Obezite ve Hipertansiyon İliskisi

Obezite ve Hipertansiyon İlişkisi

Hipertansiyon kardiyovasküler hastalıklar (KVH) için önemli bir risk faktörüdür. KVH'ya bağlı ölümler tüm dünyada görülen ölümlerin %30'undan sorumludur ve özellikle hipertansiyonun KVH riskini en az iki kat arttırması nedeniyle önemi vurgulanmaktadır (50). Çocukluk çağında hipertansiyon erişkin döneminden daha az görülür; prevalansı yaklaşık %1-5'dir (50). Fakat çocuklarda ve adolesanlarda hipertansiyonun tanı oranı ile prevalansı artmaktadır ve bu artış koroner arter hastalığının erken gelişimine neden olabilmektedir
Çocuklarda hipertansiyon rastlantısal olarak tekrarlanan üç kan basıncı ölçümü sonucunda elde edilen kan basıncı değerlerinin yaşa, cinsiyete veya boya göre 95 persentil üzerinde olması olarak tanımlanmaktadır (50). ABD de çocukluk çağı hipertansiyon grubu tarafından geliştirilen raporda belirtildiği üzere yaş, cinsiyet ve boya göre kan basıncı değerleri için persentil tabloları geliştirilmiştir. Bu tablolara göre hipertansiyon evrelemesi 90 persentil altında ise normal olarak değerlendirilir. 90-95 persentil arası Prehipertansif, 95-99 persentil arası evre 1 hipertansiyon ve 99 persentil üzeri ise Evre 2 hipertansiyon olarak tanımlanır
Çocuklarda kan basıncı yüksekliği temel olarak esansiyel-primer hipertansiyon ve altta yatan patolojinin bulunduğu sekonder hipertansiyon başlıkları altında incelenmektedir. Hipertansiyon etyolojisinde preadolesan dönemde altta yatan hastalığa bağlı olarak sekonder hipertansiyon daha sık görülür
Erişkinlerde olduğu gibi son yıllarda çocuklarda da primer-esansiyel HT daha sık görülmeye başlanmıştır. Bunun nedeni olarak obezite prevalansının artışı düşünülmektedir.
ABD Sağlık ve Beslenme Grubu (NHANES) çocuklarda 1988-1994 ve 1999-2000 yılları arasında sistolik ölçümde ortalama 1.4 mmHg, diastolik ölçümde ise 3.3 mmHg artış saptamışlardır (50). Çocukluk çağında kan basıncındaki artışların (50) erişkin dönemde hipertansiyon gelişim riskini arttırmakta olduğu bildirilmektedir. Laver ve ark.nın çalışmasında kan basıncı 90 persentil üzerinde olan çocuklarda erişkin dönemde hipertansiyon riskinin 50 persentilde kan basıncı değerleri olan çocuklara göre 2.5 kat daha fazla olduğu belirtilmiştir.
Hipertansiyona bağlı çeşitli komplikasyonlar görülmektedir; bunlar arasında hipertansif ensefalopati, konvulziyon, serebrovasküler hasar ve konjestif kalp yetmezliği sayılabilir. Hipertansiyon prevalansının artışı ile birlikte komplikasyonların görülme sıklığında da artış gözlenmektedir. Bu nedenle hipertansiyonun uzun dönem komplikasyonlarını önlemek için çocuklarda hipertansiyonun erken tanımlanması ve müdahale edilmesi önemlidir

