On Capraz Baglarin Cerrahi Tedavisi

Ön Çapraz Bağların Cerrahi Tedavisi


Mevcut kriterlere dayalı olarak rekonstrüksiyon endikasyonu konan hastalarda cerrahinin ne zaman yapılacağına ve hangi greftin kullanılacağına karar vermek gerekir.


Cerrahi Tedavinin Zamanlaması, Endikasyoları, Amaçları


Ön çapraz bağ rekonstrüksiyonun en ideal zamanlamasına dair kesin bir görüş birliği olmamakla birlikte bu konuda yapılan çalışmalar, zamanlamadan daha önemli olan kriter dizin ameliyat öncesi durumudur.


Akut dönemde özellikle ilk 1 hafta içinde yapılan rekonstrüksiyonlar, dizde tam bir hareket açıklığı elde etmeyi zorlaştırdığı gibi, artrofibrozis riskini arttırır. Bununla birlikte yaralanma ile rekonstrüksiyon arası geçen zaman uzadıkça ortaya çıkacak instabilite atakları nedeniyle kıkırdak lezyonu ve menisküs yırtığı oluşma sıklığında artış olmaktadır (5,18). Rekonstrüksiyonun geç yapıldığı olguların büyük çoğunluğunda artroskopi sırasında ek patolojiler saptanmış ve bunların instabiliteye bağlı olarak oluştuğu gösterilmiştir.


Ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu sırasında saptanan bu ek patolojilerin tedavisi hem ameliyat süresini uzatmakta, hem de agresif bir rehabilitasyon programının uygulanmasını engellemektedir. Ön çapraz bağ rekonstrüksiyonun da en başarılı sonuçlar 6–12 hafta arasında iyi bir bacak kontrolü ve hareket açıklığı sağlanmış dizlerde alınmaktadır


Sonuç olarak; ön çapraz bağ rekonstrüksiyonun yaralanmadan ne kadar zaman sonra yapılacağı değil. Dizin rekonstrüksiyon öncesi durumu daha önemli olup, mümkün olduğu kadar kısa bir süre içinde yaralanan dizde tam bir hareket açıklığı ve kas gücü, minimal şişlik, iyi bir bacak kontrolü sağlanmaya çalışılmalı ve operasyon bu şartlar altında yapılmalıdır.


Cerrahi tedavi endikasyonlar;


· Genç Hastalar


· Zorlayıcı Spor Yapan Ve Devam Etmek İsteyenler


· Yüksek Aktivasyon Gerektiren İşler


· Birlikte Menisküs Yırtıkları Olanlar


· Kombine Bağ Lezyonları


· Cerrahi endikasyon için hastanın yaptığı sporun tipi önemlidir


· Bir yıl içerisinde 50–200 saat arasında 1 ve 2 düzeyi deki spor yapanlar


· Enstrümanla yapılan ölçümlerde karşı tarafa göre


· 7 mm’den fazla öne kayanlarda


Cerrahi Tedavi yapmak lazım


Cerrahi Tedavide amaç;


· Normal diz kinematiğini ve stabiliteyi sağlamak


· Diz işlevsel kapasitesini artırmak


· Diğer anatomik yapıları korumak


· Yeni yaralanmaların önüne geçmek


· Yaralanma öncesi güç, hareket açıklığı yeniden kazandırmak (1).


Cerrahi Tedavi Zamanla


· İlk üç hafta akut


· 4–12 haftalar arası subakut


· 13 haftadan sonra kronik dönem olarak tanımlanmıştır Akut dönemde yapılan ÖÇB rekonstrüksiyonu sonrası ağrı ve sertlikğe


(artrofibrozis) sebeb olduğundan, yeterli hareket ve enflamasyon geçinceye kadar beklemek gerekir.


http://zehirlenme.blogspot.com

On Capraz Bag Konservatif Tedavisi

Ön Çapraz Bağın Konservatif Tedavisi


Konservatif tedavi endikasyonu verilen hastalarda bu tedavi, ön çapraz bağ yetersizliğinin akut veya kronik oluşuna göre değişir.


Ön çapraz bağ yaralanmasının ilk 6 haftası çoğunlukla akut dönem olarak kabul edilir. Bu dönemde amaç dizdeki inflamasyonu azaltmak, patella mobilitesini sağlamak, diz ekleminde yaralanma öncesi hareket arkını tekrar elde etmek ve uygun kas kontrolünü sağlamaktır. Bunun için rehabilitasyon programındaki faz I egzersizleri ve soğuk uygulanır. Akut dönemdeki soğuk uygulama ağrıyı azalttığı gibi, şişliği de giderir.


Ön çapraz bağ yaralanmalarından sonra dizde oluşan hemartrozun yok olması sırasında ağrı ve refleks kas spazmına bağlı olarak, hareket kısıtlılığı ve kuadriseps atrofisi hızla gelişir. Bu yüzden derhal izometrik kuadriseps ve hamstring germe egzersizlerine başlanır. Bu egzersizlerle iyi bir yürüyüş paterni, tam bir hareket açıklığı, iyi bir kuadriseps kas gücü, uygun bacak kontrolü sağlandıktan sonra faz II egzersizlere geçilir. Faz II egzersizleri kronik dönemdeki hastalara direkt olarak başlanacak egzersizlerdir. Ön çapraz bağ yaralanmalarında kronik dönem 12 haftadan sonrası olarak kabul edilir (1). Bu dönemde egzersizler daha agresif yapılır. Germe egzersizlerine de geçilerek iyi bir hamstring-kuadriseps kas gücü elde edilmeye çalışılır. Kapalı ve açık zincir egzersizleri ile uygun kas gücü elde edildikten sonra ön çapraz bağın proprioseptif fonksiyonun yetersizliğinde dizde oluşan statik ve dinamik değişikliklere hastanın uyumu sağlanır. Bu dönem sonunda hasta hamstringlerini kullanarak instabilite ataklarını engelleyebilecek hale getirilir.


Ön çapraz bağ yaralanmalarında kesinlikle alçılı tespit veya diğer tür tespitler uygulanmamalıdır. Tespitler artrofibrozise neden olur. Bunun yerine fonksiyonel braceler kullanılmalıdır. Fonksiyonel braceler dizdeki anormal hareketi engellememesine rağmen propriyosepsiyonu arttırarak ve özellikle sporcularda taktil uyarı sağlayarak yeni yaralanmalar oluşmasını engellemektedir.


http://zehirlenme.blogspot.com

On Capraz Bag Yaralanmasi Tedavisi

Ön Çapraz Bağ Yaralanmaları Tedavisi


Ön çapraz bağ lezyonu tedavisindeki temel amaç; dizin statik ve dinamik stabilitesini sağlamak ve mümkün olduğunca tama yakın diz biyomekaniğini elde etmektir. Ön çapraz bağ yaralanmasında tedavinin cerrahi veya konservatif olacağına karar vermede, hastada sadece semptomatik instabilite bulgularının varlığının olması yeterli değildir


Tedavi Şeklini Belirlenmesinde Etkili Faktörler: Ön çapraz bağ yırtıklarında tedavi şeklini belirlerken göz önünde bulundurulacak diğer faktörler şunlardır.


