Kus Gribi Virusu Hakkinda Sorular

Kuş Gribiyle İlgili Sık Sorulan Sorular

İnsanlarda kuş gribi görüldüğü için Türkiye karantina altına alınır mı?


Karantina ancak virüsün insandan insana geçme özelliği kazanması durumunda uygulanır. Hayvanlarla temas üzerinden insanda görülebilecek hastalık durumlarında karantina insanlara değil, hayvanlara uygulanır. Bu se­beple insanlar için karantina değil, gönüllü izleme söz konusudur.

Grip ilaçları kuş gribine karşı işe yarar mı?

Hayır. Halihazırda grip ilacı olarak piyasada bulunan ilaçlar zaten gribe etken olan virüsü öldürmeye yönelik değildir. İlaçlar daha çok gribin yol açtığı burun akınüsı, halsizlik, ateş vb. şikayetleri azaltmaya yöneliktir. Dolayı­sıyla bu tür ilaçların öldürücülüğü yüksek olacağı düşü­nülen insanlardaki kuş gribine etkisi olmayacaktır.

Tamiflu almamızın faydası olur mu? Kuş gribi tavuk

Tamiflu'nun hastalığın başlamasından sonraki ilk 48 saat içinde etkisi vardır. Etkisi kesin değildir. Ancak belirtile­rin hafiflemesine katkıda bulunur. Şimdiye dek H5N1 tipi virüsün bulaştığı insanlarda kullanılmıştır. Ancak yüzde 50'lere varan bir yanıtsızlık mevcut olup-bu yanıtsızlığın ilaç dışında kişiye, çevreye, virüse bağlı başka sebepleri olabilir. Henüz buna dair net bir şeyler söyle­mek için bilimsel çalışmalar yeterli değildir. Ayrıca, Roche adlı şirket tarafından üretilen Tamiflu dışında da antiviral ilaçlar bulunmaktadır.

Antibiyotik almamızın faydası olur mu? H5N1 virüsü

Hayır.Virüsler antibiyotiklere karşı duyarlı değildir. Anti­biyotikler bakterilere karşı etkilidir. Virüs ve bakteri iki farklı tip mikroorganizmadır. Ancak bazı durumlarda virüs hastalıklarının üzerine bakteriyel hastalıklar ekle­nir. İşte bu tür durumlarda antibiyotikler kullanılabilir. Eğer bu tür bir durum yok ise, antibiyotik almanın zararı olabilir.

C vitamini almak yararlı olur mu? Vitamin hapları yararlı olur mu?

Vitamin içeriği yüksek besinlerle beslenmenin insanın sağlığı üzerindeki olumlu etkileri bilinmektedir. Vitamin­ler bağışıklık sistemini de daha güçlü kılar. Ancak kişinin kuş gribine yakalanması durumunda alınacak olan vita­minlerin yararlı olup olmayacağı ile ilgili yapılmış bir çalışma henüz olmamakla beraber vitaminlerin virüsü yok edici bir etkisi de olamaz.

Grip aşıları kuş gribine karşı işe yarıyor mu?

Mevcut grip aşıları kuş gribine etkili değildir. Ancak sal­gın riski yüksek olan ülkelerde insan influenza virüsü ile kuş influenza virüsünün karşılaşmasını engellemek, böy­lece virüsün insandan insana geçiş özelliği kazanması ihtimalini azaltmak anlamlı olabileceğinden, sağlık per­soneli, çiftlik çalışanları, itlaf ile ilgilenen çalışanlar gibi virüsle karşılaşma riski yüksek olanların mevcut grip aşı­larından yaptırmaları önerilmektedir. Bu riskli grubun ve kuş gribi riski olmasa bile aşı yaptırması önerilenlerin dışında bu aşının yaptırılmasına gerek yoktur.

Kuş gribine karşı aşı üretme çalışmaları ne durumda? Kuş gribi wikipedia

Şu anda virüsün genetik yapısı değiştirilerek aşı üretil­meye çalışılmaktadır. Normalde aşı çalışmaları yumurta embriyonlarında yürütülür. Ancak virüs, hastalık oluş­turma gücünün çok yüksek olması nedeniyle, yumurta embriyonlarının ölümüne neden olmaktadır. Bu sebeple aşı çalışmaları hızlı ilerleyememektedir. Virüsün genetik yapısında oynamalar yapılarak embriyoların ölümüne sebep olmayan HSNl'e en çok benzeyen bir virüs üretil­meye çalışılmaktadır. Böylece aşı çalışmalarında yol alı­nabileceği düşünülmektedir. Kasım 2005'te Macaristan tavuklara ve insana etkili olabilen bir aşının üretildiğini açıklamış ve aşının denenme aşamasına geçilmiştir. Bu­nun dışında ise İngiltere, Amerika, Japonya ve Çin gibi ülkelerin yanı sıra Küba da halen aşı çalışmalarını sür­dürmektedir.

Bugüne kadar kuş gribine yakalanan insanlardan yarısının öldüğü, diğer yarısının da kurtulduğu söyleniyor. Bu doğru mu? Kimin ölüp kimin yaşayacağı neye bağlıdır?
Evet, doğru. Şu ana kadar kuş gribine yakalandığı doğru­lanan 147 kişiden 78'i ölmüştür. Ancak, bunlar laboratu­ar teyitli vakalardır. Hastalığa yakalanmakla birlikte kuş gribi teşhisi konmamış insanlar da olabilir. Kimin yaşayıp kimin öleceği virüsün hastalık oluşturma gücüne, kişinin doktora başvurma zamanına, tedavinin başlandığı zama­na ve kişinin bağışıklık sistemine bağlanmaktadır. Eğer salgın öncesi ve sırasında kümes hayvanı üretilen yerler­de, sağlık merkezlerinde gerekli koruyucu önlemler alı­nırsa hastalığın ölümcüllüğü azaltılabilir.

Kuş gribine yakalanmasına karşın ölmeyen insanların bağışıklık sistemleri incelenerek soruna çözüm bulunamaz mı?

Bu yöntem pek çok kez aşı üretiminde kullanılmış olup H5Nl'e etkili aşı üretiminde de kullanılmaya çalışılmış­tır. Ancak çalışmalar tamamlanmamıştır. H5N1 virüsü­nün yüksek öldürücülükte seyrediyor olması tedavide etkin ilacın geliştirilmesini zorlaştırdığı gibi, aşı çalışma­larında yol alınmasını yavaşlatmaktadır.

İnsandan insana geçecek bir kuş gribi türüne karşı şimdiden aşı üretmek mümkün mü? İnsandan insana geçecek bir kuş gribi türüne karşı yeterli aşı ne kadar zamanda üretilebilir?
Günümüzde genetik mühendisliğinin ve übbi genetik çalışmalarının ilerlemiş olması nedeniyle olası virüse çok benzeyen bir virüsü laboratuar koşullarında üretmek ola­naklı olabilir. Üretilen bu virüs sayesinde de aşı elde edi­lebilir.

Ancak bu aşının zamanında ve yeteri kadar üretilmesi ülkelerin sağlık politikalarına bağlıdır. Zira bir salgın du­rumunda aşının sağlanması için çok kısa bir süreye ihti­yaç vardır.
Kendi aşılarını üretemeyen ve bir ulusal aşı politikasına sahip olmayan ülkelerin yeterli miktardaki aşıya zama­nında ulaşmaları mümkün olmayabilir.

1918'deki kuş gribine karşı aşı geliştirildi mi? Bu aşı bir işe yaramaz mı? Kuş gribinin bulaşma yolları

1918'de meydana gelen salgına karşı o süreç içerisinde aşı geliştirilemedi. Şu anda mevcut olan grip aşıları 1918'de salgına sebep olmuş olan virüs tipine karşı da korumaktadır. 1918'de ölümlere neden olan virüs tipi artık insanda her kış geçirdiğimiz türde, hafif bir hastalığa sebep olmaktadır. Bu durum insanın bu virüse karşı bağışıklık geliştirmiş olması ile ilgilidir.

Kümes hayvanları için aşı geliştirmek mümkün değil mi?

Mümkündür. Manisa'da bulunan geçen yıl kapatılan Ta­vuk Hastalıkları ve Aşı Üretim Enstitüsü kuş gribi aşısı da üretmekteydi. H5N1 tipine karşı da aşı üretim çalışmaları yürütmekte olan enstitü kapatılmasa idi, bugün belki de hayvanlara yönelik bu aşıyı geliştirebilecekti. Geçtiğimiz günlerde ise hem tavuklara hem de insanlara etkili olabi­lecek bir aşının üretildiği haberi Macaristan'dan geldi. Aşının denemelerinin sürdüğü bildiriliyor.

Türkiye'nin kuş gribine karşı aşı üreten tek fabrikasının kapatıldığı, söyleniyor. Neden?

Manisa'da bulunan ve 1982'de kurulan Manisa Tavuk Hastalıkları ve Aşı Üretimi Enstitüsü 2004 yılı Haziran ayında altında başbakan, cumhurbaşkanı ve bakanların imzası bulunan bir karar ile kaldırılmıştır. Gerekçesiyse elektrik sarfiyatı ve eskimiş olan teknolojinin yenilenmesi için gerekli olan 300 bin YTL (300 milyar TL) olarak bil­dirilmiştir. Kuş gribinin Çin'de ortaya çıkışından sonra göçmen su kuşlarının hareketlerini izleyen ve aşı üreti­mine başlayan enstitünün kuş gribi dahil 7 çeşit kanatlı aşısı, 19 çeşit tanı amaçlı antijen ve serum ürettiği bilini­yor. 1986'da aşı üretimine başlayan ve 250 milyon doz aşı üretim kapasitesine sahip olan enstitünün başka önemli bir özelliği de SPF (Spesifik Protein Free) denen, aşı üre­tim ve kontrolünde kullanılan, hastalıktan arındırılmış yumurta üretimi idi. Bu yumurtaları pek çok ülkeye ihraç eden enstitünün kapatılma gerekçesinin elektrik sarfiyatı ve teknoloji yenilenmesini gerektirmesi olarak gösterilmiş olsa da, şu haliyle bunun bir gerekçe olamayacağı ortada­dır. Tavukçuluk sektörünün gelişmesini sağlamak, gerekli aşı ve hastalık kitlerini (laboratuar testlerini) üretmek, hayvan hastalıkları ile araştırmalar yapmak, yurt geneli­nin aşı ve biyolojik madde ihtiyacını üretmek amacıyla kurulan bu enstitünün çalışanları, enstitü kapatılmasaydı bugün Türkiye'nin kuş gribi aşısı paniği yaşamayacağını belirtiyorlar.

İnsanlık kuş gribine karşı gerçekten çaresiz mi? Tıp bilimi aciz mi? Domuz gribi kuş gribi

Elbette ki çaresiz değil. Gereken önlemler alındığında ve bilimsel araştırmalar hızlanıp bu bilgiler kolektif olarak paylaşıldığında kuş gribinin insanlarda meydana getir­mesi olası salgına karşı hazırlıklı olmak mümkündür. Tıbbın aciz görünmesinin nedeni, bilgilerin paylaşılma-smdaki eksiklikler ve sağlık politikalarındaki yanlışlık­lardır.

Kuş gribi, bu hastalığa yakalanıp da ölmeyen insanlar­da, kalıcı hasarlar bırakır mı?
Bırakabilir. Hastalığın özellikle solunum yollarını tuttu­ğunu düşünecek olursak, akciğerde kalıcı hasara neden olabilir. Sağlıklı kişilere göre hastalıklara daha sık yaka­lanma, nefes darlığı ile seyreden hastalıklar görülebilir. Yine de hasar kişinin hastalığı ne şiddette ve yaygınlıkta geçirdiğine bağlı olarak değişecektir.

kuş gribine yakalanıp ölmeyen bir insan bağışıklık kazanmış olur mu?
bağışıklık gelişeceği düşünülmektedir, ancak bunun net-kazanması için ileri çalışmalara gereksinim vardır.

Kuş gribi tehlikesinin tümüyle ortadan kaldırılması mümkün mü?

Hayır, değildir. Kuş gribinin insanlar arasında büyük bir salgına yol açacağı kesin değildir, salgına yol açma ihti­mali vardır. Çabuk değişime uğrayan bu virüsün insan­dan insana geçme olasılığı alınacak önlemlerle azaltılabi­lirken, ilaç ve aşı teknolojisi geliştirilerek ve herkesin ge­rektiğinde bundan yararlanabilmesi sağlanarak olası bazı tehlikeler bertaraf edilebilir.

Kuş gribi ile SARS arasında benzerlik var mı? Kuş gribi hakkında

Kuş gribi ve SARS arasındaki benzerlikler her iki hastalı­ğın da ateş, öksürük, kas ağrısı ve solunum sıkıntıları gibi bulgularının olmasının yanı sıra damlacık yoluyla bulaşı-cılık göstermesi ve korunma yöntemlerinin (maske, eldi­ven vb.) aynı olmasıdır. Ancak kuş gribi SARS'a göre da­ha ağır şeyhlidir.

Sağlık ocaklarına ne kadar güvenebiliriz?

Elbette ilk basamak olarak hastanın hastalığına göre ge­rekli yere şevkinde sağlık ocakları önemli olacaktır. An­cak bu hastaların, riskler nedeniyle, 2. ve 3. basamak has­tanelerinde takip edilmeleri gerekir. Sağlık ocakları hasta­lığın tedavisinden ziyade riskli yerlerin saptanmasında ve toplumun önceden bilgilendirilmesinde önemli roller üstlenir.

Kuş gribi biyolojik silah üretiminin bir sonucu olabilir mi? Kuş gribi vakaları

Şimdiye dek şarbon, yersinia pestis bakterisi, çiçek virüsü gibi pek çok mikroorganizmanın biyolojik silah yapımın­da kullanıldığını ve bu sebeple aslında dünyadan yok edilmiş olan mikroorganizmaların laboratuar ortamların­da canlı tutulduğunu biliyoruz. Dolayısıyla tipkı SARS salgınında olduğu gibi kuş gribi salgınında da akla bu tür teorilerin gelmesi anlaşılabilir. Ancak kuş gribi virüsü zaten dünyada olan, bazı hayvanlarda hastalığa ve ölüm­lere yol açan salgınlara sebep olabilen bir virüstür. İnfluenza virüsünün 9-39 yılda bir neden olduğu düşü­nülen kıtalararası salgına, son yıllarda insanda ve kuşlar­da hastalığa ve ölümlere sebep olmuş olan H5N1 alt tipi­nin yol açabileceği düşünülmektedir.

Kuş gribinde CIA parmağı olabilir mi?

Bir önceki soruda söylendiği gibi bu tür komplo teorileri üretmek bir yere kadar anlaşılabilir, ancak dünyada bu salgının böyle bir yanı olmadığını genel kanısı hakimdir.

Kuş gribini Roche üretmiş olabilir mi?

Roche'un virüsü üretmesinden ziyade mevcut olan bu salgın riski ve hastalıklar üzerinden kârını arttırmak için her türlü olanağı kullandığından bahsedilebilir. İlaç tekel­leri artık hastalık durumunda pazarladıkları ilaçlardan ettikleri kârlarla yetinmemekte, sağlıklı insanlara da ilaç satarak kârlarını katlama yoluna gitmektedirler. Nitekim bugün kuş gribinin insanlar arasında yayılması söz konu­su değildir, daha çok salgın potansiyeli yükselmiş bir vi­rüsün varlığından söz edilebilir. Virüsün henüz salgın oluşturmamasına rağmen sürekli olası salgından bahsedi­lerek yaratılan panik havası, hayvanlar arasında salgın görülmeyen ülkelerde dahi sağlıklı kişilerin de ilaç alma­sına sebep olmuştur. Yani bu durum en çok ilaç tekelle­rinin işine yaramıştır.

