Astim Hastaligi Anasayfa

Astım Nedir, Astım Hastalığı Hakkında Bilgiler

Astım Hastalığı Nedenleri ve Bronşit Sebepleri

Astım ve Alerji İlişkisi

Astım Hastalığı Teşhisi ve Tedavi Yöntemleri

Astım Hastalığında Kullanılan İlaçlar

Astım Hastalığından Kişisel Korunma Yöntemleri

Astım Krizi ve Astım ile Polen, Böcek Gibi Etkenlerin İlişkisi

Astım İle İlgili Tıp Terimleri Sözlüğü

Zor Astım Nedir

Astım İlaçları, Astım Tedavisinde Kullanılan İlaç Çeşitleri

Korunma ve desensitizsasyon iğneleri dışında as­tım tedavisi, ilaçlar ve "ekolojik" yaklaşım tedavisi adı verilen yöntemlerden oluşur.

Ekolojik yaklaşım

Son yıllarda daha yaygın olarak benimsenmesi­ne ve pek çok hastaya yardımcı olmasına karşın bu, alışılmadık ve tartışmalı bir yaklaşımdır. Alerji uzma­nı, alerjenleri belirlemek amacıyla hastanın dilinin al­tına sulandırılmış alerjenler koyar. Özellikle Ameri­ka Birleşik Devletleri'nde bazı doktorların alerjenleri deri altına vermeyi yeğlemelerine karşın izlenen yön­tem, temelde aynıdır. Alerjene karşı, nabzın atış hı­zındaki artış gibi alışılmadık ya da rahatsız edici zi­hinsel ya da bedensel tepkiler gösterirse, hastanın, o maddeye karşı alerjik olduğu belirlenir. Alerji uzmanı, daha sonra dilin altına bir miktar daha alerjen koyarak tepkinin ortadan kalkmasını sağlar. Dilin al­tına konulan birinci alerjen damlasıyla ikinci alerjen damlası arasındaki fark, ikinci damlanın daha da su­landırılmış olmasından kaynaklanır. Ekolojik alerji uz­manları, alerjiye neden olan bileşimden 10 ya da 25 kat daha fazla sulandırılmış olan bileşimlerin, ters et­ki yaptığını belirlemişlerdir. Hasta için doğru bileşim bulunduktan sonra kendisine, bir şişe tepkiyi önle­me bileşimi verilir.

Geleneksel bir uzmana bu yöntem, tümüyle an­laşılmaz ve mantıksız gelebilir. Ancak yöntem, iyi bi­linen alternatif tedavi yöntemlerinden homoepati'ye benzer. Homoepatlarda, hastalarına, daha büyük doz­larda alındığında hastalığa neden olabilecek maddelerden, sulandırılmış dozlarda verilir.

İlaçlar

Astımı iyileştirmek amacıyla verilen geleneksel ilaçlar, birbirleri yada hastalık belirtilerine neden olan fiziksel süreçler üzerinde ters etki yapabilirler. Astım ilaçları, başlıca 3 grupta toplanabilir: Bronşiolları ge­nişleten, bronkodilatadorlar, şişkinlerin azalmasını ve alerjik tepkinin yumuşamasını sağlayan corticosternidler ve mast hücrelerinin parçalanmasını önleyen ilaçlar.
Histaminin, şişmelerin görüldüğü bölgelere ulaş­masını engelleyeceği için antihistaminlerin de yararlı olabileceği düşünülebilir. Ancak saman nezlesi gibi başka alerjik reaksiyonlarda yararlı olmalarına karşın antihistaminlerin, astım krizleri konusunda pek ya­rarlı olamadığı anlaşılmıştır.

Bronkodilatadorlar

Acefilin
Adrenalin
Aminofilin
Atropin
Kolin
Deptropin
Diprofilin
Efedrin
Etamifilin
Fenoterol
İsoprenalin
Metoksifenamin
Orciprenaline
Proksifilin
Pseudoefedrin
Reproterol
jpratropium
İsoetharin
Rimiterol
Salbutamol
Terbutalin
Teofilin
Monoteamin
Rona-Slofilin
Theocontin
Theograd, Theosol

Bronkodilatador ilaçlar, sempatik sinir sistemini harekete geçiren bedendeki doğal maddelerin davranışlarını yinelerler. Kalbin atış hızını artırarak ve solunum yollarını açıp, ciğerlere daha fazla hava girme­sini sağlayarak bedeni harekete hazırlayan, adrenalin gibi maddeler vardır. Adrenalini, bedende adrenalin bezeleri doğal olarak üretir. Sentetik bir türü, as­tımlıları tedavi etmek amacıyla kullanılır. Ancak ad­renalin, yalnız acil ve krizin çok şiddetli olduğu durumlarda, enjeksiyonla verilir. Çünkü adrenalin ve benzeri ilaçlar, (efedrin, izoprenalin, metoksifenamin ve orsiprenalin) solunum yollarını açmakta çok etkin olmakla birlikte, kalbi aşırı yorabilir ve kan basıncı­nın yükselmesine neden olabilir.

