Terleme Nedenleri, Aşırı Terleme, El ve Ayak Terlemesi

Terlemeyen insan sağlıklı sayılmaz. Hiçbir şey yap­madan da devamlı terleriz, çünkü terleme insan vücudu­nun en tabii, en sıradan fonksiyonlarından biridir. Su ve tuz miktarını ayarlamak için vücudumuz durmadan ter salgılar, hatta uyurken bile.

Bununla metabolizma da hareketlenir. Takriben iki milyon kadar ter bezi organizmanın dakikada 0,3 gr. kadar ter salgılamasını sağlar, yani oldukça yorucu bir iş. Yüksek ateş bu salgılamayı daha da fazlalaştırır.

Ter, derinin üzerinde buharlaşarak vücut ısısını de­vamlı olarak 37 derecede sabit tutar. Terlemekten aşırı rahatsız olan kişi şunları aklından çıkarmamalıdır:
Yaz aylarında terlemediğimiz takdirde birkaç saat içinde ölmemiz gerekirdi.
Terleme olmasaydı vücuttan dışarıya atılamayan or­ganizma artıkları onu uzun süre rahatsız ederdi.


Terlemeseydik derimiz gevşek ve kuru olurdu. Çünkü, ter cildin kendi yağı ile birlikte deriyi nemli tutan bir ko­ruyucu tabaka oluşturur.
Terleme ile tuz kaybı olur. Bu yüzden yazlan tuzu bi­raz daha fazla kullanmalıyız.

Ter Kokusu, Terleme Hastalığı, Ter Kokusunun Tedavisi

Terlemesek hayatımız son bulurdu; daha doğrusu ateş yüksekliğinden ölürdük. Terlemenin temel fonksiyo­nu, ter toksinlerimizin (zehir) küçümsenmez bir bölümü­nü dışlamamıza yardım eder.

Terleme, derimizin içinde bulunan ter bezleri sayesin­de ve dışa açılan gözenekler yoluyla toksinlerin atılmasını sağlar.

Ter; su, üre, tuz, yağlı maddeler ve kimi kokulu öğe­lerden oluşur. Aslında bu koku tiksindirici değildir. Ama, hastalık durumunda tiksinti verir (bu koku, mesela idrar kokusunu andırıyorsa, bu bir böbrek bozukluğunun belirtisidir).
Duygusal yapılı, fazla heyecanlı, sinirli veya anemik (kan seviyesi düşük) kişiler fazla terlerler.

Ne yapılmalı? Eğer çok terliyorsanız (ellerde, ayaklar­da, koltuk altlarında veya tüm vücutta) bazılarının dedi­ğinin tersine, su içmeyi kesmeyin. Su içmeyi keserseniz hastalanırsınız.

Baharatlı yiyecekleri listenizden çıkarınız.

Tabii ipliklerden yapılmış giysiler giyinin (yün, pa­muk, keten, ipek ve benzerleri); sentetik (suni) olanları giymeyin.

Muhakkak, günde birkaç kez yıkanın. Temizlenmemiş koltuk altlarına koku gidericiler uygulamayın. Asalak bakterilere ve alerjiye yol açabilir.
Eczaneden alacağınız koku gidericileri temizlendikten sonra uygulayabilirsiniz.

Güneş Yanığı Nasıl Olur, Güneş Cilt Yanıkları Tedavisi

Güneş yanığı, isteyerek yapılmış da olsa, gerçek bir yanıktır. Böyle bir yanığı ve onun acısını tadan, hiç de şa­ka olmadığına tanıklık edebilir.

Ateş, yakıcı sıvılar, ültraviyole lambası ya da güneş yanıkları, deriyi ve deri altındaki dokuyu aynı şiddetle tahrip ederler. Bunun derecesi sadece teknik bir sorun olup, derideki kızartıya, kabarcıklara, serum sızıntısına ve toksik etkilere göre sıralanır.

Ne yazık ki, güneşe âşık olanlar, kıştan zayıf düşmüş derilerini ilk kez güneşe gösterdiklerinde, bir an önce sağ­lıklı bronz bir renge dönüşebilme heyecanı içinde ölçüyü kaçırırlar. Yavaş yavaş bronzlaşmak, derideki pigmentin güneşin şiddetli ışınlarına karşı deriyi korumasını sağlar.

Bronzlaşmaya, ilk gün yirmi - otuz dakikayla başla­mak doğru olur. Ondan sonra, kişinin önceki deneyimleri­ne, deri rengine ve duyarlılığına göre, bu süre, yavaş ya­vaş artırılır. Açık tenliler, güneşten, esmerlerden daha çok zarar görürler.
Güneş suya ve kuma yansıyınca, ışınları bulutların arasından geçse bile şiddet kazanır. Güneş yanığı krem ve losyonlarının koruyucu etkileri vardır, ayrıca, çabuk bronzlaşmayı da sağlarlar. Tümüyle koruyucu oldukları sanılıp güneşte dikkatsizce fazla kalındığında bunlar da tehlikeli olabilirler. Güneşteki ültraviyole ışınları gözlere dokunduğu için, hafif renkli gözlüklerle korunmalıdır. Bu gözlükler iyi kaliteli olmazsa, koruyuculuk bir yana, göz­leri bozabilirler.

Bütün uyanlara rağmen bir yaz gecesi ağrılı yanma­lar duyarsanız, deriyi hafif bir antiseptik sabunla ve pa­mukla hırpalamadan temizleyin. Duyarlı ve ağrılı deriyi sert gazlı bezler ya da kaba havlularla ovuşturmayın. Te­peleme dört çay kaşığı bikarbonat yani soda bir bardak so­ğuk musluk suyunda eritilirse, yumuşatıcı ve koruyucu etki sağlar. Soğuk kompres, geçici bir rahatlık verir. Ya­nık deriyi ağır yağlı merhemlerle örtmeyin. Bu, bütün ya­nıklar için geçerli bir öneridir. Bugün güvenli kullanılabi­lecek bazı ağ kesici merhemler vardır. Ama bunlar ve ağrı kesici ilaçlar doktor tavsiyesiyle kullanılmalıdır. Her ailede güneş yanığına karşı bir takım kocakarı ilaçlan bu­lunur. Bunların birçoğu iyi iş görürse de hiçbiri, akıllıca güneşlenmenin yerini tutamaz.

Güneşte çok fazla kalmaktan deri kanserine yol açar mı?

Çok değişik iki sorun üzerindeki kaygılan aynı ke­feye koyamayız. Deri kanseri ciddi bir sağlık tehlikesi olup, dikkatle gözetilmelidir. Yüzdeki kırışıklıklarsa sade­ce bir güzellik sorunudur.

Güneşten gelen ültraviyole ışınlarıyla aşın derecede karşı karşıya kalmanın şiddetli yanıklara ve böylece de deri kanserine yol açabileceğini savunan uzmanlar gittik­çe artıyor. Bu konudaki istatistikler nedeniyle çok kişi güneş banyosu zevkinden yoksun kalmaktadır. Derisi esmer olanlar güneşte daha uzun süre güvenle kalabilirler, so­luk, şeffaf tenlilerse birkaç dakika bile dayanamıyor.

Doktor başka türlü bir tavsiyede bulunmazsa, ölçülü bir güneş banyosu, genellikle yararlıdır.


Derinin kırışması yıllardır üzerinde durulan bir konu­dur ve aşırı derecede güneşte kalmanın deriyi kuruttuğu kabul edilmektedir. Erken yaşlanmaya yol açan bazı deği­şikliklerin, orta yaşlılarda görülen kahverengi karaciğer lekelerinin bu nedenle olabileceği de kabul ediliyor.
Bence bu korkular güneş banyosunu engellememeli­dir. Bundan, ancak doktorunuz özel bir sakınca bulundu­ğunu söylerse kaçınmalısınız. Kırışıklıklara gelince, yararları ve zararları kendiniz ölçüp, kendiliğinizden bir ka­rara varmalısınız.

Bazı kaliteli krem ve losyonlar güneş yanığına karşı deriyi koruyabilirler. Güneş banyosunu, birkaç dakikadan başlayarak yavaş yavaş arttırmak da, ağrılı yanıkları ön­leyebilir.

Ciltteki Siyah noktalar Nasıl Oluşur, Yüzdeki Siyah Nok­ta Tedavisi

Siyah noktalar ergenlik sivilcelerinin ilk basamağı­dır. Bazı kişilerde daha fazla görülür ve bazılarında da si­vilceye dönüşür. Siyah noktaları çok olanlarda siyah nok­talara yönelik soyucu kremlerin kullanıldığı bir tedavi uy­gulanır. Ancak ilaçlar yaşa, siyah siyah noktaların sayısı­na ve başka özelliklere de bağlı olduğu için kullanılacak ilaçlardaki maddelerin oranları cilt doktorunca belirlen­melidir. Türkiye'de siyah noktalar için kullanılan ticari bir ilaç henüz yok. Eczanelerde, cilt doktorlarının önerdiği oranlar doğrultusunda ana maddelerden karışımlar hazır­lanmaktadır. Tedavide benzoyleperoxyd içeren ilaçlar kul­lanılır. Derinin özelliğine göre retinoik asit de kullanıla­cak maddelerin yüzdelerinin uzman doktor tarafından be­lirlenmesi çok önemlidir.

Tırnak Kırılması Nedenleri, Kırılan Tırnaklar İçin

Tırnak Kırılmasının Sebepleri: Yetersiz beslenme, deterjanların tesiriyle ve bazen de özellikle tiroit beziyle ilgili metabolizma hastalıklarından olur.

Önlenmesi için altta yatan rahatsızlığın ortaya çıka­rılması gerekir. Bunu da cildiye ve iç hastalıkları uzmanı, muayene ve tahlillerle tesbit eder. Tedavi buna göre yapı­lır.

Tırnakların Çabuk Kırılması ve Çocuklarda Tırnak Kırılması

Eğer vücutta özel bir vitamin eksikliği yoksa, beslen­me bozukluğundan kaynaklanmıyorsa tırnak kırılması ge­nellikle dış etkenlere (deterjan, güneş vb.) bağlıdır. Tırna­ğın sertliğini azaltıp esnekliğini arttıran, böylece kırılma­ların önüne geçen sölüsyonlarlar var. Sertlik solüsyonları diye satılmakla birlikte asıl olarak tırnağı esnetmektedir­ler. Maalesef pahalı olanlarının daha iyi olduğunu düşü­nerek, tanınmış isimlerin çıkardığı solüsyonları almakta yarar vardır. Bu solüsyonlar kullanıldığında tırnak iki üç haftada düzelip uzamaya başlar. Bunun dışında dış etken­lerden korumak, kurutucu, alkalen maddelerden uzak Tutmak gerekir.

Tırnak batması Tedavisi, Ayak Tırnak Batması İçin

Tırnak batmasının teşekkülünde rol oynayan en önemli unsur basıdır. Uygun olmayan sıkı ayakkabılar en büyük sorumludur. Ayak tırnaklarının yanlış kesilmesiyle tırnakların serbest köşelerinde dikensi uzantıların ortaya çıkması olayı hazırlayan ikinci unsurdur. Böylelikle, tır­nakların uçtaki serbest köşeleri iki yandaki tırnak kıvrım­larına batmaya başlarlar. Bu durum sürdükçe, giderek tırnak kıvrımı bölgesindeki deri ve deri altı dokusunda bir reaksiyon gelişir. Kenarlarından iltihabi sızıntısı gösteren ağrılı, kırmızımsı renkli bir kabarıklık gelişir.


Bu kadar bir reaksiyon oluşmadıysa tedavisi basit sa­yılabilir. Ayaklar günde iki defa ılık su içerisine sokularak tırnak uçları dışarıya çıkarılmaya çalışılır ve tırnak altına pamuk ile destek yapılır. Hastaya tırnağını kavisli değil düz kesmesi ve bol ayakkabı giymesi tavsiye edilir.


Ancak hadisenin ilerlediği durumlarda tırnağın kıs­men veya tamamen çıkarılması ve çevrede reaksiyon neti­cesi gelişen dokunun ise elektrik ile yakılması gerekecek­tir.

Siğil Hastalığı, Siğil Nedir, Siğil Nedenleri Hakkında

Tıptaki adı veruka olan siğil, selim seyirli epider-mik popül ile karakterize, viral bir epitelyal tümördür. Daha çok gençlerde rastlanır. El sıkma, yalınayak yürüme gibi yolarla temas ele geçebilir. En çok el sırtı, parmaklar, dizler, yüz ve saçlı deride görülür.

Tedavisinde; çeşitli kimyevi karışımlar kullanılmakta­dır. Bir başka metod elektrokoagülasyon, yani elektrik ile yakmadır.

Fakat daha etkili ve yan tesiri olmayan zararsız bir metot daha vardır. İstanbul Tıp Fakültesi öğretim üyeleri­nin hazırladığı "Özel Tanı ve Tedavi" adlı ders kitabından takip edelim:


"Bazen inanma (okutma) ile de lezyonların spontan olarak (yani kendiliğinden) kaybolduğu müşahade edil­mektedir. Siğili olanlara tavsiye ederiz.

Saç Dökülmesi Nedenleri, Kellik Sorunu ve Tedavisi

Tırnaklar ve tüyler gibi saçların da deriyi koruyucu özelliği vardır. Üç aylıkken (anne karnında) saçlar çıkma­ya başlar. Yeni doğan bir bebeğin saç yapısı yetişkin bir insanla aym değildir. Vücudumuzda 5 milyon tüy vardır ve ayrı yapılardadır, yaklaşık 100.000 tane olan saç teli­mizin yapısı ve gücü diğer tüylerden farklıdır.

Saçlar, çok ince olmasına rağmen oldukça büyük bir alan kaplarlar. Birbirine sürtüldüğü zaman negatif dur­gun bir elektrikle yüklenirler, bu sebeple pozitif yüklü maddelere doğru çekilir. Sebum (yağ) bezleri ile bağlantılı oldukları için kirlenirler.