Roche firması da bu durumdan en çok nasiplenen firma olmuş, elindeki antiviral ilaç (Tamiflu) stoklarını tüketmeyi başarmış, önümüzdeki yılların siparişlerini de şim­diden almıştır.

Kuş gribinden daha kaç yıl korkacağız?

Korkulan aslında kuş gribinden ziyade influenza A virü­sünün yol açması beklenen kıtalararası salgındır. Belki de kıtalararası salgına yol açacak olan, influenza A virüsü alt tipi H5N1 olmayacaktır. Ancak bugüne değin H5N1 virü­sünün yayılma şekli, değişme hızı ve insanda yol açtığı hastalık tablosu bu kıtalararası salgına H5Nl'in yol açabi­leceğini işaret etmiştir. Aşı çalışmalarının sonuçlanması, aşının yeterli miktarlarda üretilebilmesi, virüs iio ilgili bilinmeyenlerin açığa çıkmaya başlaması ile bilimsel an­lamda bu salgınla başa çıkmak mümkün olacaktır. Ancak dünyanın büyük kısmında uygulanan yanlış sağlık politi­kaları nedeniyle (sağlığın ticari bir sektör haline getiril­mesi, koruyucu sağlık çalışmalarının yerini tedavi edici sağlık hizmetlerinin alması, ilaç firmalarının tıp alanın­daki hakimiyetinin giderek artması vb.) bilimsel çalışma­lar sonuçlandırılsa bile herkesin bunlardan yararlanması mümkün görünmemektedir.

Medyanın gereksiz panik yarattığı söylenebilir mi? Kuş gribi 2009

Evet. Henüz insandan insana geçme özelliği kazanmamış, doğrudan temas yoluyla insanda hastalık yapan bu virü­sün dünyada bir kıtalararası salgına sebep olma ihtimali olsa da bugün sıtma, verem, HTV/AIDS gibi hastalıklar sebebiyle milyonlarca kişi ölmektedir. Aşısı olan, tedavisi belli ya da tedavisi net olmasa bile yayılmasını engelle­mek mümkün olan bu hastalıklar üzerinde durulması yerinde iken tüm dünyada sadece 78 kişinin ölmesine yol açmış kuş gribinin medya tarafından halka pazarlanması söz konusudur. Nitekim yaratılan bu panik havası sonunda afallarda kalan, alınması gerekli önlemler olma­mıştır. Bu süreçten tek kârlı çıkan ilaç tekelleridir. Böyle bir durumda basının görevi halkın doğru bilgilendirilmesi için gerekli eğitim materyallerini mümkün olduğunca etkili bir şekilde yayımlamaktır.
Kuş gribi bugüne kadar neden bazı ülkelerde çıktı ve başkalarında çıkmadı?
Son iki yıldır Doğu Asya'da, yaz aylarında ise Rusya, Ka­zakistan, Moğolistan'da görülen kuş gribi son olarak da Türkiye, Yunanistan ve Romanya'da görüldü. Virüsün bu ülkelerde görülmesinin nedeninin kuşların göç yollarının bu ülkeler üzerinde bulunması olduğu düşünülmektedir.

Kuş gribi vakalarını gizleyen ülkeler olabilir mi?

Kuş gribi, bildirilmesi zorunlu bir hastalıktır. Özellikle kümes hayvanları yetiştiren çiftliklerde ciddi maddi ka­yıplara neden olan kuş gribi, yoksul ülkelerin yeterli taz­minat ödeyememesi nedeniyle küçük üreticinin iflasına sebep olmaktadır. Bu sebeple toplu kümes hayvanı ölüm­lerini bildirmeyenlerin olma olasılığı vardır.

Avrupa'nın kuş gribi görülen ülkelerden kanatlı ithalatını yasaklaması sadece sağlık kaygılarıyla açıklanabilir mi?

Olası bir salgının sebep olacağı hastalık ve ölümlerin he­sabını daha çok mali birtakım hesaplar üzerinden yapan Avrupalı emperyalist devletler elbette aldıkları önlemleri sadece sağlık kaygıları ile açıkladılar. Avrupa'nın örnek uygarlık imajı bu yolla tazelenmiş oldu.

Kus Gribi Virusu Nasil Ortaya Cikti

Kuş Gribinin İnsana Bulaşması

Bu sürece dair bilgiler, ancak şu ana kadar bildirilen olgu­lar üzerinden tanımlanmıştır ve sınırlıdır. Virüs bulaşan kişide 2-17 gün sonra hastalık ortaya çıkabilir. Genellikle ilk şikayetler 38 derecenin üzerinde seyreden ateş, kas ağrısı, nefes darlığı, öksürük, balgam vb.'dir. Üst solunum yolu bulguları da (örneğin boğaz ağrısı) zaman zaman eşlik edebilir. İshal ve göz enfeksiyonu görülebilir.

Bir seri olguda hastalığın başlangıcından ortalama 5 gün sonra nefes darlığının başladığı bildirilmiştir. Solunum sıkıntısı yanında kanlı balgam da görülebilir. Hastaların hemen hepsinde zatürree gelişir. Hızla ilerleyen solunum yetmezliği, akut solunum sıkıntısı sendromu denen yük­sek oranda öldürücü olan klinik tabloya neden olur. Tay­land'da bu tablonun hastalığın başlangıcından altı gün sonra oturduğu bildirilmiştir. Çoklu organ yetmezlikleri (kalp, böbrek, karaciğer vb. yetmezlikleri) sık görülmüş­tür. Hastaneye yatırılan hastalar arasında ölüm oranları yüksektir. Ölüm hastalığın başlangıcından 9-10 gün sonra ve genellikle ilerleyici solunum yetmezliğine bağlıdır.

Bir gribin kuş gribi olmadığı ne kadar zamanda anlaşılabilir?

Virüsün insanda hastalık yapması için gereken süre, yani hastalığın kuluçka süresi genelde 2-5 gün olup, 17. günde çıkan bir vaka bildirildiğinden, 2-17 gün olarak belirlen­miştir. Kişide kuş gribinden şüphelenildiği takdirde alı­nacak kan, salgı veya doku örneklerinde virüsün olup olmadığının laboratuarda değerlendirilmesi için 24-48 saate ihtiyaç vardır.

Kuş gribi insana bulaştığı her durumda hastalığa yol açar mı? Kuş gribinin zararları

Özellikle bağışıklık sistemi ile ilgili hastalıkları olanlar, kronik bir hastalığı olanlar, yaşlılar ve çocuklar bu hasta­lığa daha çabuk yakalanırlar. Canlı virüsü alan her kişide virüsün hastalığa yol açacağı düşünülmekle beraber has­talığın seyrinin ve şiddetinin kişiden kişiye farklılıklar gösterdiği görülmüştür. Bu durum kişinin bağışıklık sis­temi ile ilgili olabileceği gibi alınan virüsün hastalık yapma potansiyeli, tedavinin başlama zamanı vb. önem­lidir. Ayrıca, son dönemde, virüs taşımalarına karşın has­talık belirtisi göstermeyen vakaların varlığından söz edilmektedir.

Çocuğum grip oldu. Kuş gribi olup olmadığını nereden anlayabilirim? Ne yapmalıyım?

Kuş gribi için birtakım risk faktörleri belirlenmiştir. Ço­cuğunuz bu risk faktörlerinden birine sahipse kuş gribi olabileceğinden sağlık kuruluşuna başvurmanız gerek­mektedir.
Eğer 1 Ekim 2003'den beri hayvan ve insanlarda hasta­lık etkeni olduğu gösterilen H5N1 virüsünün bulunduğu ülkeler ve bölgelerde yaşayan biri iseniz (Türkiye bu kap­sama girmektedir); grip ile ilgili şikayetlerin (ateş, öksü­rük, baş ağrısı, kas ağrısı, solunum sıkıntısı vb.) başlama­sından önceki 7 ila 14 gün süresince aşağıdakilerden bir veya daha fazlasının bulunması risk faktörüdür. Bunlar: Yaşayan veya ölü kanatlılara 1 metreden daha ya­kın mesafede bulunma İçinde evcil kümes hayvanlarının halen ya da 6 hafta öncesine kadar barındığı ortamlara maruz kalma Kuş gribi olduğu düşünülen bir kişiyle konuşma ya da dokunma mesafesinde korunmasız temas Ciddi zatürree veya ölümle sonuçlanan açıklana­mayan solunumsal bir hastalığı olan kişilerle ko­runmasız temas Eğer bu risk faktörlerinden biri ya da daha fazlası ken­dinizde ya da yakınlarınızda, bulunuyorsa zaman kay­betmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmalısınız.

Kurtulmak için ne yapmalıyım? Kuş gribi nasıl yayılır

Hastaneye vakit geçirmeden başvurmalı ve hekimlerin ve tüm sağlık personelinin önerilerine uymalısınız.

Kuş gribi olursam karantinaya mı alınacağım?

H5N1 bulaştığı kanıtlanmış kişiler mutlaka hastaneye yatırılmalı ve izole edilmelidir. Ancak hastalığın bugün için insandan insana bulaşması söz konusu olmadığın­dan, insanların karantina altına alınması söz konusu de­ğildir. Kuş gribi görülen ve hayvan ölümlerinin yaşandığı çiftlikler karantina altına alınırlar.

Kuş gribi olduğum halde hastaneye gitmeyip kendi kendime baksam ne olur? Başka insanlarla temas kurmamam yeterli olmaz mı? Kuş gribi ppt

Bulaştırıcılık açısından başka insanlarla görüşmemek onları koruyabilir, ancak kuş gribi olan bir kişinin hastaneye başvurması zorunludur ve eğer hastalık oluşturma gücü yüksek bir virüs tipi (örneğin H5N1) bulaştıysa za­ten başvurmak durumunda kalacaksınız, çünkü hastalık ciddi ve ağır seyretmektedir.

Kuş gribi olursam bana ne tür bir tedavi uygulanacak? Bu tedavi gerçekten işe yarayacak mı?

Her şeyden önce hastaneye yatırılarak klinik izleme sağ­lanacaktır. Uygun tanısal testler yapılacak ve antiviral tedaviye başlanacaktır. Gerekli durumlarda oksijen ve ventilatör (mekanik solunum cihazı) desteği sağlanacak­tır. Tedavinin etkinliği net değildir. Hastalık, kaydedilmiş vakalara göre, yüzde 50 ölümcül seyretmektedir.

Kuş gribi olduğundan şüphelendiğim bir tanıdığım var. Ne yapmalıyım?

Tanıdığınızı hastaneye başvurması için uyarmalısınız. Zira antiviral tedavi ilk 48 saat içerisinde verilirse etkili olmaktadır. Bunun dışında hasta olan kişiye yaklaşırken korunma önlemlerini de almanız gerekmektedir.

Kuş gripli bir insanın kan vermesi tehlikeli midir?

Evet. Virüs kanda da bulunabileceğinden (tıpta bu duru­ma viremi denir), kan yoluyla hastalık bulaşacaktır. Öte yandan insanda kuş gribi hastalığı kanamayı durduran trombosit adı verilen hücrelerin azalmasıyla, yani kana­maya eğilimin artması ile seyredebilir. Bu durumda kişi­nin kan vermesinden ziyade kan alma ihtiyacı olacaktır.

Kuş gribi insan cildi üzerinde barınabilir mi? Sabunla yıkayınca sorun çözülür mü?
İnsan cildinde virüs bir süre barınabilir. Sabun ile dezenfeksiyon diğer pek çok mikroorganizmada olduğu gibi bunda da önemlidir. Virüsün yaygın kullanılan pek çok dezenfektanla etkisizleştiği gösterilmiştir.

Diğer grip türlerinde olduğu gibi kuş gribi için de kış mevsimi daha mı tehlikeli?
Göçmen kuşların göçünün gerçekleştiği aylar sonbahar aylarıdır, aralık ayma kadar göçler sürmektedir. İnsanla­rın bağışıklığının daha düşük olduğu aylarsa kış aylandır. Bu durumda bu ayların daha riskli bir dönem olduğu teorik olarak söylenebilir. Ancak yaz aylarında da tavuk­larda salgının ve insanda hastalığın bildirildiği olmuştur.

Hangi laboratuarlarda "güvenli" teşhis konabilir?

VVHO'nun Küresel Grip Ağı'mdaki pek çok laboratuar bu testleri yapmak için gerekli teknolojiye, tıbbi cihazlara ve deneyimli personele sahiptir. Yatak başı testler de üretil­miş olmasına rağmen bunlar henüz yeteri kadar güvenilir ve yeterli testler değildir. Ülkemizde olası vakaların ör­neklerinin Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi Başkanlığı Ulusal İnfluenza Laboratuarı'na ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Viroloji Laboratuarı'na gönderilmesi öne­rilmektedir.

Kuş gribinin teşhis edilememesi mümkün müdür? Kuş gribi vakası

Hastalığın çok hızlı seyretmesi nedeniyle teşhis için kısıt­lı bir süre vardır. Kuş gribi olmasından şüphelenilen has­taların teşhisi, alman sürüntü, kan ve doku örneklerinin uzman laboratuarlarca incelenmesiyle konulabilir. Ancak hasta olan kişiden örneklerin gerektiği gibi alınması ve örneklerin laboratuara taşınmasının kurallara uygun ola­rak gerçekleştirilmesi gerekir. Aksi takdirde kişi kuş gribi olduğu halde örnekler yanlış sonuç verebilir.

Kuş Gribi Salgınına Karşı Önlemler, Türkiye’de Kuş Gribi

Hong Kong'da 2003 yılında yaşanan salgında tüm tavuk­ların aşılanması, evlerde beslenen kuşlar ve hatta yabanıl kuşların düzenli kontrolden geçirilmesi, kümeslerin ayda iki kez dezenfeksiyonu, çiftlik ve pazarların sürekli denet­lenmesi yoluyla salgın kontrol altına alınabilmiştir. Bu tür deneyimlerin ardından, toplu kümes hayvanı ölümü olan çiftliklerde hastalıklı ve temaslı kuşların imha edil­mesi, bunları uygun biçimde ortadan kaldırması, çiftlik­lerin karantinaya alınması, buralarda sıkı bir biçimde dezenfeksiyon uygulanması önerilmektedir. Hayvanların itlafı uygun giysi ve donanımla gerçekleştirilmelidir, ölen tavuklar uygun bir şekilde yakılarak veya derince açılan çukurlara üzerlerine sönmemiş kireç dökülerek gömülmelidir. Ayrıca canlı kümes hayvanlarının ülke içi ve ülkeler arasında hareketlerinin kısıtlanması yoluyla insa­nın virüsle teması azaltılmalıdır. Dikkatli ve sık el yıkama diğer salgınlarda olduğu gibi kuş gribinde de çok önemli­dir. El yıkama sabun ve su ya da susuz alkol temelli el antiseptikleri ile yapılabilir. Salgın riski yüksek olan ülke­lerde temas riski fazla olanlara halihazırdaki grip aşısı yapılmalıdır. Ayrıca göçmen kuşların göç yolları izlene­rek salgının yeni çıkması olası yerlerde önceden önlemler alınmalıdır. Tüm bu çalışmaları koordine eden bir örgüt­lenmeye gidilmeli, erken uyarı sistemleri ve acil eylem planları hazırlanmalıdır. Halkın alınması gerekli önlemler hakkında bilgilendirilmesi sağlanmalıdır. Ayrıca zararın devlet tarafından karşılanacağı garantisinin verilmesi kü­çük üreticilerin hayvan ölümlerini bildirmeme ihtimalini de azaltır. Gribin gıda yoluyla yayılmasını önlemek için kanatlı hayvanlar iyice pişirilmeli ve el hijyenine dikkat edilmelidir. Yumurta kabukları yıkanmalıdır ve kanatlı ürünleri yeterli sıcaklıkta pişirilmeden tüketilmemelidir. Hastalık şüphesi olanlar hemen hastanelere başvurmalı, hastalıklı kişilerle temas eden aile üyeleri, iş arkadaşları, sağlık çalışanları gibi kişiler de mutlaka koruyucu önlem­ler almalıdır.

