Hastaya Evde İlaç Tedavisi, Hastanın Organlarının Temizligi

Gargara ve damlalar hem temizlik hem de tedavi için kulla­nılır. Bu nedenle kullanılacak araç ve gereçler kaynatılarak de­zenfekte edilir. Gargara yapılacak madde genellikle su ile su­landırılır. Damlalar, damla şişesi sıcak bir banyo içine konu­larak inceltilir ve damlatma kolaylığı sağlanır.

Gözün yıkanması: Yatağı ıslatmamak için başın altına bir muşamba örtü serilir. Hastanın başı yana çevrilir ve gözün hi­zasına bir kap konur. Gözkapakları iki parmak yardımıyla ha­fifçe açılır ve yıkama suyu 10 cm. yükseklikten gözpınarına akıtılır. Sonra göz bir pamukla hafifçe silinir.
Gözün bu şekilde yıkanması gözkapağı iltihaplarında uy­gulanır. Göz yıkanırken, yıkama suyu uzaktan ya da doğrudan gözün üstüne akıtılmamalıdır.

Göz banyosunun uygulanması: Göz banyoları için özel ya­pılmış camdan fincan vardır. Baş öne doğru eğilir, banyo fin­canı göz çukuruna yerleştirilir. Banyo yerinden oynatılmadan baş arkaya doğru yatırılır. Gözkapakları açılıp kapatılırken, göz daire çizecek şekilde hareket ettirilir.

Göze ilaç damlatmak: Baş arkaya doğru yatırılır. Alt göz­kapağı parmakla hafifçe çekilir. Hastaya yukarı bakması söy­lenir ve damla gözkapağının iç kesimine damlatılır.

Göze merhem sürmek: İnce bir cam çubuğun ucuyla mer­hem alınır. Alt gözkapağı parmakla hafifçe çekilir ve çubuk gözkapağının iç kesimine yerleştirilir, sonra gözkapağı par­makla hafifçe bastırılarak cam çubuk geriye çekilir. Göz merhemleri bugün sivri uçlu tüplere konmakta ve gö­ze kolayca sürülmesi sağlanmaktadır.

Göze sürülen merhemin dağılmasını sağlamak için iki par­makla kapalı gözkapaklarına hafif hafif masaj yapılmalıdır.

Burnun yıkanması: Eskiden bütün burun zarı iltihapların­da uygulanan bir yöntemdi. Artık bu yöntem kullanılmamak­tadır; çünkü burun yıkanırken basınçlı sıvı alın, yanak boşluk­larına ve kulağa kadar gidebilmekte ve o bölgelerde iltihaplan­malara neden olabilmektedir. Özellikle, nezle ve grip vakaların­da burnun yıkanması oldukça tehlikeli sonuçlar doğurmak­tadır.

Buruna ilaç damlatmak: Nezlelerde, burun kanamalarında ve burun yaralarında çeşitli damlalar kullanılmaktadır. Burun iyice temizlendikten sonra baş arkaya doğru yatırılır, parma­ğın ucu ile burun hafifçe yukarı kaldırılır ve ilaç damla ha­linde iki burun deliğine de damlatılır. Damlaların çoğunluğu sümük bezlerindeki şişlikleri gidereceği için hastanın soluk al­ması kolaylaşır.
Yağlı damlalar mikropların yuvalanmasına, efendrinli dam­lalar da etkileri geçtikten sonra burnun fazla tıkanmasına ne­den olduklarından, doktorlar nezle vakalarında tuzlu suyu ter­cih etmektedirler.

Kulağın yıkanması: İltihabın, kulak kirinin temizlenmesi ve kulağa kaçan yabancı maddenin çıkartılabilmesi için doktor ya da uzman tarafından kullanılan bir yöntemdir. Kulak özel bir şırınga ile yıkanarak temizlenir. Yıkanmadan sonra hasta rahatlar. Yıkama sırasında hiçbir acı duyulmaz. Bilinçsiz ola­rak hiçbir zaman kulak yıkanmamalıdır.

