Kuduz Aşısı, Louis Pasteur Kimdir (Hayatı)

Louis Pasteur 1822 – 1895


PASTEUR. İNSAN sağlığı konusunda beşeriyetin derin cehalet içinde bulunduğu bir sırada; 27 Kasım 1822'de Fransa'nın .Ju­ra vilayetine bağlı Dole'de doğdu.

Babası Jean Joseph, Napeloun'un ordusunda hizmet etmiş emekli bir asker, annesi bir bahçıvan ailesinin kızıydı. Dole'den Arbois'a gi­den küçük Pasteur orada bir doğa hayranı olarak durgun ve sessiz ya­şıyordu. Pasteur dersleriyle pek ilgilenmez veya öyle görünürdü. İlko­kulda orta halli bir öğrenciydi. Az konuşun iyice bilmediği konularda susmayı tercih ederdi.

1838'de o, Paris'e gönderildi. Sı. Louis Lisesi'ne devam edecekti. Orada fazla kalmadı. Evini, ailesini özlemişti. Arbois'e döndü. Daha sonra Basençon Lisesi'ne yatılı olarak verildi.

1840'da liseyi bitirdi ve aynı lisede öğretmen yardımcısı kaldı. Bir müddet sonra (1842)'de Ecome Normale sınavına girdi. 14. ol­du. Bu derece onu tatmin etmemişti. Tekrar Paris'e döndü, bir pansi­yona yerleşti ve yeniden Sı. Louis Lisesi'nin derslerine devam etmeye başladı. Bu defa Ecole Normale sınavlarında dördüncülük kazanmıştı. Burada laboratuar yokluğu onu arzuladığı bilim çalışmalarından alıkoyuyordu. Sorbon'un mütevazı bir tavan arasında çalışabilme imkanlarına kavuştu. Asit tartarik üzerinde çalışıyordu. Mitschearlich isimli bir Alman kimyager tartar ve paratartar asitlerinin optikçe farklı özellikler taşıdığını tespit ve müşahede etmişti. Bunlardan birinin bil­lurlarından yapılan eriyik polarize durum gösteriyordu. Olayı izah Pas­teur'e nasip oldu. Bu sırada başarısının sevincini annesini kaybetme­sinden dolayı duyduğu üzüntü tamamen götürdü.

Paris'te bilim çevreleri bu keşiften bahsediyordu. Olaydan sonra Dijon Lisesi'ne fizik öğretmeni olarak alandı.
1849'da Strasburg Fakültesi'ne kimya doçenti oldu. Sonra orada reklörün kızı ile evlendi. 1853'te bir nişanla taltif edildi ve Lile şehri Fen Fakültesi'ne Profesör ve Dekan seçildi.

Lile'de pancar ziraatı yapılıyor ve alkol elde ediliyordu. Pasteur burada fermantasyon olayını inceledi. I860'da bu çalışmaları sonucu olarak "kendi kendine üreme" fikrinin yanlışlığını ispat etti.

Daha sonra ipek böceklerinde görülen bir hastalığın amilini keş­federek korunma çaresini buldu.
1867'de Sorbon'a profesör olan Pasteur, 1870'de Ayan Meclisi'ne üye olarak girdi. Bu sırada geçirdiği bir serebral hemorajiden dolayı sol tarafı paraliziye uğramıştı.

Prusya Savaşı da bu döneme rastlar. Bu savaşta Fransa'nın kayıp­ları vatansever Pasteur'ü çok sarsmıştı.

Pasteur'ün bundan sonraki hayatı çalışma gayretlerinin en faydalı mucizelerini getirdi. Gerçekten, bugünün tedavi edilebilen iki hastalı­ğı kuduz ve şarbon o devirde, iyileştirilmesi mucize isteyen iki afetti!.. 1877'den itibaren Pasteur dört yıl koyunlar üzerinde şarbon hastalığını inceledi.
Invitro olarak şarbon basilini üretmeyi başardı. Elde ettiği kültürle deneysel olarak hayvanlarda şarbon meydana getirdi. 4()°-42°C'de bakterilerin kuvvetini kaybettiğini saptadı. Böylece elde edilen kültür zararsızdı ve koruyucu bir aşıydı.

Bu keşfi ile Lejyon Donör Ödülü'nü aldı ve Akademi'ye üye seçildi.

1884'ten itibaren 1888"ye kadar dört yıllık çalışma devresi onun büyük bir feragat ve fedakarlıkla geçirdiği yıllardır. Çünkü Pasteur bu dönemde insanlığın amansız düşmanı kuduza karşı bir aşı bulmaya ça­lışıyor, tehlikeli deneylere hiç sakınmadan atılıyordu. Sonunda Viruiansı azaltılan viruslu beyin ve omuriliklerin kuduza karşı önleyici aşı olarak kullanılabileceğini ortaya koydu. Ve bunu ilk olarak kuduz bir köpek tarafından ısırılmış Alsaslı bir köylü çocuğa uygulayabilmek imkanını buldu.

Arlık aşı insanlarda olumlu sonuç vermişti.

1884 yılında adına izafe edilen Enstitü -Pastör Enstitüsü- bizzat Cumhurbaşkanı M. Sadi Carnot taralından açıldı. Artık dehasının, zafer ve mutluluğun şahikasına varmıştı.
1892 yılında 70 yasına giren dahi Pasteur. Sorbon'da gençlice hitap etti ve sözlerini şu kelimelerle bitirdi:'Elimden geleni yaptım

28 Eylül 1895"te gerçekten -'Elimden geleni yaptım" diyebilmenin mutluluğunu tatmış olarak Vilneue şehrinde hayata gözlerini kapadı.

Harold Hirschsprung 1830 - 1916

Hirschspung Hastalığı

Harold Hirschsprung 1830 – 1916

KOLON BARSAĞININ konjenital genişlemesi Hirschsprung hastalığı olarak tanınır. Bu hastalığı Danimarkalı bir hekim olan Harold Hirschsprung tarif etmiştir. Bu hastalık hakkında o zama­na kadar birçok şeyler yazılmış ve özellikle Bath'lı bir hekim Dr. Ca-lep Hilicr Parry de bahsetmiştir. Fakat en mükemmel tanımlamayı Hirschsprung 1887 yılında vermiştir. Bu tanımlama 1887 yılında Al­man çocuk hastalıkları yıllığında "Yeni doğmuşların ko­lon hipertrofi ve dilatasyonuna bağlı konstipasyonu" ad­lı yazısı ile tıp alanına çıkmıştır. Bu arada iki klinik ve post mortem olguyu da tarif etmiştir.

Harold Hirschsprung 1830 yılında Danimarka'da Ko­penhag'da dünyaya gelmiş ve 1855 yılında hekim paye­sini almıştır. 1870 yılında Kraliçe Louise çocuk hastane­sinde başhekim olan Hirschsprung 1877 yılında çocuk hastalıkları profesörü olmuştur. 1904 yılında profesörlükten çekilmiş ve 1906 yılında da ölmüştür. 1900 yı-
lında doğumgününün 70. yılında büyük bir toplantı ya­pılmış ve yıllarca hizmet etmiş olduğu hastanenin bahçe­sine mermer bir büstü dikilmiştir.

Hirschsprung çocuk hastalıklarına ait ve özellikle özofagus. ince barsak tıkanmaları konusunda romatizma ve skorbüt konusunda çeşitli eserler kaleme almıştır.

Hegar Buji, Hegar Belirtisi

Alfred Hegar 1830 – 1914


UTERUS İÇİNDE herhangi bir ameliyeye girişmek için serviks illerinin genişletilmesi icap eder. Bu genişletme büyük Alman jinekologu Hegar'ın keşfetmiş olduğu seri halinde ve muhtelif kalın­lıktaki bujilerle yapılır. Hegar bundan başka gebelik belirtisi olan bir araza da kendi ismini vermiştir. Bu belirtiye nazaran gebeliğin 6. ve 11. haftaları arasında uterus istmusunda bir yumuşama husule gelir. Bu araz aslında Hegar'ın asistanlarından biri olan Rcinl tarafından 1884 yılında tarif edilmiştir. Fakat Hegar'ın çeşitli araştırmaları ve çalışma­ları ile isminin çok fazla tanınmış olmasından dolayı bu araz da Hegar'a atfedilmiştir. (Hegar Bujisi)

Alfred Hegar, 1830 yılında Darmstadt'da doğmuştur. Babası da ta­nınmış bir hekimdi. Giessen, Heidelberg, Berlin ve Viyana üniversite­lerinde okuduktan sonra 1852 yılında hekimlik unvanını almıştır. Bir­kaç sene doğduğu şehir olan Darmstadt da doktorluk yaptıktan sonra 1864 yılında Frciburg Üniversitesi Jinekoloji ve Obstetrik Kürsüsü'ne atandı. 1889 yılında çalışma arkadaşları ve öğrencileri profesörlüğünün 25. yıl dönümünde çalışmalarını toplu olarak içeren kitabı kendisine hediye etmişlerdir.