Doktorlar, artık etki alanı adrenalin ve kimyasal benzerlerinden daha dar olan bronkodilatadorları kullanmayı yeğliyorlar. Bu ilaçlar arasında terbutalin, fenoterol, izoetharin, reproterol ve rimiterol sayılabilir. Bedene olabildiğince büyük bir tutarın, en kısa za­manda verilmesi gereken acil durumlarda iğne yoluy­la verilebilmekle birlikte bu ilaçlar, genellikle hap ola­rak ya da ağza püskürtme yoluyla alınır. Bu ilaçlar, acil durumlarda, kısa süre içinde ve büyük dozlarda bedene enjekte edilebileceği gibi, hastaya hap ola­rak ya da ağıza püskürtme yoluyla da verilebilir. Hap şeklinde alındığı taktirde titreme ve sinirsel gerilim gibi yan etkileri görülür ve ilaçların kana karışarak et­kili olmaları uzun zaman alır. Bu nedenle hedefe, ya­ni gırtlağa doğrudan püskürtme yoluyla kullanılma­ları, daha etkin bir yöntemdir.

Bronkodilatadorlar nemlendirici adı verilen bir ay­gıtın yardımıyla da kullanılabilirler. Bu yöntemde, su­lu bir solüsyonla karıştırılan ilaçlar, küçük parçacık­lar durumunda, solunum yoluyla içe çekilir.

Aminofilin, acefilin, kolin, teofilin, diprofilin, teofilinat, proksifilin ve etamifilini de içeren, bir baş­ka bronkodilatador grubu daha vardır. Bu ilaçların bir bölümü, salbutamol gibi ilaçlara oranla daha uzun za­mandan beri kullanılmaktadır. Örneğin teofilin, çayın içindeki maddelerden biridir. Bu ilaçların başlıca de­zavantajı, bazı hastaların midelerinin bozulmasına ne­den olmalarıdır. Buna karşın bronşlardaki kasları gev­şetmek ve beyinde nefes almayı denetleyen merke­zi harekete geçirmek konusunda, etkilidirler. Tablet, şurup ya da enjeksiyon ampulü biçiminde de bulun­malarına karşın genellikle rektumdan supezituarlar biçiminde alınırlar. Bu yolla ilaç, kana çok yavaş ka­rışır. Ancak supezituarın yavaş eriyor olması, kana 12 saat süreyle sürekli ilaç karışmasını sağlar. Bu da, hastalığı özellikle geceleri denetim altında tutmak açısından çok yararlıdır.

Corticosteroidler, bundan 30 yıl kadar önce, şiş­meleri ve alerjik tepkileri önlemekteki başarısı nede­niyle harika ilaç olarak nitelendirilen, hidrokortizonları da içeren ilaç grubudur. Doktorlar, kısa süre sonra bu harika ilacın çok dikkatli kullanılması gerektiğini anladılar. Çünkü ilacın, doğal hormon üretimini en­gellemek, kemikleri zayıflatmak ve özellikle yüz ve omuzlarda şişmanlığa neden olmak gibi yan etkile­rinin olduğu anlaşılmıştı.

Doktorların çok dikkatli kullanmaları gerekmesi­ne karşın bu ilaçlar, kasılmaları ve solunum yolların­daki şişkinlikleri önlemek açısından çok etkilidirler. İlacın riski, ilacı doğrudan solunum yollarına yönel­ten spreylerin kullanılmasıyla azaltılmıştır.

Doktorlar, corticosteroidleri düzenli olarak kulla­nanlara, ilacı ağızlarına püskürtmeden yaklaşık 10 da­kika önce bir bronkodilatador teneffüs etmelerini önerirler. Böylelikle solunum yollarının açık olması sağlanacak ve corticosteroidler, doğru içeri gidecek­tir. Şiddetli astım, corticosteroid tabletleriyle tedavi edilebilir. Bu durumlarda genellikle prednisolon ve­rilir. Acil durumlarda kortizon iğneleri yapılabilir.

Mast hücreleri üzerinde etkili olan ilaçlar

Ketotifen, sodyum, kromoglisat Alerjik astımlarda kullanılan en değerli ilaçlardan biri, kuşkusuz sodyum kromoglisattır. Bu ilaç, astım krizlerini önleyebilir yada sıklıklarını azaltabilir. Bu amaçla mast hücrelerini sağlamlaştırarak, bedene gi­ren alerjenler antikorlarla karşılaştıklarında parçalan­masını önler.

Sodyum kromoglisatla diğer astım ilaçları arasın­daki başlıca ayrım ilacın hastayı kriz geldikten son­ra rahatlatmak yerine krizlerin gelmesini engelleme­yi amaçlamasından kaynaklanır. Bir kriz geldikten sonra mast hücreleri parçalanmaya başlamış olaca­ğı için sodyum kromoglisatın yararı, sınırlı olacaktır. Bu aşamada bu ilacı almak, atlar kaçtıktan sonra ahır kapısını kapatmaya benzetilebilir.

İlacın kullanımında iki yöntem izlenebilir. Birinci yöntemde ilaç, küçük bir aygıtın içine konulur. Bu­rada ilacı, iki küçük iğne deler. İlaç ağza alındığında küçük bir pervane, ilacı bir toz bulutu olarak solunum yollarına püskürtecektir.


Bazı hastalar, ilacı aldıktan sonra solunum yolla­rının kuruduğundan yakınırlar. Bu yakınma bazen, bir bardak su içerek giderilebilir. Ya da doktor.sodyum kromoglisat alınmadan önce bir bronkodilatador püskürtülmesini önerebilir.

Ketotifen, sodyum kromoglisatla aynı etkiyi ya­pan, yeni bir ilaçtır. Ancak içe çekilmek yerine tab­let ya da kapsül biçiminde yutulur. Aynı zamanda antihistamin etkisi yaparak hastanın biraz başının dön­mesine neden olabilir.