Kulağa ilaç damlatmak: Kulak damlaları dış ve ortakulak iltihaplarında kullanılır. Kulak hastalıklarında merhem ve özel pudra da kullanılır. Hasta, sağlam kulağının üstüne yatar, ku­lak kepçesi hafifçe öne doğru çekilir ve damla damlatılır. Dam­lanın kulak yolundan gitmesini sağlamak için kulakmemesi yukarı doğru çekilir. Sonra bir pamukla kulak yolu tıkanır. İlacın iyice işleyebilmesi için hasta 5-10 dakika süreyle sağlam kulağının üstüne yatmalıdır.Kulağın kuru tedavisinde, kulak dikkatlice yıkandıktan sonra kurulanır ve kulakyolu içine özel toz üflenir.

Hasta Yemekleri, Hasta Yemeği

Hasta yemekleri ile sağlıklı kişilerin yemekleri arasında temel­de aşırı bir ayrım olmamalıdır. Hastanın yiyecekleri besleyici ve vitamin yönünden zengin olmalıdır. Hastanın yemeği, hasta­lığın cinsi ve derecesine göre doktor tarafından düzenlenme­lidir. Ancak, bu diyet hasta ve bakıcı tarafından titizlikle uy­gulanmalıdır.

Hasta Yemek, Genellikle, beslenme çok çeşitli ve bilinçli olmalıdır. Bol miktarda çiğ sebze, meyve ve salatalar, süt, yoğurt, ayran, te­reyağı, bitkisel yağlar, peynir, bal, haftada iki kez et ya da ba­lık sağlıklı kişiler için olduğu kadar hastalar için de başlıca be­sin maddeleridir. Tuz yasağı olmadığı takdirde, normal tuz ye­rine mineraller yönünden zengin olan deniz tuzu kullanmalı­dır. Hasta yemeği konserve yiyeceklerden hazırlanmamalıdır, çünkü konserve yiyeceklerin hazırlanmasında kullanılan kim­yasal maddeler yiyeceğin doğal yapısını, yarı yarıya da olsa, yı­kar ve sağlık için zararlı olabilir.

Ateşli hastanın yemeği

Ateşli hastalıklarda, yani akut bulaşıcı hastalıklarda ve ye­rel iltihaplanmalarda iştahsızlık hastalığın en belirgin işaret­lerinden biridir. Bu nedenle, hastalığın başlangıcında görülen iştahsızlıkla uğraşılmamalı ve hastaya kuvvetli gıdalar verme­ye kalkışılmamalıdır. Daha önemlisi, hasta yemek için zorlan-mamalıdır. Uygun bir diyetin, vücut organizmasının hastalık­la uğraşısını kolaylaştıracağı unutulmamalıdır. Hastalığın başlangıcında hastaya yalnız çay ve meyve suları verilmesi en doğru davranış olur. İştahsızlık belirtileri kalktıktan sonra, hastaya önce meyve ve sebze, sonra da yağlı ve proteinli be­sinler verilmelidir.

Oruç kürü: Hastalık sırasında oruç tutma, vücut organiz­masının iyileşmesini sağlamak amacıyla, vücudun tamamen aç bırakılarak, organizmanın depolanmış besin maddeleriyle yaşa­masına olanak vermek anlamını taşır. Önce, hasta hücreler, mikropların yaydığı zehirli maddeler hedef alınır. Böylece kan dolaşımı hızlanır ve kalori harcaması artar. Bunun sonucu ola­rak, hücreler temizlenmiş, iyileştirici güçler harekete geçiril­miş olur. Oruç sırasında dil paslanır ve ağızda kötü kokular oluşur. Hastaya yalnız su, meyve suyu ya da çay verilebilir. Ba­ğırsakların temizlenmesi için de günde bir kez 1/2-1 litre so­ğuk su ile lavman uygulanır.

Oruç kürü, 2-3 hafta süreyle doktor kontrolü altında tu­tulur. Sindirim bozuklukları, romatizma, eklem iltihapları, şe­ker hastalığı, bez şişmeleri, kireçlenmeler, deri hastalıkları, yüksek tansiyon, astım, böbrek ve safra kesesi taşları bu yön­temle tedavi edilebilir. Tüberküloz, guatr, isteri, halsizlik ve habis tümör varlığında oruç yöntemine kesinlikle başvurma­malıdır.