Salgın durumunda tavuk çiftliklerinde güvenlik önlemleri nasıl alınır?

Kuş gribine dair en ufak bir şüphenin olduğu durumda tavuk üreticileri hemen gerekli tahlilleri yaptırmalı, has­talığın doğrulanması durumunda çiftliklere giriş çıkışlar yasaklanarak Tarım Bakanlığı'na haber verilmelidir. Bu durumda acil eylem planınca olayın saptandığı yer mer­kez kabul edilerek 3 km yarıçapında bir alan kontrol böl­gesi ilan edilerek karantinaya alınmalıdır. Bu bölge içeri­sinde yer alan kanatlı hayvanların hepsi, sağlıklı ya da hasta olup olmadıklarına bakılmaksızın itlaf edilmelidir. Ayrıca 10 km yarıçapındaki alanda da kanatlılar kontrol altına alınmalıdır, Salgının çok bulaşıcı ve öldürücü bir hastalık olması, ayrıca insanda da hastalık yapabiliyor olması nedeniyle çiftliklerin giriş çıkışları yasaklanmalıdır. Her kümesin bakıcısı ve malzemeleri ayrılmalı, personel dezenfeksiyonu için gerekli tedbirler alınmalıdır. Taşıtlar çiftlik içine alınmamalı, alınmak zorunda kalımrlarsa etkili dezenfek­tanlarla yıkanmalıdırlar. Kümes içleri gibi kümes dışları­nın da hijyeni önemsenmelidir. Kemirgenlerle mücadele için etkili yollar uygulanmalıdır. Ölü hayvanlar bulaşma­yı önleyecek şekilde mümkünse salgın saptanan bölge içinde imha edilmelidir.

Hayvanların itlafı nasıl yapılmalıdır? Kuş Gribi Türkiye

Ateş üzerinde kül ile kanatlıların imha edilmesi öneril­mez. Bu işlem ancak kül edici fırınlar mevcut ise uygula­nır. Önerilen, yerinde çukura gömme yöntemidir. Bunun için en az 2 metre derinliğinde ve yine 2 metre genişli­ğinde çukurlar açılır. Çukurlara gömülecek hayvan sayısı alana göre belirlenmiştir. Çukur üzeri kapatılmadan önce sönmemiş kireç ile kaplanır daha sonra ise fazla bastır-mamaya özen gösterilerek toprakla kapatılır. Kullanılmış olan yüksek riskli malzemeler içinse termo (yüksek sıcak­lık) imha sistemlerinin kullanılması gerekir. Tüm bu ku­rallara uyulmalıdır.

Kanatlıları itlaf edenlerin üzerinde astronot giysisi gibi giysiler var. Bunlar gerçekten şart mı? Bunlar gerçekten virüsten koruyor mu? Eğer karantina bölgesinde bu tür giysiler giymek şartsa, bölgedeki bütün insanları karantinaya almak gerekmez mi? İtlaf çalışmalarına katılanların mutlaka gerekli koruma önlemlerini almaları şarttır. Bunun için o giysilerin gi­yilmesi gerekir. Bölgede yaşayan kişilerinden itlaf çalış­malarına katılanlar da mutlaka bu giysileri giymelidir. Bunun dışında itlaf çalışmalarına katılmayan ancak böl­gede yaşayan kişilerin de alması gereken önlemler vardır. Toprak da hasta hayvanların dışkısı ile bulaşık olduğundan bu kişilerin maske kullanması, el hijyeninin iyi ya­pılması ama her şeyden önce hastalık belirtileri ve yapıl­ması gerekenler ile ilgili eğitilmeleri gerekmektedir.

Kanarya, güvercin vb. yetiştirenlerin kuşları itlaf edilebilir mi?

Salgın olduğu durumda salgın olan bölgede yaşayan ka­natlıların en kısa süre içerisinde itlaf edilmesi gerekmek­tedir. Daha çok kümes hayvanlarının itlafından bahsedi­lebilir ancak evcil kanatlılar da hastalığı yayma potansi­yeli taşır. Bu sebeple kanarya ve güvercinlerin de itlafı söz konusu olabilir.

Göçmen kuş itlafı yapılıyor mu? Yapılması gerekli ya da yararlı mı?

Göçmen su kuşları arasında Çin'de ve Rusya'da görülen öldürücü H5N1 virüsü salgınları sonrasında bu konuda bazı çalışmalar yapılmıştır. Bu kuşların virüsün doğal taşıyıcı olduğu, çoğu kez virüsün bu kuşlarda hastalığa yol açmadığı, Rusya ve Çin'de görülen bu salgınların is­tisnai bir durum olduğu saptaması yapılmıştır. Hastalığın su kuşları arasındaki yayılımma müdahale etmenin an­lamsız ve gereksiz olduğu düşünülmektedir.

Göçmen kuşların durumları ne olacak? Onları korumak için bir şey yapılamaz mı?

Göçmen kuşların büyük bölümü virüsün doğal taşıyıcısı olup nadiren hastalık nedeniyle ölmektedir. Göçmen kuş­ları korumaya yönelik önlemlerin alınması şu anda mümkün değildir.

Almanya'nın bazı eyaletlerinde açık kanatlı hayvan pazarları yasaklandı. Türkiye'de de böylesi bir önlemin alınması gerekmez mi?

Gerekir. Daha önce de belirtildiği gibi bu pazarlar hem hastalığın temas yoluyla insana geçme riski, hem de virü­sün insandan insana geçiş özelliği kazanabileceği ortam­lar oluşturma riski nedeniyle tehlikelidir. Bu sebeple açık kanatlı hayvan pazarlarının yasaklanması gerekir.
Kuş gribinin bazı aletlerle de taşınabileceği söylenmekte. Bunlar ne tür aletlerdir?
Kuş gribi virüsü uzun mesafelere kuş kafesleri, paletler, yumurta doldurulan tepsiler, gübre ve yem, bulaşık giysi­ler, ekipman ve taşıtlarla süratli bir şekilde yayılabilmektedir.

Kuş gribinden korunma

Kuş gribine karşı Manyas'ta sokak köpekleri de öldürüldü. Bu gerçekten gerekli miydi?

Taşıyıcılıkta sokak köpekleri önemli olabilir. Bu sebeple virüsün köpeklerle taşınmasını önlemek için çiftliklerde önceden biyo-güvenlik önlemleri alınmalıdır. Önlem alınmadığı ve salgın başladığı durumda sokak köpekleri­nin öldürülmesi gerekli hale gelebilir.

Türkiye'de göçmen kuşlar hangi mevsimlerde daha büyük bir tehlike yaratıyor?

Sonbahar ve ilkbahar aylarında göçler daha fazladır. An­cak kış aylarında da Sibirya'dan güneye göçen kuşlar ül­kemizden geçmektedir. Türkiye'de 2006 Ocak ayı ile be­raber başlayan salgının da Sibirya'dan göçmekte olan göçmen kuşlarla ülkemize taşındığı düşünülmektedir.

Kuş gribi vakalarının görüldüğü Uzakdoğu ülkelerinden gelenlere sınırlarımızı neden kapatmıyoruz?

Kuş gribi görülen ülkelerden canlı ya da hazır kümes hayvanı ile diğer kanatlıların alımları durdurulmalıdır. Bunun dışında bu ülkelere seyahat edenlerin canlı kuş pazarlarından, kümeslerin bulunduğu mekanlardan uzak durmaları da önerilmelidir. Ancak bir ülkeye sınırları tamamen kapatarak kişilerin yolculuğunu da engellemek, virüs henüz insandan insana bulaşmadığından gerekli ve etik değildir.

Sınır kapılarında yeterli güvenlik önlemleri alınıyor mu? Ne yapılmalı?

Sınır kapılarında maalesef yeterli önlemlerin alındığını söylemek mümkün değildir. Ancak Türkiye'de yeni çıkan salgınla beraber önlemler arttırılmıştır.

Kuş gribi virüsü etkinliğini hangi ortamlarda ne kadar süre koruyabilir?

Virüs, bulaştığı alanlarda düşük sıcaklıkta 3 ay canlı ola­rak kalabilir. Suda 22 derecede 4 gün canlı kalırken, 0 derecede 30 günden fazla etkinliğini sürdürebilir. Bu du­rum bulaşıcılıkta çok önemlidir. Ancak virüs 56 derecede 3 saatte ya da 60 derecede 30 dakikada ısınma yoluyla ve yaygın kullanılan dezenfektanlarla etkisizleşebilir.

Kuş gribi ne tür yollarla bulaşabilir? Kuş gribinin etkileri

Virüsün yabanıl göçmen kuşlardan evcil kuşlara geçmesi önemli bir salgın nedenidir. Bu sebeple özellikle canlı kuş pazarları ve göçmen kuşlarla çiftlik hayvanlarının aynı su kaynaklarını kullandığı çiftlikler bulaşım için risk taşırlar. Ayrıca göçmen kuşların dışkısının kümes hay­vanlarının arasına düşmesi de bulaşımda önemlidir. Ça­lışmalar, bulaşık 1 gram gübrenin 1 milyon kuşa bulaşa­bileceğini göstermiştir. Taşıyıcı kuşlar virüsleri en az 10 gün boyunca ağız ve dışkı yoluyla atabilirler. Ayrıca kuş dışkısı ile bulaşık toz, toprak, araçlar, ayakkabılar, kafes ve giyecekler yoluyla çiftlikler arasında da kolayca taşı­nabilir.

insanlara ise virüs doğrudan temas yoluyla, ölü veya canlı hastalıklı kuşlara ve bu kuşların atıklarına maruz kalmakla bulaşabilir. Hasta kuşları hazırlama, tüylerini yolma, horoz dövüşü yaptırma, kümes hayvanı ila oyna­ma, iyi pişirilmemiş kümes hayvanı tüketme bulaşıcılıkta önemli bulunmuştur. Çevreden insana temas bu şekilde mümkün olmakla birlikte sınırlıdır. Kişiden kişiye temas ise henüz kanıtlanmamıştır, ancak şüpheli iki olgu bildi­rilmiştir.
Bir diğer bulaşma yolu da domuz gibi bir ara konak yo­luyla olur. Domuz hem insan hem de kuş influenza virüs­lerinin taşıyıcılığını yapabilir. Eğer hem kuş hem de in­san influenzası bulaşırsa, domuz her iki tip virüsün gene­tik materyallerinin birbirine karıştığı bir tekne vazifesi görebilir. Yani domuzda ortaya çıkabilecek yeni virüs insandan insana geçme özelliği gösterebilir.

Kimler risk altındadır?

Ölü ya da canlı hasta hayvanlarla veya bu hayvanların atıkları ile doğrudan teması olan kişilerin (çiftlik çalışanla­rı, geçimini kümes hayvancılığı ile sağlayan küçük üretici­ler, çiğ etlerin hazırlanmasında çalışan işçiler, marketlerin tavuk reyonlarında çalışanlar, salgın durumunda hayvan­ları itlaf çalışmalarına katılanlar) kuş gribine yakalanma riski çok daha fazladır. Bunun dışında hastalanmış kişilere sağlık hizmeti veren sağlık çalışanları da risk altındadır.

Parklardaki kuşlardan, ördeklerden vb. insanlara ya da çocuklara geçebilir mi?
Virüs kuşlarda tükürük, burun salgısı ve dışkıda bulun­maktadır. Diğer kuşlara da bu salgılar yolu ile bulaşmak­tadır. İnsanlara ise hasta kuşlardan ve hasta kuşların sal­gılarının bulaştığı yüzeylerden solunum ve temas yoluyla bulaştığı düşünülmektedir. Dolayısıyla bu kuşların salgı­larının bulaşmış olduğu park alanlarında bu yüzeylerle temas eden ya da bu alanlardaki tozu soluyan çocuklara da geçme riski olduğu söylenebilir.

Evlerin balkonlarına ya da pencerelerine gelen, yuva yapan kuşlardan geçebilir mi?
Bir salgın durumunda bu kuşlardan da hastalık geçebilir. Evlerin balkonlarına ya da pencerelerine gelen ya da yuva yapan kuşlar buralara salgılarını bırakabileceklerinden insanların buralardan da virüsü temas veya solunum yo­luyla alma riski bulunmaktadır.

Evimizin balkonundaki/bahçemizdeki civcivlerden geçebilir mi? Kuş gribinin sebepleri

Kuş gribi salgını olan bir bölgede, göçmen kuşlarla veya onların salgı ve dışkıları ile temas edebilecek tüm hayvan­larda hastalık oluşabilir. Bu risk evimizde ya da bahçe­mizde beslediğimiz kanatlı hayvanlar için de vardır. Daha sonra bu hayvanlardan da insanlara virüs bulaşabilir.

Komşumuzun balkonunda/bahçede tavuk/kaz vb. var... Bunlar tehlikeli mi?
Evet. Hasta olan evcil kümes hayvanlarının dışkı ve diğer salgıları ile insanlara da virüsün bulaşma riski mevcuttur. Evcil kümes hayvanları arasında da H5N1 virüsünün yol açtığı hastalık öldürücü bir şekilde seyrettiğinden bu hayvanlar da kısa süre içinde hastalanacak ve ölecekler­dir. Eğer bu hayvanlara H5N1 değil de hastalık oluşturma gücü daha düşük başka bir alt tip bulaşmışsa, bu hayvan­larda da ölüme değil hafif hastalığa neden olacak ve insana geçtiği durumda da hafif seyirli hastalığa sebep olacaktır.

Evimizdeki kuşlar açısından önlem almalı mıyız? Aşısı var mı?

Hastalık ördek, hindi, tavuk, evcil kaz vb. kümes hayvan­larının dışında muhabbet kuşu, keklik ve papağan gibi ev hayvanlarında da görülebilir. Bu sebeple evimizdeki kuş­lar açısından da önlem almak gereklidir. Öncelikle kuşla­rın nereden getirildiğinin denetimi yapılamadığından açık kuş pazarlarından bu hayvanlar satın alınmamalıdır. Açık kuş pazarları hastalığın bölgeler arasında yayılmasındaki en önemli etkenlerden biridir. Eğer evimizde bes­lediğimiz kuşların salgın olmayan bir bölgeden geldiğini biliyorsak bu hayvanlar göçmen kuşlarla karşılaşmadığı sürece hastalık riski oluşturmayacaklardır. Bunun dışın­da evimizde beslediğimiz kuşların da salgın durumunda aylık veteriner kontrollerinin yapılmasını önerenler var­dır. Bu yöntem 2004'de Hong Kong'daki salgında kulla­nılmış ve önemli olabileceği bildirilmiştir.

Kanatlılarda kullanılan kuş gribi aşısı olmakla birlikte H5N1 tipine tam olarak etkili bir aşı henüz yoktur. Ancak hayvanların aşılanması konusunda da tartışmalar vardır. Hastalık yapma etkisi az olan kuş gribi virüsü tipi taşıyan hayvanların aşılanması durumunda genetik değişim ya da mutasyonlarla daha çok hastalık yapma potansiyeli kazanabilecekleri iddia eden ve bu sebeple hayvanların aşılanmasını önermeyenler vardır. Bu konudaki çalışma­lar hâlâ sürmektedir.

