Kseroderma Nedir

Kseroderma Nedir

Kseroderma sadece bir hastalığa bağlı olarak görülmez. Bu terim, kuru anlamındaki "xeros" yunan deyiminden köken alır ve kseroderma sadece kuru deriyi ifade eder. Gerçekte kseroderma su içeriğinden ziyade, pullan­mayı tarif etmek için de kullanılır. Çünkü anormal derinin su içeriği arttı­ğında, bu pullu görünüm kısa sürede kaybolur ve yanlış bir düşünceyle pullanmanın nedeni olarak su yetersizliği düşünülür.

Kseroderma Nedenleri

Kuru bir deriye sahip olma eğiliminde olan bazı normal kişiler vardır ve bu kişiler, deri yüzeyinde pullanmayı artıran birçok uyarana karşı daha du­yarlıdırlar. Yaşlanma deri yüzeyinin daha kuru olmasına neden olur ve bu kişilerde çoğunlukla kaşıntı beraber olabilir. Özellikle sıcak su altında, ba­zı sabun ve temizlik ürünleriyle sık ve uzun banyo yapma işlemi düşük ne­me yol açarak bu problemi kötüleştirebilir. Muhtemelen, kişisel temizlen­me işlemleri sırasında, stratum korneumun bütünlüğü için hayati önemi olan bazı yapı maddeleri yok olmaktadır. Kseroderma kışın kötüleşir ve kaşınma eşlik ettiği zaman, "kış kaşıntısı" olarak bilinir. Düşük nemden dolayı, özellikle Kuzeydoğu Amerika'da bu durum önemli bir problemdir. Kseroderma, atopik dermatiti olan çoğu hastada görülür. Bunun iktiyoz belirtisi olduğu söylenir ama, egzematöz hastalıklar sonucu da deri kuruluğunun ortaya çıktığını gösteren çok kanıt vardır. Kseroderma; kan­ser hastalıkları, intestinal malabsorbsiyon ve kronik böbrek yetmezliği gi­bi ciddi durumlar sonucu da görülebilir. Ancak, bu durum akkiz iktiyoz ile karıştırılmamalıdır.

Keratozis Pilaris

Üst kol dış ve nadiren üst bacak kısımlarının kıl folliküllerinde, çok sayı­da pembe renkli keratin papüller görülür. Kserodermanın eş­lik ettiği hastalıklarda ve otozomal dominant iktiyoz'da keratozis pilaris sıklıkla görülür. Bazen bu durum, normal genç bayanlarda bir neden ol­maksızın görülebilir.

Kseroderma Tedavisi


Hastalar banyo yerine duş almalıdır. Sıcak su yerine ılık su ile duş alınma­lı ve bilinen sabunlar yerine nemlendirici temizlik ürünleri kullanılmalı­dır. Duş alındıktan sonra havluyu vücuda sürtme yerine, kurulama sadece havluyu dokundurarak yapılmalıdır. Eğer hasta merkezi ısıtmalı bir yerde yaşıyorsa, nemli bir ortam için oda içi kullanılan hava nemlendirici alet­ler yerleştirmelidir.

Nemlendiriciler ana tedavidir. Bunlar suyun buharlaşmasını önlemek için deri yüzeyinin yağlanmasını sağlar ve derinin yeniden yapılandırılmasına yardım eder. Nemlendiriciler kısa süreli etki eder (en fazla 2-3 saat), bu nedenle sık olarak uygulanma­lıdır. Etkilerini artırmak için deri yüzeyinde lipit tabaka oluşturarak yağ birikimine yol açan, banyo yağları ile birlikte kullanılmalıdır.

Tuberoz Skleroz Nedir

Tuberoz Skleroz

Tüberoz skleroz bir çok organ sisteminde defektlerin olduğu, otozomal dominant olarak geçen nadir bir hastalıktır.

En önemli deri bozuklukları, burun ve yanaklar etrafında pembe-kır-mızı papüler görünümlü lezyonlardır. Erişkin dönemde bu lezyonların sa­yıları artar ve yanlış bir şekilde "sebase adenomlar" olarak bilinir. Kaldı­rım taşına benzeyen yüzeyleri olan sert beyaz plaklar (shagreen lekeleri), yaprak şeklindeki depigmente makûller ve subungual fibrom'lar diğer de­ri bulgularıdır. Serebral malformasyonlar sıklıkla epilepsi'ye yol açar. Hastaların %50 'sinde renal hamartomlara rastlanır. Mental yetersizlik bir çok hastada görülür.