Sıvı maddeler kürü: Hafif bir oruç türüdür ve ortalama 2-3 hafta sürer. Oruç kürü başlığı altında sözü edilen hastalık­ların tedavisinde uygulanır; özellikle ciddi kalp ve kan dolaşımı bozukluğu hastalıklarının tedavilerinde etken rol oynar.
Günde ortalama dörtte üç litre meyve ya da sebze suyu üç öğüne bölünerek günün çeşitli saatlerinde alınmalıdır. Bu yön­temle günde yaklaşık 300 kalori almak mümkündür. Meyve ve sebze suları her gün taze olarak hazırlanmalı ve bekletilmiş meyve ve sebze suları kullanılmamalıdır.
Meyve ve sebze suları meyve presleri, rende, kıyma ma­kinesi, elektrikli karıştırıcı kullanarak elde edilebilir. Rende­lenmiş meyve ve sebze bir tülbentten süzülmelidir. Bu sular sade ya da karışık olarak içilebilir.

Havuç, domates, pancar, kereviz, turp sıvı maddeler kürü için en uygun sebzelerdir. Sebze sularına limon suyu eklenerek tatlari düzeltilebilir. Tatlı ve ekşi meyvelerin suları da karış­tırılarak içilebilir.
Temmuz ve ekim ayları arası, meyve ve sebze çeşidi çok bol olduğu için, sıvı maddeler kürü yönünden en uygun za­mandır.

Schroth kürü: Johann Schroth (1798-1856) tarafından ge­liştirilmiş bu kür şu sıraya göre uygulanır:
1. Gün: Kuru gün. Her çeşit içecek şeyler yasaktır. Yalnız bol miktarda bayat francala ve kuru erik yenir.
2. Gün: Az miktarda içecek günü. İçecekler: Öğleden son­ra yudum yudum içilecek ılık şarap; akşam 1/2 litreye kadar soğuk şarap. Yiyecekler: İstenildiği kadar bayat francala ve kuru erik. Öğle üzeri, tat vermesi için üzerine limon sıkılmış ya da şekerli lapa (pirinç, irmik, bulgur ve hamur işleri).
3. Gün: Kuru gün.
4. Gün: Çok miktarda içecek günü. İçecekler: Sabahları 1 bardaktan başlayarak gün boyunca bir litreye kadar ılık şa­rap. Yiyecekler: 2. günün aynı. Öğle üzeri koyu çorba, lapa ve komposto.
5. Gün: Kuru gün.
6. Gün: Az miktarda içecek günü.
7. Gün: Çok miktarda içecek günü.

Bu kür akşamları terlemeye neden olacağından, sık sık ça­maşır değiştirilmeli ve ter kurutulmalıdır. Sabahları ılık bir banyo uygundur. Banyodan sonra hafif bir yürüyüş yararlıdır. Kürün tamamlanmasından sonra ağır yemeklerden kaçınmalı, önce hafif gıdalardan başlayarak kuvvetli gıdalara geçilmeli­dir. Bu kür, aşırı şişmanlıkta, eklem iltihaplarında oldukça yararlıdır.

İştahsızlık: İştahsızlık, tüberküloz gibi uzun süreli bulaşı­cı hastalıklarda önlenmelidir. İştahsızlık vakalarında kuv­vetli ve bol miktarda çiğ yiyecekleri kapsayan bir diyet seçil­melidir. Hastaya yeterli beslenmeyi sağlayabilmek için bal, yu­murta sarısı ve fındıkla karıştırılarak verilmeli ve bol miktar­da yoğurt yedirmelidir. Et, yağlı ve sulu yiyecekler iştahsızlığı artırır, kilo artışına ve metabolizmanın zorlanmasına neden olur.
Yoğurt, ayran ve meyve suları en iyi iştah açıcı besinler­dir. Bundan başka çeşitli baharat ve doğal otların da iştah aç­tıkları bilinmektedir. Bunun için yemeklere karabiber, sarım­sak ve maydanoz konmalı ve iştahın açılması sağlanmalıdır.