YAŞ


Adolesan Dönem:


Açık olan büyüme plağının hasarı ve buna bağlı olarak alt ekstremite boy ve dizilim sorunları riski nedeniyle cerrahi tedaviden kaygı duyulduğu bir gruptur. Son zamanlardaki yönelim, bu olguların mümkün olduğunca cerrahi olarak stabilize etmeye yöneliktir.


Genç ve aktif bireyler: Erken cerrahi tedavi en uygun tedavidir


Orta yaş ve üzeri: burada, orta yaş ile kastedilen, kronolojik yaştan çok, bireyin fonksiyonel yaşı ve spora ayırdığı zamanı dikkate alan bir yaş kavramı olmalıdır. Bu yaş grubu hastaların konservatif tedaviden oldukça iyi yaralandıkları gösterilmiştir. Bunun nedeni kendilerine önerilin rehabilitasyon programına tam uymaları ve daha hafif aktiviteli sporları kabul etmeleridir. Ancak bu yaş grubun dada olsa yüksek aktiviteli spor yapma isteği olan hastalara cerrahi tedavi yapılmalıdır (2). Buss ve ark. 30 yaş üstündeki sedanter bir yaşam biçimine sahip ve düşük aktiviteli hastaları 46 ay izlemiş, hastaların %42’sinde boşalma semptomlarını olmadığını, %22’sindede aralıklı olarak bulunduğunu belirlemişlerdir.


Aktivite düzeyi


Yaşa bağlı olmaksızın hastaların günlük yaşamlarındaki aktivite düzeyi göz önünde bulundurulmalıdır. Amatör düzeyde de olsa günümüzde birçok kişinin yüksek aktivite düzeyleri gerektiren yarışmalı sporlar yaptıkları bilinmektedir.


Semptomatik instabilite atakları ve bu ataklara bağlı olarak gelişecek dejeneratif değişiklikler, düşük aktiviteli, spor yapmayan kişilerle aynı olmayacaktır.(1 )


Yaşam Tarzı


Semptomatik instabilite bulguları olan hastalar sedanter bir yaşam sürüyorlarsa ya da yaralanma sonrası, işlerini ve yaşam tarzlarını değiştirmeye adapte olabiliyorlarsa tedavi konservatif olarak da yapılabilir. Literatürde konservatif tedaviyle yeterli sonuçların alınabildiğine ve hatta sportif aktivitelere geri dönülebildiğine dair çalışmalar vardır.(38,41,43)


Yaralanmanın Şiddeti ve Eşlik eden yaralanmalar: Kısmi yırtık: Doğal olarak konservatif tedaviden daha fazla fayda görürler


Johnson ve arkadaşlarına göre bağın %50’den fazlası korunmuşsa ve eksen oyuncu-


shift negatif ise konservatif tedaviye iyi bir adaydır


Laksitenin/instabilitenin büyüklüğü: Dizin sekonder stabilizatörleri kuvvetli


olan ve muayene bulguları iyi olan hastaları konservatif tedaviden fayda görme


ihtimali yüksekti.


http://zehirlenme.blogspot.com

On Capraz Bag Yaralanmasi

Ön Çapraz Bağ Yaralanması ve Sıklığı


Spor yaralanması sonucu gelişen akut travmatik hemartrozda parsiyel veya total ön çapraz bağ yırtığı riski %70 oranındadır (25). Çoğunlukla 20–30 yaşlar arasında zirve yapar. Ön çapraz bağ, arka çapraz bağdan 9 kat daha sık yaralanır. Ülkemizde ön çapraz bağ yırtığının en sık sebebi futboldur. Son çalışmalar ön çapraz bağ yaralanma riskinin interkondiler çentik genişliği daha küçük olanlarda yüksek olduğunu göstermektedir(1). Souryel ve Freeman temassız ön çapraz bağ yaralanması olan sporcuların istatiksel olarak, interkondiler çentiklerinde anlamlı bir daralmanın olduğunu göstermişlerdir.


Gene Souryel ve arkadaşları bilateral ön çapraz bağ yaralanması olan hastaların interkondiler çentik genişlik indeksini, normal dizler ve akut tek taraflı ön çapraz bağ yaralanması olan dizlerle karşılaştırdılar. Bilateral grubun çentik genişlik indeksinin, diğer iki gruba oranla istatiksel olarak anlamlı ölçü dede dar olduğunu buldular. Bu konuda yapılan tüm çalışmalarda çentik genişliği ve çentiğin şeklinin, ön çapraz bağ yırtığına sebeb olan başlıca etken olmadığı gözlendi. Çünkü dar interkondiler çentiğe sahip olanların, doğal olarak daha küçük ön çapraz bağları vardır. Bu durumda ön çapraz bağ yırtık oranı bağın ebadıyla orantılı olmaktadır (1,3,85).


Ön çapraz bağ yaralanmasında bir diğer risk faktörü de spor yapılan zemin yüzeyin yüksek sürtünme katsayısına sahip olmasıdır. Ayrıca sahanın kuru kalmasına sebep olan, yüksek su buharlaşması ve düşük yağış miktarı, gibi hava şartlarında yaralanmayla ilişkisinin olduğu görülmüştür.


ÖÇB Yaralanmalarında Fizik Muayene Bulguları


Ön çapraz bağ lezyonu olan hastaların anamnezinde daha önce bahsedildiği gibi, travmaya neden olan kuvvetin şekli, yönü, büyüklüğü direkt veya indirekt oluşu, ekstremitenin travma anındaki durumu, dikkatli bir şekilde sorgulanmalıdır. Hastalar çoğunlukla travma anında kopma hissi algılar.


Ön çapraz bağ yaralanması olan hastalar akut dönemde çoğunlukla hemartrozla başvurur. Ancak kronik ön çapraz bağ yetmezliği olan hastalarda da instabiliteye bağlı akut ataklar olabilir. Bunların akut lezyonlardan farkı hemartroz ve şiddetli ağrının olmayışıdır.