Dislipidemi Nedir, Obezite Dislipidemiler Hakkında

Çocuklarda obezite ve MS prevalansının artması dislipidemili çocuk populasyonunda artışa yol açmaktadır. Dislipideminin çocuk ve adolesanlarda aterosklerotik lezyonların başlaması ve progresyonu ile ilişkili olduğu gösterilmiştir (46). Çocukları erken ve hızlanmış ateroskleroz için risk altında bırakan dislipideminin tespit edilmesi için serum lipid seviyelerinin değerlendirilmeye katılması gerekmektedir. Gençlik döneminde dislipideminin erken fark edilmesi ve kontrol altına alınmasının erişkinlik hayatının başlangıcında KVH riskini azalttığını göstermektedir
Çocuklarda ve adolesanlarda HDL-K dışı kolesterol seviyesi, ateroskleroz varlığının belirgin bir göstergesi olarak tanımlanmıştır. Obezite genellikle hafifçe artmış TK ve LDL-K seviyeleri, orta ile ciddi derece artmış TG seviyesi ve düşük HDL-K seviyesinden oluşan bir dislipidemi tablosu ile ilişkilidir. Çocukluk döneminde en sık gözlenen dislipidemi tablosu budur.
Dislipidemi veya MS komponentlerinden biri olarak kardiovaskuler risk faktörlerinden biri olmasının yanında erişkin dönemde kronik renal yetmezlik gelişiminde ve progresyonunda da önemlidir.
Glovvinska ve ark. (48) obez adölesanların aynı yaşlardaki kontrol gruplarına göre belirgin bir şekilde daha yüksek LDL-K ve TG ve daha düşük HDL-K konsantrasyonlarına sahip olduğunu göstermiştir .
Friedlan ve ark. (47) 8-12 yaşlar arasındaki obez çocukların %52 sinde TK değerlerinin obez olmayanlara göre yüksek olduğunu saptamışlardır.
Obezitede hepatik üretimi aşırı artan dolaşımdaki serbest yağ asitleri tübüler epitel hücrelerini etkileyerek inflamatuar cevabı başlatır (49). Dislipidemi beraberinde glomeruler kapiller endotele zarar verir ve mezangial hücrelerin yanı sıra podositlerde hasara yol açar. Hiperkolesterolemi ve hipertrigliseridemi, podosit yaralanması ile ilişkili mezanjiyal skleroza neden olmaktadır (49). Dislipidemi mezangial hücre proliferasyonuna, artmış mezengial matriks birikimine ve IL-6, trombosit kaynaklı büyüme faktörü (PDGF), TGF-(3, TNF-a salınımı yoluyla böbrek hücrelerinde inflamasyonunun artmasına neden olur. Böbrek üzerine TG den zengin lipoproteinlerin olumsuz etkileri Chang ve ark. tarafından belirtilmiştir (49). Ryu ve ark göre, artmış TG ve düşük HDL-K düzeyleri ile KBY prevalansı arasında anlamlı artış ile ilişkili bulunmuştur

Obezite ve Ortopedik Sorunlar

Obezite ve Ortopedik Sorunlar

Çocuk ve adolesan dönemde obezitenin yol açtığı ortopedik komplikasyonlar sıklıkla görülmektedir. Obez çocuk ve adolesanlarda görülen ayak tabanında düzleşme, bu bölgede statik ve dinamik basıncın artışına, sonuçta eklem ve bağlarda ağrılara yol açar. Kilo artışı ile dengenin daha az sağlanabildiği, bu nedenle travma ve kırık riskinin arttığı da belirtilmektedir. Femur başı epifiz kayması obez çocukların iyi bilinen sorunlarından birisidir.
Gastrointestinal Komplikasyonlar
Yakın zamanda yapılan, geniş serili bir çalışmada özellikle adolesan dönemde obezite derecesi ile gastroözofageal reflü hastalığının ilişkisi gösterilmiştir. Aşırı obez adolesanlarda reflü riski %40'lara ulaşmaktadır.
Obezite sıklığının artması ile birlikte özellikle adolesan kızlarda safra taşı sıklığında artış olduğu bildirilmektedir.
Polikistik Över Sendromu
Obezite ve MS'e sıklıkla eşlik eden sorunlardan birisidir. Kompleks bir bozukluk olan polikistik över sendromunun etyopatogenezinde hiperinsülinizm gösterilmiştir.
Psikososyal Komplikasyonlar
Obez çocuk ve adolesanlarda psikososyal sorunlar genellikle göz ardı edilmekte ve metabolik sorunlar ön plana çıkmaktadır. Oysa psikososyal sorunların çok daha fazla olduğu belirtilmektedir. Obez çocuklar genellikle toplumda ayrımcılık yapılan, dışlanabilen, öz güven sorunu yaşayan bireylerdir. Sosyal çevreleri daha kısıtlı hale gelir. Bu kısır döngü okul başarısında, ileri yaşlarda ise iş başarısında azalmaya kadar uzanan sonuçlara yol açabilir.
Sonuç olarak, çocuk ve adolesan yaş grubunda obezite pek çok sistemi etkileyen, ciddi morbidite ve mortalite ile sonuçlanabilecek komplikasyonlara yol açmaktadır. Bu komplikasyonların erken tanınması ve tedavilerinin yapılması obez olguların yaşam kalitesinin ve süresinin artmasını sağlayacaktır.

