Bunama Belirtileri ve Alzheimer

Bunama Belirtileri ve Alzheimer

Zihinsel işlevlerde bozulma


Belirgin unutkanlık, sık tekrarlar, olayların silinmesi, karıştırma veya uydurma
Kelime bulma güçlüğü, konuşurken takılma, anlama güçlüğü
Dikkat ve konsantrasyonda bozulma
Yer ve zaman yöneliminde bozulma, kaybolma
Görsel algılamada bozulma
Planlayabilme, öngörebilme ve iç görüde bozulma

Davranışsal Belirtiler

Kişilik değişiklikleri, içe kapanma, ilgi azalması, sessizleşme veya çabuk sinirlenme
Yanlış yorumlama veya inanışlar (hezeyan)
Olmayan şeyleri görme veya duyma (halüsinasyon)
Sözel veya fiziksel hırçınlık, saldırganlık (agresyon)
Yerinde duramama (ajitasyon)
Uyku bozuklukları (dalamama, sık veya vakitsiz uyanma)
Takıntı veya tutturmalar, inatlaşma
Toplum içinde uygunsuz davranışlar

Günlük Yaşam İşlevlerinde Bozulma

İş yaşamında güçlükler
Sosyal yaşamda zorluklar ve geri çekilme
Para kavramı ve para hesaplarında, banka ve fatura takiplerinde güçlük
Temizlik, ev düzeni ve vücut bakımını ihmal
Giysi seçiminde güçlük, yazlık-kışlık, pis-temiz karıştırması
Yemek yapmada güçlük
Zamanla giyinme, yıkanabilme, yemek yeme gibi temel işlevlerde bozulma

Kafatası ile beynin arasında nasıl oluyor da kan biriki­yor?

Sıkılıkla düşmeler, çarpmalar sonucu. Örneğin hasta düşer, kafasını bir yere çarpar, bu esnada kafatası ile beyin arasındaki ince damarlardan bir tanesi kopar ve hafif kan sızdırmaya başlar. Sızan kan miktarı az olduğu için baş­langıçta sorun yaratmaz. Ama bu sızıntı giderek artınca, kafatası ile beyin arasında kan toplanmaya başlar. Bu biri­ken kan-pıhtı kitlesi kafatasını itemediği için beyni itmeye başlar, beyin baskı altında kalınca da çalışması bozulur. Bir başka örnek ise "normal basınçlı hidrosefali" dediği­miz durum. Hepimizin beyninin içinde normalde olan boşluklar var ve içleri "beyin omurilik sıvısı" dediğimiz özel bir sıvıyla dolu. Bu sıvı sürekli yapılıp tekrar emilen, devirdaimi olan bir sıvı. Eğer geri emilmesinde bir engel varsa -ki bazen yaşlı insanlarda yaşla gelen değişiklikler­den dolayı ya da travmalardan dolayı, bu emilme işlemi kesintiye uğramaya başlıyor- emilemeyen beyin omurilik sıvısı geriye doğru birikiyor, beyin içindeki boşlukları ge­nişletiyor, beyne basmaya başlıyor.

Semptomatik bunamaların üçüncü grubu ise beyne destek sağlayan sistemlerle ilgili. Beynin normal çalışabil­mesi için yeteri kadar kana ihtiyacı var. Kanın bileşiminin, içeriğinin de doğru olması lazım. Kalp iyi çalışmazsa kanı iyi pompalayamaz. Kanın içinde atık madde oranı veya örneğin şeker oranı yüksekse beynin çalışması bozulur. Beynin iyi çalışabilmesi için hormon seviyeleri de önemli. En öncelikli olanlardan birisi de "tiroit hormonları" düze­yi. Bu düzeyin çok düşük veya çok yüksek olması, beyin için iyi değil. Beynin düzgün çalışması için gerekli belli vi­taminler de var; B vitaminleri, özellikle B-12 vitamini, "folik asit" gibi. Yaşlı insanlarda eksik beslenme ya da daha sık olarak mide-bağırsaktan emilim güçlüğü olması dolayısıyla bu oranlar düşebiliyor, örneğin B-12 vitamin düzeyinin aşırı düşmesi bunamaya yol açıyor.