Von Recklinghausen Hastalığı (Nörofibromatoz)

Nadir olmayan otozomal dominant geçiş gösteren bir hastalıktır. Ancak yeni gen mutasyonlarının görülme sıklığı ve oluşan farklı klinik görüntü­lerinden dolayı, hastalığın gerçek sıklığını tahmin etmek zordur.

Ana Özellikleri

Değişik boyutta kahverengi makûller görülür ve cafe au lait lekeleri olarak tanımlanır. Dev melanozomlann varlığıyla karakterizedir. Kol­tuk altında çil benzeri lezyonların, hastalık için tanısal önemi büyüktür. Deri pembe-leylak rengindedir, üzeri bastırılabilen yumuşak deri tü­mörleri gelişir ki, bunlardan bazıları saplı olabilir. Bu tip nörofibromlar çok sayıda olursa, önemli kozmetik sorunlar yaratır. Ekstiremitelerde daha büyük tümörler oluşur. Bunlar pleksiform nöromlardır.

Yaş ilerledikçe lezyon sayısı artar. Hastalarda akustik nörinom, feokro-mositom ve fibrosarkom gibi neoplastik lezyonların gelişimi görülebilir.

Anhidrotik Ektodermal Displazi

Bu nadir hastalıkta, burnun semer şeklinde deformitesi ile beraber, kafa­tasında frontal kabarıklık karakteristiktir. Ekrin ter bezleri yoktur, bu yüz­den hastaların sıcak havada ateşleri yükselir. Saçlar seyrek, incedir ve bir çok diş anomalileri bulunabilir.

Darier Hastalığı (Keratozis Follikülaris)

Darier hastalığı otozomal dominant geçiş göstermesine rağmen, bazen sporadik olarakta görülen nadir bir hastalıktır.

Karakteristik özelliği gövdenin orta kısmında, omuz, yüz ve ayrıca başka bölgelerde görülen sert kahverengi papüllerdir. Bu papüller kolaylıkla irrite ve/veya enfekte olarak, eksüdatif ve kabuklu hale gelebilir. Diğer özellikleri palmar bölgede küçük çukurcuklar ve tırnağın uç kısmında dik bir çıkıntının başladığı yerde çentik şeklin­de tırnak distrofilerini kapsar.

Pemfigusta görülen akantoliz benzeri, bazal tabaka üzerinde keratoni-sitler arasında ayrışma vardır. Suprabaziler çatlamalar, prematür keratinizasyon oluşumunun sonuçlarıdır. Hatalı keratinizasyon sonucu, epidermiste eozinofilik cisimler (corps ronds) ve küçük yoğun ba-zofilik cisimler (grains) görülür.

Şahsilik asit (%2) veya tretionin (%0,025-0,05) gibi hafif etkili kera-tolitiklerle topikal tedavi yardımcı olabilir. Oral retinoidler sıklıkla düşü-nülebilen diğer ajanlardır.

Hailey Hailey Hastalığı (Kronik Benign Familyal Pemfigus)

Darier hastalığına bazı yönleriyle benzeyen ve nadir görülen ailesel bir hastalıktır. Özellikle kasık, koltuk altı ve boyunda çatlak tarzında, eksüdatif enfekte lezyonlar gelişir. Genellikle erken erişkin yaştan önce başlamaz ve yazın kötüleşir.

Keratoderma (Tilozis)

Bu terim, lokalize keratinizasyon bozukluklarından dolayı plantar ve pal-mar belirgin kalınlaşmanın olduğu bir grup hastalığı tanımlar. Bu bozukluk tamamen heterojendir. Otozomal dominant, otozo-mal resessif ve X'e bağlı geçiş gösteren tipleri olabilir. Geniş bir klinik görünüme sahiptir. Bazı hastalarda, el ve ayak sırtı tutulumu görülür ve di­ğerlerinde ise zımba tarzında (punctuate) palmar tutulum görülebilir.

Kalıtsal görülen bir tipinde, özefagusta karsinom gelişimiyle yakın iliş­kisi vardır.