Tuzsuz diyet

Kalp ve kan dolaşımı bozukluklarında (Özellikle yüksek tansi­yon), bazı karaciğer ve böbrek hastalıklarında az tuzlu ya da tuzsuz bir diyet uygulanması gerekir. Tuzsuz hazırlanan yiye­cekler lezzetsiz olduğundan hastalar tarafından pek sevilmemektedir. Bu nedenle, hastalara tuzsuz pişirilmiş yiyeceklerin yerine içinde tuz bulunmayan bir diyet uygulanmalıdır.


Yemek tuzu, klor ve sodyumun birleşmesinden oluşan sod­yum klorürdür. Eskiden tuzdaki zararlı maddenin klor olduğu düşünülmekteydi, oysa, yapılan inceleme ve araştırmalar zararlı maddenin, tuzun ana maddesi olan sodyum olduğu saptanmış­tır. Bu nedenle, tuzsuz diyet için, içinde sodyum bulunmayan, ama bol miktarda kalsiyum bulunan diyetler uygulanmakta­dır. Bu kür yoluyla hastanın günde 6 gram kalsiyum alması sağlanır. Bu miktar, günde alınan 2 gram tuza eşittir.

Kür sırasında aşırı olmamak şartıyla şu yiyecekler yene­bilir: Tuzsuz tereyağı, süt, sütten yapılmış gıdalar, et ve yu­murta.
Yasak olan yiyecekler: Tuzlu ekmek, pasta gibi içinde ka­bartma tozu bulunan her türlü yiyecek, her çeşit konserve, pancar, ıspanak, margarin yağı, kuyruk yağı, peynir, beyin, de­niz ürünleri, hazır et suları, maden suları, tuz, hardal.
Soya fasulyesi ve ununda, kuru fasulyede, patates ve seb­zelerde, şeker ve hamur işlerinde bol kalsiyum bulunur.

Yapay beslenme

Hastanın baygın olduğu ve sindirim organları yoluyla normal beslenme yapılamadığı durumlarda hastayı teknik yöntemler­le beslemek gerekir. Yapay beslenmenin üç yöntemi vardır:
Sonda ile beslenme: Bu yöntem, akıl hastaları ile yutma güçlüğü çeken hastalara uygulanır. Lastikten yapılmış mide sondası ağızdan mideye kadar uzatılır. Kronik mide ve duodenum (onikiparmakbağırsağı) ülseri olan hastalarda daha ince olan duodenum sondası kullanılır. Doktorun talimatına göre hazırlanmış sıvı ve vücut sıcaklığındaki gıdalar bir enjeksiyon­la sondaya boşaltılır.
Lavman ile beslenme: Yaralanmaların sonucu veya urların neden olduğu yemek borusu daralmalarında, kanama olasılığı bulunan mide ülserlerinde hasta lavman ile beslenir. Özel lav­man aleti ile hastaya glikoz ve tuz karışımı verilir.

Enfüzyon ile beslenme: (Damardan beslenme): Kan dolaşı­mı zayıflığı, baygınlık ve mide-bağırsak tıkanıklıkları uzun sü­re beslenmeyi engelliyorsa bu yöntem uygulanır. Lavman ile beslenmede olduğu gibi glikoz ve tuz karışımı hastanın top­lardamarına damla damla verilir. En uygun damarlar, kol ve bacak toplardamarlarıdır.

Gıdanın dağılımı

Beslenme düzenli ve aynı saatlerde yapılmalıdır. Hasta, hiçbir zaman yemek için zorlanmamalıdır. İştahsızlık, öğürtü ve bazı yiyeceklere gösterilen tepki anlayışla karşılanmalıdır.

Yemek hastanın iştahını açacak şekilde hazırlanmalıdır. Bakıcı, giysisine ve ellerinin temizliğine özellikle özen göster­melidir. Yiyecek ve içeceklerin gerektiğinden fazla soğuk ol­mamasına ve taşınırken tabağa dökülmemesine dikkat etme­lidir; çünkü önemsiz gibi görünen en ufak şey bile hastanın iştahını kaçırmaya yeterlidir.

