Alerji Hastaligi İcin Tedavi Onerileri

Alerji Hastaları İçin Tedavi Önerileri, Alerji Nasıl Engellenir?

Çevre üniteleri son çare olup, teşhis edilmesi çok zor alerjileri olan kişiler veya bir eliminasyon diyeti­ne uyabileceklerine güvenmeyen hastalar için gere­kir. Birçok alerji uzmanının korkusu, insanlar evler­de ve işyerlerinde yeni yeni kimyasal maddelerle Kar­şılaştıkça, bunlardan kaynaklanan alerjilerin giderek daha büyük bir sorun haline dönüşebileceğidir. Fa­kat yaşadığımız çevreye çok dikkat göstermemiz ge­rektiğine rağmen —yediğimiz yemekler, soluduğu­muz hava, içtiğimiz su ve ürettiğimiz, giydiğimiz ve ellediğimiz malzemeler— alerjiyle yaşamak geçen yüzyıldaki kadar korkunç bir sorun değildir. O zaman­larda doktorlar, saman nezlesi çeken hastalara uzun deniz yolculuklarına çıkmalarını veya kendilerini altı hafta süreyle karanlık bir odaya kapatmalarını salık verirlerdi.

Tıbbi tedavi dışında, alerji hastalarının kendileri­ni rahatlatmak için yapabilecekleri birkaç şey daha vardır:


Eğer saman nezlesinden şikâyetçiyseniz, polenin çok olduğu kırlık bölgelerde değil de deniz kenarın­da tatile çıkmanız akıllıca olur. Polen mevsiminde po­lenlerin en çok havada oldukları saatler öğle üzeri sa­atleridir. Eğer polenle temas etme olasılığınız olan bir sırada dışarı çıkıyorsanız, güneş gözlükleri qözlerinizi korumaya yardımcı olacaktır. Ev ve araba pen­cerelerini kapalı tutun. Eğer bütçeniz el veriyor ise evinize polenleri filtre edebilen bir klima cihazı ko­yabilir ve arabanızın havalandırma sistemine de po­len taneciklerini yakalayabilecek filtreler taktırabi­lirsiniz.

Evinizdeki tozda yaşayan organizmaları tamamen yok etmek güç ise de onları en azından azaltabilirsi­niz. İlk yapacağınız şey, evinizi olabildiğince kuru bir hale getirmektir, çünkü bunlar hafif nemli ortamlar­da hızla ürerler. Eğer duvardan duvara halılarınız var­sa, tozunu sık sık elektrikli süpürgeyle almalısınız.' Kuştüyü yastık ve şiltelerinizi köpük olanlarla değiş­tirin ve eski yün battaniyelerinizin yerine içi sente­tik elyaf doldurulmuş yorganlar alın. Perdelerinizi, battaniyelerinizi ve yatak çarşaflarınızı düzenli ola­rak yıkayın. En iyisi, bu işleri yapacak başka birini bu­lun!

Tozdaki organizmalara alerjik olan kişiler, genel­likle uyandıklarında veya kalkar kalkmaz hapşırırlar veya hırıltılı nefes alırlar. Belirtiler gün içinde yok olurlar. Eğer işteyken hapşırmaya veya hırıltılı nefes almaya başlarsanız çalışma ortamınızı denetlemek­te yarar vardır. Bürolarda olağan bir sorun, asma ta­vanlar ve karanlık, rutubetli köşelerde büyüyen ve sporlarını çalışanların üzerine saçan bir küftür. Kli­ma sistemlerinin içinde de küfler üreyebilir. Sporla­rın gözle görülmeyecek kadar küçük olduklarını ve ancak insanların solunum güçlükleri, baş ağrıları ve tıkanıklıktan şikâyet ettikleri zaman fark edildikleri­ni unutmayın.
Alerjik olduğunuzu söylemekten kaçınmayın. Her yedi kişiden birinin bir çeşit alerjisi olduğunu aklı­nızda tutarsanız, yalnız olmadığınızı anlarsınız. Eğer komşunuza kedi tüyüne alerjik olduğunuzu söylerse­niz, kedisini okşamadığınız için size kızmayacaktır. Eğer patronunuz klima cihazına baktırmak istemiyor­sa, ona sağlıklı personelin, nefes alma güçlüğü çe­kenlerden daha üretken olduğunu belirtin. Eğer gar­son, yemeğin sosunda ne olduğunu bilmiyorsa, gi­dip aşçı basıya sorun.

