Bunama Hastalığı Tedavisi, Bunama Sendromu, Alzheimer Demans

Psikiyatride tedavi çok yönlü ve çoğu kere birden fazla metodun beraber uygulandığı bir tedavi şeklidir. Hastanın gösterdiği bütün psikolojik ve zihni belirtiler bir bütün halinde ele alınır ve "kombine tedavi" denilen bir uygulama ile hastanın ihtiyacı olan medikal, psikolojik, sosyal yaklaşımlar yapılır. Her ne kadar psikiyatrik hastaların tedavisi sadece bu konuda uzmanlaşmış kişi­ler, hekimler, psikologlar, terapistler tarafından yapılır ise de kitabımızda ge­nel olarak tedaviye yer verilmesinde ve psikiyatrik tedavilerin kısaca bahsedilmesinde fayda görülmüştür.

Psikiyatrik hastalıkların tedavisinde bugün için aşağıda sıralanmış olan uy­gulamalar vardır. Bunlar:

1— Psikoterapiler,
a— Bireysel psikoterapiler,
b— Ailenin eğitilmesi ve tedavisi,
c— Grup psikoterapileri.

2— Kemoterapiler, ilaçlarla yapılan tedaviler,
a— Antidepresif ilaçlarla yapılan ve depresyona karşuçıkan tedaviler, b— Antipsikotikler, nöroleptiklerle yapılan tedaviler, c— Antiepileptik tedaviler, d— Trankilizanlarla yapılan anksiolitik tedaviler, e— Uyku ilaçları,
f— Lityum tuzları ile yapılan tedaviler, g— Gerektiği hallerde uygulanan diğer tıbbi tedaviler. '

3— Davranış tedavileri ve davranış psikoterapileri,

4— Seks eğitimi ve tedavileri,

5— Elektroşok tedavileri, elektrosedatif tedaviler,


6— Hastanın genel durumunu düzenlemeye ve eşlik eden hastalıklarına yö­nelik genel tedavi uygulamaları.
Kitabımızda bu tedavilerden çok kısa olarak ve bazılarından ise sadece ta­rif ve tanımlamaların yapılması ile yetinilecektir.

a— Bireysel psikoterapiler: Freud tarafından kurulmuş olan psikoanalitik teorinin pratikte bir uygulamasından ibarettir. Psikoanalitik psikoterapi, bu uy­gulama şekillerinden biridir. Hekim veya bir psikoanalist tarafından yapılır ve hastanın iç ruhsal çatışmalarına ve kişilik yapısının özelliklerine ait bilgilerin toplanmasını amaçlar. Hastadan serbest çağrışım metodu ile alınan bu bilgi­ler, deşifre edilerek hastanın yararına olacak şekilde kendisine aktarılır ve onun kendi iç dünyasından haberli olması sağlanır. Bu tür bir psikoterapinin akut baş­lamış bir psikotik depresyonda fazla bir etkinliği yoktur. Kronikleşme göste­ren depresyonlarda ise daha değişik psikoterapiler uygulanır. Hangi şekli ile uygulanırsa uygulansın psikoanalitik bir psikoterapinin amacı, hastanın sos­yal uyumunu sağlamaya çalışmak ve kişilik yapısındaki aksamaları düzeltmektir.

Suportif psikoterapi: Bir çeşit analitik psikoterapidir. Amacı hastanın sa­vunma mekanizmalarını güçlendirmek, düşünce ve duygulanımlarını kontrol et­mesini öğretmektir. Hastaya uygun telkinlerde bulunmak, inandırmak, ikna et­mek ve güven vermek yoluyla hastanın çevresine uyum sağlamasını temin eder. Psikoanalitik psikoterapiden farkı,hastanın şuuraltıderinliklerine kompleks­lerine inmeden ve geçmişteki olumsuz deneyimleri ile ilgilenmeden sadece onun o anda içinde bulunduğu duruma ve problemlere bir çözüm getirmesidir. Özellikle hastayı o anda etkileyen "stresler" üzerinde durur ve çözümler arar.

Nörotik tipte ve reaktif tipte depresyonlarda faydalı bir tedavi metodudur. Kısa psikoterapi: Hastanın "insight" adı verilen iç görüşünün ve dikkatinin belirli bir konu veya olaya çevrilmesini amaçlayan kısa süreli bir uygulamadır. Birin­ci safhasında hastanın idrakleri belirli bir konu üzerinde keskinleştirilir. İkinci devresinde bu idraklerin yeniden düzenlenmesi yapılır ve son aşamada bu ye­niden düzenlenmiş olan idraklerin hasta tarafından olumlu bir şekilde değer­lendirilmesi sağlanır. Böylece hastanın sağlıksız olan yorumlamalarına gerçeklik kazandırılır.

