Kabızlık Kolesterol ve Kalp-Damar Hastalıkları

Herkesin korktuğu ve sık sık adını andığı "kolesterol" nedir? Tansiyonum var veya beş kilo fazlam var gibi "kolesterolüm var" denilir. Fakat çok az kimse bunun ne anlama geldiğini doğru olarak bilir. Herşeyden önce, kolesterolün herkesde var olduğu bilinmelidir. Bu molekül organizma için gerekli olup onu iki şekilde sağla¬yabilir:

Kolesterol besinlerin yağ kısmında bulunur ve % 20-30'u besinlerle alınır.
Fakat kolesterol ihtiyacımızın büyük bir kısmı (%70-80) doğrudan organiz¬ma tarafından üretilir. Böylece herkesin korktuğu bu molekül, vücut için mutlaka gerekli olup organizma onu önemli miktarlarda üretmeye yetenekli¬dir. Kolesterolden itibaren organlar, yaşam için gerekli olan diğer çeşitli maddeleri hazırlayabilirler. Örneğin böylece cinsel hormonlar, kortizon (böbrek üstü bezi hormonu), D vitamini, farklı enzimlerin birbiri ardı sıra yaptıkları etki sayesinde bu molekülden üretilir.

Kolesterolün yapısal önemli bir rolü de vardır:

Hücre zarlarında, özellikle beyin hücre zarında toplanır. Beyin normal işlevini ko¬lesterolsüz sürdüremez. Karaciğer onların ihtiyaçlarını karşılamak için oldukça ha¬zırlıksız olan diğer organlar ve beyine kan ile taşınan kolesterolü yeterli miktarda üretebilir.
Beyin normal işlevini kolesterolsüz sürdüremez...

Kolesterol Niçin Düşürülmelidir?

Kolesterol yaşam için gereklidir! Peki neden korkulmaktadır? Korkulan onun fazla olmasıdır! Kolesterolüm var yerine "yüksek kolesterolüm var" denilmelidir. Ger¬çekten de kan kolesterolünün anormal artması, kalp-damar hastalıkları için birinci derecede tehlike etkenidir. Oysa, Türkiye'de ölümlerin %40'ma yakın bir kısmın¬dan bu hastalıklar sorumludur. Böylece kaygı verici özel bir sorun söz konusudur.

Damarlarda tahribat yapabilen kolesterol bunu hangi mekanizma ile oluşturmakta¬dır? Kolesterolün kandaki yoğunluğu arttığı zaman atardamarlarda depo edilir ve şekillenir, giderek "Aterom plağı" (Yağ pulu) denilen yağ depoları oluşturur. Bu plaklar büyüdüğünde, kanın geçişini engeller ve organların kanla sulanması verim¬sizlesin Kalp bu olaya özellikle duyarlıdır. Uzun yıllar boyunca, genellikle aşırı bir heyecan veya bedensel yorgunlukta göğüste duyulan şiddetli ağrıdır. Yani kalp ritmi hızlandığı için oksijen, dolayısıyla kan ihtiyacı artar. Ağrı hastanın hareketini durdurur. Buna "anjin dö puatrin" (boğak) veya "angorun" ağrılı krizi denilir. Te¬davi yapılmamışsa aterom plağı büyür. Krizler atar damar tamamen tıkanıncaya kadar giderek sıklaşır. Bu kalp krizi (infarktüs) olarak adlandırılır. Aynı zamanda bütün diğer atardamarları, özellikle beyin atardamarları, bütün bir bölge artık kanla sulanamadığı zaman felç tehlikesiyle birlikte tıkanabilir.
Kan kolesterolünü anormal derecede arttırmayan bir beslenmenin önemi böylece anlaşılmaktadır.

Anti-Kolesterol Lifler

Türk halkının beslenme alışkanlıkları kan kolesterolünün artmasını kolaylaştır¬maktadır. Ayrıca, kalp-damar hastalıkları Türkiye'deki ölüm nedenlerinin başında gelmektedir. Yani ölümlerin %40'ına yakın bir kısmını kapsamaktadır. Kan koles¬terolünün artmasını kolaylaştıran başlıca iki düzensizlik vardır:
Bir taraftan hayvansal yağların aşırı tüketimi: Et, şarküteri, yumurta, tereyağ ve diğer yağlı süt ürünleri.
Diğer taraftan, liften zengin besinlerin az miktarda tüketimi.

Liften zengin besinler, yani tahıl, baklagiller, meyve ve sebzelerin çift etkili anti-kolesterol etkileri vardır.
Birinci etkisi, bu besinlerin doğasına bağlıdır. Gerçekten onların büyük bir kısmı yağdan çok fakirdir ve hatta yağ içerseler bile bu yağ bitkisel kaynaklı olup hay¬vansal yağlara zıt bir etki gösterirler ve kan kolesterolünü azaltırlar.

Liften zengin besinlerin ikinci anti-kolesterol etkisi bizzat liflerin kendisine bağlıdır. Gerçekten çok sayıda deneylerle gösterilmiştir ki, bazı lifler, özellikle meyvelerin pektini, selüloz veya müsilajlar kan kolesterolünü azaltırlar. Bu azalmanın meka¬nizması henüz tam olarak bilinmemektedir.

Bazı araştırıcılar kolesterolün liflerin gözeneklerinde tutulduğu ve böylece emilen kolesterol miktarını azalttıklarını düşünmektedirler, bazıları da anti-kolesterol lifle¬rin gözeneklerinde tutulduğunu ve böylece emilen kolesterol miktarını azalttıkları¬nı düşünmektedirler. Bazıları da anti-kolesterol etkinin, lifler tarafından safra tuzla¬rının soğurmasına bağlı olduğunu kabul ederler. Gerçekten organizma safra tuzla¬rını üretmek için kolesterolü kullanır. Eğer safra tuzlan lifler tarafından tutulursa, onu diğer maddelerden üretmek için kolesterolü harcamahdır.

Lifler kolesterol metabolizmasında etkisi olan oligo-elementlerin (seyrek unsurların) emilmesinde de bir değişikliğe neden olur. Aynı zamanda, onu ileride göreceğimiz gibi liflerin onların özüştürümü (metabolizması) üzerine önemli bir etkisi olarak, pankreasdan salgılanan insülin ve glusid özüştürümü ile ilişkisi vardır.


Gerçekten liflerin oluşturduğu kolesterol azalması, şüphesiz az çok karışık farklı mekanizmaların etkileşmesine bağlıdır. Bu konuda bilgimizin az olduğunu itiraf etmek gerekir ve bütün klinik gözlemleri açıklamak mümkün değildir. Fakat tek¬rarlanması gereken ve şüphe götürmeyen bir konu vardır ki o da liften zengin bir beslenmenin önemli anti-kolesterol etkisi olduğudur.