Noninvaziv Mekanik Ventilasyonun Uygulanması

Noninvaziv mekanik ventilasyona başlamadan önce herhangi bir kontrendikasyon olmadığı kontrol edilir. NIMV sırasında hasta kooperasyonu ve uyumu şarttır. Bu yüzden tedaviye başlamadan önce, hastaya gerekli açıklamalar yapılarak ve emosyonel destek verilerek hasta kooperasyonun artırılması şarttır. İlk olarak kullanılacak maske düşük basınçlarla (örneğin; PS: 5 cmH2O, PEEP: 2 cmH2O) ve hava kaçağını önleyecek minimum baskıyla yüze elle oturtulur. Bu şekilde, hasta maskenin solunumuna yardımcı olduğunu görebilir. Hastanın maskeye alıştığı ve kooperasyonunun sağlandığı an, maske elastik bantlar kullanılarak başa tesbit edilir. Yüze, özellikle burun kemerinde oluşabilecek bası yaralarını önlemek için bantların sıkılığı uygun şekilde ayarlanır (tipik olarak iki parmağın fazla zorlanmadan bantların altına sokulabilmesi gerekir). Hasta tolere ettiği derecede, PS ve PEEP basınçları artırılır (KOAH’lı hastalarda kullanılan ortalama değerler; PS: 10 cmH2O, PEEP: 5 cmH2O). Hastalara genelde sedasyon uygulanması tavsiye edilmez (aspirasyon, solunumu baskılama ve solunum arresti riskleri), ancak gerektiği halde haloperidol tercih edilir.
Noninvaziv mekanik ventilatörün, hastanın tüm inspirasyonlarını desteklediği ve maske kenarından kaçakların minimum düzeyde olduğu görülmelidir. Bu şekilde desteklenen hastanın göğüs ekspansiyonunun arttığı, oskültasyonla akciğerlerin daha iyi havalandığı, yardımcı solunum kas kullanımının ve solunum hızının azaldığı görülür. İlk yarım ila bir saat içerisinde kan gazlarında objektif bir düzelme kaydedilmelidir. Aksi taktirde, mekanik ventilasyonun amaçlarına ulaşmadığı düşünülür. NIMV doğru uygulandığı halde ve uygun medikal tedaviye rağmen, yarım ila bir saat içerisinde objektif bir iyileşmenin olmadığı hastalar gecikmeden entübe edilmeli ve İMV’ye bağlanmalıdır.

