Cocuklarda Fobi Tedavisi

Çocuklarda Fobi Tedavisi

Çocuklardan bahsedecek olursak?


Bazı durumlarda çocuklarda da sıkıntı azaltıcı ilaçlar kullanılabilmektedir, ancak genellikle uzun süre verilmesi gerekmemektedir. Çocukla iletişim çok önemlidir tedavi­de. Çocuklar sorunları doğrudan anlatamasa da birlikte oyun oynama, resim çizdirme gibi araçlar yolu ile sıkıntı­larının nedenlerini öğrenmek mümkündür.

Aile ve çocukla birlikte görüşme yapmak çoğu zaman geniş bilgi sağlar. Ancak, çocuğun dışında kalan ama onu etkileyen birçok konu olabileceğinden, anne ve baba ve gerekirse diğer aile üyeleri ile ayrıca da görüşmeler yapılır. Çocukların tedavisinde belirti üzerinde çok durulmaması fakat arkasında yatan etkenlere dikkatin yöneltilme­si, tedavi süresini kısaltacak ve başarı oranını yükseltecek­tir. Ancak pek çok ruhsal problem özellikle ergenlik çağı sonrasında tedavisi daha güç ve zahmetli hale gelir. Bu ne­denle erken müdahalenin yararlan çoktur. Toplumumuzda bu yönde artan bir bilinç gözlenmektedir.
Gevşeme egzersizleri yararlı olur mu? Gevşeme egzersizleri yararlıdır. Yalnız fobilerde değil her türlü gerginlik ve anksiyete hallerinde kullanılabilir. Çünkü anksiyete, genellikle kas gerginliğine yol açmakta ve bu da ağrılar ve uykuya dalmakta güçlük yaratmaktadır. Gevşeme egzersizleri şu şekilde yapılmaktadır. Kişi ön­ce bir kas grubunu seçmekte ve onu kasmaktadır. Daha sonra bunu gevşeterek aradaki farkı hissetmekte ve sonra aynısını tekrar tekrar yapmaktadır. Daha sonra aynısını başka kas grupları ile de yapmaktadır. Bu şekilde bütün vücudunu kasıp gevşeterek aradaki farkı tanımaktadır. Bu çalışmayı 5-15 dakika içersinde gün içersinde yapmak mümkündür. Önce kol ve bacaklarla başlanmakta ve son­ra da kafa ve ense kasları ile devam edilmektedir. Bu çalış­mayı bir terapistin öğretmesi mümkün olduğu gibi kişiye yardımcı olan ses kasetleri de bulunmaktadır. Ancak gev­şeme egzersizleri tek başına duyarsızlaştırma tedavisinin yerini tutmaz. Ancak duyarsızlaştırma tedavisi ile kombi­ne etmek mümkündür.

Tedavi edilemeyen fobiler var mıdır?

Çoğu fobik insan çok kısa zamanda tedavi edilmeyi beklemektedir. Bu nedenle birkaç kez terapiye gittikten sonra doktorunun kendisini tedavi edemeyeceğine inanır ve tedavisini yarım bırakıp bir başka doktora gider. Bir­kaç kez ona da gider ve yine bırakabilir. Başka kişilere de gidip tedavisi bitmeyince artık kendisinin tedavi edileme­yeceğine inanmaya başlar. Bu tarz kişilerin tedavisi çoğu zaman uzar. Bazı kişiler ise bunun için bir doktora git­mekten utanır, bazıları ise kendince geçici önlemler alır ve fobik davranışının ortaya çıkma ihtimalini azaltarak kon­trol etmeye çalışır. Fakat bu vakalar bir dönem sonra te­daviye dirençli bir hale dönüşebilir. Öte yandan psikiyat­ride her hastalığın dirençli olanına rastlanır. Bununla kas­tedilen normal standart tedaviler uygulanıldığı halde bek­lenilen iyi sonucun bir türlü alınamamasıdır. Dirençli depresyon ya da dirençli obsesyon gibi dirençli fobiler de vardır. Bir psikiyatrik rahatsızlığı dirençli kılan en büyük etken stres etkenlerinin devam ediyor olmasıdır. Kişi bir yandan aile bireyleri ile problemli bir ilişki içindeyse ya da iş hayatında çözümsüz sorunlar içersinde bulunuyorsa kolay kolay sıkıntısı yatışmayacağından fobilerinden de kurtulmakta güçlük çekebilir. Böyle bir durumda tabloyu dirençli hale getiren etkenler üzerinde de çalışmak ve ko­nuşmak gerekecektir. Fobi tedavisinin yanı sıra genel ola­rak psikoterapiden yararlanmak gerekir böyle durumlar­da. Dirence neden olan etkenlerden biri de "sekonder ka­zanç" olarak bilinir. Bu ise kişinin psikiyatrik rahatsızlığı nedeniyle bazı kazanımları olmasıdır. Örneğin agorafobi­si olan bir ev kadınının belki iş hayatını düşünebilecek­ken, bu şekilde daha rahat etmesi gibi. Bu tür sekonder kazançların fark edilmesi ve kişiyle konuşulması önemli­dir. Çünkü pek çok sekonder kazanç aslında uzun vadede bir kazanç değildir kısa vadede kişiyi rahatlatsa bile. Kişi­ye uzun vadede gördüğü zararlar fark ettirilebilirse bu tu­tumundan vazgeçecektir. Sekonder kazancı olan kişiye de bu tutumundan dolayı öfkelenmemelidir, çünkü onun da bir şeyleri fark etmeye ihtiyacı vardır.

Tedaviden sonra hayat Fobilerinden kurtulan insanlarda ne gibi değişiklikler oluyor?

Her türlü nevroz, ister fobi olsun ister başka bir türde bir sorun olsun, kişinin belirli bir ruhsal durumda takılı kalması, donması, statükoyu sürdürmesi anlamına gelir. Çoğu zaman kişi zaten değişiklikten korkar, içinde bulun­duğu durumu şikayetçi de olsa sürdürmek ister. O neden­le tedaviye gelen hastalarımız daima ikirciklidir. Tedaviyi hem sürdürmek hem de bırakmak isterler. Biz de sürdür­meleri yönünde motive etmeye çalışırız. Fobi ya da benze­ri bir semptom kişinin ruhsal dünyasında kapladığı yerle çoğu zaman yeni düşünce ve duyguların önünü kapatır. İşte ister ilaç tedavisi, ister psikoterapi ile olsun, fobi yani şikayet konusu belirtiyi düzeltmenin, gidermenin bir yolu bulunduğunda kişi de kendisini yeniden farklı bir konum­da bulur. Daha önce hissetmediği duyguları hisseder, gör­mediklerini görür, düşünmediklerini düşünür. Bu da onu değişime açık hale getirir. Bu nedenle fobileri olanlarda da şikayetlerinin düzelmesini takip eden günlerde kişinin o zamana kadar ertelediği bazı kararları aldığına, yapma­dığı ama yapması gereken birtakım müdahaleleri yaptığı­na, tepkileri verdiğine tanık oluruz. Bu da kişinin tedavi­de esas kazancıdır.

Sosyal Fobi İlaclari

Sosyal Fobi İlaçla tedavi, Fobi İlaçları

Fobi tedavisinde kullanılan psikiyatrik ilaçların bulun­masında neler rol oynamıştır?
Fobi tedavisinde antidepresan ilaçlar kullanılır. Anti-depresan ilaçların bulunması birçok keşif gibi tesadüfen olmuştur. Tüberküloz hastalarında depresyon sık görül­mektedir. Özellikle eski yıllarda modern tedavilerin daha az etkili olduğu ve tüberkülozun hele ki, sosyoekonomik durumu zayıf kişilerde yaygın görüldüğü dönemlerde bu hastalarda depresyon çok sıktı. Tüberkülozun tedavisi için kullanılan trisiklik özellikli bir maddenin, hastalarda psikolojik açıdan bir rahatlama yaptığının görülmesi ile bu ilacın antidepresan özellikleri olduğu düşünülmüş ve son­ra ilk trisiklik ilaçlar 1950'li yıllarda üretilmiştir. Şimdi bu grup ilaçlar çok az kullanılmakta, yerini yan etkileri azal­tılmış çoğu serotonerjik özellikli yeni nesil antidepresan ilaçlar almıştır. Ancak trisiklik antidepresanların bazıları da fobi tedavisinde başarı ile kullanılmakta idi.

Günümüzde fobi tedavisinde kullanılan antidepresan ilaçların yan etkileri var mıdır?

Günümüzde serotonerjik ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar kullanıldıkları ilk günlerde baş ağrısı ve mide bu­lantısı yapabilirler. Çok sık rastlanmamakla birlikte uyku verici bir etki bazen de gece uygu kaçırma şeklinde yan etkileri olabilir. Ancak genellikle bu yan etkiler birkaç gün içersinde kaybolmaktadır. Hatta kimi zaman hafif yan etkiler olması, ilacın istenilen doza geldiğinin ve etkili olmaya başladığının bir işareti olabilir. Ancak bu yan et­kiler rahatsızlık verici düzeyde ise ve azalmıyorsa ilacı de­ğiştirmek gerekir. Çünkü günümüzde birçok alternatif ilaç bulunmaktadır. İlaç tedavisi görmek ille de birtakım yan etkilere tahammül etmek zorunluluğu anlamına gel­memektedir.

Sosyal Fobi İlaç

Bu ilaçlar aynı zamanda cinsel sorunlara neden olur mu?

Serotonerjik antidepresanların bir yan etkisi de cinsel ilişki sırasında erkeklerde boşalmayı geciktirmesidir. Her kullananda bu etki çıkmayabilir. Bazı durumlarda şikayet konusu olabilir. Doz ayarı ile bu problem aşılır. Bazen de bir başka serotonerjik antidepresana geçmekle bu yan etki kaybolur. Bu, sadece ilacın kullanıldığı sürede ortaya çıkmakta olup kalıcı bir durum değildir. Serotonerjik ilaçlar alışkanlık ya da bağımlılık yapmamaktadırlar. Ancak yine de bazı kişilerde ilacı kesme döneminde bir iki hafta kadar mide bulantısı ve yorgunluk gibi belirtiler olabilir. Seroto­nerjik antidepresanlar kalp hastalıkları bakımından da ol­dukça güvenlidir ve ileri yaşlarda da kullanılabilir. Ancak ilacın kesilmesi ile fobi yakınmasının yeniden başlaması olasılığı vardır. Bunu önlemek için ilaç tedavisinin sürdüğü dönemde psikoterapi ile tedavinin desteklenmesi yerinde olur. Psikoterapinin etkisi daha kalıcıdır. Ancak ilaç ve psi-koterapinin birlikte uygulanmasında bir sakınca yoktur. Tersine, tedavinin etkinliğini artırdığı sanılmaktadır.

Sosyal Fobi İçin İlaç

İlaçlar hangi sürede etkili olmaktadır?

İlaç tedavisinin bir özelliği de olumlu sonuçların ancak bir süre düzenli kullanımdan sonra ortaya çıkmasıdır. Bu süre üç haftadan az değildir. Bazen iki aya kadar uzar. An­cak genellikle ilk bir ayda önemli ölçüde düzelme elde edi­lir. Bir ay sonunda hiçbir şey değişmemişse ilaç değişikliği yapmak gerekli olabilir. Hiçbir sonuç elde edilmediği hal­de aynı ilaçta aylarca ısrar edilmesinin bir mantığı yoktur. İlaç tedavisinin bir özelliği de kişiyi bir süre için dış stres etkenlerine karşı koruma altına almasıdır. Bu her zaman gerekli bir şey olmasa da iyileşme döneminde kişinin buna ihtiyacı vardır. Ancak daha iyi olduğu dönemde kişinin za­ten dış stres verici olaylara dayanıklılığı artacaktır.