Alerjik çocuklar, özellikle astımdan şikâyetçi olan­lar, ayıplanmak korkusundan okul arkadaşlarına ve öğretmenlerine bu durumu belirtmeye çekinirler. Amadisodyum kromoglikat gibi modern ilaçlarla bir­çok alerjik çocuğun spor ve öbür okul etkinliklerine katılabilmesi sağlanabilir. Yorucu bir çalışmadan ön­ce ilaçlarını almayı hatırlamaları şartıyla. Astımlılar yüzme ve futbolda genellikle başarılı oldukları hal­de daha yorucu olan uzun mesafe koşularında başa­rılı olamazlar. Saman nezlesine karşı antihistamin alan çocuklar, sınıfta uykulu ve ilgisiz gözükebilirler. Öğretmenler, çocukların durumu ve aldıkları ilaçlar konusunda uyarılmalıdır.

Alerji hastası olan çoğu çocuk, büyüdüklerinde bu şikâyetlerinden kurtulur. Alerjiler zaman içinde de­ğişikliğe uğrarlar. Şöyle ki; belirli yiyeceklerden eg-zema veya diyare olan bir bebek, ilerki yıllarda bu yi­yecekleri rahatlıkla yiyebilir, ama hayvan tüyü veya polenden kaynaklanan saman nezlesi veya astıma ya­kalanabilir. Çocukluklarında astım geçirmiş olan eriş­kinler, on veya yirmi yıl süreyle hırıltısız nefes ala­rak yaşayabilirler, ama özellikle bir enfeksiyon veya stress durumundan sonra yeniden astım olabilirler. Genelde bir alerjinin geçtiğini veya kaybolduğunu varsaymak akıllıca değildir. Evinizi yıllardır uzak dur­makta olduğunuz allergenlerin çok olduğu bir yöre­ye taşırsanız, unutulmuş olan belirtiler yeniden ortaya çıkar. Bu durum, tatsız olmasına karşın, tıbbi yar­dım ve kendinize dikkat ederek aşılmayacak birşey değildir.

Yiyecek Alerjisi Besin Gıda Balık Alerjisi

Yiyecek Alerjisi; Besin Alerjisi, Gıda Alerjisi, Süt Alerjisi, Balık Alerjisi

Buraya kadar anlatılan alerjik reaksiyonlara yiye­cekler de kaynak olabilir. Daha önce değindiğimiz gi­bi bazı alerji uzmanları, son zamanlarda başka şikâ­yetlerinde bazı yiyeceklere karşı oluşan olağan dışı ve genellikle açıklanamayan bir dayanıksızlık oldu­ğuna inanmaktadırlar.

Bu durumu açığa kavuşturmanın en iyi yolu, bir­kaç örnek vermektir.
13 yaşında bir kız, çocukluğundan beri ağzındaki yaralardan şikâyetçiydi ve uygulanan hiçbir tedavi so­nuç vermemişti. Uzman tarafından sorgulandığında annesi kızının patatesi çok sevdiğini, hatta çiğ ola­rak bile her yemekte yediğini açıkladı. Kıza patates yememesi öğütlendiğinde ağzındaki yaralar bir da­ha geri dönmeksizin kayboldu.

Dükkân sahibi, orta yaşlı bir hanım arada bir gö­ğüste ağrılar, çarpıntı, nefes darlığı ve panik duygu­larına kapılıyordu. Bu krizler o kadar kuvvetliydi ki, nöbet tutacak korkusuyla sokakta yürümekten bile korkmaya başladı. Doktoru, hastanın günde en az oniki büyük fincan çay içtiğini öğrendi. Çayın bu sorun­ların kaynağı olduğundan kuşkulanan doktor, hasta­yı test yaptırmaya ikna etti. Test sırasında kendisi­ne doğrudan midesine giden bir tüpten çay veya su verildi, öyle ki vücuduna giren şeyin ne olduğunu bil­mesi olanaksızdı. Hastaya su verildiğinde hiçbir tepki görülmediği halde her çay verilişinden yaklaşık 30 da­kika sonra hastada çarpıntı ve panik duyguları baş-gösterdi. Sonraki testler hastanın kahve ve domatese de aynı tür reaksiyonu olduğunu belirledi. Ama hasta bu yiyeceklerden vazgeçtikten sonra rahatsız­lığı tamamen geçti.