Noninvaziv Mekanik Ventilasyonun Yan Etki ve Komplikasyonları

Noninvaziv mekanik ventilasyon, seçilmiş hastalarda uygun şekilde kullanıldığında genellikle iyi tolere edilir. En sık görülen komplikasyonlar, maske, hava akımı ve uygulanan pozitif basınç ile ilgilidir. Maske basısına bağlı olarak oluşan burun sırtında ülserasyonda, maske bağının gerginliğini azaltmak, maske ile burun sırtı arasına yapay deri yerleştirmek ya da nasal yastıkçık gibi başka bir maske tipine geçmek gereklidir. Maskeden hava kaçağına bağlı olarak oluşan konjunktiva irritasyonu, aşırı basınca bağlı olarak kulak ve sinüs ağrıları oluşabilir. Bu durumlarda maske-yüz uyumunu yeniden değerlendirmek ve inspirasyon basıncını hastanın tolere edebileceği bir düzeye indirmek gereklidir. Yüksek hava akımının neden olduğu burun ve ağız kuruluğu genellikle ağızdan hava kaçağı olduğunu düşündürür, bu durumda nasal serum fizyolojik ve yumuşatıcıların yanı sıra ısıtılmış nemlendiricinin de kullanılması gereklidir. Özellikle akut tabloda hava kaçağı NIMV’nin başarısız olmasına neden olabilir. Bu durumda çene bantı uygulanabilir ya da daha iyi tolere edebileceği başka bir maske kullanılır. Nasal maske kullanılıyorsa hastaya ağzını kapalı tutması söylenir. Gastrik distansiyon gelişen hastalarda, midede biriken havanın boşaltılması için kısa süreli nasogastrik sonda takılması gerekebilir veya NIMV’ye ara verildiğinde hastanın mobilizasyonu etkili olabilir. Basınçlar daha düşük olduğundan hipotansiyon, barotravma, kardiyak atım volümünde azalma gibi major komplikasyonlar İMV’ye göre daha nadir görülür. Bu komplikasyonların görülme sıklığı %5’in altındadır. Bu durumda da basınçların azaltılması gerekebilir.
Akut solunum yetmezliğinin tedavisinde NIMV’nin rolü son yıllarda iyice aydınlatılmıştır. NIMV, KOAH akut atağında entübasyon oranlarını, mortaliteyi ve yoğun bakım ünitesinde yatış süresini azaltmaktadır ve bu nedenle bu hastalarda solunum desteği gerektiğinde ilk seçenek olmalıdır. Ayrıca, akut kardiyojenik pulmoner ödem ve immünsüpresif hastalarda ASY’de ve spontan solunum denemeleri başarısız olan KOAH hastalarında weaningde kullanılmasını destekleyen kanıtlar güçlüdür. Astım atağı, postoperatif solunum yetmezliği, ekstübasyon yetmezliği, hipoksemik solunum yetmezliği veya entübasyonu istenmeyen hastalarda, NIMV uygulanmasını destekleyen kanıtlar ise kuvvetli olmadıklarından, seçilmiş hastalarda dikkatli bir şekilde NIMV başarısızlık riski unutulmadan uygulanmalıdır.
Noninvaziv mekanik ventilasyon başarısı için önemli faktörler; uygun hasta seçimi, erken başlanması, rahat ve uygun bir maske seçimi ve hastanın yakından takibidir. NIMV’nin entübasyonun yerine değil entübasyonu önlemek için uygulanan bir tedavi yöntemi olduğu ve NIMV için uygun hasta olmayanlarda ve NIMV’nin başarısız olması durumunda entübasyon geciktirilmemesi gerektiği unutulmamalıdır.

Tuberkuloz ve Psikososyal Sorunlar

Tüberküloz ve Psikososyal Sorunlar

Birey bio-psiko-sosyal-manevi bütünlüğü içinde yaşar. Hemşirelik bakımının en temel kavramlarından biri bütüncül (holistik) yaklaşımdır. Bu yaklaşım bio-psiko- sosyal-manevi boyutun birbiri ile etkileşim içinde olduğunu ve bir boyuta ilişkin eksik bakım verildiğinde bireyin sağlık durumunun bozulacağını bilmeyi gerektirmektedir. Örneğin ağrı yaşayan bireyde yalnızlık, depresyon, ümitsizlik gibi çeşitli bio-psiko- sosyal-manevi sorunlar ortaya çıkmakta ve bu sorunlar nedeniyle bireyin algıladığı ağrı daha da artmaktadır.
Hasta olma bireyde pek çok nedenle fiziksel ve psikolojik değişikliklere neden olabilmektedir. Hastalık döneminde birey birçok bilinmeyen ile karşılaşabilir. Birey yalnızlık, korku, kendi yaşantısını kontrol edememe, acı duyma, ateş, bulantı, kusma gibi semptomları yaşama endişesi duyar ve beden bilincinin bozulması, duygusal yoksunluk gibi sorunlar yaşayabilir.
Ciddi bir sağlık sorunu ortaya çıktığında, birey önce şok yaşar. Bu dönemde birey gerçeklerden uzak, mantık dışı düşünce ve hareketler içindedir ve durumu inkar eder. Hastalar hastalıklarına karşı; kızgınlık, öfke, pazarlık, kuşku, sorgulama, önemsenmeme, yalnızlık, regresyon ve bağımlılık, utanç ve suçluluk duyguları, korku ve depresyon yaşar.
Bireyin hastalığa karşı tutumu yaş, kişilik yapısı, duygusal durumu, inançları, aile yapısı ve aile içindeki rolü, toplumdaki rolü, önceki sağlık durumu, sağlık ve hastalık anlayışı, geldiği kültürel çevre, geçmiş hastalık deneyimleri, tıp ve teknoloji konusundaki bilgileri, yaşadığı toplum, ev ve iş çevresi gibi faktörlerden etkilenir.
Hastalık biyopsikososyal bütünlüğü tehdit eden ve gelecekte yalnız kalma korkusu yaşatan gerçek bir yaşantıdır. Hastalığın algılanışı bireyin; değer yargıları, gereksinimleri ve korkusuna göre değişir. Kişi hastalık ile yeni bir rol kazanır buna “hasta rolü” denir.
Hastalık bireyin otonomisini, yeterliliğini, bağımsızlığını, üstlendiği rolü yerine getirmesini ve özbenlik saygısını tehdit eden bir durumdur. Hastalık durumunda da bireyin bağımsızlığının yani bireyselliğinin etkilenmesiyle sosyal grup bütünlüğü bozulur. Bu bireyler sosyal yalnızlık nedeniyle acı çekebilir, yalnız kalabilir ve bazen intihara varan depresyonlar görülebilir.
Buchda, yalnızlığı “önemli derecede bir hastalığı olan bireylerde hem akut hastalık hem de hastaneye yatmaktan kaynaklanan sıklıkla gözden kaçan psikososyal bir problem” olarak tanımlamıştır.
Hastalıkta bireyin, ailenin geleceği önemli olduğundan hem fiziksel hem psikolojik hastalık korkusu her gelişimsel dönemde yalnızlığa neden olur. Hastalık organ veya vücutta işlev kaybına ve ağrıya neden olur. Ağrı hastaya göre yalnızlığın nedeni olabilir; hastanın aktivitesi kısıtlanır, bedensel işlevleri kendi kontrolünün dışına çıkabilir ve bu durumlar yalnızlığa yol açabilir. Literatürde fiziksel hastalıklar ve uzun süre başkalarından izole olmayı gerektiren hastalıklar ile yalnızlık arasındaki ilişkinin yüksek olduğu belirtilmiştir.
Hemşire bireyde bu tepkilerin oluşabileceğini, bunların nedenlerini ve uygun yaklaşım içinde olması gerektiğini ve ayrıca hastalık nedeniyle yaşanan duygu ve dönemlerde saplantılar olduğunda da Psikolog/Psikiyatrist yardımı alınması gerektiğinin bilincinde olmalıdır.