Elektroşok tedavisi fobiye iyi gelir mi?

Elektroşok tedavisinin fobide yeri yoktur. Yararlı ol­maz. Günümüzde fobi tedavisinin uluslararası tek stan­dardı ilaç ve psikoterapidir. Elektroşok tedavisinin en çok kullanıldığı yerler şizofreni ve depresyondur. Bunun dışında kullanımı oldukça nadirdir. Ancak uygun kullanıldığı durumlarda yan etkisi olmayan ve etkili bir tedavi olduğu­na kuşku yoktur.

Fobi hastaları tıbbın başka dallarına başvurur mu?

Bu sıkça görülür. Baş dönmesi ve mide bulantısı nede­niyle KBB uzmanına ya da gastroenterologa, kalp çarpın­tısı nedeni ile kardiyologa, nefes darlığı nedeni ile solunum hastalıkları uzmanına başvuru sık görülür. "Sinir" ile iliş­kisi olduğu düşünülüp nöroloji uzmanına başvuranlar da görülmekle birlikte gündelik dildeki kullanımı ile psikiyat­rik hastalıklardaki "sinir" daha çok öfke ve sıkıntı anla­mında iken nörolojideki "sinirin" bununla hiçbir ilgisi yoktur. Fobiler nörolojik kökenli değildir.

Tersine niyetlendirme nedir? Böyle bir tedavi var mı­dır?

Tersine niyetlendirme (paradox intention) bir davranış tedavisi yöntemidir. Uygun görülen vakalarda yararlı ol­duğu görülmüştür. Buradaki yaklaşım kişiyi korktuğu du­ruma yavaş yavaş alıştırmaktan çok, onunla birden yüz­leşmesini sağlamaktır, ama bunu yaparken kişinin tam da korktuğu durumu istemesi beklenmektedir. Örneğin soka­ğa çıkınca bir kriz geçirip öleceğinden korkan bir kişiden sokağa "ölmek üzere" çıkması istenecektir. Kendisinin öl­müş halini düşünmesi, buna kendini hazırlaması gereke­cektir. Tamamen zihinde yaşanan bu durumun farkı, kişi­nin korktuğu şeyi kendi kontrolü altında bir durum ola­rak düşünmesinin sağlanmasıdır. Örneğin burada ölüm beklenmedik bir zamanda gelen kontrol dışı bir şey ol­maktan çıkıp "niyetlenilen" bir şeye dönüşmektedir. Ger­çekten de her türlü fobide insanı en çok rahatlatan şey korktuğu şeyin kendi kontrolü altına girdiğini bilmesidir. Örneğin depreme karşı korku geliştirenlerde bu korkuyu yaşamalarını ama kendi kontrolü altına almalarını sağla­yan bir "kumandalı deprem odası" egzersizi birçok kişinin bu korkuyu yenmesini sağlayabilmiştir.

Fobi ve Grup Tedavisi

Fobiler ve Grup Tedavisi

Fobik kişilerin bir araya gelmesi ve sorunlarını tartış­ması yararlı mıdır?

Bilgi alışverişi tedaviye yönlendirdiği sürece yararlıdır, ama birçok amatör grupta tedaviye yönelmeden çok, problemlerin bitmek tükenmek bilmez bir şekilde tartışıl­dığını ve kimi zaman da şikayet sahibi kişilerin ümitlerinin kırılmasına neden olunduğunu görüyoruz. Türk toplu­munda problemi çözmekten çok, dert yanma biçiminde tutumlar yaygındır ve yararlı değildir.

Ancak fobi tedavisinin grup terapisi biçiminde yürütül­mesi mümkündür. Bu ise mutlaka profesyonel bir terapis­tin varlığını gerektirir. Kişilerin kendi aralarında toplanıp konuşmaları hemen her zaman hedefin kaybolmasına ve olumsuz etkileşimlere neden olur.

Fobi tedavisi grup halinde yürütülse de her bir kişinin tek olarak tedavisi esastır. Ancak gruptan o kişinin tedavi­sini güçlendirme anlamında yararlanılır. Başkalarının da benzer sorunları olduğunu görmek ya da başkalarının iyi­leşerek bu sorunlardan kurtulmalarını izlemek kişiye ken­di durumu ile ilgili iyimserlik ve motivasyon verir.

Grubun bir yararlı tarafı da iyi davranışlar ve çözümler konusunda kişiye uygun modeller sunabilmesidir. Model alma en kolay öğrenme yollarından biridir ve krizdeki in­sanı düzlüğe çıkarmada yararlıdır. Zaten fobik yaşantısı olanlar model almaya oldukça yatkın kişilerdir.

Sosyal Fobi ve Terapi Tedavisi

Fobi ve Terapi Tedavisi

Kişi kendisine iyi gelen doktoru ya da terapisti nasıl saptayabilir?

Bu önemli bir konudur. Genellikle birçok kişi, hakkın­da "iyi şeyler söylenen", hatta "meşhur" olan bir doktora gider. Bir dönem bu "televizyona çıkan doktor" idi. Tele­vizyon kanallarının çok artması ile bu alan içinden çıkılması güç bir bilgi karmaşıklığı yarattı. Bu yolu kullananlar televizyona çok çıkan her doktorun kendisi için iyi sonuç vermediğini gördü. Bunun yerini kısmen internet almaya başladı. İnternet yazılı bilgi alma olanağı getirdiği için tele­vizyon yayınlarının kısa süreler nedeni ile yarattığı yüzey­selliği aştı, daha derinlemesine bilgi toplama olanağı getir­di. Hatta internette oluşan çeşitli portallar ve mektuplaş­ma grupları da tedaviler konusunda bilgi toplama kaynağı haline geldi.
Buna karşılık en doğru bilgiyi kişinin yüz yüze görüş­me sonucu edinmesi olanaklıdır ve kararı bunun sonucun­da kendisi vermelidir.

Kişilerin doktor ve terapist seçme hakları olmalıdır, çünkü gerçekten de arada çeşitli farklar olabilir. Gereksini­me göre çeşitli fiyatlandırmalarla karşılaşabilir. Günümüz­de bedava olanından oldukça yüksek bedellere kadar uza­nan değişik ücretlendirmelere rastlanmaktadır.

İyi bir terapistin dinlemenin yanı sıra öneriler de geti­ren, kısa, orta ve uzun vadeli planlar yapan ve sunan, etik kurallar konusunda dikkatli bir yapısı olmalıdır. Karar ilk görüşmede verilemeyip bir kaç görüşme sonunda verilebi­lir. Ortalama olarak her hangi bir psikoterapi birkaç ay içersinde terapistin yapabilecekleri konusunda bir fikir ve­rir. Altı ay gibi bir sürede bir takım sonuçlar elde etmiş olunmalıdır. Ayrıca her bir görüşme de kendi içinde anlam­lı olmalıdır. Birkaç ay ara ile terapist ile durumun ne yönde gittiği konusunda bir değerlendirme yapmak yararlı olur.

Önemli bir konu da bazı doktor ya da terapistlerin psikoterapinin sınırlarını aşan önerilerde ve tavsiyelerde bu­lunmalarıdır. Kişiyi tereddüde düşüren aşırı önerilerle kar­şılaşıldığında bunların terapistle tartışılması ve akla uygun gelmiyorsa açıkça söylenilmesi gerekir. Hiç kimse tedavi olmak adına akıl ve mantığına uymayan tavsiyelere uy­mak zorunda değildir. Kişinin kendisine önerilen tedaviyi kabul etmeme hakkı vardır. Tabii ki bu gibi durumlarda terapistin değiştirilmesi de gündeme gelebilir. Bu da başvu­ran kişinin karar vermesi gereken bir durumdur. Bazı te­reddütlü durumlarda kişinin, terapistine açıkça bir başka uzmanın daha görüşünü dinlemek istediğini söyleme hak­kı vardır. "İkinci görüş alma" denilen böyle bir durum ki­şinin farklı uzmanların görüş birliği içersinde olup olma­dıklarını anlaması, bakımından uygun olabilir.

iyileşen fobiler tekrar ortaya çıkar mı? Özellikle ilaç tedavilerinde bu çok görülmektedir. Bu nedenle yıllarca ilaç kullanmak zorunda kalan kişilere rastlanmaktadır. Psikoterapi bu konuda ilaçtan üstündür. Çünkü iyi yürütülen psikoterapi sonrasında tedavi kesilse bile kişi iyileşmeye devam eder. Çünkü bir kez zihni açıl­mış ve düşünmeye başlamıştır. Ancak ilaç tedavilerinde ol­duğu kadar olmasa da psikoterapiyi sürdürmenin de deği­şik avantajları vardır. Yoğun olarak sürdürülmese bile ara­lıklı olarak terapiste bir gidip son durumu birlikte değer­lendirmek ve yeni çıkan bilgileri eskilerle birleştirmek fay­dalı olur ve tedavinin etkisinin sürmesini destekler.

Yaşam olayları da iyileşmiş olan bazı fobik belirtilerin tekrar alevlenmesine neden olabilir. Çünkü unutmayalım ki her tür fobi bir yandan kişinin sıkıntıları için bir subap görevi yapmakta ve stres karşısında artabilmektedir. An­cak bu durum kişiyi karamsar yapmamalıdır. Herkesin yatkın olduğu bir psikiyatrik tablo vardır ve stres karşısın­da o tabloya girme eğilimindedir. Her zaman için iyi bir tedavi yine yapılabilir ve fobi en iyi tedavi edilebilen, kişi­ye bedeli en az olan psikiyatrik bozukluklardan biridir.

Sosyal Fobisi olan kişiye aile bireyleri nasıl davranmalıdır?

Her türlü psikiyatrik problem daima aileyi de ilgilendi­rir. Bazen aileler psikiyatrik problemlerin oluşumunda rol oynarlar ama yine de tedavide yardımlarına gereksinim vardır. Daha da önemlisi ailenin bazı tutumları problemin devam etmesine katkıda da bulunabilir ki, bunu düzelt­mek önemlidir. Fobisi olan aile bireyleri birkaç değişik tu­tumla karşılaşabilirler. Bunlardan bir tanesi "bir şeyin yok" tutumudur, yani problemin inkar edilmesidir. Ancak bu gibi problemler inkar edilmekle kaybolmaz ve fobisi olan kişi bundan olumsuz etkilenir. Bir başka yanlış tutu­mun ise fobinin desteklenmesidir. Örneğin agorafobisi ne­deniyle bağımlı hale gelen bir kişinin bu bağımlılığını sür­dürmesine gereksiz yere yardım edilmesidir. Onun yerine tedaviye motive edilmesi daha doğrudur. Başka bir yanlış tutum ise fobisi olan kişiye öfkelenmek, onun bu yönünü bir zayıflık olarak kullanmaktır. Böyle bir yanlış tutum da­ha çok istismarcı aile bireylerinden gelir ve problemi kronikleştirir. Fobiler, üzerine gidilmedikçe iyileşmezler. Teda­vide bu prensip önemlidir. Ancak her şeyin bir zamanı vardır. Erken bir dönemde ve birden bu yönde baskı yap­mak ters sonuç verir. Adım adım ilerlemelidir. Fobiden kurtulmak bir alışma meselesidir.