Kardiyovasküler Sorunlar ve Hipertansiyon

Obezitede görülen en önemli kardiyovasküler sorun erken ateroskleroz gelişimidir. Ateroskleroz gelişimini kolaylaştıran riskler arasında Tip 2 diyabet gelişimi, hipertansiyon ve dislipidemi varlığı sayılabilir (38). Son yıllarda dikkati çeken ve aterosklerozu hızlandıran bir bulgu da obezite ile birlikte hiperkoagulabilitenin artışıdır. Çocuk ve adolesanlarda da hiperkoagülabilite varlığı gösterilmiş ve özellikle BMI derecesi ile anlamlı ilişki bulunmuştur
Hipertansiyon obezite ile birlikte sık görülen ve MS'in önemli bileşenlerinden biridir. BMI 90p ve üzerinde olan çocuklarda hipertansiyon sıklığı 2.5-3.7 kat artmaktadır (40). Obezitede görülen insülin direnci hipertansiyon oluşumuna katkıda bulunur. Adolesan dönemindeki kan basıncı değerlerinin, 6-9 yaş arasında bakılan insülin düzeyleri ile yakın ilişkili olduğu bulunmuştur. Koroner arter hastalığı riski açlık insülin düzeyleri ile önemli ölçüde bağlantılıdır. Obezitenin başladığı erken dönemlerde artan renal tubuler reabsorbsiyon sonucu sodyum retansiyonu olur. Ekstrasellüler sıvı artar ve volüm yüklenmesi meydana gelir (41). Obezlerde ayrıca aşırı besin alımı, yüksek yağ ve karbonhidratlı gıdalarla beslenme sonucu sempatik sinir sistemi aktivasyonu olmakta ve katekolaminlerin salınımı artmaktadır. Artmış katekolam inlerin etkisi ile kan basıncında ve kalp atımı hızında artış olur (42). Hiperinsülinizm sempatik sinir sistemi aktivitesini, sodyum retansiyonunu, vasküler düz kas hipertrofisini arttıran ve hipertansiyon gelişimine katkıda bulunan bir etmendir (43). Obezitede plazma renin aktivitesi, anjiotensinojen, angiotensin II ve aldosteron düzeyleri artmıştır. İnsülin direncinin yanı sıra inflamasyon da damar fonksiyonların etkileyerek hipertansiyona katkıda bulunur. Obez çocuk ve adolesanlarda hipertansiyon gelişimini kolaylaştıran risk faktörleri arasında ailede hipertansiyon öyküsü, puberte, insülin direnci ve hipertrigliseridemi varlığı sayılabilir
Dislipidemi
Obezitenin aterosklerozu kolaylaştırıcı etkisi, dislipidemi ile birlikte artmaktadır. Özellikle hiperinsülinizm karaciğerden trigliserid yapımını arttırmaktadır.   Karaciğerde lipojenik enzimler insülin  ile uyarılır.  VLDL-K üretimi artmakta, HDL-K düzeyi azalmakta, aterojenik LDL-K düzeyi artmaktadır (43). İnsulin direnci ve dislipidemi varlığında endotelyal disfonksiyon çok erken yaşlarda başlamakta, hatta çocuklarda aterosklerotik plak oluşumu görülebilmektedir.
Solunum Bozuklukları
Solunum bozuklukları arasında sayılan uyku-solunum bozuklukları obez çocuk ve adolesanların önemli bir oranında görülmektedir. Obez süt çocuklarında bile uyku sorunlarının daha fazla olduğu belirtilmektedir
Astım
Obezite ve astım ilişkisi pek çok çalışmada ortaya konulmuştur. Genellikle obezitenin astıma eşlik ettiği ve hastalığın gidişini olumsuz yönde etkilediği belirtilmektedir. Bir araştırmada astımlı çocuk ve adolesanların %44'ünün obez olduğu, bu çocuklarda atopi ve aile öyküsü açısından obez olmayan olgulara göre fark bulunmadığı, obezitede görülen metabolik bozuklukların astım üzerindeki etkisinin ise tam olarak ortaya konulamadığı belirtilmiştir. Yakın zamanda yapılan bir çalışmada ise astımı olan obez çocuklarda, obez olmayanlara göre üst hava yolu akımında azalma ve proinflamatuar değişiklikler olduğu gösterilmiştir.

