Beyin Hastaliklari ve Goz

Beynimizin hastalıkları gözümüzü nasıl etkiliyor?

Beynin yapısı ile gözün yapısı birbirinin kardeşi; yani ilk başlangıçtan itibaren, ilk hücreler çoğalmaya başladık­tan itibaren, kardeşlik oluyor. Bazı hücreler vücudun bazı bölümlerini, bazı hücreler de başka bazı bölümünü yapı­yor. Gözün ve beynin ana hücreleri aynı. Bu yüzden beyinde bir problem olduğunda gözde de benzer bir problem ortaya çıkabiliyor. Örneğin multipl skleroz (MS) hastalı­ğında, beyindeki damar tıkanıklıklarında, beyindeki da­mar genişlemelerinde, Alzheimer'de ve birçok başka ilti­hap hastalıklarında, yalancı tümörlerde gözde ya görme kaybı ya çift görme ya bulanık görme ya da yarım görme gibi belirtiler olabiliyor veya yüzün bir tarafında kasılma, seğirme gibi problemler ortaya çıkabiliyor. Nöro-oftalmo-loji, beyin hastalıklarının daha önce teşhis edilmesinde ya­rarlı oluyor.

Yani gözde ortaya çıkan herhangi bir şey, tedavide çok önemli bir basamak oluşturabiliyor...
Evet ve hatta hastaya da o işareti veriyor, doktora gitmesini sağlıyor. Kimse, "Benim beyin tümörüm var" diye gelmiyor, her beyin tümörü de erken dönemde baş ağrısı, bulantı, kusma yapmıyor, ama hasta, "Görmem­de bir problem var" diye geldiği zaman, yapılan muaye­nede biz tümörün izini bulabiliyoruz. Dolayısıyla ilk, açılan kapı, nöro-oftalmoloji ya da göz hastalıkları ola­biliyor.

Multipl sklerozdan (MS) az önce bahsettiniz. MS'te özel bir görme kaybı olabiliyor mu?

Olabiliyor, bu görme kaybı iki şekilde olabiliyor. Bir tanesi, göz siniri etkilenebiliyor ve görme kaybı olabili­yor. Bu görme kaybı da geçici bir kayıp değil, uzun süre­biliyor, bazen de iz bırakabiliyor. İkincisi, göz kaslarını işleten sinirlerde problem yaratması. O zaman da çift görmede, demin söylediğim gibi titreme olabiliyor, çevre devamlı titriyormuş gibi gözükebiliyor. Zaten bazen MS teşhisini göz bulgusuna bakarak koyabiliyoruz. Önemli bir kas hastalığı olan "miyasteni gravis" hastalığında da yine benzer şekilde hastalar genellikle ya çift görme ya da gözkapaklarında düşüklükle geliyorlar. Tetkik ediyo­ruz ve o zaman da kas hastalığı bulabiliyoruz. Gene ilk belirti gözde olabiliyor.

Beyin ağrımaz, göz ağrır

Alkol ve madde kullanımına geçmeden önce sormak istiyorum: Göz ağrır mı?

Beyin ağrımaz, ama göz ağrır.

Dayanılmaz bir ağrı mı?

Olabilir. Gözün içinde birçok sinir hücresi var, ağrıyı bu hücreler yansıtır. Gözün önünde ve içinde göze ağrıyı taşıyan sinirler var. Dolayısıyla göz içinde iltihap olduğu zaman da ağrır, gözün önünde bir yabancı cisim olduğu zaman da ağrır, göz siniri iltihap atacağı zaman da ağrır, multipl sklerozda gene ağrır. Bunların hepsi ağrı yapar.

Yani gözümüz ağrıdığında o acıyı hissedebiliyoruz...
Evet, ağrıyı hissedebiliyoruz. Beyin gibi değil.

Sigara gözü kurutuyor

Gerek sigara, gerek alkol kullanımı olsun, bütün bu alışkanlıklarımız gözlerimize de zarar verebiliyor mu?

En sık kullanılandan başlayalım: Sigara kuru göz ya­par, kataraktı ilerletir, gözün gören noktasının bozulma­sına neden olur. Alkole gelince, sık alkol kullanımı, hele beslenme bozulacak düzeyde olan kronik alkol kullanı­mı, göz sinirindeki B vitamini metabolizmasını bozduğu için başlangıçta geri dönülebilen, ama ileri dönemlerde geri dönülmez görme kaybı yapar. Eğer kötü bir alkol, mesela metil alkol alınmışsa, aniden körlük olur; çünkü beyin bundan etkilenir. Saatler içerisinde belki tedavi edilebilir, ama daha önce söylediğim gibi 6 saatin öte­sinde pek işe yaramıyor. Bununla da zaman zaman kar­şılaşıyoruz, ispirto içmek, kolonya içmek gibi. Madde bağımlılıklarına ilişkin şunu söyleyebilirim: Diğer toksik madde bağımlılıkları da, her türlü uyuşturucu da gene göz sinirine toksik etkisi nedeniyle, yavaş yavaş ya da aniden, geri dönülmez görme kayıplarına yol açabiliyor.

Rakı zehirlenmeleri olmuştu...

Maalesef onlarda geri dönüş olmuyor. Çünkü orada sa­dece göz sinirinde değil, aynı zamanda beyindeki bazı merkezlerde bozukluk oluyor, yani sadece görme bozuklu­ğu değil, başka sorunlar da oluyor.