Yemekten önce hastanın elleri yıkanmalı ve hasta rahat­ça yiyebilecek şekilde oturtulmalıdır. Hasta yemek yerken çev­resinde onun iştahını kaçıracak şeyler bulunmamalıdır (sürgü, kanlı bez ya da çamaşır gibi). Hastanın kullanacağı peçetenin de temiz olmasına dikkat etmelidir.Yiyecekler sırayla verilmeli ve ne sıcak ne de soğuk olma­lıdır. Hastaların çoğunluğu kendi kendilerine yiyecek durum­dadırlar. Ağır hastalara, ya da oturamayacak, kendi kendine yiyemeyecek durumdaki hastalara bakıcının yedirmesi gerekir. Yedirme sırasında hastaya çiğneyecek ve yutacak zaman bı­rakmalı, acele etmemelidir.

Hastanın bakımı ve Hasta kontrolü

Hasta sürekli kontrol altında tutularak hastalığın gidişi dok­tora bildirilmelidir. Hastanın genel durumunda kötüye doğru gidiş görüldüğü takdirde hemen doktor çağırmalıdır.


Özellikle hastanın aşağıda belirtilen durumları kontrol edilmeli ve incelenmelidir:
Uyku, iştah, dışkıya çıkma, idrar ve kusma, genel durum, vücut duruşu, deri döküntüleri ve derinin genel durumu, duyu organlarının işlerliği, solunum, öksürük, tükürük ve salya, ağ­rılar, adale krampları ve kasılmaları, baygınlıklar.
Uzun süren hastalıklarda mutlaka bir ateş çizelgesi hazır­lanmalıdır. Çizelgede ateş mavi, nabız kırmızı çizgiyle göste­rilmelidir. Ayrıca, dışkıya çıkış sıklığı, kusma, nöbet gibi du­rumlar da bir yere kaydedilmelidir.

Hasta ateşinin ölçülmesi: Hastanın ateş ve nabız kontrolü sabah 7-8 arası, öğleyin 12'de, akşamüstü 17-18 arası yapılma­lıdır. Isı, yani hastanın ateşi, termometre ile ölçülür. Vücut ısısı, termometre cıvasının yükselerek gösterdiği sayıya eşittir. Vücut ısısını, yani ateşi ölçmeden önce termometre silkelene­rek cıvanın dipteki haznede toplanması sağlanmalıdır. Vücut ısısı, yani ateş, koltuk altlarından, ağız ve makattan ölçülebi­lir. Termometre, koltuk altındaki ter kurulandıktan sonra, kol­tuk altına yerleştirilir; hasta kolunu indirerek termometrenin yerinde durmasını sağlar. Termometre 10 dakika koltuk altın­da tutulduktan sonra cıva yüksekliğinin gösterdiği derece oku­nur. Makattan yapılan ölçmelerde, termometrenin ucuna vaze­lin ya da krem sürülür ve termometre 5 dakika makatta tutu­lur. Vücut ısısı ölçüldükten sonra, termometrenin ucu temiz bir tülbentle silinir ve dezenfekte edilir.

Küçük çocukların ve bebeklerin vücut ısısı daima makat­tan ölçülmelidir. Çocuk sırtüstü yatırılır, bacaklar yukarı kal­dırılır ve termometrenin ucu makata sokulur. Çocuğun ıkınarak termometreyi çıkartmaması için kaba etler parmaklarla hafifçe sıkılır.

Ağızdan yapılan ölçmelerde termometre dilin altına soku­lur, ağız kapatılır ve üç dakika tutulur.

Sağlıklı kişilerin vücut ısısı, 36-37 derece arasında değişir. Sabahları vücut ısısı, akşama göre yarım derece kadar daha düşüktür. 36 dereceden düşük vücut ısılarına kan dolaşımı bozuklukları ya da geçirilen şoklar neden olabilir. 37-38 dere­ce arasındaki vücut ısısı, yüksek ısı; 38 derecenin üstündeki vücut ısısı, ateş; 41 derecenin üstündeki vücut ısıları ise, yük­sek ateş olarak adlandırılır.
Vücutsal zorlamalar, öksürük, bağırma, ağlama, fizik te­davisi, elektrikli yastık, termofor, fazla yemek, sıcak içecekler, alkol, kabızlık vücut ısısını yükselten etkenler arasındadır.