Profesör Hegar'ın çeşitli eserleri arasında operativ jinekolojiye ait bir el kitabı. Plasenta retansiyonuna ait bir monograf, ovariotomi hak­kında bir yazı ve gebelik tanısına ait bir kitap sayılabilir. Bundan baş­ka o zaman korkunç hastalıklardan sayılan ve tedavi bakımından bü­yük güçlükler arzeden puerperal enfeksiyon konusunda çalışmalar yapmış olan Budapeşteli hekim İgnaz Philipp Scmmelwcis'in hayatına ait bir eseri vardır.
Hegar, İngiltere'de Lawson Tait ve Spencer Welis'in uyguladıkları ovariotomi ameliyatını Almanya'ya sokmuştur. Bundan başka perine-nin dikilmesinde de yeni bir metodu uygulamıştır. Hegar büyük bir operatör, hoca ve yazardır. Freiburg Üniversitesi 'nde kurmuş olduğu ileri jinekoloji kliniği yıllarca dünyanın ilgisini çekmiş ve burayı ulus­lararası bir jinekoloji merkezi haline getirmiştir.

1904 yılında profesörlükten ayrılmış ve 1914 yılında da 84 yaşında ölmüştür. Çok çalışkan bir hekim olan Hegar yazın ameliyatlarına saba­hın saat 5'inde başlardı. Oldukça uzun bir ömre sahip olmasına rağmen kuvvetinden ve canlılığından hemen hiçbir şey kaybetmemişti.

Richard Von Volkmann - Kontraktur

Volkmann İskemik, Kontraktür Nedir, Volkman Kaşığı

Richard Von Volkmann 1830 – 1889


RİCHARD VON Volkmann'ın yaşamı, babasının anatomi ve fiz­yoloji profesörlüğü yaptığı Saksonya'nın Halle şehrinde geçmiş­tir. Alman okuma adet ve sistemlerine uyarak Volkmann muhtelif üniver­sitelerde okuduktan sonra 1854'tc tıp doktoru unvanını aldı. Halle'de cer­rahi kliniği profesör yardımcılığına atandığı zaman henüz 25 yaşında idi.

Fransa-Prusya Savaşı'nda Volkmann Prusya ordusunda general rütbe­siyle cerrahlık yaptı. Bu askeri cerrahlık faaliyeti Volkmann'ın müstakbel çalışmasında büyük bir etki meydana getirmiştir. Bu sırada bazı Alman cerrahları Lister'in metotlarına adapte olmuşlar ve savaş yaralarının teda­visinde antiseptik metodları uygulamaya başlamışlardı. Volkmann'ın ye­rine geçmiş olduğu hekim yaşlı ve eski usullere sadık bir kimse idi. Bu­na paralel olarak hastanenin yapısı ve çalışma metodları da pek eski ıdı. Sepsis ve hastane gangreni pek çoklu. 1867 yılında Volkmann selefinden kliniği devraldığı sırada "Bu hastanede hiç kimse ameliyat yapmak için eline bıçak almaya cesaret edemez" demişti.

Volkmann. Lister'in bütün eserlerini okudu ve 1872 yılında hastane­nin her köşesinde bu metodlar çerçevesinde çalışılmaya başlandı. Almanya'da.Lister'in en bü­yük savunucusu kesildi. Dünyanın dört bucağın­dan hastanesini görmeye geliyorlardı. Klinikte düs­tur .şu idi: "Eğer pisliği temizleyemiyorsanız, anti­septik bir pislik meydana getiriniz". Cerrahlar ve asistanlar uzun lastik çiz­meler giyiyorlar ve hasta­nenin bütün koridor ve odaları rahat bir temizlik sağlayacak durumda idi.

1881 yılında Volk­mann, Londra Uluslararası Cerrahi Kongresi'ne katıldı ve bu kongrede "Listerizm"i kuvvetle savundu, cerrahiye yaptığı hizmetleri anlattı. Volk­mann iskemik kontraktürünü 1881 yılında tarif etmiştir. Kendi ihtisası or­topedi alanında olmakla beraber diğer genel cerrahi konularında da çalışı­yordu. 1878 yılında ilk defa olarak rektal kanserde ensizyonu uyguladı ve aynı yıl Parafin işçilerinde kanser oranı fazlalığına nazarı dikkati çekti.

Tüberküloz ekleminde amputasyon yerine eksizyon yapılmasını doğru buluyordu. Bu amaçla keskin bir kaşıkla eklemdeki hasta parça­ları kürete ediyor ve bu suretle sağlam kısma enfeksiyonun yayılması­na engel olacağını söylüyordu.

İyi bir cerrah ve hatta Avrupa'nın en büyük cerrahlarından biri olan Volkmann çok zarif bir kişiliğe sahipti. Orta boylu ve gayet asil bir görü­nüşe malik olan Volkmann'a Halle'in taçsız kralı denirdi. Hekimlik ala­nındaki üstatlığına paralel olarak edebi kabiliyeti de yüksekti. Richard Leander ismi müstearı ile birçok güzel .şiirler ve masallar kaleme almıştır. Fransa-Prusya Savaşı sırasında yazmış olduğu "Dreams by French Firesides" adlı eseri Almanya'da unutulmaz etkiler yaratmış ve en az 14 defa basılmıştır. 1889 yılında Jena'da öldüğü zaman henüz 59 yaşında idi.

Sir Jonathan Hutchinson 1828 - 1913

Hutchinson Dişleri

Sir Jonathan Hutchinson 1828 –1913


JONATHAN HUTCHİNSON, 1828'de Yorkshire'de dünyaya gel­miştir. Öğreniminin ilk kısmını, yani 17 yaşına kadar özel bir şe­kilde yapmış ve bu arada Dr. Calcp Williams adlı bir hekimin yanında ça­lışmıştır. 1849 yılında Londra'ya gelmiş ve St. Bartholomevv hastanesine girerek 1850 yılında mezun olmuştur. Londra'nın bir mahallesinde pratik tababet icra etmeye başlayan Hutchinson aynı zamanda Metropolitan hastanesi. Londra göz hastalıkları hastanesi, Moorfields ve Blackfriars deri hastanesine kadar viziteler yapmaya başlamıştır. Bu sırada babasının büyük masrafını karşılamak için tutumluluk içinde yaşayan bu bilgin. Sir Godlee'ye göre, sadece peynir ve ekmekle vaktini geçirmiştir.

1860 yılında Londra hastanesine cerrah yardımcısı olarak atanmış ve bu suretle durumu biraz düzelmiştir. 1882'de Kraliyet Cemiyeti'ne üye seçilen bilgin, 1889'da Kraliyet cerrahi koleji başkanlığına getiril­miştir. 1908'de asalet unvanı verilmiştir.

Hutchinson daha 21 yaşında iken ve St. Bartholomevv hastanesinde çalışırken 8-14 yaşları arasında bulunan ve göz iltihaplarından muztarip olan çocukların burunlarında ülserasyonlar bulunduğunu ve diğer konjenital sifilis arazlarının da mevcut olduğunu tespit etmiştir. O zamana ka­dar Skrofuloz korneitis denilen bu halin aynı zamanda bir sifilitik mani-festasyon olabileceği sonucunu çıkarmıştır. Bu tarihten sonra bu konu üzerinde çalışmalarını arttıran bilgin 1858'de 64 olgu saptamış bulun­makta idi. Bütün bu olguların sifiliıik oldukları da lespiı edilmişti. Bu patolojik hale kronik intertisyel keratitis adını vermiştir. Bu isim halen tıp kitaplarında kulanılınaktadır. Bu buluşunu yayınladığı raporda Hutc-hinson aynı hastalarda başka bir sifilitik belirtilerin de mevcut olduğunu göstermiştir. On kesici dişlerde bazı küçük çıkıntılar ve intizamsızlıklar şeklide kendini gösteren bu araz kongenital sifilis için karakteristiktir. O zamandan beri bu diş şekline (Hutchinson Dişleri) denmektedir.

1861 yılında yine konjenital sifilis için karakteristik belirtilerden bi­ri olan sağırlık da bulunduktan sonra Hutchinson triadı (yani İntertisyel keratitis, diş deformasyonu ve sağırlık) tıp kitaplarında yer almıştır. Bu­gün bile bu klasik buluşa yeni bir ek ekleme kabil değildir ve bu triad olanca önemini muhafaza etmektedir. Sir Jonathan Hutchinson genel tababet bakımından Avrupa'nın en büyük şahsiyeti olarak addedilmiş­tir. Onun kadar çeşitli konular üzerinde o derece mükemmel eserler ka­leme almış başka hiçbir yazar yoktur. Özellikle oftalmoloji, dermatolo­ji ve sifilis bahsinde onun kudreti bütün haşmetiyle nazarı dikakti çek­mektedir. Hutehinson'un en büyük özelliği çok dikkatli bir gözlem ye­teneği ve klinik vakaları toplamaktaki ustalığıdır. Çok okuyan bir he­kim olmakla beraber aynı zamanda çok kuvvetli bir hafızaya da sahip­ti. Muassırları Hutehinson'un fikirlerine büyük bir değer verirler ve tıb­bi konularda söylediği şeyleri önemle kaydederlerdi. Çeşitli sanat eser­lerinin koleksiyonlarını yapmak en büyük meraklarından biriydi. Dün­yanın her tarafından özellikle meslektaşları kendisine nadir cscrlerler yollarlardı. Pekçok eser kaleme almıştır. Bunların içinde periodik ola­rak yayınlamış olduğu "Cerrahi Arşivi" adlı eseri 10 cilttir.