Çoğu hasta klinik görünümünden dolayı sanıldığı kadar fiziksel yetersiz­liği bulunmaz. Yeterli keratolitik ve nemlendirici ajanlar uygulayarak el­lerini kullanabilirlerse, günlük aktivitelerini iyi bir şekilde yapabilirler.

Pakiyonikiya Konjetina

Tırnakların göze çarpan şekilde kalınlaştığı, otozomal resessif geçiş gös­teren nadir bir hastalıktır. Palmar bölge ve başka herhangi bir yerde hiperkeratotik alanlar görülebilir.

Lamellar iktiyoz ve Kollodion bebek

Lamellar İktiyoz

Nadir görülen bu durum, otozomal resessif geçiş gösteren bir keratinizas-yon bozukluğudur. Hiperkeratinizasyonun aşın fazlalığına rağmen, eritemin fazla olmadığı bilinmektedir. Büllöz olmayan iktiyoziform eritroderma ve epidermolitik hiperkeratozda olduğu gibi, bazı hastaların doğumunda kollodion zar görülebilir. Hiperkeratoz sebebi belli olmayan kahverengi lekeler oluşturabilir. Diğer ciddi keratinizasyonun hastalık­larında olduğu gibi, ektropion ve kulak deformiteleri görülebilir.


Histolojik olarak hiperkeratoz ve hipergranüloz'un varlığı tipiktir.

Tedavisi, büllöz olmayan iktiyoziform eritroderma ve epidermolitik hi-perkeratozla benzerdir. Yeterli iyileşmeyi sağlamak için, sadece en uygun ajanlar olan oral retinoid ilaçlar kullanılır.

Kollodion bebek

Bebekler doğduklarında, parlak transparan bir zar tarafından kaplıdır. Bir hafta sonra bu zar soyulur. Görünümü kollodion yapıştırı­cılara benzediğinden bu isim verilmiştir. Zarın soyulmasıyla beraber ço cuk normal gelişimine devam edebilir. Bazen, yukarıda tartışılan ciddi ke­ratinizasyon bozukluklarından biri gelişebilir.

Nedeni hakkında hiçbir şey bilinmemektedir. Kollodion bebekler dik­katli bakıma ihtiyaç duyarlar. Derilerindeki bariyer fonksiyonu anormal olduğundan, fazla su kaybına uğrayıp dehidrate olabilirler.

Şarlatan (Harlequin) Fetüs

Yenidoğanda görülen ve sıklıkla fetal sonuçlanan nadir bir keratinizasyon hastalığıdır. Anormal derecede kalın, çatlak ve hiperkeratotik bir deriyle örtülmüş şekilde bebek doğar. Bu bozukluk, keratin sentezindeki anormal­likten dolayıdır. Bu talihsiz çocukların birkaçında, oral retinoidlerin do­ğumdan hemen sonra kullanıldığında hayat kurtardığı bilinmektedir.

Polinöritisformis

Fitanik asidin tüm dokulara biriktiği, metabolik kökenli çok nadir görülen otozomal resessif bir hastalıktır. Bu yağ asidi yıkılarak membran lipitle-rindeki diğer yağ asitlerinin yerine geçer ve hastalığın klinik belirtilerin­den muhtemelen bu bozukluk sorumludur. Klinik belirtiler arasında, sere-bellar ataksi, polinörit, retinitis pigmentoza, duyusal sağırlık ve yaygın ik-tiyoziform pullanma sayılabilir.

Büllöz iktiyoziform eritroderma (Epidermolitik hiperkeratoz)

Epidermolitik hiperkeratoz, nadir görülen otozomal dominant geçişli bir keratinizasyon bozukluğudur. Büllöz olmayan iktiyoziform eritroder-ma'daki gibi yaygın bir eritem vardır. Bazı hastaların doğumunda kollo-dion zarın görülmesi, bu hastalığın habercisi olabilir. Hastalı­ğın seyri vezikül yapmaya eğilimli olmasıyla karakterizedir veya travma­ya uğrayan derinin kenarında erozyon gelişebilir. Eritem ve veziküller yaşın ilerlemesiyle düzelme gösterebilir. Pullanma ve hiperkeratoz karakteristik olarak, vücudun katlantı yerlerinde dalgalı ve tümsekli bir şekildedir.

Hastalar, sıklıkla fiziksel engellilik yapan ve sosyal olarak kabul edile­meyen kötü bir görüntü yaratan hiperkeratozdan dolayı, devamlı yardıma muhtaçtır. Ek olarak hiperkeratotik alanlar genellikle enfekte ve kötü ko­kuludur. Ektropion ve deforme (buruşuk) kulaklar yaygın görülür.

