Çiçek Hastalığı Nedir
Çiçek pek eski zamanlardan beri dünya üstünde geniş salgınlar yaparak insanların gözünü korkutmuş olan bulaşıcı hastalıklardan birisidir.
Aşının icadından ve korunma tedbirlerinin anlaşılmasından sonra salgınlar durmuş, hastalığın ortaya çıkması çok nâdir bir hale gelmiştir.
Çiçek Hastalığı Nedenleri
Uzun asırlar sebebi bilinemeyen bu hastalığın bugün özel bir virüs tarafından husule getirildiği anlaşılmış bulunmaktadır.
Çiçek mikroplarının etrafa yayılmasına ve sağlamların hastalığa bulaşmasına sebep olan amillerin en önemlisi Çiçek aşısı, insanları çiçek hastalarındaki çiçek çıbanları gibi tehlikeli bir hastalıklarından cerahat, kabuk ve döküntüden koruyan en şifalı bir aşıdır tüleridir.
Çiçek virüsü oldukça dayanıklıdır. Soğukta uzun müddet canlılığını muhafaza eder.
Anasının kanımda olan çocuktan, eğer yaşayabilirse, yüz elli yaşındaki ihtiyara kadar her yaştaki insanlar, bağışıklıkları yoksa çiçeğe tutulabilirler. Kimseyi affetmeyen bir hastalıktır.
Bağışıklık ancak hastalığı geçirmekle veya çiçek aşısı ile aşılanmak suretiyle hâsıl olur.
Bulaşma kaynağı çiçek hastalığına tutulmuş hastalardır. Hastaların ağız ve boğazlarında bulunan çiçek yaralarındaki mikroplar, öksürük ve aksırıklar sırasında fırlayan tükürük damlacıkları ile etrafa saçıldıkları gibi, deri üstündeki çıbanların cerahat ve döküntüleri de bulaşmaya sebep olurlar.
Çiçek virüsü dayanıklı olduğu için hastanın çamaşırları, yatak ve yemek takımları, ev eşyası, meskenler, hasta taşıyan taşıtlar, temizlenmedikleri takdirde, bulaşmada rol oynayabilirler.
Çiçek bulaşmasında kara sineklerin de büyük önemi vardır. Bu pis mahlûklar her tarafta dolaşırlar. Çiçekli hastaların vücutlarına konarak oralardan aldıkları çiçek virüsünü uzak mesafelere kadar taşıyıp başkalarına da kolaylıkla bulaştırabilirler.
Birbiriyle münasebeti yokmuş gibi görünen ve birbirinden uzak mesafelerde ortaya çıkan çiçek vakalarında karasineklerin büyük rolü mevcuttur.
Çiçek virüsü sağlam insanın derisi veya burun, boğaz muhat gışaları üzerindeki ufak sıyrık ve yaralardan içeriye girmek suretiyle hastalığı hâsıl eder. Virüsü havi tozların teneffüsü hastalığı kolaylıkla bulaştırır.
Çiçek Hastalığı Belirtileri
Virüs vücuda girdikten (10 - 12) gün sonra hastalık belirtileri ortaya çıkmağa başlarlar.
Başlangıç devrinde hastalık birdenbire bir üşüme, titreme ve ateş yükselmesiyle kendisini belli eder. Hasta, vücudunda kırıklıklar ve ağrılar duyar. Bilhassa kalça ve bel ağrıları dikkati çekecek derecede fazladır. Bulantı ve kusmalar olur. Hastanın dili paslanır, genel durumu fenalaşır. Gün geçtikçe hastalık ağırlaşır.