26 yaşında genç bir adam hiçbir tedavinin hafif-letemediği korkunç başağrıları çekmekteydi. Hasta­nede yapılan incelemeler bu ağrılara neden olabile­cek hiçbir anormallik teşhis edemediler. Ama başağ­rıları süregeldi, o derece ki genç adam, strese girip işini bile bıraktı. Önce bir psikiatra görünmesi önerildiyse de karısı başka bir doktora danışmak istedi. Danıştığı doktor günlük diyetini sorduğunda günde yirmi fincandan fazla kahve içtiği ortaya çıktı. Bu ade­tinden vazgeçmesi önerildiğinde kabul etti ve şikâ­yetleri yok olduğu gibi birkaç ay sonra işine geri döndü.

Bu ve benzeri vakalar İngiliz Tıp Dergisi The Lancet'de 1978 yılında iki doktor tarafından rapor edil­miştir. Söz konusu hastaların hepsi çok uzun süre ra­hatsızlık çekmişler ve daha önce danıştıkları doktor­lar tedavide bulunamadıkları gibi rahatsızlıkların ne­denini bulamamışlardı.
Eskiden beri bazı doktorlar birçok sinirsel ve fi­ziksel rahatsızlığın, kişinin bazı yiyeceklere dayanık­sızlığından kaynaklandığına inanmışlarsa da bu fikir­ler meslektaşlarının çoğunluğu tarafından ciddiye alınmamıştır. Ama yeni araştırmalar bu tür yiyecek alerjilerinin oldukça yaygın olduğuna işaret et­mektedir.

Yiyecek alerjilerinin birçok nedeni olabilir. İlk ola­rak IgE kaplı mast hücrelerine bağlanan alergenlerin neden olduğu alerjik reaksiyon vardır. Bu çeşit reaksiyonlar yemek yenildikten hemen sonra dudakla­rın şişmesi, kusma veya diyare olarak kendisini gös­terir. Veya yemekten birkaç saat sonra ürtiker olunabilir.

Küçük çocuklar, çoğu kez yumurta, inek sütü ve çikolata gibi bazı yiyecekleri yedikten sonra astım, egzemave mide sorunlarıyla karşılaşabilirler. Nede­ni kesin olarak bilinmemekle birlikte, bazı uzmanlar bunu bebeğin çok erken bir yaşta, yani vücudunun yabancı proteinlere alışamadan sütten kesilmesine bağlamaktadırlar. Ailesinde alerji görülen çocuklar­dan uzun süre ana sütü alanlarda, altı aylık olmadan inek sütü verilen kardeşlerine göre daha az alerji gö­rülmektedir. Anne sütündeki koruyucu antikorlar, be­beğin henüz gelişmemiş bağışıklık sistemindeki açık­ları kapatırlar. Bunun içindir ki birçok alerji uzmanı, annelerin çocuklarını başka gıdalara geçmeden en az altı ay emzirmelerini önerirler. Eğer bu mümkün değilse ve çocuk alerjilere yatkın duruyorsa, soya fa­sulyesinden yapılmış sentetik sütlerden verilebilir. (Not: Bu sütler, inek sütünden yapılan süt tozuyla ay­nı şey değildir).
Meme veren annenin bilmesi gerekir ki, aldığı her­hangi bir yiyecek veya ilaç sütüne geçebilir. Onun için, annenin yalnızca çocuğun değil, kendi diyetine de dikkat etmesi gerekir. Yumurta, çikolata, balık ve fıstıklar, bilinen en güçlü alergenler olduklarından, süt veren annelerin bu gıdaları almaktan kaçınmala­rı önerilir.

Bazı kişilerin bazı yiyeceklere alerjik olmalarının başka bir nedeni de vücutlarında, proteinleri kana ka­rışmadan önce parçalayacak gerekti enzimin bulun­mamasıdır. Örneğin sütteki şekeri parçalayan laktaz enziminden vücudunuzda yeterince bulunmuyorsa, süt içtiğinizde rahatsız olabilirsiniz. (Çocuk Alerjisi, Yumurta Alerjisi) Migrenin nedenlerinden biri de bir enzim eksikli­ği olabilir. Çoğu migren hastası tiramin içeren yiyecekler yedikten sonra rahatsızlanır: Tiramin içeren yi­yeceklerin başında yoğurt, peynir, çikolata, ringa ba­lığı turşusu, etsuyu tabletleri, maya tabletleri ve şa­raplar (özellikle kianti şarabı) sayılabilir. Tiramin as­lında zehirli veya alergen bir madde değildir. Ancak süratle özümlenemediği takdirde, kanda aşırı bir bi­rikim oluşmakta ve bu durum da baştaki kan damar­larının daralmasına yol açarak migren ağrılarının or­taya çıkmasına neden olmaktadır.