Grup psikoterapileri: Çok sayıda hastanın aynı zamanda, belirli bir yerde ve bir arada psikoterapiye alınmasıdır. Bir tedavi uzmanı ve 7-8 hastadan olu­şur. Bazen grupta bir psikolog, bir sosyal hizmet uzmanı veya yardımcı bir te­davi uzmanı da katılabilir. Gruplar, yaş, cinsiyet, kültür seviyesi ve hastalık teş­hisleri açısından farklı olabildikleri gibi birbirine benzer özellikleri olan hasta­lardan da oluşabilir. Grup içindeki hastalar "grup lideri" olarak adlandırılan te­davi uzmanı tarafından idare edilir ve yönlendirilirler. Grup üyeleri, belirli bir toplanma süresi içinde kendi problemlerini tartışırlar. Grup lideri bu tartışma sonuçlarına açıklık getirir, uygun tavsiyelerde ve telkinterde bulunur. Aynı şe­kilde hastalarda kendi deneyimlerinden aldıkları iyi veya olumsuz sonuçlardan grubu haberdar ederler. Grup tedavilerinin özellikle nörotik depresyonlu has­talar üzerinde olumlu tesirlerinin bulunduğu, psikotik hasta üzerinde belirgin bir faydasının bulunmadığı anlaşılmıştır.

Ailenin eğitilmesi ve tedavisi: Aile tedavisi ve eğitilmesine bir çeşit grup tedavisi gözü ile bakılabilir. Aile tedavisi daha çok çocuklar, erken gençlik ve orta gençlik dönemi hastaları ile ailelerinin oluşturduğu gruplara uygulanır. Has­tanın problem ve sürtüşmelerinin aile bireyleri ile olması halinde bu tedavi olum­lu sonuçlar verir. Aile tedavisine hastanın problemleri olduğu aile bireyleri yanı sıra bütün aile fertlerinin alınması daha da yararlı olur. Böylece aile içindeki problemlerin yükü bir kişiye bindirilmeden meselenin çözümü amaçlanır.
Çiftlerin tedavisi: Karı-kocanın teşkil ettiği küçük bir grubun tedavisidir. Ba­zen birden fazla çiftin oluşturduğu daha kalabalık çiftler bir arada tedavi edilir­ler.

Psikodrama: Grup psikoterapisinin bir çeşit sahne oyununa dönüştürülmüş şeklidir. Psikodramada hastalar kendilerine verilmiş olan bir rolü, içlerinden geldiği gibi oynarlar. Bu roller bir ana rolü, baba rolü, işveren rolü, karı veya kocadan birinin rolü veya bir evlat rolü olabilir.
Oyuncular bu rollerinde içlerindeki öfkeyi, kıskançlığı, sevgiyi, nefreti bir başka insanın kişiliğinde sahneye koyarlar. Bu metodla, hastalar "acting out" denilen bir çeşit dışa vurma işlemini gerçekleştirirler ve iç duygulanımlarını yansıtırlar.


2— Kemoterapiler: İnsanların düşünce, duygulanım ve heyecanlarını ve bun­lara bağlı olarak davranışlarını bazı maddelerin değiştirebileceği, 1950 yıllarında lityum tuzlarının affektif hastalıktaki olumlu etkisi ile anlaşılmıştı. Bu buluş­tan sonra kısa aralarla MAO inhibitörleri, Meprobamatlar, Chlordiazepoxide bi­leşikleri, Phenothiazinelerin ruhi sahadaki etkinlikleri anlaşıldı. Özellikle Chlorpromazine adlı ilaç psikiyatri tarihinde unutulmaz yerini aldı. Daha sonra piperidine türevleri ve butyrophenone yapısındaki ilaçların psikozlardaki iyi edici 'tesirleri öğrenildi. Amphetamine'lerin anti depresif etkisi ve barbüturatelerin anti epileptik-saraya karşı çıkan tesirlerinin öğrenilmesi ve tricyclic anti depresiflerin de psikiyatride kullanılan ilaçlar ailesine katılması ile kemoterapi de­nilen ilaçla tedavi bugünkü yaygın ve etkin kullanım gücünü kazandı. Bu ilaç­lar sayesinde yüzbinlerce depresyonlu, psikozlu hasta hastane duvarları ara­sından çıktı ve toplum hayatına katıldı Bunların içinde konumuzu ilgilendiren antidepresif adlı ilaçların gerek endogen depresyonda, gerek psikotik depres­yonda ve gerek reaktif ve nörotik depresyonda çok başarılı ve hastalığı çoğu kere tamamiyle iyi edecek güçte maddeler olduğu tespit edildi.