Epidermolitik hiperkeratozun, patognomonik olan histolojik özelliği epidermisteki retiküler tarzda görülen dejeneratif değişikliklerdir. Büllöz olmayan iktiyoziform eritroderma'da olduğu gibi epider-mal hücre üretiminde artma vardır. Son yıllarda, bu hastalığa yol açan ba­zı keratin gen mutasyonları bulunmuştur.

Genellikle, topikal nemlendiriciler ve keratolitikler yararlı değildir. Oral retinoidler dozu uygun bir şekilde ayarlandığında, fiziksel görünümü dikkate değer bir şekilde düzeltebilir. Ancak bu ilaçların hiperkeratozu azaltma etkileri olmasına rağmen, vezikül sayısını geçici olarak artırabilir.

İktiyoziform Eritroderma

Büllöz Olmayan İktiyoziform Eritroderma

Büllöz olmayan iktiyoziform eritroderma, nadir olarak görülen otozomal resessif geçişli bir hastalıktır. Deri tutulumu benzer olmasına rağmen, muhtemelen heterojen bir grup hastalıktır. Hastaların bir kısmının, diğer organ anormallikleriyle ilişkisi vardır.

klinik özellikler

Karakteristik olarak yaygın eritem ve pullanma görülür. Kol-lodion zar anamnezi birkaç hastada vardır. Ektropion ve kulak deformiteleri yaygın görülür. Kafa derisinde saç seyrekliği mev­cuttur. Nörolojik ve immünolojik anormalliler bazı hastalarda görülebilir. Eritem azalma eğiliminde olsa bile, hastalık hayat boyu sürer.

Histolojik olarak, epidermiste psoriziform kalınlaşma ve parakeratoz var­dır. Psoriasis' de olduğu gibi hızla epidermal hücre üretiminin arttığı gö­rülür. İktiyoz'un bu tipi için, herhangi bir biyokimyasal temel bilinme­mektedir.

iktiyoziform eritroderma Tedavisi

Otozomal dominant iktiyozlu hastalarda uygulandığı gibi, nemlendiriciler ve keratolitiklerle topikal tedavi yeterli olabilir.

Yaygın tutulumu olan hastalar, uzun süreli oral retinoid ilaçlardan ya­rar sağlayabilir. Genellikle kullanılan ajan asitretindir ama izotretionin ba­zı hastalar için faydalı olabilir. Bu ilaçların dozları günde 0,3-0,7 mg/kg arasında değişir ve yemekle beraber ikiye bölünerek verilir. 2-4 hafta son­ra iyileşme başlamasına rağmen, tam tedavi 6 haftadan önce görülemez.

Oral retinoidlerin, büllöz olmayan iktiyoziform eritrodermanın her­hangi bir bozukluğundan ziyade, direkt olarak keratinizasyon bozukluğu­nu etkilediği görülür. Dikkate değer bir iyileşme sıklıkla olmasına rağ­men, altta yatan problemin sürekliliği vardır. Tedavi kesilince, hastalığın tekrarlaması kaçınılmazdır. Oral retinoidlerin majör ve minör yan etkileri vardır ve belirgin şekilde teratojendir. Bu nedenle, fer-til kadınlar etkili kontrasepsiyon kullanmalıdır. Hastalar düzenli olarak hepatotoksitite, hiperlipidemi ve kemik toksititesi için kontrol edilmelidir. Çoğu hasta mukoza kurumasını (özellikle dudaklarının) fark eder ve bazı­larında saç dökülmesi artabilir

İktiyoz Hastaligi ve Tedavisi

X'e Bağlı İktiyoz Hastalığı

X'e bağlı olarak geçiş gösteren ve orta şiddette keratinizasyon bozukluğu yapan nadir bir hastalıktır. Steroid sülfataz eksikliğiyle oluşan metabolik bozukluktan dolayı ortaya çıkar.