Sir Rickman Godlee kendisini şu şekilde tarif etmektedir: "Uzun boy­lu ve esmerdi. Orta yaştan ihtiyarlık çağına geçerken siması pek az değiş­mişti. Siyah saçlı ve sakallı idi. Yaşlandıkça bu saç ve sakallar ağarmaya
ve uzamaya başlamıştı."

Hutchinson Finsbury civa­rında 16 yıl yaşadıktan sonra Sir James Paget'in tavsiyesi üzerine çok daha fazla mesleki bir faliyet gösterebileceği bir yer olan Cavandish'e çekildi ve 1913 yılında burada öldü.

Edouard Potain - Edouard Potain

Potain Aspiratörü

Pierre Charles

Edouard Potain 1825 – 1901


POTAİN PLEVRAL sıvıyı aspire eden ilk hekimdir. Ondan evvel bu amaç ile açık ensizyon tatbik edilir ve pek tabii olarak sonuçlar hiç de iyi olmazdı. İlk imal edildiği zaman tek bir tüpten ibaret olan Potain aspira­törü 1869'da kullanılmıştır.

Potain 1825 yılında Paris'te dünyaya gel­miştir. Dedeleri de hep hekimlik mesleğine mensup olan Potain'in babası bu ailevi gele­neği bozmuş ve anatomi okumayı çok sıkıcı bularak postacılık mesleğine intisap etmiştir. Bununla beraber oğlunun ailelerindeki gele­neği devam ettirmesini uygun bulmuş, küçük Pierre'in ilk çalışmaları ile bizzat babası ilgi­lenmiş ve nihayet Pierre kendi kendine çalış­maya başlamıştır. Bu şekilde bakaloryasını veren Pierre, Paris'e geçmiş ve tıp fakültesine girmiştir. Büyük Charcot'nun tesis etmiş ol­duğu Salpetriere hastanesinde bir intern olarak çalışmaya başlayan Pierre Potain 1849'daki büyük kolera epidemi­sinde bu hastanede bulunmuştur. Bu çalışma sırasında koleraya yaka­lanmış fakat iyileşmiştir. 1853 yılında tıp doktoru unvanını almıştır, 1865 yılında St. Antoine hastanesine hekim olarak atanmış ve I866'da Neehcr hastanesine nakletmiştir. 1875 yılında tıp fakültesine profesör tayın edilmiştir.

1900 yılında profesörlükten emekli olmadan evvel verdiği son ders­te büyük bir kalabalık bulunmuş ve ders sonunda Potain gözyaşlarını tutamamıştır. Artık çalışamaz bir hale gelmiş olduğu 1901 yılında I Ocak sabahı yatağında ölü bulunmuştu.

Charcot Eklemi - Jean Martin Charcot

Charcot Eklemi

Jean Martin Charcot 1825 – 1893


JEAN MARTİN Charcot, Parisli bir arabacının en büyük oğludur. Charcot ve üç kardeşi ilerde seçecekleri mesleği ve yetenekleri­ni tayin etmek üzere bir yıl süreyle bir okula gittiler. Jean Martin bu okulun birincisi oldu ve hekimlik mesleğine seçildi. 28 yaşına gelince­ye kadar Charcot'yu pek fazla temayüz etmiş bir kimse olarak göremi­yoruz. Fakat bu tarihten sonra özel dersler vermek suretiyle para kazan­maya başlayan Charcot oldukça rahata kavuştu, ailesine yardım etmeye başladı ve bu sayede daha rahat çalışma olanağını elde etti.

1862 yılında Charcot Paris Salpetriere hastanesine hekim olarak atandı ve burada en ilgi çekici çalışmalarım yapmak fırsatını elde etti. Bu hastanede Charcot zamanının en büyük sinir kliniğini kurdu.

Pazar sabahları vermiş olduğu derslere ve demonstrasyonlara dün­yanın her tarafından öğrenciler akın ediyorlardı. Bu dersleri olağanüstü bir dikkatle hazırlayan bilgin bugünkü ders koşullarına bile örnek ola­bilecek bir yeterlilikte dersler vermekte idi. Charcot hekimlikten başka felsefe, klasik edebiyat ve eski dilleri bilme konusunda da bir üstat idi.

Tıp alanındaki çeşitli buluşları arasında Tabes Dorsalisle beraber diz ekleminde meydana gelen ve bugün Charcot osteo artritisi olarak tanınan bir eklem hastalığını tarif etmiştir. Charcot'nun bu hastalığa ait birçok patolojik örnekleri İngiltere'de Patoloji Müzesi'nde saklanmaktadır. Esasen bu hastalığa Charcot Eklemi adını veren okul İngiliz oku­ludur.

Charcot çehre itibariyle Napole-on'a çok benzer, Hatta iş görme yete­neğinde bu ünlü kumandanla müşte­rek tavırları vardır. Her ikisinde de gayet etkili bir konuşma edası ve mülehakkim bir karakter nazarı dik­kati çekecek kadar barizdir.


Charcot'ta muazzam bir azim ve yorulmak bilmeyen bir çalışma gücü vardı. Hummalı bir çalışmaya girdikten sonra ne yemek yemek, ne de uyumak akına gelirdi. Paraya karşı hiç eğilimi yoktu. Hatta genellikle cüzdanını evde unuturdu. Bununla beraber çok zengin bir kadınla evlenmiş olması hiçbir zaman para sıkıntı çekmesine imkan vermemiştir. Hatta bu sa­yede fevkalade mükellef bir hayat sürmüş ve Saint Germain'deki evi şahane bahçesi ve azameti ile ün salmıştır. Müzik ve resimden çok faz­la hoşlanan Charcot kendisi de yetenekli bir sanatkar idi. Yabancılara karşı çok soğuk bir tavır takınan Charcot yakınlarına karşı aşırı bir sa­mimiyet gösterir ve hatta çocukları eğlendirmek için onlarla çocukça şakalar yapmaktan geri durmazdı. Hayvanlara karşı da aşırı bir sevgi besleyen Charcot evinde iki maymun beslerdi. 1890 yılında şöhretinin zirvesinde bulunduğu sırada ani bir angina pektoris krizi geçirdi. Bu ilk nöbet gayet iyi bir tedavi gördükten sonra iyileşti ise de 1893 yılı­nın Ağustos ayının 16'sında gelen ikinci krizden kurtulamadı ve haya­ta gözlerini yumdu.

Bilharziozis

Theodor Bilharz 1825 – 1862


1850 MAYISI'NDA Theodor Bılharz eski hocası Prof. Griesin-ger tarafından Kahire'ye çağrıldı. Griesinger daha önce 1927 yı­lında Kasr el Aini Tıp Fakültesi'ne entern olarak gelmişti. Griesinger aynı zamanda Mısır hekimliğinin idaresini de deruhte etmiş bulunu­yordu. Bilharz Mısır'a davetinden önce bir yıl süreyle devlet tarafın­dan tetkiklerde bulunmuş ve Zoologide ve özellikle karşılaştırmalı anatomide başarılı bir gelişme kaydetmişti. Mısır'da Griesinger'in asistanı olarak daha ziyade klinik çalışmaları ile uğraştı. Bunun yanın­da hastanede ölen olguların seksiyonlarını da yapmak zorunda kalıyor­du. Bu arada ilk 17 ay zarfında tanı 400 seksiyon yapmıştı.

Aynı zamanda Bilharz ilk yılda hastanedeki faaliyetleri yanında sonradan kendi ismiyle anılan trematodların "Bilharzia" kcşifleriyle de meşgul oluyordu. 185 1 'den 1853 yılına kadar Freiburglu hocası Prof. Von Siebold'a yazdığı mektuplarda keşfi hakkında bilgiler veriyordu. Siebold öğrencisinin keşfettiği bu emici kurda "Distomun Haematobi-um" ismini vermişti. Kısa bir süre sonra Berlinli Meckel Von Hemsbach'ın teklifi ile bu isim "Bilharzia"ya değiştirildi.