Nabız sayısı, atardamar boyunca ilerleyen düzenli dalga hareketleriyle oluşur. Nabız atışları kalp atışlarına eşit olup, kontrolü bileğin iç bölümünden işaret, orta ve yüzükparmaklarının yardımıyla yapılır. Bir dakika içindeki düzenli vuruş­lar nabız sayısını verir. Nabız sayısı yeni doğmuş bebekte 135, süt çocuğunda 80-100, çocukta 70-80, yetişkinde 60-70 vuruştur. Yorgunluk ve ateş, nabız sayısını yükselten etkenlerdir.

Solunum: Bir dakika içinde alınıp verilen soluklarla sa­yılır. Dakikada, yeni doğan bebeklerde 40-45, süt çocuklarında 35-40, küçük çocuklarda 20-30, okul çocuklarında 18-20, yetiş­kinlerde 16 kez alınıp verilen soluk normal sayılmaktadır. Na­bızla birlikte solunum da hızlanır. Solunum hızı, göğüs kafesi­nin yükselip alçalmasıyla ölçülür. Düzensiz solunum genellikle, solunum organları hastalıklarında, kan dolaşımı bozuklukla­rında ve zehirlenmelerde görülür.

Vücut ağırlığı (kilo): Uzun süre yatılmasını gerektiren has­talıklarda vücut ağırlığı kontrol altında tutulmalıdır. Hastanın tedavisi ve beslenmesi kilosuna göre ayarlanmalıdır. Hasta be­beklerin kilosu her gün kontrol edilmelidir. Bundan başka, be­beklerin boyları da en az haftada bir ölçülmelidir.

Dışkı ve idrar: Normal olarak günde bir kez dışkı çıkar­mak ve üç kez de idrara çıkmak gerekir. Ateş ve dinlenme ço­ğu kez kabızlığa neden olur. Dışkıya çıkmak için kalkamaya­cak durumda olan bazı hastalar yatakta dışkılamakta güçlük çekerler. Bu hastalara yüksek ayaklı oturak kullanılmalıdır. Ağır hastalarda sürgü kullanılması uygundur. Hasta dışkıya çıktıktan sonra ılık su ile temizlenip kurulanmalıdır. Dışkının rengi, kokusu, sertliği kontrol edilmeli, kuşkulu durumlarda dışkı saklanarak doktora gösterilmelidir. Kullanılan oturak ya da sürgü yıkandıktan sonra dezenfekte edilmelidir. Erkek hastalar idrar için şişe (ördek) kullanabilirler. İdrarın da ren­gi, kokusu, miktarı ve yoğunluğu incelenmelidir. İdrar şişesi kullanıldıktan sonra sıcak ve sabunlu su ile yıkanarak temiz­lenmelidir.

Derideki değişiklikler: Kızamık, kızamıkçık, kızıl ve suçi­çeği gibi bazı bulaşıcı hastalıklar deride kendilerine özgü dö­küntü yaparlar. Kurdeşen, zona, yılancık, doku hücreleri ilti­hapları da deride oluşan bu değişikliklerle fark edilirler. Kalp ve kan dolaşımı bozukluğundan oluşan hastalıklar, kansızlık, karaciğer ve safrakesesi hastalıkları da deride renk değişmesi­ne yol açarlar. Ayrıca, aşırı ter ve derinin aşırı derecedeki kuruluğu, hastalığın teşhisinde önemli rol oynarlar. Albümin be­lirtisi olabilecek, dokunulduğunda deride çukurlaşma oluştu­ran şişkinliklere de özellikle dikkat etmelidir.

Basınç sonucu oluşan yaralar: Özellikle ağır hastaların vü­cutları temiz tutulmalıdır. Uzun süre yatılması sonucu, özel­likle kan dolaşımı düzensizliği olan zayıf hastalarda, kasların hareketsizliği nedeniyle deride birtakım yaralar oluşur. Bu tip yaralar çoğunlukla kuyruk sokumunda, kürek kemiğinde, to­puk ve kalçalarda görülür. Aşırı sıcak, yatak ve çarşaftaki kıv­rımlar, hastanın aynı durumda sürekli yatması, yetersiz idman ve uzun süreli alçılar bu tür yaraların oluşmasının başlıca nedenlerindendir.