Beyin hastalıklarıyla ilgili bir soru daha geldi aklıma. Felçler, yüksek tansiyon beyne bağlı fonksiyon kayıpları... Bizim bir ya da iki tarafımızı tutan felç, gözümüzü de tu­tabilir mi?

Evet! Ya yarım ya çeyrek görme kaybı olur sağ ya da sol tarafta ya da iki tarafta veya göz kaslarının sinirleri bozulduğu için çift görme olur. Bir tarafa ya da iki tarafa bakamamak şeklinde olabilir veya bakabiliyorsa da baktı­ğı yerde duramamasma yol açabilir, yani titreme olabilir.
Beki, zehirlenmelerde göz etkilenebilir mi? Soba zehir­lenmeleri, mantar ya da tavuk etinden zehirlenmeler göz­lerimize zarar verebilir mi?

Etkilenebilir, ama etkisi maddeye göre değişir tabii ki. Eğer beslenmeyle ilgili bir problemse, bu genellikle sindi­rim-sisteminde halloluyor. Eğer kan dolaşımımıza ulaşıp beyni etkileyebilecek bir toksik maddeyse, o vakit görmeyi de etkileyebiliyor.

Anlattıklarınızdan nöro-oftalmolojinin aslında hayatı­mızın ne kadar içinde olduğunu öğrenmiş olduk...
Yaşam ile göz arasındaki ilişkiyi, nöro-oftalmoloji ku­ruyor. Diğer dallar, görmeyle ilişkisini kuruyor; ama nöro-oftalmoloji yaşamla ilişkiyi kuruyor. Bir anlamda hayat kurtarıyor.
Dikkatimi çekti. En çok burada kullandınız acilen doktora gitmek gerekiyor uyarısını...

Kesinlikle. Nöro-oftalmolojiyle ilgili bir bulgu hayat kurtarıcı bir bulgu olabilir. Bu yüzden çok önemlidir.

Kalici Gorme Kayiplari

Kalıcı Görme Kayıpları

Aniden oluveren kalıcı görme kayıpları hakkında neler söyleyeceksiniz?

Bu acil bir durumdur. Aniden bir gözde ya da iki gözde görme kaybı olması, acilen doktora gidilmesi gereken çok ciddi bir durumdur. Sorun tek gözdeyse, göz damarlarının bir tanesinde tıkanma olduğu anlamına gelir. Eğer sorun iki gözde birdense beyin damarlarında tıkanıklık oldu de­mektir. Bir an önce doktora başvurulmalı ve bir an önce damar açıcı ilaçlar veyahut da sebebe göre tansiyon düşü­rücü ilaçlar, kanı sulandırıcı ilaçlar verilerek, bu sorunun giderilmesi gerekir. Çünkü gözün içerisindeki hücreler, 6 saatten fazla kansızlığa dayanamıyorlar. Son derece narin oldukları için sonradan kan gelmeye başlasa bile, eskisi gi­bi çalışamıyorlar. Bu nedenle aniden tek gözde veya her ikisinde de görme kaybı olursa, hiç vakit geçirmeden hare­kete geçip, ilk bulunulan vasıtayla bir göz hekimine ulaşıl­ması şart. Bu konu çok önemli.

Trafik kazası sonrasında, travmatik durumlarda veya bir yerden düşmelerde hep yaralının ilk önce, nabzına ve gözlerine bakılıyor. Bunun nedenini açıklar mısınız?

Gözlere bakılmasının sebebi; gözbebeklerinin reaksiyo­nuna bakılması. Gözbebeklerinin ışığa reaksiyonu, beynin fonksiyonunu ölçmek için işe yarıyor; yani o sırada hasta komada mı, yaşıyor mu, bunları anlamamızı sağlıyor.

Bunu da gözden anlıyoruz, değil mi?

Evet! O da nöro-oftalmolojinin konusu.
Çünkü gözün takibi, uyanan bir insanın gözlerini takip etmek çok önemli...
Evet! Bunlar beynin temel çalışma bölümlerinin işaret­leri, yani diyelim ki bir dairenin elektriğini kapıdan keser­sek, o zaman gözbebeklerinde ışığa karşı bir cevap olmu­yor, ama eğer dairenin içine girip de bir odanın elektriğini kesersek, o zaman durum farklı oluyor, bunun gibi. Bu, tamamen şalterin indirilmesi demek. Onun için gözbe-beklerine bakılıyor, yani koma var mı, varsa hangi düzey­de, beynin üst düzeyinde mi, ortasında mı, alt düzeyinde mi? Alt düzey demek, yaşam fonksiyonları gitmek üzere demek.

Derin komada olan bir kişi, sürekli gözlerini kırpar. Açıp kapatabilir. Gözleriyle takip eder, belki konuşamaz ama göz fonksiyonları durumu hakkında bir fikir verir, değil mi?
Evet doğru! Evet verir ve orta ve alt beyinle ilgili bilgi verir ya da şöyle söyleyeyim: Orta beyin ve beyincikle ilgili bilgi verir.

Hasarla ilgili, beyin hasarıyla ilgili bilgi verir...
Evet, doğru, çok önemli! Nöro-oftalmolojinin de konu­su bu zaten.

Tiroit ya da halk arasında "guatr" denilen tiroit beziy­le ilgili hastalıklar göze doğrudan vurabiliyor ya da vur­mayabiliyor, ama gözlerde büyüme yapıyor, değil mi?

Evet! Guatr, tiroidin büyümesi demek. Tiroit büyümese de, az çalışsa da, çok çalışsa da, normal de olsa, eğer bir dönem bir hastalık geçirmişse yine sorun yaratabiliyor. Ti­roit, genel müdürün sekreteri gibi. Genel müdür beyin, beynin hipofiz bölgesi.

