Gastrin Nedir Gastrin Yuksekligi

Gastrin Nedir, Gastrin Hücreleri Hakkında Bilgiler

Gastrin çeşitli moleküler oluşumlar şeklinde dolaşımda ve dokularda mevcuttur. Hem mide pilor mukozasında hem de gastrinoma tümör dokusunda 17 amino asidlik peptid (G17) olan heptadekapeptiddir. Memeli dokularında bu peptid ya sülfatlanmış (Gastrin II) ya da sülfatlanmamış (Gastrin I) şekilde olabilir. Gastrinin sülfatlanmış şekli heptadekapeptidin (G17) 11. amino asidinin tirozil kısmının esterleşmesiyle gerçekleşir. Pilorda gastrinin % 90-95'i G17'dir

Gastrin, midenin pilor bölgesinde yaygın olmak üzere mukozada tek tek dağılmış gastrin (G) hücrelerinin sitoplazmasında salgı granüllerinde bulunur. Gastrin hücreleri çoğunlukla pilorik bezlerin orta veya dip kısımlarına yerleşmişlerdir. Gastrin hücreleri mikrovillusları ile apikal bez lürhenine sıklıkla ulaşırlar yani açık tip hücrelerdir. Gastrin hücrelerinin elektron mikroskopda salgı granülleri yuvarlak, l80-300nm çaplı, granül içeriği değişen elektron yoğunlukta olup, belirgin bir membranfa çevrilidirler. Gastrin hücrelerinin farklı elektron yoğunlukta granüller içerdikleri bildirilmektedir. Bunlar yoğun, açık ve boş granüller şeklinde tanımlanmaktadır. Gastrin hücrelerinden gastrinin salınma şekli olarak tubular füzyon, ekzokrin salınım ileri sürülmektedir. Gastrin hücreleri tarafından yapılan gastrinin büyük bir kısmı kana verilir, bir kısmı da mide lümenine salgılanır. Sistemik dolaşımla parietal hücreye gelen gastrin HCI salgılanmasını artırır.

Gastrin Düzeyi ve Gastrin Testi

Gastrin salınmasında esas fizyolojik uyarı olarak beslenme düşünülür. Protein sindirim ürünleri olan amino asidler ve peptidler ile uyarıcı etki oluşur. Dolaşıma gastrinin salınması; antral şişme, vâgal veya kolinerjik uyarı ve p adrenerjik uyarı ile olur. Gastrin salgısını inhibe eden en önemli etken mide asiditesidir, pH 1'e düşünce gastrin yapımı %100 inhibe olur. Ayrıca duodenumda yağların mevcudiyeti gastrini inhibe eden hormonların salgılanmasına neden olur.Somatostatin hormonunun da gastrin salınmasının inhibisyonunda rolü olduğu bildirilmektedir. Somatostatin ile gastrin salınmasının inhibisyonunda lokal olarak salınmış somatostatinin parakrin etkisinin aracılık ettiği düşünülmektedir. Genellikle somatostatin içeren hücreler gastrin hücreleri ile yakın ilişkide olup sıklıkla somatostatin hücrelerinden gastrin hücrelere uzanan sitoplazmik uzantılar gösterilmiştir. Somatostatinin parietal hücreler üzerine direkt etki ederek, mide asid sekresyonunu inhibe ettiği ve pilordan gastrin salınmasını baskıladığı belirtilmektedir

Gastirn Yüksekliği

Gastrinin esas fonksiyonu parietal hücrelerden HCI sekresyonunu uyarmasıdır. Besinler iyice karışıp, kimus halinde pilor bölgesine dolunca bunların baskısı ve içlerindeki maddelerin uyarıcı etkisiyle pilor bölgesindeki gastrin hücrelerinden gastrin hormonu salgılanır. Gastrin hormonu kana karışır ve kan yoluyla midenin salgı bezlerine ulaşarak mide enzimlerinin bol miktarda salgılanmasını sağlar. Gastrin mide, ince bağırsak, kolon ve pankreas için trafik bir maddedir. Gastrinin diğer biyolojik etkileri; mide, pankreas, karaciğer, duodenumda su ve elektrolit sekresyonunun uyarılması, mide, inde bağırsak ve pankreasda kan akımının uyarılması, keza insülin ve kalsitonin salınmasının da uyarılmasıdır. Alt özofajial sfinkter, mide, ince bağırsak, kolon ve safra kesesinde düz kas kontraksiyonunu uyarır. İnce bağırsakda glukoz, elektrolit ve su absorbsiyonu gastrin tarafından inhibe edildiği gibi pilorik sfinkterin düz kasının kasılması da gastrin ile inhibe edilir