Bu iki ilaç konusunda unutulmaması gereken en önemli nokta, koruma sağlayabilmeleri için "düzen­li olarak alınmaları gerektiğidir." Krizleri gidermek amacıyla bronkodilatadorları ya da corticosteroidleri almaya alışkın olan hastalar, kendilerini düzenli ola­rak bu ilaçları almaya alıştırmalıdırlar. Sodyum kromoglisat, genellikle günde dört kez alınır.
Son olarak bu ilaçların hiçbirinin, astımı tedavi et­mediğini unutmamak gerekir. Alerjik tepkileri önle­yebilirler ya da astımın belirtilerinin hafiflemesini sağlayabilirler, ancak alındıkları sürece yaşamı da­ha yaşanabilir kılmak dışında bir işlevleri yoktur. Hastanın, doktoruna, aldığı ilacın etkileri konusunda, bil­gi vermesi gerekir. Astım, hastadan hastaya değişen belirtiler gösterir. Her hastaya hangi ilacın en iyi uy­duğunu belirlemek amacıyla bir süre denemeler ya­pılması gerekebilir.

Astim Teshisi Astim Bronsit Tedavi

Astım Teşhisi, Astım ve Bronşit Tedavisi

İğne testleri ve desensitizasyon iğneler

Bir doktorun astımın hangi maddeden ortaya çık­tığını belirlemek amacıyla atacağı ilk adımlardan bi­ri, hastaya bir dizi deri testi vermektir. Bu testlerde, önce tuzlu suyla sulandırılmış bir alerjen, deriye dam­latılır. Sonra deri, bir iğneyle delinerek alerjenin, de­rinin altına sızması sağlanır. Alerji uzmanlarında ve bazı pratisyen doktorlarda, en sık rastlanan alerjenleri içeren deney setleri vardır. Bu alerjenler, genel­likle polenler, yiyecekler ve yiyecek katkıları, hayvan tüy ve kıllarından oluşur. Bu maddelerden birine aler­jik olan hastanın derisi, 20 dakika ile yarım saat ara­sında kabarır. Kabarıklıkların büyüklüğü birbirinin ay­nı değildir. Ancak genellikle 2 cm. çapındadırlar. Aler­jik bünyeliler, birden çok maddeye alerjik olabilirler. Bir seferde birden çok maddeye karşı alerji testi ya­pılabilir.

Deri testleri, alerjileri teşhis etmek amacıyla uy­gulanabilecek oldukça güvenilir bir yöntemdir. An­cak kişiler, kendilerini o anda rahatsız etmeyen alerjenlere karşı tepki gösterebilirler. Süte ve yumurta­ya karşı bebekliklerinde alerjik olan kişiler, bu özel­liklerini daha sonraki yıllarda yitirseler bile deri test­lerinde, bu maddelere karşı alerjik çıkarlar.

Deri testleri, hastanın belirli bir maddeye karşı alerjik olduğunu gösterirse doktor, hastanın o mad­deye karşı duyarlılığını azaltmayı amaçlayan bir dizi iğne yapmaya başlayacaktır (desensitizasyon iğne­leri). Her enjeksiyon, alerjenden belli bir doz içerir. Bu doz, her iğnede artırılır.

Bu iğnelerle aşılar, aynı ilkeye dayanır. Örneğin nezle ya da grip aşısı, küçük tutarlarda nezle ya da grip virüsü içerir. Bu tutar, aşılanan kişiyi hasta yap­mayacak, ancak virüse karşı bağışıklık geliştirmesi­ni sağlayacak büyüklüktedir. Virüs, bedene yine gir­diğinde antikorlar tarafından yok edilecektir.
Alerjenlerle ilgili başlıca sorun, gereksiz antikor­lardan kaynaklanır. Ama her bedende, işlevleri farklı en az dört ayrı tür antikor vardır. Alerji iğnelerinin amacı, değişik bir tür antikor üretilmesini sağlamak­tır. Bu antikorlar, alerjenlerin mast hücrelerine bağlı antikorlarla karşılaşmasını engellerler ve "blokan antikorlar" adıyla da çağrılırlar.

Bu tür iğne kürleri, polen alerjilerine karşı başa­rılı sonuçlar vermektedir. Ancak kürün, polen mev­simi başlamadan önce, Ocak ya da Şubat aylarında yapılması gerekir. Beden büyük tutarlarda alerjenlerle karşılaşmadan önce ancak böyle bağışıklık sağla­yabilir.

Sık rastlanan polenlerden birine ya da birkaçına alerjik olanlarda iğne kürleri, üç durumdan birinde ba­şarılı sonuç verecektir. Tozlarda yaşayan minik bö­ceklere karşı iğnelerin başarılı olma olasılığı daha dü­şüktür. Yiyeceklerdeki alerjenlere karşı verilen iğne kürleri, daha da az başarılıdır. Doğal olarak başarı, önemli ölçüde doktorun alerjinin nedenini belirlemek­teki ustalık ve deneyimine bağlıdır. Yılın değişik dö­nemlerinde ortaya çıkan başka polenlere karşı aler­jik olan kişiyi, tek bir polen türüne karşı korumak, ya­rarsızdır.

Bu iğneler, belirli ölçüde risk taşırlar. Alerjik bün­yeli kişiler, deri altına sızdırma yoluyla verilen küçük tutarlardaki alerjenlere karşı, beklenmedik ve şiddetli bir tepki gösterebilirler. Çok ender olarak da olsa tep­ki, yukarda anlatılan anaflaksi kadar ağır olabilir. Dok­tor, bu gibi acil durumlar için hemen yardım sağla­mak amacıyla oksijen ve adrenalin ya da corticosternidler gibi ilaçları hazır bulundurmalidır.