100 bunama vakasının 70'inden Alzheimer sorumlu

Yani tekrar vurgularsak bunamaya çok sayıda hastalık sebep olabiliyor?
Evet aynen öyle. Ancak bunamaların en sık sebebi, bi­rinci gruptaki hastalıklar. Alzheimer, tüm bunama vakala­rının yaklaşık üçte ikisinden sorumlu. Eğer yüz tane buna­ma hastası ile karşılaşırsanız, bunların altmış beş ila yet­miş tanesinin altında Alzheimer hastalığı yatıyor.

Geri kalanı?

Geri kalanı biraz önce saydığım kategorilere dahil. Bir kısmı birinci gruptaki diğer hastalıklar, Alzheimer hastalı­ğına benzeyen, onun akrabası olan hastalıklar. Ama beyin­de farklı yerleri tutuyorlar. Alzheimer, ilk olarak bellek bölgelerini tuttuğu için ilk belirtisi de hafıza bozukluğu, unutkanlık. Buna karşılık yine hücre kaybıyla, hücre deje­nerasyonu ile giden başka hastalıklar var ki bunlar beynin diğer bölgelerini etkiliyorlar. Mesela Alzheimer hastalığın­dan sonra en sık gördüğümüz bir başka dejeneratif hasta­lık "Pick hastalığı." Bu hastalık, bellek bölgelerini değil de kişinin kendisinin, güdülerinin kontrolünü sağlayan ve dil işlevlerini sağlayan bölgeleri tutuyor. Onun için bu tip bu­naması olan hastalarda da ilk ortaya çıkan belirti, kişilik değişiklikleri oluyor. Mesela çok kontrollü olan bir insan inanılmaz derecede kontrolsüz davranmaya başlayabili­yor. Sokakta rahatlıkla bir kadına sarkıntılık edebiliyor, tuvaletini ortalığa yapabiliyor. Dil bölgesini etkilediğinde belleği iyi olmasına rağmen konuşamıyor, kelime bulmak­ta zorlanıyor, konuşurken takılıyor.

Bir başkası "yaygın Lewy cisimcikli hastalık' diye ad­landırdığımız bir hastalık. Bu da özellikle dikkati, konsan­trasyonu ve uyanıklığı etkiliyor, aynı zamanda hareketler­de de yavaşlama yapıyor. Bunların tümü, beyin hücreleri­nin kaybıyla giden hastalıklar grubunda bulunuyor. Bu hastalıkları birbirinden ayıran özelikler beyinde etkiledik­leri bölgelerin farklı olması. Böyle olunca da farklı belirti­ler ile ortaya çıkıyorlar.

Bunama ve Alzheimer Hastaligi

Bunama ve Alzheimer, Bunama Hastalığı

Bu bölümde beynin yaşlanmayla ilgili hastalıklarından bunamadan, Alzheimer hastalığından bahsedeceğiz. Bu hastalıklara bir genel giriş yapalım mı? Yukarıda da bahsettiğim gibi beynin stratejik görevi vücudun iç ve dış ortamını algılamak, bu verileri analiz et­mek, deneyimler ve ihtiyaçlar bağlamında da bir cevap ha­zırlamak. Bütün bu stratejik görev çerçevesinde beynin iki temel işlevi var: Birincisi düşünce ve duyguların sağlanma­sı, ikincisi ise hareketin sağlanması. Alzheimer hastalığı düşünce ve algılamamızı etkileyen en sık görülen nörodejeneratif hastalık. Buna karşılık Parkinson hastalığı ise ha­reketi etkileyen en sık görülen nörodejeneratif hastalık.