İkinci güne doğru dirseklerde, kasıklarda, koltuk altlarında kızıl lekeleri gibi genişçe, kırmızı lekeler ortaya çıkar. Üçüncü günde, hastanın yüzünden başlamak üzere, kızamık lekelerine benzeyen ufak, kırmızı kabarcıklar peyda olur. Bunlar, az zamanda, kollara ve bacaklara doğru yayılırlar. Bu devrede hastanın bu halini görüp dikkat edilirse çiçek döküntüleri, kızamığın ve su çiçeğinin tersine olarak, daha ziyade kollara, bacaklara yayılıp sıklaşmaya mütemayildirler. O sırada ateş biraz düşmüş, hastanın durumu hafiflemiş gibi görünür. Fakat zaman geçtikçe döküntüler daha bârizleşir. Üzerleri kabararak içlerinde su toplamağa başlar. Birkaç gün sonra döküntülerin içindeki kirli sarımtırak su, koyulaşarak cerahat haline gelir. Bunların her biri içi irin dolu bir çıban olur. işte çiçek çıbanı budur.
Biraz düşmüş olan ateş o sırada yeniden yükselir. Her tarafa yayılan ve gittikçe sıklaşan çıbanların tesiriyle hastanın yüzü şişer, gözleri kapanır. Çiçek çıbanları yalnız deride değil, başın saçlı kısmında, ağız, burun içinde de çıkarlar. Göz içinde çıkarlarsa gözü harap ederler. Bu çıbanlar, hastaya şiddetli kaşıntı ve büyük bir rahatsızlık verirler.
Bu çıbanlar bazı hastalarda o kadar sıklaşır ki vücudun her tarafı, sıvama, çiçek çıbanlarıyla kaplanır. Bu çıbanların çatlamasıyla ortaya çıkan cerahatli akıntılardan fena bir koku yayılır. Hasta dalgın, ateşli, ağır ve korkunç bir manzara gösterir. Bir takım hastalar bu ağır tablo içinde, şuurlarını kaybederler, abuk sabuk söylenir, yataktan kalkmak, atılmak isterler. Büyük bir sıkıntı içinde çırpınır, dururlar.
Bazısında çıbanların içine kan sızmasından dolayı, bunlar koyu, morumtırak kırmızı bir renk alırlar. Bu hal kanın bozulmasından ileri geldiği için böyle hastaların akıbeti tehlikeye düşmüş sayılır.
Bütün vücudun zehirlenmekte olduğunu gösteren bu şekle (kara çiçek) adı verilmiştir.
Hastalığın (12 - 13) üncü günlerine doğru çıbanlar kurumaya, kabuklanmaya başlarlar. Hastanın ateşi düşer, iyilik alâmetleri baş gösterir. Bu suretle hastalık sona ermiş olur.
Çiçek çıbanları kuruyup kabuklan döküldükten sonra deri üstünde, bilhassa yüzde, bütün ömür boyunca devam edecek olan, yara izleri kalır ki buna (çiçek bozuğu) veya (çopurluk) derler. Bu hal insanların yüz güzelliğini bozan fena bir arızadır.
Çiçek hastalığı sırasında hastalığın şiddetinden dolayı kalp ve damar sisteminin felce uğraması, kanın zehirlenip bozulması en tehlikeli ihtilâtlardandır. Bundan başka gözlerde, kulaklarda husule gelerek sağırlık ve körlükle neticelenen kötü ihtilâtlar da vardır.
Çiçek Hastalığı Tedavisi
Hastayı sağlamlardan ayırarak tedavi etmek, hattâ bir hastaneye yatırmak lâzımdır. Hastanın odası havadar, temiz ve sessiz olmalıdır. Bu odaya hastaya bakanlardan başkası girmemelidir. Girenler de hastanın bakımı bittikten sonra sırtlarındaki gömleği çıkarmalı, bu gömlekle başkalarının yanına girmemeli ve bu gömleği temizlemedikçe başka yerde giymemelidirler. Bütün hastalık müddetince hastanın vücudu, ağzı burnu, yatak ve yemek takımları gayet temiz tutulmalıdır.