Saçlarımız yumuşak ve güçlüdür; ama zarar görebilir ve kırılabilirler. Fazla nem, vücut içindeki dengesizlikler, sağlıksız beslenme, dıştan gelen etkenler (kötü maddeler kullanma, özen göstermeme), bazı ilaç tedavileri, saçlara zarar vermektedir.

Saç normal olarak günde ortalama 0.3 mm. uzar (ayda 1 ila 1.5 cm) kadınlarda bu uzama erkeklere göre daha hızlı olmaktadır.

Bir saç teli, 3 ile 4 sene uzar; sonra durulur. 1 ila 3 hafta daha sonra ise ölür, fakat hemen düşmez ve 3 ay bo­yunca başımızda kalır. Bu arada yeni bir saç çıkmaya baş­lar, bu sebeple, devamlı saçımız döküldüğü halde saçsız kalmayız. Günde 50 ile 100 saç teli dökülmesi normaldir. İlkbahar ve özellikle sonbaharda daha çok saç dökülür.
Saçların dökülmesine çoğu zaman çok kötü bir olay gözüyle bakılmaktadır. Kelliğin sebebini erkeklik hormo­nu (testosteron) olduğu ileri sürülmektedir.

Saçların yeniden çıkması için eskiden beri çeşitli teda­viler uygulanmaktadır, ama hiçbiri parlak neticeler ver­mez. 4 erkekten 3'ü kel kalma tehlikesiyle karşı karşıya­dır. Bu olay sebum salgılanımını etkileyen erkeklik hor­monlarıyla bağlantılıdır. Aynı zamanda irsî bir olaydır. Eğer dedeniz, babanız veya amcanız kel ise sizin kel olma şansınız fazladır. Buna dengesiz bir beslenme veya ba­kımsızlık da eklenince ihtimal yüzdesi daha da artır. Çe­şitli şoklar, üzüntüler, stresler de saç dökülmesine sebep olabilir.

Eğer 30 yaşında saçların yarısı dökülmemişse önemli bir kellikle karşılaşılmaz. 50 yaşında ilk saç dökülmelerle karşılaşılırsa kellikten söz edilmez. Yalnızca saçlarda azalma görülür.

Kalıtsal karakter gösteren saçsızlık hala tüm teda­vilere direnmektedir. Vitaminler, hormonlar, pahalı krem ve losyonlar, titreşimli masajlar biraz değişiklik sağlaya­bilirse de, genellikle etkisizdirler.

Yüksek ateşe, barsak solucanına, hormon yetmezlikle­rine ve psikolojik baskılara bağlı alopesi ya da saç dökül­meleri vardır. Lokal enfeksiyonlara uygulanacak tedaviler dışında, tedavi etmeden de hemen her zaman iyileşirler.

Son olarak, en çok ümit veren metod, saç transplan­tasyonu, yani saç naklidir. Bu arada yapılan işlem, ufak ufak saç tutamlarını çıkarıp, saçsız bölge etrafına dikmek­tir. Metod yorucu olmakla birlikte, bazı dış ülkelerde ba­şarılı sonuçlar alınmaktadır. Ülkemizde henüz deneme safhasındadır.

Saç Dökülmesini Önleme, Saç Dökülmesine Karşı Önlemler

Saçı olmayanlara yapılacak hormon tedavisi gerçekten saçları yeniden çıkarır mı?

Hormonlar nedense bazılarına büyülü birşey gibi görünür. Belki bu yüzden, saçları dökülenler için bir sürü hormonlu losyon ve kremler ortaya sürülmüştür. Bunların aslı astarı yoktur.
İçlerinde azıcık hormon var diye, basit, ucuz ilaçları, değerlerinden çok daha pahalıya satarlar.
Erkeklerdeki saçsızlıkta, bir zamanlar, erkeklik hor­monu testosteron denenmişti. Ona bağlanan umutlar boşa çıktı.

Hormonların fazla kullanılması, bazı yan etkiler yapa­bileceği için, doktorun tavsiye ve kontrolü dışında kulla­nılmamalıdırlar.

Saç Transplantasyonu

Bu konuda operatör ve deri uzmanlarınca yüzlerce başarılı vaka bildirilmiştir.
Bu iş için, saçların bol olduğu "verici" bölgeden alınan saç ve deri, saçsız kısıma küçük küçük dikilir. Her seferin­de böyle on - kırk graft yapılır ve yeni bir grup graft yapıl­madan önce, bu yeni bölgenin iyileşmesi için iki - üç hafta beklenir.

Bazen "alıcı" bölge, otograftları reddedebilir. Enfeksi­yonlar ender görülür ve kolayca kontrol altına alınabilir. Yeniden saç büyütme tekniğinde daha büyük başarı sağ­lamak için hormon, ilaç ve antibiyotiklerle, yoğun bir ça­lışma sürdürülmektedir.

Kepek Sorunu, Kepek Problemi İçin Çözüm

Kepek Nedir; kafa derisinin pul pul dökülmesidir. Deri pullar halinde kabarır, kopar ve saça karışır. Saçta küçük beyaz taneler halinde görülebilir, omuzlara dökülebilir.

Kepeğe Yol Açan Sebepler: Kepek bulaşıcı olmadığı gibi anormal de de­ğildir. Normalin değişik bir şeklidir. Keratin pullan halin­deki ölü deri hücrelerin hergün deriden atılmaktadır. Far­kına varmadan bunlar çevreye sürtünüp kaybolur. Kafada saçın varlığı, bu pulların farkedilmeden kaybolmasını ön­ler. Bu yüzden birikip, görünen parçalar halinde koparlar. Derideki hücrelerin dönüşüm hızı iç ve dış birçok faktöre bağlıdır. Güneş yanığı (soyulma şeklinde) bu dönüşümü hızlandırır. Derinin iltihabi hastalıkları (dermatit) sıkıntı ve üzüntülerde güneş yanığı gibi tesir yapar. Bu etkenle­re karşı derinin tepkisi değişiktir. Kepek olması, kafa de­risinin hassas bir dönemde olduğunu gösterir. Uyarıp daha fazla hassas yapacak şeylerden kaçınılması gerekir. Amaç kafa derisini sakinleştirmek olmalıdır: Masaj, ov­ma, kuvvetli fırçalama ve tarama, pulları parmakla tek tek koparma durumu kötüleştirir.

Saçta Kepekten Korunma: Kepeğin sebebi sebore veya seboreik dermatit (Kulaklar, burun, kaşlar, kirpikler, göğüs, omuzlar gibi fazla yağ salgısı olan bir bölgede meydana gelen dermatit) olabilir. Kafa derisinde iltihap varsa ya da sulanı­yorsa, bunun tedavisi için doktora başvurmalıdır. Dermatit oluşma eğilimi katılımla geçtiği için bu durumun orta­ya çıkması engellenemez.

Kepek Tedavisi, Kepek Nasıl Önlenir

Saçı 2-3 günde bir şampuanla yıkamalıdır. İlaçlı bir şampuan kullanmamalıdır. İçindeki antiseptik madde kafa derisini tahriş edip durumu kötüleştirebilir. Asla gereğinden fazla (bir defadan fazla) yıkanmayın ve saçınızı ovup şampuanı saçınızda bir dakikadan fazla bı­rakmayın. Kuvvetle masaj yapıp fırçalamayın, taramayın.

Tıbbi tedavi: Eğer seboreik dermatidiniz varsa, dok­tor iltihab çözücü bir steroid krem veya losyon verebilir. Bu ilacı kafa derinize bir santimlik şeritler üzerine ince bir tabaka halinde sürmelisiniz.

Kaşıntı Nedenleri, Vücutta ve Deride Kaşıntı

Kaşıntı Nedir; Kaşıntı, gerçekte, bir tür ağrıdır. O denli şiddetli olabilir ki, en şiddetli ağrılardaki gibi dayanılması güç olabilir. Alerjiye bağlı deri ya da kulak kaşıntısı çekmiş olanlar, buna hemen tanıklık edebilirler.

Öyle görünüyor ki, dış kulağınızda ve hemen altında­ki derinin üzerinde bir mantar enfeksiyonu vardır. Bura­sı, mantarın üremesi için mükemmel bir yerdir. Herhangi bir kronik akıntı ya da kulak kiri birikmesi, bu rutubetli, sıcak, karanlık yerde evine yerleşen mantar için çok güzel bir beslenme yeridir. Deri iltihaplanıp tahriş edildiğinde başka bakterilerin de saldırısına uğrar ve oldukça ağrılı bir enfeksiyon doğurur.

Kaşıntının tedavisi, mantara karşı güçlü bir saldırıy­la olur. Hassas kulak dokusunu daha çok zedelememek için yıkama aygıtıyla doğrudan görerek kulak yıkanmalı­dır. Mantar o denli hızlı ürer ki, doktor onu yıpratmak için sürekli kontrol altında tutmalı ve kulağı yeni kortizon ve antibiyotik ilaçlarıyla tedavi etmelidir.

Sürekli Kaşınma Alerji Neden olabilir? Ciltte Kaşıntı Tedavisi

Kaşınma Sebepleri: Dermatit gibi iltihaplar. Uyuz, bitlenme gi­bi hastalıktır. Sıkıntı ve üzüntü. Müzmin kaşıntı.
Belirtiler: Gittikçe daha fazla kaşıntıya yol açan ka­şınma. Kaşınma sürerse deri kalınlaşır ve kaşınma alış­kanlık halini alır.
Bir türlü geçmeyen kaşıntılar cildiye uzmanına mua­yene ettirilmelidir.
Korunma: Kaşıntının altında yatan faktörü tedavi et­mek gerekir. Birkaç gün üst üste kaşınırsanız mutlaka doktora danışmandır.
Kalamin gibi serinletici losyonların faydası olur. Lo­kal anestizik içerebilecek kaşıntı giderici spyreylerden kullanmak doğru değildir.

Cilt hekimi, uygun tedaviyi tavsiye edecektir.

İnsanı rahatsız eden, hatta uykudan bile uyandıra-bilen, deriyi el ve tırnakla kazımak isteğine kaşıntı (tıp di­linde pruritus) denir. Çoğu kez deri hastalıklarına bağlı olarak meydana gelen kaşıntılarda deride lezyon denilen bir dış belirti vardır. Bazı deri hastalıklarında ise kaşıntı olmaz.

Kaşıntılı deri hastalıklarının başında uyuz paraziti­nin yaptığı ve en çok parmak araları, bileğin ön yüzü ve karında sillon şeklinde izleri görülen bulaşıcı hastalık ge­lir. Bitlenmede de en çok omuzlarda olmak üzere gece gündüz kaşıntı vardır. Alerjik kaşıntılar toksik dermit, kontakt dermit veya ürtiker gibi deri belirtisi meydana getirirler. Bağırsak parazitleri özellikle çocuklarda burun kaşıntısı yapar. Hodgkin hastalığında, kan kanserlerinde ve bazı mantar hastalıklarında da başlangıçta kaşıntı var­dır. Kurdeşen kaşıntı yapan allerjik deri hastalıklarının tipik belirtisidir. Bir bakteriye, yiyeceğe, ilaca, sıcak veya soğuğa alejisi olanlarda görülür. Strofulus, lichen, plans, psoriasis (sedef) gibi deri hastalıkları da kaşıntılı seyre­derler.

Lokal (yani belli bölgede) kaşıntılar anüste, vulvada, kulakta, gözde, burunda çeşitli sebeplerden (kir, akıntı, il­tihap, nörodermatid, parazit) meydana gelmektedir. Psi-konejik (ruhî) sebeple de kaşıntı olur ve kaşındıkça lokal nörodermatit ve ödem gelişir. Tedavi kaşıntının sebebine göre yapılır. Endojen kaşıntılarda en çok antihistaminik ilâçlar kullanılmaktadır. Tavsiyemiz; ayrıcı teşhis için cil­diye uzmanına müracaat etmenizdir.

Çocuklarda bağırsak parazitleri, Parazit Hastalıkları, Asalak Parazitler

Paraziter hastalıklar bilhassa çocuklarda olmak üze­re, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygın olarak bulunmakta, bunlar da kendi aralarında değişik gruplara ayrılmaktadır. Bunlardan helmint grubu içinde en sık gö­rülenleri oksiyur (kıl kurdu) ve askaris (yuvarlak solu­can); sestodlar içerisinde halk arasında şerit olarak bili­nen tenya; protozoonlar içerisinde amipli dizanteriyi saya­biliriz.

Genel olarak parazitin bulaşma şekli ağız yolu iledir. Örneğin kıl kurdu çocuklarda çok sık rastlanan iplik şek­linde bir parazittir. İnfekte kişilerde anüs çevresinde bu­lunan yumurtaların yatağa, çamaşırlara bulaşması ile di­ğer şahıslara geçmekte, ayrıca o bölgede kaşıntı olduğu için çocuklarda elle tekrar ağızdan bulaşma olabilmekte­dir. Yassı solucanlardan en sık görüleni tenya (şerit) in-fekte etlerin pişirilmeden yenmesiyle bulaşır. Ekinekoklar (kist hidatik) kistli etlerin köpeklerce yendikten sonra in­sanlara köpekle doğrudan temas yoluyla veya köpeğin dış­kısından bulaşır. Amipli dizanteri hastalarının dışkısının bulaştığı su ve besinlerle geçer.

Görüldüğü gibi paraziter hastalıklar çok geniş grupları kapsamakta olup, genelde korumada esas hijyenik kural­lardır.

Genel önlemleri şu şekilde sıralayabiliriz:
1- Tuvalet temizliğine dikkat edilmesi;
2- Yatak çarşafları ve çamaşırların iyice kaynatılıp yı­kanması;
3- Vücut temizliğine özen gösterilmesi;
4- Tırnakların kesilmesi;
5- İçme suyunun kontamine olmasının önlenmesi;

Öncelikle bu genel önlemler alınmalı, dışkı tetkiki bir kaç kez yapılmalı, daha sonra da parazite en etkili ilaç uy­gun doz ve sürede verilmeli ve en önemlisi tedavi tüm aile bireylerini kapsamalıdır.