Fizik Muayene Bulguları:


Lachman testi: Ön çapraz bağ yırtığını gösteren en hassas testtir. Özellikle akut dönemde daha hassas ve belirgindir. Diz 15–30 derece fleksiyonda iken bakılır. Femur bir elle, tibia sağ taraf için bakılıyorsa sağ, sol taraf için bakılıyorsa sol elle kavranır. Femur nötral pozisyonda tutulurken tibia diğer elle öne doğru çekilir


Ön çapraz bağın sağlam olduğu durumlarda tibiada öne yerdeğiştirme meydana gelmez veya öne yerdeğiştirme olsa bile son noktası belirgin ve serttir. Ön çapraz yaralanmalarında tibia’da meydana gelen anterior yerdeğiştirme (+) den 3 (+) e kadar derecelendirilir.


Öne Çekmece Testi: Hasta supin pozisyonda yatarken kalça 45° fleksiyona diz 90° fleksiyona alınarak bakılır. Ayak nötral rotasyonda olmalıdır. Aksi takdirde rotasyonel instabilite ile karıştırılabilir.


Bu test sırasında hasta mümkün olduğunca gevşemeli, test öncesi hamstring kasları palpe edilerek hastanın relaksasyonu kontrol edilmelidir. Bu pozisyonda hastanın ayağının üzerine oturularak tibia stabilize edilir ve her iki elle medial ve lateral tibia platosu kavranır. Öne doğru ani bir kuvvet uygulanarak tibiadaki öne yerdeğiştirme değerlendirilir


Tüm testlerde olduğu gibi iki taraf karşılaştırılarak bakılmalıdır. Öne çekmece testindeki anterior tibial yerdeğiştirme 0–5 mm arasındaysa test 1 pozitif, 5–10 mm arasında 2 pozitif, 10 mm üzerindeki öneyerdeğiştirme test 3 pozitiftir.


Bazen Lachman ve öne çekmece testleri birbirleriyle korelasyon göstermeyebilir. Bu durumu genellikle ön çapraz bağ’ın anteromedial ve posterolateral bantların farklı hasar görmesiyle oluşur (1,3). Lachman testi negatifken öne çekmece testinin pozitif olması, önçapraz bağın anteromedial bandının yırtıldığının posterolateral bandının ise sağlam olduğunun bir göstergesidir


http://zehirlenme.blogspot.com

Akut Bag Yaralanmalari

Akut Bağ Yaralanmaları ve Hastaya Genel Yaklaşım


Bağ yaralanmalı hastaya genel yaklaşım tüm muayenelerde olduğu gibi anamnezle başlar. Uygun bir anamnezle bağ yaralanmasına neden olan kuvvetin büyüklüğü ve yönü saptanabilir.


Dize gelen yaralayıcı kuvvet yüksek enerjili bir trafik kazasından temas olmayan bir spor yaralanmasına kadar değişebilir. Yaralayıcı kuvvet dize trafik kazasında ve iş kazalarında olduğu gibi direkt olarak gelebileceği gibi rotasyonel kuvvetler gibi indirekt olarak da gelebilir.


Bazı yaralanmalar ise direkt ve indirekt kuvvetlerin birlikte etki etmesiyle oluşur. Örneğin bir futbolcuda, sabit ayak üzerinde rotasyonla oluşan indirekt yaralayıcı kuvvete bir tekme gibi direkt kuvvetler eklenebilir. Anamnezde, kuvvetin büyüklüğünün, etki ettiği sırada ekstremitenin duruş şeklinin, kuvvetin yönünün saptanması yaralanmanın hangi yapılarda olabileceği konusunda hekimi yönlendirir


Politravmatize hastalarda özellikle de uzun kemik fraktürleri olduğunda, bağ yaralanmasının kolaylıkla atlanabileceği akılda tutulmalıdır. İzole diz yaralanmalarında akut hemartroz varlığı önemli bir intraartiküler yaralanma göstergesidir. Akut hemartrozlu hastaların %75-80’inde ön çapraz bağ yırtığı saptanmıştır (3,4,10). Hemartrozun diğer nedenleri menisküs yırtıkları osteokondral lezyonlar ve patella çıkıklarıdır. Fakat hemartroz sadece bir belirti olup tanı değildir. Hemartroz varlığında sistematik bir yaklaşımla anamnez, dikkatli bir fizik muayene ve radyolojik değerlendirmeyle tanıya varılır.


Klinik değerlendirmede ilk aşama, hastanın mümkün olduğunca rahatlatılması ve muayene korkusunun yenilmesidir. Mevcut ağrıdan dolayı hasta, uygun bir fizik muayene yapılmasına izin vermeyebilir. Bu durumda muayene genel anestezi altında yapılabilir (4).


Tek taraflı yaralanmalarda muayeneye sağlam dizden başlanmalıdır. Sağlam dizde hareket açıklığı ve önceden var olabilecek instabilite saptanmalı gerekirse yaralanan dizle kıyaslanmalıdır. Daha sonra lezyonun olduğu dize geçilmeli ve muayeneye inspeksiyonla başlanmalıdır. İnspeksiyon sonrası yüzeyel yapılar tek tek palpe edilmelidir.


Ligamentler başlangıç noktasından bitiş noktasına kadar tek tek palpe edilmelidir. Bundan sonra sıra hareket muayenesine gelir. Önce aktif sonra pasif hareket arkı değerlendirilir. Aktif ve pasif hareket arkları arasındaki fark kaydedilir. Bu fark genellikle ağrıya sekonder olarak gelişmekle birlikte ekstansor mekanizma hasarına da bağlı olabilir (1).


Pasif hareket kısıtlılığı eklem içi hasar sonucu olabileceği gibi hemartrozun tetiklediği refleks kas spazmının da sonucu olabilir. Hemartroza bağlı bu kısıtlılık diz bağlarının uygun muayene edilmesini engelleyebilir. Böyle durumlarda hemartrozun aspirasyonu ve eklem içine yapılacak olan 10–15 ml lik lokal anestetik ile gevşeme ve analjezi sağlanır. Böylece efektif bir bağ muayenesi daha rahat yapılabilir.