Fobi ve EMDR Tedavisi Nedir

Fobi ve EMDR Tekniği Tedavisi

Özellikle ruhsal travma sonucu başlayan fobilerde ise kısaca EMDR olarak bilinen (Eye Movement Desensitiza-tıon and Reprocessing) göz hareketleri eşliğinde duyarsız­laştırma ve yeniden proses etme yönteminden yararlanıla­bilir. Bu tedavi yönteminde kişinin daha önce yaşadığı ve kendisinde korku yerleşmesine yol açan olay etrafında çağrışımları toplanmakta, gözden geçirilmekte ve işlen­mektedir. Hızlı ve kalıcı etki bırakan bir yöntem olması nedeniyle uygun olan vakalarda kullanılmaktadır. EMDR'nin ilaca üstün olmasının bir nedeni de tedavi ke­sildikten sonra da etkilerinin artarak sürmesidir. Oysa ilaç tedavilerinde kimi zaman tedavinin kesilmesinden sonra belirtilerde yeniden alevlenmeler görülebilmektedir. Ne ya­zık gibi EMDR ülkemizde yeni tanınmakta ve uzmanlarca da yeterince bilinmemektedir. EMDR ile çoğu zaman bir­kaç oturumda olumlu sonuç alınmaktadır. Bu nedenle as­lında daha ekonomik bir yaklaşımdır. Buna karşın çok ve çeşitli problemleri olan kişiler için EMDR uygun olma­maktadır. Çünkü bu kişilerle daha geniş bir yelpaze içer­sinde yaşamın tüm alanlarını geniş olarak konuşma gerek­sinimi bulunmaktadır. Oysa EMDR bir noktaya odakla­narak değişim yaratmaya yarayan bir yöntem olduğundan bu tür geniş konuşma ihtiyacı olanlar ya da tedavinin o evresinde bulunanlarda uygulamayı ertelemekteyiz. Ancak EMDR her tür tedavinin içersine "monte" edilebilir ve yü­rüyen bir tedavinin etkisini artırmak ve tıkanılan noktalar açmak için faydalı olabilir.

Ve davranış tedavisi hakkında biraz daha açıklama ya­par mısınız?

Davranış tedavisinin iki türü olabilir. Bir türünde in vi-vo tabir edilen, kişiyi korktuğu durumla doğrudan karşı­laştırma esas alınır. Ancak bunu derecelendirilmiş biçim­de yapmak gerekir. Önce daha az korktuğu bir durumla karşılaştırılıp, giderek günler ve haftalar içersinde uyara­nın dozu artırılır. Örneğin önce girmekten korktuğu kala­balık bir alışveriş merkezine sadece yaklaşması istenirken sonraki seanslarda o merkezin içine girmesi istenebilir ki­şiden. Davranış tedavisinin bir başka türünde kişi imge­lemde, yani hayalinde korktuğu durumla karşılaştırılır. Bazı fobi türleri buna daha uygundur ya da bazı kişiler bunu tercih eder. Davranış tedavisi esas itibariyle sempto­mun tedavisine yönelen bir yaklaşımdır. Bir bakıma, par­çanın değişmesi ile bütünün de dengesinin değişeceği var­sayımına dayanır. Bu doğrudur da. Bazen bir olgunun ta­mamını değiştirmeye kalkmak hem statükoyu sarsacağı için daha çok korku ve endişe yaratır hem de direnci artı­rır. Ama bir semptomun ortadan kaldırılması sanki kub­be taşının yerini değiştirmek gibi bütün binanın mimarisi­ni değiştirebilir.

Fobilerin tedavisindeki terapi sürecini değerlendirmek gerekirse yüzleşme yöntemini örneklerle anlatabilir misi­niz?

Söylediğim gibi, yüzleşme yöntemi imgeleme, yani ha­yal etme yolu ile yapılabileceği gibi in vivo, canlı yani doğ­rudan korkulan nesne ya da durumla karşılaştırma yolu ile de olabilir.

Genellikle bu işlem yavaş yavaş alıştırma biçiminde basamaklandırılmış olarak uygulanır. Ancak yoğun uyaranla karşılaştırma ve sıkıntının her aşamada azalmasını bekle­me biçiminde de olabilir. Örneğin agorafobisi olan, yani tek başına kalabalık bir çarşıya girip orada vakit geçir­mekten korku duyan ve bunu yapamayan bir kişiyi ele alalım. Uygulama için bu duruma uyan bir yer tespit edilir tedavi olacak kişi ile birlikte. Bu o bölgedeki birçok katlı ve kalabalık çarşı olabilir. Başlangıçta o çarşıya yalnız ba­şına giderek orada sıkıntı duymasına rağmen yarım saat geçirmesi istenir. Oraya girdiğinde duyduğu sıkıntıyı 10 puan üzerinden değerlendirmesi istenir. Daha sonra aynı değerlendirmeyi orada geçirdiği sürenin sonunda da yap­ması ve bir not defterine kaydetmesi istenir. Çok fazla sı­kıntısı olanlar için bir yardımcı terapist, hastayı belirli bir mesafede belirli bir yerde bekleyebilir. Daha sonra aynı uygulama tamamen tek başına da yapılacaktır.

Yarım saatlik uygulamalar sıkıntıda bir "sönme", yani kişinin kendisinin yaptığı ölçümlerde bariz bir düşme ola­na dek sürdürülür. Daha sonra bu uygulama bir saate çı­karılır. Çoğu zaman ilk uygulamalardan sonra kısa süre içersinde sıkıntıda azalma görülür. Terapist bu uygulama dışında belirli aralıklarla hasta ile ayrıca görüşür ve hem genel durumunun nasıl gittiğini hem de uygulamada neler olduğunu takip eder, destekleyici olur.

Böyle bir uygulama devam ederken çeşitli problemler ortaya çıkabilir ya da alevlenebilir, kişinin aile bireyleri içersinde tedavi açısından problem yaratanlar varsa davra­nışları olumluya çevrilir ya da ortaya çıkan bir ek sorun varsa kısa sürede çözümü ve tedavinin önünü tıkamaması için çalışılır. Tedavi olumlu sonuçlandıktan sonra bu uygu­lamaların bir süre daha seyrelerek de olsa devam ettirilme­si istenir ve kontrol görüşmelerinde takip edilir.

İnsan korktuğu bir şeyin üstüne gitmeyi neden kabul etsin ve istesin?

Gerek fobik durumlar gerekse obsesyon (takıntı), kon-versiyon (sıkıntıların bedene vurması), panik (sıkıntının doğrudan ifadesi) gibi benzeri durumlar kişinin hem kur­tulmak istediği hem de devam ettirmekten kendini alama­dığı hallerdir. Örneğin evli ama gizlice ikinci bir ilişkiyi sürdüren ve giderek "ikinci" kadına daha çok bağlandığını hisseden ve hastalık hastası olan bir erkeğin durumunu dü­şünelim. Bir karar vermek zorunda olduğu düşüncesi ile karşılaşmak istemez. Bu ona azap vermektedir. Buna karşı­lık günler boyu kendisindeki bir bedensel şikayeti pireyi deve yapacak hale getirip korku içersinde yaşadığı zaman en azından çözmek zorunda olduğu problemini düşün­mekten uzak kalmaktadır. Bu en basit bir açıklamadır. Yoksa insan ruhu pek çok labirentlerle doludur ve bundan çok daha karmaşık mekanizmalar oluşur. Bu mekanizma­lar kişiyi değişmek isteğinden alıkoyar. Buna karşılık kişi yine de belirtilerin zorlaması ile tedaviye başvurur. İşte bu durumda başvuran kişiyi tedavide tutmak çok önemlidir. Tedavinin sürmesini tedavici de istemeli ve hastasını teşvik etmelidir. Aksi halde başvuran kişinin kısa süre sonra teda­viyi yarım bırakması çok görülen bir durumdur. Ya da kısa süre içersinde bir başka doktora gitmek yoluyla her tedavi­yi yarım bırakır ve böylece durumunu sürdürmüş olur.

Fobi Tedavisi ve Sosyal Fobi

Fobi Tedavisi

Fobiler nasıl tedavi edilir?


Fobilerin tedavisinde temel olarak iki yöntem izlenir. Bunlardan birincisi ilaç tedavisidir. İlaç tedavilerinin fo­bilerin ele alınmasında oldukça etkili olduğu birçok ça­lışma ile gösterilmiştir. Günümüzde en çok "serotonin geri alım inhibitörü"(SSRI) olarak bilinen antidepresan ilaçlar bu amaçla kullanılmaktadır. Genellikle tedaviye başladıktan sonra 1-2 ay içersinde sonuç elde edilmekte­dir. Bu süre içersinde söz konusu ilaca cevap alınmaması daha sonra da alınmayacağı anlamına gelmektedir. Eğer olumlu cevap alındı ise genellikle tedaviye en az bir sene süre ile aynı dozda devam etmek gerekmektedir. İlacın erken dönemde kesilmesi hemen her zaman fobinin tek­rar alevlenmesine neden olmaktadır. Antidepresan ilaca tolerans ya da bağımlılık gelişmesi gibi bir durum yok­tur. Kimi zaman SSRI tipi antidepresanlarla sonuç alın­madığında trisiklik olarak bilinen daha eski antidepre-sanlara da başvurulabilir. Nöroleptik (antipsikotik) ilaç­ların fobi tedavisinde hiçbir yeri yoktur. Anksiyete çözücü ilaçlara ise kısa bir süre için, acil durumlarda yer veri­lebilir. Ancak bunlara tolerans geliştiği ve etkisi kısa sü­reli olduğundan acil ve kısa süreli müdahaleler dışında yararlılıkları yoktur.

Sosyal Fobi İlaç Tedavisi

İlaç tedavisinden olumlu sonuç alınamadığı oluyor mu?

Evet. Bazı kişilerde ilaçla tedaviden sonuç alınamaz. Bazı durumlarda ise sadece ilaç tedavisi ile yetinmek tam sonuç alınmasına yeterli olmayacağı gibi ilacın kesildiği dönemde yakınmaların tekrar etmesine yol açılmış olur. Bu nedenle ilaç tedavisi yapılsa dahi, bunun yanı sıra dav­ranış tedavisi olarak bilinen, temelde kişinin korktuğu şe­ye dereceli olarak alıştırılması ve duyarsızlaştırılması anla­mına gelen tedavilere başvurulması yerinde olmaktadır. Davranış tedavisi en az ilaç tedavisi kadar etkilidir, ancak uygulanması daha büyük bir çaba, zaman ve insan gücü, hastadan yoğun işbirliği gerektirir. Bu nedenle çoğu zaman ilaç tedavisine nazaran ikinci plana bırakılmaktadır. Dav­ranış ve ilaç tedavilerinin yetersiz kalmalarındaki bir etken de bir kişide birden fazla problemin aynı anda bulunması­dır. Biz buna tıp dilinde "komorbidite" diyoruz. Problem­ler hepsi birbirinden bağımsız da olsa toplandıklarında kümülatif bir etki yapmakta ve hepsinin tedavisini aynı anda birbirine paralel olarak sürdürmek gerekmektedir. Ancak o şekilde tedavide sinerji sağlanabilmektedir. Bir ta­nesinin ertelenmesi diğerinin de tedavisini aksatmaktadır. İşte böyle komorbidite olan durumlarda tedavide direnç ile karşılaşılır. O zaman daha geniş spektrumlu bir yakla­şımda bulunulması gerekir. Buna karşılık problem tek ol­duğunda tedavi de tek bir yönteme dayalı olabilir ve daha basit bir şekilde yürütülebilir.

Neofobi Nedir

Neofobi nedir?