Sarılık Nedir, Sarılık Hastalığının Nedenleri

Sarılık, derinin ve gözlerin sarı bir renk alması olup, kanda safra boyalarının birikmesi nedeniyle oluşur.

Sarılığın nedenleri çoktur, bazıları öbürlerinden daha ciddidir. Safra kesesi taşları ve safra yollarının iltihaplan­ması bunlardan bazılarıdır. Karaciğerdeki virüs enfeksi­yonu ya da siroz, amipli dizanteri ve birçok kan hastalık­ları bunun nedeni olabilirler. Pankreas kanseri ve kan naklini izleyen toksik reaksiyonlar da bu hastalığı oluştu­rabilirler.

Bu kadar çok nedeni sıralamamdaki amaç, sarılığın nedenini, herkesin anlamasının imkansızlığını anlatmak­tır. Doktor ayrıntılı incelemeler ve röntgen muayeneleriyle sarılığın nedenini bulup, gerçek nedenin tedavisine giri­şir.

Artrit (Eklem İltihabı) için günde kaç aspirin alınabilir? Çok fazla aspirinin alınmasının kalbi etkileyeceği, doğru mu?

Aspirinin kalbi etkilediği doğru değildir. Bu, bir ma­saldır. Bunun en küçük bir bilimsel ya da tıbbî dayanağı yoktur. Aslında, romatizmal kalp hastalıkları, aspirinin içinde en çok bulunan aktif madde olan salisilat'ın yüksek dozları ile tedavi edilmektedir.

Bazı kimselerde aspirine karşı alerji vardır ki, bu du­rumda bu ilaç verilmez.
Aspirin, öbür ilaçlar gibi, yüksek dozda alınırsa, bazı yan etkiler yapabilir. Bu nedenle, doktorlar ilacın dozunu dikkatle ayarlarlar.

Mide ülseri ya da ülseratif koliti olanlara aspirin ve aspirinli başka ilaçlar hiç verilmez.


Aspirin kanama eğilimini artırır, bu nedenle kanama olabilecek durumlarda alınmamalıdır.


Kuşkusuz, alınabilecek tabletlerin sayısı, yaşa ve ağır­lığa göre değişir. Bazı eklem iltihaplarında günde 5 grama kadar aspirin verilmektedir.
Tabletlerin sayısı doktorunuzca saptanmalıdır.

Makattan Kan Gelmesi, Makat Hastalıkları, Makatta Kanama

Hiç kuşkusuz, rektal kanamanın en sık rastlanan nedeni, hemoroidtir. Bütün eğitici kampanyalara rağmen, rektal kanamalarının "ciddi" olduğu korkusuyla bazı kim­selerin hekime gitmekte gecikmeleri, şaşılacak bir şeydir. Ciddî olabilir, fakat çoğunlukla değildir. Hasta sorunun basit bir şey olduğuna inandırılıncaya kadar aylarca ölüm korkuları çeker. Birçokları da, ameliyatın kaçınılmaz ol­duğu düşüncesiyle, danışmakta gecikirler. Bu korkuyu yıllarca sömürmüş olanlar tarafından yapılmış pahalı ve "büyülü" ilaçlara yem olurlar. Kanamanın nedenini tam olarak bulmak için mükemmel yöntemler geliştirilmiştir.


Diyetler, dikkatli bakım, banyolar, ilaç fitilleri ve bar­sak işlevlerinin yoluna konulması hemoroid kanamalarını hafifletebilir. Lokal tedavi etkili olmazsa ancak o zaman ameliyat gerekir.

Antibiyotik Yan Etkileri, Antibiyotiklerin Zararları

Antibiyotiğin spektrumu (etki sahası) genişledikçe özellikle ağızdan alınan tiplerde barsak ve diğer floranın bozulmasına sebep olur. Flora'dan kast edilen normalde ağız, cilt, bağırsaklar gibi organlarda mevcut olan zararsız, hatta faydalı mikroplardır. Bunların normal şartlarda za­rarı olmak bir yana başka mikropların buraya yerleşmele­rine engel olmak fonksiyonları vardır. Flora bozulması ile çoğu kez durdurulması zor ishaller ortaya çıkar.

Antibiyotiklerin alerji dışında karaciğer, böbrek gibi önemli organlar üzerinde zehirleyici etkileri olabilmekte­dir. Hekim kontrolü altında verilmeyen antibiyotiklerde bu tür toksik (zehirleyici) tesirler görülebilir.

Kalp Krizinden Korunma Yolları, Kalp krizinden nasıl kaçınabilirim?

Kalp krizi tehlikesini azaltmak için aşağıdaki kaide­ler tatbik edilmelidir:
1- Normal vücut ağırlığını koruyunuz.
2- Margarin ve kolesterol ihtiva eden yemekler yeme­yin.
3- Sigara ve alkolden uzak durun.
4- Tansiyonunuz yüksekse, devamlı doktor kontrolün­de kalmalısınız.
5- Aşırıya kaçmadan yapılan egzersizler son derece faydalıdır. Bu açıdan yürüyüş ve namazın en güzel egzer­sizler olduğunu belirtelim.

Ailesinde kalp krizi geçirmiş kişiler bulunan biri olarak, otuz sekiz yaşımda, bir kalp krizinden nasıl kaçınabilirim? Bunun, karıma ve çocukları­ma karşı bir sorumluluk olduğu görüşündeyim.

Bunu şimdiden planlamakla akıllılık ediyorsunuz. İlerde bunun yararını görürsünüz.
Kalp krizleri, yaklaşık olarak önceden tahmin edilebi­lir. Kalp krizlerinin belli başlı nedenlerini veren kompüterli çalışmalarda, bunlardan nasıl korunulabileceği de gösterilmektedir.

Kalp krizlerine karşı olan kalıtsal eğiliminiz, genetik özelliklerinize karşı pek birşey yapamazsınız. Belki de ya­kın gelecekte genler kromozomlar üzerindeki tıbbî giri­şimler mümkün olacak ve bu etken de kontrol altına alı­nabilecektir.
Bununla birlikte, o zamana kadar, kalp krizlerini hazırlayan başlıca etkenlerden bazılarını gözden geçirebili­riz:

1. Kalp kasına kan ve oksijen sağlayan kan damarları­nın daralmasında sigaranın önemli bir rol oynadığı, genel­likle kabul edilmektedir.
2. Aşırı şişmanlık, kalp üzerinde gereksiz bir yük ve kalp hastalıkları açısından fazladan bir risk oluşturur.

Bütün bu etkenlerin ortak yanı nedir? Bu etkenlerin hepsi ortadan kaldırılabilir, bunlardan kaçınılabilir ve kontrol altına alınabilir. Bu olayda da birçok kalp krizinin arkasındaki üzücü hikâye yatmaktadır. Evdeki ve işteki duygusal baskılar da kalp krizlerinde birer etken sayılabi­lirler.

Kalp krizine en iyi aday, "Hareketsiz, şişman, çok si­gara içip bol hayvansal yağlı, şekerli, kolesterinli besinler yiyen, orta yaşlı bir erkek" olarak tanımlanabilir. Bütün bu etkenler, disiplinle azaltılabilir ya da ortadan kaldırı­labilir. Bu tabloya, gut ve şeker hastalıklarına eğilim de eklenebilir. Aynaya dikkatli bir bakış, kocanıza, bu tablo­ya uyup uymadığını gösterebilir. Yukarıdaki aday'a uyu­yorsa, hemen, bu tablodakilerin tam tersine bir programı, disiplinli bir biçimde uygulamaya başlamalıdır.

Akciğer Röntgeni Hangi Durumlarda Çektirilmelidir?

1- 10 günden fazla süren ve antibiyotik tedavisine ce­vap vermeyen öksürük,
2- Koyu, yapışkan, sarı-yeşil renkte veya fena kokulu balgam,
3- Öksürükle kan veya kanlı balgam gelmesi,
4- Nefes alırken veya verirken hırıltı olması,
5- Nefes darlığı,
6- Her türlü göğüs ve sırt ağrısı, özellikle batar tarzda ağrı,
7- Sebebi belirlenemeyen yüksek ateş,
8- Solunum yollarına yabancı cisim kaçması,
9- Göğüse olan darbelerde,
10- Sebepsiz iştahsızlık, halsizlik, kilo kaybı, geçe ter­lemesi gibi durumlarda bir akciğer röntgeni çektirilmesi gerekir.

Sigara tiryakilerinin hiç bir yakınmaları olmasa da yıl­da bir defa akciğer röntgeni aldırmalarında, akciğer kan­serinin erken teşhisi açısından büyük yarar vardır.
Akciğer röntgenleri normal bulunmuş bile olsa, atılma­malı, saklanmalıdır. Sonraki yıllarda ortaya çıkabilecek hastalıkların değerlendirilmesinde, kıyaslama imkanı sağlaması açısından çok değerli oldukları unutulmamalı­dır.

Bronşial Astma Hastalığı Hakkında Bilgiler

a) Bronşial astma, bir bronşitin türü müdür? De­ğilse nedir?
b) Aşırı hassasiyet reaksiyonunun bu hastalıkla ilgisi var mı?
c) Tavsiyeleriniz nelerdir?

Asthma bronşiale, küçük çaptaki havayollannın, ya­ni bronşiallerin yapışkan bir sekresyon ile tıkanması so­nucu ortaya çıkan ve akciğerlerle doldurulan havanın dışarı atılmasındaki zorluk hali ile karakterize bir akciğer patolojisidir.

Sebebine göre iki tür asthma vardır. Biri allerjik ast­hma dediğimiz Ekstrensek tip astma bronşiale, diğeri ise İntrensek astma bronşialedir. Allerjik astmalı kişinin has­sas olduğu mesela küf, mantar, ilkbahar aylannda çiçek tozlan (polenler) gibi partiküller veya tozlu, dumanlı hava gibi tesirlerle karşılaşması durumunda hemen aniden, o ana kadar normal olan kişide had safhada bir nefes darlı­ğı gelişebilmektedir. Bu durumdaki kişilere uygulanacak en seçkin tedavi yolu, bunlara cilt testleri yapılarak has­sas olduğu tesirleri tesbit edip, bu maddeyi gidererek ar­tan dozlarda cilt yoluyla vermek suretiyle kişiyi hassasi­yeti ortadan kaldırmaktır.

İkinci sorunuzda, aşın hassasiyet reaksiyonlarında (ki bu alerjik astma veya diğer tür cilt lezyonları olabilir, meselâ kurdeşen, yani tıp dilinde ürtiker gibi) kan tahlil­lerinde herhangi bir pataloji olabilir mi? diye soruyorsu­nuz. Evet aşın hassasiyet reaksiyonlarında hangi çeşidi olursa olsun kanda kısaca IGE ismini verdiğimiz İmmunglobin E artışı söz konusudur.

Üçüncü sorunuzda, bu hastalıktan tam kurtulmanın yolunu soruyorsunuz. Herhalde alerjik astmayı kastedi­yorsunuz. Yukarıda da belirttiğimiz gibi asıl sebebe yöne­lik tedavi immunoterapi diğer bir tabirle Desensibilizasyon dediğimiz, kişinin hassas olduğu faktörleri belirleyip, bunlara karşı aşı yaparak hassasiyeti ortadan kaldırmak­tır. Bu tabii uzun süreli bir tedavi, bunun yanısıra acilen hemen yapılacak semptomatik tedavide, oksijen ve nefes açıcılar, balgam sökücü ilaçlar ve antibiotik, hatta dirençli vak'alarda kortizon yer almaktadır.

Mide Gazı, Midenin Gaz Yapmasının Nedenleri

Hakikaten gaz şikâyeti ile hekim hekim dolaşan çe­şitli "gaz" ilaçlan deneyen hastaların sayısı az değildir.

Geğirme, aerogastri belirtisi olup, farkında olmadan sürekli yutkunarak hava yutan ruh yapısı labil (değişken) olan hastalarda sık görülmektedir. Genellikle bu kişiler başkalarının yanında gürültülü bir şekilde peşpeşe geğirirler. Ancak bazı önemli hastalıkların seyri sırasında aerogastri bulunabilir. Bu hastalıkları koroner kalp hastalı­ğı, kalp yetersizliği, mide ülseri, üre hastalığı (böbrek ye­tersizliği), karaciğer yetersizliği şeklinde sıralayabiliriz.

Yutulan havanın çok az bir kısmı bağırsaklara geçebi­lir. Bağırsaklardaki havanın büyük bölümü yine bağırsak­taki bakteriler tarafından oluşturulur. Bağırsaklardaki aşırı gaz nadiren geğirti ile çıkar. Çoğu kez anüsten atılır (Flatus). Kalınbağırsaklarda bakteriler, ince bağırsaklarda tamamen emilmeyen sindirilmemiş karbonhidrat (seb­ze, meyve, baklagil artıkları vb.) ve amino asitlerden gaz oluştururlar. Özellikle bazı sindirim enzimlerinin yeter­sizliği ve süt şekerine (laktoz) olan alerji durumlarında kalın bağırsaklara gelen karbonhidrat miktarı fazla olup, bu da fazla miktarda gaz oluşumuna yol açacaktır. Yine aşırı soğuk yiyecek ve içeceklerin alınması, çıplak ayak­larla taşa basılması, ayakların uzun süre su içinde kalma­sı da aynı sebeple bağırsaklarda aşın gaz oluşumuna yol açabilir. Bunlardan sonra aşırı gaz meselesi (yanı sıra ge­ğirme ve yellenme şikayeti) olanlara tavsiyelerimize gelin­ce:

1- Baklagiller, sebze veya meyve alımı azaltılmalı, lak­toza karşı aşırı duyarlılığı olanlar süt ve sütlülerden sa­kınmalıdır.
2- Gaz problemine ilaç olarak neyin iyi geldiği kesin bi­linmemekle birlikte pankreas enzimleri diye nitelediğimiz ilaçlar denenmeli, yararı olmasa da zararı da olmadığı için yaygın olarak kullanılmaktadır...
3- Halk arasında mide şurubu diye bilinen antiasidler, özellikle yemeklerden yarım ila bir saat sonra alınırsa faydalı olmaktadır. Bir de gazı emen, absorbe eden aktif kömür içeren preparatların da yaran olabilir.
4- Son olarak gaza sebep olacak faktör tesbit edilmeli ve ona yönelik tedbir ve tedavi uygulanmalıdır.
Tabii bu mesele dahiliyeyi ilgilendirdiği için, bir iç hastalıkları uzmanına başvurmanızı tavsiye ederim.