Eminönü gibi, kentlerin merkezi meydanlarındaki güvercinler (ve onlara yem atılması) tehlikeli mi?

H5N1 nedeniyle toplu kuş ölümlerinin bildirildiği ülke­lerde kuşların salgılarının bulaştığı toz toprağı solumanın insanda hastalığa neden olabileceği düşünülmektedir. Bu durum ancak salgın dönemleri için geçerlidir. Yani, İs­tanbul'u da etkileyen bir salgın sürecinde Eminönü gibi yerlerde güvercinlerle ve onların dışkılarıyla temas etmek hastalanma riski barındırır.

Martılardan, leyleklerden vb. geçebilir mi? Vapurlarda martılara simit parçaları atmamak daha mı güvenli?

Deniz kuşları, bataklık kuşları ve martılarda da hastalık görülebilir. Bir salgın durumunda kanatlılarla 1 metreden daha yakın mesafede bulunmak risklidir.

Açık yerlerde satılan kafes kuşları tehlikeli mi?

Evet. Buralarda özellikle evcil olmayan kuşlar satılır. Bu kuşlar da virüsün taşıyıcısı olabileceğinden bu tip yerlere gitmek hastalanma riskini arttırır. Üstelik bu yerlerde kuş gribi virüsü ile insan gribi virüsünün karşılaşması ve in­sandan insana geçme özelliği kazanması olasılığını artar.

Bitkilere geçme ihtimali var mı?

Hayır. Bitkilerde hastalık yapmaz, ancak virüsü taşıyan ya da hasta olan kanatlıların salgılan ve dışkısının bitkiler üzerine bulaşması söz konusu olabilir. Bu sebeple tüketi­len sebze ve meyvelerin yenilmeden önce iyice yıkanma­sı diğer pek çok bulaşıcı hastalıktan olduğu gibi kuş gri­binden korunmada da önemlidir.

Virüs başka hangi hayvanlara bulaşabilir?

Tayland'da leopar ve kaplanlarda, Hollanda'da deneysel olarak ev kedilerinde H5N1 virüsünün saptanması kedi­gillerin taşıyıcılıkta rol oynadıklarını göstermiştir. Bunun dışında bazı kemiricilerin ve hatta sineklerin virüsün taşıyıcılığında önemli olabileceği düşünülmektedir. An­cak virüs bu hayvanlarda hastalığa sebep olmaz.

Kuş tüyünden yapılma yastık, yorgan vb. tehlikeli olabilir mi?

Hasta olan kuşların tüylerinden yapılmış olanlar elbette tehlikelidir. Ancak bu ürünlerin hasta olan kuşlardan yapılıp yapılmadığı bilmemiz genel olarak mümkün ol­madığından salgın sırasında nasıl üretildiğinden emin olmadığımız bu ürünlerin satın alınmaması önerilebilir.

Pandemi ve Epidemi Nedir (H5N1)

H5N1 Virüsü, Pandemi ve Epidemi Nedir

H5N1 virüsü nedir?


H5N1 kuş gribi virüsünün (avian influenza) bir alt tipidir. H ve N harfleri, virüsün yüzeyinde bulunan ve her tipin­de farklılık gösteren hemaglutinin ve nöraminidaz adı verilen proteinlerin kısaltılışıdır. H5N1 virüsü 2003'ten bu yana Doğu Asya ülkelerinde, bu yıl da Yunanistan, Romanya, Rusya, Kazakistan, Moğolistan ve ülkemizde kümes hayvanlarının ölümüne yol açan, öldürücülüğü çok yüksek olan virüstür.

H5N1 kuş gribi Asya'da nasıl bir salgına neden olmuştur?

H5N1 salgını 2003 yılının sonlannda başlamış ve Asya'da görülmüştür. Görüldüğü ülkeler Kamboçya, Çin, Endo­nezya, Japonya, Laos, Güney Kore, Tayland ve Viet­nam'dır. H5N1 salgını şu ana kadar 200 milyondan fazla kuşun hastalık nedeniyle ölmesine ya da salgının kontrol altına alınması için öldürülmesine neden olmuştur. Mart 2004 itibariyle salgının kontrol altına alındığı bildirilmiş, ancak 2004 yılı Haziran ayı sonlarında yine Asya ülkele­rinde olmak üzere kümes hayvanlarında H5N1 salgınları bildirilmeye başlanmıştır. Her iki salgın sırasında da in­san vakaları bildirilmiştir.
Son olarak Temmuz 2005'te Rusya ve Kazakistan'da gö­rülen H5N1 virüsü, Ekim 2005'te Romanya ve Türkiye'de kümes hayvanlannda bildirilen salgınla Avrupa'ya da sıçramıştır. Ocak 2006 itibariyle bu bölgelerden sadece Türkiye'de insan vakasına rastlanmıştır.

"Epidemi" nedir? "Pandemi" nedir?

Epidemi, belli bir bölgede aynı anda birçok kimsenin has­talanmasına sebep olan, hızla yayılan, salgın gösteren hastalığın olması demektir (bu kitapta "salgın"). Pandemi, bir hastalığın geniş bir sahaya yayılarak salgına sebep olmasıdır (bu kitapta "kıtalararası salgın").

Kuş gribi neden ortaya çıktı?

İnfluenza virüsünün A, B ve C olmak üzere üç tipi bu­lunmaktadır. İnfluenza A ve B her yıl salgınlara sebep olurken, İnfluenza C yalnız hafif hastalığa neden olur. İnfluenza A virüsü ayrıca kıtalararası salgınlara sebep olur. Sürekli değişim ile zaman içerisinde insanlara da bulaşabilen A virüsü bazen insanlar arasında yayılma özelliği de kazanarak salgınlara yol açar. Bu yıl ve daha önceki yıllarda ortaya çıkışları da virüsün sebep olduğu salgınlardan biridir.

Kuş gribi ilk olarak ne zaman saptandı?

1878'de İtalya'da tanımlanmış hastalık oluşturma gücü yüksek bir kuş gribi virüsünün sebep olduğu bir salgın bilinmektedir. H5N1 influenza virüsü ise ilk kez 1961'de balıkçıllar arasında Güney Afrika'da tanımlanmıştır.

İlk olarak hangi kuşlarda saptandı? Kuş gribi nasıl ortaya çıktı?

H5N1 tipi kuş gribi virüsü ilk olarak balıkçıllarda saptandı.

Kuş gribine yakalanma olasılığı açısından kuş türleri arasında farklar var mı? Kuş gribine yakalanmayan kanatlı var mı?

Virüsün doğal taşıyıcısı yeşil ördeklerdir ve hastalığa kar­şı en dayanıklı kuşlar da bu ördeklerdir. Yabanıl kuşların virüse dayanıklı olduğu düşünülmekle birlikte virüs ge­çen yaz Çin'de binlerce yaban kazı ile martının da ölme­sine sebep olmuştur. Yabanıl kuşların ölmesine de neden olması nedeniyle virüsün taşıyıcılığını yabanıl değil evcil kuşların yapabiliyor olduğunu iddia eden bilim insanları da olmuştur. Ancak genel görüş, taşıyıcının yabanıl kuş­lar olduğu yönündedir. Kümes hayvanlarında ise (hindi, tavuk, ördek vb.) H5N1 yüzde 100'e yakın ölüm oranla­rıyla seyreder.

Hayvanlarda görülen kuş gribi belirtileri nelerdir?

Hafif seyirli hastalığı olanlarda tüy dökme, yumurtlama­da azalma görülürken, ağır seyirli seyreden H5N1 tipi kuş gribinde hayvanda sendeleyerek yürüme ve düşünceli tavuk görünümü olur.

Kuş gribi dünyada ne tür bir yayılma izleyebilir?

Kuş gribi virüsleri kuşların tükürük, burun salgılan ve dışkılarıyla yayılır. Bunlarla temas eden alet ya da araçlar virüsün başka bölgelere taşınmasında önemli olabilir. Virüsü taşıyan ya da hasta olan tüm kanatlıların salgı ve dışkılarının bulaşmış olduğu toprakla temas eden kemir­genler, kedi, köpek, at, koyun, sığır vb. hayvanlar virüsün taşınmasında etkilidirler.
Ayrıca kaplan ve leopar gibi kedigillerde H5N1 izole edilmesi kedigillerin hem virü­sün taşınmasında hem de enfeksiyonun bulaştırılmasın­da rol oynayabileceğini düşündürmüştür.
Dolayısıyla virüsün virüs içeren dışkı ile temas eden araçlar ve canlılarla bölgesel yayılanı söz konusu iken, göçmen kuşlar yoluyla ve canlı/çiğ kümes hayvanı alışve­rişi ile ülkeler ve kıtalar arası yayılması mümkündür, eğer virüs insandan insana geçiş özelliği kazanırsa, uçak­lar sayesinde artan seyahatler nedeniyle çok kısa bir sü­rede tüm dünyaya yayılabilir.

Amerika kıtasına da ulaşabilir mi? Kuş gribinin belirtileri

Ulaşabilir. Göçmen kuşların göç yolu üzerindeki tüm ülkelere ve salgın saptanan ülkelerden kümes hayvanı ve ev hayvanı alışverişi yapan her ülkeye ulaşma ihtimali vardır.
2005 yılının Ekim ayında 1800 hindinin bir günde öldüğü söylenmişti. Hepsinin kuluçka devrelerini aynı günde geçirip aynı günde ölmesi mümkün mü?
Göçmen kuşlardan kümes hayvanlarına geçen avian influenza virüsünün hastalık oluşturma gücü yüksek ya da düşük olabilir. Hastalık oluşturma gücü yüksek olan virüslerin bulaştığı hayvanların neredeyse hepsi ölür. Hatta kuşlar belirtilerin başladığı ilk günde bile ölebilir. Yani tüm hayvanların aynı gün ölmesi mümkündür.

Bugüne kadar kuş gribinin insanlar arasında yaptığı salgınlar ne zaman gerçekleşmiştir? Kaç kişinin ölümüne neden olmuştur?

1918-1919 yıllarında tüm dünyada görülen HlNl tipi kuş gribi virüsünün 40-50 milyon kişinin ölümüne yol açtığı sanılmaktadır.

1957-1958 yıllarında ise kuş ve insan influenza virüsle­rinin olasılıkla domuzda karıştığı ve yeni oluşan H2N2 tipinin 2 milyon kişinin ölümüne yol açtığı bildirilmiştir.
1968-1969 yılarında H3N2 tipi virüs ile oluşan salgında, 1957'deki virüse benzerlikleri nedeniyle insanoğlunun geliştirmiş olduğu bağışıklık sayesinde ölü sayısı 1 mil­yonla sınırlı kalmıştır.

1977-1978'de ise HlNl tipi virüs tekrar bir kıtalararası salgına yol açmıştır.
9-39 yılda bir kıtalararası salgına yol açan virüsün yeni bir kıtalararası salgına neden olması kaçınılmaz görülmekte ve yeni virüsün H5N1 tipi olabileceği düşünül­mektir.

Kuş gribi virüsünün diğer hayvanlarla taşınması mümkün müdür? Kuş gribinin nedenleri

Mümkündür. Virüs kanatlı hayvanların dışkı ve salgıla­rında bulunduğundan ve hastalık saptanan illerde bü­yükbaş ve küçükbaş hayvanlar genellikle kümes hayvan­ları ile aynı ortamlarda bulunduğundan, örneğin kurban­lık hayvanların ürnak, kuyruk, ayak ve derisinde virüsün bulunması mümkündür. Bu durum hayvanların hasta­lanmasına sebep olmaz, ancak virüsün bu yolla taşınma­sını mümkün kılar. Salgın görülen durumlarda hayvanla­rın hareketleri sınırlandırılmalı, deri, ayak ve tırnakları dezenfekte edilmelidir.

Tavuk, hindi, kaz vb. üreticileri kendileri için ne tür önlemler almalıdır?

Her şeyden çiftlikler sulak alanlar gibi yüksek riskli böl­gelerin dışında kurulmalıdır. Kurulan tüm çiftliklerde biyo-güvenlik önlemleri alınmalıdır. Çiftlikler veteriner hekimlerin kontrolünde olmalıdır. Hayvanların göçmen kuşların dışkı ve diğer salgıları ile temasını önlemek için kapalı yerlerde tutulması sağlanmalı, göçmen kuşlarla aynı su kaynaklarını kullanmaları engellenmelidir. Çift­liklerin dezenfeksiyonu ihmal edilmemelidir. Çalışanların eğitimleri bu noktada çok önemlidir. Çalışanların kul­landıkları elbise, ayakkabı ve her türlü araç ile yayılmaya neden olabilecekleri düşünülürse mutlaka sadece çalış­tıkları alanda kullanacakları önlük, maske, gözlük, eldi­ven çizme gibi gereçlere sahip olmaları ve bu gereçlerin de hijyeninin sağlanması gerekmektedir. Kümeslere ve çiftliklere ziyaretçi girişi kesinlikle yasaklanmalı, çok gerekiyorsa yeterli dezenfeksiyon önlemleri alınmalıdır. Kemirgenlerle mücadele için etkili programlar yürütül­melidir. Bir çiftlikte tek bir türden hayvan yetiştirilmeli­dir. Ayrıca bu çiftliklerde tüm çalışanların halihazırda var olan grip aşıları ile aşılanmaları hem çalışanların sağlığı hem de toplum sağlığı için önemlidir.

Görüldüğü gibi bu önlemler ancak çiftliklerde alınabilecek önlemlerdir. Çiftlikler dışında kümes hayvanı besleyen kü­çük üreticinin tüm bu önlemleri alması zordur. Bu üreticiler hayvanlarında hastalık ve ölüm görüldüğünde bunu tanım il veya ilçe müdürlüklerine hemen bildirmelidir.

Kus Gribi Hastaligi ve H5N1

Kuş Gribi Virüsü ve İnsana Bulaşması, Kuş Gribi Hastalığı

Virüs nedir?

Virüsler ancak mikroskop ile görülebilen, kendiliğinden enerji üretemeyen ve çoğalamayan, bunları yapmak için konak bir hücreye ihtiyaç gösteren mikro organizmalar­dır. Bakterilerden farklı olarak yaşamak için içinde çoğa­lacakları bir hücreye ihtiyaç duyarlar, yani zorunlu hücre içi parazitlerdir. İnsanda sebep oldukları hastalıklarda antibiyotikler etkili değildir. Çünkü antibiyotikler bakteri­lerin sebep oldukları hastalıklarda etkilidir. Virüs hasta­lıklarında henüz etkileri sınırlı olan antiviral ilaçlar kul­lanılır.

Kuş gribi nedir? Kuş gribi nerelerde

Kuş gribi, "influenza" adı verilen bir virüsün A tipinin neden olduğu, genellikle kuşlarda ortaya çıkan bir hasta­lıktır. İnfluenza virüsünün A, B ve C olmak üzere 3 tipi mevcut olup, sadece A tipi kuşlara bulaşabilir ve kuşlara bulaşan influenza virüslerine "avian influenza" (tavuk vebası ya da kuş gribi) denmektedir. Avian influenza vi­rüsleri normalde kuşlarda doğal olarak bulunur. Özellikle su kuşları bu virüsün doğadaki sürekliliğini sağlar ve kendileri hasta olmadan bu virüsü taşırlar. Ancak bu vi­rüs yabanıl kuşlardan kümes hayvanlarına geçtiğinde bu hayvanlarda ciddi hastalığa ve ölümlere neden olabilir.

Grip (influenza) virüsü kuşlardan başka canlılarda da hastalığa neden olur mu?
Evet. İnfluenza A virüsü insanlarda, domuzlarda, atlarda, deniz memelilerinde ve sansargillerde de doğal hastalığa neden olabilir. İnfluenza B ve C virüsleri ise sadece in­sanda hastalık yaparlar.