Karaciğerde Yağlanma ve Steatohepatit

Karaciğerde yağlanma obezite ve insülin direncinin önemli komplikasyonlarından biridir. Yapılan bir çalışmada obez çocuk ve adolesanların %58'inde karaciğer yağlanması saptanmıştır (37). Patogenezde insülin direnci ve yağ dokusu artışı önemli rol oynar. Yağ dokusunda lipolizin artması, yağ içeriği yüksek diyet alınması ve lipid oksidasyonunda azalma karaciğere lipid girişini arttıran faktörlerdir. Ayrıca karaciğerde de novo lipid sentezinin artması, VLDL-K salınımının azalması, trigiliserid yapımının artması karaciğer yağlanmasını arttırmaktadır. Yağ dokusundan salınan adipokinler, doymuş yağ asitleri ve früktozun oluşturduğu lipotoksisite karaciğer hasarını arttırır. Özellikle karın çevresinde yağlanma artışı, tip 2 diyabet, dislipidemi ve hipertansiyon varlığında karaciğer yağlanması artar. Klinik olarak genelikle bulgu vermez. Karaciğer hücre hasarı başladığında ALT ve AST düzeylerinde hafif artış saptanır. Genellikle karaciğer enzimleri normalin 3 katını aşmaz. Karaciğer enzimlerinden özellikle ALT yüksekliği steatohepatitin habercisidir.

Obezite ve Insülin Direnci

Obezitenin Klinik Bulgu ve Komplikasyonları

Çocukluk çağı obezitesi; insülin direnci, bozulmuş glukoz toleransı (BGT) ve Tip-2 diyabet gibi birçok metabolik komplikasyon açısından risk oluşturmaktadır. Obez çocuk ve adölesanlarda Tip-2 DM ve MS sıklığı artış göstermektedir.

Bu bozuklukların temelinde insülin direnci yer alır. İnsülin direnci obezite ile ilişkili en sık görülen metabolik değişikliktir (34). Özellikle insülinin kas ve yağ dokusu tarafından glukoz kullanımını uyarma ve hepatik glukoz yapımını, salınımını baskılama etkisi vardır
İnsülin direncinin patogenezinde insülin sinyal yolağında gelişen birçok bozukluğun olduğu ileri sürülmüştür. İnsülin direncini çevresel ve genetik komponentler etkilemektedir. Genetik komponent poligeniktir ve birçok gen bu süreçten sorumludur (35). Obezite, cinsiyet, perinatal faktörler, puberte, sedanter yaşam ve diyet gibi daha birçok faktör insülin duyarlılığını etkileyebilir. İnsülin direnci obezite ile kardiyovasküler komplikasyonlar ve diğer metabolik değişiklikler arasındaki bağlantıyı sağlayan en önemli etmendir
Obeziteye bağlı gelişen insülin direnci; hipertansiyon, dislipidemi, KC yağlanması ve böbrek yetmezliği gibi faktörlerle kuvvetle ilişkilidir (36). Ayrıca insülin direncinin sistemik inflamasyon, endotelyal fonksiyon bozukluğu, erken ateroskleroz ve bozulmuş fibrinoliz ile ilişkisi gösterilmiştir. İnsülin direnci olan çocukların büyük kısmında endotel fonksiyon bozukluğunun kandaki göstergelerinin yüksek değerlerde olması ve ayrıca aynı hastalarda antiaterojenik özellikleri olan adiponektin seviyelerinin düşük seviyelerde bulunması ile insülin direncinin vasküler düz kas hücrelerinde gelişen erken bozukluklardaki rolü gösterilmiştir. İnsülin direnci geliştiren çocukların erken dönemde tespit edilmesi, insülin direncinin ve buna yol açan altta yatan faktörlerin tedavisi esasdır. Ancak obezite ile insülin direnci arasındaki ilişki bilinmesine rağmen insülin direncinin neden mi, sonuç mu, olduğu halen tartışmalıdır.