3— Davranış tedavileri: Bu tedaviler, Pavlov'un şartlı refleks teorisine da­yanır. M.B. Shapiro ve arkadaşları tarafından 1973'lü yıllarda psikiyatriye uy­gulanmıştır. Çok sayıda araştırmacı, davranış psikolojisi ve tedavisi ile uğraş­mışlardır. Bir stres karşısında kalan canlının bu stres sırasındaki bütün davra­nışları teferruatı ile incelenir ve bu sırada EEG, EMG veya diğer laboratuvar metodları yardımı ile bedensel fonksiyonlarından değişiklikler tespit edilir. Bu kusurlu davranışlar tek tek ele alınarak düzeltilmeye çalışılır. Davranış te­davileri içinde en tanınmışlarından birisi Wolpe'nin "systematic desensitization" sistematik hassasiyet giderilmesi metodudur. Bunların yanı sıra "Operant şartlandırma" metodları hastanın olumsuz davranışlarını cezalandırma esası­na dayanan tedavi yollarını denerler.

4— Seks eğitimi ve tedavileri: Kinsey'in görüşleri ışığında Masters ve John­son tarafından geliştirilmiş bir tedavi usulüdür. Birinci kademede her iki cin­sin seksüel problemleri ve davranış kusurları "behevyoral analiz" metodu ile incelenir ve cinsel fonksiyon ve davranışta aksayan noktalar bulunur. İkinci aşa­mada kademe kademe tedavi uygulamaları ile bu kusurlar düzeltilmeye çalışı­lır. Seksüel cevabın her aşaması, hazırlanış, ereksiyon, birleşim ve boşalım dev­releri çok sayıda deneme ile normale gelinceye kadar özel tekniklerle eğitilir. Kadınlarda da vaginismus ve soğukluk aynı metodlarla tedavi edilir. Bu davra­nış tedavilerine psikoterapi de eşlik eder.

5— Elektroşok tedavileri, elektrosedatif tedaviler: İnsanların eletrikle tanış­maları ve bundan tedavide istifade imkânlarını aramaları 3 bin yıl öncesine ka­dar gitmektedir. Torpedo balığının insana çarpmasının sağlanması ile başağrıları ve gut hastalığının tedavisinin denendiği,tıp tarihinin kayıtları arasında­dır. Elektroşok tedavisinin psikiyatride kullanılması 1940 yıllarına rastlar. Başa uygulanan elektronlarla belirli bir akım, belirli bir süre geçirilir. Bunun sonun­da, merkezi sinir sisteminde, kalp.damar sisteminde, bitkisel sinir sistemin­de, hormonal sistemlerde, uyku ritminde bir seri geçici değişiklikler olur. Bu tedavi uygulaması öncelikle affektif hastalık adı verilen mani-melankoli psiko­zunda çok faydalı sonuçlar verir. Bunun yanı sıra şizofrenik hastalıkta da önemli faydalar sağlanır. Depresyonların bütün şekillerinde ve kronikleşme eğilimin­deki nörotik depresyonda başarı ile uygulanabilir. Hangi hastalarda ve hangi şartlarda uygulanması gerektiğine ruh hekimleri karar verir.

6— Hastanın genel durumunu düzenlemeye yönelik tedaviler Genel tıp uygulaması içinde düşünülen tedavilerdir. Beslenmenin, uykunun, su ve tuz durumunun, hormonların,kan yapısının, kan basıncının, kan elemanlarının düzenlenmesine yönelik tıbbi uygulamalardır.