Gıdalar hafif, sulu ve besleyici maddeler arasından seçilmelidir. Kalbin, damarların kuvvetlenmesine yarayacak ilâçların doktor tarafından tatbiki lâzımdır. (Sulfamid) ve (Penicilin) gibi ilâçların ağızdan vermek, şırınga etmek veya merhem ve toz halinde çıbanlara sürmek suretiyle kullanılmasından büyük faydalar sağlanabilir.
Gerçi yapılan tecrübeler bu ilâçların doğrudan doğruya çiçek virüsü üzerine bir tesiri olmadığını göstermişse de çiçek çıbanlarının ortaya çıkıp dışarıdaki cerahat (mikroplarının bu çıbanlara karışmasıyla meydana gelen ve hastanın halini ağırlaştıran iltihapları önlemek ve ortadan kaldırmak için bu ilâçların büyük faydası vardır. Bazı hallerde hastanın vücuduna, çiçek çıbanlarının üstüne (Permanganat de pottasse) mahlûlü sürmek kaşıntıları, fazla cerahatlenmeyi önlediği gibi çıbanların derin izler bırakmamasına da yardım eder.
Çiçek Hastalığından Korunma Yolları
Sağlamların hastalarla temas etmemesi en başta gelen tedbirdir. Hastanın çamaşırları, yatak ve yemek takımları gayet sıkı bir dezenfeksiyona tâbi tutulmalıdır. Karasineklere karşı şiddetli bir savaş açılmalıdır. Hastaya bakanlar kendilerini gayet temiz tutmalı, hastalığı başkalarına nak-letmemeğe gayret etmelidir. Hastalar ancak (40 - 45) gün kadar tecrid ve tedavi edildikten, vücutlarında hiç bir yara ve kabuk kalmayıp tamamen iyileştikten, birkaç sıcak banyo ile güzelce temizlendikten sonra odalarını terk edebilirler. Bütün bu tedbirlerle beraber en kesin korunma çaresi (çiçek aşısı) ile aşılanmaktır. Çiçek aşısı bugün doktorluğun insan sağlığına hizmet eden en kıymetli buluşlarından birisidir. Çiçek hastalığının uzun asırlar süren salgınları ancak bu aşı sayesinde dur-durulmuştur.
Çiçek Aşısı
Bugün kullanılmakta olan çiçek aşısı danalardan alınır. Çiçek aşısı yapılan müesseselerde hastalıksız. sağlam ve genç danalar gayet temiz ve fenni ahırlarda çok dikkatle bakılıp beslenirler.
Çiçek aşısı hazırlanmak istenildiğinde, dananın sırtının yan taraflarının derisi güzelce tıraş edilir. Tıraş edilen yerler sabunlu su ile iyice temizlenir. Sonra bu tıraş edilen yerlerin derisi üstüne bir ustura ile, kan çıkarmadan, uzun çizgiler yapılır. Bu çizginin üstüne inek çiçeğinin mayası sürülür. Hayvanın sırtı gayet temiz bezlerle örtülür.
Bir müddet sonra dananın sırtında ufak ufak çiçek çıbanları hâsıl olur. Bunlar büyüyüp olgunlaştıktan sonra özel bir takım aletlerle kazınarak çıban mahsulleri toplanır. Temiz (giycerine) ile karıştırılarak buz dolaplarında üç ay kadar saklanır. Kontrolları yapılır. Bu suretle hazırlanan çiçek aşısı ufak şişelere veya ince cam borulara doldurulur, işte bugün kullandığımız çiçek aşısı budur.
Çiçek aşısında dikkat edilecek noktalar şunlardır: aşı kuvvetini ve canlılığını kaybetmemek için daima soğukta saklanmalıdır. Buzluktan çıkarılıp âdi oda derecesinde (+4 derecesinin üstünde) bırakılacak olursa çabucak bozulur. Bundan yapılan aşılar da tutmaz.