Klinik özellikler

Bu bozuklukla doğan erkek çocuklar, zorlu doğum ve postmatür gebelik ürünüdür. Bu durumun nedeni, steroid sülfatazm plasental yetmezliği ve gebeliğin son trimesterinde dolaşımdaki maternal östrojen sülfatın dağılı­mında görülen önemli yetersizliğidir. Serbest östrojenin, uterusun oksi-toksik uyaranlara karşı kasılmasında önemli bir role sahip olduğu düşü­nülmektedir.
Genelde pullanma, otozomal dominant iktiyoza nazaran daha ciddidir . Bu tip iktiyozun varlığı da, vücudun ekstensör yüzeylerin­de daha çok fark edilir. Ancak katlantı yerlerini de tutar, sıklıkla boyun ke­narı ve hatta yüz bile etkilenebilir. Pullanma oldukça büyüktür ve özellik­le ön bacakta koyu kahve renginde lekeler yapar. X'e bağlı iktiyozlu has­talar, bu pullanmalarından dolayı önemli derecede rahatsız olurlar.

İlişkili Hastalıklar

Kriptorşidizm ve bu duruma bağlı olarak erişkin hayatta nadir görülen testiküler kanserle ilişkisi vardır. Ayrıca katarak oluşumu ile de ilişkisi olabilir.

Patoloji ve İktiyoz Vulgaris

X kromozomuna bağlı olan resessif bir bozukluktur. Bu nedenle bayanlar­da görülmez (XX) ama erkeklerde görülür (XY). Gerçekte taşıyıcı olan bayanda, rastlantı eksikliği (veya Lyon) hipotezine bağlı olarak, yama tar­zında pullanma görülebilir. Bu hastalık oldukça nadir görülür ve 6000'de bir sıklıkta bu genin varlığına rastlanılır.

Histolojik olarak, minör dereceli epidermal kalınlaşma ve hafif hipergranüloz vardır. Biyokimyasal olarak etkilenen erkek hastalarda, steroid sülfataz eksikliği gösterilir. Bu eksikliği doğrulamak için, lenfosit, fibrob-last veya epidermal kültürler deneysel olarak kullanılmaktadır. Steroid sülfataz eksikliği, stratum korneum'daki kolesterol sülfatın miktarının art­masıyla beraber serbest kolesterolün azalmasına neden olur. Bu test, esas olarak tanı amaçlı kullanılır ve anormal pullanma için altta yatan temel neden olduğu savunulmaktadır.

İktiyoz Tedavisi

Tedavi otozomal dominant iktiyoz'la aynıdır. Ancak, bazı hastalar oral retinoidlere ihtiyaç duyarlar.

Otozomal Dominant İktiyoz

Otozomal Dominant İktiyoz

Sık görülen bu hastalık, otozomal dominant geçiş gösterir. Klinik olarak, yaygın görülen hafif pullanmayla birlikte, histolojik görünümünde granüler hücre tabakasının azalması belirgindir.

Klinik Özellikler

Nem oranı düşük olduğu için kışın kötüleşen ve deri yüzeyinde geniş pul­lanma ile seyreden bir hastalıktır. Katlantı yerlerini tutmayan bu hastalık, özellikle ekstiremitelerin ve gövdenin ekstensör taraflarında görülür. Sırt­ta, üst kolun yan taraflarında, ön-yan uyluk bölgesinde ve özellikle baca­ğın diz ile ayak bileği arasında kalan ön bölümünde en çok fark edilir. Bazı olgularda, keratozis pilaris üst kolun dış tarafında da gö­rülür. Bu döküntü, çoğu hastada pek fark edilemez, bazılarında son dere­ce dikkat çekici olur ve kötü bir görüntüye yol açar. En kötü etkilenenler­de, ön bacakta büyük çokgen şeklinde siyah alanlar yapabilir. Bu bozuk­luk hayat boyu sürer ve yaşlandıkça daha da kötüleşebilir.

Patoloji

Otozomal dominant geçişlidir ama temelde oluşan biyokimyasal kusur tam bilinmemektedir. % 0.2 sıklıkla görülen, hatalı bir genden dolayı geliştiği tahmin edilir. Histolojik olarak, tek saptanan anormallik granüler tabaka­nın belirgin derecede azalmasıdır.

Elektron mikroskobik ve biyokimyasal olarak, histidin'den zengin filaggrin denilen temel içeriğin azalması saptanmıştır. Bu protein, keratin tonofilamentlerin yerleşmesinde önemlidir.