RAST testi, Astım Tedavi Yöntemi

Astım Hastaları İçin, Deri altı testlerine oranla daha güvenilir bir test, RAST kısa adıyla da bilinen radinalergosorban testidir. Bu, olası alerjenleri radyaktif bir maddeyle işaretleyerek, kan örneğindeki antikorların varlığını or­taya çıkartan bir testtir. Giderek daha yaygın olarak kullanılmaktadır. Başlıca dezavantajı, deri testlerine oranla daha uzun zamanda sonuç vermesidir. Ayrı­ca deri testleri gibi RAST testlerinin de uygulanabil­mesi için laboratuvar uzmanlarının, hangi tür alerjen­leri aradıkları konusunda önceden fikir sahibi olma­ları gerekir.

Peak flometre

Doktor, teşhis amacıyla peak flometre adı verilen bir aygıtı kullanabilir. Bu aygıt, hastanın soluk alma kapasitesini ölçer. Bu amaçla hasta, derin bir soluk alır ve soluğunu bu aygıtın içine üfler. Solunum yol­larını etkileyen her durum, hastanın soluk verme kapasitesinin azalmasına neden olacaktır. Sağlıklı olduklarını sanan sigara içenlerin kapasiteleri, sigara içmeyenlere oranla daha düşüktür. Hasta, soluk alıp verme kapasitesindeki küçük değişikliklerin farkına varmayabilir. Ancak hastanın kapasitesindeki küçük bir düşüş, yaklaşan astım krizinin habercisi olabilir. Bu durum önceden belirlenirse, krizin etkisinin azaltılması ya da tümüyle önlenmesi için önlem alınabilir. Hastanelerde bulunan gelişmiş ve karmaşık peak flometre aygıtları, hastaların yanlarında taşıyamayacağı kadar pahalı ve ağırdır. Ancak her hastanın ya­nında bulundurabileceği, küçük bir tüple, ölçü bili­minden oluşan peak flometreler de vardır. Dolayısıyla astımlılar, artık soluk alıp verme kapasitelerindeki de­ğişiklikleri izleyerek bir krizin yaklaşmakta olup ol­madığını anlayabilirler.

Alerjenlerin araştırılması, Kronik Astım

Astımın nedenlerinin sağlıklı bir biçimde teşhis edilebilmesi için krizlerin, nerede ve ne zaman yaşan­dığının belirlenmesi gerekir. Çünkü krizlerin geldiği yer ve zamanlar, krize neden olan alerjenlerin neler olduğu ve diğer etkenler konusunda ipuçları içere­bilir. Krizler, yalnız geceleri ve evde geliyorsa neden, büyük bir olasılıkla yatak odasındaki tozlara karışmış minik böceklerdir. Krizler ata binerken geliyorsa has­ta, at kıllarına ya da kırlardaki polenlere karşı alerjik olabilir. Eğer krizlerin nedeni polense hasta, krizlere yalnız bahar ya da yaz aylarında ata binerken yakala­nacaktır. Eğer krizlere at kılı neden oluyorsa hasta, ata hangi mevsimde binerse binsin rahatsızlanacaktır.
Hastanın çalıştığı yerde krizlerin nedenleri konusunda ipuçları içerebilir. Endüstride kullanılan bir dizi kimyasal ve diğer maddeler de astım krizlerine neden olabilir

Bunlar arasında yakın geçmişte alerjen olduğu belirlenen un ve un keneleri, reçine ve vernik yapımında kullanılan bazı kimyasal maddeler sayıla­bilir. Çiftçiler, samanda bulunan sporlara; oduncular odun tozuna karşı alerjik olabilirler. Aircondition ay­gıt arıyla havalandırılan bürolarda çalışanlar bu ay­gıtların içindeki su ve borularda,bulunan ve sürekli olarak havaya üflenen bakterilere karşı alerjik olabi­lirler. Evlerdeki ve işyerlerindeki olası alerjenlerin uzun listesi, yünlü ve ipeklileri, parfümleri ve plastik döşemeleri de içerir.

Alerjik astım krizlerinden kurtulmanın en kestir­me yolu, kuşkusuz alerjenlerden kaçınmaktır. Uygu­lamada bu, çok zordur. Hangi madde ya da madde­lere karşı alerjik olduğunuz bilinse de işyerinizi, evi­nizi ya da hobilerinizi değiştirmeden ya da yaşam dü­zeninizi bir başka biçimde bozmadan bu maddeden korunmanız, olanaksız olabilir. Bazıları, evlerini, yi­yeceklerini ve işyerlerini alerjenlerden arındırmak amacıyla büyük çabalar harcamaya hazırdır. Böyle bir tutum, eğer olanağınız ve eğiliminiz varsa ve alerjik olduğunuz tüm maddeleri biliyorsanız yararlı olabi­lir. Ancak hastaların çoğu için tedavi, sağduyu, ko­runma ve ilaç tedavisinin bileşiminden oluşur.

Astım ve Alerji İlişkisi, Alerjik Astım Bronşit

Alerji, bedenin, birçok insana zarar vermeyen bir maddeye karşı aşırı tepki göstermesidir. Alerjik bün­yeliler, alerjen adı verilen bu maddelere zehir ya da mikroplara gösterdikleri tepkiye benzer tepki göste­rirler.

