Aselluler Bogmaca Asisi

Asellüler boğmaca aşısı

Çeşitli Bordetella pertussis suşlarından hazırlanan bugünkü boğmaca aşısı, adsorbe bir aşıdır ve genellikle difteri, tetanoz ve inaktive ya da oral poliomiyelit aşısıyla birlikte kullanılır.
Aşının immünojenitesi, sıçanlarda yapılan intraserebral yükleme testiyle ya da fare vücut ağırlığı artma testiyle ölçülür.

Geleneksel tam hücre aşılarında LPF ve lipopolisakkarid (LPS) endotoksini mevcuttur. LPS, basil sayısının sınırlandırılması yoluyla minimale indirilmiştir. Gerekli antijenite düzeyiyle kabul edilebilir toksisite derecesi arasındaki fark az olmakla birlikte aşılama sonrası komplikasyon veya yan etki oranı, nispeten yüksektir.

Tam hücre içeren boğmaca aşısının etkili olduğu ve immünizasyonun geniş çapta uygulandığı ülkelerde, hastalığın kontrol altına alınmasını sağladığı, kabul edilmektedir.
Bordetella pertussis immünokimyasının daha iyi öğrenilmesi, immünojen yapıdaki birçok antijenin bilinmesini sağlamış ve bu sayede, yapıtaşlarının kullanıldığı, asüllüler olarak adlandırılan aşı geliştirilebilmiştir.

Son yıllarda B pertussis'in birçok antijenik bileşeni izole edilmiştir:

- LPF (lenfosit promosyon faktörü) veya histamin sensitizan faktör ya da pertussis toksini (PT).
- FHA (Filamentöz hemaglütinin); immünojen özellikteki bu yüzey antijeni, organizmanın epitel hücrelerine tutunmasında rol oynar.
- Adenilat siklaz; fagositoz sırasında aktiftir ve organizmanın, dost olmayan bir ortamda yaşamasına olanak verir.
- Isıya dayanıksız dermonekrotik toksin (HLT); öldürücü bir toksindir.
- Lipopolisakkarit endotoksin veya LPS; hastalık patogenezindeki ve immün mekanizmasındaki rolü bilinmemektedir.

Boğmaca sırasındaki ateş, bu endotoksin ile açıklanmıştır.

Trakead sitotoksin veya TCT; polipeptid bir toksindir.
Trakeadaki titrek tüylü hücrelerle epitel hücrelerine zarar verdiği, hamsterlerde deneysel olarak gösterilmiştir.

1978-1987 arasında yapılan çalışmalar, asellüler boğmaca aşısının etkili olduğunu belirtmek gerekir. Nitekim bunlar; boğmacanın klinik teşhisi, bakteriyolojik doğrulanma kriterleri ve aşılanan/aşılanmayan gruplardaki yaş dağılımı açısından farklı özelliklere sahiptir.

Bu çalışmaların bulguları analiz edildiğinde, asellüler boğmaca aşısındaki etkinlik oranının % 88 olduğu ortaya çıkmaktadır; oysa geleneksel boğmaca aşısında bu oran, % 76'dır.


Değişebilen miktarlarda LPF ve FHA içeren ve içerisinde aglutinojen bulunan ya da bulunmayan boğmaca aşısı, Japonya'da 1981 yılından beri kullanılmaktadır. O zamandan bu yana en az 2 yaşında olan çocuklarda yaklaşık 20 milyon doz, üç enjeksiyon şeklinde ve difteri-tetanoz aşısıyla birlikte uygulanmış; bir yıl sonra da bir rapel yapılmıştır.

Genetik Muhendisligi Calismalari

Genetik Mühendisliği Çalışmaları ve Uygulamaları

Genetik mühendisliği ve Aşılar


Peptidlerin moleküler biyolojisi ve kimyasıyla ilgili olarak yakınlarda kaydedilen gelişmeler, yeni ufuklar açmış ve aşı üretimiyle ilgili yeni bir yaklaşımı gündeme getirmiştir.