Çocukları aşılamak için mevsim yoktur. Aşı her mevsimde yapılabilir. Normal olarak çocuk (5 - 6) aylık iken aşılanır. Eğer ortalıkta çiçek hastalığı varsa ve çocuk buluşma tehlikesine düşebilecekse bu aylardan daha ufak iken de aşılanabilir.
Şayet aşılanacak çocukta ateşli bir hastalık ve yahut derisinde yaralar, çıbanlar, egzama gibi arızalar varsa bunları tedavi etmeden aşılamak doğru değildir.
Aşı çok defa koldan yapılır. Bacaktan yapılması, bazı mahzurlarından dolayı, birçok doktorlar tarafından uygun görülmemektedir.
Aşı yapılacak yerin derisini temizlemek için kuvvetli mikrop öldürücü ve deri üstünde uzun müddet kalıp aşıyı bozacak ilâçlar kullanılmaz. En iyisi aşı yapılacak yeri sıcak sabunlu su veya biraz (Ether) ile temizlemektir.
Aşı ispirto alevinde yakılmak suretiyle temizlenmiş yeni bir kalem ucu, bir iğne veya bir lanset ile yapılmalıdır. Bu gibi bir âletle deri üstünde, kan çıkarmadan, birbirine birer santim aralıkla, iki üç çizgi çizilir. Aşı tüpü kırılarak bu çizgilerin üzerine birkaç damla kadar- aşı sıvısı konur. Kalemin ucu ile hafifçe dokunularak aşı çizgilerin üstüne iyice yayılır ve bırakılır.
Aşının üzerini sargı ile bağlamaya veya orasını örtmek için ilâç kaşesi gibi şeyler koymaya lüzum yoktur. Aşının bir müddet kuruması beklenir, sonra çocuğun sırtına bol kollu temiz bir gömlek giydirilir.
Eğer aşı tutacaksa iki üç gün sonra koldaki çizgilerde hafif bir kırmızılık başlar. Dördüncü güne doğru bu kırmızılıklar daha barizleşir. Sekizinci günde kabarıklık büyür, içinde sarımtırak, bulanık bir su toplanarak bir çıban haline gelir. Bu sırada çıbanın etrafı, bazı vakalarda kolun bu kısmı geniş bir şekilde kızarmış bulunur. Bu esnada koltuk altındaki lenfa bezlerinde de şişmeler görülebilir. Çocuk o günlerde biraz ateşlenir ve huysuzluk göstermeye başlar. Bu âdeta ufak bir çiçek hastalığına tutulma demektir. Müteakip günlerde kırmızılıklar yavaş yavaş geçer. Çıban kurur, kabuklanır. Daha sonra kabuk kendi kendine düşer, yerinde bütün ömür boyunca kaybolmayacak bir aşı izi kalır.
Bazı çocuklarda ilk aşı çok dikkatli yapıldığı halde, vücutlarında analarından aldıkları bir bağışıklık mevcut olduğu için tutmaz. Bu takdirde birer aylık aralıklarla aşıyı tutunca-ya kadar tekrarlamak lâzım gelir. Çiçek aşısı insanları çiçek hastalığından kesin olarak koruyan bir aşı olduğundan birçok memleketlerde ve bizim yurdumuzda bu aşı ile aşılanmak kanunen mecburidir.
Çiçek aşısı ilk defa doğduktan sonra yukarıda belirttiğimiz gibi çocuk (5 -6) aylık iken yapılır. Aşının koruma müddeti (5-6) yıl arasındadır. Onun için çocuklar ilk okula başlarken tekrar aşılanırlar. Ondan sonra lüzumu oldukça (5 - 7) yıllık fasılalarla aşının tekrarlanması sağlık ve çiçekten korunmak için garanti teşkil eder.
Bulaşıcı Çocuk Hastalığı Kızamıkçık Nedir
Kızamıkçık Hastalığı
Kızamıkçık, çocuklarda kızamıktan daha seyrek görülen bir hastalıktır. Bazı yıllar çocuklar arasında salgın halinde seyreder.