Yalnızlığın Tanımı ve Sınıflandırması

Yalnızlık evrenseldir. Yaş, cinsiyet, ırk, sınıf ayrımı olmaksızın her birey yaşamlarının bir kesitinde yalnızlık yaşayabilmektedir.
Öz’ ün aktardığına göre; Maustakos “Yalnız olmak; o kadar güçlü ve derin hissedilir, o kadar ürkütücü bir değişikliktir ki o anda başka bir şeyi algılamaya, başka bir duyguyu hissetmeye yer yoktur demektedir” demiştir. Öte yandan yalnızlık duygusu güçlülük ve dayanıklılık gerektirir, insana kendini fark ettirir, kim olduğunu ne istediğini, başkalarıyla olan ilişkilerinin anlamını sorgular. Böylece bireyin büyümesini, olgunlaşmasını, başkalarıyla olumlu ve anlamlı ilişkiler kurmasını sağlar.
Yalnızlık genel olarak “sosyal ilişkilerdeki yoksunluk ve yetersizlikten kaynaklanan, bireyi pek memnun etmeyen, psikolojik bir durum” olarak tanımlanmaktadır.
Sullivan yalnızlığı kişiler arası yakınlık gereksiniminin yetersiz olarak karşılanması sonucu ortaya çıkan, oldukça rahatsız edici ve hoş olmayan bir deneyim olarak tanımlamaktadır.
Sadler’ e göre yalnızlık; birey için önemli bir kişinin kaybı sonucunda yaşanan yada başkalarından uzaklaşma duygusunun eşlik ettiği rahatsız edici bir duygu durumudur.
Öz’ ün aktardığına göre; Rook ise yalnızlığı; “bireyin başkaları tarafından anlaşılmadığını ve reddedildiğini hissettiğinde, başkalarından uzaklaşıp yabancılaştığında ya da sosyal bütünleşme ve duygusal yakınlık sağlayan etkinliklerde uygun sosyal eşlerin bulunmayışı ile ortaya çıkan bir duygusal rahatsızlık durumudur” olarak tanımlamıştır.
Peplau yalnızlığı yapayalnızlık, tek başınalık ve yalnızlık olarak ele almıştır. Öz’ ün aktardığına göre; Peplau yalnızlığın gelişiminde üç önemli faktörden söz eder.
Yalnızlığı Hazırlayıcı Faktörler: Bireysel özellikler, sosyal ilişkiler, ekonomik durum ve kültürel özellikler bireyin yalnızlığa olan duyarlılığını etkiler.
Yalnızlığı Ortaya çıkarıcı Faktörler: Boşanma, ayrılık, kayıp, yeni bir iş, farklı bir şehre taşınma ya da herhangi bir hastalık yalnızlığın ortaya çıkmasına neden olabilir.
Bilişsel Faktörler: Bireyin yalnızlığı yaşama biçimi, sosyal ilişkileri ve bu ilişkilerden beklentileri, yalnızlığın nedenlerine yönelik düşünceleri gibi özellikler yalnızlığın yaşanmasında ve gelişiminde etkilidir.