Genel müdür, sekreterine bir not yazdırıyor. Bu notu, tiroit bezi sorup düşünmeden, vücudun her yerine gön­deriyor. Eğer tiroit bu arada çok çalışıyorsa, göze gelen bu mesajlar gözün büyümesine, gözün arkasındaki yas­tıkların şişmesine sebep oluyor. Eğer sonradan tiroit te­davi edilse bile, çalışkan sekreter mektupları çoktan gön­derdiği için hâlâ bu olabiliyor, yani tiroit düzeliyor, ama bir süre sonra tekrar ortaya çıkabiliyor. O zaman da çok dikkatle bakan birinin, hatta şaşırmış veya çok kızmış birinin ifadesi gibi bir ifade oluyor. Bunun sebebi; gözün arkasındaki kemik ile arasındaki yağ yastıklarının şişme­si. Bundan bahsetmek iyi oldu, çünkü Çernobil kazasın­dan sonra Türkiye'de tiroit problemleri çok arttı ve seyri daha ağırlaştı, var olanlar da ağırlaştı ve göze vuranlar çok arttı. Bu hastalıklarda gözyaşı da azalabiliyor, göz kırpması azalabiliyor, çift görme de olabiliyor, göz siniri etkilenebiliyor, göz tansiyonu yükselebiliyor. Onun için bu hastaları sistematik olarak elden geçirmek, dikkatlice bakmak ve takip etmek gerekiyor. Ama tiroit gerçekten gözü etkileyebilir ve bu da nöro-oftalmolojinin konula­rından bir tanesi.

Görme Kaybı ve Geçici Görme kayıpları

Birkaç şekilde olabiliyor. Bunlardan bir tanesi, saniyelik görme kaybı. Bu, genellikle göz sinirinin kaybından olu­yor. Eğer saniyeler içinde, sanki elektrik düğmesini kapa­tıp açar gibi kararıp açılıyorsa bu, göz sinirinde bir şişlik, ödem olduğu anlamına geliyor. Eğer geçici görme kaybı, yukarıdan bir perde iner gibi veya sağdan-soldan perde iner gibi veyahut da aşağıdan perde iner gibi kaybolursa ve özellikle sorun tek gözdeyse bu göze gelen damarlardan birinde daralma ya da tıkanıklık var demektir. Damar ge­çici olarak göze yeterince kan getiremiyor demektir.

Bu tip geçici görme kaybı 1-2 dakika sürebilir. Eğer geçici görme kaybı 20-30 dakika sürüyor ise o zaman da bu migren le­hine olabiliyor (bkz. 99 Sayfada Migren ve Baş ağrısı kita­bı). Bir başka sorun da, her iki gözün aynı tarafında, yani her iki gözün sağ ya da sol tarafında görülen geçici görme kaybı. Bu da birkaç dakika sürebilir. Bu problem de bey­nin görme bölgesine, göze değil, beynin görme bölgesine yeterince kan gitmemesinden kaynaklanıyor. Tabii bu da önemli bir sorun.

Çift görme nasıl gerçekleşiyor? Kişi hakikaten beyin­den kaynaklı bir şekilde mi çift görüyor? Bir de şaşılar, ya­ni şaşılığı olan insanlar nasıl görüyorlar?

Gözler bir at koşumu gibi demiştik. Atlı araba gibi de­miştik. Eğer atlar düz bir hatta, birbirine paralel seyret­mezse, o zaman biri bir tarafa, biri bir tarafa gideceği için; yani bir göz bir yeri, bir göz bir yeri göreceği için o görün­tüler beyinde çift görüntü olarak çıkıyor ve beyin bundan son derece rahatsız oluyor ve devamlı işaret veriyor, "Bu­rada bir sorun var. Sinyal" demek istiyor. Çocuklarda ise daha beyin yeterince gelişmeden şaşılık başladığı için be­yin bunu ihmal ettirebiliyor. Tembellik aslında beynin çift görmeyi korumak için yaptığı bir şey, ama ileri yaşlarda artık beyin yeterince geliştiği için bunu yapamıyor. Bu du­rumda da göz kaslarında ya da göz kaslarını idare eden si­nirlerde bir problem var demektir ve bunun sebebi bulu­nup tedavi edilmeli.

Renk Korlugu Hastaligi Nedir

Renk körlüğü Nedir

Renkleri nasıl görüyoruz? Bizi hayvanlar âleminden ayıran şey biraz da bu mu?

Doğru! Hayvanların bizim kadar değişik renk algılama hücreleri yok. Bazısı sadece siyah-beyaz görüyor, bazısı kırmızıyı görebiliyor, ama sonuç olarak bizim kadar geniş bir renk yelpazesi göremiyorlar. Biz de renk yelpazesini kendi hücrelerimizin algıladığı biçimde görüyoruz. Yani belki dünya o renk değil, ama biz öyle görüyoruz. Hepi­miz aynı şekilde, sağlıklı gözü olan herkes aynı şekilde gö­rüyor. Renk körlüğü diye bir durum var. Birkaç çeşidi olan renk körlüğü ailevi olabiliyor. Genellikle anneden oğla ge­çiyor ve daha çok erkeklerde görülüyor. Doğuştan olma­yan renk körlüğü bazı hastalıklarda; örneğin göz sinirinin iltihabında veya glokomun ileri dönemlerinde ortaya çıka­biliyor. Daha önce bahsettiğimiz gibi kataraktta da renkler giderek kahverengileşiyor, ama bu, gözdeki renk görme hücrelerinin bozulmasından değil, önündeki pencerelerin kahverengileşmesinden oluyor.