Yenilik fobisi olarak bilinir. Bu deyim daha çok beyin problemleri yani bunama ve benzeri durumlar nedeniyle yaşama uyum sağlaması güçleşen kişilerde, yaşlılarda görülen bir durumu anlatmak için kullanılmaktadır. Alzheimer hastalığı ve benzeri nedenlerle beyin işlevleri daral­maya başlayan insanlar, uyaranları değerlendirmekte zor­luk çekmeye başlar ve kendilerini korumaya alırlar. Bu ise alıştıkları çevrelerden ayrılmama, eşyaların yerini değiş­tirmeme, hep ayı saatlerde aynı şeyleri yapma gibi davra­nışlarla kendini gösterir. Çevrelerinde yeni bir şey yapıl­masını istemezler. Aslında bu kendileri için faydalı bir tu­tumdur. Çünkü bu gibi kişilerin hayatında büyük bir de­ğişiklik yapıldığında, örneğin bir hastane ya da huzurevi­ne nakledildiklerinde aniden durumlarında bozulma olur ve şüpheci davranışlar içersine girebilirler. Bu durum an­layamadıkları koşullarda kendilerini emniyette hissetme­meleri ile ilgilidir.

Neofobi deyimi daha sonra genelleşmiş ve yenilikten korkan her tür insan için kullanılan bir deyime dönüş­müştür. Gerçekten de böyle kişiler vardır. Bu kişiler daha çok obsesif olarak bilinen titiz karakterli kişilerdir. Kon-trolcü insanlardır. Her şeyin kendilerine sorularak yapıl­masını isterler. Çocukluklarından beri böyle yetişmişler­dir. Ancak aşırı kontrolcülük kişiyi yorar, kontrol etmele­ri gereken şeylerin sayısı ve çapı arttıkça bu gibi kişiler uyumlarını kaybedip sinirlilik belirtileri gösterebilirler. Bazı toplumlar da yeniliğe daha az açıktır. Türk toplumu her ne kadar birçok konuda tutucu gibi dursa da bazı ko­nularda yeniliğe fazlasıyla açıktır. Hatta kimi zaman ko­rumamız gereken eski binalardan tutun da eski adet ve geleneklere varana dek pek çok konuda geçmişe ve eskiye karşı fobik davranıldığı görülür. Bu konuda toplumumuz­da birbirine zıt ve çelişkili tutumların bir arada olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Sosyal Fobik Bozukluk Nedir

Fobik Kişilerin Özellikleri, Fobik Nedir

Fobisi olan kişiler çoğu zaman öteki insanlar tarafın­dan zaafı olan, çocuksu ve olgunlaşmamış olarak algıla­nırlar. Örneğin hayvan ya da böcek fobisi olan bir yetişkin ötekilerce dalga geçilip alay edilebilen bir kişi olarak algı­lanabilir. Fobilerin birçoğu kadınlarda biraz daha hoşgörü ile karşılanır toplumda. Hatta bunu kadınlığın bir parçası olarak görenler bile vardır. Erkeğin güçlü ve gözü pek ol­ması genellikle bütün kültürlerde beklendiğinden, erkek­lerde fobi daha zor kabul görür ve daha zor ifade edilir. Ancak bu durum erkekler için stres kaynağı olur. Bu ne­denlerle fobisi olan erkeklerin, özellikle sosyal fobisi olan­ların alkolle rahatlama yoluna gitmelerine sık rastlanır, bu da bazılarında kronik alkolizmin gelişmesine neden olur. Bu nedenle çok içki içen bazı kişiler için içince çok değişi­yor, daha sıcakkanlı ve konuşkan bir insan oluyor şeklin­de izlenimler dile getirilir. Kadınlarda fobi nedeniyle alkole başvurma daha az görülür. Çoğu zaman bir yetişkinin fo­bik davranışına tanık olan kişiler onların yanlarında bile kendilerini gülmekten alıkoyamazlar, tanık oldukları bu olayı fıkra gibi tanıdıklarına anlatırlar. Çoğu zaman da onları anlayamazlar, empati kuramazlar ve kolayca basit ikna yöntemleri ile onları fobilerinden vazgeçirebilecekle­rine inanırlar, hatta olay anında bile bunu denerler.

Fobik Bozukluk

Estetik ve fiziksel endişeler insanı fobik yapar mı?

Kişi kendisini fizik açıdan yetersiz ve anormal bulmaya başladığında kendine güveni sarsılıp içine kapanmaya baş­lar ve sosyal çevresinden uzaklaşır. Kendisini diğerlerinden kilolu, zayıf ya da çirkin bulan kişi, diğerlerinin kendisine bu durumu hatırlatmasından ve eleştirilmekten korkar. Hatta çoğu zaman da istemediği tepkilere maruz kaldığında sıkıntı yaşar, sıkılıp utanır ve kendisini aşağılanmış his­seder. Değişmek istemektedir ama değişememektedir. Bu kabul edemediği ve değiştiremediği şartlar onu mutsuz edebilir hatta depresyona bile sokabilir. Kişi eleştirilme­mek için bir zaman sonra eve kapanmaya başlar, acil bir ihtiyacı olmadıkça evden dışarı adımını atmaz. Dışarıya mecburen çıktığı anlar ise kendisine son derece sıkıntı ver­meye başlar. Öteki insanlarla yakınlık kurmaktan kaçınır çünkü yakınlık bir zaman sonra eleştirilmeyi getirecektir. Kendisini bir nedenle beğenmemektedir ve ötekilerin de kendisini kendisi gibi algılamak istediklerine, kabul gör­meyeceğine ve dışlanacağına inanmaktadır. Kişi belki sa­dece burnunu ya da kulağını beğenmemektedir ve bu ne­denle bütünüyle kendisini çirkin ve yetersiz bulmaktadır ve diğerlerinin de kendisini bu şekilde algılamasından aşırı şekilde korkmaktadır ve odaklandığı bu konulara karşı aşırı derecede hassastır. Bu açıdan bazı kişiler bu durumu gidermek için estetik müdahaleleri tercih edebilirler. Başa­rılı bir estetik girişimden sonra hızla kendine güvenleri ye­rine gelebilir, kolayca sosyalleşebilirler ve korkularından kurtulabilirler. Fakat örneğin burnunun büyüklüğünden şikayet eden bir kişi başarılı bir estetik operasyondan son­ra bu yeni haline alışamadığı hatta kendisini yabancı bul­duğu için bir terapiste gidebilmektedir.

Fobik Bozukluklar

İşe gitmek istememe fobi ile ilgili olabilir mi?


İş ve çalışma konusunda isteksizlik yeterli enerji ve mo­tivasyonu bulamama fobiden çok depresyon belirtisidir. Nadiren fobi ile bağlantılı bazı durumlar kişinin iş yaşa­mında huzurunu kaçırabilir. Örneğin sosyal fobi nedeni ile patronuyla karşılaşmak ya da işini yaparken müşterilerin gözlemlerinden çekinme (elimi titrerken görürse gibi) kişiyi iş yaşamından bezdirebilir. Öte yandan birçok kişi işye­rinde neredeyse karşılaşmayı hiç istemediği bazı iş arka­daşları ile yaşamak zorunda kalabilmektedir. Özellikle kişi bu gibi kimselerle mücadele etme ve sınırlarını koruma gücünü gösteremiyorsa, işyeri artık giderek sıkıntı veren bir ortama dönüşür. Bu tür durumları işyerlerinin insan kaynakları yönetimi çerçevesinde dikkate almaları yalnız kendi çalışanlarının değil kurumun çıkarı için de önemli­dir. Bu tür tablolar hem çalışanların ruh sağlığını bozarak kişisel verimlerini, hem de sinerjiyi ve yardımlaşmayı azal­tacağından, yaratıcılık ve üretimi düşecektir. Ancak bu gi­bi bilgiler saklandığından, dışardan bakıldığında hiçbir şey hissedilmeyecektir.

Fobide suçluluk duygusu olur mu? Suçluluk duygusu, daha doğrusu düşüncesi daha çok depresyonda görülen bir durumdur. Ancak bazı fobiler ki­şide utanç hissi yaratabilir. Örneğin sosyal fobi kolay ko­lay kimseye söylenemez, itiraf edilemez. Kişinin bundan ötürü eleştirileceği, küçük düşeceği endişeleri ön plana ge­çer. Ancak bu durumu yıllar boyu saklıyor olma ve küçük düşme endişesi ile açıklamaktan kaçınma, kişiyi kendisine karşı suçlu duruma sokar. Yardım alması ve problemini çözmesi gerekirken bunu yapamaz. Bu tür suçluluk duy­guları ile açılamama arasında sıkışan, bu nedenle şiddetli sıkıntı ve anksiyete yaşayan, hatta intiharı düşünen insan­lara rastlanır. Bu kişilerin problemlerini uygun bir uzman­la paylaşmaları yararlıdır. Sadece bu durumu paylaşabil­miş olmak dahi birçok kişiyi rahatlatır. Bu insanın doğal yapısında vardır. Paylaştığı zaman kişi kendisini daha güç­lü hisseder, utanç duygulan azalır ve çözüm için mücadele etme arzusu uyanır. Tedaviyi başarılı kılan da budur. Birçok ruhsal bozukluk kişinin kendisinde mücadele gücünü bulamadığı, bu mücadelede öncü bir özne rolü oynayama­yacağını hissettiği zaman başlar ya da artar.

Korkufobi ve saldırganlık arasında ilişki var mıdır?

Elbette ki vardır. Bunu en çok köpeklerde görürüz. İki köpek karşılaştıklarında birbirlerine tedirginlikle yaklaşır­lar. Ancak korkuyor olmaları en küçük bir olağandışı ha­rekette birbirlerine saldırmaları ile sonuçlanır. Onun için hayvanlara korku ile yaklaşmak da onların saldırganlaş­malarını teşvik eder. Çünkü korkan kişinin saldırıp bir kö­tülük yapacağını düşündüklerinden ondan önce davrana­yım düşüncesi ile saldırıya geçerler. Sakinlik, sükûnet öfke­yi de yatıştırır. Öte yandan öfke ve saldırgan duyguların birçok psikolojik bunalımda yeri vardır. Bunlar bazen bi-linçdışı olabilir. Yani kişi böyle duygular beslediğinin far­kında olmayabilir. Bazı fobilerin arkasında kişiler arası olaylardan ve ilişkilerden kaynaklanan saldırgan ve öfke yüklü duyguların yeri olabilir. Bunlar çeşitli ruhsal meka­nizmalarla görünmez hale gelip bu gibi şikayetleri alttan alta besleyebilirler. Bu nedenle her türlü psikiyatrik bozuk­luğun tedavisinde olduğu gibi fobi tedavilerinde de kişinin yaşadığı ortamda öfke yüklü ilişkiler, bunu başlatabilecek eski olaylar olup olmadığına bakılır, çeşitli sorularla bun­lar fark edilmeye çalışılır. Bu bağlantıları fark etmek ve ye­rine göre öfkeyi doğru adresine yöneltmek hiç değilse bu şekilde dile getirmek şikayetlerin azalmasında önemli rol oynayabilir.

Fobi ile suç işleme arasında ilişki var mıdır?

Böyle bir ilişki yoktur. Tam tersine fobik kişiler risk al­mayı sevmediklerinden bu tür olasılıklardan uzak kalırlar.