Bunama tek bir hastalık değil

Bunama ve Alzheimer sıklıkla karıştırılıyor veya birbi­rinin yerine kullanılıyor sanırım. Oysa ikisi farklı durum­ları anlatıyor değil mi?

Doğru, ikisi aynı şeyi ifade etmiyor. Bunama tek bir hastalık değil, klinik bir tablonun adı, bir başka deyimle bir durum saptaması. Tanımı ise şöyle: Bir insanda zihin­sel işlev alanlarından en az ikisinin bozulması, bu bozul­manın o zihinsel alanların daha önceki düzeylerine kıyasla anlamlı bir kötüleşme ifade etmesi ve bu bozulmanın gün­lük yaşamı etkileyecek kadar ağır düzeyde olması. Bu üç şart bir araya geldiğinde biz o kişide bir bunama tablosu­nun olduğuna karar veriyoruz. Bunama değişik hastalıkla­rın sebep olduğu bir tablo, bir bulgular topluluğu...

Zihinsel işlevler derken neyi kastediyorsunuz?

Dikkat ve konsantrasyon; bu bir zihinsel işlev alanı. Bellek, ikinci bir zihinsel alan. Dil işlevleri (konuşma, an­lama, yazma, okuma) bir başkası. Görsel-mekansal algıla­ma.

Sonuncusu da bizim "yürütücü işlevler" dediğimiz iç görü, öngörü, analiz ve planlama yeteneğini kapsayan zi­hinsel alan. Bunama tanısını koyabilmek için bu alanların en az ikisinin bozulmuş olması gerekiyor: Örneğin bellek bozukluğu (unutkanlık) artı dil işlevlerinde bozulma (keli­me bulmakta zorluk, cümle kurmakta zorlanma). Bu bo­zulmaların da günlük yaşamı etkiliyor olması lazım. Me­sela belleği bozulduğu için artık, kişi işlerini takip edemi­yor, randevularını, gitmesi gereken yerleri, yapması gere­ken şeyleri unutuyor. Dil işlevi bozulduğu için kendini ifa­de etmekte zorlanıyor, konuşurken takılıyor ve bu da gün­lük yaşantısına yansıyor. Kişinin geçmişine baktığınızda bu işlevlerinin şu âna kıyasla daha iyi bir düzeyde olduğu­nu anlıyorsunuz. İşte bu durum söz konusuysa biz, "Bu hastada bir bunama tablosu var" diyoruz.

Bunama bazen halk arasında neredeyse hakaret anla­mında kullanılıyor veya yaşlanmanın sonucunda doğal ol­duğu kabul ediliyor. Ne dersiniz?

Evet bunama Türkçede olumsuz, biraz aşağılayıcı bağ­lamda da kullanılan bir kelime. Bunun sanırım tarihsel bir yönü var. İnsanlar, bunamanın getirdiği sonuçları fark edince, delilikle eşdeğer tutuyorlar.

Önemli bir başka konu zihinsel işlevlerin kısıtlı geliş­miş olmasıyla sonradan kaybının ayrımı. Örneğin oligofreni ya da Türkçe deyimiyle "zeka geriliği"nin bunama ile ilgisi yok. Çünkü o durumda beyin zaten başlangıçtan iti­baren normal işlevini kazanamamış. Biz bunlara "gelişim­sel bozukluklar" diyoruz. Bunama teriminin kullanılabil­mesi için, belli bir seviyeye gelmiş beyin işlevlerinin, o sevi­yeden düşüş göstermesi lazım, geldiği düzey çok yüksek ya da düşük olmuş olabilir, bu önemli değil.

Sanırım, durup dururken de hiç kimse bıınamıyor, al­tında hep bir sebep yatıyor...

