İdyopatik Nedir, İdyopatik (İBK) Tanımı
Pediatrik
endokrinolojide İBK tanımı hakkında
farklı düşünce ve tartışmalar bulunmaktadır. Bunun nedeni birçok çalışma
yapılmış olmasına rağmen deneysel ve gözlemsel bilgilerin eksikliğidir
2008 yılında yapılan İBK konsensüs toplantısında
(Cohen ve ark., 2008) İBK tanımı şu şekilde kabul edilmiştir: ‘İBK bilinen
sistemik, endokrin, nutrisyonel ve kromozomal bir hastalık olmadan boyun aynı
yaş, cinsiyet ve popülasyon grubu için verilen boy ortalamasının -2 SSD’nin
altında olmasıdır’. İdiopatik boy kısalığı tanımının kullanılabilmesi için
anamnez, fizik muayene, laboratuvar tetkikleri ve görüntüleme yöntemleri ile BK
nedeninin saptanamamış olması gerekir (Ranke, 1996). Hastaların BH eksikliği ve
direnci, düşük doğum ağırlığı, kötü kalori alımı ve psikiyatrik problemlerinin
olmaması gereklidir (Rosenfeld, 2005). İskelet displazileri ve Turner sendromu
gibi dismorfik fenotiplere sahip çocuklar İBK tanımı dışında tutulmalıdırlar.
İBK tanımı dışında tutulması gereken diğer bir grup çölyak hastalığı,
inflamatuvar barsak hastalığı, juvenil kronik artrit, hipotiroidizm ve
Cushing’s sendromu gibi açık olarak tanımlanmış hastalıklardır (Cohen ve ark.,
2008). İBK tanısı diğer tanımlanabilir durumların dışlanmasına bağlı bir
tanımdır, İBK’ya özgü bir pozitif bulguya dayanmaz Tüm BK olgularının %60-80’inin İBK olgusu olduğu tahmin
edilmektedir. (Lindsay ve ark., 1994). BK erkeklerde daha rahatsız edici bir
durumdur. Olguların kliniklere başvurmaları sosyoekonomik durumları ile
ilişkilidir (Cohen ve ark., 2008).
Geçtiğimiz birkaç yılda BK’nın birçok
nedeni keşfedilmiştir ve tüm genom ilişkilendirme çalışmaları (TGİÇ) sonucunda
normal popülasyonda boyda varyasyona neden olan birçok gen bulunmuştur. Ayrıca
büyümenin zamanlamasının yani matürasyonun genetik olarak belirlendiği fikri
benimsenmiştir. İBK’nın aşağıda verilen 3 gen grubundan biri ya da daha
fazlasının varyasyonlarına bağlı olarak geliştiği bildirilmektedir
Uykunun Epilepsiye Etkisi
Uyku bozuklukları epilepsi hastalarında
sık görülen bir durumdur. Bu durum hastanın günlük işlevlerini azaltan, gün içindeki
nöbet aktivitesini arttıran bir durumdur. Hızlı göz hareketlerinin olmadığı
derin uykunun interiktal epileptik aktiviteyi artırdığı belirlenmiştir
Uykunun, epilepsi üzerine olan etkileri
çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Adachi ve ark. (71) temporal lob
epilepsili hastalarda uyanıklık ve uykuda EEG kaydı yapmışlar; olguların
%51,8'inde uyanıklıkta, %78,3'unde uykuda lateralize edici bulgu
gözlemişlerdir.
Uykunun epilepsi üzerine etkisi
epilepsi tiplerine göre farklılık göstermektedir (62,72). Uyku sırasında
görülen nöbetlerin çoğu non-REM Evre II' de gözlenirken REM evresinde nöbet
gözlenmemektedir (73-76). Herman ve ark. (77) 133 epilepsili hastada yaptıkları
bir çalışmada; nöbetlerin %43,1'inin uyku sırasında meydana geldiği ve tüm uyku
nöbetlerinin non-REM uykusunda başladığı, REM uykusunda nöbet görülmediğini
belirtmişlerdir.