Ancak kontrfobik davranışı olan kişiler daha atak olabi­lirler. Bunlar korkularının üstesinden gelme çabası içersin­de bilinçdışı olarak daha korkusuz bir davranış şekli be­nimsemeye çalışan kişilerdir. Ancak suç işlemenin kendisi de kişide birçok ruhsal sıkıntılar yaratabilir. Örneğin cana kasteden ağır suçlar işleyen birçok kişi kendisi de bu yaşa­dıklarını unutamamakta ve buna bağlı post travmatik stres bozukluğu belirtileri yaşamaktadır. Böyle kişiler ya­şadıkları olayları hatırlatan uyaranlardan kaçınır, onunla ilgili kişi ve yerleri görmek istemez, ondan bahsedilmesin-den hoşlanmazlar. Ancak kişi buna alıştığından çoğu za­man fazla bir şikayette bulunmaz. Buna karşılık tedavi edilmeden bırakılan travma sonrası stres bozukluğu bir çok komplikasyonlara yol açar: Fiziksel hastalıklar artar, sıkıntı ve korkuyu bastırmak için alkol ve diğer sakinleşti­rici maddelere başvurma oranı yükselir, kişiler arası ilişki­ler zaman zaman parlayan öfke nedeni ile sarsıldığından evlilik ve iş problemleri, eğer kişi genç yaşta ise, okul ve eğitimle ilgili sorunlar yaşanır.

Fobi ile uyuşturucu madde kullanımı arasında bir ilişki var mıdır?

Sadece alkolizm ile fobi ve özellikle sosyal fobi arasın­da ilişki saptanmıştır. Ancak her türlü psikiyatrik hastalık başka psikiyatrik hastalıklar için de risk oluşturmaktadır. Bunda ortak risk etkenleri (çocukluk çağı travmaları ve başlıca stres etkenleri gibi), ortak ya da birbiriyle ilişkili genetik risk etkenleri de rol oynuyor olabilir. Günümüzde Türkiye'de de uyuşturucu kullanımı hızla artmakta ve özellikle gençleri etkisi altına almaktadır. Sağlıklı insan ilişkisi kurma korkusu olmayan kişilerin kendilerini bu yönde geliştirmeleri doğaldır. Buna karşın sosyal açıdan fobik olan insanlar için madde kullanımı bir sosyalleşme yolu da olmaktadır. Birlikte madde kullanan bir grup için bu bir ortak nokta olmakta ve görüşme nedeni dahi oluş­turmaktadır. Aynı zamanda alkol ve uyuşturucu maddeler geçici olarak rahatlama hissi sağladıklarından kişi korku­larından da uzaklaşmakta ve çevresini o şekilde daha ko­lay kabul etmektedir. Burada bir kere daha sosyal ilişkiler­de gereksiz korkuları olmayan, sağlıklı ilişkiler kurmaya istekli kişiler yetiştirmenin toplum için önemi ortaya çık­maktadır. Öyle görünüyor ki, madde kullanımını önleme­nin, yani bataklığı kurutmanın en iyi yolu erken yaşlardan itibaren çocuk ve gençleri sosyal ilişkilere alıştırmaktır.

Homofobi Kasinti Nedir

Homofobi nedir?, Homofobi Kaşıntı

Homofobi aslında gerçek anlamda fobiler arasında sa­yılmaz. Daha çok bilinçdışı bir korku türü sayılabilir. Eş­cinseller, eşcinsel olma ya da eşcinselliğin kişide bir korku­ya neden olmasıdır. Bu durum kişinin kendi psikolojik ya­pısı nedeniyle olabilir ya da toplumun belli kültürel kesim­lerinde ortak bir tutum haline de gelebilir. Kişisel olarak homofobisi olanlarda kendi bilinçdışı ve kabul edemediği eşcinsel eğilimlerine karşı bir tepki oluşturma biçiminde ortaya çıkabilir. Öte yandan, eşcinsellik toplumda azınlık oluşturduğundan toplum içersinde değişik kesimlerde farklı tepkiler görebilir.

Toplumun bir bölümünde olum­suz karşılandığı, aşağılama nedeni olabildiği bir gerçektir. Homofobik tepkiler daha çok dini eğilimlerin ön planda olduğu ve tipik erkek modellerinin benimsendiği ülkelerde sık görülür. Erkeklik doğasıyla bağdaştırılamayan her tu­tum ve davranışın eleştirilmesi bir anlamda bu tipik erkek modellerinin kendilerini daha erkek gibi hissetmeleri için bir çaba niteliği de taşımaktadır. Homofobik tutum ve davranışları olan erkekler çoğu zaman alışık olmadığı ka­dın modelleri için de benzer tutumlar içerisine girmekte­dirler. Bu bağlamda alışıldık olmayana tepki gösterme ve dışlama prensibi hakimdir. Kendi gibi olan onun için do­ğaldır ve kabul edilebilirdir. Bu tarz düşünen insanlar için her farklılık tehdit edici bir özellik taşır. Bazı eşcinseller de bu homofobiye tepki olarak heterofobik tutum ve davra­nışlar sergilemeye başlamışlardır. Daha çok dışlanmış bu kitlenin abartılı bir tepkisi niteliğindedir bu heterofobi. Ül­kemizde homofobi yaygın bir durumdur. Kimi ülkelerde ise eşcinsellik daha kolay kabul görmektedir.

Fobik bireylerin aile tutum ve davranışları fobik olma­yan ailelerden farklı mıdır?

Genel olarak bakıldığında fobik kişilerin ailelerinde de fobik davranışlar gözlemlenmektedir. Bu aileler ince­lendiğinde diğer ailelere oranla daha katı davranış kalıp­ları olduğu göze çarpmaktadır. Fobik kişilerin ebeveynle­ri diğer ebeveynlere göre daha obsesif, daha kuralcı ve daha ayrıntıcıdır. Böyle bir yetiştirilme tarzı, kişilerde da­ha kolay fobik davranışlar geliştirebilir. Bu açıdan birey­deki fobik davranışlar maruz kaldıkları kontrolcü ve baskıcı tutumun bir sonucudur. Belki de bu fobik davra­nışlar aileleri tarafından sınırlandırılan ve baskılanan bi­reylerin bir tepkisidir.

Fobik kişiler, kişiler arası ilişkilerde daha çekinik ve uzak bir yaklaşım mı gösterirler?

Fobik kişilerin çoğu sosyal ilişkilerinde daha çekiniktir. Çünkü fobik durumlarını toplum içerisinde çok yaşamak ve göstermek istemezler hatta bu açıdan bir kaçınma dav­ranışı gösterirler. Özellikle yeni tanıştıkları insanlardan uzak dururlar hatta onlarla yakınlaşmak isteseler bile ileti­şimlerinde yoğunluk kazanmak istemezler. Farklı grupla­rın içinde olmazlar, daha çok alışıldık sosyal çevrelerinin içerisinde yaşamayı tercih etmek zorunda kalırlar. Çoğu zaman daha yakın oldukları ve yanlarında rahat davran­dıkları birkaç kişi ile vakitlerini geçirmeye eğilimlidirler. Çünkü onların yanlarında fobik yaşantıları artık bir sorun olmaktan çıkmıştır.

Fobilerle yaşam

Fobik bireyler riske girmekten kaçınır mı?

Fobik bireyler riske girmekten kaçınır diye kesin bir so­nuç çıkarmak zor olsa da bu kişilerin çok riskli davranışlara girmedikleri gözlemlenir. Alışıldık seçimlerinden ko­lay vazgeçmezler hatta vazgeçmeye dirençlidirler. Diğer in­sanlardan daha temkinlidirler. Güven onlar için önemli bir unsurdur. Ve riske girmekten kaçınırlar. Hayat stillerini çok değiştirmeden aynı şekilde sürdürmeye eğilimlidirler. Toplum içinde daha çok uyuma yönelik bir tavırları var­dır. Genellikle bazen biraz dar olsa da uzun süreli iletişim­leri vardır.

Fobik insanlarda yaratıcılık azalır mı?

Yaratıcılığın önemli şartlarından biri yeniliğe açık ol­mak ve ihtimalleri görebilmektir. Oysa fobisi olan insan­lar genellikle kendi hayat stillerine bağlıdır. Yaratıcı olsa­lar bile bu yeteneklerini ortaya çıkarmakta biraz zorlanır­lar. Çünkü görece kurallı yapılarından dolayı diğer ihti­mallere çok açık değillerdir. Bu kişiler daha çok belirli bir iş ve göreve odaklanıp o konu üzerinde çalışabilirler. Ya­şamında genellikle düz giden şeylere önem verirler. Spontane yaratıcılığı kullanmada fazla başarılı olamayabilirler. Genelde belirli bir düzen içinde olan işleri daha kolay ya­parlar. İletişim gerektiren meslekleri çoğu zaman tercih etmezler. Büyük sorumluluk gerektiren işlerden kaçınırlar, terfi durumlarında bile eski yerinde kalmayı tercih edebi­lirler. Öte yandan yaratıcılık her tür ruhsal problemde ol­dukça tedavi edici özelliğe sahiptir. Bütün tedavilerde ve fobi tedavisinde de mümkün olduğu kadar kişinin ruhsal dünyasına ve gündelik yaşamına yaratıcı düşünme ve davranma yönünde katkıda bulunulmalıdır. Birçok kişi­nin yaratıcılığının körelmesi ya da yaratıcılığını yönlendi­rebileceği yolları bulamaması nedeniyle bunalım ve sıkın­tıların olduğu doğrudur.

Temel ve İleri Yasam Destegi Nedir

Temel ve İleri Yaşam Desteği Nedir

Kardiyopulmoner arest (Dolaşım ve solunumun durması) acil ilk yardım gerektiren olayların başında gelir. Birkaç dakika içinde ön­lem alınmazsa hasta kurtarılamaz. Temel ve ileri yaşam desteği kardiyopulmoner arest durumunda çok kısa sürede bir dizi işlemle­rin uygulanmasını içerir. Burada amaç ani beklenmedik şekilde or­taya çıkan kalp veya akciğer fonksiyon kaybını düzeltmek, yaşam­sal organların yeterli oksijenasyonunu sağlamak ve kalbi normal ritmine döndürmektir.
Temel ve ileri yaşam desteği sağlanması kardiyopulmoner resüsitasyon (KPR) veya Kalp-akciğer canlandırması (KAC) olarak da tanımlanabilmektedir.

Erişkin Temel ve İleri Yaşam Desteği Gerektiren Durumlar

Sıklıkla kardiyovasküler hastalıklar sonucu ortaya çıkan ventriküler fibrilasyon

Elektrik çarpması
Suda boğulma
İlaç reaksiyonları
Gaz / dumanla boğulma
Aşırı hassasiyet reaksiyonları
Travma

Dünyada ve Ülkemizde ilk 3 sırada yer alan kardiyovasküler hastalıklar ve özellikle myokard İnfarktüsü (MI) en sık karşılaşılan kardiyopulmoner arest nedenidir. Amerika Birleşik Devletleri(ABD)'nde MI geçiren hastaların 2/3'lük bir kısmı hastaneye gel­meden kaybedilmektedir.

Kalp Durmasının Belirtileri, ileri Yaşam Desteği ppt

1. Kalp sesleri duyulamaz,
2. Karotis ya da femoral arterden, 0-1 yaş arası bebeklerde braki-yal arterden yapılan palpasyon sonucu nabız alınamaz,
3. Bilinç kaybı (10-30 saniye içinde) gelişir,
4. Solunum durur, göğüs kafesi hareketi ve ağızdan hava giriş-çıkışı durur,
5. Pupillalar dilate olur (midriyazis); kalp durmasından yaklaşık 45 saniye sonra gelişir vel dakika 45 saniye sonra da maksimuma ulaşır.
6. Kan basıncı (Tansiyon) alınamaz,
7. Hareketsiz, kasları gevşemiş, soluk, gri beyaz renk,
8. Beyne yeterli kan gidemediğinden serebral iskemi nedeniyle kol­larda ve bacaklarda tonik ve klonik konvülsiyonlar görülür. Bu belirtilerin hepsi çok önemlidir. Ancak bunlardan üç tanesi der­hal temel yaşam desteği girişimlerine başlanması zorunluluğunu ortaya koyar.