Çok gaz çıkarıyorum. Bu da beni rahatsız edi­yor. Ne yapmalıyım?

Sindirim sisteminde bulunan gazlar başka beş ayrı gazın karışımı şeklindedir. Bunlardan üç tanesi (hidrojen, metan, karbondioksit) farklı seviyelerde bağırsaklarda üretilir. Diğer ikisi (oksijen, ozon) ise yutulan havadan (aerofaji) dolayı bağırsaklarda bulunur. Bağırsak gazları­nın kendine has kokusunu veren gazlar ise bütün bunla­rın % 1'den azını oluşturur ve eser gazlar olarak adlandı­rılır.

Sağlıklı insanda sindirim sisteminde gaz sadece mide kubbesi (fundus) ve kalınbağırsaklarda bulunur. Bu gazın teşekkülünde üç önemli faktör rol oynar:

1-Hava yutma: En önemli faktördür. Özellikle sıcak içecek içilirken veya kötü yeme alışkanlığı olanlarda (ace­le yeme vs.) görülür.
2- Karbondioksit teşekkülü: Pankreas sıvısının veya ağızdan alınan bikarbonatın mide asidi ile reaksiyonu so­nucu oluşur.
3- Bağırsaklarda bakteri yıkımı.

Yapılan araştırmalar bir şişe "Coca Cola"nın sıvı hac­minin yanı sıra, 490 ml. gaz teşekkülüne yol açtığım gös­termiştir.
Gaz şikâyetinin önlenmesi ve tedavisine gelince; bu konuda klasik sindirim kitaplarında 15-20 maddelik öneriler yer almaktadır. Fakat bu tavsiyeler içinde en önemli­si kişinin yeme alışkanlığını düzelterek hava yutmasını engellemeye yönelik çalışmalardır. Bu ise:

1- Su içerken suyun üst dudağa değdirilerek içilmesi,
2- Hızlı yememe,
3- Sakin ortamda yemek yeme gibi basit gündelik ted­birlerden psikoterapiye kadar uzanan geniş bir yelpazede değerlendirilmektedir. Bunun dışında sindirim sistemi en­zimlerinin dışarıdan verilmesi, yüzey aktif maddelerle ba­ğırsak içi gaz baloncuklarının küçültülüp atılması, aktif karbon bileşikleri, bugün kullanılan diğer gaz tedavi metodlarıdır.

Mide Gurultusu Mide Sesi Nedenleri

Mide gurultusu neden olur? Mide Sesi Nedenleri

"Mide gürültüsü"nun, kulağa daha hoş gelen tıbbî bir adı vardır: Borborigmus. Bu gurultular kalın bağırsak­ta gaz birikmesinden olur. Bu gaz birikmesi, çoğunlukla, yeme, içme sırasında hava yutmasıyla başlar. Çok çabuk yemekten ve içmekten kaçının. Yemek sırasındaki hızlı, heyecanlı konuşmalar, hava yutulmasını kolaylaştırır. Ge­ne yemek sırasındaki üzüntüler de hava birikimini kolay­laştırır. Derin iç çekme ve zoraki geğirmelerin arkasından da hava yutma olur. Emilmemiş, su ile hapsolan hava, gu­rultu sesini verir.


Eğer yüksek sesli inatçı gurultular varsa, bir barsak hastalığının erken belirtisi olup olmadığı araştırılmalıdır, ince ve kalın bağırsaklarda yapılacak röntgen araştırmala­rıyla sebep bulunup gereken tedavi uygulanmaya başla­nır.

Kolit Nedir, Kronik Kolit Hastalığı Tedavisi

Kolit türlü biçimler gösterir. Bazısı kısa sürüp bir daha hiç yinelenmez. Öbürleri düzensiz aralıklarla tekrar ortaya çıkar.

Bazıları, temiz olmayan besinleri yiyip içmekten olur, parazitlere ve amiplere bağlıdır. En çok rastlanan tipler, müköz ve ülseröz kolitlerdir.

Kesin iyileşme, hastalığın gerçek özelliklerine, ne za­mandan beri var olduğuna, yoğun olarak tedavi edilip edilmediğine ve duygusal etkenlerin çok önemli bir rol oy­nadığının kabul edilmesine bağlıdır.

Duygularla bu denli bağlantılı olan hastalık azdır. Bu nedenle, tıbbî tedaviye ek olarak yapılacak psikolojik te­davinin değeri, anlatılmayacak kadar büyüktür. Bazı va­kalarda antibiyotikler ve kortizon çok yararlıdır.

Genellikle, bu gibi hastalar, biraz düzelince diyeti ve tedaviyi bir yana bırakıverirler. Bu yanlıştır. Sıkıntısız dönemlerdeki tedavi, alevli dönemlerdekinden belki daha önemlidir.

Kabızlığın sebepleri nelerdir? Tedavisinde ve korunmada nasıl bir yol izlemeliyim?

Kabızlık Sorunu, Kabızlık İçin, Kabızlık Nasıl Giderilir

İnsanoğlunun çok eski çağlardan beri başına musal­lat olan kabızlığın başlıca sebepleri şöyle sıralanabilir:
1- Yanlış beslenme alışkanlıkları (lifsiz besinler ye­mek, çiğnemeden lokma yutmak, beslenme rejimini sürek­li değiştirmek ve hızlı yemek gibi)
2- Oturarak çalışma (bağırsakların baş düşmanı özel­likle sürekli oturarak çalışmak zorunda kalanlarda ortaya çıkar.)
3- Stresler (fizik ve zihni yorgunluk, depresif durum­lar).
4- Bazı ilaçlar (barbitüratlar, antiasitler, idrar söktürücüler, parkinson hastalığına karşı kullanılan ilaçlar).
5- Şişmanlık.
6- Dışarı düzenli çıkmama alışkanlığı (özellikle çocuk­larda okul tuvaletini kullanmama, yetişkinlerde uzun yol­culuklar, bitmek bilmeyen toplantılar, alıştığı tuvalet dı­şında tuvalet kullanamama.)

Özellikle çocuklarda kabızlıkla mücadelede annelerin besin türleri arasına meyve ve yeşillikleri, ayrıca yoğurt, bisküvi ve meyve sularını katmaları şart.
Yaşlılarda görülen kabızlığın ruhi sebeplere bağlı ola­rak ortaya çıktığı sanılıyor. Bu arada dişlerin besinleri çiğneme görevini gerektiği gibi yerine getirmemeleri, bir başka kabızlık sebebi.

Kabızlığın tedavisinde uzmanlar düzenli bir yol öneri­yorlar. Herşeyden önce hergün belirli saatlerde yemek alışkanlığı büyük önem taşıyor. Elbette gündelik stresle­rin yemek yenen mekâna taşınmaması da şart. İyice çiğ­nenerek yutulan lokmaların, bağırsakların çalışmasını kolaylaştırdığı bir gerçek.
Kabızlığa karşı kepek yararlı bir madde. Günde 20-25 gr. alınabilir. Bu arada günde 1.5 litre içilebilecek su da sindirimi kolaylaştırır. Yediğimiz eti ise haftada 2-3 de­fayla sınırlamak gerekir. Ayrıca kara unlu ekmekleri, be­yaz ekmeklere tercih edin. Bu arada yoğurdun ve günde 300 gram oranında alınacak sebzelerin kabızlığı altetmekte rolleri inkar edilemez.


Kabızlığı tabiî diyet yollarından yenemeyenler, baş­vurdukları doktorun verdiği ilaçların kölesi haline geliyor­lar. Bağımlı hale geldikleri ilaçlar etkisiz kalınca, bu defa başka ilaçlara yöneliyorlar. Bir yerde laksatifler bir tutku haline geliyor.
Aslında laksatifler ancak özel ve gerekli durumlarda kullanılmalıdır. Mesela bir gezide veya iklim değişmele­rinde, kritik durumlar ortaya çıktığında. Yalnız şu bilin­meli: îdeal bir laksatif yoktur.

Ancak yine bu doktorun kontrolünde kabızlığa hemoroid varisli damarlar, şeker gibi hastalıklar eşlik ediyorsa, laksatife başvurulabilir.
Eğer kabızlık çekiyorsanız, bunu kendi kendinize yen­meyi öğrenmelisiniz.

Kabızlık Bitkisel Tedavi, Kabızlık Giderici

Kabızlıkta yasak olmayan meyve sebzeler: Erik, portakal, kavun, incir, üzüm, şeftali, kayısı, kiraz, armut, bezelye, domates, lahana, kereviz, pırasa, pancar.

Kabızlıkta yasak olan içecekler ve yiyecekler: Av eti, çikolata, pirinç, morina balığı, salam, alkol, beyaz şa­rap.

Lif açısından zengin besinler: Nohut, mercimek, kurufasülye, çekirdek, kuru bezelye, ahududu, kara ekmek, karnı bahar, enginar.

Ben 27 yaşında bir kadınım. Benim derdim ka­bızlık. Bu mevzuda hiçbir doktora gitmiş değilim. En az üç gün, en fazla bir haftada dışarı çıkıyorum. Buda beni rahatsız ediyor. Boyuma göre kilom nor­mal. Kabızlığı meydana getiren sebepler nelerdir? Bir de bunun besinlerle bir ilgisi var mı ve ilâçsız bir tedavi mümkün mü?

Normal bir boşaltma iyi bir sağlık belirtisidir. Birçok sağlıklı insan günde bir defa dışkılar. Atılan dışkı, olağan kokulu, yumuşak olmalıdır ve zorlamadan çıkarılmalıdır. Boşaltım günde 2 veya 3 defa da olsa, yine bu insan sağlıklıdır; fakat sindirimi çok iyi değildir. Besinler hızlı geç­mekte, içinde vitamin ve protein taşıyan parçalar dışkı ile atılmaktadır. îki günde bir dışkılayanlar da bir ölçüde sağlıklıdır ve dışkı sert değilse kabızlık yoktur. Bir insan­da dışkının az olması da kabızlık değildir, selülozlu besin­leri az yiyorsa.

Şayet dışkı sert, kuru, zor çıkan cinstense burada ka­bızlıktan söz edilir. Bunun tersine, şekilsiz ve sıvı bir dış­kı varsa, bu durumda ishal söz konusudur. Kabızlık ve is­hal, sağlığın bozuk olduğunu belirtir ve durumu düzelt­mek için bir çaba harcamak gerekir.

Laksatif denen müshiller zararlıdır ve hiçbir zaman sürekli kullanılmamalıdır.
Tabiî madeni sular "kaplıca suları" içmek, bağırsakları birden doldurunca çok tesirli olan ve zararsız bir metoddur. iki çay kaşığı tabii maden suyu tuzunu bir litre ılık suya karıştırıp tümünü sabah aç karnına içmek gerekiyor. Yarım saat içinde barsaklar boşalacaktır. Bunu da alışkanlık şekline sokmamak gerekir; zararsızdır ama besin cevherleri kayıplarına yol açabilir.
Fitil ve lavmanlar, seyrek olarak ve az bir sıvıyla kul­lanılınca zarar vermezler. Sık kullanılmamalıdır ve kulla­nılışına özen gösterilmelidir.

En ideal yol, hiçbir araç kullanmadan doğal olarak dışkılamayı düzene koymaktır. Birçok durumlarda kabızlık, daha çok B vitaminleri yönünden zengin ve dengeli bir beslenme ile kısa zamanda düzelir. Kepekli unla yapılmış ekmek ve yiyecekler hergün yenmelidir. Pekmez, çok iyi bir barsak çalıştırıcıdır ve beyaz şeker yerine kullanılma­lıdır. Beyaz un ve toz şekerden yapılan besinlerin değerle­ri yoktur ve beslenmeden çıkarılmalıdır. Salata, meyve ve sebze yenerek, vitamin ve selüloz sağlanmalıdır.

Yoğurt, barsak tembelliğinin birçok durumlarında çok yararlıdır. Bol yoğurt, süt ve peynir tüketenlerde dışkıla­rda kolay ve rahat olur. Kısacası:

* Bol posa bırakan yiyecekler tercih edilmelidir.
* Yemekler zeytinyağı ile yapılmalıdır.
* Hergün sabah aç karnına yarım fincan zeytinyağı alınız.
* Dışkılamaya hergün sabah çıkınız ve buna bünyenizi alıştırınız.

Plörezi Nedir, Zatürreye ya da Akciğer Tüberkülozu­na benzer mi?

Plörezi Nedir, Plörezi Tedavisi ve Tüberküloz İlişkisi


Plörezi, akciğerlerin dışını örten ince bir zar olan plevranın enfeksiyonu ya da iltihabıdır. Buna benzer baş­ka bir plevra zarı, bütün göğüs boşluğunu tamamiyle ör­ter.


Sağlıklı durumdayken, akciğerler şişirildiğinde, plev­ranın iki yaprağı birbirinin üzerinden yumuşakça kayar. Plevrada bir enfeksiyon olduğunda, iki yaprak birbirine sürtündüğü için, solunum güçleşir. Plörezideki bıçak so­kulur gibi ağrının nedeni budur.