Bunama Demans Erken Bunama Nedir

Demans Hastalığı, Bunaklık Bunama, Erken Bunama Nedir

Tarif: Demans beyin fonksiyonlarının bozulması, bu bozulma sonunda be­yin görevlerinin kısmen veya tamamen aksaması ve genel olarak bu kusur ve eksikliklerin giderek yaygınlaşması ve geri döndürülememesi ile belirli bir sü­reçtir.
Cemansın erken teşhis bulguları: En önemli başlangıç belirtileri,kişilik de­ğişmeleridir. Daha önceki hayatında dikkatli, çalışkan, işini seven, başarılı olan bir kimsenin bu özelliklerini giderek kaybetmesi demans için düşündürücüdür. Sıcakkanlı, sokulgan ve sosyal hayatı seven bir insanın soğuklaşması, kişilerarası ilişkilerinin azalması, sakin olan bu kimsenin huzursuz, alıngan ve şüpheci olması demansiel bir olayın başladığını akla getirmelidir.

Bu saydığımız değişikliklerin demansta olabileceği gibi depresyonda da çı­kacağı akla getirilmeli ve bu sebepten dolayı hastalığın demans mı depresyon mu olduğu açık bir şekilde ortaya konmalıdır.
Demansta hafıza bozukluğu en açık bir belirtidir ve depresyonda pek gö­rülmez. Hafıza bozukluğu, hastanın çevresi ile olan ilişkilerini hemen etkiler ve çevresi tarafından öncelikle fark edilir. Özellikle yakın günlük olaylara ait hafızanın bozulması dikkati çekici olur.

Demansın başlangıç belirtileri, Demans Bunama Belirtileri

Kognitif bozukluklar


Zihni yeteneklerde azalma. Düşünce akış hızında yavaşlama. Düşüncede fakirleşme. Soyut düşüncenin bozulması ve
azalması. Yakın hafızanın kaybı Kayıt etme, hatırda tutma ve hatırlama zorlukları. Konuların zaman sırasında göre hatır lanamaması. Kronolojik bozukluk. Dikkatin bir konuya çevrilmesindeki zorluk.

Davranış ve duygulanım kusurları

Kişilerarası ilişkilerin azalması. Uyarı cevap ilişkisinin bozulması. Heyecan kararsızlığı.

Diğer özellikler

Zaman ve mekân duyum ve bilgileri­nin bozulması. Karar vermede zorluk ve başarısızlık.

Hafıza kaybının giderek artması.
Hikâye ve masal uydurma, "konfabulasyon".
Perseverasyon.
Dikkatin belirli konu­lara sürekli olarak çevrili olması.
Kişinin kendisini çevresinden ayırma­sı. "İzolasyon".
Tam sosyal tecrit, iletişimin bütünü ile bozulması.
Emosyonel empotans. Heyecan do­nukluğu ve disforik mizaç.

Yaşlılarda depresyonun klinik görünümü: Depresyon, yaşlılar arasında en sıklıkla görülen hastalıklardan biridir. Yıllar geçtikçe kişinin geçirdiği depres­yon hecmelerinin sayısında, şiddetinde ve süresinde bir artma olur. Yaşlıların hekime müracaatları çoğu kere depresyondan daha değişik sebeplerle gerçek­leşir. Yaşlıların hastalık belirtilerini ve depresif şikâyetlerini çoğu kere sakla­dıkları ve inkâr ettiği bilinir. Bu kimseler daha çok bedeni şikâyetler, hipokondri adını verdiğimiz ve bir organın hastalığını varsayan şikâyetler ve korkulardan bahsederler. Yaşlılar duyumlarındaki değişiklikleri gençlerdekinin aksine be­deni şikâyetler şekline dönüştürmeye çaba gösterirler. Bu kimseler moral bir azap yerine bedeni bir azabı hisseder ve aksettirirler. Yaşlı kişi, sıkıntılarını be­deni şikâyetlere çevirmek sureti ile geçmiş yaşamının verdiği sorumluluk fik­rinden kendisini kurtarmaya çalışır. Bu yüzden sıkıntı ve azap veren bir kısım hatıralar, duygulanım değişiklikleri ya değiştirilerek hatırlanır veya gerçeğin­den saptırılarak anımsanır. Bu hale, EGO'nun dışlaması ve zararlı duyum ve hatıraları kendisinden uzaklaştırması adı verilir.Yaşlanmakta olan kişiler hissettikleri yaşlanma ve ölüm korkusunu karşıt duyum ve fikirlerle defetmeye çalışırlar. Buna karşı fobik tutum adı verilir.

Erginlik Dönemi Depresyonları, Yetişkinlik Depresyonu, İleri Yaş Yaşlılarda Depresyon Stres

Bundan önceki bölümlerde de anlatıldığı gibi depresif belirtiler; disforik mi­zaç, düşünce, konuşma ve hareketlerde yavaşlama, giderek artan bir dağınık­lık ve sersemlik hali ve uykuya meyil ile belirlenir.