Genler, çeşitli büyüklükteki DNA parçalarıdır; DNA, karakteristik segmenter alt-ünitelerin (nükleotidler) 4 komponentini birleştiren sıralanmalarla çift-sarmal şeklini almıştır. Nükleotidler adenin (A), timin (T), sitozin (C) ve guanin (G) olmak üzere 4 baz içerir; bu bazlar, genetik bilgiyi kodlarlar.

Bu bazlardan DNA molekülündeki düzeni, çoğu zaman bir protein olan gen ürününün yapılması için gerekli bilgiyi kodlar.

Gen teknolojisindeki deneyler, genom içerisinde bulunan ve klonlanacak olan DNA fragmanının izolasyonuyla başlar. Klonlama işlemi restriksiyon enzimlerinin (kromozomal DNA "endonükleazları") kullanıldığı enzimatik parçalanma ile başlar; daha sonra DNA parçaları, "ligaz" adı verilen diğer enzimlerle birleştirilerek, çoğalması için uygun bir vektöre ve çoğu zaman bir bakteri plasmidine yerleştirilecek hibrid ("melez") DNA molekülleri meydana getirir. Klonlama sayesinde çok miktarda viral DNA elde edilebilir

Değişiklik geçiren bakteri daha sonra aynı yöntemle üretilebilir ve böylece istenilen genden bol miktarda elde edilebilir.

Başlangıçtaki moleküler klonlama işlemiyle daha sonraki bazı manipülasyonlar; Bacillus subtilis, maya mantarları (Saccharomyces cerevisiae) ve çeşitli hayvan hücre kültürleri gibi ortamlarda gerçekleştirilerek gen ekspresyonu ve gen ürünün ekstraksiyonu sağlanır. Bu bakteriler, sanayideki mayalama sistemlerinde sonsuza kadar kullanılabilecek birer kültür ortamı olarak hizmet görür. Bu yöntem, geleneksel kimyasal sentezle veya ekstraksiyonla imal edilmesi zor olan moleküllerde özellikle değer taşır.

Seçilen antibiyotikler, vaccinia virüsü veya BCG gibi bir vektör kullanılarak bağışıklarma uygulanacak konağın organizması içerisinde doğrudan üretilir.
Farklı antijenler taşıyan şimerik "vaccinia" virüsleri meydana getirilerek laboratuvar hayvanlarında test edilmiştir ve nötralizan antikor yapımında kullanılmaktadır.
Bugünkü durumuyla genetik teknoloji, tıpta 4 uygulama alanına sahiptir:

-Tedavi amaçlı proteinlerin üretilmesi,
- Herediter hastalıkların teşhisi ve gösterilmesi,
- Virüs, bakteri veya parazit aşılarının yapılması; (bu aşılar öncelikle, bugün karşılarında çaresiz olduğumuz parazit hastalıkları gibi sağlık sorunlarına yönelik olarak hazırlanır.)
- Temel araştırmalar; (genom) yapısının ve kanserojenez mekanizmasının daha iyi anlaşılması için.)

Aşıların genetik mühendisliği aracılığıyla imal edilmesi, son derece saf aşıların elde edilmesi gibi bir üstünlüğe sahiptir. Bu aşıların fiyatı, geleneksel yoldan hazırlananlardan daha ucuzdur ve bunlar ayrıca, çok daha çabuk üretilebilir.

Hepatit B, poliomiyeiit, kuduz, sıtma ve bazı veteriner hastalıklarının aşıları günümüzde, genetik rekombinasyon kullanılarak üretilmeye çalışılmaktadır. Bunların büyük bölümü, henüz hayvan deneyleri veya insanlardaki ön-çalışmalar düzeyindedir. Maya mantarı (Saccharomyces cerevisiae)7579 veya memeli (Çin hamsteri över hücreleri: CHO) hücrelerinde genetik rekombinasyon yoluyla imal edilen hepatit B aşıları, bugün bile mevcuttur. CHO hücreleri, hücre kültür supernatantından saflaştırılma yoluyla elde edilmiştir ve hepatit B virüsünün S ve pre-S2 gen ürünlerini içeren partiküllerden meydana gelmiştir. Bol miktardaki PreS2 antijeni, nötralizan antikorların plazma aşılarına kıyasla daha çabuk meydana gelmesini sağlar ve anti-HBs cevabını güçlendirir.