Obezite Etiyopatogenezi

Obezite Etiyopatogenezi

Enerji dengesinden sorumlu beyin bölgeleri, ventromedial hipotalamus, paraventriküler çekirdek, dorsomedial hipotalamus ve arkuat çekirdektir. Periferik afferent iletiler merkezi sinir sistemine ulaştıktan sonra enerji alımını ve harcanımını arttıracak veya azaltacak yolaklar çalışır
Merkezi sinir sistemi işlemlerinden sonra efferent uyarılar enerji depolanması için vagus, enerji harcanımı için sempatik sinir sistemi ile perifere iletilir. Afferent, merkezi sinir sisteminde veya efferent yolaklardaki bozukluklar obezite gelişimine neden olur. Genetik ve çevresel nedenler bu bozukluklara yol açabilir
Enerji dengesinin, merkezi sinir sistemi işlemlerindeki bozuklukları hipotalamik obeziteye neden olur. Afferent, merkezi işlemler veya efferent kollardaki anatomik, genetik veya metabolik bozukluklar enerji alımı ve harcanımı arasında dengesizlik oluşturarak obeziteye neden olabilir. Genetik ve/veya çevresel/edinsel nedenler bu nöroendokrin sistemin dengesini bozabilir
Son zamanlarda, metabolizma, besin alımı, yemeklerin zamanlaması ve bazı besinlerin sirkadian saati etkilediği bildirilmektedir (27). Sirkadian ritmlerin aksaması da metabolik bozukluklara yol açmaktadır. Metabolizmada rol oynayan birçok hormon insülin, adiponektin, glukagon, kortikosteron, leptin ve ghrelin sirkadian dalgalanmalar gösterirler (27-30). Birçok canlı türünde gün uzunluğuna bağlı olarak vücut ağırlığının değiştiği gösterilmiştir. Bu da vücut ağırlığını kontrol eden sirkadian bir saat olduğuna işaret etmektedir. Koyunlarda yapılan çalışmalarda adipoz dokuda leptin yapımının besin alımından, vücut yağından ve gonadal etkiden bağımsız olarak gün uzunluğu ile düzenlendiği saptanmıştır (31, 32). İnsanlarda vardiyalı çalışanlarda obezite insidansının arttığı bildirilmiştir (33). Obezlerde leptin salınımı diurnal varyasyon gösterir fakat daha düşük amplitüdlüdür (31). Sirkadain saat, hormonların salınımını düzenleyerek vücut ağırlığının kontrolünü   belirleyen   ana   etken   gibi   görünmektedir.   Yağ   dokusunun adrenaline bağlı lipolizi diurnal değişkenlik gösterir. Son zamanlarda yapılan çalışmalarda viseral yağ dokusunda saat ve adipokin genlerinin ritmik ekspresyon gösterdikleri ve ekspresyonlarının obezlerde köreldiği bildirilmiştir (266). Yağ içeriği yüksek olan besin ile beslenme sirkadiyan ritmi bozmaktadır. İnsanlarda ve kemirgenlerde yüksek yağ içeriği olan besinlerle beslenmenin saat genlerinin ekspresyonunu değiştirdiği, leptin, TSH ve testosteron gibi hormonların salınımını bozduğu belirlenmiştir.