http://zehirlenme.blogspot.com

Dizde Bag Yaralanmalari

Dizde Bağ Yaralanmaları Mekanizması


Yaralanma mekanizmasında dizin yaralanma anındaki pozisyonu önemlidir. Dizin yaralanma anındaki pozisyonu bilinirse etki eden kuvvetin yönüne göre hangi bağların hasar göreceği tahmin edilebilir. Ancak hastalardan yaralanma anında dizin pozisyonu ve etki eden kuvvetin yönü hakkında bilgi almak çoğu zaman zordur, küçük detaylar önemli tanısal değer taşıyabilirler. Örneğin: Ön çapraz bağ yırtıkları doğrudan darbe olmadan yaralanmalar sonucu oluşur. Sabit bacak üzerinde ani dışa ve içe dönüşler gibi, yaralanma anında dizde çoğunlukla bir ses hissedilir. Buna 'pop sign' denir. Tablo 1 dizde bağ yaralanmalarının en sık rastlanan mekanizmalarını göstermektedir. Tabloda tarif edilen tüm yaralayıcı kuvvetlerde Femur sabitken tibia'nın hareketi söz konusudur


Fonksiyonel Kapasitenin Değerlendirilmesi:


Tedavi edilen diz bağ yaralanmalarında cerrahın yaralanma öncesi, sonrası ve tedaviden sonraki hastanın fonksiyonel durumunu bilmesi tedavi planlaması için önemlidir.1980' den sonra diz bağlarını objektif ve sübjektif olarak değerlendirmek amacıyla birçok test ve değerlendirme skalaları yayınlanmaya başlandı.


Objektif değerlendirme yöntemleri dizdeki anterior ve posterior yerdeğiştirmesi kantitatif olarak ölçülmesine dayanmaktadır. Objektif değerlendirme yöntemleri tedavisi planlanan dizin, normal popülasyonla ve aynı kişinin sağlam dizi ile karşılaştırma imkanı sağlamaktadır. Bağ yetersizliği olan hastalarda tedavi sonuçlarını daha objektif değerlendirmek için birçok cihaz üretilmiştir. Çapraz bağ yetersizliği olan hastalarda dizin anteroposterior plandaki deplasmanı KT–1000 artrometresiyle ölçülerek objektif değerler elde edilebilir.


Bu yöntemde dize uygulanan sabit bir kuvvet ile tibia da oluşan anterior yerdeğiştirme miktarı ölçülebilir. Yapılan çalışmalarda değişen değerler olmakla birlikte insanların %97’sinde iki taraf arasında 3 mm ve üzerinde fark bulunması ön çapraz bağ yırtığı açısından anlamlı olduğu saptanmıştır(1). KT–1000 artrometresiyle yapılan ölçümler kişiden kişiye çıkaracağı yanlış pozitif değerlendirmeyi de ortadan kaldırmıştır. Buna karşılık KT 1000 artrometresi rotasyonel diz instabilitelerinde kullanılabilinecek bir test değildir.


KT -1000 testinin bu avantaj ve dezavantajlarının ortaya çıkmasından sonra araştırmacılar hastanın fonksiyonları ve klinik bulgular arasında korelasyon kurmaya yönelmişler ve böylece puanlamaya dayalı birçok skala ortaya çıkmıştır. Bunlardan hiçbirisi genel kabul görmemesine rağmen günümüzde Lysholm skalası ve IKDC (İnternational Knee Documentation Committee) değerleri yayınlarda bir değerlendirme kriteri olarak sıklıkla kullanılmaktadır. Bu değerlendirme sistemleri tezin sonunda verilmiştir.


Lysholm skorlama sistemi, hastanın günlük ve sportif aktiviteleri sırasındaki semptomlarını tamamen sübjektif olarak 100 üzerinden değerlendirilmesiyle elde edilmektedir. Bu testin dezavantajı objektif kriterler içermeyişidir(1). IKDC standart bir skorlama sisteminin olmayışı nedeniyle 1987 yılında geliştirilmiş bir sistemdir. Ancak bu değerlendirme sistemine göre sonucu özellikle ilk 4 kriter belirlemektedir. Diğer kriterlerin sonuca etkisi eşit oranda olmamaktadır.


http://zehirlenme.blogspot.com

On Capraz Bag Biyomekanigi

Ön Çapraz Bağ Biyomekaniği


Dokuların strüktürel yapısı kendilerine uygulanan kuvvet ve bu kuvvetin dokuda yarattığı deformasyonun miktarı ile ilişkilidir.


Düşük ve yüksek sertlik bölgelerin içinde bulunur. Başlangıç düşük sertlik bölgesinde küçük yüklenmeler dokunun uzamasına neden olmaktadır. Daha fazla uzama için yüksek sertlik bölgesinde görüldüğü gibi daha fazla yüklenmelere ihtiyaç vardır. Fakat bu bölgede eğri lineer olmaya başlar ve lineer sertlik bölgesine gelinir. Bu iki bölge arasında eğrinin birden dik hale gelişinin sebebi kollajen liflerin kıvrılma düzenine bağlanabilir. Kollajen fibrilleri, kıvrık halden tekrar düz hale geçebilmeleri için küçük yüklenmeler gerekir. Birken düz hale geldikten sonra ise tekrar uzamalar için daha fazla kuvvet gerekir. Fibril demetleri arasındaki farklı kıvrılma ve uzamalar nedeniyle, ligamentin içindeki her grup farklı boylarda olacaktır. Örneğin pasif eklem hareketi sırasında lifler gevşek olduğu halde progresif olarak artan bir dirençle tibial yerdeğiştirmeye karşı koyarlar.


Ön Çapraz Bağ’ın Kinematiği


Diz ekleminin hareketleri 3 eksenli koordinatif bir sistemle tanımlanabilir. Yerdeğiştirme ve rotasyon hareketleri her üç aks ile ilişkilidir. Diz ekleminde 3 planda yerdeğiştirme vardır.


1 - Anterior-posterior


2 - Medial-lateral


3 - Süperior-inferior.


Diz ekleminde 3 tip rotasyon vardır.


1 -Fleksiyon-Ekstansiyon


2 -Varus-Valgus


3 -İnternal-eksternal. Diz hareketleri sırasında yerdeğiştirme ve rotasyon primer olarak sagittal planda


meydana gelip diğer planlardaki zorunlu yerdeğiştirme ve rotasyonlarla eşlenir. Ön çapraz bağ anterior tibial yerdeğiştirme primer kısıtlayıcısıdır. Maksimum anterior tibial translasyon diz 30° fleksiyondayken meydana gelir ve ortalama 5–8 mm dir. Anterior-posterior yerdeğiştirme tibia’da rotasyonla birlikteyken %30 kadar artar . Ön çapraz bağın deneysel olarak çıkarılmasından sonra tüm fleksiyon arkı boyunca artmış bir laksite gözlenir. Fakat yine de maksimum anterior tibial translasyon 20–45° fleksiyondayken olur.