Koeliak hastalığına yakalanmış kişiler, glüten adlı proteini ihtiva eden buğday, arpa, çavdar ve yulaf gi­bi tahılları yiyemezler. Koeliak hastalığının belirtile­ri kilo kaybı, şişkin ve ağrılı bir mide ve sindirilme­miş yağ dolu, kokulu, yumuşak dışkıdır. Eğer glüten içeren yiyeceklerden uzak durursanız, bu belirtiler or­tadan kalkacaktır. Bazı hallerde unlu yiyeceklerle bes­lenen çocuklarda bu belirtiler görülürse de glüten bir­kaç ay süreyle diyetlerinden çıkarılırsa normale dö­nerler. Erişkinlerde ise koeliak hastalığı kalıcıdır, ve her glutenli yiyecek yenildiğinde hastalık tekrarlanır. Koeliak hastalığını açıklamak için birçok sav ortaya atılmıştır. Bir teoriye göre hastalık anormal bir anti-gen/antikor tepkimesinden kaynaklanmaktadır. Baş­ka bir sava göre koeliak hastalarında peptidaz enzi­mi bulunmadığından, zehirli özellikleri olan yarı sin­dirilmiş proteinler bağırsaklara zarar vermektedir. Bir başka sava göre ise, koeliak hastalığı kalıtsal olup, hastaların bağırsak zarındaki bir anormallik yüzünden glütenin bağırsak zarına yapışması sonunda öbür gı­daların iyice sindirilmesi engellenmektedir. Neden, tüm bu savların karışımı da olabilir.
Kahve ve kolalı meşrubatlarda kafein denilen bir uyarıcı madde vardır. Akşamları kahve içtiğinizde uy­kunuzun kaçmasının nedeni kafeindir. Aşırı miktarda kafein alınırsa, anksiete,sinirlilik, başağrısı, çar­pıntı veya anormal kalp atışları ve mide sorunları gö­rülebilir. Ama bazı kişiler kafeine daha duyarlı olduk­ları için daha çok etkilenirler.

Açıkça belli oluyor ki, yiyecek ve içecekler duyarlr kişileri birçok değişik yoldan rahatsız edebilirler. Ve kuşkusuz henüz bulunmamış birçok başka yiyecek alerjisi nedeni de vardır.

1651 yılında, İngiliz filozofu Robert Burton, Me­lankolinin Anatomisi adlı kitabında şöyle demekte­dir: "Sütten gelen herşey, melankoliyi artırır". Öyle anlaşılıyor ki, Burton her süt içtiğinde veya peynir ye­diğinde depresyona giriyordu. Kendisinin depresyo­nuna neden olarak sütü suçlamasına karşın, herkes sütün her şart altında depresyona neden olduğu fik­rini savunmaz. Onun içindir ki, kendisi herhalde, ye­mek alerjisi olan ilk kayıtlı hastalardan biriydi.

Son zamanlarda bazı alerji uzmanları, belirli yiye­ceklerin ve yiyecek katkı maddelerinin, alerjik bün­yelerde çeşitli ruhsal hastalıklara neden olduklarını iddia etmişlerdir. Örneğin buğday alerjisinin şizofreni nedenlerinden biri olduğu ileri sürülmüştür. Tartrazin ve salisilat içeren yiyeceklere olan alerjiler, bazı alerji uzmanlarının inancına göre hiperaktivite dedi­ğimiz ve giderek artan sayılarda okul çocuklarını et­kileyen sürekli sinirli veya gürültücü davranış ve dik­kati yoğunlaştırma güçlüğüne neden olmaktadır. Bu fikirler, tartışmalı oldukları halde, geçerlilikleri teh­likesiz ve basit bir biçimde araştırılabilir. Yapmanız gereken tek şey o yiyeceği yemekten vazgeçmek ve iyileşip iyileşmediğinizi ölçmektir.