Bundan başka Bilharz'ın ismi ile anılan, diğer bir sıra keşifleri de vardır: Taenia nana "Hymenolepis nana'' ve Distomun Heterophyes Zoologi ona. yayın balığı organizmasındaki elektrik akımları hakkındaki çalışmalarından dolaylı da minnettardır.
1853 yılında Bılharz hastanenin Dahiliye Servisi Şefliği'ne atandı. 1855'te aynı klinikte profesör oldu. 1856 yılında anatomi kürsüsüne getirildi.

I862'de Prens Erns von Coburg'un aile hekimi olarak Massaua ci­varında tertip edilen bir av partisine refakat etliği sırada, tıfüslü bir Al­man kadınının tedavisini yaptığı sırada kendisine enfeksiyon bulaştı ve 1862 yılı 9 Mayısı'nda. çok genç. henüz 37 yaşındayken tifüsten öldü.

Thiersch Grafı

Karl Thiersch 1822 –1895


KARLTHİERSCH. Münih'te doğdu. Berlin. Viyana ve Paris'te okuduktan sonra doktorluk unvanını kendi şehrinin üniversi­tesinde kazandı.

1850'de Prusya ile Danimarka arasındaki savaşa katılmış ve büyük ortopedist cerrah Stromeyer'e yardımı ile ondan çok şey öğrenmiş ve bir hayli etkisinde kalmıştır. Savaştan sonra Erlangen Üniversitesi Cer­rahi Profesörlüğü'ne atanarak 13 yıl bu görevi ifa etti. 1857'dc Eeip-zig'deki Cerrahi Kürsüsü'ne alandı ve 28 yıl bu görevde kaldı. 1870'deki Fransız-Prusya Savaşı sırasında 12. Ordu'nun konsültan cerrahlığını ifa etti.
Profesör Thiersch cerrahiye hizmeti nispeten az olmakla beraber. 1874'de Alman Şirürji Derneği'nin bir toplanışında takdim ettiği Thi­ersch graf'tnın mucidi olarak ismi hâlâ yaşamakladır. Thiersch kanali-külü, bıçağı ve antiseptik solüsyonu da onun buluşlarındandır.

Profesör Thiersch'in pratik cerrah olarak büyük ünü vardır. Lis-ter'in antisepsi metodunu ilk uygulayanlardan biridir.

Leipzig'te 73 yaşında ölmüştür.

Rudolf Virchow – Hucre Patolojisi

Hücre Patolojisi

Rudolf Virchow 1821 - 1902

1884'DE 23 yaşında olan Rudolf Virchow Charitc Prosektur'e Froirep'in asistanı olarak atandı. Ve iki yıl sonra da onun halefi oldu. 26 yaşında yasal ehliyetini de kazanarak onun yerine geçti. Aynı yıl (1847) Benno Reinharo ile beraber "Patolojik Anatomi ve Fizyoloji ve Tıp Klinikleri Arşivi"ni tesis ettiler ve Reinhard'ın ölümünden son­ra da tek başına bu işi idare elti (1852). Bilimsel plan ve çalışmaları ya­nında genç hekim politika alanında da aktif faaliyet gösteriyordu. De­mokratik faaliyetlerinden dolayı 1848'de mevkiinden azledildi. Fakat 1849'da tekrar Würzburg'a atandı. 1856 yılında tekrar Berlin'e döndü. Ve ölümüne kadar kalarak çalıştığı Patoloji Enstitüsü'ne atandı.

Virchow'un çalışmalarının büyüklüğünü birkaç satırla anlatmak çok güç bir iştir. O, hücre patolojisinin banisidir. Onun araştırmaları tıp ilmine yeni bir yön ve tamamiylc yeni bir görüş kazandırdı. Tıp ilmi­ne diğer katkıları arasında lösemi hastalığını keşfedip ilk defa tarif et­mesi, trombo-emboli ve flebit üzerindeki araştırmaları da vardır. Bun­dan başka Virchovv ilk Anthropologe'dur. Ve 1869 yılında Alman Antnoropologi Cemiyeti'ni kurmuştur. Schliemann'ın Troas antropologi hafriyatında da bulunmuştur. Hıfzıssıhha alanında da Virchow'un ge­niş faaliyeti ve yardımları olmuştur.

Virchow politikada da bütün hayalı boyunca aklif faaliyet göster­miştir. 1862'de Prusya Millet Meelisi'ne Milletvekili seçildi. Ve 1880-1893 yılları arasında da Reichtag'da üyelik yaptı. Fortschritl Partisi-'nin kurucusu ve lideriydi. Ve böylece Reichtag'da Bismark'ın en kuv­vetli muhalifi idi. 80. doğum yünü kutlamasında o kadar kalabalık var­ili ki hiçbir dokotra bu derece ilgi gösterilmemiştir. Bunu takip eden yıl da bir Kollum femoris kırığı geçirdi ve 5 Eylül 1902'de öldü.

Friedrich Von Esmarch 1818 - 1897

Esmarch Bandajı

Friedrich Von Esmarch 1818 – 1897

JOHANN FRİEDRİCH August von Esmarch 1823'te Schles-wig-Holstein'deki Tönning'de doğdu. Tıp öğrenimini Kiel ve Göttingen Üniversiteleri'nde yaparak 1848'de mezun oldu.

Aynı sene Danimarka ile Almanya arasında savaş başlaması ile Es­march askeri cerrah olarak göreve çağrıldı; savaş sırasında Danimar-kalılar'a esir düştü. Savaşın sona ermesi ile tekrar Kiel'e döndü ve üni­versitedeki arkadaşları arasında kısa zamanda tanınarak Klinik Şirürji profesörü oldu.

Antiseptik şirürjinin ateşli koruyucularından olup, savaş yaraları­nın tedavisine karşı çok fazla ilgi gösteriyordu. Esmarch'ın hayatta esas amacı; artık savaş tehlikelerini azaltmak olmuştu. Danimarka Savaşı'nda kazandığı tecrübelerin sonucu olarak "Mermi Yaraları" isimli bir kitap yazmıştır.

Daha sonra 1864'te Avusturya'ya ve 1870'dc Fransa'ya karşı y lan savaşlarda cerrah -(general) görevine atanarak bilfiil hizmet etli.

Esmarch yazılarında savaş alanlarında ilkyardımın ne kadar önem­li olduğunu gösterdi ve her askerin bir ilkyardım levazımı taşımasının ve bunu kullanmasını bilmesinin gereğini belirti. Sivillere ilkyardım bilgileri öğretilmesi onun tarafından organize edildi. 1875'te basılan "Yaralılara İlkyardım" kitabı çok tanınmış bir kitap olmuş ve İngiliz­ce'ye çevrilmiştir.

Lastik bandaj Esmarch'in ismini ebedileştirmiş ve yerinde kul­lanılmak şartı ile ekslremitelerde hemen hiç kan kaybı olmadan ameliyatlar yapılabilmesine olanak sağlamıştır.
Danimarka Savaşı'ndan döner dönmez Esmarch sonra Kiel'de pro­fesör olan hocası Stromeyer'in kızı ile evlendi. 1872'de Prenses Henriette von Schleswig-Holstein ile ikinci evlenmesi ile İmparator II. William'ın eniştesi olmuştur.

Esmarch Almanya'da cerrah ve hoca olarak en yüksek mevkiinin tadını tatmış, kendi memleketi Tönig onunla ün kazanmıştır. 1899'da İmparator William kendisine "Ekselans" unvanını verdi. 23 Şubat I908'de 85 yaşında vefat etti.

Henry Jacob Bigelow 1818 – 1890

Bigelow Evakuatörü

Bigelow’un Y Şeklindeki Ligamentumu


Henry Jacob Bigelow 1818 – 1890

BİGELOW NE idrar yollan taşlarının kırılma ameliyesini uygu­lamış ve ne de bir evakuator kullanmıştır. Buna mukabil Jean Civiale adlı bir Fransız 1824 yılında bir Litotrit keşfetmiş ve bu alet sa­yesinde taşların küçük parçalara ayrılabileceğini göstermiştir. Bu alet üzerinde daha sonra çeşitli değişiklikler yapılmakla beraber yine bazı noksanları kalmıştır. Kullanılan evakuatörler bu yüzden her zaman tat­minkar sonuçlar sağlamamıştır.
Bostonlu bir hekim olan Bigelow'un bu sorunu 19. yüzyılın ortala­rında ele almasına kadar bu durum devam etmiştir. Bigelow yıllarca sü­ren ve büyük bir sabır isteyen mesaisinin sonunda oldukça sert taşlan da kırabilen bir litotrit icat etmiştir. Litotritle kırılan taş parçalarının dışarı çıkartılması için oldukça geniş bir tüp düşünmüş ve bunun ucuna lastik bir puar ve bir cam kap ilave etmiştir. Aşağıdaki resim bu aleti gayet açık bir şekilde şematize etmektedir. İlk tasarladığı şekli gittikçe geliştiren Bigelow nihayet 1883 yılında en mükemmel hale sokmuştur.