Yalnızlığın Özellikleri ve İşlevleri

Yalnızlık bireyin bütün kaynaklarını içeren insan yaşamının bir boyutu, bireye özgü bir şeydir. Yalnızlık, güç sabır ve devam ettirme ister, kişiye dünyanın çıplaklığını hissettirir. Yalnızlık deneyimi kişinin kendi içine bakmasına yardım işlevine sahiptir. Bu işlev kişinin büyümesi, olgunlaşması ve diğerlerinden elde ettiği daha derin ve yaşamsal bir duygudur Yalnızlık uzun dönemde pozitif fonksiyonlara sahip olabileceği gibi negatif etkilere de sahiptir. Hemşireyi ilgilendiren kısmı ise yalnızlığın potansiyel hareketsizleştirme kısmı olan yalnızlık anksiyetesi ve varoluşsal yalnızlıktır
Varoluşsal yalnızlık, hastalık tehdidi ve psikolojik kaynaklı olmak üzere iki ana kısımdan oluşmaktadır. Hastalık tehdidi, biyolojik bütünlüğü tehdit ederek gerçek bir deneyim olup, kısmi ya da yaşamın kendisini kaybetmeyi içerebilmektedir. Hastalık, güvenli ve bildik durumdan ayrılıktır,
Psikolojik kaynaklı varoluşsal yalnızlık, kişinin diğerlerinden ayrıldığında meydana gelir. Bu ayrılık üç kısmı içerir. Diğer insanlarla olan ilişkilerden ayrılık, vücudundan ayrılık, kendinden ve diğer fikirlerinden ayrılığı kapsamaktadır.
Yalnızlık anksiyetesi, yalnız kalma korkusunu anlatır. Hasta sadece bilinmeyeni yaşaması gerektiğini anlar. Yalnızlık endişesi ortamda yalnızlık korkusu ve gelecekte de yalnız kalma korkusunu içermektedir. Hastalar yalnızlık anksiyetesini yenmek için ilişki kurmaya çalışır. Bunu doğrudan ya da gruplar aracılığıyla ortaya koyabilir