Her zaman öyle. Demans'ın, yani bunamanın altında çok değişik hastalıklar yatabilir. En sık rastladığımız se­bep Alzheimer hastalığı. "Bu hastanın bunaması mı, demans'ı mı, yoksa Alzheimer hastalığı mı var" sorusuyla çok sık karşılaşıyoruz. Bunu şöyle açıklamak mümkün: Bunama ve demans birebir aynı şeyi ifade ediyorlar ve bir "üst kavramı" temsil ediyorlar. Alzheimer hastalığı ise, o tabloya, o duruma en sık sebep olan hastalık. Ba­zen daha iyi anlaşılsın diye şu örneği veriyorum: Baş ağ­rısı bir belirti, bir üst kavram, migren ise, baş ağrısının en sık sebebi, ancak nadiren, baş ağrısının altında bir beyin tümörü de yatabilir. Bunama da aynen böyle. Bu­namanın altında en sık yatan sebep Alzheimer hastalığı, ama bunun yanında 70-80'e yakın başka sebep daha var. Mesela beyin tümörleri, subdural hematom yani ka­fatası ile beyin arasında kan birikmesi, beynin içindeki normalde bulunan boşlukların fazlaca genişleyip şişmesi ve beyin dokusuna basınç yapması, beynin normal çalış­ması için gerekli kan miktarı ve kalitesinin sağlanama­ması gibi.

Bunamanın altında yatan hastalıkları genelde iki ana grupta ele alıyoruz. Birincisi doğrudan doğruya beyin hüc­relerinin seçici bir şekilde kaybıyla oluşan primer progressif demanslar (birincil ilerleyici bunamalar).

İkinci grupta neler var?

İkinci gruba "semptomatik bunamalar" diyoruz. Bura­da bunamaya aslında beyin hücrelerinin kaybı değil, altta yatan başka bir hastalık yol açıyor. Bunları da ben üç gru­ba topluyorum. Birincisi, beyin dokusunu tahrip eden se­bepler. Örneğin, beyin damarları tıkanıyor, beyin dokusu tahrip oluyor. Oysa beynin çalışması için yeterli sayıda hücreye ihtiyacı var. Beyin dokusunun önemli bir kısmı tahrip olursa doğal olarak beyin sağlıklı çalışamıyor. Ya da enfeksiyonlarda; menenjit, AİDS, frengide olduğu gibi dışarında gelen yabancı ajanlar, mikroplar beyin dokusu­nu işgal ediyor, beyin dokusu ölüyor.

İkinci grup sebepleri, kafatası içinde yer kaplayan kitle­ler olarak özetlemek mümkün. Tümörler veya subdural hematom gibi. Bu tür bunamaları anlamak için önce bey­nin anatomik yapısını düşünün: Beyin kafatasının yani sert, katı bir mahfazanın içinde yer alan bir organ. Eğer o mahfazanın içinde beyni itip kakmaya başlayan başka bir oluşum varsa beyin baskı altında kalıyor. Mesela tümör, oraya ait olmayan bir doku. Büyüdükçe beyne bası yap­maya başlıyor. Zihinsel işlevlerle ilgili bir bölgede ise bu tümör, kişinin zihinsel işlevleri bozulmaya ve bunama tab­losu ortaya çıkmaya başlıyor. Buna bir başka örnek yuka­rıda bahsettiğimiz subdural hematom, yani kafatası ile be­yin arasında kan birikmesi ki bu durum yaşlılıkta göreceli olarak sık ortaya çıkıyor.

Yaslilarda Beyin Hastaliklari Alzheimer

Yaşlılıkta Sık Görülen Beyin Hastalıkları

Peki, beynin yaşlanması, sinir sisteminin diğer kısımla­rının yaşlanmasıyla beraber mi seyrediyor?

Çevre sinirlerde de yaşlanma ile ortaya çıkan bazı ka­yıplar söz konusu. Bundan dolayı çok temel anlamdaki al­gılamalarda, örneğin dokunduğunu hissedebilme ya da mekansal algılarda birtakım sorunlar ortaya çıkabiliyor.