Bigelow 1818 yılının Mart ayının 11 'inde Boston'da dünyaya gel­miştir. Babası da doktordu ve Boston'un en büyük hekimlerinden ad­dedilmekte idi. İlk öğrenimini Boston Latin Okulu'nda tamamladıktan sonra Harward Üniversitesi'ne girdi. Fakat bir süre sonra ciğerlerinden rahatsızlanmış olduğu için öğrenimini geçici bir süre terk etmek zorun­da kaldı ve Küba'ya gitti. 1839-40 kışını burada geçirdi ve bu kışı iz­leyen baharda Avrupa'ya göç etti. Bigelow, Avrupa'da uzun zaman kaldı ve ancak 1841 yılına kadar anavatanda yaşadı ve bu zaman zar­fında Harward Üniversitesi'nden tıp doktoru unvanını aldı.
Avrupa'da uzun yıllar yaşadıktan sonra Boston'a avdet eden Bige­low bir kilisenin bodrum katında bir poliklinik kurarak genel tababete başladı.

Bigelow'un hayatında en önemli gelişmelerden biri anestezinin keşfi ile olan ilgisidir. 1846 yılında Morton pek muhtemel olarak Bigelow'un etkisi ile Massachuselts hastanesinde bir hastaya eter tat­bik etti. Bigelow bu konuya ait bir tebliği aynı sene Amerikan İlimler Akademisi'nin huzurunda okudu.

Bigelow'un gerek anatomi ve gerekse cerrahi alanında çeşitli bu­luşları vardır. Özellikle kalça eklemi üzerindeki tetkikleri çok meşhurdur. İliofemoral ekleme ait Y şeklindeki ligament'i tarifeden Bige low'dur. Ortopedik Cerrahı el kitabı adi, eseri kendi memleketinde kaleme alınmış çok kıymetli eserlerden biridir.

Memenin Paget Hastalığı Nedir

Kemiğin Paget Hastalığı


Sir James Paget 1814 – 1899

PAGET HERŞEYDEN evvel büyük bir insandı. Dürüst ve mütevazi karakteri kendisini genç yaşta üstün bir mevkiye erişti­ren sebeplerin başında gelir. Bundan başka gerek patoloji, gerek cerra­hi ve gerekse fizyoloji alanındaki derin bilgisi kendisine mesleki bakı­mından da mükemmel bir hocalık vasfı vermiştir. Bu büyük klinisyen bugün özellikle kemiklerdeki Paget Hastalığı yani Ostcitis Deformans ve Memenin Paget Hastalığı adlı ıkı antite morbit keşfi ile tıp tarihine geçmiş bulunmaktadır.

Bilgin her iki hastalığı da o kadar güzel bir şekilde tarif etmiştir ki aradan bu kadar çok zaman geçmesi­ne rağmen hastalıkların klinik tablosuna herhangi bir şey ilave etmek kabil olmamıştır.
James Paget çok ço­cuklu bir ailenin oğlu ola­rak 11 Ocak 1814'de Yarmouth'da dünyaya gelmiştir. Doğduğu bu şehirde bir cerrahın yanında bir süre çalıştıktan sonra 1834 yılında St. Bartholomew hastanesine girmiş ve daha öğreniminin ilk yılında bütün ödülleri kazanmıştı. 1836 yılında Cerrahi Koleji'nin seçkin bir üyesi haline geldikten sonra Londra'ya yerleşmeye karar verdi. Hayatını kazanmak uğrunda yıllar­ca mücadele etti. 1837 yılında St. Bartholomew hastanesinin patoloji müzesine müdür olarak atandı ve burada çok güzel bir patoloji kolek­siyonu hazırlamayı başardı. 1843 yılından 1851'e kadar bu hastanede kurulan tıp okulunda hocalık yaptı ve 1847 yılında bu hastanenin mu­avin cerrahlığına atandı. Bu sırada Kraliçe Victoria'nın özel cerrahlığı­na tayin edildi.

Paget hayatını hummalı bir faaliyet içinde geçirmiştir. 1878 yılın­da 64 yaşına geldiği zaman, cerrahlık yapmaktan vazgeçmiş olduğu halde tıbbi konularda diğer hekimlerin konsültasyon arzularıyla karşıkısıyor ve özellikle iç hastalıkları konusunda çalışıyordu. Yine bu ara­da çeşitli tıbbi ve sosyal faaliyetlere iştirak ediyordu. 77 yaşında oldu­ğu sırada Roma'ya bir hasta muayenesi için gitmişti. Fevkalade bir ha­tipti, eşsizdi denilebilir. Malta kendisini bu hususta zamanının en bü­yük hatiplerinden Gladeslon'la dahi mukayese ederler. Derslerinin her biri bu hitabet yeteneğini kanıtlamıştır. Yine aynı derecede mükemmel bir yazı yeteneğine sahip olması eserlerini klasikleştirmiştir.

Yaşı 70'i geçkin olduğu halde bir gün eski olguları toplayıp yayın­lamak kararını verdi ve bu amaçla "Eski Tıbbi Olgular Üzerinde Çalış­malar" adlı eserini yayınladı.

Orta bir boya ve nahiv bir bünyeye sahip olan Paget gayet canlı ve parlak gözlere malikti. Sesi yumuşak olduğu kadar ahenkli bir tona da sahipti.

Şeref dolu hayatı 30 ekim 1899 yılında son bulduğu sırada 85 ya­şında idi. Bugün Westminster Kilisesi'nde yatmaktadır.

Meniere Hastaligi ve Prosper Meniere

Meniere Hastalığı

Prosper Meniere 1799 – 1862


Menier Hastalığı Nedir

PARİS SAĞIRLIK Enslitüsü'nün direktörü olan Prosper Meni­ere hasla bir halde ölüm döşeğinde yatarken, ani olarak meyda­na gelen bir sağırlıkla beraber kulak uğultusu, solgunluk, bulantı ve baş dönmesi ile müterafık bir sendrom tarif etmiştir.

Ancak bu başarıyı hayatta iken tatmak fırsatını elde edememiştir. Yukarıda tarif etmiş olduğu hastalık isminin tıp tarihine geçmesine ne­den olmuştur.

Bir tüccarın oğlu olan Meniere, 1799 yılının Haziran ayının 18'in-de Fransa'da Angers Kasabasf nda dünyaya gelmiştir. Lise öğrenimini doğduğu kasabada tamamlayan Meniere tıp tahsil etmek üzere Paris'e gitmiştir. Öğrencilik hayatı çok başarılı ve parlak olarak geçmiş, 1826 yılında bir altın madalya kazanmış ve 1828'de tıp doktoru unvanını al­mıştır. Ünlü cerrah Dupuytren'e klinik asistanlığı yapmış ve 1830 ih­tilali sırasında Hotel Dieu hastanesinde yatırılan 2.000 yaralının teda­visi ile ilgilenmiştir.

1832 yılında Meniere, Paris Tıp Fakültesi'ne asistan profesör ola­rak tayin edilmiş fakat bu görevi beklenmeyen bir nedenle yarım kal­mıştır. Büyük bir adlitıp uzmanı olan Orfila'nın telkini ile Meniere, K-ral Louis Philippe tarafından Berry düşesinin gebeliği ile meşgul ol­ması emredilmiştir. Fransa Kralı X. Charles'in oğlu olan Dük de Berry katledilmişti. Bu dükün dul karısı olan düşes 1832 yılında Marsilya civarına gelmiş ve 12 yaşındaki oğlunu kral yapmak gayesiyle mücade­leye girişmiş idi. Fakal vukubulan çarpışma sonunda Düşesin adamla­rı geri püskürtülmüş ve Düşes de hükümet kuvvetleri tarafından esir edilerek Blays Kalesi'ne hapsedilmişti.

Meniere yapmış olduğu muayene sonunda Düşesin gebe olduğunu tespit etmişti. Düşesin bir İtalyan asilzadesinden gebe kaldığı ve bir gizli nikahın mevcut olduğu anlaşılmıştı. Sonucun bu şekilde tecellisi Düşese karşı olan hareketin durdurulmasına sebep olmuş ve Düşes ser­best bırakılarak. Fransız hükümetinin tasvibi ile Meniere'in kadını İtalya'ya götürmesi uygun görülmüştür. Bu suretle Meniere. Düşese Napoli'ye kadar refakat etmiştir. İtalya'dan döndükten sonra Meniere, Profesör Chomele asistan olarak çalışmıştır.