Depresyon (Cokkunluk) Nedir

Depresyon (Çökkünlük) Nedir

Çökkünlük derin üzüntülü, bazen de hem üzüntülü, hem bunaltılı bir duygudurumla birlikte düşünce, konuşma, devinim ve fizyolojik işlevlerde yavaşlama, durgunlaşma ve bunların yanı sıra değersizlik, küçüklük, güçsüzlük, isteksizlik, karamsarlık duygu ve düşünceleri ile belirli bir sendromdur. Bu sendrom hastalık tablosu birçok ruhsal ya da ruhsal olmayan hastalıkla görülebilir. Bu nedenle birincil ve ikincil olmak üzere iki ana kümede ele alınması yaygınlaşmıştır.
Birincil Çökkünlükler: bedensel ya da başka bir ruhsal hastalığa bağlı olmaksızın ortaya çıkan ruhsal çökkünlüklerdir.
İkincil Çökkünlükler: Bedensel ya da başka bir ruhsal hastalığa ikincil olarak ortaya çıkan çökkünlük durumlarıdır. Asıl hastalığın yarattığı psikososyal etkenleri, korkular, endişeler, çaresizlik duyguları sonucu gelişen ve asıl hastalığa eklenen bir ikinci hastalıktır (comorbidity).
Tanımlama gereği aslında gerçek ikincil çökkünlük tüberküloz gibi enfeksiyon hastalıklarında görülen ve doğrudan doğruya beyin işlevlerinin etkilenmesi ile ortaya çıkan çökkünlükler olması gerekir. Hangi tür olursa olsun, depresyonun sağaltımı ve olası sonuçları göz önünde tutulmalı, asıl hastalığın sağaltımı yanı sıra depresyonun da önemli bir sorun olduğu unutulmamalıdır.
Aksel ve arkadaşlarının tüberküloz tanısı ile yatan, özgeçmişlerinde düzensiz tüberküloz tedavisi aldığı öğrenilen 100 hastaya düzensiz tedavi almalarının nedenlerinin sorulduğu çalışmalarında, depresyonu en sık neden olarak belirtmişlerdir ve hastalara tıbbi destek yanında eğitim, psikolojik ve sosyal destek gerekliliğini vurgulamışlardır.
Depresyonu olan hastanın tedavisi, hastalığın şiddetine göre hastanede yatırılarak veya ayaktan izlemle yapılmaktadır. Fiziksel hastalık nedeniyle hastanede yatanlarda depresyonun tanınması ve ekip yaklaşımıyla ele alınması oldukça önemlidir. Depresyonu olan hastaların tedavisinde psikolojik ve biyolojik tedaviler uygulanmaktadır.
Depresyonu olan hastanın hemşirelik bakımı depresyonu önleme, tanıma, tedavi ve bakımında rol almayı içermektedir. Hemşirenin hastada görülebilecek depresyon belirti ve bulgularını belirlemeye yönelik olarak yapması gerekenler şunlardır;
Genel görünüm ve davranışları sıkıntılı, tedirgin, üzüntülü görünüş, yüz ifadesi ve beden duruşu vardır, hareketler yavaş ve kendine bakımı yetersizdir.
Konuşma alçak sesli, yavaş konuşma, çok ağır depresyonda hiç konuşmama, yanıt vermede isteksizlik, cevap vermeme vardır.
Duygulanım üzüntü, acı, karamsarlık, anksiyete, isteksizlik, duygulanım azalması zevk alamama. Özellikle sabah bulantısı, kendini dinlenmemiş hissetme. Bilinç açık, algı bozukluğu, unutkanlıktan ve zamanın hiç geçmemesinden yakınma olabilir.
Düşünme yavaş, içeriğinde pişmanlık, kendini eleştirme, suçlama, umutsuzluk ve olumsuzluk vardır. Değersizlik düşünceleri, küçüklük sanrıları, cezalandırılma beklentileri, intihar düşünceleri gelişebilir.
Hareketler yavaş, çok ağır anksiyetesi olanlarda yerinde duramama, aşırı hareketlilik olabilir.
Enerji azlığı, güçsüzlük, halsizlik, konstipasyon, uyku ve yeme isteğinde azalma/artma.
Depresyonu olan hastanın bakımında hemşirelik yaklaşımları;
Hastanın depresyonun farkında olup olmadığını değerlendirmek,
Hasta ve yakınlarını depresyonun stres, kayıp, beyin biyokimyasında değişim, genetik nedenlerle ortaya çıkabilecek psikolojik bir hastalık olduğu, tedavi edilebilir olduğu konusunda bilgilendirmek,
Hastanın kullandığı antidepresanların depresyon belirtilerini nasıl etkilediğini, yan etkilerini, yan etkileriyle nasıl baş edeceğini, ilacını önerilen doz ve zamanda almasını öğretmek,
Hastanın önemli yaşam kararları almasını erteletmek, ağır depresyondayken hastanın sorumluluklarını azaltmak, öz bakımına ilişkin sorumluluk alması konusunda cesaretlendirmek,
Bulunduğu ortamın iyi düzenlenmiş olması ve hastanın kolayca öğrenebileceği rutinleri içeren bir ortam olmasını sağlamak,
Hastayı duygularını tanımlaması için desteklemek, olumsuz duygu ve düşünceleri üzerinde çalışmak, olumlu düşüncelerine olumlu geribildirim vermek, ümit duygusunu arttıran manevi destekleri kullanmasını sağlamak,
Hastanın kendine zarar verme ve intihar riski olup olmadığını değerlendirmek, hasta yakınlarını bu konuda bilgilendirmek, hastanın güvenini sağlamak olmalıdır.