Temel Yaşam Desteği

Solunum ve kalbin dur­masından sonra en iyi mü­dahale etme zamanı ilk 4 dakikadır. 10 dakikadan sonra ciddi beyin ölümü olur. Temel yaşam desteği KPR' nun ilk adımıdır. KPR' a başlama zamanı yaşam hızını da etkiler. Arestten sonra ilk 4 dakika içinde KPR' a başlanırsa yaşama dönme hızı %29 iken 4 da­kikadan daha uzun sürede başlandığında yaşam hızı %7'lere düşer. Temel yaşam desteğini sağlayan kişi bilinçsizlik durumunu tanımlar, açık bir hava yolu sağlar, yeterli hava sağlar ve eğer dolaşım yoksa kalp masajı yapar. Bu ma­nevralar; Havayolu, solunum ve dolaşım sağlanması kısaca ABC olarak da tanımlanır:

Hava Yolu Sağlanması

Bilinçsiz olan kişi sırt üstü yattığı zaman ilk akla gelecek hava yolu tıkanıklığı nedeni dil ve epiglottur. Yapılacak ilk aktivite başa pozisyon vererek hava yolunu açmaktır. Başa pozisyon verme iki şekilde yapılır:

Baş-Çene Pozisyonu ile: Bir el ile alından diğer el ile çene ke­miği üzerinden tutularak baş geriye doğru eğilir ve çene kaldırılır. Dil ve epiglot alt çene ile bağlantılı olduğu için bu pozisyonda hava yolu açılır. Bu pozisyon boyun yaralanmalarında kullanılmaz.

Çene Pozisyonu: Boyun yaralanması olduğu düşünülen du­rumlarda verilir. İki el ile çenenin iki yanından tutup alt çene öne ve yukarıya doğru kaldırılır.

Her iki manevrada da dil farenksten öne doğru çekilir. Dil, bilin­ci kapalı hastalarda hava yolu obstrüksiyonunun en önemli nede­nidir. Bu manevralar yapıldığında yeterli hava yolu açıklığı sağla­nabilir ve daha fazla yardım gerekmeden spontan solunum olabilir. Bununla birlikte hastanın kendi hava yolu ya da nozofarenjiyal ve­ya orofarenjiyal bir hava yolu açılıncaya kadar açık bir hava yolu sağlamak esastır. Yalnızca tek kişi ile KPR yapıldığında göğüs ka­fesine kalp masajı yaparken kurtarıcı başından ayrılabilir.

Solunum Sağlanması ve temel yaşam desteği slayt

Hava yolu açtıktan sonra kişinin kendi solunumu olup olmadı­ğı kontrol edilir. Kurtarıcı göğüs kafesinin yükselmesini izleyerek, kulağıyla nefes alıp verme sesini dinleyerek ve hava giriş çıkışını eliyle hissederek solunumu kontrol eder. Spontan solunum varsa kurtarıcı basit olarak bir hava yolu sağlamaya devam eder. Spon­tan solunum yoksa hastaya suni solunum yapılır. Suni solunum; ağızdan-ağıza, ağızdan-buruna, ağızdan-stomaya veya ağızdan maskeye yapılabilir.

Ağızdan-ağıza suni solunum Basit ve yaygın olarak kullanılan ağızdan-ağıza solunumdur. Hastanın burnu sıkıştırı­lır ve kurtarıcı ağzını hastanın ağzının etrafına yerleştirerek ne­fes verir. İlk adımda havanın çıkışına izin verilmeden 4 kısa so­lunum yaptırılarak başlanır. Bu yöntemle KPR'un gelecek adımlarına geçmeden akciğerlere yükleme oksijen dozu veril­miş olur. Hastanın ağzına solunum yapılırken göğüs kafesinin yükselmesi gözlenir. Eğer yükselmiyorsa, tekrar pozisyon veri­lip tekrar denenir.

Ağızdan buruna suni solunum: Ağızdan ağıza solunum yapmanın mümkün olmadığı durumlarda ağızdan buruna solunum yapılır. Ağızdan buruna solunum yaptırılırken kurtarıcının bir eli hastanın ağzını kapatır, ağzıyla burnunu kapatarak hastanın bur­nuna hava verir.

Ağızdan ağıza solunumda pasif hava çıkışı için kurtarıcı hasta­nın ağzından ağzını çekmelidir. Ağızdan buruna solunum yapıldı­ğında her buruna solunum yapıldıktan sonra pasif hava çıkışı için hastanın ağzını açmalıdır. Bu işlem resüsitasyon işlemi sonlandırı-lıncaya kadar ya da hastanın spontan solunumu yerine gelinceye kadar her 5 saniyede bir hastaya nefes verme şeklinde sürdürülür .

Hasta laringetomi veya trakeostomiye sahipse kurtarıcı burun ve ağızı kapatarak ağzını stoma üzerine yerleştirir ve direk stoma-ya nefes verir.

Hava yolu Obstrüksiyonu: Ventilasyon işleminde bir dirençle karşılaşılırsa, kurtarıcı hava yolunu açmak için bir dizi manevra yapmalıdır. İlk ma­nevra hava yoluna tekrar pozis­yon vermedir. Bazen resüsitas­yon çabalarının yoğunluğunda iyi bir hava yolu kaybedilir. Baş ve boyuna tekrar pozisyon ve­rildiğinde başarılı olmadıysa ya­bancı cisim varlığı düşünülür.


Eğer bir yabancı cisim varsa, kurtarıcı diyafram altına ma­nevra yaparak çıkarmaya çalı­şır. Bu manevra "Heimlich" manevrası olarak bilinir. Eğer hasta prone pozisyonunda ise kurtarıcı hastayı kendi ile yüz yüze gelecek şekilde yatırır ve hastanın bacaklarının yanlarına bacaklarını açarak diz çöker. Kurta­rıcı ellerini üst üste ko­yar ve hastanın ksifoid ve göbek arasına elleri­ni yerleştirir. Yabancı cismi çıkarmak için 6-10 kez hamle uygula­nır. Hava yolu açılınca­ya kadar işlem tekrarla­nır.

Heimlich manevrası aynı zamanda hastanın ayakta ya da oturur po­zisyonda olduğu durumlarda da yapılabilir. Kurtancı hastanın arkasına geçer ve ellerini has­tanın beline yerleştirir. Bir elini baş parmağı hastanın ksifoid altına göbek üzerine gelecek şekilde yumruk yapar, diğer elini de onun üze­rine yerleştirerek hızlı bir hamle yapar. Bu manevrayı 6-10 kez tek­rarlayabilir. Bu işlem hava yolu açılıncaya ya da ileri yaşam desteği uygun oluncaya kadar tekrarlanır.

Dolaşım Sağlanması ve erişkin temel yaşam desteği

Dolaşım durumunu değerlendirme yeterli solunum sağlandıktan sonra yapılmalıdır. Çünkü oksijenlenmeden dolaşan kan yararsızdır. Hava yolu açılıp suni solunum başlandıktan sonra kurtancı karotid ya da femoral nabızlan palpe ederek kontrol eder. Eğer nabız yoksa kur­tancı suni dolaşımı sağlamak için kalp masajına başlar. Eğer bir nabız varsa hastanın hava yolunun açık ve yeterli solunumu olduğundan emin olunur.

Aynı zamanda kalp masajı olarak da bilinen eksternel kardiyak basınç uygulanırken, ksifoidin iki parmak üstüne iki elini üst üste yerleştirir. Parmaklar birbirine kenetlenir ve göğsün üzerine değdirilmez. Kurtancı mümkün olduğu kadar hastanın yanına dizlerini hafifçe açarak diz çöker. El bilekleri ve dirsekleri bükülmeden düz olarak basınç uygulanır. Eşit olarak %50 basınç ve %50 basınç uy­gulanmayan devreler birbirini izler. Kesik ve hızlı basınç uygulama­mak, çünkü bu gibi basınçlar miyokardı ezer ve yaşamı sürdürmek için yeterli kardiyak output sağlamaz. Eksternal kalp masajı yapı­lırken yetişkin kişide sternum 3.75-5 cm çökertilecek kadar basınç uygulanır. Bireyden bireye değişmesine karşın göğüs basıncı uygun şekilde yapıldığında normal kardiyak outputun yaklaşık olarak 1/3'ünü sağlayabilir ve yaşamı sağlayan 100mmHg'lık sistolik bir basınç oluşturulabilir.

Göğüs basıncı tek kişi ile yapıldığında dakikada 80 kez tekrarla­nır. 15 göğüs basıncını 2 suni solunum izler. Bu siklüs ilave bir yar­dım gelinceye ya da kurtarıcı çok fazla yoruluncaya kadar sürer. İki kurtarıcıyla göğüs basınç dakikada 80-100 kez yapılır. Her 5 basınç 1 solunum uygulanır.

KPR Yapılırken Hatırlanması Gereken Temel Noktalar

1. Kalp masajı yapılırken hasta sert bir zemin üzerinde yatırılmalı;2. Kalp masajı ve suni solunum daima birlikte yapılmalıdır.

Bebeklerde Kardiyopulmoner Resüsitasyon (0-1 Yaş)

Bebeklerde KPR'nda ilk önce yanıtsızlık saptanır. Bebeğe sırt üstü pozisyon verildikten sonra bebeğin baş ve boynu destek­lenir. Baş-Çene ya da Çene kaldırma pozisyonu kullanılarak açık hava yolu sağlanır. Posterior hava yolu obstrüksiyonuna neden olacağından boyun hiperekstansiyona getirilmez. Göğüs hareketleriyle solunum kontrol edilir. Yüz yaklaştırılarak hava hareketleri dinlenir, daha sonra nabız kontrol edilir. Nabız üst kolda brakiyal ar­terden 5-10 saniye süreyle kontrol edilir. Eğer nabız varsa, açık hava yolu sağlanır ve dakikada 20 suni solunum yapılır. Nabız yok­sa kalp masajı için hazırla­nır. İki meme başı arasına hayali bir çizgi çizilir ve bu hayali çizgi ortasına iki parmak yerleştirilir. Dakikada 100 kez basınç yapılır ve 1.25-2.5 cm çökertilir. Kalp masajı ve solunum oram 5:1 dir. Her 10 sik-lüsten sonra nabız kontrol edilir. Eğer apne ise ve nabız yoksa KPR'a devam edilir.