Hocam, beynin yaşlanması birçok hastalığa davetiye çıkartmak anlamına mı geliyor?
Öyle. Aslında yaşlanmayla gelen beyin hastalıklarını te­mel olarak iki grupta görmek gerekir: Beynin doğrudan hastalandığı durumlar ile dolaylı olarak hastalandığı du­rumlar. Bu iki temel grubu daha ayrıntılı bir başka bakış açısıyla beş grup olarak incelemek de mümkün.

İlk ana grubu, "nörodejeneratif hastalıklar" veya, "si­nir sisteminin dejeneratif hastalıkları" ya da Türkçesiyle, "sinir sisteminin seçici hücre kaybı sonucu oluşan hasta­lıkları" diye isimlendirdiğimiz hastalıklar oluşturuyor. ("Seçici hücre kaybı"yla kastedilen şey, beynin tümünde değil, sadece belirli bölgelerinde hücre kaybı olması.)

Bunların çoğu beynin yaşlanması ile ilgili hastalıklardır ve dolayısıyla ileri yaşlarda çok daha sık ortaya çıkıyorlar. Bu grubun en klasik hastalıkları, Alzheimer hastalığı ve Parkinson hastalığı. Alzheimer hastalığı, ön planda bey­nin zihinsel işlevlerini etkilerken Parkinson hastalığı ön planda beynin diğer ana işlevini, hareketi etkiliyor. Her ikisi de beyinde seçici hücre kaybıyla ortaya çıkan, yani beyin dokusunun doğrudan etkilendiği dejeneratif hastalıklar.

İkinci grup, yani beynin dolaylı olarak hastalandığı du­rumlar ise, yaşlanmayla birlikte diğer organlar ve yapılar­da da yıpranma söz konusu olduğu için yaşlılıkta daha sık ortaya çıkan hastalıkların beyne yansımaları. En klasik ör­neği, inmeler. Bunlar ya beyin damarlarının tıkanması ya da kanama sonucu ortaya çıkan durumlar. Doğrudan doğruya beynin ana dokusunun hastalığı değiller ve beyin yaşlanması ile doğrudan bir ilgileri de yok. Ancak insanlar yaşlandıkça, damarları da yaşlandığı ve damar hastalıkla­rının ortaya çıkma riski yükseldiği için yaş ilerledikçe be­yin damar hastalıklarının ortaya çıkma riski de yükseliyor. Bu doğrudan doğruya beynin organ olarak kendisinin ya da hücrelerinin yaşlanmasından doğan bir sonuç değil.

Yaşlanma burada değişmeyen ölçüt mü?

Kısmen. Ancak birinci grup doğrudan doğruya beynin yaşlanması ile ortaya çıkan, beyin dokusunun doğrudan tutulumu veya beyin hücre kaybı ile giden hastalıklarken ikinci grup vücudun diğer sistemlerinin yaşlanması nede­niyle ortaya çıkan hastalıklar. Örneğin, yaşlanma nedeniy­le tıkanmaya veya yırtılmaya daha eğilimli olması sonucu ortaya çıkan beyin damar hastalıkları.

Peki, üçüncü grup?