Sağlıklı beden, mikroplara ve zararlı olabilecek di­ğer maddelere karşı topluca bağışıklık sistemi adı ve­rilen karmaşık bir "organ, hücre ve beze" ağıyla korunur. Bu sistemdeki en önemli unsurlardan biri, sü­rekli olarak yabancı işgalcileri kollayan beyaz kan hücreleridir. Bu hücreler, bedene yabancı olduğu iz­lenimini uyandıran bir mikropla karşılaştıklarında an­tikor üretirler. Birer protein olan antikorlar, yabancı maddeleri sarar ve parçalar. Çocukluk hastalıklarına insanların, yaşamları boyunca yalnız bir kez yakalan­malarının nedeni, bedenlerinde bu hastalıklara neden olan virüslere karşı bol miktarda antikor depolanmış olmasıdır. Bedenimizde, pek çok işgalciye karşı an­tikorlar depolanmıştır. Grip ve nezle gibi rahatsızlık­lara sık yakalanmamızın nedeni ise, bu hastalıkları yaratan virüslerin sürekli değişmesi ve gelişmesidir. Bedenin her grip ve nezle hastalığına karşı antikor üretebilmesi için zamana gereksinimi vardır.

Alerjik kişilerin sorunu, bağışıklık sistemlerinin, polen ya da yiyecek gibi zararsız maddelere karşı, is­tenmeyen işgalcilermişçesine tepki göstermesidir.
Beyaz hücreler, antikor üretme çılgınlığı içine girer­ler/Antikorlar, mast hücrelerine yapışırlar.

Beze ve zarlarda bulunan bu hücrelerin dış yüzey­lerinde uzantıları vardır ve diğer maddelerin yanı sı­ra histamin içerirler. İşgalci alerjen, bu hücrelerin yanından geçerken antikorlar, işgalciyi yakalar. Ancak bu arada antikorun yapışık olduğu mast hücresi, par­çalanarak histamin salgılar.

Astım, alerjik reaksiyonlardan birini oluşturur. Saman nezlesi ve egzema gibi diğer hastalıklara bağlı­dır ve astımlıların bir bölümünde bu hastalıklar da görülür. Ancak tepki, egzemada olduğu gibi deride; sa­man nezlesinde olduğu gibi burunda ya da astımda olduğu gibi ciğerde de görülse olay, aynıdır. Yiyecek alerjileri olan kişilerde dudak şişmesi ya da ishal de görülebilir.
Anaflaksis adı verilen ve ölümcül olabilen bir tür alerjik tepkiye, pek sık rastlanmaz. Derin bir şoku andıran bu durumda solunum yollarının kasılarak şiş­mesinin yanısıra kan basıncı da düşer ve kişi bayılır. Anaflaksise mast hücrelerinin histaminle birlikte sal­gıladığı ve "anaftaksisin yavaş tepki gösteren maddesi" adı verilen madde neden olur.

Alerjik bünyeliler, zararsız maddelere karşı neden duyarlı olurlar? Bu sorunun yanıtı kesin olarak bilin­memekle birlikte, kalıtımla ilgili olduğu sanılır. An­ne, babaya da kardeşlerinde saman nezlesi, egzema ya da astım görülen kişilerde, alerjik tepkilerin oluş­ması olasılığı yüksektir. Ancak bir ailenin tüm birey­lerinde ya da ikiz kardeşlerin her ikisinde birden gö­rülmesi, şart değildir.
Kalıtım yoluyla belirli bir maddeye karşı alerji de­ğil de, alerji oluşturma eğilimi geçer. Anne ya da ba­banın, örneğin süt ya da balığa karşı alerjik olması, alerjik bünyeli çocuklarının da bu maddeye karşı has­sasiyet göstereceği anlamına gelmez. Çocuk, yumur­ta ya da kıllara karşı alerjik olabilir.

Astımın bir başka kavranması güç özelliği, her yaşta başlayabilmesi ya da kaybolabilmesidir. Astım­lıların çoğunun, hastalığa küçük yaşta yakalanmalarına karşın, orta yaşlı biri de astıma yakalanabilir. Kü­çük astımlıların pek çoğunda hastalığın ilk gençlik yıllarında kaybolmasına karşın bazı durumlarda has­talık, kaybolduktan 10-20 yıl sonra yeniden ortaya çıkar.
Astım ve diğer alerjik tepkilerin görünür hiçbir ne­den olmadan ve düzensiz aralıklarla gelip gitmeleri, bilim adamlarını düşündürmektedir. Alerjinin ortaya çıkışı ve kayboluşu, hormon dengelerindeki değişme­lere bağlı olabilir. Bu değişmeler kişinin özellikle ço­cukluk, ilk gençlik ve olgunluk yıllarında yoğundur. Ancak bu konuda kesin bir sonuca varılamamıştır

Deri testleri, kişilerin alerjik tepkilerini hiçbir zaman tümüyle yitirmediklerini gösterir. Bir maddeye karşı alerjik olan kişi, yıllarca hiçbir alerji belirtisi göstermese de, derisinin altına alerjik olduğu maddenin ve­rilmesiyle yapılan deri testi, alerjinin sürmekte oldu­ğunu gösterecektir. Deri testleri, kişiyi daha önce hiç rahatsız etmemiş olan ancak gelecekte edebilecek duyarlılıkların varlığını da gösterebilir.