Eğer hava yolu tıkanmışsa bebeğin başına tekrar pozisyon veri­lir ve tekrar nefes verilir. Başarısız olmuşsa bebek baş aşağı pozis­yona getirilir. Yüz aşağıda olacak şekilde, sırtına 5 kez vurulur. Tekrar supine pozisyonuna getirilir. Göğüste sternum ortasına 5 kez vurulur. Çene açılır ve herhangi bir yabancı cisim çıkarıp çıkarma­dığı gözlenir. Başa tekrar pozisyon verilir ve bebek ventile edilir. Hava yolu açılıncaya kadar işleme devam edilir

Yeni Doğan Bebeklerde Kardiyopulmoner Resüsitasyon

Yenidoğana KPR yapılırken önce ağız sonra burun temizlenir. Eğer yenidoğanda spontan solunum varsa ve kalp hızı 110 atım/dakikadan fazlaysa aspire edilir ve bebek uyarılır. Çoğu yenidoğan bu sırada spontan olarak solunum yapmaya başlar. Hala solu­num yoksa ağızdan ağıza ve ağızdan buruna iki nefes verilir. Bu girişim genellikle solunumu başlanabilir. Eğer solunum sürekli değil ve nabız yoksa, bir endotrakeal tüple yeterli oksijen sağlanır ve dakikada 20-30 solunum vermeye devam edilir. Solunum yok ya da sıkıntılı ve nabız 110/dakikanın altında ise, hava yolu aspire edilerek açıklık sağlanır. Ağızdan ağıza ya da ağızdan buruna solu­num yapılır. Eğer solunum ve kalp hızı azalmaya devam ederse ye-nidoğanda ventilasyon sürdürülür. Nabız palpe edilemezse dakika­da 100 kez kalp masajı yapılmasına başlanır ve ileri yaşam desteği önlemleri alınır.

Yenidoğanın Resüsitasyonunda Adımlar Şunlardır

1. Hava yolu sağlama
2. Yeterli oksijenle solunum sağlama
3. Dolaşım
4. Damar yolu açma (genellikle göbek veni yolu ile)
5. Sodyum bikarbonat verilir. (2mEq /kg , 1:1 oranında dilüe edil­miş, IV puşe ile)
6. Epinefrin verilir (0.1 mi, l:10000'lik solüsyondan)Hipotermi bebek ve çocukların resüsitasyonunda zararlıdır. Bundan dolayı hastanın vücut ısısı korunmalıdır.

Cocuklarda ileri Yasam Destegi

Çocuklarda Kardiyopulmoner Resüsitasyon (1-8 Yaş)

1 -8 yaş arası çocukların resüsitasyon işlemidir. Ço­cuk 8 yaş üzerindeyse ye­tişkinlerde uygulanan KPR uygulamaları kullanılır .

İlk önce cevapsızlık du­rumu saptanır. Sırt üstü pozisyon verilir. Baş-çene ya da Çene kaldırma yöntemi kullanılarak hava yolu açılır, göğüs hareketlerine bakılması, hava hareketlerinin dinlenmesi ve göğüsün hareket­lerinin izlenmesi yoluyla solunum değerlendirilir. Solunum yoksa hava yolu açıklığı sağlanır. Solunum yoksa burun kapatılarak ağızdan ağıza solunum yapılır. Karotid arterden nabız kontrolü ya­pılır. Eğer nabız varsa hava yolu açılır ve suni solunum sürdürü­lür. Eğer nabız yoksa çocuğun omuzlarının yanına diz çökülür ve kalp masajı için hazırlık yapılır. Sternumun alt ucuna iki parmak ve üzerine bir elin ayası yerleştirilir. Dakikada 80-100 kez 2.5-3.75 cm basınç uygulanır. Basınç ve basınç uygulanmayan devre­ler eşit olmalıdır. Masaj ve solunum oranı tek kişi ile 15:2, iki kişi ile 5:1' dir. İki kişiyle yapılan KPR sırasında solunum sırasında masaja ara verilmelidir. (Çocuklarda ileri yaşam desteği)


Masaj ve solunumun her 10 siklüsünden sonra nabız tekrar de­ğerlendirilir. Eğer hava yolu tıkanıksa çocuğun başına tekrar pozis­yon verilir ve tekrar solunum yapılır. Başarısız olunduysa çocuğun bacaklarının arasına diz çökülür ve bir elin ayası çocuğun göbek üzerindeki karın bölgesine ksifoidin altına , ikinci el de birinci elin üstüne yerleştirilir. 6-10 kez bu bölgeye manevra yapılır. Çene açı­larak yabancı cismin çıkıp çıkmadığına bakılır. Eğer yabancı cisim bulunamadıysa başa tekrar pozisyon verilir ve tekrar solunum ve­rilir. Hava yolu tıkanıklığı giderilinceye kadar işlem tekrar edilir.

İleri Yasam Destegi

İleri Yaşam Desteği

Temel yaşam desteği önlemleri; havayolu sağlamak, oksijen sağlamak ve kalp masajıyla dolaşımı sağlamaktır. Spontan dolaşı­ma yardım etmek için daha kompleks ve invaziv önlemler gereke­bilir. Bu önlemler genellikle ilaç ya da sıvı verilmesini, kardiyoversiyon ve defibrilasyonu içerir.

Havayolunun Kontrol Edilmesi

Her hangi bir acil durumda daima ilk olarak hava yolunun kont­rolü yapılmalıdır. Temel yaşam desteği sırasında kullanılan baş-çe­ne ve çene kaldırma pozisyonlarının yanı sıra ilave hava yolları kullanılabilir.

Orofarerenjial Hava Yolu Kullanımı

Tam bilinç kaybı olan hastalarda kullanılır. Yarı bilinçli ya da bi­linçli hastalarda öğürmeye neden olur ve dışarı atılır. Hastaya uy­gun boyda kullanılmalıdır. Gereğinden küçük olursa fonksiyon gör­mez, dil kökü hava yolunu kapatır. Büyük boyda kullanılması du­rumunda epiglotu larenks içine sıkıştırabilir veya epiglotu da tuta­rak fonksiyon görmesine engel olur. Genellikle O numaralar yeni-doğanlar için, 1,2,3 numaralar çocuklar için, 4,5 ve 6 numaralar yetişkinler için kullanılır. Orofarenjial hava yolu ters tutularak ağız içine doğru ilerletilir, sonra 180 derece çevrilerek düz bir şekilde dil üzerine yerleştirilir. Ağzı açılmayan hastalarda gerekirse çapraz parmak tekniği kullanılır. Her 4-8 saatte bir veya gerektikçe temiz­lenir, bakımı yapılır.Hava yolunun açık olması açısından hasta sık gözlenmelidir. Hasta uyanmaya başlarsa nazofarenjial hava yolu yerleştirilir.

Nazofarenjial Hava Yolu Kullanımı

Yarı bilinçli veya bilinçli hastalarda, çene yaralanması, çene ki­litlenmesi ve çene kaslarının spazmında üst hava yolu obstrüksiyonunu gidermek için tercih edilir. Uygulama sırasında kolay ilerle­mesi ve iritasyonu Önlemek için suda çözünen bir jel kullanılarak burun deliğinden farenkse doğru nazal pasaj boyunca nazikçe iler­letilir. Tahmini ölçü için burun deliği ile kulak memesi arasındaki uzaklık ölçülür. 4-8 saatte bir yer değiştirilir ve hava yolunun açık olduğundan emin olmak için kontrol edilir. Uzun süreli kullanılma­malıdır. Epistaksis, otitis, rinit ve burun mukozasında nekroz gibi komplikasyonlar görülebilir.

Hastaya Pozisyon Verme

Lateral veya semi-prone pozisyonları dilin aşağıya doğru kaya­rak hava yolunun açık kalmasını sağlar.

Farenjial bölgede aşırı sekresyon birikmesine bağlı obstrüksiyon-da genellikle kısmi hava yolu tıkanıklığı görülür. Hava sekresyonların etrafından geçerken guruldama veya wheezing sesleri duyulur. Sekresyonlar alt hava yollarına geçebilir. Oskültasyonla akciğerlerin hangi alanlannı etkilendiği tespit edilir. En iyi çözüm aspirasyondur.

Havayolu yiyecek parçası gibi yabancı cisim tarafından tıkandı ise, genellikle tam hava yolu obstrüksiyonu görülür. Parmakla sü­pürme yoluyla yabancı cisim ağız içinden alınır. Parmaklar ağızın ilersine doğru ilerletilmez, bu hareket cismin daha aşağılara itilme­sine neden olur, eğer yabancı cisim alt hava yollarına doğru ilerlemişse Heimlich manevrası kullanılır. İki elle yapılan yumrukla diyafragma yukarı doğru ani bir hareketle itilerek suni bir öksürük sağlanır, cismin dışarı atılmasına yardımcı olur.

Travma veya bir hastalık (Krup veya psödokrup) nedeniyle üst hava yollarında ödem en yaygın obstrüksiyon nedenlerinden biri­dir. Genellikle kısmi olsa da müdahale edilmezse tam hava yolu obstrüksiyonuna neden olur. Havanın dar bir yoldan geçerken çı­kardığı sesle (stridor) değerlendirilir. Ödem çözücü ilaçlar verilir. Ödem ciddi ise yapay hava yolu endikedir. Hasta entübe edilir.

Solunuma Yardımcı Araçlar

Oksijen Kaynağı ve Spontan Solunumda Kullanılan Maskeler

Birçok resüsitasyon odasında, duvarda bağlantı ucu bulunan bir oksijen kaynağı bulunur. Sistemde en az 15 İt / dakikada akış ayarı sağlayan bir flowmeter olmalıdır. Yetişkin bireylerde yüksek oksijen konsantrasyonu sağlamak amacıyla bir hava kesesi (ambu) ile bağlantılı "yeniden solunum sağlayan" maske kullanılır. Yüksek oksijen konsantrasyonu gerekmiyorsa basit bir maske de kullanılabilir. Okul öncesi dönemdeki çocuklarda oksijen burun kanülleriyle verilebilir. Ancak hava yolunu kuruttukları, burunda obstrüksiyon yarattıkları ve sağladıkları konsantrasyona çok gü­venilemeyeceği unutulmamalıdır. Venturi maskeleri, başlık kutu­ları ve oksijen çadırları ile tedaviden sonra kullanılabilecek gereç­ler arasındadır.

Nemlendirilmemiş oksijenle uygulanan tedavilere küçük çocuk­lar daha duyarlıdır. Yeni doğmuş bebekler, her ne kadar yüksek konsantrasyonlu oksijenin retrolental fıbroplazi yapıcı etkisine da­ha duyarlı olsalar da, acil canlandırma girişimlerinde yüksek oksi­jen konsantrasyonu uygulamaktan kaçınmamak gerekir. (İleri yaşam desteği kursu)

Yapay Ventilasyon Amaçlı Yüz Maskeleri

Saydam plastikten yapılan ve tek boyda üretilen "Laerdal" cep maskelerinde, ağızdan maskeye canlandırma yapılmasını sağlayan hava dolu bir yastıksı bölüm vardır. Bu maske bir bağlantı bölümüy­le oksijen kaynağına bağlanır ve erişkin ya da çocuk hastalarda kul­lanılabilir. Aynı zamanda ters tutularak bebeklerin ventilasyonunda da kullanılabilir. Maskenin yüze tam uyması önemlidir. Çocuklarda kullanılan maskelerin de kusma olduğunda kusmuğun ya da çocu­ğun yüz renginin görülebilmesi için saydam olması daha uygundur.

Kendiliğinden Şişen Balonlar

Kendiliğinden şişen balonların üç boyu vardır: 240 mi, 500 mi ve 1600 mi. İki küçük boy, genellikle 4.41 kPa düzeyinde ayarlan­mış bir basınç düzenleyici aygıt ile birlikte tasarlanmıştır. Böylece nadiren de olsa solunuma çok az katılan bir akciğerin güçlü drenci-ni yenecek düzeyde basınç sağlanabilir, aynı zamanda normal bir akciğere dikkatsizlik sonucu aşırı basınç verilmesine bağlı hasar oluşumunu da önler. Balonun hasta tarafındaki ucunda balık ağzı ya da yaprak biçiminde tasarlanmış tek yanlı bir valf bulunur. Di­ğer uç oksijen kaynağı ve rezervuarla ilgili bağlantıyı sağlar. Re-zervuar yüksek konsantrasyonlu oksijen verebilir. Rezervuarsız sistemlerde gaz akışı ne ölçüde olursa olsun hastaya %50'den yük­sek yoğunlukta oksijen verilemezken, bu sistemde %98 gibi bir yo­ğunluk kolayca sağlanabilir.