Derinin morarması ve yanıyormuş gibi bir duygu verme­si, derinin duyarsızlığı ilk belirtilerdir. Artan ağrılarla birlikte önce bir kabartı oluşur. Bir süre sonra bu kabartı patlayarak yapışkan bir sıvı akıtır ve yerini açık, büyümeye eğilim gös­teren bir yaraya bırakır. Yaraların oluştuğu bölgeler temiz tu­tulmalı, mikroplanması önlenmelidir. Hastanın sık sık yatış şeklinin değiştirilmesi ve hastaya yatak idmanının yaptırılmasıyla bu tip yaraların oluşması önlenebilir.

Istırap, hastanın durumunu belirten en önemli bir işaret­tir. Ne var ki, eşit derece ve düzeydeki ağrıların tepkileri ki­şiye göre değişmektedir. Örneğin, doğum sancıları kadının ki­şiliğine ve yapısına göre değişik şiddetlerdedir. Günümüzde ağ­rı kesici ilaçların kullanımıyla hastaların ıstıraplarını ve ağrılarını dindirmek bir sorun olmaktan çıkmıştır. Ağrıların din-dirilmesi işi doktora bırakılmalıdır. Kuvvetli ağrılar her za­man bir hastalık belirtisi değildir. Bazı lösemi, kanserin ilk dö­nemleri, anemi vb. gibi öldürücü hastalıklar çok az ya da hiç ağrı yapmazlar. Bununla birlikte, ağrılar kimi zaman sağlığın koruyucusu niteliğindedir.

Bakıcı, ağrının şiddetini, süresini ve cinsini saptayıp dok­tora bildirmelidir. Bilinç kaybının çeşitli şekilleri vardır. Has­talığın gidişi ağırlaşır, hastanın dikkati dağılır, sorulara yanlış ve anlamsız cevaplar verir. Çoğu zaman hastayla konuşmak olanaksızdır. Hasta saçma sapan şeyler sayıklar. Bilinç kaybı aşırı bitkinlikte, bulaşıcı hastalıkların başlangıcında (verem, tifüs, tifo), yüksek ateşlerde, üremide, zehirlenmelerde, gebe­lik hummasında, beyin zedelenmelerinde, menenjitte ve ruh­sal hastalıklarda oluşur. Hasta kesinlikle yalnız bırakılmamalı ve sürekli kontrol altında bulundurulmalıdır. Çünkü, bilinç kaybı halinde hasta kendini yataktan aşağı atabilir, intihara kalkışabilir ya da daha bir sürü akla gelmedik şeyler yapabilir. Bilinç kaybında mutlaka doktor çağrılması zorunludur.
Bilinç kaybının başka bir şekli de baygınlıktır. Baygınlık sırasında solunum ve kalp atışları zayıflar. Baygınlığa dış et­kenler olarak yaralanmalar, zehirlenmeler, güneş çarpmaları ve diğer kazalar sayılabilir. İç etkenler olarak da bulaşıcı has­talıklar, şeker hastalığı, karaciğer yetmezliği ya da büzülmesi, üremi, felç, sara (epilepsi), isteri vb. hastalıklar sayılabilir.

Yatak çarşafının değiştirilmesi: Çarşafı değiştirmek, yata­ğı havalandırmak ve temizlemek için hastayı başka bir yata­ğa ya da sedire almak gerekir. Eğer odada hastayı yatırabilecek başka şey yoksa, hasta önce yatağın bir kenarına çekilir, kirli çarşaf rulo halinde hastanın yanma kadar sarılır. Boşalan ye­re temiz çarşafın yarısı yayılır. Sonra hasta temiz tarafa akta­rılarak kirli çarşaf alınır ve temiz çarşafın diğer yarısı düzgün­ce serilir.

Hasta Temizliği, Hasta Vücut Bakımı, Hasta Temizleme

Hasta bakımı bir sanat, aynı zamanda bir bilimdir. Hasta ba­kımında pratik bilgiler ve yapılacak işler ancak eğitim yoluyla öğrenilebilir. Eğitimle öğrenilmesi çok güç olan anlayış ve du­yarlık kişinin kendisine özgü yeteneklerdir ve böyle kişiler çok iyi bakıcı olabilirler. Bu yeteneklerden yoksun kişiler de gerek­li çabayı gösterdikleri takdirde başarılı olabilirler. Hastanın rahatını sağlamak ve doktoru hoşnut etmek bir bakıcının ama­cı olmalıdır. Çünkü, iyi bakılmayan hastalarda bakımsızlıktan doğabilecek ikincil hastalıklar ortaya çıkabilir.