Karbonhidrat Antijeni

Karbonhidrat Antijeni 15-3 (CA 15-3)

CA 15-3, molekül ağırlığı 300-450 kd kadar olan polimorfık bir epitel müsindir. Heterojen göğüs kanserine bağlı müsinler, tekrarlayan polipeptid yapılı bir çekirdek dizisi ile dışta bulunan karbonhidrat kabuğundan oluşmaktadır

CA 15-3, biri insan süt yağ globüllerinden, diğeri insan metastatik meme kanseri hücre dizisi kaynaklı iki antikor (DF3 ve 11 5DB) ile tanınır. Primer meme kanserinde hastaların % 20'sinde yüksek iken metastatik meme kanserinde bu oran % 61-84'e kadar çıkmaktadır. Özellikle kemik metastazlarında yükselmektedir. Üst sınır düzeyi < 25 IU/L (Ünite/Litre) alındığında duyarlılığı % 31 ve seçiciliği % 86'dır. Benign meme hastalıktan ve inflamatuar karaciğer hastalıklannda da seviyesi yükselebilir. Gebelik ve laktasyon kan seviyesini etkilemez. Tarama veya tanı amacıyla kullanılamaz. Meme kanseri tanısı olan hastalann tedaviye yanı tının değerlendirilmesinde tekrarlann tesbitinde yararlı bir belirleyicidir. CEA meme kanserinde yalnızca tümör kitlesi büyüklüğü ile korele iken; CA 15-3 düzeyinin tümör kitlesi büyüklüğü, metastatik bölge sayısı ve yaşam süresiylede ilişkili olduğu gösterilmiştir. Meme kanserinde duyarlı bir tümör belirleyicidir. Gastrointestinal, genitoüriner kanserler, prostat kanseri, bronkojenik tümörler ve hepatosellüler karsinomda da kan seviyeleri yükselir

Onkofetal Antijen Alfa Fteo Protein

Onkofetal Antijenler

Onkofetal antijenler fetal yaşam sırasında üretilen proteinlerdir. Bu proteinler fetus serumunda yüksek miktarlarda bulunurlar. Doğumdan sonra düşük seviyelere iner ve kaybolurlar. Kanser hastalarında bu proteinler tekrar ortaya çıkar ve bazı kanserlerin tanısında tümör belirleyici olarak kullanılırlar

ALFA FETO PROTEİN (AFP)

AFP klinik kulanıma erken girmiş olan ve bugünde sıklıkla kullanılan bir tümör belirleyicidir. Fetal yolk-sac, karaciğer ve bağırsakta sentezlenen, gebeliğin 12-15. haftaları arasında en yüksek seviyesine ulaşan, 16. haftadan sonra seviyesi giderek düşen, sağlıklı kişilerde hayatın 1. yılından sonra serumda belirlenemeyen, 70 kilodalton (kd) ağırlığında bir glukoproteindir. Yan ömrü 4,5 gündür. Yolk-sac kökenli AFP, konkavalin-A'ya bağlanırken, karaciğer kökenli olan bağlanmaz

AFP'nin yapımı, gebeliğin 12-15. haftaları arasında başlar; doğumdan 6-12 ay sonra erişkinlerde normalde bulunan 20 ng/ml düzeyine düşer (26). Hepatosellüler karsinom (HCC), testis ve överin embriyonel hücreli tümörleri ve teratokarsinom-larında, extragonadal germ hücreli tümörlerde %75 vakada yüksektir (43). AFP'nin klinik kullanımını kısıtlayan bir faktör değişik durumlarda yüksek bulunabilmesidir. Gebelik dışında çeşitli karaciğer hastalıklarında, ataksi telenjektazi ve herediter tirozinemide de serum AFP düzeyleri yüksek bulunur. Bu nedenle hastaların izlenmesi ve değerlendirilmesinde AFP düzeyleri tüm klinik ve laboratuvar sonuçları ile paralel olarak yorumlanır

AFP, bazı karsinomaların klinik takibinde tümör belirleyici olarak kullanılan onkofetal bir antijendir. Eksperimental ve klinik çalışmalarda hepatosellüler karsinomalı hastaların serumunda yüksek bulunmuş, daha sonraki araştırmacılar serum AFP düzeylerinin ovarian, testiküler ve presakral teratokarsinomalı hastalarda da artmış olduğunu göstermişlerdir.