T-parçası ve Açık Uçlu Hava Keseleri

Bu sistem ancak 20 kg'a kadar olan çocuklarda kullanılır. Genel­likle anestezistler tarafından uygulanabilen bu sistem "deneyim" ge­rektirir. Kesenin ucundaki açık delik son iki parmak arasında sıkış­tırılarak gaz çıkışı ayarlanır. Bu sırada hava keseciğinin diğer bölü­mü avuç içinde sıkılır. Deneyimli kişiler tarafından kullanıldığında akciğerlerin durumunu "hissetme" olanağı sağlar. Ancak güvenilir ve denetlenebilen bir oksijen kaynağına gereksinim vardır; oksijen kaynağında çıkabilecek bir sorun karşısında sistem tamamen etki­siz kalır. Bu nedenle canlandırma girişiminin ilk aşamasında kendi­liğinden şişen hava keseleri tercih edilmelidir.

Mekanik Ventilasyon Gereçleri

Bireysel mekanik ventilasyon gereçleri resüsitasyonun ilk aşa­masından sonra ventilasyonun sağlanmasında önemli bir yer tut­makla birlikte, yetersiz ya da aşın düzeyde ventilasyon uygulandı­ğında bile yanıltıcı bir güvenlik hissi yaratabilirler. Bu durumda hastanın sürekli değerlendirilmesi zorunludur.

Göğüs Tüpleri

Hemopnömotoraks, ventilasyonu ileri derecede sınırladığından bu hastalarda göğüs tüpleri kullanılır.

Gastrik Tüpler

Gastrik tüpler dekompresyonu sağlayarak gerilmiş mideyi rahat­latır, hem de solunumu önemli ölçüde kolaylaştırırlar.

Dolaşım

Etkili olarak yapılan bir KPR de uygulanan göğüse basınç uy­gulaması yaklaşık olarak normal kardiyak outputun %30ü sağla­nır. Bu miktar kısa bir süre için beyin ve kalbe yeterli bir kan akışı sağlar. Bilinç durumunun sürdürülmesi için serebral kan akımı en azından %50 olmalıdır.Göğüse basınç uygularken göğüs kafesinin yeterli derecede çök-türülmesini ve intratorasik basıncın arttırılmasını sağlamak için hasta sert bir zemin üzerine yatırılır. Göğüse uygulanan basınç ka-rotid ya da femoral arterden nabızların alınmasını sağlayacak güç­te olmalıdır. Göğüse basınç uygulaması elle yapıldığı gibi değişik araçlarla da uygulanabilir. Ancak bu yöntem iç organ yaralanmala­rına neden olacağından dolayı özellikle de çocuk ve bebeklerde kullanılması istenmez. Sadece hastanın bir yerden bir yere uzun sü­ren nakillerinde yarar sağlar.

Açık Kalp Masajı

Açık torokotomi ve kalp masajı kalbin penetran yaraları, abdo-minal travma, ezici göğüs yaralanmaları, kalp tamponadı ya da KO-AH'lı hastalarda gerekebilir. Bu işlem aresten sonra 15 dakika için­de yapıldığında etkilidir.

Defibrilasyon Nedir

Kalbe direk akım şokunun uygulanmasıdır. Eksternal veya in-ternal olarak uygulanabilir.

Endikasyonları

Ventriküler Fibrilasyon (VF) ve nabızsız Ventriküler Taşikardi (VT)' nin tedavisinde kullanılır.

Defibrilasyon Nasıl Yapılır, İşlemin Uygulanması

Deflbrilatör çalıştırılır
Kaşıklara jel uygulanır ya da tuzlu sulu petlerle silinir
Joule ayarı yapılır (200-360) ve şarj edilir
Senkron düğmesi kapalı olmalıdır
Kaşıklar yerleştirilir; biri sağ klavikulanm altına stemumun yan
tarafına, diğeri sol meme ucunun hemen altına Kaşıklara sıkıca bastırılır. Hastada pace maker varsa kapatılır Enerji seviyesi tekrar kontrol edilir Tekrar ritim kontrolü yapılır Çevredekilere "uzak dur" emri verilir Her iki kaşık üzerindeki "discharge" düğmelerine kuvvetlice bastırılarak enerji boşaltılır Ritm ve nabız kontrolü yapılır; kaşıklar kaldırmadan makine üzerinden ritim kontrol edilir, gerekirse işlem tekrarlanır
İşleme 200 joule ile başlanır, 2. de 300 joule 3. de 360 joule' a kadar çıkılır. Bu arada KPR devam eder.

Kardiyoversiyon Nedir

Kardiyoversiyon Nedir

Döndürme işlemidir.

Endikasyonları

Nabız alınabilen Ventriküler Taşikardi (VT), Supraventriküler Taşikar­diler (SVT), Atrial fibrilasyon ve Atrial flatter' in tedavisinde kullanılır.

İşlemin Uygulanması

Deflbrilatör çalıştırılır
joule ayan yapılır (50-100 joule)
Senkron düğmesi açılır
En yüksek R dalgası olan derivasyon seçilir
Kaşıklar jellenir ve alet şarj edilirKaşıklar yerleştirilir; biri sağ klavikulanın altına sternumun yan tarafına, diğeri sol meme ucunun hemen altına Kaşıklara sıkıca bastırılır. Ritm ve enerji seviyesi yeniden kontrol edilir Çevredekilere "uzak dur" emri verilir Her iki kaşık üzerindeki "discharge" düğmelerine daha sonra gelecek R dalgası üzerinde discharge olana kadar bastırılır. Ritm ve nabız kontrolü yapılır Başarılı olunmadıysa işlem tekrar uygulanır Aletin senkron düğmesi kapatılır.

Pace Maker Uygulaması Nedir

Pace Maker Uygulaması

Acil durumlarda pacemaker uygulaması 1958 yılından beri kul­lanılmaktadır. Depolarizasyonu başlatmak için kalbe verilen elekt­rikli şoktur.

Endikasyonları

A.V blok (Mobitz II veya Tam blok), ilerleyen bradikardi, özel­likle sinüs bradikardisi, kardiak arest, taşikardiler, sinüs sendromu; sık sık sinüzal arest görülmesidir.

Tipleri

Geçici (eksternal kaynaklı) ve kalıcı (iç kaynaklı) olarak ayrılır.

Uygulama Yolları

Epikardiyal yol. Elektrotlar direk olarak epikarda batırılıyor, bu yöntemde elektrodun yerinden çıkması zordur. Genel anestezi altında torokotomi uygulanarak yerleştirilir. Enfeksiyon riski daha azdır.

Transvenözyol: Hem geçici hem kalıcı olarak yerleştirilebilir. Bu yolla yerleştirildiğinde uyan endokardtan epikarda doğrudur. Lokal anestezi altında yapılır. Çok kolaylıkla geri çıkabilir tespiti zordur. Ventriküler iritasyona bağlı VT gelişebilir. Enfeksiyon riski ve elektriksel tehlikesi vardır. Çalışırken açık uçlarına elle dokunul-mamalıdır.

Fonksiyon Görme Şekilleri:

Sabit hız (devamlı): Ateşleme hastanın ritmini gözetmeksizin belirlenen hızda yapılır.
Kontrollü (bastırılmış): Ateşleme yalnız gerektiğinde yapılır. Has­tanın nabzı, pacemakerin ayarlandığı atım sayısının altına düştüğünde pacemaker devreye girer. Hastanın atımı çıkarsa pacemaker susar.

Trombolitik Tedavi Nedir

Trombolitik Tedavi

Trombolitik tedavinin amacı koroner arterlerde oluşan pıhtıyı çözmektir. Bugün elde bulunan trombolitik ilaçlar, kullanım özellik­leri, hasta takibi ve tedavi etkinliğinin değerlendirilmesi kardiyolo-jik aciller bölümünde ele alınmıştır.

Disritmilerin Tanınması ve Yönetimi

Ventriküler erken kontraksiyonlar çoğunlukla iskemi ve Akut Myokard İnfarktüsü (AMI)'nde oluşan disritmilerdir. Bu disritmiler yaklaşık olarak %85 hastada oluşur. Oksijen tedavisinin başlangı­cından sonra, genellikle lidocain kullanılır. Lidocain uygulanması bu bölümde acil İlaçlar içinde aktarılmıştır.

Vagal Manevralar, Trombolitik ilaçlar


Vagus siniri valsalva manevrasıyla uyanlabilir. Öğürme, ıkınma, soğuk veya buzlu suyla yüzün uyarılması ya da karotid sinüs ma­sajı vagus sinirini uyaran vagal manevralardır. Göz küreleri üzeri­ne basınç sıklıkla önerilmemektedir. Valsalva manevrasında solunumun tutulması ile glotis kapanır intratorasik basınç artar, nabız hızlanır, kalbe dönen kan miktarı azalır ve venöz basınç yükselir. Valsalva manevrası sonunda kişi birden nefesini bıraktığında intra­torasik basınç ani olarak düşer, bradikardi gelişir. Bu nedenle taşikardilerde tedavi edici olur.

Karotid Sinüs Masajı

Karotid sinüs masajı, supraventriküler taşikardi ve invaziv vagal manevralardan daha az inatçı olan atrial flatterli orta yaşlı hastalar­da uygundur. Bu işlem blokları arttırabilir. Karotid sinüs masajı sı­rasında karotid arter üzerine yapılan basınç baroreseptörleri uyarır ve böylece otonomik sinir sisteminin parasempatik dalı sitümüle olur. Bu uyarı vagus siniri yoluyla yayılarak, kan basıncı ve kalp hızında bir düşmeye neden olur. İşlemi uygularken hasta sırt üstü yatırılır. Nazal kanülle 4-6 İt / dk. oksijen verilir. IV olarak Dextroz verilmeye başlanır ve hasta yakından istenir. Karotid masajı yapıl­madan önce karotid arterden bruit varlığı dinlenir. Genellikle sağ karotid arter üzerinden yapılır.

KARDİYAK RİTİMLERİN SİSTEMATİK DEĞERLENDİRİLMESİ

Hız
Bradikardi: 60 atım / dk
Normal hız: 60-100 atım/dk
Taşikardi: 100 atım / dk

Ritm

Ritim düzenli ya da düzensiz mi?
Düzenli ritim : R-R aralıkları eşit veya 1 -2 küçük kare
farklı olabilir Düzensiz ritim: R-R aralıkları arasındaki fark 2 küçük kareden fazladır. Normal sinüs ritminin dışındaki diğer ritimler için disritmi tanımı kullanılır. P dalgası P dalgası var mı? Her QRS ten önce P görünüyor mu?

Temel ve İleri Yaşam Desteği

Bebeklerde Kardiyopulmoner Resüsitasyon (0-1 Yaş)

Çocuklarda Kardiyopulmoner Resüsitasyon (1-8 Yaş)

İleri Yaşam Desteği

Defibrilasyon

Kardiyoversiyon

Pace Maker Uygulaması

Trombolitik Tedavi

Bebek ve Çocuklarda İleri Yaşam Desteği

İleri Yaşam Desteği ve İlaçlar