Otozomal dominant iktiyoz Tedavisi

Genel olarak nemlendiricilerden başka tedavi yöntemi nadiren gereklidir. Ciddi pullanmayla giden hastalara üre (%10-15) ve şahsilik asit (%l-6) içeren preparatlar ve topikal keratolitik ürünler yardımcı olabilir. Şahsilik asit, deskuamasyonu desteklemede etkilidir ama anormal dokuya uygu­landığında salisilat intoksikasyonu (salisilizm) neden olduğundan, bu pre-paratların uzun süreli olarak geniş vücut alanlarında kullanılması sakınca­lıdır. Ayrıca %2'den fazla konsantrasyonda deriyi irrite edebilir.

Keratinizasyon Hastalıkları

Epidermal Farklılaşma ve Keratinize


Farklılaşma süreci, bazal epidermal hücrelerdeki kademeli matürasyonu olup, stratum korneum hücrelerine kadar değişime uğrar ve bu durum ke­ratinizasyon olarak bilinir. 14 gün kadar sürebilen bu süreçte, küp veya küre benzeri yüksek su içerikli ve metabolik aktiviteli hücreler, zamanla dayanaklı, sert ve biyokimyasal olarak aktif olmayan ince kalkan benzeri yapılara dönüşür. Bu süreç sonunda kalkan benzeri hücreler, en sonunda deri yüzeyinden dökülmeyle atılırlar. Bu durum biyokimya­sal olarak karmaşıktır ve genetik olarak bazı hataların oluşması şaşırtıcı değildir. Keratinizasyon sırasında güçlü ve kimyasal olarak dirençli olan bağlayıcı protein şerit, plazma membranmın içine doğru kayar ve tüm hücreler düzleşerek ince disk halini alır. Korneositin su içeriği %70'den %30'a düşer ve hücre çekirdeği dahil olmak üzere, hücresel organellerin çoğu elimine edilir. Keratinöz tonofilament-ler demetler oluşturacak şekilde kümelenir ve aralıklarla dizilirler. Normal stratum korneum'un karakteristik önemli bir özelliği, polar olmayan lipit ve glikoproteini içeren intersellüler yapı materyaline sahip olmasıdır.

Stratum Korneum Fonksiyonu

Stratum korneum deriden su kaybını önleyen ve deriyle temasta bulunan kimyasal ajanların içeri girmesini engelleyen, önemli bir bariyerdir. Ayrı­ca mekanik koruma sağlar ve mikropların vücuda girmesini önler.

Pullanma ve Genodermatozlar

Pullanma yalnızca stratum korneum hücrelerinin (korneositlerin) biriki­midir. Bu hücreler, deriden dışarı dökülme sırasında birbirilerinden ayrıl­mayı başaramazlar. Hiperkeratoz denilen durum, bu problemin yoğun bir şekilde görülmesidir. Sonuçta özgün metabolik hataya bakılmaksızın, so­rumlu olan patogenetik mekanizma ne olursa olsun, stratum korneumun yüzeyel tabakasındaki interkorneosit bağlayıcı güçlerin (kohezyon) nor­mal kaybında bir başarısızlık oluşur.

İktiyoz

İktiyoz terimi (balık anlamına gelir) bir şansızlıktır. Gerçekte balıkların bilinen pulları, ektodermal kökenli olmayıp, mezodermal kökenlidir. İkti­yoz terimi, yangılı olmayan ve yaygın tutulum gösteren bir keratinizasyon bozukluğunu tarif etmek için kullanılır ve hastalığın konjenital olduğunu vurgular. Bununla beraber birçok istisna vardır!

Keratinizasyon Bozukluğu Sonucu Oluşan Yaşamsal Sorunlar

Popüler görüşün aksine (halk veya tıbbi kesim olsun) deri hastalıkları çok sıkıntı verici olabilir. Bozuk deri yüzeyine sahip olma, karşıdakinde içgü­düsel olarak bir tiksinme yaratabilir. Bu durum, hastanın yalnız kalmasına, sosyal ve ruhsal yıkımına neden olur. Kronik deri hastalığı olanlar, ciddi olarak depressif tir. Böyle hastaların, aynı zamanda ciddi olarak fi­ziksel engelli durumuna düştükleri sıklıkla gözden kaçabilmektedir. Ol­dukça pullu ve hiperkeratotik olan bir deri, normal olarak esneme yapa­maz ve hareketleri kısıtlayabilir.