Obezite Değerlendirmesinde Kullanılan Antropometrik Ölçümler

Antropometri çocuk ve erişkinlerde beslenme durumunu belirlemek üzere en önemli araçtır. Obezite değerlendirmesinde vücut yağ miktarını ölçmek üzere kullanılan en basit, kolay ve güvenilir yöntem de antropometrik ölçümlerdir. BMI adipozite sınıflamasında en sık kullanılan metoddur
Boy ve vücut ağırlığının birlikte değerlendirildiği diğer bir yöntem vücut kitle indeksidir (BMI)(266). BMI, vücut ağırlığının (kg), boyun metre cinsinden karesine (m2) bölünmesi ile elde edilir (24). Vücut kitle indeksi, vücut yağ miktarını belirlemek için ideal bir yöntem değildir. Vücut ağırlığı değerlendirilirken yağ miktarı yanında yağsız kitle miktarı da ölçülür. Kas kitlesi fazla olan bireyler yağ dokusu az olduğu halde vücut kitle indeksleri yüksek çıkabilir. Ayrıca boy da BMI değerlerini etkilemektedir. Kısa boylu çocuklarda BMI yüksek hesaplanıp beslenme hakkında yanlış bilgi verebilmektedir (24). Özellikle 2 yaş üstü bireylerde obezite değerlendirmesinde ilk aşama tetkiklerinden en önemlisidir. DSÖ erişkinlerde obezite riski taşıyan (overvveight) ve obezite için BMI değerleri belirlemiştir (25). Ancak çocuklar için erişkinlerde olduğu gibi sınır değerler yoktur. Çocukluk çağında boy ve vücut ağırlığı sürekli değiştiği için 2-20 yaş grubundaki kız ve erkeklerde farklı persentil çizelgeleri oluşturulmuştur. Amerikan standartlarından (CDC) oluşan çizelgeler ve WHO tarafından belirlenen 6 ülkenin kesitsel verilerinden elde edilmiş uluslararası çizelgeler de bulunmaktadır.
Bel çevresi ölçümü santral obeziteyi gösteren en önemli araçlardan biridir (26). Özellikle erişkinlerde kanıtlanmış obezitenin neden olduğu kardiyovasküler hastalıklar ve Tip-2 diyabet gibi komorbiditelerin santral obezite ile yakın ilişkili olduğu gösterilmiştir. Çocukluk yaş grubunda da bel ölçümünün santral obeziteyi göstermede duyarlı oluğu saptanmıştır. Farklı ülkelerin çocukluk yaş grubu için yaşa ve cinsiyete göre değişen bel çevresi ölçüm çizelgeleri bulunmaktadır

Obezitenin Psikolojik Etkileri

Obezitenin Psikolojik Etkiler

Obezite ve psikolojik etmenler arasında bir ilişki olduğu kabul edilmektedir. Anne-baba-çocuk    arasındaki    olumsuz    ilişkiler,     okulda başarısızlık,    arkadaş    edinememe    çocuğun    ruhsal    yapısını    etkileyip    aşırı yemeye neden olabilmektedir.