En basit test türünü sizde uygulayabilirsiniz. Eğer bir yiyeceğin rahatsızlığınıza neden olduğu kanısın-daysanız, en az beş gün süreyle onu yemekten vaz­geçin, sonra da aynı yiyecekten bolca yiyin. Eğer be­lirtileriniz, yiyeceği yemediğiniz zaman kayboluyor ve yediğiniz zaman tekrar başlıyorsa, alerjinizin nede­nini bulmuşsunuz demektir. Bu yiyecekten birkaç ay uzak durarak kendinizi yeniden test edin. Bazı durum­larda, alerjiye neden olan yiyeceklerden uzun süre uzak durursanız, alerjiniz geçebilir, ama düzenli ola­rak söz konusu yiyecekten yemeğe başlarsanız, tek­rar ortaya çıkabilir. (Şeker Alerjisi, Yemek Alerjisi, Protein Alerjisi)

Ancak, yiyecek alerjilerini saptamak her zaman kolay değildir. Şöyle ki, yiyeceği yedikten dört gün sonraya kadar bile tepkiler devam edebilir. Ayrıca bir­den fazla yiyeceğe alerjik olabilirsiniz: Yiyecek aler­jisi uzmanlarına göre birden fazla yiyeceğe alerjik ol­mak, tek bir gıda maddesine alerjik olmaktan daha yaygındır. Üstelik alerjiler, çoğu kez, çok sevilen ve­ya sık sık yenen yiyeceklere karşı gelişebilirler... Sevdiğiniz bir yiyecek sizdeki sorunlara neden olmasını en son aklınıza getireceğiniz veya getirmek isteye­bileceğiniz yiyecek olacaktır. Ayrıca un, yumurta ve süt gibi gıda maddeleri o kadar yaygın olarak evde veya hazır alınan yemeklerde kullanılır ki, yemeği siz hazırlamadıkça, içinde bu maddelerden olup olma­dığını bilemezsiniz.

Eğer yiyecek alerjisinden kuşkulanmıyorsa, ama nedeni kesin olarak saptanamamışsa, yapılacak test bir "eliminasyon diyeti" olmalıdır. Bu diyetler basit olabildikleri gibi çok sıkı da olabilirler. Amaç en az beş gün süreyle alergen olabilecek bütün besinler ve yiyecek katkı maddelerinden uzak durmaktır. Bundan sonra yemekten vazgeçtiğiniz yemekleri birer birer diyetinize katarak, kötü etkileri olup olmadığını göz­leyebilirsiniz, Herhangi bir yiyeceğe alerji olası olduğu için, en sıkı diyetlerde önce beş günlük bir oruç uygulanır. Ondan sonra yiyecekler tek tek alınmaya başlanır. Oruç, önceki diyetinizde almış olduğunuz besinlerin sisteminizden çıkmış olmasına karşın, tehlikelidir ve bir doktor denetiminde yapılması gerekir.
Bazı alerji uzmanları hastalarına kuzu eti, armut ve memba suyundan oluşan ve alışılmamış olduğu halde oldukça lezzetli olan bir diyet verirler. Kuzu ve armut, hemen hiçbir zaman alergenik değildirler, memba sularında ise hiçbir kimyasal katkı maddesi' yoktur.

Daha basit bir yaklaşım ise, en yaygın yiyecek­lerden ve katkı maddelerinden uzak durmaktır. Bun­ların başlıcaları: Yumurta, süt ve süt ürünleri (peynir, yoğurt), tahıllar (buğday, mısır, arpa, yulaf, pirinçten yapılan yiyecekler), özellikle düzenli olarak yediğiniz tahıllar, bira, viski, şarap, kahve, çay, bütün konservelenmiş, dondurulmuş, korunma maddesi olan ve işlenmiş besinler, çikolata, fındık fıstık ve balıktır. Et ve taze sebzeler genellikle alergen değildirler, ama gene de hep aynı cins et ve yalnızca birkaç taze seb­ze yemek önerilir.