Grip virüsünün insanda sebep olduğu başka hastalıklar var mı?
Grip virüsü grip dışında üst ve alt solunum yolu hastalık­larına, birtakım nörolojik (sinir sistemiyle ilgili) hastalık­lara sebep olabilir.

İnsan influenzası (grip) ile avian influenza (kuş gribi) arasındaki farklılıklar nelerdir?

Kuş gribinin insandan insana bulaştığı henüz kesinleş­memiştir. Grip ise çok kolay bir şekilde insandan insana geçer ve salgınlara sebep olur. Kuş gribinin insandan in­sana bulaşıcı özellik kazanması düşük bir olasılıktır, an­cak böyle bir durumda ciddi bir salgına yol açabilir. Kuş gribinin daha ciddi hastalık ve ölüm oranları mevcut iken, grip hafif hastalığa neden olur ve yalnızca eşlik eden kronik hastalığı olanlar, bağışıklık sistemi hastalığı olanlarda ve yaşlılarda daha yüksek oranlarda ölümcül seyreder. Kuş gribinde ishal, zatürree, solunum sıkıntısı çok daha sık görülür.

Kuş Gribi Riski, Kuş Gribi Nasıl Bulaşır?

Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, kıtalararası bir kuş gribi salgınının ortaya çıkma riski ciddidir. İnsanlarda görülen her yeni vaka, virüsün insandan insana geçen bir alt tipi­nin gelişmesi olasılığını yükseltmektedir. Virüsün kümes hayvanları ve yabani kuşlar arasında yayılması, insana geçebileceği alanları genişletmektedir. Bir sonraki kıtala­rarası salgının zamanı ve şiddeti tahmin edilemese bile, böylesi bir salgının yaşanması olasılığı yükselmiştir.
Ayrıca, kaygılanmayı gerektiren başka nedenler de bu­lunmaktadır.

Birincisi, evcil ördekler, herhangi bir hastalık işareti göstermeksizin büyük miktarlarda hastalık oluşturma gücü yüksek virüsün taşıyıcılığım yapabilmektedir. Bu da, diğer kuşlara virüs bulaşma olanağının kalıcılaşması­na neden olmaktadır.

İkincisi, 1997'de ve 2004 yılının başlarında dolaşan H5N1 virüslerinden farklı olarak, bugünkü H5N1 virüsle­ri, deneysel olarak bulaştırıldıktan fare ve dağ gelincikle­rinde daha öldürücü hastalıklara yol açmakta ve çevrede daha uzun süre canlı kalmaktadır.
Üçüncüsü, görüldüğü kadarıyla, H5N1 virüsü taşıyıcı yelpazesini genişleterek geçmişte kuş gribi virüslerine karşı dirençli oldukları düşünülen memeli türlerine de bulaşmaya ve onları öldürmeye başlamış durumda.

Dördüncüsü, virüsün doğal rezervuarını oluşturan ya­bani su kuşları arasındaki davranışları da değişiyor olabi­lir. 2005 yılının baharında Çin'in ortalarında 6 binden fazla göçmen kuş hastalık oluşturma gücü H5N1 virüsü nedeniyle ölmüştü ve bu son derece sıra dışı bir olaydı. Geçmişte, çok sayıda göçmen kuşun hastalık oluşturma gücü yüksek virüsler nedeniyle öldüğü yalnızca iki örnek var: 1961 yılında Güney Afrika'da (H5N3) ve 2002-2003 faşında Hong Kong'da (H5N1).

Kıtalararası grip salgınları tehlikelidir, çünkü bunlar çok hızlı bir şekilde tüm ülkelere ulaşabilir. Uluslararası bir salgının önüne geçmek mümkün değildir, çünkü vi­rüs, öksürme ya da hapşırma yoluyla çok kolay bir şekil­de başkalarına bulaşabilir. Virüs taşıyıcısı insanların has­talık belirtileri göstermeden önce virüs yaymaya başlama­ları nedeniyle, özellikle uçakla yolculuk eden insanlar hastalığı dünyanın her yanma taşıyabilir.

Kıtalararası bir salgın durumunda hastalığın ne kadar şiddetli olacağı ve kaç ölüme yol açacağı, virüsün ortaya çıkmasından önce tahmin edilemez. Dünya Sağlık Örgü­tü, orta şiddetteki hastalıklara yol açacak bir virüsün 2 milyon ile 7.4 milyon arasında ölüme neden olabileceğini tahmin etmektedir. 1918 yılındaki salgın, en az 40 milyon kişinin ölmesine yol açmıştı. Söz konusu salgın sırasında ABD'deki nüfusun yaklaşık yüzde 2.5'u ölmüştü.

Kus Gribi Salgini ve Hastaligi

Kuş Gribi Salgını, Kuş Gribi 2

Şubat 2003'te, kısa bir süre önce Çin'in güneyini ziyaret etmiş olan Hong Kong'lu bir ailenin iki bireyi H5N1 kuş gribi virüsü nedeniyle hastalandı ve bunlardan biri öldü. Ailenin bir başka çocuğu ziyaret sırasında ölmüştü, ancak ölüm nedeni bilinmiyor.

Yine Şubat 2003'te hastalık oluşturma gücü yüksek H7N7 virüsünün Hollanda'da yol açtığı salgın, iki ay son­ra bir veterinerin ölümüne ve 83 kişinin hafif hastalıklara yakalanmasına yol açtı. Hong Kong'da, çocuklarda, H9N2 virüsünden kaynaklanan hafif hastalıklar 1999 yılında (iki vaka) ve 2003 yılının Aralık ayının ortalarında (bir vaka) görülmüştü. H9N2'nin kuşlardaki hastalık oluştur­ma gücü yüksek değildir.

2004 yılının Ocak ayında, laboratuar sonuçları, Viet­nam'ın kuzeyinde şiddetli solunum yolu hastalıklarına yakalanan insanlarda H5N1 virüsünün bulunduğunu teyit etti.

15 kuş gribi virüsü arasında en tehlikeli olanlarından biri H5N1 virüsüdür. Hızlı mutasyonlara uğrayan H5N1, diğer hayvan türlerine bulaşan virüslerin genlerini alma eğilimine sahiptir. Laboratuar çalışmaları, bu virüsün tecrit edilmiş örneklerinin hastalık oluşturma gücünün yüksek olduğunu ve insanlarda şiddetli hastalıklara yol açabileceklerini göstermiştir. Bu virüsün bulaştığı ve öl­meyen kuşlar en az 10 gün boyunca H5N1 virüsünü ağız­larından ve dışkıları aracılığıyla salgılamakta ve bu da virüsün canlı kümes hayvanı pazarlarında ve göçmen kuşlar arasında yayılmasını kolaylaştırmaktadır.

Bu nedenle, 2003 yılının Aralık ayında Güney Kore'de ortaya çıkıp diğer Asya ülkelerine yayılan H5N1 kökenli ve hastalık oluşturma gücü yüksek kuş gribi salgını bü­yük bir tehlike oluşturmaktadır. H5N1 virüsünün farklı tipleri doğrudan doğruya insanlara bulaşabileceklerini göstermişlerdir. Virüsün kuşlardaki yayılma hızı, doğru­dan doğruya insanlara bulaşma olasılığını yükseltmekte­dir. H5N1 virüsünün zamanla daha fazla sayıda insana bulaşması durumunda, insana özgü grip virüsleriyle kar­şılaşma ve bunlarla birleşerek insandan insana bulaşabi­lecek yeni bir virüs tipi yaratma olasılığı da yükselecektir. Bu tür bir gelişmenin yaşanması durumunda, kıtalararası bir kuş gribi salgını başlayabilecektir.

Kıtalararası kuş gribi salgınlarının ne zaman ortaya çı­kacağı öngörülememektedir. 20. yüzyılın büyük kuş gribi salgınları, 1918-1919 yıllarında dünya ölçeğinde 40-50 milyon insanın ölümüne yol açtığı tahmin edilen büyük grip salgını ile 1957-1958 ve 1968-1969 salgınlarıdır.

Grip uzmanları, 1997 yılında Hong Kong'daki tüm kü­mes hayvanlarının itlaf edilmesinin olası bir kıtalararası bir salgım önlediğini düşünüyor. Ancak 2003 yılının orta­larında Güney Asya'da çıkan H5N1 kökenli salgın, bugü­ne kadar kaydedilmiş olan en etkili salgındır. Tahminen 150 milyon kuşun ölmesine ya da itlaf edilmesine karşın, virüs geniş bir alanda etkili olmaya devam etmektedir. Bugün için, Endonezya ve Vietnam'ın pek çok bölgesi ile Çin, Kamboçya ve Tayland'ın bazı bölgelerinde salgın yaşanmaktadır. Kümes hayvanları arasındaki salgının en erken birkaç yıl içinde kontrol altına alınabileceği tahmin edilmektedir.
Bugüne kadar kümes hayvanlarında H5N1 kökenli has­talık saptanan ülkeler, tarih sırasına göre, şunlardır: Gü­ney Kore, Vietnam, Japonya, Tayland, Kamboçya, Laos, Endonezya, Çin, Malezya, Rusya, Kazakistan, Moğolistan, Türkiye, Romanya, Hırvatistan ve Ukrayna.

Ne tür önlemler alınmalı? Kuş Gribi Roman

Kıtalararası bir salgının ortaya çıkma olasılığını düşür­mek için çeşitli önlemler alınabilir. Öncelikli ihtiyaç, has­talığın kümes hayvanları arasında yayılmasının önlenme­sidir. Böylece, virüsün insanlara bulaşma olasılığı düşü­rülebilir. Yüksek riskli bölgelerdeki kişilerin insanlara özgü grip virüslerine karşı aşılanması, HöNl'in bunlarla birleşerek insandan insana bulaşan yeni bir tür yaratma­sını zorlaştırabilir. Kümes hayvanlarını itlaf eden görevli­ler uygun giysi ve donanım kullanarak virüs bulaşmasına karşı korunmalıdır.

Hayvanlardaki ve insanlardaki grip virüsleri hızlı ve güvenilir bir şekilde teşhis edilebilmektedir. Dünya Sağ­lık Örgütümün uluslararası grip ağına dahil yüksek gü­venlikli tesislerde gerekli testler yapılabilmektedir. İnsan­lardaki grip virüslerinin hemen teşhis edilmesini sağla­yan hızlı testler de bulunmakla birlikte, bunlar yeterince güvenilir değildir. Ayrıca, virüslerin hasta insanlara kuş­lardan mı yoksa insanlardan mı geçtiğini anlamak için laboratuar testlerine ihtiyaç vardır.

Grip aşısı üretiminde ciddi bir deneyim birikimi bu­lunmakla birlikte, yeni bir virüs tipinin ortaya çıkması durumunda, yeni bir aşının geliştirilmesi ve yeterli mik­tarda üretilmesi için en az dört aya ihtiyaç olacaktır.

Kümes hayvanlarında H5N1 virüsünün yayılması, in­san sağlığı açısından iki temel tehlikeye yol açar.

Birincisi, kümes hayvanlarından insanlara doğrudan bulaşan virüsler çok ağır bir hastalığa yol açar. Tür duva­rını aşarak insanlara bulaşan az sayıdaki kuş gribi virü­sünden en fazla ağır hastalık vakasına ve ölüme yol açanı H5NTdir. Solunum sisteminde görece hafif sorunlara yol açan olağan mevsimsel gripten farklı olarak, H5Nl'in yol açtığı hastalıklar sıra dışı bir saldırganlıkla ilerler ve ölüm oranı yüksektir. Viral zatürree ve çok sayıda organın tah­rip olması yaygın olarak görülür. Son salgında, laboratuar teyitli kayıtlara göre, hastalanan insanların yarıdan fazlası öldü. Hastalığa yakalananların çoğu, öncesinde sağlıklı olan çocuklar ve genç yetişkinlerdi.

İkinci ve daha büyük bir tehlike oluşturan risk, virüsün uygun koşullan bularak insandan insana bulaşan bir bi­çime dönüşmesidir. Bu tür bir dönüşümün gerçekleşmesi durumunda kıtalararası bir salgın yaşanabilir.

Bugüne kadar hastalığın insanlara temel olarak hasta kümes hayvanlarıyla ya da hayvanların dışkılarıyla kir­lenmiş yüzey ya da nesnelerle doğrudan temas yoluyla bulaştığı düşünülmektedir. İnsanlardaki vakaların çoğu, kümes hayvanlarının çoğu kez açıkta beslendiği ve ço­cukların kümes hayvanlarına yakın yerlerde oyun oyna­dığı kırsal alanlarda ve kentlerin kenar mahallelerinde görüldü. Hasta kuşlar dışkıları aracılığıyla yüksek mik­tarda virüs yaydıklarından, virüs taşıyan atıklarla ya da bunların kirlettiği nesnelerle temas olasılığı artmaktadır.

H5N1 virüsü insanlara bulaşma olanağını bulduğu sü­rece, bu virüsün insandan insana geçme yeteneğini ka­zanması tehlikesi de sürecektir. Diğer taraftan, aynı virüs kuşlar arasında yayılmaya devam ettiği sürece, insanlara bulaşma olanağını da bulacaktır.

H5N1 virüsünün insandan insana geçen bir alt tipinin ortaya çıkmasının iki temel yolu bulunmaktadır. Birinci­si, insanlara özgü grip virüslerinin taşıyıcılığını yapan insan ya da domuzlara H5N1 virüsünün bulaşması ve virüsler arasında genetik malzeme alışverişi yoluyla in­sandan insana geçen bir H5N1 tipinin ortaya çıkması. Bunun gerçekleşmesi durumunda önüne geçilmesi ola­naksız bir kıtalararası salgın patlak verebilir.

İkinci yol ise, virüsün, çok daha sınırlı mutasyonlar yo­luyla insan hücrelerine bağlanma olanağını kazanması-dır. Sınırlı mutasyonları izlemek daha kolay olduğundan, bu tür bir gelişme karşısında kıtalararası bir salgına karşı önlem almak mümkün olabilir.

Bugüne kadar, H5N1 virüsünün ve diğer kuş gribi vi­rüslerinin insandan insana geçtiği çok az örnek yaşandı. Bunlar da, çok yakın temas halindeki insanlar arasında gerçekleşti. Ancak insandan insana bulaşma örneklerinin çok özenli bir şekilde izlenmesi gerekmektedir. Diğer ta­raftan, bir ailenin birden fazla üyesinin hastalığa yaka­landığı durumlarda, hangilerinin hayvanlardan ya da ortamdan, hangilerinin diğer aile bireylerinden virüs al­dığını saptamak çoğu zaman olanaksızdır. Bu nedenle, özellikle sağlık görevlilerinin izlenmesi büyük önem ta­şımaktadır. İnsandan insana geçiş başladığında, kuş gibi vakalarında hızlı bir artışın yanı sıra sağlık görevlilerine kuş gribi bulaşması vakaları yaşanacaktır.

Kuş Gribi Hakkında Temel Bilgiler

Kuş gribi nedir? Kuş Gribi Nasıl


"Kuş gribi" ya da "tavuk vebası" olarak bilinen "avian influenza", "influenza" adlı virüsün A tipinin yol açtığı, bulaşıcı bir kuş hastalığıdır. Virüsün B ve C tipleri de bulunmakta, ama yalnızca A tipi, kıtalararası (pandemik) salgınlara yol açabilmektedir.

Tüm kuşların kuş gribine yakalanabileceği düşünül­mekle birlikte, bazı türler bu hastalığa karşı diğerlerinden daha dirençlidir. Virüsün bazı türleri daha hafif hastalık­lara yol açarken bazı türleri de yüksek derecede bulaşıcı ve öldürücüdür. Hastalık oluşturma gücü yüksek kuş gribi türleri hızla yayılır, ağır hastalıklara ve hızlı ölümle­re neden olur. Ölüm oranı yüzde 100'e yaklaşabilir.