1835 yılında Garonnc'Iarda çıkan bir kolera salgını ile mücadele etmek üzere o bölgeye gönderilmiştir. 1838 yılında Sağır ve Dilsizler Okulu'na doktor olarak atanmıştır. Bundan sonra Otoloji ile ilgili ça­lışmalar yapmıştır.
Meniere, Paris entelektüel hayatında oldukça ünlü bir şahsiyetti. Balzac. Saint-Beuve. Victor Hugo ve diğer birçok yazarlarla samimi bir arkadaşlığı vardı. Kendisi de esasen çok kültürlü bir kimse olmak­la beraber özellikle eski Yunan ve Latin klasiklerini yakından tanımak­ta idi. ''Latin Şairler Üzerinde Tıbbi Tetkikler" ve "Bir Hekim Olarak Çiçeron'" adlı eserleri bu bilgisini yeterince kanıtlayacak değerde iki eserdir.
Meniere, 1838 yılında radyo aktivitenin kaşiflerinden biri olan An-tuan Becquerell ailesinin bir kızı olan Matmazel Becquerell ile evlen­miştir. Oğullan Dr. Emil Meniere de yine babası gibi bir kulak uzmanı olmuştur. Prosper Meniere 1862 yılı Şubat ayının 7'sinde infleuenza pnömonisinden hayata gözlerini kapamıştır.

Thomas Hodgkin Hastaligi

Hodgkin Hastalığı Nedir

Thomas Hodgkin 1798 – 1866

HODGKİN HASTALIĞININ kaşifi olan Hodgkin. yaşadığı za­man ve yıllarda takdir görmemiş bilim adamlarından biridir. Oldukça başarısız ve şanssız geçen hayatı, özellikle Guy hastanesi doktorları arasında onun silik kalması ve özel tababetinde de büyük bir başarı elde edememesiyle nazarı dikkati çekmektedir.
1798 yılında Ağustos ayının 17'sindc dünyaya gelen Thomas Hodgkin'in babası John Hodgkin çok kıymetli bir şahsiyet ve hoca idi. Babası genç hanımlara verdiği matematik, felsefe ve özellikle yazı dersleri ile ün kazanmıştı.

Guy hastanesinde tıp tahsil etmiş olan Hodgkin 1823 yılında Edin-burg Universitesi'nden tıp doktoru unvanını aldı. Bundan sonra Paris'i ziyaret etmiş ve stetoskobun mucidi olan Laennec'den bu aletin kulla­nılmasını öğrenmiştir.

Hodgkin hakkında çok ilginç şeyler anlatılır. Bir gün çok zengin bir hastaya çağrılmış ve kendisi ile bütün bir gece meşgul olarak iyileştir­miş. Bunun üzerine zengin hasta bir çek çıkarmış ve dilediği rakamı yaz­masını söylemiş. Hodgkin pek az bir şey ancak 10 paund yazmış. Hasta bu kadar az bir meblağı neden yazdığını sorunca Hodgkin çekin durumu bende daha fazla yazma cesaretini bırakmadı cevabını vermiş. Bu cevap üzerine çok sinirlenen hasta bir daha Hodgkin'i davet etmemiş.

Patoloji alanında yapacağı araştırmaların kendisini çok daha iyi bir hekim haline getireceğini düşünerek Guy hastanesine devam etmeye başladı. 1832 yılında "Dalak ve Diğer Lenf Be­zi Patolojik Görünüşleri'' adlı bir eser yayınla­dı. Bu eserde Hodgkin hastalığı olarak tanınan klinik tablo tarif edilmekte idi. Fakat bu buluş lanı 33 yıl hiç dikkati çekmedi ve bir köşede kaldı. Guy hastanesinin büyük hekimlerinden biri olan Samuel Wilks yazıyı buldu ve ilgilen­di. Wilks bunun üzerine bu hastalık üzerinde çalışmaya başladı ve çeşitli olgular topladı. Ve ancak Wilks'in sayesinde hastalığa Hodgkin hastalığı adı verildi.

Hodgkin pratik tababet faaliyetini terk ettik­ten sonra kendisini diğer sosyal işlere ve ilerle­melere verdi. Nisanın 5'inde ve 1866 yılında di­zanteriye tutularak hayata gözlerini kapadı.

Robert James Graves Hastaligi

Graves Hastalığı Nedir

Robert James Graves 1796 – 1853


HERHANGİ BİR hastalığı isimlendirirken ilk defa bu hastalığı tarif etmiş olan bilginin ismini ancak ölümünden sonra zikret­mek genellikle iki fayda sağlar. Bunlardan birincisi hastalığın eksiksiz olarak tetkik ve tarifine imkan vermesi, diğeri de ilk tarif etmiş olan bilginin adının ebedileşme imkanının bulunmasıdır. Graves hastalığın­da ne yazık ki her iki şık da tahakkuk edememiştir. İlk yanlışlık hipertiroidizm, tirotoksikoz ve eksoftalmik guatr hallerinin aynı antite için­de mütalaa edilmesi ile başlamıştır. İkinci hata da birincisine.bağlı ola­rak tahakkuk etmiş ve bu hastalıkta hiç olmazsa 20'den fazla araştırı­cının isminin karışmasına yol açmıştır. Bathlı bir hekim olan Dr. Caleb Parry 1786 yılında birkaç olgu müşahede etmiş fakat bunlar ancak 1825 yılında yayınlanmıştır. Graves ise 1835 yılına kadar hiçbir tebliğ­de bulunmamıştır. Bu tarihte de ancak 3 olgu zikretmiş ve açıklamaları Parry'ninkilere nispeten zayıf kalmıştır. Buna mukabil bir Alman pra­tisyeni olan Kari Basedow 1840 yılında hastalığı mükemmel bir şekil­de tarif etmiş ve bu yüzden çağdaşları onun ismini bu hastalığa vermiş­lerdir. Daha sonra Sir William Osler "Parry Hastalığı" şeklinde sıkı bir kampanya açmış fakat hiçbir zaman bu isimlendirme revaç bulmamış­tır. Graves ne hastalığı keşfetmiş ve ne de mükemmel bir tarifini ver­memiş olmakla beraber tıp tarihinde ismi bu hastalığı belirtir olmuştur. 1796 yılında dünyaya gelen Robet Graves, bir doktorun oğludur. Dub­lin de Trinity Koleji'nde parlak bir öğrencilik hayatından sonra 3 yıl süreyle seyahat etmiştir. Pek büyük bir ko­laylıkla lisan öğrenme yeteneğinde olan Graves bir gün Avusturya'da gaye! mükem­mel Almanca konuşmasından dolayı casus zannı ile tevkif edilmiş ve 10 gün hapiste kalmıştır. Bu gezisi sırasında Alp Dağla­rı 'nda büyük İngiliz Ressamı Turner'le karşılaşmış ve yeni tanışan iki arkadaş birbir­lerinin isimlerini sormadan aylarca beraber dolaşmışladır.

Dublin'e döndükten sonra Graves. Me-ath hastanesine atanmıştır. Burada çalışma­ya başlayan Graves tıp öğrencilerinin biz­zat hasta ile meşgul olmalarını ve her has­tanın anamnezini almalarını isteyen bir öğ­renim şekli takip etmek istediği için, o güne kadar bu şekilde tıp tahsi­line alışmamış olan öğrencilerin itirazları ile karşılaşmıştır. Fakat bu öğrenim sistemi büyük bir başarı sağlamış ve hemen hemen bugün bi­le bütün dünya tıp okullarında uygulanmaktadır. Graves'in bu çalışma­ları Dublin'in Avrupa tıp okulları arasında çok ünlü olmasına olanak sağlamıştır.

Graves'tan önceleri, ateşli hastalan tedavi etmek için aç bırakırlar ve kan alırlardı. Graves bu hastalara yeterli ve gerekli miktarlarda gıda verilebileceğini göstermiştir.

Graves yıllarca Dublin'in en büyük hekimi olarak şöhret kazandı ve mükemmel öğrenciler yetiştirdi. 1853 yılında ölmeden evvel mezar taşına "Ateşli hastalara yemek yedirdi" yazılmasını vasiyet etti.

Thomas Addison ve Addison Hastaligi

Addison Hastalığı

Thomas Addison 1795 – 1860


THOMAS ADDİSON ismi tıp dünyasında özellikle iki hastalıkla meşhur olmuş ve her iki hastalık da ancak bu bil­ginin ölümünden sonra, ismine izafe edilmiştir. Bunlardan birincisi pernisiöz anemi olarak da tanınan "'Addison anemisi" ve diğeri de sürrenal bezinin yetersizliğine bağlı "Addison hastalığıdır.

Cumberlandlı bir ailenin çocuğu olan Addison, Newcastle yakının­da Long Benton beldesinde 1795 yılında dünyaya gelmiştir, hukuk tah­sili yapması ailece uygun görüldüğü halde kendisi tıp mesleğini tercih etmiştir. O devirlerde tıp öğrenimine evvela bir cerrah veya eczacı ya­nında başlamak bir adet hükmünde olmasına rağmen Addison öğreni­mine doğrudan doğruya Edinburg Üniversitesi'ne girerek başlamıştır. 1815 yılında tıp doktoru unvanını aldıktan sonra Londra'ya yerleşmiş­tir. Addison her ne kadar mesleğinin ehli bir hekim haline gelmişse de bunu yeterli görmemiş ve bir öğrenci olarak Guy hastanesine devam etmeye başarmıştır. Buradaki başarılı çalışmaları ile adım adım yüksel­miş ve sonunda hastanenin en mümtaz şahsiyeti ve hekimi olmuştur.