Eğer bu diyet bir hafta içinde etkisini göstermez­se, ya hâlâ alerjiniz olan birşey yemeye devam edi­yorsunuz demektir ya da sorununuz yiyecek alerjisi değildir. Ama alerjiniz iyileşirse, diyetinize sırayla ye­ni yiyecekler ekleyin ve reaksiyonları gözleyebilmek için arada birkaç gün bırakın. Yiyeceklerdeki katkı maddelerine alerjileri ölçmek için, önce bu yiyeceği taze ve katkı maddesiz olarak yiyin. Bu bir tepkiye yol açmazsa aynı yiyeceğin konservesini deneyin. Yiye­ceklerdeki kimyasal maddeleri alergen olanların ara­sında en olağanları tartrazin ve amarant gibi boya maddeleri ile kükürt dioksit ve benzoatlar gibi koru­yucu maddelerdir. Ama bazı hallerde kişiler, konser­ve tenekelerinin iç yüzeyinde kullanılan fenol reçine­ye alerjik olabilirler.

Teşhisi hızlandırmak için uzmanlar, bekleme sü­resini azaltan birkaç test geliştirmişlerdir. Bunların en basiti "nabız testidir". Yemekten önce nabız alı­nır (ortalama dakikada 70 atar), yemekten sonra her 10 dakikada bir nabız tekrar alınır. Eğer ani bir hız­lanma görülürse (bazı hallerde yavaşlama), bu sizin o yiyeceğe alerjik olduğunuzu gösterebilir. Nabızdaki değişiklikler iki saatlik bir süre içinde oluşabilirler-se de genellikle daha kısa bir zamanda ortaya çıka­caktır.

Nabız testinin yanısıra "dilaltı" (sublingual) testi de kullanılır. Bir damla yiyecek veya kimyasal eriyik, dilin altına yerleştirilerek hızla vücuda yayılması sağ­lanır. Dilaltı testi şaşırtıcı olabilir: Test yapıldıktan birkaç dakika sonra hastanın nabzı çok yükselebilir ve­ya —ruhsal bunalımı varsa— hasta titremeye ve ağ­lamaya başlayabilir. Testi iyi bilen bir uzman dilin al­tına bu maddeden sulandırılmış bir damla koyarak be­lirtileri hafifletir.
Bazı Amerikalı uzmanlar, derinin altına yiyecek öz­lerinin zerk edildiği "intradermal testi" uygularlar. Bu testin yararlılığı tartışma konusuysa da onu kullanan uzmanların elinde yararlı olduğuna ilişkin inandırıcı kanıtlar vardır. Dilaltı testinde olduğu gibi reaksiyon­ları durdurmak için, söz konusu öz, sulandırılarak verilir.

Dilaltı testlerini uygulayan alerji uzmanları, has­talarına yemeklerden önce alacakları ve kendilerini yiyeceklerde bulunabilecek alergenlere karşı koruya­cak damlalar verirler. Alerjik reaksiyonu önlemenin en güvenilir yolu, alerjiye neden olan yiyecekten ka­çınmaktır. Ama sık sık evden uzakta ve lokantalarda yemek yemek zorunluluğunda olan kişiler için, aler-gensiz bir diyet, —özellikle bu kişiler buğday ve yu­murta gibi çok kullanılan bir besin maddesine aler­jik iseler— gerçekleşmesi olanaksız bir idealdir.

Amerika'daki bazı hastanelerde, teşhisi zor yiye­cek ve kimyasal madde alerjilerini saptamak için özel 'çevre üniteleri' kurulmuştur. Bu üniteler, hava kirlen­mesinin az olduğu yerlerde olup, özenli bir klima sis­temi ile çoğumuz için olağan sayılan ve fark etmediği­miz kimyasal maddeler tarafından havanın kirletilme­si önlenir. Örneğin, gazete ve dergilere, havaya çok ufak kağıt parçacıkları ve mürekkep yayabilecekleri için, izin verilmemektedir. Isıtmada kömür veya gaz kullanılmaz. Çünkü bazı kişiler, kömür tozuna duyar­lıdır. Boyanan odalar, duvarlardan boya kokusu gel­memesi için aylarca boş bırakılırlar. Yiyecekler, sıkıca denetlenen ve ürünlerini organik olarak, hiçbir kim­yasal gübre veya sprey kullanmadan yetiştiren çift­liklerden sağlanır. Alerji uzmanı hastanın evini de zi­yaret ederek, burada bulunabilecek kimyasal aiergenleri saptar.