Cerrahi işlem sonrası AFP tayinleri özellikle çok büyük bir değere sahiptir. Cerahi operasyon sonrası konsantrasyonunun normal düzeye düşmemesi durumunda bir tümör kalıntısının varlığından şüphe edilir. Ancak düzeydeki değişikliklerin doğru şekilde yorumlanması ve değerlendirilmesi önemlidir. Kematorapi esnasında AFP düzeyi azalır. Tümör kitlesi belirgin durumdayken kemoterapi nedeniyle AFP'nin normal düzeye indiği gözönünde bulundurulmalıdır. Bu durumlarda planlanan tedavinin tamamlanması tavsiye edilir

CEA'NIN ÖZELLİKLERİ

CEA, molekülün protein kısımlarındaki yaygın antijenik determinantlarla hücre yüzey glikoproteinlerinin büyük bir ailesini kapsar. Protein kısmı 30 amino asitten ibaret tek bir polipeptit zincirinden meydana gelmiştir. Molekülün % 45 - % 57'si karbonhidratlardan oluşmuştur. CEA ailesi içinde 35 farklı glikoprotein (hatta daha fazlası) belirlenmiştir. CEA'daki proteinin karbonhidrata oranı farklı tümörler arasında 5 katı kadar fazla olabilir. CEA 160-300 kd arasında bir moleküler kitleye sahiptir
CEA hem endodermal dokularda (barsak mukozası, akciğer, pankreas) hem de endodermal olmayan dokularda mevcuttur. 12 haftalık gebelikten sonra fetusun sindirim sisteminde bulunmuştur ve embriyonik karaciğer ve pankreasta mevcuttur

Müsin ve diğer polisakkaritlerin bir komponenti olan CEA normal mukozal hücre zarında ve kolonik karsinoma hücrelerinin stoplazmasında bulunmaktadır. Dolaşımdaki CEA'nın konsantrasyonu, CEA üreten hücrelerin sayısına, sentez oranına ve karaciğerin hepatik dışarı atılımına bağlıdır. CEA, bunu üreten bir tümörün alınmasından 3 hafta sonra kaybolur. Normalde mide ve bağırsak epitelinin mikrovillar membranlan içerisinde sentezlenmektedir. CEA ve ilişkili antijenler, normal kolon mukozasında 50-70 mg/gün kadar üretilir. CEA'nın serum yanlanma ömrü, hastanın karaciğer fonksiyonları ile ilgili olarak 1-7 gün kadardır

CEA'nın normal serum değerleri, piyasada bulunan değişik kitlere göre farklı olmakla birlikte genellikle 2,5 ng/ml "nin altı normal, 5 ng/ml'nin üstü yüksek kabul edilir

CEA'NIN KLİNİK KULLANIMI

CEA düzeylerinin kolorektal, pankreas ve karaciğer kanserinin tanısında kullanımı sınırlıdır. Örneğin, kolorektal kanserli hastaların yaklaşık %35'inde CEA düzeyleri yükselmemiştir. Bundan başka anormal olarak artmış CEA değerleri akciğer amfizemi, akut ülseratif kolitler, alkolik karaciğer sirozları, hepatitler, safra kesesi iltihabı, bazı benign göğüs tümörleri, rektal polipli hastalarda gözlemlenmiştir
CEA düzeyleri ve onun yükselme derecesinin kanser lezyonunun patolojik safhası ile yakın ilişkili olduğu gösterilmiştir. Örneğin, Wonebo ve arkadaşları, Dukes stage A kolon kanserli hastalann yalnızca % 27,5'inde CEA düzeylerinin yükseldiğini, stage D grubu hastalann ise % 83,8'inde bir yükselme olduğunu belirlemişlerdir (54). CEA yüksek olan kolorektal kanserli hastalann tümörleri çıkarıldıktan sonra CEA düzeylerinin genellikle normale döndüğü seri ölçümlerle belirlenmiş, ancak çok az sayıda hastada (% 6) CEA'da artış olmaksızın hastalığın yeniden meydana geldiği tesbit edilmiştir (55). Vakalarm % 75inde ise diğer klinik belirtilerden önce CEA yükselmesi görülmüştür

Ulusal Kanser Enstitüsü Paneli CEA'nın tek başına kanser teşhisi için yeterli olmadığını, ancak seri CEA ölçümlerinin kolorektal kanser için cerrahi müdahaleye maruz kalan hastalann ameliyat sonrası izlenmesinde en iyi araç olduğunu ileri sürmektedir. Kolon kanserine ilaveten, CEA'nın göğüs kanseri, bronş karsinoması, pankreatik karsinoma, gastrik karsinoma, mesane kanseri, prostat kanseri, yumurtalık kanseri, nöroblastom ve tiroid karsinomu için de yararlı bir tümör markın olduğu bildirilmiştir