Disforik mizaç kişinin gerek biyolojik hazlara ve gerek sosyal aktivitelere karşı derin bir ilgisizlik duyması, üzgün, ümitsiz olması ve çok kısa aralarla ve hiçbir sebep olmaksızın neşeden kedere veya kederden neşeye geçebilmesidir. Depresyonda yukarıda sayılan temel değişikliklere ekolarak kendin suçla­ma, horlama ve aşağılama, huzursuzluk, intihar düşünceleri ve teşebbüsleri ve bütün beden fonksiyonlarında bir düzensizlik vardır.

Depresyonlu kişi bunlara ek olarak organlarının iyi çalışmadığını, hasta ol­duğunu, daha da ileri giderek çürümüş, dökülmüş ve işe yaramaz halde oldu­ğunu da zanneder ki bu tür düşünce bozuklukları "hipokondri" olarak tanımlanır. Ergenlik dönemi depresyonu: Ergenliğin özellikle erken döneminde bu tür değişikliklere sıklıkla raslanır. Ancak apati-bir çeşit şaşkınlık ve sersemlik hali-, intihar fikirleri ve teşebbüsleri ve hipokondrilere nadiren tesadüf edilir. Rosen ve arkadaşlarının Amerika'da yaptıkları çalışmalarda ergenlik dönemi depres­yonunun kızlarda; 10-11 yaşları arasında yüzde 1.5 dolayında bulunduğu, erkek­lerde yüzde 1.6 olarak rastlandığı gösterilmiştir. Yaş ilerledikçe depresyon ora­nının her iki cinste de arttığı dikkati çekmiş ve 18-19 yaş kızlarında yüzde 9.9, erkeklerinde ise yüzde 3.2'ye yükseldiği görülmüştür. 18-19 yaş kızlarında er­keklere oranla depresyonun ortaya çıkışında büyük bir farkın oluşması, stres faktörünün kızlarda daha etkin olduğu kanaatini uyandırmıştır. (reaktif depresyon, gizli depresyon)


Depresyonun yaşla bu kadar yakın ilgisinin bulunması -gençlerde görülen depresyonların

a- Erken ergenlikte görülen depresyonlar ve b- Geç ergenlikte görülen depresyonlar olarak ikiye ayrılmasını gerektirmiştir.

a- Erken ergenlikte depresyon. Erken ergenlik depresyonları, gencin duy­gularını serbestçe ve açıkça belirtmesindeki zorluk ve isteksizlik, menfi tutum ve davranışlarından ve kendisini eleştirmesinden hoşnut olmaması sebebiyle yetişkin depresyonundan önemli farklar gösterir. Ergen gençlik dönemi dep­resyonunda belirtiler çoğunlukla saklı ve maskelenmiştir. Hasta genç, depres­yonun ikincil belirtileri ile içindeki çatışmayı saklamak ister ve bu belirtileri bir örtü gibi kullanarak depresyonunu gizlemek ister. Bu ikincil ve doğrudan depresyona ait olmayan belirtilere depresyonun ekivalentleri-eşdeğerleri de­nir. Bu depresif ekivalentler her yaş depresyonunda görülürlerse de erken genç­lik dönemi depresyonu için karakteristiktirler.
Aşağıda sıralanmış olan belirtilere depresyonun "majör ekivalentleri" adı verilir, bunlar:

1- İç sıkıntısı ve huzursuzluk,
2- Yorgunluk ve fizik egzersizler, jimnastik, oyunlar ve spor gibi uğraşlar,
3- Dikkati ve ilgiyi bir noktaya yoğunlaştırmada güçlük. Buna konsantras­yon zorluğu da denilir.
4- Acting-out, dışa vurma olarak isimlendirilen bir davranış kusuru,
5- Kendisinden daha güçlü olduğuna inandıkları insanlara sığınma veya in­sanlardan kaçma.
Şimdi bu saydığımız majör depresyon ekivalentlerinin tanımlamalarını görelim.

1- Sıkıntı ve huzursuzluk: Gencin sürekli olarak sıkıntı ve huzursuzluktan şikâyetçi olması saklı bir depresyonun varlığını düşündürür. Depresyonlu genç, aslında kendisini hiç ilgilendirmeyen ve zevk vermeyen bir takım amaçsız iş­lerle uğraşır. Bu şekilde dayanılmaz derecede hissettiği sıkıntısından kurtul­mayı amaçlar. Yalnızlık fikri ve sıkıntısı ile başbaşa kalacağı korkusu, onu sü­rekli bir hareketlilik içine iter ve hasta delikanlı yaşadığı her ortamda huzur­suzluğunu açıkça belli eder.