Obezite Sınıflaması
Obezite, genelde kalorinin fazla alımı sonucu ortaya çıkmakla birlikte, etyolojisindeki farklılıklar ve sonucunda bulguların aynı olmaması nedeni ile birkaç Şekilde sınıflandırılabilmektedir
    Yağ dokusunun dağılımı ve anatomik özelliklerine göre,
    Obezitenin baŞlama yaŞına göre,
    Etiyolojiye göre.
Yağ   Hücrelerinin   Sayısı   ve   Büyüklüğüne   Göre   Obezitenin Sınıflandırılması
Hiperplastik (Hipersellüler) obezite, yağ hücre sayısının artıŞı Şeklindedir. Çocuklarda görülen obezite bu gruba girer ancak eriŞkin dönemde de ortaya çıkabilir
Hipertrofik obezite, yağ hücrelerinin büyüklüğünde ve lipid içeriğinde artıŞ ile karakterizedir. EriŞkin dönemde baŞlayan ve gebelerde görülen obezite bu tiptedir
Etiyolojiye Göre Obezitenin Sınıflandırılması
Basit obezite; ekzojen obezite, idyopatik ya da primer obezite de denir. Obez kiŞilerin büyük kısmı bu gruptadır (23). Obez çocukların büyük kısımında altta yatan tıbbi bir problem yoktur ve bu grup ekzojen obezite olarak isimlendirilir. Bu gruptaki çocukların çoğunda semptom yoktur. Az bir kısmında çabuk yorulma, nefes almada güçlük ve ekstremite ağrıları mevcuttur. ĠŞtah genellikle iyidir ancak anormal artmıŞ da değildir. Beslenme öykülerinde çok miktarda Şeker, Şekerli gıda, yağlı gıda ve hazır gıda tükettikleri öğrenilir. Eksojen obeziteli çocuklar prepubertal dönemde yaŞıtlarına göre uzundurlar ancak pubertenin erken baŞlaması ve büyümenin erken sonlanması nedeni ile eriŞkin boyları ortalama civarında veya altında olabilir (23). Anne baba boylarının bilinmesi boy beklentisi konusunda bilgi verir.
Sekonder obezite, basit obeziteye göre çok daha nadirdir. Çocuklarda endokrin hastalıklar, genetik sorunlar, kullanılan ilaçlar ya da bazı tümörler nedeniyle oluşur (22, 23). Hormonal bozukluklara ikincil obezite nedenleri arasında en sık Cushing hastalığı sayılabilir. Kilo alımı ile birlikte hipertansiyon, glukoz intoleransı, hirsutizm, amenore, pletore, aydede yüzü, ensede yağ birikimi gibi bulgularda mevcuttur. Tipik olarak yağ gövdede birikir. Çocukluk yaş grubunda boy uzamasında duraklama ve pembe-mor striaların varlığı Cushing hastalığı ve sendromu bakımından dikkate alınması gereken bulgulardır (23). Büyüme Hormonu eksikliği ve hipotiroidide obezite nedenleri arasındadır. Hipotalamik obezite nadir görülmekle birlikte deney hayvanlarında hipotalamusun ventromedial bölgesinin zedelenmesiyle ortaya çıkmaktadır (23). Hipotalamik obezite insanlarda travma, malignensiler ve ventromedial hipotalamusu ilgilendiren inflamatuar hastalıklar ile ortaya çıkabilir. Glukokortikoidler, trisiklik antidepresanlar, antitroid ilaçlar, sodyum valproat ve hormonal ilaçlar obeziteye neden olabilir. Prader-VVilli, Laurence-Moon-Biedl, Down, Alström, Beckvvith VVideman Sendromları obezite ile birlikte görülür

Obezite Beslenme Faktorleri ve Sedanter Yaşam

Genetik yatkınlıkla beraber beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler ve çocukların fiziki aktiviteden uzaklaşarak televizyon ve bilgisayar oyunlarına yönelmeleri son yıllarda üzerinde en çok durulan faktörlerdir
Bebeklik döneminde diyetin ileride obezite riski taşıdığı hipotezi sık olarak düşünülmüştür, ancak erken diyetin çocukluk çağı sonrasında obezite gelişimine etkisini gösteren çok az sayıda çalışma vardır (17). Bu konudaki bir çalışmada Charney ve ark. bebek iken 90. persantilin üzerindeki bebeklerin %36'sının erişkin hayatta obes olduğunu, bunun yanında normal ve zayıf bebeklerde bu oranın %14'te kaldığını göstermişlerdir
Vücut bileşimini erken diyet ile programlama araştırmaları esas olarak anne sütü ile beslemenin erişkin obezitesini azaltıp azaltmadığı üzerine odaklanmıştır. Mama ile beslenen çocuklar anne sütü ile beslenenlere göre daha şişmandır, ama bunun ileride obezite gelişimine katkısı tartışmalıdır (18).
Sosyoekonomik Kültürel Düzey
Sosyoekonomik düzey ve obezite arasında değişken sonuçlar bulunmuştur (19). Bu sonuçların bazıları yüksek sosyoekonomik düzeyde ve bazıları da düşük sosyoekonomik düzeyde obezitenin prevalansının arttığı görüşündedir. Ancak gelişmekte olan ülkelerde yapılan obezite prevalans araştırmalarında 50 ülkeden 32'sinde obezite prevalansının %2.3'ün altında olduğu ve bu ülkeler için obezitenin bir sorun teşkil etmediği ifade edilmiştir.
Ebeveynin eğitim durumu ve meslek sahibi olmaları ile obezite arasındaki ilişki için de farklı iddialar olsa da, zor yaşam şartlarında ve kötü ortamlarda büyüyen çocukların obezite riskleri daha yüksektir (20, 21). Ülkemizde obezite daha çok yüksek ve orta sosyoekonomik düzeydeki bireylerde görülmektedir.