Anterior tibial öne yerdeğiştirme engelleyen birçok sekonder kısıtlayıcı da vardır. Ön Çapraz bağ yetmezliği olan dizlerde medial ekstra artiküler yapılar (medial kollateral bağ ve posteriomedial kapsül) ve medial menisküs, tüm fleksiyon arkında anterior yerdeğiştirmeye karşı koyar. Lateral kollateral ligaman ve posterolateral yapılar diz ekstansiyondayken tibial yerdeğiştirmeyi engeller. İliotibial band ve midlateral kapsül 15–90°’lik hareket arklarında kısıtlayıcıdır. Ön çapraz bağ’ın sağlam olduğu durumlarda bu yapılardan hiçbiri anterior translasyonu primer olarak engelleyici değildir.


Ön Çapraz Bağ’ın Sensoriyal Fonksiyonu


Ön çapraz bağ yapısında 4 tip sinir reseptörün varlığı tarif edilmiştir. Bunlar hem mekanik alıcı hem de ağrıyı iletici özelliktedir.


Tip 1: Sinir sonlanmaları subkutan dokudaki Ruffini sinir sonlanmalarını andıran yapı da globüler kor püsküler şeklindedir.


Tip 2: Sinir sonlanmaları, konikal korpusküller şeklinde olup Puccini cisimciklerine benzer


Tip 3: Sinir sonlanmaları, fusiform şekildedir ve tüm ön çapraz bağı çevreler.


Tip 4: Sonlanmalar non korpüskuler şekilde olup miyelinsiz sinirlikleri şeklindedir. Bunlar ciltteki serbest sinir sonlanmalarını andırırlar. İnsan ön çapraz bağının % 1’inin nöral elemanlar tarafından oluşturulduğu bildirilmiştir.


Ön çapraz bağ'ın yapısındaki bu duyu reseptörlerin varlığı Derin duyu fonksiyonlarının da olduğuna dikkat çeker. Ön çapraz bağ reseptörleri dizin hareket arkı boyunca pozisyonuna ait bilgileri algılayıp santral sinir sistemine aktarmaktadırlar.


Ön çapraz bağ yetmezliği olan hastaların ilgili ekstremitesinde dizin hareketlerine karşı cevap olarak gelişen kas cevabının geciktiği tespit edilmiştir. Ön Çapraz bağ lezyonlu dizlerde verilen kas cevabında gecikme, aktivite düzeyini ve fonksiyonel performansı düşürmektedir. Aynı zamanda anterior tibial yerdeğiştirme artırmaktadır (6,95).


Ön çapraz bağ proprioseptif fonksiyonun bu derece önemli olduğunun anlaşılması üzerine dikkatler ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu yapılan hastalardan greftin bu fonksiyonu yeniden kazanıp kazanmadığına yönelmiştir. Hamstring tendonlarıyla rekonstrüksiyon yapılan dizlere elektrik stimulasyon verilerek greftte oluşan somatosensoryal uyarılmış potansiyellerin (SEP) kaydedilmesiyle yapılan bir çalışmada; greft de duyul nöronların dejenere olduğu ve SEP yanıtının elde edildiği görülmüştür. Ancak bunların normal dizdeki ön çapraz bağın verdiği SEP yanıtından daha düşük ampitüdlü olduğu saptanmıştır.


http://zehirlenme.blogspot.com

On Capraz Bag Anatomisi

Ön Çapraz Bağ Anatomisi Makroskopik Anatomi



Ön çapraz bağ lateral femoral kondilin posteromedialinde başlar ve ön tibial tüberkül anterior ve lateraline yapışır. Ön çapraz bağ tibia ile femur arasında uzanan intraartiküler, fakat sinovyal kılıfı içinde ekstrasinovyal, 31–38 mm uzunluğunda ve 10-11mm eninde kollajen bir bağdır. Ön çapraz bağ lifleri femurdan tibia’ya doğru arka çapraz bağın önünde ve bu bağı çaprazlayarak posterosuperiordan anteroinferiora ve lateralden mediale doğru seyrederken spiral dışa rotasyon tarzında açılım gösterir.


Ön tibial spinanın hemen anterior ve lateralinde olan tibial yapışma alanı femorale göre daha geniş ve daha kuvvetlidir. Bu nedenle ön çapraz bağ lezyonlarında femoral yapışma yeri rüptürleri tibiale göre daha sık görülür.


1993'te Morgan ve arkadaşları total diz protezi yapılan hastalarda ameliyat içi yaptıkları ölçümlerde diz 90° fleksiyonda iken ön çapraz bağın tibial yapışma alanının orta noktasını arka çapraz bağın anteriorundan, dizin büyüklüğünden bağımsız olarak, daima 7 mm uzaklıkta bulduklarını bildirdiler. Ön çapraz bağ ve arka çapraz bağ arasındaki bu anatomik ilişkiden faydalanarak ön çapraz bağın rekonstrüksiyonlarında kullanılmak üzere yeni bir tibial kılavuz geliştirildi (1,3).


Tüm otörlerin birleştikleri nokta ön çapraz bağın femoral yapışma yerinin femurun longitudinal aksına ve tibial yapışma yerinin tibia antero posterior aksına paralel olduğudur. Bu nedenle diz eklemi ekstansiyondan fleksiyona geçerken ön çapraz bağ liflerinde çok iyi bilinen kendi ekseni etrafında dönme (twist) hareketi olur ve posterolateral lifler anteromedial liflerin arkasından dolaşarak öne geçmiş olurlar. Koronal planda da ön çapraz bağ lifleri femurdan tibiaya uzanırken 90°'lik dışa rotasyon gösterirler. Ayrıca sagittal planda femur ve ön çapraz bağın uzun aksları arasında diz 90° iken ortalama 28° ± 4° açı bulunur.


Ön çapraz bağ anatomik açıdan anteromedial ve posterolateral olarak iki ayrı banttan oluşur. Norwood ve Cross ek olarak intermediate bir bant tanımlamışlar


1990 yılında Sapega ve arkadaşları bağın 4 ayrı anteromedial, anterolateral santral ve posterolateral bantan oluşuğunu ileri sürmüşler (95). Buna karşılık Hackenbruch ve Minter olgularının % 20 sinde makroskopik olarak iki ayrı bandı ayırt edebildiklerini, % 80 olguda ise tek bant gördüklerini bildirmişlerdir (95). Odensten ve Gillquist hem makroskopik, hem de mikroskobik olarak ön çapraz bağın tek banttan oluştuğunu göstermişlerdir (3).