Klinik tababet sahasında Addison olağanüstü bir hoca karakterine sahipti. Çok asabi bir insan olmasından dolayı öğrencileri kendisine karşı saygıdan ziyade korku hissi beslemişlerdir. Addison'un en ünlü öğrencilerinden biri böbrek hastalıklarının büyük üstadı Bright'dır. Her ikisinin müştereken kaleme almış oldukları pratik tababete ait bir eser mevcuttur. Addison akciğer hastalıkları üzerinde de çalışmıştır.

Pnömoniye'ye ait yazmış olduğu eserler çok orijinal olup. büyük bir önem taşır. 1849 yılı 15 Martı'nda ''Güney Londra Tıp Cemiyeti" hu­zurunda "Aneminin Dikkat Çeken Bir Şekli" adı ile bir tebliğde bulun­muştur. Bu hastalığa duçar 3 vakada post mortem yapılmış olan tetkik­lerde süprarenal bezi kapsülüne ait harabiyetle karşılaşılmıştır. Bu sı­rada pigmanlasyon meselesine ait herhangi bir açıklama ve kayda rast­lanmamakla beraber sürrenal bezlerin hayat için elzem oldukları husu­su ısrarla belirtilmiş bulunmakta idi. Bu tebliğin endokrinoloji konusu için bir başlangıç olduğunu ileri sürmek ve bu ilmin 15 Mart 1849 tarihinden itibaren tababet sahasında yer işgal etmiş olduğunu kabul etmek pek doğru olur.

1855 yılında Addison hastalığını açıklayan ve sürrenal bezlerin bu hastalıktaki önemini belirten kitabı yayınlanmıştır.

Bundan bir süre sonra Addison başka bir hastalığı, yani Addison anemisi olarak tanınan pernisiöz anemiyi de keşfetmiştir.

Addison fizik bünye itibariyle gayet sağlam bir yapıya ve mükem­mel bir kafaya malik bir insan olarak tarif edilmektedir. Guy hastane sinin duvarları arasında büyük bir klinisyen ve hoca olarak etrafına faydalı olmasına rağmen maalesef dehası sağlığında nazarı dikkati çekmemiş ve ancak ölümünden sonra layık olduğu mevkiye erişmiştir. Addison 1860 yılının 29 Haziranı'nda Brighton'da hayata gözlerini yummuştur. Fakat bu ölüm olayı o zaman hiçbir etki uyandırmamış ve ancak tek bir gazete kendisinden kısaca bahsetmek lüzumunu hisset­miştir.
Bugün Cumberland'da aile mezarlığında ve ulu bir ağacın göl­gesinde yatan büyük bilginin etrafı mezar taşları çevirmekte ve adeta büyük bir haksızlığı uygarlık alemine duyurmak istemektedir.

Yvilhelm Friedrich von Ludwig Anjini

Ludwig Anjini

Yvilhelm Friedrich von Ludwig 1790 – 1865

LUDWİG, ANJİNİNİ takriben 200 yıl kadar önce tarif etmiş bu­lunmakta idi.

Wilhelm Friedrich von Ludwig, Stuttgart yakınında Würtfemberg Dükalıgı'nda dünyaya gelmiştir. Önce bir cerrah yanında çalışmış ve daha sonra Tübingen Üniversitesi'ne devam ederek 1811 yılında dok­tor olmuştur.
Bu tarih, Napoleon Savaşları'nın en dehşet verici zamanıdır ve Württemberg'in de Fransız Ordusu'nun işgali altında bulunduğu devir­dir. O zaman ülkenin hükümdarı olan Frederick II, Prusya Avusturya ve Rusya'ya karşı Napoleon'la birleşmiştir. Genç cerrah Ludwig de or­duda yardımcı cerrah olarak çalışmakta idi. Daha sonra Rusya cephe­sinde bir sahra hastanesine gönderilen Ludwig, Vilna Savaşı'nda Rus­lar a esir düşmüş ve bu esareti iki yıl devam etmiştir.

Ertesi yıl kendisini tekrar Tubingen'de görüyoruz. Burada cerrahi ve jinekoloji profesörlüğü kürsüsünü işgal etmektedir. Buradaki göre­vine başlamadan evvel de Viyana ve diğer önemli tıbbi merkezleri zi­yaret etmiştir.
Bu ziyaretlerinden sonra yukarıda bahsedilen görevi tayin edilip, Frederick Il'nin şahsi hekimliğine atanmıştır. Dr. Ludwig bu görevi ile üniversitedeki görevini mükemel bir şekilde bir arada yürütmeyi bil­miştir.

1836 yılında, yani cerrahi kürsüsüne atandığından 20 yıl sonra ilk tıbbi yayınını yapmıştır. Bu yayın boyunda meydana gelen iltihabi bir olayla ilgili bulunmakta idi. Bundan 3 yıl sonra da başka bir Alman he­kimi aynı hastalık hakkında bir rapor yayınlamış ve bu durumu Lud-wig anjini olarak isimlendirmiştir. Ludwig bundan başka hiçbir tıbbi buluş yapmamakla beraber sadece adı geçen hastalığı tarif etmekle tıp alanında kendine ün yapmıştır.

Hayatının son yıllarında katarakt ve idrar yolu taşları nedeniyle ıs­tırap içinde kalmıştır. 1865 yılında öldüğü zamanda kendisini memnun eden en büyük şey Würtlenberg'de fakirler için bir hastane bırakmış olması idi. Bu hastane bugün çok genişlemiş bir durumdadır.

Richard Bright 1789 – 1858

Bright Hastalığı

Richard Bright 1789 – 1858


RİCHARD BRİGHT hekimlik alanında olduğu kadar halk taba­kaları arasında da geniş ün yapmış nadir hekimlerden biridir. Bu büyük hekim 28 Şubat 1789'da Bristol'de dünyaya gelmiştir. Bristol ve daha sonra Exeter okullarında okuduktan sonra Edinburg Üniversitesi'ne girmiştir. 1810 yılında İslanda Adası na arkadaşları ile bir se­yahate çıkan bilgin bu gezinin intibalarıni daha sonra o memleketin botanik ve doğal tarihi hakkında yazmış olduğu eserde yayınlamıştır. Bu gezinin dönüşünü müteakip Guy hastanesindeki çalışmalarına devam eden bilgin, 1813 yılında Edinburg Üniversitesinden tıp dok­toru unvanı almıştır. 1814 yılında ikinci bir seyahate çıkmış ve Waterlo Savaşından dört gün sonra Brüksel'e dönmüştür. Bright 1818 yılında bu gezilerine dair bir eser yayınlamış ve kitaptaki nispeten kı­sa tıbbi müşahede ve intibaları ile şayanı hayret bir görüş ve anlatım yeteneğine malik olduğunu ortaya koymuştur.

1820 yılında Guy hastanesine yardımcı olarak tayin edilmiş ve 4 yıl sonra da buraya şef olmuştur. Bu tarihte Guy hastanesinin hekimleri zamanın en büyük bilginleri addedilmekte ve Bright da bu sebepten iftihar duymakta idi.

1827 yılında ''Belirlilerin Anlamına Göre Seçilmiş Olgular ve Mor-bid Anatomiye Göre Hastalıkların Tedavisine Dair Raporlar" adlı şa­heserinin ilk cildi yayınlandı. Bu eserin ilk kısımlarında Bright'ın en meşhur keşifleri izah edilmekte idi. Bu keşifler bugün Bright'ın ismini ölmezleştirmiş bulunmaktadır. Böbrek hastalıklarına ait araştırmalar hakkında ilk defa Hekimler Kraliyet Derneği huzurunda açıklamalar yapmıştır.

1826 yılında kronik nefrit hakkında hiçbir bilgi mevcut değildi. Ödem başlı başına bir hastalık addedilmekle idi. Ödemle idrardaki albümin arasında bir ilgi bulunabileceği henüz anlaşılmamış bulunuyordu.

Bright'ın en büyük keşiflerinden biri bu belirtilerle böbrek arasında şaşmaz bir ilginin mevcut olduğunu post mortem yapmış olduğu araş­tırmalarla saptamasıdır.

Böbrek hastalıklarındaki muazzam buluşları ile beraber pankreatik diabet, karaciğerin akut sarı atrofisi ve tek taraflı Convulsion ve status lenfatikus bahsindeki araştırmaları dahi bu bilginin adını ebedileştir­meye yeterlidir.
Bright, Guy hastanesinde çalıştığı sürece etrafındakilere daima araş­tırma aşkını ve merakını aşılamaya çalışmış ve çalışmalarını hep bu amaca yöneltmiştir.

Patoloji ile ilgilenen diğer birçok hekimlerin aksine Bright aynı za­manda büyük bir klinisyen olarak da nazarı dikkati çekmiş ve en başta gelen hekimlerden biri sayılmıştır. Kişiliğindeki gözlem yeteneği ile ru­hi tahlil ve sentez yeteneği kendisine en büyük bilginler yanında yer ve­rilmesine neden olmuştur.