İnfluenza A virüslerinin 16 tane H ve 9 tane N alt tipi bulunmaktadır. Bunlardan yalnızca H5 ve H7 virüsleri­nin bir bölümünün hastalık oluşturma gücü (patojenite) yüksektir.


Bugün bilindiği kadarıyla, kümes hayvanlarına, H5 ve H7 virüslerinin hastalık oluşturma gücü düşük biçimleri bulaşmaktadır. Ancak hayvan sürüleri içinde dolaşma olanağını bulduklarında, bu virüsler, birkaç ay içinde, mutasyona uğrayarak, hastalık oluşturma gücü yüksek biçimlere evrilebilmektedir. Kümes hayvanlarında H5 ya da H7 virüslerinin saptanması, bu nedenle, ilk hastalık belirtileri hafif bile olsa, ciddi bir tehlike işareti olarak görülür.

Göçmen su kuşları ve özellikle yabanördekleri kuş gribi virüslerinin doğal havuzudur ve bu kuşlar aynı zamanda bulaşıma (enfeksiyon) en dirençli kuşlardır. Tavuklar ve hindiler gibi evcil kümes hayvanları arasında hızlı ölümlere yol açan grip salgınlarının ortaya çıkması daha kolaydır.

Evcil hayvan sürülerinin göçmen yabani su kuşlarıyla doğrudan ya da dolaylı teması, salgın hastalıkların en sık nedenidir. Canlı kuş pazarları da salgın hastalıkların or­taya çıkmasında önemli bir rol oynamıştır.

Kuş gribi neden tehlikeli? Kuş Gribi Belirtileri

Yakın geçmişte yapılan araştırmalar, hastalık oluşturma gücü düşük virüslerin kümes hayvanları arasındaki kısa bir dolaşma süresinin ardından hastalık oluşturma gücü yüksek virüslere dönüşebildiklerini göstermiştir. ABD'de 1983-84 yıllarında ortaya çıkan bir salgın sırasında, H5N2 virüsü başlangıçta az sayıda ölüme yol açmış, ama altı ay içinde hastalık oluşturma gücü artmış ve ölüm oranı yüzde 90'a yaklaşmıştır. Bu salgının denetim altına alına­bilmesi için 17 milyondan fazla kanatlı hayvan itlaf edil­miştir. İtalya'da ise, 1999-2001 yıllarındaki bir salgın sıra­sında, H7N1 virüsü 9 ay içinde hastalık oluşturma gücü yüksek bir biçime dönüşmüş ve 13 milyondan fazla ka­natlı hayvan ölmüş ya da itlaf edilmiştir.

Virüsün bulaştığı çiftliklerin karantinaya alınması ve hastalanmış ya da virüs bulaşma riski taşıyan sürülerin itlaf edilmesi, salgınla mücadelenin standart biçimidir. Fazlasıyla bulaşıcı olan grip virüsleri, çiftlikler arasında, tarımsal ekipman, araçlar, yemler, kafesler ya da giysiler aracılığıyla bile taşınabilmektedir. Hastalık oluşturma gücü yüksek virüsler, özellikle düşük sıcaklıklarda, canlı­lıklarını çok uzun süre koruyabilirler. Yapılan araştırma­lar, son yıllarda dünya gündeminde olan H5N1 virüsü­nün, düşük sıcaklıklarda (4°C), kuş dışkılarında en az 35 gün boyunca canlı kalabildiğini göstermiştir.

İnsanlarda mevsimsel salgınlara yol açanları da dahil olmak üzere A tipi grip virüslerinin tümü genetik açıdan gevşek bir yapıya sahiptir ve bunlar genetik bilgilerin kopyalanması sırasında hataları önleyen mekanizmalar­dan yoksundur. Bu nedenle, taşıyıcılarının savunma sis­temlerini kolaylıkla aşarlar.

Grip virüslerinin genetik yapılarının sık ve sürekli de­ğişmesi, sürekli izlemeyi ve grip aşılarının bileşiminin her yıl düzeltilmesini gerekli kılar. Dünya Sağlık Örgütü, 1947'den bu yana, bir Küresel Grip Programı'na sahiptir.

Grip virüslerinin halk sağlığı açısından ciddi bir tehdit oluşturan bir başka özellikleri daha vardır: A tipi grip virüsleri genetik malzeme alışverişi yapabilir ve birleşebilirler. Bu tür durumlarda, ebeveynlik yapan virüslerden farklı yeni alt tipler ortaya çıkar. Virüslerin taşıyıcılığını yapan insanların bu yeni alt tiplere bağışıklığı bulunma­yacağından, öldürücü kıtalararası salgınlar olası hale ge­lir. Bunun gerçekleşmesi için, yeni alt tiplerin, insandan insana bulaşabilen grip virüslerinin genlerine sahip olma­ları gerekir.

Kuş Gribinden

Hem kuş hem de memeli virüslerinin bulaşabildiği do­muzlar, insan ve kuş virüslerine ait genetik malzemenin birleşerek yeni bir alt tip yaratması için gerekli "karıştır­ma teknesi" olarak işlev görebilmektedir. Ancak yakın geçmişte ikinci bir mekanizmanın daha bulunduğu sap­tanmıştır: Kanatlılar arasında dolaşan 15 kuş gribi virüs tipinden en azından bazıları için insanlar da bir "karış­tırma teknesi" olarak işlev görebilmektedir.

Kuş gribi virüsleri, normalde, kuşlar ve domuzlar dışın­daki türlere bulaşmaz. Kuş gribi virüslerinin insanlara bulaşması, ilk olarak, 1997 yılında, Hong Kong'da kayıtla­ra geçti. H5N1 virüsü 18 insanda hastalığa yol açtı ve bunların 6'sı öldü. Aynı dönemde Hong Kong'un kümes hayvanları arasında hastalık oluşturma gücü yüksek bir kuş gribi salgını vardı.

Yapılan yoğun araştırmalar sonucunda, hastalığın in­sanlara bulaşmasının nedeninin, virüsün bulaştığı kümes hayvanlarıyla yakın temas olduğu saptandı. Genetik araş­tırmalar, virüsün doğrudan doğruya kuşlardan insanlara sıçradığını gösterdi. Virüs, sağlık çalışanlarına da sınırlı ölçülerde de olsa bulaşmış, ancak ciddi hastalıklara yol açmamıştı.

Üç gün içinde Hong Kong'daki tüm kümes hayvanları­nın (tahminen yaklaşık 1.5 milyon kanatlı) itlaf edilmesi insanlara virüs geçişi olasılığını düşürürken, olası bir kı­talararası salgını engelledi.

Kus Gribi (H5N1) Virusu Anasayfa

Kuş gribi nedir?

Kuş Gribi Salgını

Kuş Gribi Riski

Kuş Gribi Virüsü ve İnsana Bulaşması

H5N1 Virüsü, Pandemi ve Epidemi

Kuş Gribi Salgınına Karşı Önlemler

Kuş Gribinin İnsana Bulaşması

Kuş Gribiyle İlgili Sık Sorulan Sorular

Kuş Gribi ve İlaç Şirketleri

Kuş Gribinin Türkiye'ye Zararları

Kuş Gribi ve Tamiflu

Kuş Gribinde Hükümetin Hataları

Kuş Gribinden Korunmak

Kuş Gribi Salgınında Alınacak Önlemler

Meme Kanseri Ameliyati

Meme Kanseri Ameliyatı

Hastanıza "memenizi almamız gerekiyor" dediğinizde, hastalarınızda gözlediğiniz tepkiler nelerdir? Siz neler his­sediyorsunuz? Bununla ilgili yaşadığınız ve sizde etki bıra­kan bir anı var mı?


Bu çok nazik bir durum gerçekten. Genel olarak insan­lar vücutlarının içinde olup bitenle pek de ilgilenmiyorlar. Ama söz konusu vücudun dışı olunca durum yüz seksen derece değişiyor. Bilirsiniz, dünyanın en önemli ameliyatını yapmışsınızdır, ama hastanın ilgisi karnına atılan dikişlere dönüktür.

Gerek hastadan gerekse hasta yakınlarından duymaya alıştığımız ilk soru genellikle "kaç dikişim var?" olur. Bu­nu garip karşılamamak gerekir. Vücudun dışında olanlar ilk olarak göze çarptığından bu durum bence çok insani bir tepki. İşte bu sebeple cerrahi sorunlar tarihin en erken dönemlerinden beri insanların ilgi merkezinde olmuş, ilk yapılan tedaviler hep cerrahi müdahaleler şeklinde olmuş­tur. Bu nedenle iş bir de gelip kadın memesine dayandığın­da her şey daha da karmaşık hale geliyor.

Bir kadına her türlü ameliyatı kolaylıkla kabul ettirebi­lirsiniz. İkna olma ve metanet göstermesi açısından erkek­lerden daha anlayışlılar, ancak konu meme olunca her şey değişiyor. Değil memesini almak, olası bir biyopsi girişi­minden bahsetmek bile zor oluyor. Böyle olunca bir kadına memesini almak zorunda olduğumuzu söylemek, en hafifinden yorucu bir eylem haline geliyor.

Meme Kanseri Ameliyat

Bu da anlaşılabilir bir durum tabii ki. Meme sadece bir organ olmaktan öte bir anlam taşıyor; doğurganlığı, bes­lenmeyi, bereketi simgeliyor. Bu simgeler genlerimize ka­dar işlemiş durumda. Meme kadının gururu, kadın kendi­ni onsuz düşünemiyor. Esasen sadece kadın değil, erkek de aynı şekilde düşünüyor. Böyle olunca da meme kanseri olan bir hastada en zor şey, hastayı hastalığına ve tedavisi­ne ikna etmek. Hasta bir kez kabullendikten sonra her şey çok kolay ilerliyor.

Bu konuda size çarpıcı bir örnek vermek istiyorum. Şimdi size parça parça sunacağım satırlar, daha önce meme kanseri ile ilgili bir kitabımızda bizim için anılarını aktar­mayı kabul eden bir meme kanserli hastamıza ait. Sanırım bu satırları okuduktan sonra gerek "memenizde kanser var" diyen doktorun, gerekse de bunu duyan kadının o kritik anlarda neler hissettiğini çok daha iyi anlayacaksınız: "'Feleğin tokadı' denen bir şey söylenirdi. Ne olduğu­nu yüzüme inmesi ile anladım. Bu nasıl bir ağır tokattı Ya-rabbim! İnsanın tüm varlığını titretiyordu. Kimseyi ya­nımda istemedim. Odama çekildim. Bir kova kaynar su düşünün, bu başınızdan aşağıya boca edilmiyor; damla damla yüreğinize akıp her karesini yakıyor, dağlıyor...

Üç gün evimde oturup dinlenememiştim. Nereden ne­reye geldiğimi, nasıl inişli, yokuşlu bir hayat sürdüğümü, elimde kalanın ne olduğunu, elimden kayıp gidenin ne ol­duğunu düşünüp, kendimle yüzleşememiştim. Ama yüzü­me adı kanser olan bir tokat yemiştim...

Dünyam başıma yıkılmıştı. Hem benim sıhhatimden hiçbir şikâyetim de yoktu. Nereden çıkmıştı bu hastalık? Sanki bir ormandaydım da ormanın bütün ağustos böcek­leri beynime yerleşmiş, çıkardıkları ses cümbüşü ile duyma ve algılama yeteneklerimi kaybetmiştim. Kalbim çarpmayı mı unutmuştu, yoksa çok hızlı çarpıyordu da hissetmiyor muydum?

Vücudumdaki eksiklik içimi yakıyordu. Kadının bir vücut şekli vardır. Kadınlığını simgeleyen şeylerden biri, hatta en önemlisi göğüsleridir. Vücudunu ahenkli gösteren memeler, Allah tarafından kadına takılmış iki mücevher gibidir, birinin yokluğu ise bu ahengi bozar."

Ameliyat öncesi ve sonrası herhangi bir psikolojik des­tek veriliyor mu?

Göğüs Kanseri Ameliyatı

Meme kanseri daha öncede vurguladığım gibi basit bir tıbbi sorun olmanın çok ötesinde, ciddi bir sosyal sorun­dur aslında. Meme kadınlığın en belirgin ifadelerinden bi­risi ve tekrar söylemek gerekir ki insanlığın binlerce yıllık geçmişinde her zaman bereketin ve doğurganlığın simgesi olarak kullanılagelmiş.

Dolayısıyla böyle bir hastalığın, herhangi bir organa yönelik tıbbi veya cerrahi girişimde olduğu derecede meka­nik bir gözle bakılması söz konusu olamaz. Hem hastanın kendisi hem de hastanın yakınları (eşi, anne-babası, çocuk­ları) ciddi bir travma yaşıyorlar. Genelde hastanın ilk tep­kisi "teşhis yanlıştır belki" oluyor. Bu sebeple mutlaka bir­kaç farklı merkezde tanıdan emin olmaya çalışıyorlar. Ta­nıdan emin olup da artık gerçeklerle yüz yüze gelince, has­ta kendisini ve kaderini sorgulayarak, "neden ben?" diye sormaya başlıyor. Arkasından da ölüm korkusu ile birlikte ciddi bir stres içine giriyor. Daha sonra tedavinin çeşitli aşamalarında (cerrahi, kemoterapi, radyoterapi) farklı depresyon ve anksiyete bozuklukları gelişebiliyor.

Tüm bu süreçler boyunca, hastanın tüm yaşamında köklü etkilenmeler oluşuyor. Günlük yaşantısındaki basit alışkanlıklardan tutun da çevresi ile ilişkileri, çalışma ha- yatı ve cinsel hayatına kadar birçok alanda bu etkileri güç­lü bir şekilde hissediyor hasta.

Meme kanserini, örneğin basit bir safra kesesi ameliya­tı ile bir tutmamak gerekir. Bu nedenle hem tanı konduğu andan ameliyata kadar, hem de ameliyattan sonraki tedavi süreçlerinde ciddi bir psikolojik destek gerekiyor. Bu amaçla psikiyatristle görüşmelerden, ilaç desteği ve grup terapilerine kadar giden yöntemler kullanılıyor.

Hastanın psikolojisi açısından bunu ilk olarak hastanın ailesine söylemek mi daha doğru, yoksa doğrudan hastaya söylemek mi?

Bu da kritik tercihlerden birisi. Bu tercihin belirli bir şablonu yok. Genellikle hasta neyi duymak, neyi duyma­mak istediğini davranışları ile size bildirir veya hasta ya­kınları hastadan önce size hangi yolu seçeceğinize dair önerilerde bulunurlar. Başlangıçta hasta yakınları ile işbir­liğinde yarar görüyorum. Başlangıçta yuvarlak sözler söy­lenebilir, ancak özellikle biyopsi ile tanı konduktan sonra hastaya bilgi verilmeli.

Eğer hasta sizi anlayabilecek entelektüel yapıya sahip­se, en doğrusu hastalığını daha başlangıçta kendisine söy­lemek, çünkü aslında bu durum ciddi bir etik sorun yara­tabilir. Hastanın hastalığını bilmesi onun en doğal hakkı­dır ve bundan sonraki hayatını planlaması açısından böy­lesine kritik bir bilginin kendisine verilmemesi etik olarak mümkün değil.