2- Yorgunluk ve fizik çabalamalar: Ardı arkası gelmez fizik uğraşlardan bi­tap bir hale kendini yatağa atan delikanlı, iyi bir uykudan sonra bile yorgunluğunun geçmediğini hayretle görür, ama gene de o günün hızlı yaşamına ken­disini kaptırır ve böylece sıkıntısından kurtulmaya çalışır.

3- Konsantrasyon zorluğu: Özellikle okulda kendisini gösteren bir yetersiz­liktir. Hasta genç, okuldaki dersleri anlamadığını, okuduğunu hatırda tutama­dığını, öğrendiklerini anlatamadığını ve bütün gayretine rağmen derslerindeki başarının giderek düştüğünü görür. Bu devrede çocuğa yapılmak istenen yar­dımlar, çoğu kere başarısız olur, tutulan yardımcı öğretmenlerin belirgin bir ya­rarı olmaz. Bu zihin toplama yetersizliği genellikle çok geç farkedilir ve çocuk, tembellikle, haylazlıkla veya mastürbasyon veya benzeri cinsel konulara fazla eğilmiş olmakla suçlanır.

4- Dışa vurma: Erken gençlik döneminde depresyonlu gencin kendisini ana-baba, yakın çevre ve arkadaşları tarafından sevilmeyen, istenmeyen, değersiz bir kimse gibi görmesi ve algılamasına karşı gösterdiği bir davranış biçimidir. Dışa vurma çok değişik şekillerde olabilir. Genelde dışa vurma cevapları, kız­gınlık, öfke halleri, sık sık evden kaçma teşebbüsleri, kavgacılık, isyankârlık, karşı çıkıcılık, küfürlü ve edep dışı konuşmalar, çeşitli suçları işleme, büyük­lerin ve ana-babanın önünde kaba ve çirkin davranışlar şeklinde özetlenebilir.
Depresyonlu delikanlı bu şekilde davranarak egosunu-benliğini güçlendir­meye çalışır ve bir çeşit hastalıklı savunma içine girer. Bu tür davranışlar, has­ta gencin sıkıntılı olduğunu ve bundan kurtulmak için normal dışı davranışlara .eğilim duyduğunu göstermekle kalmaz, aynı zamanda ileride geliştireceği ki­şilik yapısının da asosyal, anormal ve hastalıklı olacağına işaret eder. Bu tür dışa vurmalar onun gelecekteki yaşam programını ve karakter eğilimlerini
gösterir.

Obje kaybına uğramış, sevdiklerinden bir veya birkaçını kaybetmiş gencin göstereceği dışa vurma cevabı, genelde bir suç işleme ve suça yatkın davra­nışlara girme şeklinde olur. Bu çocuklar giderek daha acımasız, daha haşin ve daha toplum dışı eğilimlere itibar ederler.

5- Sığınma veya kaçış: Depresyonlu gençlerde yukarıda sayılan saklı depresyon belirtilerine bir başka örnek, insanlara aşırı bir yaklaşma veya tamamen uzaklaşma şeklinde görülür. Yaklaşma eğilimi genelde yalnızlık kor­kusundan kaynaklanır, erken çocuklukta başlayan bu durum, gençlik dönemi­nin bütün devrelerini içine alabilir veya bütün bir hayat boyu devam eder. Ço­luk çocuk ve hatta torun sahibi oldukları halde kendilerini bir çocuk gibi his­seden ve hayatta ise analarının dizinin dibinden ayrılmayan çok ihtiyarlar var­dır. Bir kısım gençler ise bu yalnızlık duyumlarını her önüne gelen insanla ar­kadaşlık kurmak, karşılarındaki insan ne amaçla yaklaşırsa yaklaşsın onunla içice olmak isterler. Çoğu kere de ard niyetli insanların oyununa gelir,sapık cinsel ilişkilerin kurbanı olurlar. Bu gençler için önemli olan şey, sevilme ve şefkat görme ihtiyacıdır. Bir kısım depresyonlu gençler ise baba gibi, ağabey gibi sevdikleri kimselerin hizmetine girer ve onlara kayıtsız şartsız itaat eder­ler. Böylece birçok kanun dışı kuruluşun ve çetelerin sadık birer hizmetkârı olurlar.