Çok neşeli ve saygıdeğer kimse olan Bright zamanının gerçekten nadir şahsiyetlerinden biridir.
1858 yılı Aralık ayının 16'smda kalp hastalığından ölmüştür. Mezar taşında şunlar yazılıdır:

T.p ilmine birçok eserler bahşetmiş ve çok kıymetli çalışmalar yapmıştır. Hayat, boyunca eşsiz bir safiyet, samimi bir kalple yasam,, ve insanlığa büyük hizmetlerde bulunmuş, hayatının ve meslekinin en verimli çağında dünyaya gözlerini yummuştur."

Colles Kırığı ve Colles Fasiası

Abraham Colles 1773-1843


ABRAHAM COLLES, 1773 yılında İngiltere'de dünyaya gel­miştir. Babası doğduğu şehirde bir mermer ocağı işletirdi. Abraham henüz orta okulda okurken vuku bulan bir sel olayı kasaba he­kiminin evini yıkmış ve hekimin sele kapılıp giden bir anatomi kitabı Abraham'ın eline geçmişti. Küçük Colles bu kitabı götürüp hekime yani Dr. Buler'e verdi. Çocuğun kitaba olan ilgisini fark eden hekim ona bu kitabı hediye etti.

İşte bu sel afeti Colles'in geleceğinde önemli bir rol oynamış ve ona gelecekteki mesleğini seçmek imkanını vermiştir.

1790 yılında Colles Dublin Üniversitesi'ne girdi ve ünlü cerrah Philip VVoodruffe'un öğrencisi oldu. 1795 yılında İrlanda Cerrahi Aka­demisi 'nden hekimlik diplomasını aldıktan sonra mesleki tetkiklerine devam etti ve Edinburg'a gitti. Bu şehirde hummalı bir çalışmaya da­lan Colles'le konuşacak zaman dahi bulmak pek güç bir mesele teşkil ediyordu. Nihayet 1797 yılında Edin-burg Üniversitesi'nden Tıp Doktoru un­vanını almaya muvaffak oldu. Bundan sonra takriben 400 mil uzakta olan Londra'ya yaya gitmeye karar verdi ve günde 50 millik bir süratle bu yolculuğuna başladı ve Londra'ya vardı.

Londra hastanelerini ziyaret etmeye başlayan Colles evvela Sir Astley Cooper'e asistanlık etti. Daha sonra bu alimin kaleme almış ol­duğu herni konusundaki bir eserin resimlerini yapan bir ressama yar­dım etti.
1797 yılında Dublin'ne dönen Colles evvela pratik tıpla ilgilenme­ye başladı fakat kısa bir zaman sonra kendini cerrahiye verdi. 1799 yı­lında da eski hocası ve ustası Woodruffc'un yerine, St. Steevens hasta­nesine cerrah olarak tayin edildi. Kısa zamanda çok usta ve soğukkanlı bir cerrah haline gelen Colles pek çok başarılı ameliyatlar yaptı. Henüz 29 yaşında iken 1802 yılında İrlanda Cerrahi Akademisi'ne başkan se­çildi. 1804'de İrlanda Kraliyet Cerrahi Koleji'ne anatomi, fizyoloji ve cerrahi profesörü olarak atandı ve kısa zamanda hocalık şöhreti mem­lekete yayıldı. Colles'in zamanında İrlanda Cerrahi Koleji en fazla öğ­rencisi olan bir ilim yuvası idi. Colles. Steevens hastanesinde 42 yıl ça­lıştı. Nispeten az yazdı. En önemli eseri Cerrahi Anatomi konusunda bir kitaptır. Radius'un karpal ekstremitesi kırığı hakkında bir travay yayın­ladıktan sonra adı cerrahlık çevrelerinde şöhret buldu ve tarif etmiş ol­duğu olgunun öneminden dolayı adı sık sık geçmeye başladı. 1814 yı­lında Edinburgh Medical and Surgical Journal dergisinde yayınlamış olduğu bir yazıda adı geçen kırık şeklini uzun uzun tarif etmiştir. Col­les in en önemli özelliği, fevkalade enspeksiyon ve palpasyon yetene­ğine sahip olması idi. Bu şekilde vermiş olduğu tarifler büyük bir klinik kıymet arzediyordu. Röntgen ışınlarının keşfinden 80 yıl evvel ya­pılmış bu tarifler bir radyografi kadar değerlidir. Colles'in bundan baş­ka birkaç buluşu daha vardır. Cerrahlar ve tıp öğrencileri tarafından ga­yet iyi bilinen Colles fasiası bunlar arasında sayılabilir. Colles arteria innominatayı başarı ile bağlayan ilk cerrahtır. Bundan başka 1811 yılın­da da arteria subklavia ligatürünü de başarıyla başaran Colles bu ame­liyatı İngiltere'de ikinci ve İrlanda'da ilk defa uygulayan cerrah olmuş­tur. Colles yasası olarak tanınan ve sifilitik bir anneden dünyaya gelen çocuğun sifilisten muaf olacağını ifade eden buluşun yanlışlığı pek ta­bii olarak bugün kesin olarak anlaşılmış bulunmaktadır.


Colles gayet mütevazi ve hür düşünceli bir insandı. 1839 yılında kendisine Baronluk teklif edilmiş olduğu halde kabul etmemiştir. Col­les 1843 yılında öldü. 6 oğlu ve 4 kızı vardı. Oğullarından biri de cer­rah oklu ve şöhret kazandı.

Sir Charles Bell – Bell Paralizisi

Bell Paralizisi

Sir Charles Bell 1774 - 1842


Bell Paralizi olarak isimlendirilen ve 7. kafa çiftinin ekstra kranial bir bozukluğuna bağlı olarak meydana geln pa­tolojik hali ilk defa Bell tarif etmiştir. Bu buluş 1821 yıllında Kraliyet cemiyetinin "Felsefe kayıtları"nda yayınlanmıştır. 1829 yılında Bell bu konuya ait daha mufassal bir eser yayınlamış ve bu arada evvelce mevcut olan bazı hatalı görüşleri de tashih etmiştir. Charles Bell 1774 yılında Edinburg'da dünyaya gelmiştir. Babası bir din adamı idi. Bell hayatının son senelerinde babasından bahsederken "Hiçbir tahsili yok­tu, ona herşeyi annem öğretmişti" der. Bell 'in kişiliği üzerinde annesi­nin çok fazla etkisi olmuş ve mükemmel bir ilim ve sanat adamı ola­rak yetişmesinde çok fazla rol oynamıştır. Bell henüz öğrenci iken dis-seksiyon tekniği adlı bir kitap yazmış ve yayınlamıştır. 1804 yılında Londra'ya giden Bell bu hareketli şehirde artistler, heykeltraş ve res­samlara ait anatomi kursları açmış ve dersler vermiştir. Başlangıçta bu tanınmış genç Iskoçyalı çevresinde soğuk karşılanmış olmakla beraber değerli kişiliği sayesinde bu etkiyi kısa zamanda silmiş, gerek tıp ve gerekse sanat çevrelerinde büyük bir hüsnü kabul görmüştür. 1812 yı­lında Middlesex hastanesine cerrah olarak atanan Bell 1824'te Krali­yet Cerrahi Koleji'ne patolojik anatomi profesörü olmuştur.

Bell, 1811 yılında motor ve sensoniyel sinirlerin fonksiyonlarını keşfetmiştir. Bu buluş Harvey'in 1628 yılında kan dolaşımını keşfi ka­dar önemli addedilmektedir. 1806 yılında Bell ünlü "Anatomik Ekspresyonlar" adlı kitabını yayınlamış ve bunu takiben de operatif cerrahi ve Uretra hastalıkları adlı eserleri çıkmıştır. Ateşli silahlarla yaralan­malar adlı eseri ise 1809'da vuku bulan Corunna Savaşfndan sonra yayınlandı. Waterloo Savaşı'nı takiben Brüksel'e gelen alim burada kendini ilgilendiren şema ve resimler için konu aramaya başlamış ve bu amacına erişmek için 3 gün 3 gece hiç durmadan çalışmış ve 300 yaralıyı ledavi ederek gerekli resim ve şemaları çizmiştir. Bell'in en çok tanınmış olan eserlerinden biri de El hakkında adlı eseridir. Çok cepheli bir insan olan Bell'in zeka ve anatomideki bilgisi diğer bilgin-lerce her zaman takdir edilmiştir. 1831 yılında asalet unvanı ile ödül­lendirilmiş olmakla beraber daha birçok payeler kazanmıştır. Lond­ra'da 30 sene çalıştıktan sonra Edinburg'a dönmüş ve cerrahi kürsüsü­ne getirilmiştir. 1642 yılında öldüğü zaman arkasında muazzam bir ça­lışma hayatının derin izlerini bırakmıştır.