Bunlar, beyne genel destek sağlayan sistemlerin yaşla etkilenmesi sonucu ortaya çıkan hastalıklar. Beynin diğer organlar kadar, hatta onlardan daha fazla kan dolaşımına, oksijene ve şekere ihtiyacı var. En çok oksijen kullanan, en çok şeker kullanan, en fazla kan akımı olan organ, beyin­dir. Oksijeni sağlayan sistem, akciğerler; kan akımını sağ­layan sistem, kalp; şekeri sağlayan sistem ise iyi beslenme ve metabolizma. Eğer beyne destek sağlayan bu sistemler­de, çok fazla şeker ya da çok az şeker, az oksijen, yetersiz kan dolaşımı ya da kötü kalitede kan gibi sorunlar olursa, o zaman beynin işlev bozukluğu ortaya çıkabiliyor. Ne gi­bi belirtiler görülebilir? Örneğin, hastanın ciddi kalp yet­mezliği veya kalp ritim bozukluğu var, beyne yeterince kan ulaşmıyor. Hasta sersemlikten, baş dönmesinden ya­kınıyor. Ya da akciğerleri iyi çalışmıyor, halk arasındaki deyimi ile astım bronşiti var. Bu hastalık, beyne ulaşan ok­sijen miktarında azalma yapıyor. Hasta buna bağlı olarak da sersemlik, baş dönmesi hissediyor. Bu tip hastalıklar ise ileri yaşlarda daha sık görülüyor.

Dördüncü grupta duyu organlarının giderek işlev kay­bına bağlı olan şikayetler söz konusu. Örneğin, "Gözlerim çok iyi görmüyor. Herhalde onun için çabuk algılayamıyo­rum...

Kulaklarım çok iyi duymuyor onun için duyduğu­mu hemen anlayamıyorum, tekrar tekrar soruyorum. As­lında duyduğum zaman anlıyorum ama vakit geçiyor" gi­bisinden yakınmalar. Bunun yanında kas-iskelet sisteminin yaşlanması sonucu ortaya çıkan sorunlar var, örneğin ek­lemlerin kireçlenmesi veya iltihabı (artrit), kemik erimesi, omurganın dejenerasyonu. Bunun sonucunda insanlar da­ha kolay düşerler yaşlılıkta, yürüme bozuklukları daha sık­tır. Aslında doğrudan beyin yaşlanması ile ilgili olmadan yaşla gelen tüm değişikliklerin üst üste bindiği, birbirine eklendiği durum çıkar ortaya. Beşinci bir grup olarak ise yaşlılığın psikososyal boyutunu ve psikiyatrik hastalıkları­nı söylemek mümkün. Yaşla beraber ailenin giderek dağılması, eşin kaybı, bunun sonucunda sosyal izolasyon ve bu­nun da sonucunda depresyon. Emeklilik, iş ve işlev kaybı, beklentisizlik, bunun sonucunda oluşan psikolojik yıkım ve depresyon. Özellikle depresyon yaşlılıkta sık görülen, sık­lıkla da fark edilmeyen ciddi bir problem. Depresyon duy­gulanımı etkilediği gibi zihinsel işlevleri de bozan, yavaşla­tan bir hastalık. Bize, "Ben bunuyor muyum" diye gelen yaşlı insanların önemli bir kısmında depresyon saptıyoruz.

Depresyon özellikle yaşlılıkta olduğunda bunama ile çok sık karışıyor öyleyse hocam?

Kesinlikle. Hatta depresyona bağlı ciddi unutkanlık, konsantrasyon bozukluğu gösteren hastalara eskiden "ya­lancı bunama" da denilirdi. Zira ağır depresyonlar bir bu­nama tablosu oluşturabiliyorlar. Bu yüzden şimdi "yalan­cıyı da kaldırdık ve "depresyona bağlı bunama tablosu" diyoruz. Çünkü geri dönebilen bir bunama şekli bu. Dep­resyonu tedavi ettiğimizde belirtiler de düzeliyor.

Birazdan beynin yaşlanmasıyla doğrudan ilgili hasta­lıkları konuşacağız. Ancak inmeler de çok önemli, inme nedir?

İnme beyin damarlarından birinin tıkanması veya pat­layarak kanamaya yol açması sonucu ortaya çıkan, ani­den gelişen, özellikle vücudun bir yarısında ortaya çıkan felç, konuşma bozukluğu, ağızda-yüzde kayma, duyu veya bilinç bozukluğu gibi belirtilerle ortaya çıkan bir tablo.

İnme ile felç aynı şey mi?