Plörezi, zatürree ya da tüberküloz değildir, ama bun­lardan birinin ya da başka bir akciğer enfeksiyonunun komplikasyonu olabilir.

Antibiyotikler döneminden önce plörezi komplikasyonlarına sık rastlanırdı. İki yaprak arasında da sıvı birikir, ameliyat gerekli ve çoğu kez hayat kurtarıcı olurdu. Şimdi antibiyotikler sayesinde, plörezi komplikasyonları görülse bile, seyrektir.

Tüberküloz, kalıtımla geçen bir hastalık mı­dır?

Aynı ailenin içinde de görülebildiği için, tüberküloz, yanlışlıkla, kalıtsal bir hastalık sanılabilir. Gerçekte, kalı­tımla geçmez. Bulaşıcı bir hastalıktır, böylece, ailenin bir üyesinden öbürüne geçebilir.

Bir kimse, sizin gibi, tüberküloz korkusu içinde yaşar­ken, sizdeki ya da aileniz üyelerinden herhangi birindeki sıradan öksürük, sizde gerektiğinden çok telaş uyandıra­bilir. Kuruntulara kapılmaktansa, bu gibi öksürükleri erkenden doktoruna bildirin. Düzenli aralıklarla göğüs filmleriniz alınırsa, kendini­zi daha rahat hissedersiniz.

Bir kızın tüberküloz geçirmiş bir erkekle evlen­mesi, doğru mudur? Kız bu evliliğe güvenle girebilir mi ve erkeğin hastalığa yeniden yakalanması müm­kün müdür?

Sorunuzun yanıtı "iyileşme" sözünde yatmaktadır. Hasta aktif tüberkülozu tamamen atlatmış ve hastalığın hiçbir belirtisi kalmamışsa gelecekteki eşi için bir tehlike oluşturmuyor demektir.

Balgamdaki tüberküloz mikrobunu gösteren çok has­sas testler vardır. Herhangi bir aktivite varsa, hem kız, hem de erkek için güvenlik önlemleri önerecek ilk kişi, doktor olacaktır.

Devletlerin çoğu, her iki tarafın enfeksiyon hastalıkla­rından bütünüyle uzak olup olmadığını saptayan bir ev­lenme lisansı sorarlar. Bir tüberküloz hastalığında, evlen­me izni verilmeden önce doktor tarafından tam bir muaye­ne ve filmler gerecektir.

Erkek tamamen temize çıktı mı, eşinin ondan hastalığı alma ihtimali hemen hemen yoktur. Bununla beraber, tü­berküloz geçirmiş olan herkes, ömür boyu doktor kontrollerinden geçmelidir. Altı aylık ya da yıllık aralıklarla ya­pılacak bu muayenelerde hastalık belirtilerine bir daha hiç rastlanmayabilir. Fakat bu muayeneler evli çiftin ve ailelerinin sağlığı için büyük bir güvence sağlar.


Öksürük Nedir, Öksürük Tedavisi, Çocuklarda Öksürük Nedenleri

Öksürük, solunum yollarını temizleyen karmaşık mekanizmanın bir parçasıdır. Bu refleks hareketi, bütün solunum yollarını yabancı cisimlerden, hava kirliliğinden ve birikmiş mukuslardan korur.


Hava yollarında tahriş edici en küçük bir şey beyindeki öksürük merkezine saniyenin milyonda birinde hemen bir işaret gönderir. Haber hemen göğüs kaslarına aktarılır ve patlatılan bir öksürükle hava yolları tahriş edici şeyden temizlenir.

Bir mikrop, bronşlara ve akciğerlere dolduğunda ilti­hap meydana gelir ve bir tahriş kaynağı oluşturup öksü­rüğü yaratır.

İki temel öksürük türü vardır. Birincisi kuru öksürük olup, sigara, duman, tozdan tahriş sonucu ortaya çıkar. İkincisi, enfeksiyondan meydana gelen balgam, mukus ve cerahati dışarıya atan öksürüktür.

Öksürüğün tedavisi, kuşkusuz, altındaki hastalığa yö­nelik olmalıdır. Kuru öksürük, sigara, hava kirliliği gibi tahrişler ortadan kaldırılırsa genellikle kesilir. Uygun bir havalandırma ve havanın nemlendirilmesi ile, öksürük azalır.

Enfeksiyon, antibiyotiklerle tedavi edilir. Enfeksiyon­lardan doğan öksürükler, pisliklerin akciğerlerde birikme­mesi için, kesilmeyip, tersine, desteklenir.

Kalp Carpintisi Ani Carpinti Nedir

Kalpteki ani çarpıntı duygusu neden olur?
Kalp Çarpıntısı, Ani Çarpıntı

Kalp atımlarının hızı, ince bir mekanizma tarafın­dan ayarlanır. Bazen bunu ilaçlar, kafein, nikotin, enfek­siyonlar, yaralanmalar ve stres'ler aksatır.


Bu çarpıntı duygusu, ilk olduğunda, insanı korkutabi­lir. Buna yol açabilecek etkenler ortadan kaldırılınca, kalp atımındaki bu düzensizlikler çoğu kez kaybolur.
Taşikardi denen durumda, birdenbire kalp hızlı çarp­maya başlar. Bunun nedenleri de, buna yakın bir duygu veren ve adına ekstrasistol dediğimiz ekstra vurumlarınki gibi genellikle önemsizdir. Bununla birlikte, taşikardi de­diğimiz bu çarpıntılar devam ederse, klinik muayeneyle birlikte çekilecek bir kalp elektrosu gerçek nedeni ortaya koyar, gereken tedaviyi de belirler.

Bazen, düzenli kalp atımları arasına bir tane ekstra atım, yani ekstrasistol sıkışır.
Birdenbire gelen çarpıntı nöbetleri, çoğu kez dinlen­meyle yatışabilir. Kinin dahil, birçok ilaç çarpıntıyı düzel­tip kalp atımlarını normal sayıya indirebilir. Ekstrasistol-ler, genellikle, boynun her iki yanında ve göz küresine ha­fifçe baskı yaparak düzeltilebilir. Taşikardi çoğunlukla ilaçsız olarak, başlayışındaki gibi birdenbire ve kendili­ğinden geçer.

Kan basıncı nedir? Çok sözü ediliyor, ama bu­nun ne olduğunu ben bilmiyorum.
Kan Basıncının Artması, Düşük Kan Basıncı, Kan Basıncı Düşmesi


Kan basıncı normal, yüksek, düşük olabilir. Okuyu­cularımın çoğu, rakamların ne demek olduğunu, başkaları da kaç tip tansiyon yüksekliği olduğunu, bunların neden­lerini ve tedavilerin merak etmektedirler.

Kan basıncı ölçülürken, önce söylenen sayı sistolik, sonrakiyse diastolik basıncı belirtir. Bunlar, halk arasın­da "büyük" ve "küçük" denen tansiyonlardır.
Sistolik basınç, kalp kasılıp da içindeki kanı atarda­marlara boşalttığı andaki, diastolik ise, kalbin iki atımı arasında olan dinlenme dönemindeki tansiyondur. Bu iki­sinin arasındaki ilişki, tek tek her birinin gösterdiği ra­kamlardan daha önemlidir.
Bu nedenle, sadece bu rakamları okuyarak hastalar kendi kendilerine durumlarını değerlendiremeyeceklerin-den, böyle bir değerlendirme onları korkutmaktan başka bir işe yaramaz. Yaş, vücut yapısı, kilo, kalp, akciğer ve böbreklerin durumuna göre gerçek değerlendirme yapıla­bilir.


Yüksek tansiyon tiplerine gelince.. "Organik" denen bir tip vardır ki, hormon dengesizliği, kalp hastalığı, müz­min böbrek hastalığı ve damar sertliğinden olabilir. Bu tip hipertansiyon, temel neden kontrol altına alınmazsa ve yoğun olarak tedavi edilmezse ilerler.

İkinci tip, "Esaniyel" ya da "Primer" hipertansiyon olup, asıl nedeni hâlâ belli değildir, ama kalıtımın büyük rolü olduğu düşünülmektedir.
Hipertansiyon, bir hastalık olmaktan çok, bir belirti­dir. Bunun için, asıl neden bulunup tedavi edilmelidir.

Alkol ve sigara genellikle kesilir. Alkol kalbi uyarıp do­laşıma daha çok kan gönderir. Sigara, damarları büzerek dolaşımı zorlaştırır, bu da basına ayrıca artırır. Aşırı vü­cut ağırlığı, kalp ve dolaşım sisteminin yükünü arttırır. Duygusal gerilimler tansiyonu yükseltir.

Bu gerilim ve stress'leri azaltmak için, kişiliğin yeni­den ve uygun biçimde eğitilmesi gerekir. Başarılı tedavi­nin püf noktası, doktorunuzun sürekli kontrolü altında ol­manızdır.

Hafif hipertansiyonum var. İlâçsız tedavisi mümkün mü?

Hafif hipertansiyonda 5 kilo verilmesi, ilaç tedavisi kadar tesirli oluyor.
İdeal kilosundan yüzde 10 ile 60 fazla olan 800 hasta üzerinde yapılan bir çalışmanın sonuçlarına göre 5 kilo veya daha fazla veren hastalarda ilaç tedavisi olmaksızın kan basıncında ortalama 1.24 puanlık bir azalma görül­müş. Kilo verme yanında ilaç tedavisi uygulananlarda ise kan basıncında ortalama 1.86 puanlık bir azalma söz konusu.

Ancak 5 kilodan daha az vermenin hipertansiyon üze­rinde müsbet bir tesiri bulunmamış.

Genç, orta yaşlı ve yaşlı insanlarda sistolik ve diastolik normal tansiyonlar kaçtır? Yaşa göre de­ğişir mi?

Diastolik Kan Basıncı, Sistolik Basınç Hipertansiyon

Kan basıncı, milimetre cıvayla hesaplanır. Sağlıklı gençlerde, sistolik 12, diastolik 8'dir. Bunlar 12'ye 8 diye söylenirler.
Yaşlandıkça değişiklikler olur. Altmışında, 15'e 8,8 normaldir.
Sayılar tek başlarına, hastalık ya da sağlıklılık hak­kında fazla bir anlam taşımazlar. Kan basına üzerinde ki­şisel herhangi bir kaygınız varsa, önce tam bir muayene­den geçip, sonra kan basıncının okunmasıyla ilgili kaygı­larınızı doktorunuzla açıkça konuşmanız, akıllıca bir dav­ranış olur.

Doktoruma ne zaman tansiyonumu sorsam, "İyi" demekle yetiniyor. Sayılar niçin saklanıyor?

Doktor, hastalarıyla ilişkilerinde bazen başarılı, ba­zen başarısızdır, haklı da olsa haksız da çoğu kez, bu böy­le oluyor.
Bu sayıları söylese bir türlü, söylemese bir türlü Bu­nun kararı hastalara bırakılsaydı, acaba hastalar kendile­ri bir karara varabilirler miydi?
Size, tansiyonunuzun iyi olduğu söylenilmişse, bu sizi rahatlatmaya yetmelidir. Tansiyonunuz ilaçlarla düzelmiş olmasaydı, emin olun ki doktorunuz size işi daha sıkı tut­mak gerektiğini söylerdi.

Tansiyon değerleri çok kişinin aklını karıştırmaktadır. Bunda esrarlı bir taraf yoktur. Kalbin her pompalayışı ile, kan, atardamarların içinde ileriye doğru atılır. Yeniden pompalamadan önce, kalp, bir an dinlenir. Normal koşul­larda bu atardamarlar çok esnek olup, kalbin her atımın­da genişler. Bu atım anındaki basınç sistolik, gevşeyip dinlenme anındakiyse diastolik basınçtır. Bu nedenle, tansiyon okunurken, iki sayı söylenir. Sistolik tansiyonun tek başına yüksek oluşunun pek anlamı yoktur. Çoğu kez asıl önemli olan, diastolik tansiyonun, yani küçük tansiyo­nun yüksekliğidir.

Bu nedenle, doktorunuzla aranızdaki konuşmanın odak noktası, sizin için pek önemli olmayan sayılardan çok, yüksek tansiyonun nedeni ve çareleri olmalıdır.

Gittiğimiz doktora, hastalığın ne kadar süre­ceğini sorduk. Fakat bir türlü zaman vermedi. Aca­ba tecrübelerine göre bir tahminde bulunamaz mıy­dı?

Hastalık Süresi, Tedavisi Süresi Hakkında Bilgiler

Yakındığınız nokta, sık sık rastlanan bir konudur. Bu da bir hastalığın teşhisinin ve geleceğinin karmaşık yapısını bilmemekten doğmaktadır.
Bir hastalığın teşhisi, hastalığın gösterdiği belirtilere göre, onu tanıma bilimi ve sanatı demektir. Birçok hasta­lığın birbirine benzer belirtileri vardır. Bu yüzden de, dok­toru gerçek hastalığa parmak basabilmek için, öbür has­talıkları ayıklaması ve "ayırt edici teşhis" denilen işlemi yapması gerekir.

Prognoz (teşhis) sanatı ise, bir hastalığın gelişmesini ve sonucunu önceden kestirebilmektir. Bir hastalığın teş­hisine o kadar çok etmen karışır ki, ne kadar süreceği üzerinde doktorun kehanette bulunması çoğunlukla imkânsız ve aptalca olur. Bazıları bir yaralanma ya da hastalığı başkalarına göre daha çabuk atlatır. Gençler, umut edileceği gibi, yaşlılardan daha çabuk sağlıklarına kavuşurlar. Hastanın duygusal durumu, hastalığın süresi ve tam iyileşme üzerinde yaşamsal bir rol oynar. Herhan­gi bir hastalığın seyri, şiddet ve süre bakımından değişik­likler gösterebilir.