Renk Körlüğü Hastalığı Nasıl

Renk körlüğünün en rahatsız edici tarafı, bazı renkle­rin ayırt edilememesinden ötürü bu sorunu olan kişilerin özellikle trafikte sıkıntı yaşıyor olmaları. Renk körleri eh­liyet alabilir mi?

Aslında yurtdışında alabiliyorlar, çünkü dünyanın bü­tün ülkelerinde sarı, yeşil ve kırmızının yeri aynı sıradadır. Dolayısıyla bu sorunu olan kişinin yeşili bilmesi gerekmi­yor, yerini bilmesi yeterli. Bizde bu çok önemli, ama tam kör olmadıkça bence hiç sorun yok. Tam renk körlerinin de zaten renklerin yerini bilmeleri yeterli. Görme alanı renk körlüğüne göre çok daha önemli, ehliyet alacak kişi­nin aslında göz muayenesinden geçmesi lazım.

Noro Oftalmoloji Nedir

Nöro Oftalmoloji nedir?

Nöro-oftalmoloji, aslında gözün bütün fonksiyonlarını içeriyor, yani görme keskinliğini, görme alanını, renk gör­meyi, derinlik hissini, tek görmeyi. Derinlik hissi ayrı şey, tek görme ayrı şey. Ağrılar, beyinle ilgili bütün hastalıklar, göz kaslarının problemleri, felçler ve vücudun diğer bölüm­lerinin hastalıklarının göze vurduğu durumlarla ilgileniyor.

Görme alanı testini kendi kendinize yapın!

Gözümüzün görme alanından sonra bir de kör noktası mı var?

Aslında bu soruyu sorduğunuz çok iyi oldu, çünkü göz sinirinin, gözü terk ettiği bölgede görme işlemi olmuyor. Orası kapı, böyle olunca oraya resim asamıyoruz, dolayı­sıyla orası çalışmıyor. İşte o bölge, görme alanının içinde "kör nokta" olarak gözüküyor. Kör nokta herkeste var. Göz siniri olan bütün canlılarda bir kör nokta var, ama de­vamlı olarak kör noktamızın farkına vararak yaşamıyoruz. Çünkü beyin onu bize gerekmedikçe göstermiyor. Sadece araba kullanırken, dikiz aynasından ya da yandaki ayna­lardan bakarken, göremediğimiz bir alan olabiliyor. Görme alanı, kendinizi muayene ederek ortaya çıkarabileceğiniz bir şey: Bir gözünüzü kapatıyorsunuz, diğer gözünüzle sa­bit olarak bir noktaya bakıyorsunuz; mesela şimdi siz bana bakın, siz bana doğru bakarken ben parmağımı uzaktan ortaya doğru hareket ettireceğim. O sırada parmağımın görünmediği bir yer olacak, parmağım bir yerde kaybola­cak. İşte o bölge. Araba kullanırken yan aynalara o bölgeyle bakarsak, o vakit gelen arabayı görmemiş oluyoruz. Bu herkeste var, ama bazı hastalıklarda bu büyüyor; örneğin beyinde bir problem olduğunda göz sinirlerinde ödem olu­yor, şişlik oluyor, o zaman kör nokta büyüyor. O kadar, o kadar büyüyebiliyor ki görme alanının başka bölgelerini de etkileyebiliyor. Bazı hastalıklar böyle başlıyor: Hastalar, "Göremediğim bir alan var" diye başvuruyor. Bakıyoruz, görme alanı testi yapıyoruz ve kör noktanın büyüdüğünü saptıyoruz. Yoksa kör nokta herkeste var.

Yani bu kör noktanın olması normal...

Evet, normali bu, ama büyümesi hastalık belirtisi.


Nöro-oftalmolojinin Alanına Giren Sorunlar

Ani görme kaybı,
Yavaş ilerleyen görme kaybı,
Geçici görme kaybı,
Renk görme bozuklukları,
Görme alanında görülemeyen bir bölge,
Çift görme,
Tiroide bağlı göz hastalığı,
Migren ve benzeri göz ağrıları,
Gözbebeklerinde farklılık,
Kazalar,
Multipl skleroza (MS) bağlı göz yakınmaları,
Miyasteni gravis'e bağlı göz yakınmaları,
İnmelere bağlı göz yakınmaları,
Yüz felçleri ve yüzde kasılmalar.

Norolojik Goz

Göz Nörolojisi ve Nörolojik Göz

İsterseniz artık nöro-oftalmolojiyi, yani sizin özel ilgi alanınızı konuşalım. Mesela görme alanı nedir? Ben bir görme alanı testi hatırlıyorum...

Gözümüzle dümdüz karşıya baktığımız zaman, orasını en net olarak görüyoruz haliyle. Ama yan taraflarda bir alan görüyoruz, yani baktığımız zaman, sadece karşıyı görmüyoruz, çevreyi de görüyoruz. İşte çevre, "görme ala­nı". Bu görme alanını yapan hücreler, gözün içindeki diğer hücreler. Görevleri gözü dışarıdan gelebilecek tehlikeler­den korumak. Her iki gözün görme alanı ortada birleşiyor ve yüzden baktığımız yerde derinlik hissi alabiliyoruz. Bir gözü az gören ya da görmeyen kişilerde derinlik hissi ol­muyor. Onlar sadece bir resimdeki gibi koyu, açık, uzaktakinin küçük olması ya da birbirine oranla derinliği algı­layabiliyorlar. Ama her iki gözü sağlam ve eşit derecede gören biri, orta alanlardaki derinliğin ve çevredeki alanla­rın da farkına varabiliyor. Görme alanı, özellikle göz tan­siyonu hastalığında (glokom) bozuluyor.