Kızamıkçık Nedenleri
Hastalığı hâsıl eden özel bir virüs vardır. Tıpkı kızamık gibi bu da hastaların aksırık ve öksürükleriyle etrafa yayılır.
Kızamıkçık Belirtileri
Hastalık başlayınca vücutta kırıklık, halsizlik, baş ağrısı, hastalarda iştahsızlık olur. Sonra birden bire, yüzden başlamak üzere, bütün deri üstünde ufak, kırmızı lekeler çıkar. Ara sıra kaşıntı yapan bu lekeler, birkaç gün sürüp sonra solumaya ve zail olmaya yüz tutarlar. Bu günlerde hastanın biraz ateşi de yükselebilir. Hafif bir burun, boğaz nezlesi vardır.
Ateşin çok yüksek ve hastalık tablosunun ağır olmaması, vücudun birçok yerinde, bilhassa ensede, lenfa düğümlerinin şişmesi bu hastalığı kızamıktan ayırt ettiren belirtilerdir.
Hastalık, çok defa, ihtilât yapmaz. Tehlikeli de değildir.
Kızamıkçık Tedavisi, Çocuklarda Kızamıkçık
Hastalığın özel bir ilâcı yoktur. Sülfamidler ve antibiyotik ilâçlar tesirli değildir. Ateşli zamanda hastayı ayakta istirahat ettirmek, vücudunu temiz tutmak, üşütmemek, hafif fakat kuvvetli gıdalarla beslemek başlıca tedbirlerdendir.
Kızamıktan Korunma Yolları
Sağlam çocukları hastalarla temas ettirmemek en önemli bir tedbirdir.
Çok hafif ve basit gibi görünen kızamıkçık, bugün bütün dünyayı işgal eden ehemmiyetli bir dava doğurmaktadır. O da şudur: Kızamıkçık hastalığının çok küçük olan virüsü bu hastalığa tutulmuş olan gebe kadınlarda rahimdeki (son) dan (plesenta) dan geçip kadının karnındaki çocuğa nüfuz ederek çocuğun hücrelerinde ürer ve bozukluk yapar. Bilhassa gebe kadın gebeliğinin ilk aylarında bu hastalığa tutulacak olursa karnındaki çocuk henüz teşekkül halinde olduğundan kızamıkçık virüsü çocuğun organlar bakımından noksanlı ve kusurlu olarak teşekkülüne, böylece kusurlu ve sakat olarak doğmasına sebep olur. Bu bakımdan doktorlar gebeliğinin ilk aylarındaki kızamıkçık hastalığına tutulan kadınların karnındaki çocuğu çıkarmak lâzım geldiği fikrindedirler. Bu ise bugünkü kanunlara ve telâkkilere göre birçok memleketlerde yasak olduğundan mesele doktorlar ve hukukçular arasında birçok tartışmalara kapı açmaktadır. İşin en doğrusu gebe kadınları gayet iyi muhafaza ederek onları gebelikleri sırasında kızamıkçık hastalığına tutulmaktan korumaktır.
Bulaşıcı Çocuk hastalıkları Nelerdir, Çocuklarda Bulaşıcı Hastalıklar
Kızamık Hastalığı, Bebeklerde Kızamık
Kızamık en ziyade çocuklarda görülen bulaşıcı hastalıklardan birisidir. Çok eski zamanlardan beri bilinmektedir.
Kızamık Nedenleri
Eski bir hastalık olmasına rağmen mikrobu uzun zaman bulunup ortaya çıkarılamamıştır. Kızamık hastalığının mikrobu mikropların en ufak sınıfından olan bir virüstür. Son yıllarda bu virüsün tavuk yumurtasında üretilmesine muvaffakiyet hâsıl olmuştur.
Kızamık virüsü ateşli zamanlarda hastaların kanlarında, burun boğaz ve göz ifrazlarında bulunur.