Koplikasyonlar, basit ya da karmaşık olsun, önceden kestirilemez.
Doktorunuzdan, kesin bir iyileşme tarihi vermesini beklediğinizde, onun üzerine tatsız bir iş yüklemiş olabi­lirsiniz. Eminim ki, doktorunuz, bütün doktorlar gibi, has­talığın beklenen serisi üzerinde genel bir fikir verir ve iyi­leşme ilerledikçe bu teşhisi ona göre ayarlar.

Çekap (Check Up ) Nedir Çekap Nasıl Yapılır


Ülkemizde geçerli olan Batı tıbbı (ortodoks tıb me­todu), son yıllarda yeni bir sağlık hizmetini neredeyse mecburiyet halinde benimsenmiş durumda: Check-up. Bu tatbikat, belirgin bir hastalığı ve sıhhî şikayeti olmayan­lara da tavsiye ediliyor, hatta daha sık tepeden tırnağa sıhhî kontrolden geçmelidirler. İnce ince tıbbî tahliller ya­pılmalı, sıkı bir muayene edilmelidirler.


Birtakım özel sağlık işletmelerinin reklam katkılarıy­la da artık Batı'da milyonlarca kişi sanki yaşamları çe-kap'a bağlıymış gibi özenle ve düzenli olarak yaptırıyor­lar. Bedenlerinde anormal belirtilerin yokluğunu garanti­leyerek daha uzun ve sağlıklı yaşamanın yollarını arıyor­lar.


Çekap, pek çok tahlil, sorgu ve muayene demektir. Di­ğer tıbbî tetkikler gibi bir anamnezle (sorgu) veya bir for­mun doldurulmasıyla başlar. Bu sorguda özellikle 40 ya­şından itibaren kalb ve damar anormallikleri aranır.

Meselâ kalb anjini, bayılma, baş dönmesi, sıkıntı, çarpın­tı, kalb atımında hızlanma, baş ağrıları, yakın aile içinde­ki kalp hastalıkları veya tansiyon yüksekliği gibi. Bu be­lirtilerin büyük kısmı steroklerozdan (damar sertliği) kaynaklanır

Aranılan belirtiler arasında astımınkiler (veya genel anlamdaki alerjiler) veya müzmin bir bronşitten şüphe­lendiren, çaba sonucunda soluk soluğa kalmak da var.

Soru, günlük hayattaki alışkanlıkları da içine alır. Uykunun kalitesi, tütün ve alkol tüketimi, beslenme şekli, günlük yolculukların süresi, ailevî veya meslekî meselele­rin var olup olmadığı, hareketsizlik gibi.

Fazla kiloların, ezellikle kalb için oluşturduğu tehlike sebebiyle önce kilo ölçülür. Kalb ve damar muayenesi; dinlenme, nabzın sayılması, ayakta ve yatar durumda tansiyon ölçülmesi, varislerin veya hemoroidlerin (basur) tesbit edilmesi ile olur.

Bu muayene, dinlenme durumunda ve çoğu zaman "maksimum altında efor" halinde alınan bir elektrokardiyogramla tamamlanır. Hasta ergometrik bir bisiklet üze­rinde giderek artan güçle, nabzı dakikada 130 veya 140 atıncaya kadar pedal çevirir. "Maksimum efor ölçümü" da­ha zordur, Ama tercih edilir. Hastalığın o zaman maksi­mum kalb frekansına (220 eksi hastanın yaşı) erişmesi ge­rekir. Elektrokardiyogramın sürekli kontrolü altında ve yalnızca bir uzmanlık ortamında uygulanan bir ölçüm, maksimum efor sırasında kendilerini ele veren kalb ve kroner bozuklukların yok olduğuna kanaat getirilmesine imkân verir.

Gerekirse başka testler de uygulanabilir; Holter (elektrokardiyogramın 24 saat boyunca sürekli kaydı), ultrasonlar sayesinde kalb boşluklarının görülmesine imkân veren ekokardiyografı veya yine ultrasonlar sayesinde atarmadarların geçirgenliğini sınayan doppler.

Akciğer muayenesi, steteskopla dinleme dışında, sis­tematik bir radyografisi (röntgen filmi) ve akciğer hacim­lerinin ölçümü demek olan spirometrik bir muayeneden teşekkül eder.

Böbreklerin durumu, elle muayene ile idrarda albümin ve şeker aranması ile araştırılır. Göz için ise göz dibi muayenesi ve göz tansiyonu ölçümü yapılır. Sağırlığın tesbiti için odiogram tatbik edilir.

Son olarak, biyolojik seviyede kan tahlili al ve akyu­varların miktarlarının, sedimantasyon hızının, trombosit-lerin, ürenin, kan şekerinin, kolesterolün, trigliseridlerin ve ürikasitin ölçülmesi ile çekap ilk aşamada tamamlanır.
Anormal çıkan bir netice olursa, önce tahlil tekrarla­nır, ardından yan ve ileri tetkiklerle bir hastalığa uydu­rulmaya çalışılır.

Çekap'ı tavsiye eder misiniz? Mahzurları var mıdır?

Bir defa çekapın yaygınlaşması ise giderek daha çok sayıdaki kişi tarafından yaptırılması, ülke ekonomisine milyonlarca ek yük getirmektedir. Bir de riskli olan araş­tırma yöntemler vardır. Vücudumuza verilen her şua biri­kerek kanser tehlikesini arttırır.

Kalb için uygulanan efor testlerinin bazen kalb krizi­ne yol açtığı anlaşılmıştır. Sonra çekap, sadece kişinin sağlık durumunun belli bir anındaki fotoğrafıdır ve sayı­sız muayeneye, incelemeye rağmen her şeyi göstermez.
Bugün çekapta sapasağlam çıkan kişi, ertesi gün bir miyokard infarktüsü geçirebilir.

Çekapın en mühim mahzuru da hasta olmayan sağ­lam kişilerin de tıbbî bağımlılığa teşvik edilmesi, daha ko­lay hasta olmalarının sağlanmasıdır. Bu da gerek ruhî, gerekse bedenî olarak insan hayatının tıbbın tehdidi altı­na girmesi demektir.

İşin ilginç yanı ise, neredeyse uygarlık sembolü haline gelen ve orijinal adıyla bütün dillere geçen gittikçe de yay­gınlaşan çekap tatbikatlarının, hem hayat süresini ve hem de kalitesini pek değiştirmediğinin anlaşılmış olma­sıdır. Yani düzenli olarak muayyen aralıklarla tepeden tırnağa muayane olan kişiler, çekap yaptırmayanlara oranla ne daha seyrek hastalanmakta, ne de daha uzun yaşamaktadırlar.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, çekapın faydasının zara­rından fazla olup olmadığı belli değildir. Cenab-ı Hakk'ın sağlığımız için uyarı olarak bedenimize bahşettiği ağrı, ateş, halsizlik, iştahsızlık, fonksiyonlarımızın kaybı vs. gi­bi şikâyetlerimizde tıbba başvurmak en doğru yol olarak görünmektedir.

Mühim bir konuda "az yeme"nin sayısız tahliller yap­tırarak masraf etmektense çok daha sağlığı koruduğudur.

Kaplıca hangi hastalıklara faydalıdır?
Kaplıcaların Faydalari, Kaplica Yararları


Kaplıcalarda şifalı sularla yapılan kürlerin faydası olduğu kesinleşmiştir. Hastalığın cinsine göre yapılacak kürlerden çok iyi netice alınmaktadır.

Klasik termal kür 21 gün sürer. Fransa'da 1200'ün üzerindeki, ülkemizdeki 100 civarındaki kaplıca merkezi­nin herbirinin kendine has özellikleri vardır. Bu yüzden seçime çok dikkat edilmelidir. Bazı yerler, bazı hastalıklar için uygun olmayabilir.
Kaplıcalardan hangi rahatsızlıkların fayda göreceğine gelince: Solunum yollan rahatsızlıkları, farenjit, rinit, kronik sinüzit, astım, romatizma, kireçlenmeler, sindirim yolları bozuklukları, şeker hastalıkları, mesane ve idrar yollan taşlan, deri alerjileri, kronik kadın hastalıkları, kısırlık, siyasit, felç vakaları, psikosomatik rahatsızlıklar, sürmenaj ve stress, büyüme bozuklukları, aşın şişmanlık vs
Yalnız bu hastalıklar için en uygun hangi kaplıcanın olduğunu araştırmalı ve iyi seçim yapılmalıdır.

Her yıl kocamla birlikte bir kaplıcaya gidip, maden suları içiyor, masaj yaptırıyor ve çamur banyosu alıyoruz. Döndükten sonra da uzun bir sü­re kendimizi son derece iyi hissediyoruz. Gittiğimiz bu gezilerin değeri olmadığına inanıyoruz. Siz ne dersiniz?

Bana hep kaplıcaların yararlı olup olmadığını so­rarlar. Bunlar hakkında daha fazla bir şeyler öğrenebil­mek için, İtalya'daki bir kaplıcaya gidip maden sularını, kükürt banyolarını ve masajlan denedim. Gittikçe artan güçte yedi masajdan sonra, dokuz ay süreyle bir boyun ya­kalığı takmam gerekti. Kaplıcalara karşı zerre kadar sem­patim olmadığını buradan anlayabilirsiniz.


Kaplıcalarda "mucize tedaviler" yapıldığına ilişkin herhangi bir bilimsel dayanak olmadığı konusunda, doktorunuzla aynı görüşteyim. iklim değişikliği, dinlenme, diyet rejimleriyle, "mucize yaratan, şifalı içme suları' olma­dan da yararlı etkiler sağlanabilir.


İçmelerin şifalı etkileri olup olmadığına karar verme­nin tek bir yolu vardır. Oraya gidip, geldikten sonra da kendinizi önceki kadar iyi hissediyorsanız mesele yok. Bu kadar pahalı bir geziyi yapamayanlar için dinlenme, gü­neş, güzel yemekler ve gerilimlerden uzak olmak, evine daha yakın yerlerde de iyi sonuçlar verebilir.

Bu kadar popüler hale gelen akupunktur üze­rinde doktorların fikri nedir?
Akupunktur Nedir Akupunktur Tedavisi Uzman Görüşleri


Doktorlar, bu konuyu peşin hükümlere kapılmadan ilmi verilere dayanarak değerlendirmekteler. Daha çalış­malar devam etmektedir.


Bununla birlikte, akupunkturun insanlarda uyandır­dığı heyecanın tehlikeleri sebebiyle kamuoyunu bu konu­da ikaz etmek gerekmektedir.
Her yanda akupunktur merkezleri yerden bitercesine ortaya çıkmaktadır ve henüz kendini kanıtlamamış olan bu yeni tedavi, uygulamada çok acemi kişilerce yürütülmektedir.

Daha şimdiden klasik tıp yöntemlerinden yarar gör­meyip, umutsuzlukla akupunktura yönelen hastaların sömürülmesiyle ilgili haberler gelmeye başlamıştır. Bel ke­miğinde tümör bulunan bir hasta 4 ay süren akupunktur tedavisi yüzünden, kendisine yararlı olabilecek bir cerrahi müdahaleyi geciktirmiştir. Tıbbî ya da cerrahî tedaviyi ge­rektiren bir hastalığın ihmalinden ciddi sonuçlar doğabi­lir. Hasta olup da bir umuda kapılmış kişilerin sahte doktorlarca sömürülmesini önleyecek yasalar yürürlüktedir.


Doktorlar ve hastalar, akupunktur üzerinde somut ve nesnel incelemeler tamamlanıncaya kadar beklemelidir­ler. Yoksa akupunkturdan sağlanan, sağlanabilecek her­hangi bir yarar, boşa harcanmış ve bu konu şarlatanların elinde oyuncak haline gelmiş olacaktır. Benim okuyucula­rıma önerim, o zamana kadar temkinli davranmaları ve doktorlarının öğütlerini dinlemeleridir.

Sigara içmek, hastalanmaya ve ölüme neden olabilir mi?

ilk kez sigara ile kronik hastalıklar ve ölüm oranı arasında bağlantı kuran bir çalışma, kadınlar üzerinde de erkeklerdeki gibi dikkatle yapıldı. Sonuç olarak, kanser­den ölümlerde, arterioskleroza yani damar sertliğine bağlı kalp hastalıklarında, mide ülserinde sigara içenlerin çok daha yüksek bir ölüm oranına sahip oldukları görülmüş­tür.


Bu inceleme, özellikle yemek alışkanlıkları Batılılarınkine benzemeyen ve sağlığı daha uygun olan kişiler üzerinde yapıldığı için önem kazanıyor. Kadın sigara tir­yakilerinde önceleri sanıldığından daha yüksek oranda si­garaya balı hastalıklar görülmüştür.

Çok ilginç bir noktada, sigaraya erken başlayanlarda, en önemli ölüm nedenlerine bağlı ölümün daha yüksek ol­masıydı. On dokuz yaşında sigaraya başlayanlarda, akci­ğer kaserinden ölüm oranı, yirmi dört yaşında başlayan­lardan daha yüksek, hiç içmeyenlere göre ise çok daha yüksekti.

Sigara içenler bu önemli istatistikleri tekrar tekrar okuyup akıllarına yerleştirmedikçe, çağdış tıbbın önemli gelişmelerinden hiçbir zaman yararlanamayacaklardır.

Sigara kullanıyorum. Bedenimde ne gibi etki­ler bırakır?

Sigara, vücudumuza girdiği andan itibaren zararları­nı göstermeye başlar ve bütün organlarda kalıcı izler bıra­karak ilerler.


Sigara önce ağız ve boğazda tesirini gösterir. Dudak kanserinden dil, yanak, damak, gırtlak kanserine kadar birçok amansız hastalığın sebebi olur. Bu arada ses tellerinin yıpranması, ses kısıklığı gibi başlı başına rahatsızlık­lara yol açar.
Gırtlak kanserinin yüzde 99'u sigara sebebiyle vuku-bulur.