Görme alanı testinin yapılması gerekli mi?

Böyle bir test var. Ama bu her zaman, herkese yapılma­sı gereken bir şey değil.

Ehliyet almadan önce yapılması gerekiyor mu?

Aslında yapılması gerekiyor. Yeni yasaya ekleniyor sa­nırım, çünkü dar bir görme alanı olan kişinin araba kul­lanması son derece tehlikelidir.

Lazerle Goz Tedavisi ve Ameliyati

Lazerle Göz Tedavisi ve Ameliyatı

Yaklaşık 50 yıldır.

Lazere insanların bu kadar ilgi göstermesi görme ku­surlarının tedavisinde kullanılmaya başlamasıyla eşzaman­lı mı?

Tabii, bir de adı çekici. Göz operasyonlarında kul­landığımız ikinci tip bir lazer de var, gözde delik açan lazer, yani kesici lazer. Bunu üç durumda kullanıyoruz. Birincisi, glokomda, gözün şeffaf kısmıyla, saat camı gi­bi olan kısmı ile saatin kadranı birbirine çok yakın olur­sa, orada su kalıyor ve daha önce bahsettiğimiz kriz meydana geliyor. Bu durumda saat camına değil, kadra­nına bir delik açıyoruz lazerle. Bu da özel bir lazerle ya­pılıyor. Bunun adı, "YAG lazer". Aynı lazeri katarakt ameliyatından sonra yastık kılıfının arka tarafında, ye­niden bulanıklık olursa da kullanıyoruz. O da orayı de­liyor. Dolayısıyla hem delici hem kesici olarak kullana­biliyoruz. Günümüzde lazer kelimesi çok sık kullanıldığı için lazer kavramı meşhur oldu. Bir özel glokom çeşi­dinde de lazeri göz suyunun yapıldığı bölgeye yönlendiriyoruz, yani göz suyunun yapılması fazla olduğu za­man, o bölgeyi tahrip etmeye çalışıyoruz. Yani tam bir silah gibi kullanıyoruz gördüğünüz gibi. Mayınları te­mizliyoruz, ondan sonra eğer delik varsa, onu kapatıyo­ruz. Delik yoksa delik açıyoruz. Lazerle her şeyi yapıyo­ruz diyeceğiz neredeyse!

Yani lazer için mucizevi bir destek, diyebilir miyiz?

Bugünlerde lazerler, miyop düzeltilmesi için kullanılı­yor. Orada durum farklı, o farklı bir lazer. Zaten adı da "ekzimer lazer". Gözü, bir domates gibi düşünelim. Do­matesi dolma yapacağız diyelim, kapağını kaldırdık. Gö­zün şeffaf kısmında böyle bir kapak kaldırılıyor. Sonra açılan yere, lazer uygulanıyor ve bombe olan bu bölge düzleştiriliyor, yani bu lazerin yaptığı da düzleştirme. Son­ra kapak tekrar kapatılıyor ve miyopi azalmış oluyor. Bu­nun çeşitli şekilleri var, kapağı ince kaldırmak, kapaksız kaldırmak gibi. Ama sonuçta buradaki lazerin etkisi bu dokunun düzleşmesini sağlamak.

Lazer sonrası görülebilen yan etkiler

Sadece miyopta mı kullanılıyor, yoksa yeni yeni alanlar çıktı mı?

Yeni alanlar aranıyor, ama kabul edilebilir tek alan, şu anda miyop.

"Lazer sonrası göze. zarar gelebilir mi" sorusu akla ge­lebilir. Birincisi, bu miyop ameliyatı sırasında lazer uygu­lanırken, tabii göze belli bir enerji gönderilmiş oluyor. Eğer gözün arkasında dekolman'a sebep olabilecek bir küçük delik varsa, o delik harekete geçebiliyor. Dolayısıy­la bir iş yapalım derken, başka bir iş ortaya çıkabiliyor. Yani bu işi yapacak olan, ekzimer yapacak olan hekimin, miyop olan kişinin gözbebeğini büyüterek, ameliyattan önce gözün iç kısımlarına iyice bakması lazım. Eğer delik olabilecek bölgeler varsa, onu önce argon lazerle kapa­ması lazım ki YAG lazerden sonra problem çıkmasın. Mi­yop ameliyatında YAG lazer yapıldıktan sonra bir başka sorun daha ortaya çıkabiliyor, gözde kuruluk olabiliyor. Bu kişiden kişiye değişebiliyor, ama bazı kişide çok ağır bir kuruluk yapabiliyor.

Gozde Kizariklik ve Kizarma

Gözde kızarıklık ve Gözlerde Kızarma

Peki, gözlerimizin zaman zaman kızarması, kötü bir şeyin habercisi olabilir mi?
Tabii! Kızarma, aşağı yukarı gözdeki bütün hastalıkla­rın esas habercisi. Kızarma; basit bir sigara dumanından rahatsız olmaktan tutun gözyaşı azlığına, çok ağır bir göz içi iltihabından çok ileri bir göz tansiyonu hastalığına ka­dar birçok hastalığın belirtisi olabilir. Ama bazen sanki fır­çayla boyanmış gibi kıpkırmızı olabiliyor göz.