Aslında bizim Doğulu geleneklerimiz, Batılı toplumla­rın gerçekçiliğine bakılarak çok daha naiftir. Batılı top­lumlarda gerçeğin kendisini duymak insanları bizdeki ka­dar rahatsız etmediğinden, onlar bu etik sorunu halletmiş gibi görünüyorlar. Bizde ise özellikle hekimlikte hâlâ "ba­bacı" dediğimiz yaklaşım devam ediyor. Hasta adına karar almak, hastaya nelerin söylenip, nelerin gizleneceğine karar vermek, bizim toplumumuzdaki hekimlik anlayışın­da oldukça yaygın. Temel olarak kötü niyetli bir yaklaşım olmamakla birlikte, artık insanların kişisel haklarının ön planda olduğu günümüzde geçerliliğini kaybettiğini kabul etmemiz gerekiyor.

Hastanın, neyin yararına-neyin zararına olduğuna ken­disinin karar vermesi ön planda olmalı. Hekimin bu aşa­madaki rolü, teknik bilgileri verip, hastaya uygun tedavi seçeneklerini sıralaması ile sınırlı olmak zorunda artık. Ama hekimin böyle düşünmesi yetmiyor. Günümüzde hâ­lâ hastanın veya yakınlarının düşüncesi, hekimin bir şeyle­ri gizlemiş olacağı yolunda oluyor. Çoğunlukla hasta oda­dan çıktıktan sonra bir yakını geri gelip hekime başka söyleyeceği bir şeyin olup-olmadığını soruyor.

Tüm bu nedenlerle ben, hastanın hastalığını kendisine söyleme eğilimindeyim. Bunu yaparken her seferinde has­ta ve yakınlarına, "Bu söylediklerimden başka bir gerçek yok, elimde hangi bilgiler varsa hepsini sizlerle paylaşıyo­rum. Lütfen aklınızda başka gerçeklerin var olduğu gibi bir düşünce kalmasın"diyorum. Hatta, "Onlar eski Türk filmlerinde oluyordu, artık yok böyle şeyler" diye ekleme ihtiyacı hissediyorum.

Yine de tıbbi gerçeklerle ilgili tüm bilgileri hastaya söy­lemek mutlak bir kural değil. Hastanın tıbbi koşullarına, bedensel ve ruhsal durumuna destek olacağından emin olunursa, bir süreliğine de olsa hastanın gerçek tıbbi duru­mu kendine söylenmeyebilir.

Göğüs Kanseri Ameliyat

Hastalarınızın ailesi böyle bir durum karşısında nasıl bir tepki veriyor ve sizce nasıl bir tepki verilmeli? Hasta ve yakınlarının böyle bir durumu kolay atlatabilmeleri için siz neler önerebilirsiniz?

Genel olarak hasta yakınları, özellikle de hastanın eşi yıkılıyor. Bu anlamda ilk şoku atlattıktan sonra kadınlar daha metanetliler. Ancak özellikle eşler, belki de ellerinden başka bir şey gelmeyeceği yetersizliği ile ne yapacaklarını şaşırıyorlar.

Kanser, günümüzün en büyük korkusu olmaya devam ediyor. Genel olarak tüm kanserler aynı kefeye konuyor ve "kanser = tedavisi olmayan hastalık = ölüm" genellemesi akıllardan çıkmıyor. Oysa her şeyden önce tüm kanserler aynı değil. Sonra kanser bazı türlerde gerçekten de tedavisi imkânsız bir hastalık olmaktan çıktı; hem tıbbın ilerlemesi hem de teknolojinin yükselişi sayesinde çok çeşitli tedavi imkânları var önümüzde.

Aslında bu şansı biraz da bu konuda çeşitli bilimsel ça­lışmalar yapılmasına yardımcı olan hastalara borçluyuz. Eğer bilimsel şüphe ve araştırmalar (ve tabii ki bu araştır­malara katılan gönüllüler) olmasaydı biz hâlâ tarih önce­sinde olduğu gibi yaraları dağlamaya devam ediyor olur­duk.

Bu bilgiler ışığında hasta ve hasta yakınlarının verdiği tepki aslında oldukça abartılı oluyor; çünkü meme kanseri geçmiş zamanda "komşu teyzelerde" gördüğümüz "amansız hastalık" olmaktan çıkalı epey oldu. Artık "me­me kanseri" denildiğinde, tedavisi mümkün olan ve hasta­ların yaşam sürelerinin çok uzadığı bir hastalık aklımıza gelmeli. Hem yaşam sürelerinde hem de hayat konforunda tahmin edilmeyecek kadar büyük aşamalar kaydedilmiş durumda.

Şunu kesinlikle ve rahatlıkla söyleyebilirim ki artık me­me kanseri tıp camiasında, karşısında çaresiz kalınan bir hastalık değil. Tabii ki özel şartlarda, özellikle de ilerlemiş durumlarda, elimizden çok fazla bir şey gelmiyor. Ancak erken dönemde yakalanan meme kanserlerinde sonuçlar oldukça yüz güldürücü.

Burada hastaların veya yakınlarının kendilerini perişan etmemelerinin tek bir yolu var: Meme kanseri gerçeğini kabul etmek, bu konu ile ilgili özellikle halka yönelik ola­rak yapılan bilimsel toplantıları takip etmek, gerektiğinde uzmanlardan bilgi almak. Böylece meme kanserinin aslın­da korkulacak bir hastalık olmadığını ama bunun için kanserin erken dönemde yakalanması gerektiğini bilebile­ceklerdir. Erken dönemde yakalamanın yolunun da gerekli tarama programlarına katılmaktan geçtiği bilindiğinde korkacak bir şey kalmayacaktır.

Bizim hastalarımızın en çok kafasını karıştıran şey; çay sohbetlerinde veya dost meclislerinde bu konularda otori­te gibi konuşan, bireysel deneyimleri genel kurallar gibi anlatmayı seven, insanların korkularını körüklemekten haz alan kişilerin söyledikleri oluyor. Böyle kişilerin söyle­dikleri ile kafası karışan hastalar genel olarak, "dediler ki" diye söze başlıyorlar. O zaman biz de hastaya "ne söy­lendiğinden" önce "kimin söylediğini" soruyoruz. Aldığı­mız cevap neredeyse hiç değişmeden "bir arkadaş" veya "bir tanıdık" oluyor.

Bu aşamada akıldan çıkarılmaması gereken bir konu da bilimsel gerçeklerin dışına çıkan söylemlerden ve uygu­lamalardan uzak durmak gerektiğidir. Özellikle "alternatif tıp" denilen yöntemlere ve bilimsel yetkinliği ispatlanma­mış gazete, dergi, televizyon yayınlarına şüpheyle bakmak gerektiği gerçeğinin altını çizmek istiyorum. Konusunda uzman olmayan kimselerin söylediklerinin bir geçerliliği olmadığını, her hastalığın ve her tedavinin her hastada farklı sonuçlar yaratabileceğini unutmamak gerekiyor.

Son olarak neler söylemek istersiniz? Bence tüm bu konuşmalardan ilk çıkarılacak sonuç, meme kanserinin artık korkulacak bir hastalık olmaktan çıkmış olduğu. Elli yıl önce meme kanseri tanısı kondu­ğunda, hastanın hayatından hemen ümit kesilmekteydi. Ancak bugün meme kanseri olan hastaların büyük çoğun­luğuna yeni bir meme yaptırmasını öneriyoruz. Bu bile tek başına artık meme kanseri olan kadının hayatından umu­dumuzu kesmediğimizi, aksine yeni bir meme yapılmasına değecek kadar uzun süre yaşayacağına inandığımızı göste­riyor.

Tabii "bu dönüşüm nasıl oldu?" derseniz, cevabım sa­dece "erken tanı" olacaktır. Hem gelişen teknolojinin tanı yöntemlerine getirdiği inanılmaz olanaklar hem de insan­ların gün geçtikçe bilinçlenerek tarama programlarına gö­nüllü olarak başvurmaları erken tanıyı olanaklı hale getir­di. Bugün meme kanserinin görülme sıklığında yaşadığı­mız artışın ana sebebi, daha önce de belirttiğim gibi artık daha çok kadının bilinçli olarak meme kontrollerini yap­tırması ve kendisini muayene etmesidir. Bu artışın en olumlu sonucu doğaldır ki kanserin çok daha erken aşa­malarda saptanabilir hale gelmesi oldu.

Erken tanının en büyük getirişi de tedavi seçenekleri­nin çeşitlenmesi oldu. Erken tanı sayesinde artık kanser çok daha küçük boyutlarda, hatta bazen daha ele gel­meden mamografi gibi yöntemlerle saptanabilmekte. Böylece cerrahinin boyutları küçüldü ve uygun hasta­larda etrafında bir miktar normal meme dokusu ile bir­likte sadece kitlenin alınması gibi bir seçenek ortaya çıktı. Memenin tamamının alınması durumunda birçok yeni meme yapımı yöntemi ortaya kondu. Yine erken dönemde yakalanan kanserlerde, koltuk altı lenf dü­ğümlerinin temizlenmesine gerek olmayan durumlar oluştu. Ayrıca ameliyat öncesinde yapılan kemoterapilerle kitle küçültülerek ameliyatın genişliği azaltılabilir hale geldi.

Tüm bu ilerlemeler sayesinde, hem meme kanseri nede­niyle ölüm oranları azaldı, hem yaşam süreleri uzadı ve hem de konforlu bir hayat sürme imkânı ortaya çıktı. As­lına bakarsanız bu ilerlemelerin önemli bir kısmını, geçmiş zamanda kendisini bilimsel araştırmalara emanet etmiş olan cesur kadınlara borçluyuz. Eğer onların desteği olma­saydı, meme kanseri hâlâ antik çağlarda olduğu gibi dağ­lanarak tedavi ediliyor olabilirdi.

Bugün hâlâ bu cesur ve öncü kadınların sayesinde araştırmalar devam etmekte. Belki de yakın gelecekte me­me kanserinin tedavisinde cerrahi seçenekler iyice geri pla­na itilecek ve "minimal invaziv" veya "hedefe yönelik" adı verilen yöntemlerle, çok daha küçük girişimlerle, me­me kanseri hayatımızın önemli bir sorunu olmaktan tama­men çıkacak. Belki de sadece genetik uygulamalarla sorun halledilecek.

Bu nedenle meme kanserinden korkmamak gerekiyor. Asıl korkulması gereken, erken dönemde saptamak, uzun ve konforlu bir hayat sürmek imkânı varken, kelimenin tam anlamıyla kafamızı kuma gömerek, hastalığı görmez­den gelmek olmalı.

Meme Kanseriyle İlgili Branslar

Meme Kanseriyle İlgili Branşlar

Meme kanseri ile ilgilenen branşlar hangileridir? Hangi branşlarda hastanın düzenli takibi gereklidir? Memesinde kanser saptanan bir kadın, başlangıçta çok küçük bir hekim grubuyla karşılaşır. Bunlar da genellikle cerrah ve radyologdur. Ancak aslında hasta, bir meme po­likliniğine başvurduktan sonra arkada dev bir mekanizma çalışmaya başlamıştır. Bu mekanizmanın önce görünen ilk figürleri biraz evvel de bahsettiğim gibi cerrah ve radyo­logdur. Ama biyopsi alınması ile birlikte arka planda pa­tolog devreye girer.

Organize çalışan merkezlerde cerrah, radyolog, pato­log ve onkolog çıkan sonuçları birlikte değerlendirirler. Böylece hastanın tedavi planı ortaya konur. Burada hasta­nın öncelikle ameliyat mı olacağına, yoksa kemoterapi mi alacağına karar verilir. Bu aşamada bir kadın doğum uzmanı da hastayı kontrol ederek jinekolojik yönden değer­lendirir. Hasta eğer ameliyat edilecekse, cerrah hastaya uy­gun ameliyat seçeneklerini sunar ve hastanın da onayını alarak yapılacak ameliyata karar verilir.

Aynı zamanda yeni meme yapımı ile ilgili olarak, gere­kirse bir onkoplastik cerrah hastaya açıklamalarda bulu­nur. Böylece hastaya yeni bir meme yapılıp-yapılamayaca-ğı, yapılabilecekse aynı ameliyatta mı, yoksa daha sonra mı yapılacağına karar verilir. Yine bu aşamada eğer koltuk altı lenf düğümlerine yönelik bir işlem yapılacaksa devreye nükleer tıp uzmanı girer.
Tüm bu işlemler sırasında hem hasta hem de (eğer var­sa) eşi, psikiyatri uzmanı tarafından değerlendirilir ve te­davi aşamalarında verilecek psikolojik destek planlanır. Yine hasta henüz ameliyat olmadan fizik tedavi uzmanı tarafından değerlendirilir ve yapılacak ameliyata göre ameliyattan sonra yapması gereken egzersizlere yönelik bilgi verilir.

Ameliyattan sonra alınan meme ve diğer örnekler pa­tolog tarafından incelenir. Hastaya ait tüm bilgiler cerrah, medikal onkolog, radyasyon onkologu, patolog ve radyo­logun olduğu bir toplantıda değerlendirilir. Burada hasta­ya uygulanacak tedavi takvimi belirlenir ve sonuç cerrah tarafından hastaya bildirilerek onayı alındıktan sonra te­daviye geçilir. Bu aşamada fizik tedavi uzmanı ve psikiyat-rist hastayı yeniden değerlendirerek, egzersiz ve takip pro­tokollerini oluştururlar.
Sonra da hastaya onkolog ve cerrah gözetiminde gele­ceği takip protokolü bildirilerek takibe alınır.
Görüldüğü gibi ideal bir şekilde planlandığında olduk­ça yoğun bir grup tarafından ve düzenli olarak kontrol edilmesi gereken bir konudur meme kanseri.

Bu branşlara hastayı doktor mu yönlendiriyor, nasıl bir program uygulanıyor?
Tüm bu planlamaların bir merkez tarafından yapılması en ideali. Meme kanserinin sıklıkla görüldüğü İskandinav ülkelerinde böyle idealize edilmiş merkezler oldukça etkili bir şekilde işletilmekte. Bizim ülkemizde bizim de oluştur­duğumuz bir-iki merkez dışında bu tür yerler pek bulun­muyor.
Böyle bir organizasyonun merkezinde hastayı klinik olarak ilk değerlendiren ve hastalığını haber veren cerrah bulunuyor. Hasta ilk olarak bir genel cerrahi veya meme polikliniğine başvurduğu için temel olarak hastadan birin­ci derecede sorumlu hekim cerrahın kendisi oluyor. Gerek tanı aşamasında ve gerekse tedavi aşamasında hastanın gi­deceği ve görüşeceği hekimleri cerrah konsülte edip planlı­yor.

Ameliyat sonrasında fizik tedaviden bahsettiniz. Neden fizik tedavi yapılıyor, fizik tedavi her zaman gerekli midir?
Eğer koltuk altı lenf düğümleri de temizlenmişse meme ameliyatlarından sonra en sık gördüğümüz şikâyetler, kısa vadede omuz ve kol ağrıları ve hareket kısıtlılıkları oluyor. Aynı zamanda orta ve uzun vadede de kol ödemleri ortaya çıkabiliyor. Öyle ki ameliyatın yapıldığı taraftaki kolun kalınlığı bacağın kalınlığını geçebiliyor.

Aslında basit egzersiz önlemleri ile geçebilecek bu du­rum hastanın hayat kalitesini olumsuz yönde etkiliyor. Ar­tık bir kez ödem oluştuktan sonra hastanın o taraftaki ko­lunu kullanmasına kısıtlamalar getiriliyor. Örneğin o kolu ile ağır yük taşımaması, ağır işler yapmaması, manikür yaptırmaması, o kolundan tansiyon ölçtürmemesi, iğne yaptırmaması, o taraftaki elini-kolunu yakmaması, iltihap kaptırmaması için uyarılarda bulunuluyor.