Bilim adamları, günümüzde alerji konusundaki araştırmalara daha fazla zaman ayırmaktadır. Bu araş­tırmalar, daha önce kuşkulanılmayan pekçok madde­nin, alerjen olabileceğini ve astım krizlerine yol aça­bileceğini ortaya çıkarmaktadır. Polen, astıma ve saman nezlesine neden olduğu belirlenen ilk alerjenlerden biridir. Her bitkinin poleni kendine özgüdür ve bir bitkinin polenine karşı alerjik olan kişi, diğer bitkilerinkine tepki göstermeyebilir. Ağaç ve otların po­lenleri, en yaygın alerjenlerdir. Yiyeceklerden yumur­ta ve balığın alerjen olabileceği uzun zamandır bili­nir. Ancak süt, turunçgiller ve kuru yemişlerde aler­jik tepkilere neden olabilir. Yakın geçmişte ilaçlar ve yiyecekler de alerjen olması olası maddeler listesi­ne katılmışlardır. Bu maddelerin birçoğunun, alerjik reaksiyonlara ve astıma neden olduğu belirlenmiştir. Astımlıların, penisilin, aspirin ve yiyecek­lere konulan katkı maddelerinden tartrazin ve sülfür diöksid maddelerini kullanmak konusunda dikkatli ol­maları gerekir. Aspirin aldıktan sonra solunum güç­lüğü çeken ya da kaşınan kişilerin, daha sonraki baş ağrılarında, bu tür sorunlara neden olmayan başka ilaçlar almaları gerekir. Her 100 kişiden yalnız 1'i aspi­rine karşı alerjiktir. Ancak doktorların, aspirinin ne­den olduğu astımı ne denli kolaylıkla strese bağla­yabileceği, kolaylıkla anlaşılabilir. Aspirinin alerjen özelliği belirlenene dek, başağrısına neden olan stre­sin, astıma da neden olduğunu varsaymak daha tu­tarlı görünüyordu.

Son araştırmalar, bu tür sorunlu maddelerin en alerjen bölümlerinin de belirlenmesini sağlamıştır. Örneğin önceleri astımın evlerdeki en önemli nede­ninin, toz olduğu düşünülüyordu. Sonra araştırmacı­lar tozun içindeki minik böceğin, tozun kendisinden çok daha fazla alerjen olduğunu belirlediler. Daha sonra sorunun % 95'inin, bu böceğin dışkısından kaynaklandığı belirlendi. Polen tozu büyüklüğündeki bu madde, hava akımlarıyla kolaylıkla çevreye yayılır.

Benzer biçimde kedi kürkündeki alerjen madde­nin, kıllar değil de kedinin kürkü üzerinde bıraktığı salgı olduğu belirlenmiştir. Yine meyvelere karşı aler­jik olanlar, çekirdekleri yememeleri durumunda so­runun azaldığını göreceklerdir. Çünkü çekirdeklerin, meyvenin diğer kısımlarından daha fazla alerjen ol­duğu belirlenmiştir.

Alerji konusu, hem hastalar hem de doktorlar için karmaşık ve şaşırtıcıdır. Buna karşın, astımın neden­lerini ancak kısmen açıklayabilir.

Astımın Stres ve diğer etkenleri

Doktorlar, geleneksel olarak astıma stres, sinir ya da üzüntünün neden olduğunu düşünmüşlerdir. Aler­jilerin bilinmediği dönemde anlaşılmaz bir biçimde gelen ve kaybolan bu hastalığı başka türlü açıklamak mümkün görülmüyordu. Hastanın krizden önce stres-de değilse bile, kriz sırasında stresde olduğu varsayılabilirdi.
Tıp, yakın geçmişte astımın asıl nedeninin alerji olduğu kanısına varmıştır. Stres, ek bir neden, bardağı taşıran son damla olabilir, ancak hastalığın te­mel nedeni değildir.

Buna karşın duygusal sarsıntıların, astımda önemli bir rol oynayabileceği açıktır. En güçlü duy­gulardan biri, korkudur. Güçlü bir kriz, hastada boğulabileceği duygusunu uyandırır. Bu korku, bir son­raki krize dek sürebilir. Bir sonraki kriz daha az ciddi olsa bile, aynı derecede güçlü olduğu korkusu, kri­zin şiddetlenmesine neden olabilir.
Sınavlar, işyerinde anlaşmazlıklar, evde duygusal sarsıntılar, astım krizleri öncesinde yaşanan, tipik duygusal sarsıntılardır. Krizlere, bu tür sarsıntıların yaşanabileceği korkusunun neden olabildiği de bilin­mektedir.
Stresle astım arasındaki ilişki, alerjiyle astım ara­sındaki ilişki kadar karmaşıktır. Astımlıların çoğu, kor­ku ya da kızgınlığın bir krizi ağırlaştıracağından en­dişe duyarlar. Ancak astıma, yalnız olumsuz duygu­lar neden olmaz. Bazı kişilerde nefes darlığı, güler­ken ortaya çıkar. Stres, bir krizin kısa sürmesine de neden olabilir. Ünlü bir doktor, otomobil sürerken kriz geçirmeye başlamıştı. Bir tepenin doruğundayken otomobilinin vitesini geçiremeyince aracın denetimi­ni, yitirdi. Tepeyi inip aracı yeniden denetimi altına aldığında astım krizi geçmişti. Öte yandan bazı as­tımlılar, müzik dinlemek ya da televizyonda iyi bir program izlemek gibi hoş duygusal deneyimlerin de, astım krizlerinin geçmesine katkıda bulunduğuna ina­nırlar.
Stresle ilgili başlıca sorun, asıl nefes alındığı­nı etkilemesidir. Heyecanlanınca daha sık ve derin olmayan soluklar alırız. Bu, nefes yolundaki alerjiy­le ilgili sorunlarla birleşirse, soluk almayı daha da güçleştirecektir.