Gözdeki kanlanma aniden oluyor, durup dururken...

Evet! O da kol tansiyonunun, yani vücut tansiyonunun küçük olanının, 9'u geçmesinden kaynaklanıyor. Vücut tansiyonunun küçüğü 9'u geçerse, düdüklü tencere gibi bir basınçla karşılaştırıyor vücudu ve vücuttaki en ince da­marlar gözde olduğu için bu basınç göz damarlarında ka­namaya yol açıyor. Bir küçücük kan damlası, bütün zarla­rın arasında, gözü örten zarların arasında geniş şekilde ya­yıldığı için çok kötü gözüküyor hakikaten. Bu durumda gözde bir problem yoktur, ama göz tansiyonunun dikkatle tekrar ölçülmesi gerekir.

Çok nadiren kabızlıktan, hapşırmaktan, çok ağır bir şey kaldırmaktan da olabiliyor, ama yapılan araştırmalar, yüzde 98 oranında kol tansiyonuna bağlı olduğunu göste­riyor.

Yabana cisimler gözümüze kaçıyor, toz da giriyor, yani sürekli dışarıdan bir etki altındayız. Kirpiğimiz dahil ol­mak üzere rahatsız edebiliyor. Bunların gözümüze zarar vermesi mümkün mü?

Evet, tabii ki! Yabancı cisim her zaman göze zararlıdır, ister gözün ön tarafında, kapakların altında olsun, isterse gözün içinde. Gözün içine giren yabancı cisimler çok ağır sorunlara yol açabilir. Çok ağır ve önemli ameliyatlar ge­rektirebilir. Gözün delinmesi çok ciddi bir durumdur. Eğer yabancı cisim gözün önündeyse bile mutlaka çıkarılması, asla bekletilmemesi gerekir. Önce göz bol suyla yıkanmalı, eğer rahatlamıyorsa, bir an önce göz doktoruna gidilmeli. Yoksa gözün ön tarafını tahriş edebilir ve eğer demir türü bir yabancı cisimse bu pas bırakır, bu pas da kalıcı olabilir. Onun için hakikaten saatler içerisinde göz doktoruna git­mek lazım.

Göze yanıcı bir gazın kaçması, yanıcı birtakım madde­lerin, asitlerin kaçması da mümkün...
Aslında "asit" dediğimiz zaman, göze kolonya damlat­mak ya da deodorant kaçması...
Anneannem çok yapardı, parlasın diye limon damlatırdı...
O da asit. Bunlar belli miktarın üstüne çıkarsa, o za­man gözü yakar ve gözün kapatılması, birkaç gün tedavi edilmesi gerekir. Alkaliden söz ettiğimiz zaman ise, bunlar daha çok kireç kaçması, inşaatlardaki kireç kaçmasıdır, bunun yanı sıra; örneğin temizlikte kullanılan deterjan malzemeleri ve çamaşır suyu.

Bunların hepsi son derece tehlikeli maddeler. Hemen yıkanmalı ve hiç zaman geçirmeden bir an önce doktora gidilmeli, çünkü özellikle kireç yanıklarında, yanık za­manla devam ediyor, yani gözün içine doğru ilerliyor, gö­zün kaybına neden olabiliyor. Bu nedenle bütün bu yanık­larda, göze kaçmış herhangi bir yabancı maddede mutlaka bir göz doktoruna gitmek lazım.

İhmale gelmeyecek şeyler, değil mi?

Bunlar çok acil olanlar. Burada sarımsağı da yeniden söyleyelim: Sarımsağın hiçbir yararı yok hakikaten.

Lazerler

Kontakt lens ve gözlük takmak istemeyenler için lazer­ler devrede artık. Buna mucize demek doğru olur mu?

Neredeyse. Lazer, içinde bir tüp olan ve bu özel tüpün üzerine bir enerji geldiği zaman, özel bir ışın tipi yansıtabilen sistemlerdir. Bu yansıyan ışın, yani lazer dalga boyuna, tipine ve rengine göre farklı işlere yarıyor; bazen yakmaya, bazen kesmeye.

Bazen de buharlaştırmaya mı?

Evet, bazen de buharlaştırmaya. Gözde eskiden beri kullanılan lazer, şeker hastalığına bağlı, gözün içinde kanamalar ve beslenemeyen alanlar olduğu zaman kul­lanılıyordu. Şeker hastalığında lazer kullanımını şöyle anlatabiliriz: Diyelim ki bir tarlayı sulaması gereken bir su hortumu var ve bu hortumun eğer duvarlarında, ci­darlarında incelme meydana gelirse, baloncuklar oluşur. O zaman su oraya dolar ve gitmesi gereken bahçeye gidemez veya eğer bu baloncuklar çok incelirse, kenarları yırtılırsa, o zaman su, bir önceki bahçeye, su verilmeme­si gereken bahçeye gider, yani kanama olur ve gitmesi gereken bahçeye gidemez. Şeker hastalığında durum böyle. Sonra göz, bu kanama alanlarını temizlemek için iyileştirme yapmaya çalışıyor, ama iyileştirmenin sonu­cunda, "nedbe dokusu" meydana geliyor. Eğer beslene­meyen alanlar varsa, bu alanları lazerle ortadan kaldırı­yoruz, yani bu alanları lazerle yok ediyoruz. Lazer bu durumda bir çeşit silah da denilebilir. Neresi beslenemi­yor, o bölgeden vazgeçiyoruz ki beslenebildiği alan kal­sın. Çünkü öbür türlü, bu beslenemeyen alan, başka problemler çıkarabiliyor. Bu, bir çeşit lazer. Bu tip laze­re, "argon lazer" diyoruz. Artık günümüzde en yaygın kullanılan lazer bu. Belli bir dalga boyu var, belli bir ışık rengi var. Şeker hastalarında bu tedavi uygulanmadığın­da körlüğe kadar gidilebiliyor. Hastalar, "Görmem aza­lacak" diye düşünüyorlar, ama bir şeyleri elden çıkar­mazsak, tümü elden gidiyor.