Yeni doğmuş çocuklarda ilk altı ay içinde kızamık pek nadir görülür. Çünkü bu yaştaki çocukta anadan doğma bir bağışıklık vardır. Ondan sonra tutulma istidadı gittikçe ziyadeleşir.
Büyük şehirlerde hastalık, en ziyade, (3 - 10) yaşları arasındaki çocuklarda görülür.
Kızamığa bir defa tutulanlar, ekseriya, kuvvetli bir bağışıklık kazanıp bütün ömürleri boyunca bir daha tutulmazlar.
Kızamıklı hastalar söz söyler, öksürür, aksırırken ağızlarından, boğazlarından fırlayan tükürük damlacıklarını etrafa saçmak suretiyle hastalığı sağlamlara bulaştırırlar.
Kızamık Belirtileri
Mikrobu alan çocuk, ortalama olarak, (11) gün sonra hastalanır. Hastalık önceden bir burun, boğaz nezlesiyle başlar. Bu nezle çok defa ateşli bir nezledir. Oldukça şiddetlidir. Burun akar, hasta öksürür ve gözler kanlanır. Bütün vücutta kırıklık ve halsizlik vardır. Kusmalar ve burun kanamaları görülebilir.
Nezle devresi (3-4) gün kadar sürer. Bundan sonra hastanın ağzında yanakların iç tarafında ve diş etlerinde toplu iğne başı büyüklüğünde, çevreleri kıpkırmızı, beyazımtırak renkte, ufak bir takım lekeler (koplik lekeleri) ortaya çıkar. Deri üstünde belirecek olan kırmızı lekelerden pek az bir zaman önce hâsıl olan bu lekeler, ağzın içinde olmaları dolayısıyla, çok defa, farkına varılamaz. Hastalık âdi bir nezle zannedilir.
Ertesi günü, ilk defa yüzde kulakların arkasından, alından ve yanaklardan başlayan bir takım ufak kırmızı lekeler kendilerini gösterirler. Bunlar deri üstünde kabarmış ufak, tek tük, kırmızı bir takım lekelerdir. Az zamanda yüzün her tarafını kaplarlar.
Bu sırada hastanın yüzü kıpkırmızı, nezleli ve şişkindir. Gözlerdeki nezle hâli şiddetlenmiş, ateş daha ziyade yükselmiştir. Dudaklar kuru, dil paslıdır. Göğüsteki nezle ve bronşit hali de fazlalaşmıştır. Bazı hastalarda hastalığın şiddetinden dolayı bu devrede atılmalar, sayıklamalar ve sıkıntılı haller görülebilir
Bir müddet sonra kızamık lekeleri yüzden boyuna, göğüse, sırta, kollara, karma ve bacaklara yayılırlar. Kollarda ve bacaklarda çıkan lekeler daha seyrek ve dağınık bir haldedirler.
Bu döküntü devresi de (3 - 4) gün sürdükten sonra ateş ya birdenbire veya yavaş yavaş düşerek hastalık sona ermiş olur.
Lekeler, ilk çıktıkları yerlerden başlamak üzere, devamlı bir iz bırakmadan, zail. olurlar. Yerlerinde ufak, pul pul bir takım kepeklenmeler hâsıl olur.
Kızamık hastalığı bazılarında ağır, bazılarında ise pek hafif geçebilir.
Kızamık hastalığı sırasında bazı ihtilâtlar olur ki bunlar tehlike yaratırlar. Bunların en başında nefes borularında ve akciğerlerde hâsıl olan (zatürrie) ve (Bronkopnömoni) gibi ağır hastalıklar vardır. Akciğerleri örten ince zarlarda da (zatülcenp) dediğimiz iltihaplar olabilir. Bazı vakalarda kalbin iç ve dış zarlarında ve kalbin etinde tehlikeli iltihaplar baş gösterebilir. Orta kulakta cerahatli iltihaplar olduğu da vardır. Bunlardan başka kızamık hastalığının vücudu zayıf düşürerek verem hastalığına müsait bir zemin hazırladığı da kabul edilmektedir. Kızamıktan ileri gelen ölümlerin hemen pek çoğu bu ağır ihtilâtlar neticesidir.