Ön çapraz bağ dizin değişik fleksiyon derecelerinde farklı gerginliktedir. Klasik görüşte 30°- 45° fleksiyonda en gevşek durumda olduğu, artan ekstansiyon ve fleksiyon derecelerinde gerginliğinin arttığı kabul edilir (1). Gene klasik görüşte daha ince olan anteromedial bant fleksiyonda gergin olup, ekstansiyonda gevşer. Asıl kalın kısmı oluşturan Posterolateral bant ise ekstansiyonda gergin olup fleksiyonda gevşer.


Son yıllarda Friederich ve O'Brien kadavra dizlerinde yaptıkları çalışmalarını "çapraz bağların fonksiyonel anatomisi" olarak adlandırdılar. Buna göre dizin değişik pozisyonlarında farklı liflerin farklı gerginlikte olduğu ve bağın pek az lifinin anatomik olarak izometrik olmasına karşın, bağın bir bütün olarak fonksiyonel izometri gösterdiği günümüzde kabul edilir (3).


Femurda superiordan kaynaklanan ön çapraz bağ lifleri tibiada anteriora, inferiordan kaynaklanan ise posteriora yapışırlar. Gene femurda posteriorda yerleşen lifler tibia medialine, anteriorda yerleşenler ise lateraline yapışırlar. Santral konumlu lifter tüm bağ boyunca santral seyir gösterirler. Ön çapraz bağın lif uzunluğu anteriordan posteriora doğru azalır. Daha uzun olan anteromedial bant lifleri tibiada anteromedial, kısa posterolateral bant lifleri ise posterolaterale yapışırlar.


Diz ekstansiyonda iken, femurda anteromedial bant posterosüperiorda, posterolateral bant anteroinferiorda yerleşim gösterir. İntermediate lifler ise santral yerleşim gösterirler. Ekstansiyondan fleksiyona getirilirken posteriordaki lifler adeta dönme aksı olan anterior liflerin etrafında rotasyon yaparlar.


Diz tam ekstansiyonda bütün lifler paralel, maksimum ve aynı gerginliktedir. Diz fleksiyonu arttırıldığında gerginlik, femoral yapışma yerinde inferiordan superiora ve tibial yapışma yerinde posteriordan anteriora doğru azalır. Tam fleksiyonda liflerin çoğu kısmı gevşekken, tibiaya anterior translasyon kuvveti uygulandığında liflerde anteriordan posteriora doğru bir gerginlik artışı olur.


http://zehirlenme.blogspot.com

Bifosfonat Nedir

Bifosfonat Nedir


Bifosfonatlar sentetik bileşikler olup, pirofosfat anologlarıdır. Biyolojik özellikleri, aktiviteleri, farmakodinamikleri ve toksisiteleri farklıdır. İki yan zincirden biri kemik mineraline bağlanırken, diğeri sınıf ve gücü belirler.


Bifosfonatların hem in vivo hem de in vitro olarak kristal oluşumu üzerine doğrudan etkileri vardır. Yeni kristal oluşumunu engellerler, amorf kalsiyum fosfatın hidroksiapatite dönüşümünü durdurur ve apatit kristallerinin agregasyonunu geciktirerek daha büyük kümeler oluşumunu engellerler. Bifosfonatlar, olgun osteoklastların etkilerini doğrudan inhibe ederler. Kemiğe bağlanma sonrasında bifosfonatlar, kemik rezorbsiyonu sürecinde osteoklastlar tarafından oluşturulmuş asit ortama lokal olarak salınırlar. Daha sonra lokal etkileriyle veya hücre içine girerek veya ikisini birden gerçekleştirerek, hücreyi yok etmeden osteoklastların yıkıcı etkilerini durdururlar.


Bifosfonatların etki mekanizmaları;


- Olgun osteoklastların doğrudan inhibisyonu


- Osteoklast apopitozunun uyarılması


- Osteoklast aracılı osteoklast olgunlaşmasının engellenmesi


- Osteoklast prokürsörlerinin inhibisyonudur


Değişik bifosfontların yıkım karşıtı etkilerindeki farklılıklar, kemiğin yeniden şekillenmesi sürecinde farklı noktalara etki etmesiyle açıklanmaktadır. Histomorfometrik çalışmalar, bifosfonatların yeni kemik yapılanma birimleri oluşum hızını azalttığı gösterilmiştir).


http://zehirlenme.blogspot.com

Östrojen Nedir, Östrojen Eksikliği ve Fazlalığı


Östrojenin kemik metabolizmasındaki etkisi, kalsiyum dengesi üzerinden olduğu kadar kemik doku üzerinden de gerçekleşmektedir.


Östrojenin kemik metabolizmasındaki etkileri


- Prostaglandin sentezinin inhibisyonu


- Sitokinlerin sentezinde yavaşlama


- Büyüme faktörlerinin sentezinde artış


- Kalsitonin üzerinde olumlu etki


Prostaglandinler, özellikle E serisi prostaglandinler, düzeyleri artınca döngü hızı artar. Postmenopozal dönemde kullanılan düşük doz östrojenler, özellikle E(PGE2) olmak üzere prostaglandin sentezini azaltırlar ve bu yolla kemik döngüsü hızının yavaşlamasına yardımcı olurlar. Östrojen, kemik ve hemopoetik hücreler tarafından sentez edilen ve kemik yıkımının potansiyel uyarıcılarından olan TNF ve IL-1 gibi sitokinlerin sentezini yavaşlatır ve dolayısıyla postmenopozal kemik yıkımında azalma sağlar. Östrojen, kemik yapımının düzenleyicilerinden ve uyarıcılarından olan TGF-P ve IGF-1’in lokal sentezini arttırır ve bu yolla kemik yapımı üzerine yardımcı etki sağlar.


Östrojene cevap kortikal kemik ile trabeküler kemik arasında farklılık gösterir. Trabeküler kemiklerde belirgin bir artış saptanırken on kol gibi kortikal kemiklerde, sadece kemik yapısı korunur. Östrojen tedavisi ile on kol ve kalça kırıkları % 50-60 oranında azalmaktadır. Östrojen tedavisine Ca eklenmesi ile vertebral kompresyon kırıklarının % 80 azaldığı gözlenmiştir. Kemik yoğunluğunu korumak için 1-2 mg östradiol (E2) ya da 0,625 mg konjuge östrojen dozu yeterlidir (47, 48).Kemik kitlesinin devamı, kaybın önlenmesi için E2 kan düzeyi 40-60 pg/ml seviyesinde tutulmalıdır.


http://zehirlenme.blogspot.com

Kalsitonin Nedir

Kalsitonin Nedir


Tiroidin parafolüküler hücrelerinden salgılanan polipeptid yapıda bir hormondur. 32 aa’den oluşur; molekül ağırlığı yaklaşık 3000 daltondur. Kalsitoninin insanlarda fizyolojik öneminin olup olmadığı tartışmalıdır. Bunun en başta gelen nedeni, vücutta kalsitonin eksikliğinin veya fazlalığının metabolik olayların fizyolojik düzeyinde belirgin bir değişme yapmaması ve bir klinik sendroma yol açmamasıdır. Nitekim troid bezi çıkartılıp kalsitonin salgılanması kesildikten sonra kalsiyum dengesinin düzeni bozulmaz. Troid medüller karsinomunda olduğu gibi aşırı kalsitonin salgılanması kemik dansitesini ve kalsiyum hemostazını pek etkilemez.