Sigaranın ikinci hedefi akciğerlerdir. Sigara dumanı solunum sisteminin koruyucuları olan küçük kılçıkları yok eder. Bu kılçıklar yok olunca tüm zararlı maddeler ko­layca bronşlara, bronşitlere girer ve orada yerleşir. Sigara içenlerde oksijen seviyesi de azaldığından "zor nefes alma" ile kendini gösteren "anfizem" dediğimiz hastalık başgös-terir. Ardından öksürük denen harika mekanizma baş gösterir. Öksürük hem yolları genişletir, hem de tıkanıklığı giderir. Çok sigara içenlerin sık sık öksürmeleri bu yüz­dendir.

ABD'de yılda yaklaşık 85 bin kişi akciğer kanserinden ölmektedir. Yine sigaranın yol açtığı bronşit ve anfizemden ise yine ABD'de yılda 52 bin kişi hayatını kaybetmek­tedir.

Kalp, az oksijenli beslendiği için zorlanır. Hergün ar­tan bir güçle, kan pompalamaya devam eder. Yükü ağırla­şır, kalp kasları az oksijenle beslendiğinden, organın ken­disi zayıflar. Buna bağlı olarak çok sigara içenlerde kalp krizleri kalp hastalıkları artar.

Sigara dumanında birçoğu zehirli 4 bin kadar madde bulunmaktadır. Bunlardan bir bölümü damar için cidarındaki hücreleri bozarak damar sertliği geliş­mesini kolaylaştırır. Ayrıca sigara kanın pıhtılaşmasını arttırarak kanı koyulaştırır. Damarları genişleten bazı maddelerin yapımını azaltır. Bu yollarla damarların tı­kanmasına sebep olur. Veya bu olayı hızlandırır. İç organ­larda kanser yapar. İnfarktüs oluşturur. ABD'deki infarktüslerin % 15-30'u, İngiltere'de % 30-35'i sigara sebebi ile­dir.

Beyin, sigaradan çok etkilenir. Vücuda daha az oksi­jen girmesi yüzünden beyin yeteri kadar beslenmez. Kişi­de unutkanlık, dikkati bir noktaya toplayamama gibi du­rumlar meydana çıkar. Hatta damarlar tıkanabilir, felç olunabilir.
Oksijen azlığından bağırsaklar görevini yapamaz, sin­dirim sistemi tembelleşir. Özellikle midede ülserler ortaya çıkar.

Bazan yemek yerken birden hıçkırık tutması, beni tedirgin ediyor. Bunu çabuk yoldan kesme imkânı var mıdır?

Hıçkırık, diaframın kasılmalarıdır ve çoğunlukla kendiliğinden geçer. Gerilimler ve tedirginlikler hıçkırığı arttırabilir. Daha ilk belirtide, bilinen şu metodlardan bi­rini uygulayın:


Bir bardak soğuk suyu duraklamadan için, sert bir ekmek kabuğunu çiğneyin veya 20 saniye için soluğunuzu tutun. Bunlar da fayda sağlamazsa, ağzınızı ve burnunu­zu sıkıca bir kâğıt torbanın içine sokarak solunum yapın. Böylece torbanın içinde karbondioksit yoğunlaşır ve çoğu kez hıçkırık kesilir.

Alkolün zihni açtığı doğru mudur?

Alkol, üstbenlik dediğimiz ahlâkî, vicdanî, baskının tesirini azaltır. Kişiye sahte bir güven, yalancı bir cesaret gelir. Herşeyi yapabileceğini zanneder. Halbuki gerçek hiç de böyle değildir. Bu yüzden zihni açılır gibi olursa da as­lında hem konsantrasyonu zayıflamıştır, hem de diğer zihni fonksiyonları zayıflamıştır.

Alkol insanı ısıtır mı?

Televizyondaki bazı dizilerin yanlış takdimiyle ya­yılan bu iddia doğru değildir. İçki vücuda girdiği zaman, beyin ve kalp kası gibi mühim organlara giden damarlar değil çevredeki (deri) ince kan damarları genişler. Yani so­ğuk havada alkol alındığında beyin ve kalb kasına az kan gider, kan deriye yayılır. Bu durum, insana ısınıyormuş sahte hissini verir. Böylelikle ısı kaybıyla donma, hayatî organlara az kan gitmesiyle de ölüm kolaylaşır.
Soğuktan korunmak için alkol almanın, evde ısınmak için evi yakmaktan farkı yoktur.

Alkol damar tıkanıklığına iyi gelir mi?

Artık bunu iddia eden tıp adamı kalmamıştır. Aksine alkol damarlardaki kolesterol miktarını yükselterek, uzun süre kullanıldığında damar tıkanıklığına sebep teşkil eder.

Alkol temizleyici midir?

Alkolün belli bir orandaki çözeltisi bakterisidir (mikrop öldürücü). Ancak vücut hücrelerini tahriş edici et­kisi olduğundan açık yaralarda kullanılması mahzurlu­dur. Zaten artık tıpta terkedilmekte, yerine alkolsüz so­lüsyonlar kullanılmaktadır.

Aldığımız mikrodalga fırının çalışma sistemi­ni bilmiyorum. Ama pişirdiği yemeklerin kanser yaptığına dair halk arasında söylentiler bulunuyor.

Mikrodalga fırını kullanmanızda bir mahzur yok. Ba­zı spekülasyonlar iddia edilmekle birlikte ciddi bir gerekçe söz konusu değil.


Mikrodalga fırınlar bizim yemeklerin pişirilmesi için çok uygun olmamakla beraber çok çabuk ısıtması ve bazı durumlarda zaman kazandırması oldukça avantajlı. An­cak 5-10 dakikada pişen bir pirinç pilavının lezzeti de tar­tışılır. Yani isteseniz de her durumda kullanamazsınız.


Kanserojen olduğu iddia edilen o kadar şey var ki hangisinden uzaklaşabiliyoruz? Onun için müsterih olabilirsiniz.

Usume Hastaligi Cok Usume Nedenleri

20 yaşında gencim. Ellerim ve ayaklarım çok üşüyor. Herhangi bir belirgin hastalığım yoktur. Bu üşüme hastalık mıdır?

Ellerinizde ve ayaklarınızda morarma veya solma-beyazlaşma tarif etmiyorsunuz. Sizde alt ve üst ekstremitelerdeki soğuğa karşı hassasiyet hali, cilt altı kapiller da­mar ağının aşırı hassasiyetinden kaynaklanıyor ve tama­men bünyesel bir durum. Yani hastalık değil.


Çaresi; soğukla teması azaltacak kalın yünlü eldiven ve çoraplar giymek gibi tedbirler olabilir.

Kendimi kötü ve halsiz hissediyorum. Hangi vitamin hapını tavsiye edersiniz?

Acaba vitamin hapları yepyeni bir güç mü sağlıyor? "Her derde deva" vitaminler çok yaygın kullanılıyor.


Gerçekte şuursuzca vitamin hapı kullanmak yarar­dan çok zarar getirir. ilaç sanayi, vitamin haplarını hüc­releri geliştirip gençleştirdiği, yorgunluk ve bitkinliği gi­derdiği iddialarıyla, "tiryakiliğe" varan vitamin kullanımı­na teşvik etmektedir. Uluslararası ilaç sanayi yalnızca Amerika'da vitamin satışından trilyonlarca lira ciro sağlı­yor. Ve yine bu rakam yılda ortalama yüzde 20 oranında bir artış sağlıyor.

Oysa vücuda gerekli olan vitaminlerin, üstelik gerekli oranlarda mevcut yiyeceklerde bulunduğu bir gerçektir. Bu sebeple vitamin hapı kullanmak için sebep yoktur.

Ayrıca fazla vitamin hapı alanlarda, vitamin birikme­sine bağlı olarak birçok rahatsızlıklar ortaya çıkabilmek­tedir.


Bu yüzden vitamin hapı yerine meyve ve sebzeleri bol yemek yeterlidir. Özellikle müzmin hastalıkları olanlar, hamile ve çocuk emziren kadınlar, alkolikler ve çok fazla sigara içen tiryakiler normalin üstünde vitamine ihtiyaç gösterirler. Vitaminler ancak çok yönlü bir tedavi kapsa­mı içinde ve doktor kontrolünde alındığında yararlı olabi­lirler.

Bu yüzden önce halsizliğinizin sebebinin araştırılma­sını, buna uygun tedbir alınmasını tavsiye ederiz.

Sekerleme Yapmak Yogun Calismak

Bazen ertesi güne işimi yetiştirmek için sa­bahlamam gerekiyor. Tavsiyeniz nedir?

Bu konudaki son araştırmalar gündüz bir süre "şe­kerleme" yapmanın bütün gece uyanık kalmayı sağladığı­nı göstermektedir. Ancak şekerlemenin dinçlik veren tesi­ri 24 saatten fazla sürmüyor.


Uykuyla ilgili olarak bir çalışmada araştırmacılar gö­nüllülerden 48 saat uyanık kalmalarını istediler. Gönüllü­lerin bir bölümünün bir önceden gündüz 8 ile 2 saat ara­sında uyumalarına izin verildi. Gündüz uyuyan grup uyu­mayanlara göre ilk gece kendilerini daha dinç hissettiler. Ancak ikinci gece iki grup arasında bir fark görülmedi. Sekiz saatlik bir uyku deposunun bile, ikinci 24 saatte ki­şiyi uykudan kurtarmaya yetmediği anlaşıldı.

Biyopsi Nedir, Biyopsi Nasıl Yapılır

Biyopsi, bir doku parçasının mikroskop altında mu­ayenesinde içindeki hücre türlerini inceleme işidir.


Bir hastanede vücudun herhangi bir kısmından bir doku çıkarıldığında, en ayrıntılı bir şekilde incelenmek üzere hemen laboratuara gönderilir. Doku özel eriyiklerle işlenir ve paratinin içinde saklanır. Sertleştikten sonra, ince dilimler halinde kesilir. Uzman pataloglar bu kesil­miş parçalan mikroskop altında inceleyip habis hücreler ararlar. Bunlar bulunursa, patalog, kanserin derecesini tesbit edip cerrahın ve hekimin yapacağı tedaviye yar­dıma olabilirler.

Bazen ufacık bir örnek parça ağrısızca çıkarılabilir ve tahlil için laboratuvara gönderilir. Biyopsi raporu olum­suzsa, yani habis hücrelere rastlanmamışsa ameliyatı da­ha ileriye götürmek gerekmeyebilir. Biyopsi muayeneleri birçok hastalıkların teşhis ve tedavileri için değerli bilgi­ler sağlar.

Yemekten Once ve Sonra Hap Kullanmak

Niçin bazı haplar yemekten önce, bazıları ise yemekte veya yemekten sonra alınırlar?

Doktor ilaçları yazdığında, onların amacını ve en iyi nasıl etki yapacağını bilir. Onun tavsiyeleri dikkatle yeri­ne getirilmelidir, çünkü belirli bir zamanda alınmalarının mutlaka bir sebebi vardır.


Bazı ilaçlar mideye, özellikle boş olduğu zaman doku­nabilir. Bu yüzden bu ilaçlar, mide ve incebağırsak mukazasına temas etmesin ve yiyeceklerle karışabilsin diye, ye­meklerde alınırlar.


Bazı ilaçlar da boş midede daha kolay emilebilirler. B sebeple, çabuk ve en yüksek tesiri sağlamak için yemek­lerden önce verilirler.
Mide suyu tarafından tahrip edilebilecekleri için, mi­de suyunun en az olduğu aralıklarda alınması gereken ilaçlar da vardır. Gece ve gündüz kesintisiz aralıklarla alı­nınca yararlı olan birçok ilaç vardır. Mesela, enfeksiyonu yapan bakterileri tahrip edebilecek yüksek bir dozda tutulması gereken antibiyotikler, bir kan konsantrasyonu sağlarlar.

Bir an önce sağlığınıza kavuşmak için söylenenlere dikkatle uymalısınız.

Sik Sorulan Sorular Saglikla İlgili

Yemekten Önce ve Sonra Neden Hap Alınır?

Biyopsi Nedir, Biyopsi Nasıl Yapılır?

İş Yoğunluğu İçin Tavsiyeler

Halsizlik Halinde Vitamin Alınmalı mıdır?

Üşüme Hastalığı, Gençlerde Üşüme Nedenleri

Mikrodalga Fırınlarda Kanser Riski Varmıdır?

Alkolün İnsan Vücuduna Yararı Varmıdır?

Hıçkırığı Önlemek İçin Ne Yapılmalıdır?

Sigaranın Vücudumuza Etkileri Varmıdır?

Sigara İnsanı Öldürür Mü, Hasta Yapar Mı?

Akupunktur ve Doktor Görüşleri

Kaplıcaların Sağladığı Faydalar

Çekap (Check Up) Hakkında Bilgiler

Hastalık ve Tedavi Süresi Belirlenebilir Mi?

Diastolik ve Sistolik Kan Basıncı ve Tansiyon

Kan Basıncı Nedir, Düşük Yüksek Kan Basıncı

Kalp Çarpıntısı, Ani Çarpıntı Neden Olur?