Keratinizasyon Hastalıkları

Otozomal Dominant İktiyoz

İktiyoz Hastalığı

İktiyoziform Eritroderma

Epidermolitik hiperkeratoz

Kseroderma

Lamellar iktiyoz

Darier Hastalığı

Tuberoz Skleroz

Domuz Gribinden Beslenerek Korunma

Domuz Gribinden Korunma, Domuz Gribi Sağlık

Son dönemde Domuz Gribi'yle yatar, Domuz Gribi'yle kalkar olduk. Bu hastalığın zararlarından ve tehlikelerinden bahsedildikçe toplumda genel bir tedirginlik oluştu. Doğal yollarla, beslenmenize dikkat ederek ve aşağıdaki önerilerimi okuyarak sadece domuz gribine karşı rahatlıkla korunabilirsiniz. Hatta genel olarak bağışıklık sisteminizi kuvvetlendirip, genelde çoğu enfeksiyona karşı korunma sağlayabilirsiniz. Bu öneriler bir enfeksiyona yakalandıysanız iyileşmenizi kolaylaştırabilir ama daha önemlisi mevcut enfeksiyonunuzun üzerine seconder enfeksiyon dediğimiz ikinci enfeksiyonun binmesine ve sorun oluşturmasına engel olabilir. Bu hastalıktan korunmanın, tedavi etmeye göre çok daha önemli olduğunu bir kere daha hatırlatalım.

Genel beslenme önerileri ve Domuz Gribi Önlem

Vücut direncini artırmak için mutlaka yeterli miktarda protein almak gerekir. Bu proteinler tercihen az yağlı olmak üzere tavuk etinin beyaz kısmı, balık, yumurta, kırmızı et, yoğurt, peynir, süt gibi gıdalar olmalı. Aynca bitkisel protein kaynaklarını artırmak için de yeşil mercimek, nohut, soya fasulyesi, kuru börülce, tofu, bezelye gibi gıdaları da arttırın.

C vitamini bolca alın. C vitamini en yüksek olarak turunçgillerde var. Gerçekten de limon, mandalina, greyfurt v.b. bütün turunçgillerde C vitamini yüksek orandadır. Ancak yine C vitamininin çok yüksek olduğu başka sebze ve meyve kaynaklan da var. Örneğin; taze sivribiber, kivi, maydanoz, yeşillikler, kuşburnu, nar, kuzu kulağı otu ve genelde ekşi meyveler iyi bir C vitamini kaynağıdır.

Çinko: Bağışıklık sisteminin iyi çalışması için önemli bir mineral de çinkodur. Yeterli çinko, enfeksiyonlara karşı direnci artırın. Kırmızı et, kabak çekirdeği, kabuklu deniz ürünleri iyi birer çinko kaynağıdırlar.

Bu gıdaları azaltın

Özellikle kanda aşın şekeri ve yağı yükselten bir beslenme tarzı, mikroorganizmanın üremesini artırarak enfeksiyonlan kolaylaştırabilir. Bu nedenle çok yağlı beslenme tarzı ama özellikle de şeker ve unu yüksek olan gıda yüklemesi önermem. Bu nedenle beyaz ekmek, aşın beyaz şeker tüketimi, beyaz unlu gıdaların fazla tüketilmesi, mayonez, yağlı şarküteri gibi gıdaların fazla tüketilmesi genelde bağışıklık sistemi için iyi değildir.

İşte yararlı besinler

Limon, greyfurt, maydanoz, sivribiber, kivi, tere, roka, turp, keçi peyniri, doğal yoğurt, doğal yumurta, dereotu, taze zencefil, soğan, sarımsak, yağsız kırmızı et, tavuk eti ve but (derisiz), taze balık, kuşburnu marmelatı, kızılcık şurubu, demir hindi şerbeti, böğürtlen, ananas, sebze çorbası, meyve salatası, bezelye, sarı mercimek, yeşil mercimek, nohut, deniz börülcesi, tofu, soya fasulyesi, şitake mantarı, kırmızı biber, badem, kızılcık marmelatı, yulaf ezmesi...

Bu 6 doğal ilaç hem bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor, hem de korunmada ve tedavide destek sağlıyor.

Umca: Tamamen doğal bir bitkidir. Solüsyonlan düzenli kullanıldığında genel olarak enfeksiyonlara karşı direnci arttırır.