İlaçlara Karşı Alerji Hastalığı

İlaçlara Karşı Alerji, İlaç Alerji Hastalığı ve Tedavisi

Aşağı yukarı her maddeye alerjik olunabilir; ilaç­lar da bu kapsama girer. Neyse ki alerjik şikâyetler için önerilen ilaçlar, genellikle alerjilerine neden ol­mazlar ama bazen böyle durumlarda görülebilir. Ge­nellikle büyük sorunları antihistaminler yaratır. Özel­likle uzun süreyle deriye doğrudan uygulandıkların­da, bazen alerjiye neden olan şey, ilacın kendisi de­ğil de tabletlerde kullanılan boya maddeleridir. Yay­gın olarak kullanılan tartrazin adlı sarı boya ile ama-rant adlı kırmızı boyanın buna neden olduğundan kuşkulanılmaktadır. Bu boyalar, yiyecek üreticileri tarafından çok beğenilmekte ve yüzlerce işlenmiş yiye­cekte kullanılmaktadırlar. Örneğin portakallı meşru­batlara tartrazin ile renk verildiğinden, astımlıların bunlardan uzak durmaları gerekir. Ne yazık ki, boya maddelerinin alerjilere neden olduğu bilinmeden ön­ce, alerji ilacı üreticileri bu boyaları ilaçlarında da kullandılar. Bu yüzden şu anda bile piyasada boya mad­desi içeren birkaç alerji ilacı bulunmaktadır. Tartra­zin ve amarant'a reaksiyon çok olağan olmasa da eğer alerjiniz için sarı veya kırmızı bir hap alıyorsa­nız ve alerjiniz iyileşeceğine kötüleşiyorsa, bu duru­ma doktorunuzun dikkatini çekmeden çekinmeyin. Bu boyaları içeren yaklaşık 300 kadar başka ilaç vardır.


Yiyeceklere ve ilaçlara konan koruyucu madde­ler de alerjilere neden olabilirler; bunlara duyarlı ki­şilerde hırıltı ve şişmelere yol açabilirler. Söz konu­su koruyucu maddeler sodyum benzoat, hidroksibenzoat ve kükürt dioksittir. Boyalar gibi, kullanımları yaygın ve kanunidir. Örneğin İngiltere'de üreticiler hangi boya veya koruyucu maddeyi kullandıklarını be­lirtmek zorunda değillerdir; ambalajdaki etiket genel­likle yalnızca 'izinli boya maddesi' veya 'izinli koru­yucu madde' yazısını içerdiği için alerjik kişinin dik­katli olması gerekir.

Tartrazine alerjik olan kişiler, aralarında kimyasal bir benzerlik olmadığı halde aspirine de alerjiktirler. Tek ortak yönleri, ikisinin de kömürden çıkarılmala­rıdır! Aspirin alerjisi oldukça yaygındır ve yaklaşık 100 kişiden birini etkiler. Belirtileri deride kızarmalar, hı­rıltılar, şişme veya rinittir. Aspirinin bilimsel adı asetilsalisilik asittir; her ne kadar bileşiğin asetil kısmının alerji yarattığı sanılmaktaysa da, bazı kişiler salisilik aside de alerjiktirler. Salisilatlar, çiklet, diş macu­nu, pastiller, güneş yağları, meşrubat, reçel ve mar­melatlarda sık sık kullanılır ve ayrıca birçok meyve ve fıstıkta örneğin badem, elma, hıyar, portakal, erik ve domateste doğal olarak bulunurlar.

Penisilin ilaç alerjilerinin en çok tanınan kaynaklarındandır. Penisiline alerjik olan kişilerin kaza ha­linde ilk yardımda doktor tarafından görülebilecek bir bilezik veya kart gibi bir uyarı taşımaları önerilir.Aslında her ilaç, alergen olabilecek nitelikte ol­duğu halde, en çok sorun yaratanlar, aspirin, indomethacin, penisilin, sulfanomit, tetraksilin gibi ilti­haba karşı kullanılan ilaçlar, tokal anestezi ilaçları, barbitüratlar, fenotiazin yatıştırıcıları, aşılar, vitamin preparatları ve doğum kontrol haplarıdır. Bu, alerjisi olanların, bu ilaçlardan kesinlikle uzak durmalarını gerektirmez, çünkü bu ilaçlara alerjik olan kişi sayı­sı çok azdır. Alerjinin her zaman bilincinde olun ama bütün vaktinizi ağzınıza koyacağınız birşeyin sizde astım veya alerjiye neden olacağını düşünerek ge­çirmeyin.