Öksürük Nedir, Nedenleri ve Tedavisi Hakkında

Plörezi Nedir, Plörezi ve Tüberküloz İlişkisi

Kabızlık Sorunu, Nedenleri ve Tedavisi

Kolit Hastalığı Hakkında Bilgiler

Mide Gürültüsü, Mide Sesi Nedenleri

Gaz Çıkarma, Osurma Hastalığı

Mide Gazı, Midenin Gaz Yapması

Antibiyotik Kullanımının Zararları

Makattan Kan Gelmesinin Nedenleri

Artrit Hastalığı (Eklem İltihabı)

Sarılık Nedir, Sarılık Hastalığı

Bağırsak Parazitleri ve Tedavisi

Epigenetik

DNA Mentilasyonu

Boğulmalarda İlk Yardım, Suda Boğulmada İlkyardım

Boğulmada solunum yolunun tıkanması, solunuma yardımcı adalelerin felci, solunum merke­zinin felci sonucunda ortaya çıkabilir. Zehirli gazlarla da boğulma olabilir. Boğulma sıklıkla suda görülür ve bu durumda kalp çalışmaya devam ettiğinden, acil ilk yardımdan yararlanılan bir durumdur. Bu nedenle sudan çıkartılan bir kişiye yardım etmekte acele edilmesi gerekir. 3-5 dakika içinde hastaya ilk yar­dım uygulanabilirse hayata döndürmek mümkündür. Bu durumdaki bir hastaya hemen suni solunum yapılmalıdır. Bu sırada akciğerlere giren hava, suyun atı­lmasına yardımcı olur. Tıbbi tedavi sağlanıncaya kadar suni solunuma de­vam edilmelidir. Yüzükoyun yatan has­tanın karnından tutularak kaldırılması da suyun boşaltılmasına yardımcı olur. Küçük çocuklarda yutulan su ayakları­ndan tutarak baş aşağı pozisyona getiri­lerek çıkartılabilir. Suda boğulan kişi ayağa kaldırılmamalıdır. Üstündeki giysi­ler çıkartılmalı ve vücudu ısıtılmalıdır

Sok ve İlkyardim Sokta İlk Yardim

Şok ve İlkyardım

Şok, hayati organların kanlanma bozukluğu ile karakterize bir akut dolaşım yetmezliğidir. Kan basıncı alınmayacak kadar düşüktür. Bilinç kaybı sıklıkla son dönemde oluşur. Şok çok çeşitli nedenlerle meydana gelebilir. Başlıca nedenler şöyle sıralanabilir:

Hipovolemik (volum azalması) şok
Kardiyojenik şok
Septik (sepsiste) şok
Alerjik şok
Ağrı şoku

Bütün şoklarda kan kaybı, plazma kaybı ve kalbe dönen kan miktarında azalma söz konusudur. Şokun derecesi de bu kayıplara bağlıdır. Şiddetli ishallerde bağırsaklardan akan dışkı ile bol miktarda sıvı kaybedilir. Kanamada da damardan doğrudan kan akar. Her iki durumda da kan hacmi azalır. Dolaşım, dokuları beslemede yetersizleşir. Ayrıca kalbe dönen kan miktarı azaldığından kalbin pompalama gücü de düşer.
Şokta mekanizma oldukça karmaşıktır. Birden fazla olaylar dizisi söz konusudur. Yanıklarda da zedelenen kısımdan sıvı kaybı ile şok ortaya çıkar. Başlıca şok belirtileri şunlardır:

Hastanın vücudunun soğuması
Hastanın şuurunda bulanıklık veya dalgınlık
Hızlı yüzeysel solunum
Nabız hızında artma
Solukluk
Terleme

Şokta İlk Yardım

Hastanın başının altından yastık alınır. Ayaklar yükseltilir. Hasta ısıtılır. Özellikle ayakları altına termafor konabilir. Kanayan bölgelerde kanamanın durdurulması önemlidir. Periferden merkeze kan akımını sağlamak amacıyla kol ve bacaklar sarılabilir. Hastanın bulunduğu yerin hava­landırılması gerekir. Hastanın üzerinde sıkı giysiler varsa bunlar çıkartılmalıdır. Terleme sık sık kontrol edilmelidir. Bilinci yerinde ise hastaya ağızdan bol sıvı verilmelidir. Şoktaki hastanın mümkün olduğunca az hareket etmesi gerekir. Böyle bir hastaya emniyet telkin edilmesi ve korkusunun giderilmesi önemlidir. Şok olayında sıvı kaybının ne kadar önemli ol­duğu bilinmektedir. Özellikle çocuklarda bu durum, daha da önemlidir.

Alerji, zamanında ve bilinçli bir müdahale ile tedavi edilebilir. Alerjisi olan kişiler özellikle nelere karşı alerjilerinin olduğunu belirten bir kartı yanlarında taşımalıdırlar. Bazen hasta en ağır şok tablosundan kurtarılırken bir alerji nedeniyle kaybedebilmektedir. Alerjik tedavide özellikle hızlı tedavi önem taşır.

Kalp Masajı Nedir, Çocuklarda İlk Yardım Kalp Masajı

Nabız atışlarının hissedilememesi, kalp seslerinin duyulamaması, morarma (siyanoz), göz pupillerinin genişlemesi, şuur kaybı ve solunum durması, vücut ısısının azalması kalp durmasının başlıca belirtileridir. Kalp durmasında hızla masaj yapılmalıdır. Kalp durduğu zaman dokular oksijensiz kalabilir ve kalıcı zedelenmeler söz konusu olabilir. Hasta sert bir yere sırt üstü yatırılır. Elin sert aya kısmı ile göğüs kemiği (iman tahtası) üzerine basınç yapılır. İki elin birbiri­ne dik pozisyonda konulması basınç sağlar. Dirsekler bükülmemelidir. Bir dakika 60-100 defa bu uygulama tekrarlanmalıdır. Çocuklarda ise tek el ile masaj yapılabilir.

Kalp ve solunum durmasında kalp masajı ve suni solunum bir arada yapılmalıdır. Beş kez kalp masajı, beş kez de suni solunum uygulamak üzere masaja başlanır. Daha sonra bir kez suni solunum, beş kez kalp masajı şeklinde devam edilmelidir

Kalp Hastalarında İlk Yardım

Kalp hastalıkları konusunda çevrenin bilinçlendirilmesi çok önemlidir. Doğuştan kalp hastalık­larının pek çoğunda genetik faktörler, akraba evliliği, enfeksiyonlar ve ilaçlar rol oynamak­tadır.

Edinsel kalp hastalıklarının çoğunda ise enfeksiyon hastalıkları ile beslenme hataları rol oynar. Enfeksiyonlar açısından eğitim ve zamanında tam tedavi önemlidir. Kalp hastalıklarının belirti­lerinin de, sağlık konusunda eğitim veren kişiler tarafından öğretilmesi gerekir. Kişiler kalp hastalıklarının belirtilerini ve yapılabilecek ilk yardım uygulamalarını bilmelidirler.

Çabuk yorulma, nefes darlığı, morarma, vücutta şişme kalp hastalıklarının başlıca belirtileridir. Kalbi besleyen atardamarın (koronerier) ani tıkanıklığı sonucu miyokard enfarktüsü, diğer kalp hastalıkları arasında en acil bakım gerektirmektedir. Hasta ani olarak göğüste şiddetli ağrı his­seder. Soluklaşma, terleme, nefes darlığı gözenir. Böyle bir hastanın yakası açılıp rahatlatılmalı ve hızla mümkün olduğu kadar hareket ettirilmeden bir acil servise ulaşımı sağlan­malıdır.

Solunum Durmasında İlk Yardım, Kalp Durmasında İlkyardım

Bilinçli ve çabuk ilk yardım solunum yolunun açılması, solunumun sağlanması, organların, do­kuların, hücrelerin oksijensiz kalmalarını ve bu nedenle metabolizmanın ve sistem fonksiyon­larının bozulmasını önler. Kalp yetmezliği ve kalp durmasında ilk yardım aynı şekilde dokuların hızla fonksiyonlarını kaybetmelerini önler. Kan dolaşımının bir an önce başlatılması ve devam ettirilmesi özellikle beyin açısından önemlidir.

Solunum ve dolaşım yetmezliği tedavisi geciktiğinde (3-4 dakikadan daha geç) beyin dokusun­da harabiyet olacağından bitkisel hayat ortaya çıkacaktır. Özellikle çocuklarda solunum ve kalp durmasında ilk yardım çok başarılı sonuç verir. Çocukların oksijensizliğe dayanıklılığı da­ha fazladır. Ancak her yaşta erken ve çabuk kararlarla bilinçli bir ilk yardım uygulaması hayat kurtarıcı olur.


Suni Solunum Yöntemleri

İlk yardımda uygulanabilecek başlıca suni solu­num yöntemleri şunlardır:

Ağızdan Suni Solunum, Ağızdan Ağza Suni Solunum: Hastanın burun delik­leri kapatılır, ağzı açılır ve ağızdan ağıza dışarı hava sızmayacak şekilde hava üflenir. Göğsün şiştiği gözlenir ve daha sonra havanın dışarı çıkması beklenir. İşleme hastanın kendi solunu­mu başlayıncaya kadar devam edilir

Holger Nielson Metodu, Holger Nielsen Tekniği: Hasta yüzü koyun yatırılır. Yastık olarak iki el başının altına konulur. Hastanın başı tarafında bir ya da iki diz yerleştirilir. Eller hastanın kürek kemiklerinin alt uçlarından aşağıda, parmaklar açık, baş par­maklar birbirine dokunur durumda konulur. Kollar tam gergin duru­ma getirilip baskı yapılır ve ciğer­lerdeki hava çıkarılır. Daha sonra eller kaydırılıp baskı kaldırılarak, hastanın dirseklerinden kavranıp, uygulayana doğru çekilir

Schaffer Yöntemi: Hasta yüzükoyun yatırılır. Tek kolu uzatılır ve başı bu kol tarafına çevrilir. Diğer kolu baş ile dik açı yapacak şekilde uzatılır. Hastanın dizleri üzerine oturulur ve her iki elle göğüs kafesi üzerine baskı yapılır. Baskı kaldırılınca dışarıdan akciğerlere hava girer. Dakika­da 15-20 civarında aynı uygulama tek­rarlanır. Bu yöntem hasta sırtüstü ya­tarken de uygulanabilir

Slyvaster Yöntemi: Yüzükoyun yata-mayan hastalara bu yöntem uygulana­bilir. Hastanın başı geriye çekilir ve yan çevrilir. Hastanın dirseklerinden tutula­rak kollar yukarı çekilir ve daha sonra yere doğru hastanın göğsüne kollar in­dirilerek baskı yapılır. Böylece akciğer­lere dolan hava dışarı çıkar.

Eve Yöntemi: Hasta yüzükoyun sed­yeye bağlanır. Sedye bir destekle tahtaravalli gibi aşağı yukarı sallanır. Küçük çocuklarda ilk yardımcı, kolları üzerinde bu uygulamayı yapabilir.

Gözde Yabancı Cisim, Göze Yabancı Cisim Kaçması

Günlük yaşantıda göze yabancı cisim çok sık kaçabilir. Küçük partiküllü cisimler batma, ağrı, gözde sulanma, kanlanma, ışığa bakamama meydana getirir. Kimyasal maddeler yakıcı, özel­likle korneada harabiyete yol açar. Pütürlü maddeler ise göz hareketi ile zedelenme yaparlar. Göz bir süre kapalı tutulursa artan göz yaşı ile yabancı cisim kendiliğinden dışarı atılabilir. İlk yardım olarak gözün bol su ile yıkanmasının çok büyük yararı olur. Hastanın yukarı bakması is­tenir ve içten dışa su lavajı yapılır. Daha sonra bir göz damlası damlatılarak gözün kapatılması yararlı olur. Göz kesinlikle ovulmamalı, bu durumda daha çok harabiyet oluşur. Göze kaçan katı partiküller göz kapağı çevrilerek temiz bir pamuklu çubukla veya mendille kuy­ruğa doğru çekilerek alınabilir. Eğer yabancı cisim göz yuvarlama gömülü ise uğraşılmadan göz kapatılarak doktora gönderilmelidir


Yabancı cisim kulakta, burunda, boğazda, gözde çok sık karşılaşılan bir durumdur. Zaman za­man çok acil ve tehlikeli durumlar ortaya çıkmaktadır. Evde, okulda, işyerinde hemen herkes günlük yaşantıda karşılaşabilir. Bilinçli ilk yardım ve acil tedavi hayat kurtarır. Yabancı cismin kaçtığı organa göre uygulamalar değişir.

Midede Yabancı Cisim, Mide Yabancı Cisim

Hastaların çoğunluğu yabancı cisim yutma hikayesi ile getirilir. Sıklıkla olayı gören biri vardır. Büyük çocuklar ise kendileri ifade edebilirler. Bazen bir şaşkınlık sırasında ağızda tutulan bir cismin kaybolması ile cismin yutulmuş olabileceği sanılabiiir. Bunun yanısıra küçük kemikler, balık kılçıkları, kabuklar, kürdan ve benzeri maddeler farkına varılmadan yutulabilir ve komplikasyon çıkıncaya kadar saptanamazlar. Yemek borusunda yabancı cisim çoğunlukla sıkıntı ve ağrı yapar. Cisim mideye geçinceye kadar göğüste ağrı hissedilir. Eğer cisim burada yer­leşirse öksürük, ateş, yutma güçlüğü, solunum yolu enfeksiyonu gelişir. Tanı uzun süre konul­maz ise ağır enfeksiyon tablosu gelişir. Mideye inen yabancı cisimlerin %90-95'i hiçbir sorun yaratmadan bağırsaklara geçer. Ancak barsak sisteminde de muhtelif kısımlarda takılması söz konusu olabilir. Radyoopak cisimler bağırsaklarda kolayca radyolojik inceleme ile gösterilir. Ye­mek borusundaki yabancı cisimler özefagoshopi ile cerrahi ile çıkarılır. Çıkarılamayan cisimler mideye itilebilir.

Mide ve daha aşağıdaki yabancı cisimlerin dışkı ile atılımı beklenir. Genelde bu süre 4-6 gündür. Bu sırada cisim radyolojik inceleme ile takip edilir. Bu sürede hastaya düzenli beslen­me uygulanır ve dışkının tamamı incelenir. Küçük, künt, yuvarlak cisimler genellikle kolayca atılır. Yabancı cisimlerin fizik etkileri yanı sıra kimyasal etkileri de göz önüne alınmalıdır.