Uyku ile jeneralize tonik-klonik nöbet
gelişimi arasındaki ilişki çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Primer
jeneralize tonik-klonik nöbeti olan hastalarda nöbetler genellikle uykuya
daldıktan kısa bir süre sonra ya da sabaha karşı görülür. Absans ya da
miyoklonik nöbetlerin eşlik ettiği jeneralize tonik-klonik nöbetler çoğunlukla
uyanırken ortaya çıkarlar. Nöbetler sıklıkla non-REM uykusunda gelişirler
Semptomatik ve idiyopatik parsiyel
epilepsilerde interiktal EEG deşarjlarının non-REM uykusu ile harekete geçtiği
belirtilmiştir (68). Uykuda görülen parsiyel nöbetler epileptik fokus yerine ve
epilepsi sendromunun tipine bağımlıdır. Frontal lob nöbetler, temporal lob
nöbetlere göre non-REM evrede daha sık görülürken, temporal lob nöbetlerde
sekonder jeneralize tipe daha çok non-REM uykuda geçer
Uyku yoksunluğunun mekanizması tam
olarak açıklanamasa da nöbet veya interiktal deşarjları ortaya çıkardığı bir
gerçektir. İnteriktal deşarjlar postdeprivasyon uykusunda %30-50,
postdeprivasyon uyanıklılığında %15-30 sıklığında artabilmektedir (79). Rutin
EEG'leri normal olan kompleks parsiyel, sekonder jeneralize olan basit veya
kompleks parsiyel ve primer jeneralize tonik-klonik nöbetli olarak
sınıflandırılan hastaları içeren bir çalışmada, 24 saatlik uyku deprivasyonunu
takiben uyanıklık ve hemen arkasından yapılan poligrafık uyku EEG'si kayıtları
sonucunda; primer jeneralize tonik-klonik nöbetli hastalarda 24 saatlik uyku
deprivasyonundan sonraki uyanıklık EEG'lerinde, kompleks parsiyel, sekonder
jeneralize olan basit veya kompleks parsiyel nöbetli hastaların 24 saatlik uyku
deprivasyonundan sonraki uyku EEG'lerinde daha fazla patoloji olduğunu
belirtmişlerdir
Sirkadian ritmin de nöbetlere katkısı
olabilir. Örneğin primer jeneralize epilepsilerden Juvenil Myoklonik Epilepsi,
absans nöbetleri, uyanma ile ilişkili epileptik nöbetler, lokalize ilişkili
epileptik sendromlardan santrotemporal dikenli selim çocukluk çağı epilepsisi,
benin çocukluk çağı oksipital nöbetleri, temporal lop epilepsisi, frontal lop
epilepsisi uyku uyanıklık döngüsü ile yakından ilişkiliyken, yaygın semptomatik
epilepsiler (West sendromu, Lennox-Gastaut sendromu, Progresif Myoklonik Epilepsiler
vs) ilişkili değildir
Görüldüğü gibi nöbetlerin önemli bir
kısmı uykululuk halinde ve non–REM evrede ortaya çıkmaktadır. Ancak epilepsi ve
uyku arasındaki iliŞki tam olarak açıklanabilmiŞ değildir. Non–REM evrede
talamokortikal bağlantılar interiktal epileptiform deŞarjları oluŞmasını
tetiklediği, desenkronizasyonun ortaya çıktığı ve gama-aminobütürikasit
inhibitör mekanizmaların yetersizliği sonucunda nöbetler oluŞtuğu düŞünülmektedir.
REM uykusu ise talamokortikal senkronizasyon mekanizmalarının inhibisyonu ile
karakterizedir. EEG paterninde desenkronizasyon ve epileptiform deŞarjların
inhibisyonu görülür. Bu yüzden nöbetlerin çoğu bu evrede gözlenmez.