Soluk alma düzenindeki değişiklikler, krizlere ne­den olabilir. Kahkaha, değişikliklere iyi bir örnek oluş­turur. Ani egzersiz ya da ısı değişiklikleri de, krizlere neden olabilir. Özellikle soğuk havayla ani temaslar konusunda, dikkatli olmalıdır. Yine, bu etkenlerden herkesin nefes alma düzeninin etkilendiği açıktır. An­cak solunum yolları duyarlı olan astımlıların, bronş­larının etkilenmesi olasılığı daha yüksektir.

Sonuç olarak, astımın psikolojik bir hastalık ol­duğunu ileri sürmek ne denli yanlışsa, salt fiziksel bir rahatsızlık olduğunu savunmak da o denli yanlış­tır. Birçok hastalık, hem beyin ve hem de bedenden

kaynaklanır. Bu, bağışıklık sistemini ilgilendiren ra­hatsızlıklar için özellikle doğrudur. Zihinleri ya da si­nirleri yorgun olan kişilerin, nezle ya da gribe ne denli kolay yakalandıklarını, izlemişsinizdir. Yaşamımızın önemli bir bölümünde nezle ve grip virüsleriyle kar­şı karşıyayızdır. Ancak bu virüsler, bizi bağışıklık sis­temimizin zayıf düştüğü zamanlarda etkilerler.

Astım Hastalığının Nedenleri, Astım Hastalığı Belirtileri

Astımın kaynağının ve özelliklerinin, bu yüzyıla dek iyi anlaşılmamasının en önemli nedeni, krizler yaratan maddelerin gözle görülemeyecek denli küçük olmalarıdır. Polen, bu maddelerin, en yaygın olarak bilinen örneğini oluşturur. Bazı astımlılar, gözle gö­rülmeyecek denli minik böceklerin bulunduğu tuva­let ya da yatak odalarında krize yakalanabilirler. As­tımlılar, kedi, köpek, kuş gibi ev hayvanlarının tüy ya da kıllarında yuvalanan maddelere karşı alerjik oldukları için, evde hayvan besleyemezler. Küf ya da man­tarların havaya saldıkları minik sporlarda, astımlılar açısından sorun yaratabilirler. Bazı astımlıların eski, nemli evlerde kriz geçirmeleri, böyle açıklanabilir.

Bazı astımlılar, balık, süt, yumurta gibi yiyecek­lere ya da yiyeceklere katılan, tartrazin gibi sarı bo­ya ya da sülfür dioksid gibi koruyucu türü katkı maddelerine karşı alerjiktirler. Bir yiyeceği kokladığımız zaman o yiyeceğin milyonlarca molekülü, burnumuz­dan içeri girer. Astımlılar, alerjik oldukları yiyecek­leri ya da alerjik oldukları katkı maddelerini içeren yiyecekleri, kokladıkları ya da yedikleri zaman kriz ge­çirebilirler.

Astımlılar, örneğin ıslak boyanın, egsoz ya da si­gara dumanının neden olduğu rahatsız edici kokula­ra karşı daha duyarlıdır. İlaçlar, özellikle penisilin, aspirin, aşılar ve uyuşturucu ilaçlar bile, astım kriz­lerine neden olabilir. Bazı hastaların alerjik olduğu, gereksiz bir sarı boya maddesini içeren ilacın bileşi­mi, kısa süre önce değiştirildi. İlaç, hastaları iyileş­tireceğine zarar veriyordu.
Solunum yollarında alerjik reaksiyonlara neden olarak astım krizlerine yol açan maddelerin yanı sıra, kimsenin kesin olarak anlayamadığı, krizlere ne­den olan başka maddeler de vardır. Bunlar arasında hava ısısının değişmesi, yorucu beden egzersizi ve kahkaha atmak gibi hoş olanlarını da içeren duygu­sal sarsıntılar sayılabilir.

Astımlılar alerjik olduklarını bildikleri yiyecek ve diğer maddelerden sakınarak kendilerini önemli öl­çüde koruyabilirler. Beden egzersizlerinin neden olduğu krizler, egzersizden önce 10-30 dakika kadar ko­ruyucu tedavi görerek ve beden kondisyonunu genel olarak yüksek tutarak, tümüyle giderilemese bile, azaltılabilir. Kendi kendine yardım yöntemleri, aşa­ğıda ayrıntılarıyla anlatılacak.

Astım Nedir, Astım Hastalığı Hakkında Bilgi

Astım Hastalığı Nedir; her 26 kişiden birinin yakalandığı, olduk­ça yaygın bir hastalıktır. Akciğerleri etkileyerek so­luk almayı güçleştirir. Genellikle aralıklı krizler biçiminde görülür. Krizler, kimi zaman ani olarak gelip, kısa sürede geçerler. Ama kimi zaman sorun, günler, haftalar hatta aylarca sürebilir. Bazı durumlarda astım, yılın belli zamanlarında ya da belli yerlerde gö­rülebilir. Üzüntü ya da heyecanın neden olduğu stres­ler de, astıma neden olabilir.

