılması (endojen kontrast) esasına dayanan ‘arterial spin labelling’ (ASL) yöntemleriyle yapılır. Her iki yöntemle de beyin kan akımı (CBF) değerlendirilebilirken DSC yöntemiyle ayrıca MTT ve maksimum konsantrasyon TTP da değerlendirilebilir. DSC ve ASL serebrovasküler hastalıklar ve beyin tümörlerinin değerlendirilmesinde kullanılırken, ASL yöntemiyle nörodejeneratif hastalıkların değerlendirilmesi ve beyin aktivasyon çalışmaları yapılabilmektedir. Perfüzyon MRG tetkiki iyonizan radyasyon içermez.


Doppler ultrasonografi internal karotid ve vertebral arter kan akım hacimlerinin ölçülmesi ve beyin kan akım hacimlerinin hesaplanmasında kullanılan bir yöntemdir (3). Bu nedenle karotid vertebral arteryal sistemin ultrasonografik incelemesi daha Doppler US yaygınlaşmadan önce bile, ultrasonografik inceleme konularından birini oluşturmuştur. Daha sonra gelişen Doppler US teknikleri ile karotid vertebral sistemin incelenmesi klinik pratikte en çok başvurulan ve en çok değer verilen Doppler uygulamalarından biri haline gelmiştir. Serebral kanlanmanın değerlendirilmesinde kan akım hızlarının yanında, kan akım hacminin araştırılması da günümüzde gelişmiş Doppler yazılımları ile güvenle yapılmaktadır. Son yıllarda beyin kan akımının ve perfüzyonun değerlendirilmesinde Manyetik Rezonans Anjiografi (MRA) ve Manyetik Rezonans perfüzyon çalışmaları üzerine yoğunlaşılmakla birlikte Doppler US halen görüntüleme algoritmasının ilk basamağını oluşturmaktadır. Bu tercihin nedenleri arasında diğer yöntemlerle karşılaştırıldığında daha ucuz olması, iyonizan radyasyon içermemesi, kolay erişilebilirliği, hasta başında uygulanabilirliği ve non-invaziv oluşu sayılabilir. Ayrıca Doppler US dışındaki beyin kan akım hacmini gösteren diğer yöntemler hasta başında ve acil koşullarda uygulanamazlar, bilgi toplanması ve işlenmesi için ortalama 10-25 dakikalık süreç gerektirirler.