Salmo salar türü bir balığın (salmon veya somon) ultimobranşiyal bezinden somon kalsitonin elde edilmiş ve buna salkotinin adı verilmiştir. Halen sentetik salkatonin ilaç olarak kullanılır. Salkatonin de 32 aa’den oluşmaktadır ve insan kalsitonine göre on kat daha güçlüdür. Biyolojik metaryeldeki veya incelenen preparattaki hormon etkinliği, MRC(Medical Research Council, İngiltere)ünitesi ile belirlenir.Saf domuz kalsitonin 10 mikrogram ve insan kalsitoni’nin 8,5 mikrogram yaklaşık olarak bir MRC ünitesine eşdeğerdir. Uluslararası ünite ile MCR ünitesi birbirine eşdeğer kabul edilir(79).


Hormon kalsitonin salgılanması esas olarak kan kalsiyum seviyesi ve gastrin başta olmak üzere gastrointestinal sistem hormonları ile olmaktadır. Midede gastrin salgılayan hücreler, besin içindeki kalsiyuma duyarlıdır. Besindeki kalsiyumla gastrin sevyesi artar böylece gastrin parafoküler hücreleri uyararak kalsitonin salımını artırır. Kan kalsiyum seviyesi yükseldiğinde hormon salgısı artar, kan kalsiyum seviyesi azaldığındahomon seviyesi azalır(79).


Plazma kalsitonin düzeyi erkeklerde, kadınlardakine göre belirgin derecede yüksektir. Kadınlarada menpoz sonrası östrojen düzeyinin azalması, kalsitonin düzeyinde azalmaya neden olur; bu durum dışarıdan östrojen verildiğinde düzelir. Parafoleküler hücrelerden kaynak alan tiroid bezinin medüller kanserinde hormon salgısı çok fazla artmaktadır. İnsanda salgılanan hormonun plazmadaki yarılanma ömrü 5–10 dakikadır. Doğal veya sentetik yapılan salmon kalsitoninin(salkatonin) plazmadaki eleminasyon yarılanma ömrü, insan veya diğer memelilerin hormonuna oranla daha uzundur(70–90 dakika). Hormon hidroliz ile inaktive edildiği sanılmaktadır. Metabolitleri ve kendisi böbrekten idrar içinde itrah edilir(79).


Kalsitoninin kemikler üzerinde etkisinin diğer bir özelliği, birkaç gün sürekli kalsitonin uygulandığında kemik hücrelerinde reseptör ‘downregulatonu oluşması’ etkinliğinin azalması ve başka bir deyişle bu hücrelerin kalsitonin etkinliğinden kısmen kurtulmasıdır. Bu durumda etki tamamiyle ortadan kalkmaz. Bağırsakladan kalsiyum emilimi üzerine etkisi yoktur. Böbreklerde kalsiyum ve fosfor atılımını artırarak diürez yapmaktadır(79).


Santral sinir sisteminde reseptör varlığı gösterilmiştir; ayrıca santral analjezik etkinlik gösterdiği bildirilmiştir. İnsanda intratekal injeksiyonu analjezi yapmaktadır. İnsan dışı kaynaklı kalsitonine karşı, uzun süre kullanıldığında, kanda antikor oluşur; bu nedenle olguların yaklaşık % 20’sindebir yıl içinde etkisine karşı kısmi tolerans gelişir(79).


Kalsitonin osteoklastlar üzerindeki özel reseptörlere bağlanırlar, siklik AMP mekanizması aracılığı ile osteoklastların inhibisyonuna yol açarak yıkımın durdurulmasını sağlar ve osteoblastları aktive eder(68). PROOF (prevention of recurrent osteoporotic fracture) çalışması, 6 yıldır menopozda, ortalama yaşları 50 olan 1000 kadının katıldığı randomize, plasebo kontrollü, çift kör yapılan çalışmada 100, 200, 400 İU/gün nazal kalsitonin ve 1000 mg. kalsiyum hastalara verilmiştir. Yeni vertebra kırığı oluşumu %39’luk azalma görülmüştür. 200 İU ile 400 İU arasında fark saptanmamıştır. Özellikle trabeküler kemiklerde bu etkisini göstermektedir. 5 yıllık kalsitonin tedavisinin vertebra kırık riskini % 36 azalttığı görülmüş, ancak proksimal femurda istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş saptanamamıştır(71).


Kalsitonin etkilerinin kalıcı olduğu ve ilaca karşı zaman içerisinde direnç gelişmediği görülmüştür. Kalsitonin, gün aşırı veya haftada üç kez 50–100 İU parenteral yolla, intramüsküler veya subkutan enjeksiyon ya da burun spreyi şeklinde 200 İÜ kullanılabilir. Nazal mukozadan çok hızlı bir şekilde emilir ve uygulamadan sonraki 31 – 39 dakika içerisinde doruk plazma konsantrasyonlarına ulaşır. Eliminasyon yarı ömrü 43 dakika olarak hesaplanmıştır. Çoklu dozlamda herhangi bir akümülasyon kanıtına rastlanmamıştır. Ancak kalsitonin kullanımın, sıcak basması, bulantı ve burun mukozası irritasyonu gibi yan etkileri olabilir. Ayrıca omurga kırıklarında ortaya çıkan ağrının da tedavisinde de oldukça etkili olduğu gösterilmiştir. Toksik etkisi olmaması nedeniyle çocuklarda, gebelikte ve emzirme sırasında da kullanılabilir.


http://zehirlenme.blogspot.com

Osteoporoz İlac Tedavisi

Osteoporoz İlaç Tedavisi


Osteoporoz, kemik yapımı ile yıkımı arasındaki dengenin, yıkım lehine artması sonucun ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle tedavide, kemik yıkımını önleyen veya kemik yapımını artıran ilaçlar kullanılmaktadır. Osteoporotik hastalarda öncelikle komplikasyonların gelişimini önlemek ve kemik kaybını engellemek için çeşitli yaşam tarzı değişiklikleri ve ev içi modifikasyonlar önerilmelidir. Öncelikle hastalara dengeli ve kalsiyumdan zengin beslenme ve düzenli egzersiz yapması önerilmelidir. Eğer sigara içiyorsa acil olarak bırakması, alkol bağımlılığı varsa tedavi görmesi, güneş ışığından daha fazla yararlanması başlıca önerilecek değişikliklerdir. Kırık gelişen hastaların uygun tedavisi ve fizik tedavi yapılmalıdır.