Kızamık Tedavisi
Hasta sağlamlardan ayrılarak tedavi edilmelidir. Hastanın odası, temiz, güneşli ve odanın derecesi (18 -20) santigrat derecesinde olmalıdır. En önemli iş hastanın üşüyüp soğuk almasını önlemektir. Çünkü birçok ihtilâtlar soğuk almadan ileri gelirler.
Ateşli zamanda hastanın yemekleri, sulu, kolay sindirilecek, hafif gıda maddeleri arasından seçilmelidir.
Hastalığın özel bir ilâcı yoktur. Yeni ilâçlardan olan (sulfamid) antibiyotiklerden hiç birisinin kızamık virüsü üzerine tesiri olmadığından bunları boş yere kullanmak doğru değildir. Yalnız saydığımız ihtilâtlardan herhangi birisi ortaya çıkarsa o zaman bu ilâçların büyük faydası olur. Hastanın ağzını burnunu, gözlerini, bütün vücudunu ve yatak takımlarım gayet temiz tutmak, odasını sık sık havalandırmak pek lüzumludur.
Herhangi bir ihtilât hâsıl olursa doktorların vereceği ilâçları dikkatle kullanmak, tedbir ve tavsiyelerini dikkatle tatbik etmek icap eder.
Kızamıktan Korunma Yolları
Kızamık çıkarmamış çocukları hastalarla temas ettirmemek en başta gelen tedbirlerdir. Bilhassa beş yaşından küçük çocuklarda hastalık ağır ve ihtilâtlı bir şekilde geçeceğinden bu yaştaki çocukları hastalığa tutulmaktan dikkatle korumak gerekir. Kızamık virüsünü üreterek ondan hastalığa karşı koruyucu bir aşı hazırlanmış ise de bu aşı henüz tatbikat alanında pratik bir hale gelememiştir. Fakat kızamıktan yeni kurtulmuş nekahattaki kimsenin kan serumu alınarak hastalığa tutulmamış olanlara şırınga edilirse hastalığa tutulmaktan korumak mümkündür.
Kızamıklı hasta ile temas etmiş, zayıf vücutlu küçük çocukların bu usul ile korunması pek lüzumludur.
Eskiden kızamık geçirmiş ana ve babadan biraz kan alarak bunun veya bu kana ait serumun kızamık çıkarmamış çocuğa şırınga edilmesi suretiyle de onu kızamıktan korumak mümkündür.
(Gamaglobülin) şeklindeki aşılardan da korunmada istifade edilebilir. Gebe kadınların rahimlerindeki (son) dedikleri (plesanta) dan yapılmış hülâsaların da aşı gibi kullanılarak büyük faydalar sağladıkları görülmüştür. Bütün bu aşılama işlerinin doktor tarafından düzenlenip tatbik edilmesi icap eder.
Kızamık, en ziyade ilkokul çağındaki çocuklarda görüldüğünden ana ve babalarla öğretmenlerin bu hastalığa karşı daima uyanık bulunmaları lâzımdır. Kızamıklı bir çocuk ateşinin düşmesinden itibaren (15) gün müddetle okula gönderil-memelidir.
Kızamık virüsü güneş ışıkları, açık hava, kuruluk gibi dış tesirlere karşı gayet dayanıksız olduğundan hastalığı geçirmiş olan çocukların odalarını bir müddet havalandırmak, eşya ve oyuncaklarını bir müddet güneşe çıkarmak suretiyle temizlemek mümkündür.Fakat her ihtimale karşı fennî bir dezenfeksiyon yapılsa daha iyi olur.