Vücudun tümünde ya da bir kısmında hareket kabiliye­tinin kaybına felç deniliyor halk dilinde. Felçler değişik hastalıklardan kaynaklanabilir, örneğin çocuk felci de bir felç şekli. İnme ise doğrudan doğruya beyin damar hastalığı (tıp dilinde "serebrovasküler hastalık," tıkanma veya kanama) sonucu oluşan felç. Yani felç genel bir deyim, beyin-damar hastalıklarında ortaya çıkan felce daha özgün bir isim verilmek istenirse "inmeye bağlı felç" denebilir. Diğer taraftan inme sonucu her zaman felç olması da şart değil, inme duyu kaybı da yaratabilir, baş dönmesi veya çift görme de yaratabilir. Hangi beyin damarının, nerede tıkandığı önemli ortaya çıkan belirti için. İnmeler sık olarak yarım felç şeklinde kendini gösterir. Çünkü sıklıkla beyin yarıkürelerinin bir tanesini besleyen bir damar tıkanır ve beyinin o yarısının sorumlu olduğu gövde bölgesinde de felç ortaya çıkar. Kural olarak tıkanan damar ne kadar büyükse ve kalpten çıktıktan sonra beyne doğru giderken ne kadar aşağıda bir bölgede tıkandıysa o kadar yaygın ve ağır belirtiler ortaya çıkar, örneğin şah damarlarından biri tıkandığı zaman bir taraf yüz dahil tamamen felç olur. Damar daha yukarılarda, ne kadar uçta tıkanırsa, seyri boyunca sağa-sola dallar verdiğinden yaptığı hasar o kadar az, ortaya çıkan belirtiler de o kadar sınırlı ve hafif olur.

En sık görülen beyin hastalığı: inme

İnmeyi toplumsal bir sorun olarak algılamak doğru olur mu?

İnme, beyin hastalıkları içerisinde görülme sıklığı açısından birinci sırada. Bu yüzden tabii ki en anlamlıların dan bir tanesi. Diğer taraftan inmenin yarattığı iş kaybı işlev kaybı ve ölüm oranını da düşündüğünüzde inmesini sisteminin en önemli hastalıklarından bir tanesi. Bir yan­dan da damar hastalıkları sıklaştıkça ve damar hastalıkla­rının ortaya çıkma yaşı düştükçe, inmelerin genç insanlar­da görülme oranı da artıyor. Artık 30'lu yaşlarında inme geçiren çok sayıda genç insan görüyoruz; bu, sorunun bo­yutunu daha da büyütüyor.

O zaman giderek yaşlılık dönemi hastalığı olmaktan çıkıyor mu? İnme ile yaşlılık arasında direkt bir ilişki kur­mak doğru mu?

Yukarıda bahsettiğim gibi damar yaşlanması yaşla art­tığı için inme de yaşla daha sık ortaya çıkıyor. Yaşlandık­ça, yüksek tansiyon, diyabet gibi inmeye zemin hazırlayan diğer hastalıkların görülme sıklığı da artıyor. Yaşlanan in­san, giderek daha az hareket ediyor. Bütün bunlardan do­layı inme riski de yaşla beraber artıyor. Fakat buradan in­menin sadece yaşa özgü bir hastalık olduğu sonucunu çı­kartmak yanlış olur, inme gençlerde de görülebiliyor. Hat­ta çocuklarda bile inmeye rastlıyoruz. Bazı doğumsal da­mar veya kan hastalıkları çocuk yaşta inmeye sebep olabi­liyor.

İnmeler konusunda bilmemiz gereken en önemli şey ne olmalı?

Temel olarak vermemiz gereken mesaj inmenin bir acil durum oluşturduğu, inmenin yani beyin krizinin belirtile­rini tanımanın ve hastayı hiç vakit kaybetmeden tam te­şekküllü bir sağlık merkezine ulaştırmanın önemi.