Bir de "dekolman" dediğimiz başka bir hastalık daha var. Bu hastalık gözün içindeki tabakaların birbirinden ayrılması durumu. Tabakalar bir yırtık nedeniyle, birbi­rinden ayrılabiliyor. Özellikle yüksek miyoplarda görülü­yor bu durum. Hani daha önce gözü odalara benzetmiş­tik, işte yüksek miyoplarda göz odasının büyüklüğü, her­kesten daha fazla, bazen iki katı. Ama tahsisat gereği aynı miktarda halı veriliyor, duvardan duvara halı. Küçük ge­liyor, o zaman da kenarlarda gerilme oluyor. Küçük dar­belerle bu gerilme yırtılabiliyor, orada bir delik oluşabili­yor. Deliğin altında göz içi sıvısı dolduğunda "dekolman" oluyor, yani dokular birbirinden uzaklaşıyor, şişiyor. Bu durumda dokular birbirine değmediği için elektrik geçişi olmuyor ve görme sağlanamıyor. Çünkü oradaki geçiş tamamen bir elektrik gibi, yani prize takılmamış oluyor. İş­te biz, dekolman'ın erken dönemlerinde, o deliğin etrafı­na da lazer yaparak, yapıştırmayı sağlıyoruz. Yine aynı tipte lazer kullanıyoruz. Aynı Japon yapıştırıcı gibi, çora­bımız kaçtığında kaçan yere oje kullanmamız gibi. Bu, bir çeşit lazer.

Yani kaynak mı yapıyorsunuz?

Kaynak yapıyoruz. Gereği ve yeri kanıtlanmış bir teda­vi bu. Ama uzman bir hekim tarafından yapılması gerekir, yapılmadığı takdirde daha büyük sorunlara yol açabilir.

Goz Sorunlari Hakkinda Bilgi

Göz Sorunları Hakkında Bilgi

Sık Sorulan Sorular ve Sık Karşılaşılan Sorunlar


Doğal beslenmenin faydalarına inanıyor musunuz? Bitkiler, çaylar, halk ilaçları, aktarlarda satılan karışımlar var. Ondan bir gram, bundan bir gram alıp evimizde kay­natıp içiyoruz, ama ne kadar doğru yapıyoruz?

Tabii ki hiçbiri bilimsel değil, bilimsel olmayan bir şeyi de bizim önermemiz mümkün değil. Buna ek olarak, içe­riğini, ne olduğunu bilmediğimiz şeyleri özellikle önermi-yoruz.

Arpacık

Hemen hemen herkesin sık sık başına gelen, herkesin şikayet ettiği bir illetten, gözümüzde çıkan arpacıklardan bahsedelim. Mesela benim gözümde hiç arpacık çıkmadı. Herhalde arpacık çıkan ve çıkmayan model gözler var. Ar­pacık neden olur?

Arpacık, gözyaşı kanallarının tıkanması ve içindeki salgıyı dışarı atamamaları nedeniyle kistleşmesi, iltihap­lanması durumudur. Halk arasında garip bir adı var as­lında, "itdirseği", tıptaki adı ise "hordeolum", ama bizim yaygın kullandığımız isim, arpacık. Bunun birinci sebebi, çocuklarda görülen sık enfeksiyon. îkinci sebebi, gözlük ihtiyacı olup da kullanmamak, özellikle astigmatı olup kullanmayanlarda ve gözünü yoğun kullanması gereken­lerde sık görülüyor. Deyim yerindeyse şöyle anlatılabilir: Göz devamlı uyum sağlamak için mi uğraşacak, yoksa mikroplara karşı mı savaşacak? Tabii uyum yapmak da­ha ağırlıklı olduğu zaman; kişinin görevleri, işi, hayatı ne­deniyle o vakit mikroplarla savaşma biraz ihmal oluyor. Doğal olarak çevremizde bulunan mikroplar bu sefer, bi­zim için hastalık yapıcı hale geliyorlar ve bir bölgede, gözyaşının bulunduğu bir bölgede birikebiliyorlar. Birik­miş gözyaşının üzerine eklenerek bir iltihap yapabiliyor­lar. Eğer bu tedavi edilmezse, sık sık tekrar edebilir, kirpik dökülmesine yol açabilir veya kistleşip ameliyat yapma gereği ortaya çıkabilir.

Sarımsağı öneriyor musunuz?

Sarımsağı asla önermiyoruz. Bu durumda yapmamız gereken, kaynatılmış, ılıtılmış, yani yakmayacak kadar suyla pamukla pansuman yapmak.

Sıcak olunca, bu gözyaşı kanallarının ağızları açılıyor. Biraz da masaj yapınca bu gözyaşı kanallarının içindekiler boşalabiliyor. Antibiyotik damla ve merhem biriken göz­yaşlarının üzerine eklenmiş olan mikrobu tedavi ediyor. Ama birinci sebep mikrop değil. Birikmeyi önlemek için sıcak pansuman önemli.