Özellikle de kol ödemi ortaya çıktıktan sonra geri dö­nüşü oldukça zor. O nedenle daha ödem oluşmadan ön­lem almak gerekiyor. Bu nedenle hastaya ameliyat önce­sinde ve sonrasında alınan fizik tedavi önlemleri çok bü­yük önem kazanıyor. Ameliyatın hemen ertesinde lastik top sıkma hareketleri ile başlatılan egzersizler, ilerleyen günlerde belirli bir plan dahilinde hastaya veriliyor ve ola­sı bir ödemin önüne geçilmeye çalışılıyor.

Meme Kanseri Bitkisel Tedavisi

Meme Kanserinin Bitkisel Tedavisi

Alternatif tıbbı önerir misiniz hastalarınıza? Mesela yoğurt ve çökeleğin meme kanseri riskini azalttığını duy­dum, bu konudaki düşünceleriniz nelerdir? Alternatif tıp günümüzde çok popüler oldu. Aslına ba­karsanız, "alternatif tıp" kavramı ile önümüze sunulanlar, tıp tarihinin geçirdiği binlerce yıllık evrim içerisinde ortaya çıkmış ve kendisine çeşitli uygulama alanları bulmuştur. Bu anlamda Çin ve Hint tıbbı binlerce yıl önce alternatif uygulamalar kullanıyordu. Her sorunun çözümünün do­ğada olduğu düşüncesi antik dönem tıbbından ve sonra­sında da Hipokrat'ın söylemlerinden bize miras kalmıştır. Zaten onlar da tıp tarihi içindeki masalsı yerlerini günü­müzde çoktan almışlardır.

Ancak günümüzün bilimsel yöntemlerinin onaylamadı­ğı "ampirik," yani "günübirlik" uygulamaları kabul etme­miz söz konusu olamaz. Yoğurt, çökelek, ısırgan otu veya benzeri gıdaların alınmasının hiçbir zararı yok, ancak "yararı var mı" sorusunun bilimsel bir cevabı olmadığından, sağlıklı beslenme adına bunların yenilmesine kimsenin iti­razı olamaz.

Bu nedenle kişisel kanser deneyimlerinin öne çıkarıla­rak, bilimsel formata uymayan araştırmalarla, sonuçları bilim dünyasında hiçbir şekilde ciddiye alınmayan başarı öykülerinin anlatılması en hafif deyimiyle, "umut tacirli­ği "dir. Bugün bilim dünyasında ağırlığı olan hiçbir tıbbi dergi veya kitapta "yoğurt yerseniz kanser olma olasılığı­nız şu kadar azalır," "ısırgan otu yiyenler ölümsüzlük iksi­rini bulmuş demektir" şeklinde makalelere rastlayamazsı­nız. Bunlar magazinel varsayımlardır.

Örneğin ısırgan otu ile ilgili ilk yazılı bilgiler, M.Ö. 400'lü yıllarda yaşayan Hipokrat'a kadar uzanıyor. Sonra­sında da M.S. 1. yüzyılda Dioskorides tarafından yazılan Tıbbi Maddeler (Materia Medica) adlı kitabında adı geçi­yor. Böylesine iddialı bir bitki ile ilgili yapılan ilk Türkçe çalışma ise ancak 1940'larda yayınlanmış. Böylesine yay­gın kullanılan bir bitkinin, neredeyse iki bin beş yüz sene­den beri kullanılması ama buna karşın üzerinde doyurucu bir Türkçe çalışma olmaması, üzerinde ciddiyetle düşünül­mesi gereken bir durum.

Temel olarak, doğadan faydalanılarak üretilen ilaç ve tedavi edici yöntemlere kimsenin itirazı olamaz, ancak bunlar bilimsel temeller üzerine oturtulmadıkça yarar de­ğil, zarar verir. Bunun en dramatik örneğini 80'lerde orta­ya çıkan zakkum furyasında, insanların zakkumu kayna­tıp suyunu içerek hayatlarını kaybetmelerinde yaşadık.

Hasta bu aşamaya gelinceye kadar birçok doktor has­taya müdahale ediyor. Hasta takibini hangi doktora dü­zenli olarak yaptıracak? Hasta hangi doktora gidecek? Bunu doktor hastanın kendisine söylüyor mu, "sizin dü­zenli takibinizi ben yapacağım, tum tetkiklerinizi bana ge­tireceksiniz" diye?
Bu da yine karışık bir konu ve her ülkenin kendi dü­zenlemeleri farklı. Örneğin aile hekimliği ve semt polikli­nikleri sisteminin gerçekten oturmuş bir şekilde uygulan­dığı ülkelerde olağan kontrolleri, bu merkezlerdeki aile he­kimleri veya pratisyen hekimler yapıyor.

Amerika'daki eğilim, onkologların takip etmesinden yana, ancak bizim ülkemizde bu konuda hâlâ ciddi bir karmaşa var. Genel olarak hasta onkologun takibine giri­yor, ancak bir yandan da hastayı ameliyat eden cerrahın da takibe dahil olması gerekli. Bu nedenle hasta bazen ki­me gideceğini şaşırıyor.

Ama Türkiye'de var olan nadir merkezlerde, bu konu­da ortak bir fikir birliğine ve takipte eş zamanlılığa dikkat ediliyor. Böylece hastaya gereksiz birtakım tetkiklerin ya­pılması önlenmiş oluyor. Bu durum kime gideceği konu­sunda kafası karışan hastanın bir süre sonra takibi bırak­masını da engelliyor. Bu tür merkezlerde hasta onkologla, ameliyatı yapan cerrahın ortak takibinde oluyor. Gereken tetkikleri sadece birisi istiyor ve hasta bu tetkiklerle ikisini de görüyor. Çok ideal bir yöntem olmamakla birlikte, mevcut şartlarda hastanın takibini aksatmaması bakımın­dan uygun bir yöntem olarak kabul edilebilir.

Hastanın gelip gelmediği kontrol ediliyor mu? Hasta ne kadar sıklıkla kontrole geliyor?
Genel olarak böyle bir çağrı sistemi bulunmuyor. Ama yine İskandinav tipi meme merkezleri düzenlemesine giden merkezlerde, hastaların kayıtları düzenli olarak tutuluyor ve takibe gelip-gelmediği kontrol edilebiliyor. İmkânlar el­verdiğince takibe çağrılıyor. Ancak yine de bu sistemler şimdilik tam organize olmaktan çok, bireysel gayretle yü­rüyor açıkçası.

Hasta kontrole geldiğinde hangi tetkikler isteniliyor? Her zaman aynı tetkikler mi yapılıyor?
Hastaya kontrol için yapılan tetkikler öncelikle hastalı­ğının aşamasına ve gördüğü tedaviye göre değişiklikler gösteriyor.

Her durumda hastanın hikâyesi kapsamlı olarak alını­yor ve not ediliyor. Yine her durumda mutlaka ayrıntılı bir muayene yapılıyor. Muayene, hastanın tüm vücut muaye­nesi ile birlikte yoğun olarak sağlam memesine ve ameli­yat yerine yönelik olarak yapılıyor.

Her yıl sağlam memeye yönelik mamografi uygulanı­yor. Eğer muayene ve mamografi sonrası ihtiyaç duyulur­sa ultrason da tetkiklere eklenebiliyor.

Hastaya tamoksifen ile hormon tedavisi yapılıyorsa, o zaman jinekolojik muayene ve rahim ağzından sürüntü testi de isteniyor. Yine hormon alan kadınlarda henüz me­nopoza girmemişlerse, kemik yoğunluğu ölçümü de ekle­niyor tetkiklere. Katarakt ve görme problemi varsa göz muayenesi yapılıyor. Ayrıca hastanın alınan hikâyesinde süreklilik arz eden halsizlik, yorgunluk, sarılık, kemik ağ­rısı gibi yeni ortaya çıkan birtakım şikâyetler varsa, onlara yönelik tetkikler ekleniyor.

Gogus Kanseri Tedavisi Sonrasi

Göğüs Kanseri Tedavisi Sonrası Süreci

Tedavi sürecinde nasıl bir yol izlenir? Diyelim bir hasta size geldi, tanı konuldu; meme kanseri. Bundan sonraki süreçler nelerdir? Mesela önce ilaç tedavisi, iyileşme görül­mediği takdirde ameliyat, ameliyat sonrası ışın tedavisi vs. gibi?

Özellikle erken dönemde yakalanmış meme kanserle­rinde öncelikli tedavi seçeneği cerrahidir. Eğer cerrahiye uygunsa, yani 5 cm.'den küçük, vücudun başka yerlerine sıçramamış bir kanserse, öncelikle ameliyat edilir. Eğer kit­le 5 cm.'den büyükse, öncelikle kemoterapi uygulanarak kitlenin küçülmesi sağlanabilir. Kule ameliyat edilebilecek boyutlara getirildiğinde, yani 5 cm.'nin altına indirildiğin­de cerrahi uygulanır. Sonrasında ameliyatta alınan örnek­lerin sonuçlarına bakarak, gerektiğinde tekrar kemoterapi uygulanabilir.

Ayrıca dörtten fazla koltuk altı lenf düğümü tutulu­mu varsa, radyoterapi uygulanır. Son olarak alınan par­çadaki hormon reseptörlerinin durumuna bakarak hor­mon tedavisi (tamoksifen vd.) planlanır. Bazı durumlar­da da nüksleri önlemek için yumurtalıkların da alınması gerekebiliyor.

En temel tedavi seçeneklerini şöyle formülize edebiliriz:
Önce cerrahi, sonra gerekiyorsa kemoterapi + radyote­rapi + hormonoterapi (en sık uygulanan seçenek),
Önce kemoterapi, sonra cerrahi, sonra gerekiyorsa yi­ne kemoterapi + radyoterapi + hormonoterapi,
Sadece cerrahi,
Sadece kemoterapi.
Ameliyattan sonra tedaviye kaç yıl devam ediliyor?
Ameliyattan sonra tedaviye mutlaka devam ediliyor. Ancak bu aşamada hangi tedavilerin verileceği ameliyat­tan sonra çıkan patoloji raporuna göre planlanıyor. Genel­likle ilaç ve ışın tedavisi ameliyattan altı ay sonra tamam­lanıyor, ama hormon tedavisi verilecekse bu süre ortalama beş yıldır.

İlaç ve ışın tedavisi bitti, sonra ne oluyor?
Eğer verilmesi gerekiyorsa, hormon ilacı takviyesi ile hasta takibe alınıyor bu aşamadan sonra. Takip protokolü üzerinde dünya çapında tam bir fikir birliği olmamakla birlikte, her ülkenin kendine has yaklaşımları var. Örneğin Türkiye'de yapılan ulusal uzlaşı çalışmalarına göre klinik olarak hastanın ilk üç yıl boyunca üç ayda bir, sonraki iki yılda altı ayda bir ve beşinci yıldan sonra da yılda bir ara­lıklarla takibi uygun bulunmakta.

Tabii bu standart bir formül değil. Her hastaya ve has­talığın aşamasına göre küçük değişiklikler gösterebiliyor.

Ameliyat sonrasında mamografisi isteniliyor mu?
Ameliyat sonrasında bir yıl geçtikten sonra diğer me­menin mamografik takipleri yıllık olarak yapılmaya de­vam ediliyor. Ancak eğer "meme koruyucu ameliyat" ya­pılmışsa, ameliyattan kısa bir süre sonra tümörün çıkarıldığı meme, mamografik olarak kontrol ediliyor. Burada amaç, kitlenin tamamen çıkarılıp-çıkarılmadığını araştır­mak. Eğer herhangi bir sorun yoksa yine diğer meme ile birlikte yıllık olağan mamografik kontrollere devam edili­yor.

Kemik ve meme sintigrafisi nedir? Ne kadar sıklıkta is­tenilir?
Sintigrafi, özel bazı radyoaktif maddelerin damar içine verilerek, ilgili organların görüntülenmesini sağlayan bir nükleer tıp uygulamasıdır. Bu uygulama genel cerrahi pra­tiğinde guatr için sıklıkla uygulanır. Meme sintigrafisi de memeye yönelik olarak yapılan bir tarama yöntemidir. Her ne kadar bazı araştırmalar mamografiye destek ola­rak tarama amaçlı kullanılabileceğini gösterse de pratikte çok fazla tercih edilmeyen bir yöntemdir.

Kemik sintigrafisi ise çoğunlukla kemiğe sıçrama şüp­hesi olduğunda istenen bir uygulamadır. Ancak kansere bağlı problemlerle normal kemik erimesi veya kırığa bağlı problemleri ayırt etmede çok başarılı olmadığın­dan, geleneksel kemik filmleri ile birlikte kullanılma eği­limi vardır.
Özetle her iki yöntem de meme kanserinde standart uygulamalar değildir. Gerektiğinde ve diğer tetkiklerle des­teklenerek uygulanırlar.

Terleme miktarının meme kanseri ile bir ilgisi var mı­dır?
Bilindiği kadarıyla terleme ile meme kanseri arasında herhangi bir ilişki yoktur.
Meme kanserinin gelişme hızı nedir? Ne kadar zaman­da müdahale edilmeli?

Normalde memedeki bir kitlenin elle fark edilmesi için ortalama 1 cm.'lik çapa ulaşması gerekiyor. Meme kanse­rinin tek bir kanser hücresinden 1 santimlik çapa ulaşması için geçen zaman, kanser hücrelerinin özelliğine göre, beş ile sekiz yıl arasında değişmekte.

Dolayısıyla meme kanseri elle fark edildiğinde, aslında başlangıçtan itibaren beş-sekiz yıllık bir süre geçmiştir. Ta­bii mamografi ile henüz ele gelmeyen kitleleri bile belli bir büyüklükte saptamak mümkün olduğundan, burada yıllık olağan tarama yapılmasının önemi hepten ortaya çıkıyor.
Buradan yola çıkarak meme kanseri saptandığında, mümkün olan en kısa sürede müdahale etmek gerektiği açıkça ortaya çıkıyor. Bu sürenin ameliyat öncesi değerlen­dirmeler ve hazırlıklar ile birlikte iki haftayı geçmemesin­de büyük fayda var.

Meme kanserinin tekrarlama riski nedir? Diyelim me­me ameliyatı gerçekleşti, bunun üzerinden ne kadar za­man geçerse tekrarlar? Tekrarlama riskinin görülme sıklığı nedir?
Meme kanserinin en sık tekrarlama olasılığı, ilk iki yıl içerisindedir. Bu nedenle de ameliyattan sonraki ilk iki yıl takip süreleri çok daha sık iken, ikinci yıldan itibaren ge­nellikle herhangi bir kadın gibi yıllık takiplere alınırlar. Tekrarlama olasılığı genel olarak yüzde 10 ile 13 arasında­dır.

Meme kanseri tedavi edildi ve belli bir süre de kontrol­lerine devam edildi. Ne zaman gebe kalabilir? Bu konuda herhangi bir sınırlandırma var mı?
Aslında bu konu oldukça kritik; özellikle meme kanseri geçiren kadın genç ve doğum yapmamışsa, gebelik önem kazanıyor. Bu konuda tam bir fikir birliği olmamakla birlikte, tedavinin bitiminden sonra gebelik için iki sene bek­lenmesi ideal bir süre gibi görülüyor. Çünkü ilk iki yıl me­me kanserinin en sık tekrarlandığı zamandır. Bu süreden sonra meme kanserinin tekrarlama riski gerilediği için ge­be kalmak daha uygun olacaktır.

Ayrıca yapılan araştırmalarda gebe kalmanın meme kanserini tetiklemediği sonucuna varılmış. Bu nedenle me­me kanseri tedavisinden en az iki sene sonra gebe kalın­masında sakınca yok.