Hastanın vücud temizliği, Ameliyat Sonrası hasta bakımı

Hastanın vücut temizliği ve bakımına gereken özen gösterilme­lidir. Temizlik, hastanın sağlığı için olduğu kadar hastayı ra­hatlatmak ve yeniden yaşama bağlamak yönünden de önemli­dir. Ağır hastalar bile temizlendikten sonra kendilerini daha iyi ve rahatlamış hissederler. Her şeyden önce, hastaya bakmakla yükümlü olan kişinin kendi temizliğine özel bir özen göster­mesi gerektiği unutulmamalıdır.

Hastanın temizliği: Sabahleyin yüzünden başlamak üzere sırayla hastanın elleri, kolları, göğsü, koltuk altları, karnı, sır­tı, bacakları ve cinsel organları sabunlu bir bezle ya da sünger­le iyice temizlenmelidir. Hasta hareket edebilecek durumdaysa, el ve ayak tırnakları ile cinsel organlarını kendisi temizleyebilir. Temizlik tamamlandıktan sonra hastanın sırtı alkolle ya da kolonya ile silinip pudralanmalıdır. Hasta yıkanırken, su­yun sıcaklığı hastanın isteğine göre ayarlanmalı, suyun soğu­ması önlenmeli ve vücudun her bölümü ayrı ayrı sabunlanıp durulandıktan sonra hemen kurulanmalıdır. Bu yıkanma şekli sırasında yıkanmayan vücut bölümlerinin örtülü olmasına dik­kat edilmelidir. Akşamları yalnız ellerin, yüzün ve sırtın temiz­lenmesi yeterlidir. Erkek hastalar, eğer hastalıkları çok ağır değilse, tıraş olmalı ya da edilmelidir.

Ağız ve diş temizliği: Özellikle ağız ve dişlerin temizliği hastanın canlanmasını ve ferahlamasını sağlar. Dişler sabah ve akşam, diş fırçası ile iyice temizlenmelidir. Ağız kokularının önlenmesi için ağız günde birkaç kez dezenfektan bir suyla çalkalanmalıdır. Dil üzerinde paslanma varsa, temiz bir tahta spatula ile pas temizlenmelidir. Takma dişler de fırçalandık­tan sonra geceleri temiz bir bardak suyun içinde korunmalıdır.

Dudaklar: Aşırı ateşli hastalıklarda, ateş dudakların ku­rumasına ve çatlamasına neden olur. Her yemekten sonra du­dakların temizlenerek kremlenmesi uygundur. Burun delikle­rinin de aynı şekilde temizlenmesi gereklidir.

Saçların bakımı: Saçların sabah akşam, düzgün olarak ta­ranması gerekir. Ağır hastaların saçları, hasta yan yatırılarak önce bir tarafı, sonra öteki tarafı taranabilir. Saçlar hiç değil­se haftada bir kez yıkanmalı ve uzun süreli hastalıklarda saç kesimi yatakta yapılmalıdır.

Giysiler: Genellikle hastalar yalnız gecelik giymelidir. Ka­dınlar, geceliğin üstüne ince bir lizöz giyebilir. Yatan hasta, du­rumu ne olursa olsun çorap ve külot giymemelidir. Hasta giy­sisi, vücudun hava almasını önleyecek cinsten olmamalı ve has­tayı terletmemelidir. Ağır hastalara sırtı açık ve belden bir ku­şakla bağlanan gecelik giydirmelidir. Hastanın terlemesi ha­linde, hem gecelik hem de yatak çarşafı 24 saat içinde birkaç kez değiştirilmelidir.

Havalandırma: Güneş, ışık ve temiz hava hastayı canlan­dırır ve hastanın yaşam gücünü artırır. Aynı zamanda, bu üç faktör hastalıkların başlıca dostudur. Ancak, hasta odası havalandırılırken, cereyan olmamasına dikkat edilmelidir. En iyi­si, hasta odadan çıkartıldıktan sonra odanın havalandırılmasıdır.