Herpes Nedir Herpes Virusu ve Asisi

Herpes Nedir, Herpes Tedavisi ve Aşı

Herpes Virüsü grubu hastalıklarına karşı aşılanma

Herpes virüs grubunda 5 virüs vardır:

1. Herpes simplex tip I (HSV 1) ve tip II 5HSV 2)
2. Varicella-zoster virüsü
3. Sitomegalovirüs
4. Epstein-Barr virüsü (enfeksiyöz mononükleoz ve Burkitt lenfoması etkeni)
5. B virüsü; primatlarda ensefalit yapar ve insana nadiren geçer.

Bu virüsler morfolojik bakımdan birbirinden farksızdır ve yaklaşık çapı 180 nanometre olan konsantrik elementlerden, DNA'dan yapılı merkezi bir çekirdekten, 162 kapsomerin meydana getirdiği bir nükleokapsid'den ve temelde lipoid olan ve virüsün immünolojik spesifitesine katkıda bulunan bir zarftan meydana gelirler.

Anti-herpes aşılar

Bundan yarım yüzyıl önce ilk defa tarif edildiği günden bu yana, herpes enfeksiyonunun kontrol altına alınması yolunda pek az ilerleme kaydedilebilmiştir.

Primer herpes enfeksiyonu, vakaların çok büyük bölümünde tamamen latent olarak seyreder ama son derece karakteristik semptomlara ve daha çok gingivostomatite yol açabilir. Özellikle bağışıklık sorunları olanlarda ya da çiçek aşısının uygulanması sırasında keratokonjunktivit, meningoensefalit veya sistemik hastalıklar gibi ağır komplikasyonlar gelişebilir.

Primer enfeksiyonu, virüsün özel hedef hücrelerde latent olarak varlığını devam ettirirken belirli etkilerle yeniden aktivasyonu sonucu tekrarlayan herpes belirtileri izleyebilir.
Herpes virüsünün 2 antijenik tipi vardır:

1. Herpes simplex virüs tip I (HSV I); gingivostomatit ve herpetik keratit yapar.
2. Herpes virüs tip II (HSV 2); cinsel ilişkiyle bulaşır, tekrarlayan genital herpes nedenidir. Hemen bütün ağız-dışı ve genital organ-dıpı herpetik durumlardan da yine HSV 2 sorumludur.

Herpes aşısı

Bugün için elimizde anti-herpes aşısı mevcut değildir.

Veterinerlikte kullanılan canlı aşılar, virüsün onkojen potansiyeli nedeniyle insanlara uygulanamaz. Bu nedenle de insanlarda kullanılmak üzere bir aşı hazırlanacaksa bu, herhangi bir olası onkojen veya genetik materyal içermeyen, seçkin suşlardan yapılmalıdır.
İnaktive bir aşı ilk olarak URBAN ve SCHAEFFER.41 ve diğerleri tarafından 1930'da geliştirilmiştir. Hem hayvanlarda, hem insanlarda denenmesine rağmen bu aşı, antijenisitesinin yetersizliği ve immünizasyon sağlamak bakımından sık sık başarısız sonuç vermesi nedeniyle terkedilmiştir.

O zamandan beri araştırmalar, zayıflatılmış, canlı bir aşının geliştirilmesini hedef almıştır ama böyle bir aşının kullanımına geçilmeden önce, çözüm bekleyen birçok sorun vardır. Başlıca sorun, hiç onkojen içermeyen-yani DNA taşımayan aşılar imal etmektir. Aşıların saflaştırılmasıyla ilgili olarak yakınlarda kaydedilen gelişmelerden yararlanan CAPPEL ve arkadaşları22, DNA içermeyen bir herpes virüs geliştirmişler ve bunun hayvanlarda etkili olduğunu görmüşlerdir. Ancak bu aşılar acaba primer herpes enfeksiyonunu ve bunun tekrarlamalarını, herpeste her zaman için en büyük tehlike sayılan herhangi bir onkojen etki yaratmaksızın önleyebilecek midir?