Osteoporozda İlaç Tedavisi


Osteoporoz tedavisinde amaç; hastanın yakınmalarını gidermek ve yaşam kalitesini arttırmak, kaybolan kemik kütlesini yerine koymak, komplikasyonları azaltmak, geciktirmek, oluşan komplikasyonları tedavi etmek ve osteoporozun sekonder nedenlerini araştırıp tedavi etmek olmalıdır. İlaç seçiminde, osteoporozun nedeni, hastanın yaşı, cinsiyeti, kemik kaybı oranı ve kemik kaybının yeri gibi etkenler etkili olmaktadır. Osteoporoz tedavisinde kullanılan ilaçlar kemik yıkımını azaltanlar ve kemik yapımını arttıranlar olarak 2 gruba ayrılır. Bu ilaçlar tek tek veya kombinasyon şeklinde kullanılabilir


Kemik yapımını arttıran ilaçlar


- Parathormon


- Stronsiyum renelat


- Sodyum florür


Kemik yıkımını azaltan ilaçlar


- Kalsiyum


- D vitamini ve metabolitleri


- Östrojenler


- Kalsitonin


- Bifosfonatlar


- Anabolik steroidler


- Parathormon


Kalsiyum


Kalsiyum kemik sağlığı için yaşam boyu gerekli olan en önemli minerallerdendir. Ortalama diyet kalsiyumunun 1/4’ü gastrointestinal sistemden emilmektedir. Yeterli kalsiyum almanın en iyi yolu kalsiyumdan zengin gıdalar tüketmektir. Kalsiyum içeriği yüksek maden suları, yağı azaltılmış süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler ve kalsiyum açısından zenginleştirilmiş meyve suları bol miktarda kalsiyum alımını sağlamaktadır. Kalsiyum alımı, doruk kemik kütlesinin gelismeşinde, korunmasında ve yaşa bağlı kemik kaybının azaltılmasında önemlidir. Kalsiyum tüm dünyada kolayca bulunabilen ve osteoporozun önlenmesinde ve tedavisinde sık kullanılan kemik-mineral dokusunun en önemli yapı taşlarındandır. Menapozun başlangıcı ile beraber kemik dokuda hızlı bir kayıp olmaktadır. Bunun sonucunda oldukça fazla miktarda kalsiyum kemikten açığı çıkar. Menapozdan önce kalsiyum alımı daha yüksek olan kadınlar, menapoza daha yüksek kemik kitlesi ile girmektedir(66).


Kasiyum ihtiyacı yaş ve cinse göre değişir. NIH (National Institutes of Health) tarafından yaş ve cinse göre optimal günlük kalsiyum alımı önerileri; erkeklerde 25–65 yaş arası 1000 mg/gün, kadında 25–50 yaş arası 1000 mg/gün, postmenapozal dönemde östrojen alan hastalarda 1000mg/gün, almayanlarda 1500 mg/gün, 65 yaş üzeri 1500 mg/gün olarak tavsiye edilmiştir. Yeterli miktarda kalsiyum alanlarda osteoporoza bağlı gelişen kırık riski de düşmektedir.


Kalsiyum tedavisi sırasında dikkat edilecek bazı hususlar vardır. Kalsiyumun emilimi 4 saat içinde tamamlanır. Tek dozda 500 mg’dan fazla alınmamalı, gece kemik kaybını azaltmak için akşam alınmalıdır. Emilimlerini arttırmak için yemeklerle beraber alınmalıdır. Lif ve yağdan zengin gıdalar, çinko, demir, ıspanak, kahve, alkol ve antiasitler gibi kalsiyum emilimini azaltan maddelerle beraber alınmamalıdır. Kalsiyum fosfor oranı 2:1 olacak şekilde beslenmeli, bunun için de kolalı içeceklerden ve fosfor eklenmiş gıdalardan kaçınılmalıdır. Tiroid ilaçları, tetrasiklinler, antikonvülsanlar ve kortikosteroidler gibi kalsiyum emilimini bozan ilaçlarla beraber alınmamalıdır. Hastalarda karında şişlik, gaz ve konstipasyona yol açabilmektedir.


D Vitamini


D vitamini kalsiyumu düzenleyen en önemli unsurlardan biridir. Ergokalsiferol (D2 vitamini) bitkilerde, kolekalsiferol (D3 vitamini) hayvansal kaynaklarda bulunur. D3 vitamini aynı zamanda ultraviyole (UV) ışığı etkisiyle 7- dehidrosikolesterolden sentezlenir ve insanlarda dermis ve epidermis de bulunur. D3 ve D2 vitaminleri aktif değildir. Karaciğer ve böbrekte aktive edilir. Aktif vitamin D3 için esas hedef organlar barsak ve kemiklerdir. Bağırsaklarda villus oluşumunu arttırır ve kalsiyum emilimini kalsiyum bağlayıcı protein yapımını arttırarak arttırır. Kemiklerde ise osteoklast öncüsü olan makrofaj kök hücrelerinin olgunlaşmasını sağlarlar.


İlerleyen yaşla beraber, kalsiyumun yetersiz alınması, güneşe daha az maruziyet, barsak mukozasında emilimin azalması, D vitamini aktivasyonunda azalma gibi nedenlerle PTH seviyelerinde artış gözlenir. D vitamini preparatları serum PTH seviyelerini düşürür ve kemik mineral yoğunluğunu arttırırlar. Günlük alınması gereken D vitamini miktarı 200–400 İU olmakla beraber bu idame dozdur. Tedavi için 400–1000 IU kullanılmalıdır. Tedaviye uyumsuzluk varsa 6 ayda bir 150000 İU kas içine uygulanabilir.


Kalsiyum ve Vitamin D Kombinasyonu


Kalsiyum ve vitamin D’nin kombinasyonu OP tedavisinin temelini teşkil etmektedir. Yapılan randomize kontrollü bir çalışmada, üç yıl boyunca, 1200 mg kalsiyum, 800 IU vitamin D verilen grupta yeni kalça kırık ve vertebra dışı kırık riskinin azaldığı gözlenmistir.


http://zehirlenme.blogspot.com