Echinesya: Kızılderililerden günümüze kalan bir bitkidir. Haplan bağışıklık sistemini güçlendirir. Echinesya preparatlan hiç ara vermeden en fazla 20 günlük kürler halinde kullanılmalıdır. Sonrasında ara verilip tekrar başlanılabilir.

Betaglucan: Genelde ekmek mayası mantanndan elde edilen betaglucan preparatlan yan etkisiz bir şekilde bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Hem korunmada hem de tedavi de büyük bir destek sağlıyor.

C vitamini: Her türlü grip ve soğuk algınlığına karşı destekleyicidir.

Zinc yani çinko: Bağışıklık sisteminin başanyla çalışması için gerekli olan önemli bir mineraldir. Çok yüksek dozda ve uzun süre alınması önerilmez.

Kefir: Kefir veya haplan da vücut direncini arttırır. iyi bir bağışıklık sistemi için güçlü bir destektir.

Virüsün hastalık yapıcı etkisini azaltmak için acil olarak ne yapabilirsiniz?

Eğer metroda, otobüste, uçakta, dershanede, sinema salonunda, hastane bekleme odalannda kısacası toplu bekleme yerlerinde hasta olduğundan şüphelendiğiniz birisi size doğru hapşırdıysa veya aynı bardaktan su içtiyseniz veya riskli bir cinsel ilişkide bulunduysanız...

Eve gittiğinizde ilk iş elinizi, yüzünüzü iyice sabunlamak olsun. Ardından adaçayı veya antiseptik herhangi bir gargara kullanın.

1 litre kaynar suyun içerisine 5-6 damla okaliptüs yağı damlatın, başınızın üstünü küçük bir çarşaf veya havlu ile kapatın. Gözünüzün yanmaması için gözünüzü de kapatın ve derin derin burundan ve ağızdan nefes alın, bu işlemi birkaç defa tekrarlayın. Okaliptüs yağı ile buğu yapmanın solunum sistemini dezenfekte edici etkisi vardır.

Ağızda karanfil çiğneyin, Yanınızda karanfil bulundurun. Karanfilin virüs, bakteri ve
mantarlann üremesini azaltıcı bir etkisi vardır. Günde 3-4 kez, 1-2 adet karanfili ağza alıp çiğneyip emebilirsiniz. Ama karanfilin fazlası zararlı olabileceği için asla yutmayın.
Domuz gribinden korunmak için en önemli bir doğal tedavi de ozon tedavisidir. Şüpheli durumlarda hastalıktan hem korunmak hem de tedaviye yardımcı olmak için ozon tedavisine başvurabilirsiniz.

Sabah: 3-4 kaşık taze doğal yoğurt ile beraber 3-4 kaşık yulaf ezmesi, 1 -2 dilim tam buğday ekmeği. Özellikle kabukları da yenilecek. Yanında 1 bardak taze greyfurt-portakal suyu, keçi peyniri bulamazsanız taze peynir,
maydanoz, kuşburnu marmelatı.

Ara: 1 ekşi elma ve badem, 1 bardak zencefilli limonata.

Öğlen: 1 kase tavuklu bol sarımsaklı, brokolili sebze çorbası, patates püresi, tavuk göğüs ızgara. Bol soğanlı ve limonlu, nar ekşili
yeşil salata, 1 kase ıspanak.

Ara: Nar, greyfurt, mandalina, ananas, elma, kivi gibi ekşi meyvelerden oluşan bir meyve salatası, 2 dilim tam buğday ekmeği ve bol peynirli az yağlı tost. Yanına da 2-3 adet taze sivri biber. Akşam: 1 porsiyon nohut veya kuru fasulye veya yeşil mercimek (pişirirken içine 1 iri soğan ve 2-3 diş sarımsak, 1 adet taze karanfil, 1 adet defne yaprağı), 3-4 adet az yağlı kıymadan ızgara köfte, bol limonlu nar ekşili, yeşilfikli sivri biberli, soğanlı salata. Yanında da zencefilli limonata ve 2 dilim tam buğday ekmeği.

Gece: Biraz badem, Hint fıstığı, Antep fıstığı, fırldık gibi çerezler. Yanında biraz kuru kuşburnu veya yaban mersini, veya vişne kurusu, 3-4 adet yulaflı bisküvi.
Gün boyunca 2-3 fincan tarifini verdiğim çaydan içmeyi unutmayın.