Alerjilerin, insan bedeni üzerindeki garip etkile­ri, aşağıda ayrıntılı bir biçimde tartışılacak. Bu etki­ler konusunda yeterli bilgi edinilmeden önce doktor­lar, astıma kaygı ya da stresin neden olduğunu sanı­yorlardı. Hastalık sık sık, akciğerlerdeki bronşların il­tihaplanması anlamına gelen bronşitle de karıştırılıyordu. Astım konusunda bilmediğimiz, daha pek çok şey var. Ancak bugün doktorlar astımın, psikolojik ve fiziksel pek çok nedeni bulunduğunu ve her hastada bu nedenlerin farklı biçim ve ölçülerde etkili olduğunu belirlemişlerdir.

Astım krizinde, nefes borusunu ciğerlere bağla­yan tüpler daralır. Bu tüplerden, her ciğerde yüzler­ce vardır. Büyüklerine bronş, küçüklerine bronşit de­nilir. Tüplerin duvarlarında, açılıp kapanmalarını sağ­layan kaslar vardır. Tüpler açıldığında hava, bu tüp­lerden geçerek ciğerlerdeki alveoli adı verilen minik hava keseciklerine dolar. Her ciğerde böyle milyon­larca hava keseceği vardır. Hava, bu keseciklerin in­ce duvarlarından geçerek kana karışır. Taze hava ka­na karışırken kanda, kan dolaşımı süresince birikmiş olan karbondioksid, nefes borusu yoluyla dışarı atılmak üzere hava keseciklerine doluşur.

Bir astım krizinde bronşit tüpleri, daralarak has­tanın nefes vermesini engellerler. Bu, ciğerlerde bi­riken karbondioksidin dışarı atılmasını güçleştirir. As­tımlılarda görülen nefes darlığı, kirli havayı dışarı at­ma çabasından başka bir şey değildir. Tüplerde aynı zamanda aşırı balgam birikmesi, sorunun daha da kö­tüleşmesine neden olur. Olağan zamanlarda solunum yollarına giren tozların ve diğer yabancı maddelerin dışarı atılmasına yardımcı olan balgam, tüplerin da­ha fazla tıkanmasına neden olur.

Solunum yollarındaki tüpler neden daralır? Tüm kaslar gibi, bu tüplerin açılıp kapanmasını sağlayan kasları da, bu kasların içindeki sinir uçlarının salgı­ladığı kimyasal maddeler denetler. İç kaslarımızı, si­nir sisteminin iki dalı denetler: Bedeni harekete ha­zırlayan sempatik sinirlerle bedenin yavaşlamasını ve sakinleşmesini sağlayan parasempatik sinirler. Gö­revi, bedeni harekete hazırlamak olan adrenalin, so­lunum yollarını açarak ciğerlere daha fazla hava gir­mesini sağlar. Öte yandan parasempatik sinirler, kalp atışlarının yavaşlamasına ve solunum yollarının da­ralmasına neden olan asetil kolin adlı bir madde salgılar.

Bronşitlerin daralmasının nedenlerinden biri, asetil kolinin, solunum yollarındaki kaslar üzerinde yaptığı etkidir. Ancak solunum yolarının daralması­na ve balgam salgılanmasına neden olan bir başka doğal kimyasal madde vardır. Histamin adlı bu mad­de, böcek iğnelerinde bulunur ve bir böcek tarafın­dan sokulan herkesin bildiği gibi şişmeye neden olur.

Şişme, hassas dokuların korunmasını sağlar. İyi­leşme sürecinin bir parçası olmasına karşın hoşa git­mez. Zarar gören alandaki kılcal damarcıkların açılmasını sağlayarak ve kandan hassas dokulara sıvı çe­kerek şişmeye neden olan, histamindir.

Astımı olmayan kişiler de içlerine çektikleri ya­bancı maddelere karşı aynı tepkiyi göstererek bu maddeleri öksürük yoluyla dışarı atmaya çalışırlar. Astımlıların bu nedenle daha fazla sıkıntı çekmeleri, bazı maddelere karşı aşırı duyarlı olmalarından kay­naklanır. Bir başka deyişle astımlar, alerjiktir.
Belirtilerinin benzerliği nedeniyle sık sık astımla karıştırılan bronşite, alerji değil, solunum yollarının şişmesi neden olur. Şişmenin nedeni iltihap, sigara, toz yutma ya da hava kirliliği olabilir. Nemli ve soğuk hava, bronşitin daha ağırlaşmasına yol açar. İnsan­lar, kış aylarında solunum yolları iltihaplarını kapma­ya daha yatkındır. Akut bronşit, bir virüs enfeksiyo­nunun ciğerlere yayılması durumunda, kronik bron­şit ise, uzun süre rahatsızlanan bronşların, zarar gö­rerek daralması sonucunda ortaya çıkar.

Astım krizleri, yılın her döneminde görülebilir: An­cak astımlıların birçoğu, soğuk ve nemli havalarda da­ha az rahatsızlanırlar sıcak ve kuru havalarda kötüleşirler. Havada bahar ve yaz aylarında daha bol bu­lunan polene karşı alerjik olan genç astımlılar için bu, özellikle doğrudur. Yaşlıların, aynı zamanda hem as­tım ve hem de bronşit olmaları, oldukça sık rastla­nan bir durumdur.


Yaşlı astımlıların burunlarında kimi zaman küçük et benleri oluşur. Polip adı verilen bu benler, burnun iç yüzeyini saran hassas ince zarların şişmesîyle oluşur. Koklama yetisinin azalmasına neden olmalarına ve burundan nefes almayı kısıtlamalarına karşın ge­nelde zararsızdırlar. Operasyonla kolaylıkla alınabi­lirler.