Çok sık tekrarlar veya büyük, yaygın olursa, o zaman ağızdan da antibiyotik veriyoruz ve mutlaka gözlük ihti­yacı var mı, diye bakıyoruz. Gözyaşı ihtiyacı var mı, diye bakıyoruz, bu da bir sebep çünkü. Bir de yaşı ileri olan ki­şilerde şeker hastalığının ilk belirtisi olabiliyor, sık çıkan arpacık. Bir de buna dikkat ediyoruz.

İdeal göz makyajı

Biz bayanlar neredeyse her gün göz makyajı yapıyo­ruz. Rimel sürüyoruz, göz kalemi sürüyoruz, sürme çeki­yoruz. Aslında gözümüzle bir hayli uğraşıyoruz. İdeal göz makyajı nasıl olmalı?
2-3 tane kural var: Birincisi, alerjik olmadığımız mad­deleri kullanmalıyız. İkincisi, kapakların içine doğru bir şey sürmemeliyiz. Çünkü sürdüğümüz şeyler zamanla gö­zün içinde kalabiliyor, kapakların içini boyayarak kalıcı olabiliyorlar. Üçüncüsü, göz makyajımızı kaliteli bir mal­zemeyle temizlemeliyiz. Tabii ki kaynatılmış, ılıtılmış suyla pansuman her zaman yararlı.

Göz İltihabı ve Göz İltihap Tedavisi

İltihaplardan gidiyoruz. Göz içi iltihabı nedir? Bunun Behçet hastalığıyla bir ilişkisi var mı?
Gözün içi de iltihaplanabiliyor, gözün dışı kadar. Gö­zün içinin iltihabı küçük, yani hafif ya da ağır olabiliyor. Bu gerçekten tedavi edilmesi gereken, doktor kontrolü al­tında olması gereken bir hastalık. Çünkü tedavi düzgün yapılmadığında veya tedavide gecikildiğinde görme kaybı­na, gözün kaybına kadar neden olabilen bir hastalık. Bu­nun da çok çeşitli sebepleri var, ama Türkiye'de en önemli neden; Behçet hastalığı. Behçet hastalığı, vücudun korunma sisteminin, bağışıklık sisteminin bozulmasıyla ilgili bir hastalık. Onun için sadece gözde değil, ciltte, ağızda, cin­sel organlarda, akciğerlerde, beyinde birçok bölgede prob­lem çıkarabiliyor, çünkü esas olarak damarları etkiliyor. Damar olan her yerde problem olabiliyor, ama gözdeki belirtileri son derece ağır ve etkili oluyor. Behçet hastalığı denilmesinin sebebi, ilk tanımlayan kişinin, bir Türk hekimi olması; Dr. Hulusi Behçet, bu yüzden onun adıyla anı­lıyor. Bu, gerçekten uzmanlık isteyen bir iş, gerçekten bu hastalığı olan bir kişinin, hep göz hekiminin ve romatologun ya da bir dahiliye hekiminin kontrolünde bulunması lazım; çünkü zaman zaman tekrarlamalar olabiliyor.

Sinek uçuşmaları

Gözümüzde zaman zaman bir şeyler uçuşur. Özellikle aniden eğildiğimizde, bazen durup dururken de olabiliyor. Bunun hipertansiyonla bir ilgisi var mı? Şimdi, iki tane ayrı konu aslında sorduğunuz; bunlar­dan bir tanesi, eğilip kalkınca olan. Eğilip kalkınca olan, kanın beyinde yeterince dolaşamamasından kaynaklanı­yor. Kısa bir süre kansızlık nedeniyle beyin böyle bir işaret veriyor. Sizin asıl sorduğunuz, gözün içinde hareket eden bir sinek ya da ona bazen bir küçük leke, bir gül, süpürge gibi bir görüntü diyenler oluyor. Gözün içerisinde jel kıva­mında bir madde var, gözü gergin tutmak için. Bu madde­nin kıvamında değişiklik olursa eğer, o zaman bir bulut gi­bi gölge gösteriyor, gölge izi veriyor. Baktığımız her yerde ararsak, onu buluyoruz, özellikle güneşe ve beyaz bir ze­mine baktığımızda görüyoruz. Aslında bu tehlikeli bir şey değil, sadece yapısal bir değişiklik, cildimizdeki bir kırışık­lık gibi. Bunun tedavi edilmesine gerek yok, tedavisi yok, hastalık değil, önemli değil. Dikkat edilmez, unutulursa, farkına bile varılmayabilir.

Ancak bu olurken, gözün içinde birtakım hareketler olu­yor, öyle söyleyeyim. Bu hareketler sırasında, bu yoğunluk değişmesi sırasında, eğer gözün içindeki katmanlar birbirin­den ayrılırlarsa, o zaman, "dekolman" dediğimiz, önemli bir hastalık oluyor. Dekolman'da, sadece sinek uçuşması değil, neredeyse kurum yağar gibi bir görüntü oluyor, aynı zamanda elektrik çakmaları oluyor. Dekolman olmayan, gözün içindeki jel kıvamındaki maddenin yoğunluğunun değişmesinden kaynaklanan durumda ise sadece bir tane si­nek hareket ediyor. Bu çok sık rahatsız eden bir durum ger­çekten. Çok sık sorulan sorulardan bir tanesi, ama bir has­talık değil. Dikkat edilmesi gereken; elektrik çarpması da oluyor mu, kurum gibi bu sinekler artarak devam ediyor mu? Eğer böyle bir durum varsa, saatler içinde, mümkün değilse en geç ertesi gün göz hekimine gitmek lazım.