Epileptik Nöbet ve Epilepsinin Uykuya Etkisi
Epileptik hastaların en sık
yakındıkları durumlar; geçirilen nöbetler nedeni ile uyku devamlılığının
bozulması ve bunun bir sonucu olarak da ertesi gün dinlenememiş olarak kalkma,
gün içi uykululuk halidir. Uyku bozuklukları epileptik olgularda oldukça sık
görülen bir yakınmadır. Bu durum, epilepsinin kendisiyle veya rastlantısal
olabileceği gibi hastaların kullanmak durumunda oldukları antiepileptiklerin
etkileriyle de ortaya çıkabilir
Epilepsinin uyku üzerine olumsuz
etkileri vardır. Epilepsili hastalarda uykuya dalma güçlüğü olur, uyku latansı
uzamıştır, REM oranı azalır, uyku etkinliği azalır (62). Uyku fazlarının
stabilitesi azalmıştır, uyku iğciklerinin yoğunluğu azalır. Uykunun yüzeyel
evreleri olan NREM I ve II oranında artış, derin fazlar olan NREM III ve IV oranında azalma
görülür (63). Hızlı göz hareketlerinin olduğu uyku evresinde nöbet sıklığının
azaldığı belirlenmiştir
Epileptik sendromun tipi, nöbet şekli,
sıklığı, nörolojik bozukluk derecesi, iktal ve interiktal biyoelektrik
patolojiler de uyku kalitesini olumsuz etkiler
Uyku bozuklukları hem parsiyel hem de
primer jeneralize tüm nöbetlerde ortaya çıkmaktadır. Basit parsiyel ve kompleks
parsiyel nöbetler gece boyunca tekrar ederse uykuyu bozabilirler. Kabus görme,
gece terörü, uykuda yürüme, yorgun uyanma şeklinde yakınmalar da görülebilir.
Nöbet olmayan akşamlarda REM uykusunun süresi normalken, primer ya da sekonder
jeneralize nöbetlerin olduğu akşamlarda REM uykusunun süresi kısadır.
Tachibana ve ark. (67) nöbetleri olan
iki hastanın polisomnografik kayıtlamasını yaparak aynı hastaların nöbetlerinin
kontrol altına alındıktan sonra yapılan kayıtlamalarını karşılaştırmış ve
hastaların uyku kalitelerinin ve REM uykusunun arttığını göstermiştir.
Bazil ve ark. (62) temporal lob
epilepsili hastaların nöbet sonrası uykularının polisomnografik kayıtlamasını
yapmışlardır. Gündüz oluşan nöbetten sonra REM uykusunda azalma gözlenmiştir.
Ancak uyku etkinliğinde ve diğer uyku evrelerinde değişiklik gözlenmemiştir.
Gece oluşan nöbetlerden sonra REM uykusunda azalma, evre I'de uzama ve uyku
etkinliğinde azalma saptanmıştır.
Crespel ve ark. (68) nöbetlerin kontrol
altında olduğu temporal lob epilepsili 12 hastanın ve frontal lob epilepsili 10
hastanın uyku kayıtlamasını yapmıştır. Her iki grubun karşılaştırmasında uyku
evrelerinin oranları açısından bir fark gözlenmemiştir. Temporal lob epilepsi
olan grupta uyku sonrası uyanıklık sıklığının daha fazla olduğu gözlenmiştir.
Sonuç olarak nokturnal nöbetleri olan
epilepsili hastalarda polisomnografide sıklıkla artmış uyku bölünmesi,
uyanıklık ve hafif uyku yüzdelerinde artışla birlikte evre 3 ve REM uykusunda
azalma saptanır. Ek olarak, nokturnal nöbetleri olmayan epileptik hastalarda da
uykunun mikroyapısında değişiklikler olur ve uyku instabil hale gelir
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)