Çocuklarda Obezitenin Genetik ve Yas İliskisi

Genetik
Obezite genetik ve çevresel faktörlerle ilişkilidir. Genetik yatkınlık olduğunda obezitenin ağırlığı yaşam tarzı ve çevresel şartlara bağlıdır. İnsan obezitesine neden olan genler henüz bilinmemektedir
Yaş
Çocuğun ağırlık kazanımı için fetal yaşamın son döneminde oluşan yağ dokusu hücreleri bebeklik döneminde de artmaya devam eder. Sağlıklı bir yeni doğanın yağ dokusu vücut ağırlığının %12-14 'ü kadardır. Bu oran süt çocukluğu döneminde hızla artar ve 6. Ayda 11 %25, 9-18 aylarda ise %28'e kadar yükselir Bu artışlar çocuğun bu dönemdeki büyüme hızıyla paraleldir (15, 16). Hayatın ilk yılında yağ hücrelerinin büyüklükleri yaklaşık iki kat artar ancak ileriki dönemlerde obezite gelişip gelişmeyeceğine karar vermede bu dönemdeki obezite iyi bir gösterge değildir. Çocukluk yaş grubunun ikinci dönemi 4-11 yaşları arasıdır. Bu dönemdeki obezite daha sonraki dönemde de devam etme bakımından önemlidir.

Cocukluk Cagi Obezitesi

Çocukluk Çağı Obezitesi ve Türkiyede Sıklığı

Obezite ve obezite ile ilişkili konular, günümüzde çocuk sağlığı ile ilgili tartışma konularının başında gelmektedir (11). Bunun nedeni son 20-30 yılda başta endüstrileşmiş ülkeler olmak üzere çocukluk çağındaki obezite sıklığında 2-3 kata varan artışların olmasıdır

Dünya'da genel olarak toplam nüfusun %7'sinin obez (yaklaşık 300 milyon kişi), bunun 2-3 katı nüfusun ise fazla tartılı olduğu tahmin edilmektedir (12). Çocuklardaki obezite sıklığındaki artış ile ilgili en dramatik veriler ABD'den bildirilmektedir; bu ülkede 1976-80 yıllarında yapılan ikinci Ulusal Sağlık ve Beslenme Araştırması” ile 1999-2000 yıllarında yapılan benzer araştırma arasında geçen sürede obezite sıklığının 6-11 yaş grubunda iki kat, 12-17 yaş grubunda 3 kat arttığı görülmektedir (12). Günümüzde ABD'deki çocuk ve adolesanların %16.3'ünün obez, %15.6'sının fazla tartılı olduğu bildirilmekte;  obez olanların  içinde  BMI>97  persentil olanların %11.3 gibi yüksek bir orana ulaştığı, ayrıca obezlerin overweight olanlardan daha fazla olduğu dikkati çekmektedir (13, 14). Ülkemizde çocuklarda obezite sıklığı %1.6 (Elazığ) ile %8.4 (Antalya kentsel) ve %7.8 (Bursa) arasında değişmektedir (8). Ülkenin batı bölgesinde büyük ölçekli (Kocaeli, Bursa, Düzce) araştırmalarda obezite sıklığı %7 civarındadır. Buna karşın doğu bölgesindeki benzer araştırmalarda %2-3 arasındadır (8). Bu durum batı illerinde şişmanlığa neden olan yaşam tarzının yaygınlığı ile bağlantılıdır.
Sonuç olarak; Dünya'da ve ülkemizde çocuklarda obezite sıklığı artmaktadır (10). Ülkemizdeki obezite sıklığı ve şiddetinin ABD ve diğer batı ülkeleri kadar yüksek olmamasını bir şans olarak görmeli ve obeziteye yol açan yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi için çok yönlü programlar geliştirilmelidir .