Alzheimer Bakim Evi Alzheimer Dernegi

Alzheimer Hastalarına Gündüz Bakımevi, Alzheimer Vakfı

Alzheimer konusunda dünyaca tanınan bir uzmansı­nız. Türkiye'de de Alzheimer Derneği'ni kurdunuz. Alz­heimer ile ilgili olarak toplumu doğru adrese yönlendir­mek gerekiyor. Bu bağlamda ne söylemek istersiniz?

Alzheimer Derneği, Türkiye'de 1997'de kuruldu. Ku­ruluşundan itibaren, bir numaralı amacı bunun bir has­talık olduğunu vurgulamaktı. Onun için Alzheimer Der­neği kendine bir slogan edindi: "Bunama, yaşlılığın do­ğal sonucu değildir. Bunama, yaşlılığın kaderi değildir." Bu sloganla toplumda hastalık bilincini yükseltmeyi amaçladık ve büyük ölçüde de sağladık. Bununla bera­ber Alzheimer ve diğer bunama hastalarına ve onların yakınlarına mümkün olduğu kadar daha iyi bir hayat kalitesi sağlamayı amaçlıyoruz. Dernek olarak tüm has­talara tıbbi ve maddi destek sağlamak mümkün değil. Yapmak istediğimiz ilk şey, hasta yakınlarını bilgilendir­mek. Bu amaçla broşürler, kitaplar, kitapçıklar çıkarttık. Zaman zaman hasta yakınları seminerleri, eğitimleri, ba­kım kursları organize ediyoruz. Bunun yanında, hasta yakını destek" grubu dediğimiz, çok faydalı bir etkinliği­miz var: On-on beş hasta yakını bir araya geliyor, uzman bir psikologun gözetimi altında birbirleriyle konuşuyor­lar, sorunları, sıkıntıları ve buldukları çözümleri paylaşı­yorlar.

Nerelerde şubeleriniz var? Alzheimer Bakım

Merkezimiz İstanbul'da. Bugüne kadar Bursa, İzmir, Ankara, Adana, Eskişehir ve Denizli'de şubelerimiz açıldı. Mersin ve Samsun şubelerimiz kurulma aşamasında. Bazı şubelerimiz, örneğin Denizli, çok sayıda hasta yakınını başlangıçtan itibaren dernek çalışmalarının içine çekip çok yararlı ve başarılı çalışmalar yaptılar. Eskişehir şubemiz belediye başkanının yardımıyla, bir apartman dairesini gündüz bakımevi haline dönüştürüp hizmet vermeye baş­ladı. Ankara şubemiz Sosyal Hizmetler Bölge Müdürlüğü ile işbirliği içinde bir gündüz bakımevini devreye soktu. Derneğin kurulmasından üç yıl sonra 2000'de Alzheimer Vakfı'nı kurduk. Alzheimer Derneği ve Alzheimer Vakfı el ele çalışan iki tane kuruluş. Merkez şubemiz Alzheimer Vakfı'na destek sağlayarak Koşuyolu'nda Türkiye'nin ilk Alzheimer Hastalığı Bakımevi'nin açılmasına katkıda bu­lundu.

Önümüzdeki yıllarda öncelikli olarak binası kendimi­ze ait bir kalıcı bakımevi kurmak istiyoruz. Bir bağışçı­mız sağ olsun söz verdi, yerini birlikte belirleyeceğiz. Bu­nun dışında hem yerel yönetimlerle, hem de devlet ku­rumlarıyla işbirliği içinde gündüz bakımevlerinin çoğal­masını istiyoruz. Çünkü bizim kültürümüzde hasta ya­kınları hastalarını kalıcı bakımevlerine bırakmaktan çe­kiniyorlar. Bunun arkasında 'cismen, "Beni suçlarlar mı, annesini veya babasını yaşlanınca başından attı, bakıme­vine yolladı derler mi acaba" endişesi var. Halbuki bakı­mevinde kalan hastaların hayat kalitesi çoğu kez evde bakılanlardan daha iyi olabiliyor. Gene de böyle yerleşik bir kaygı olduğu için hasta yakınları gündüz bakımevine daha sıcak bakıyorlar. Onun için Türkiye'nin her yerinde yeterli sayıda gündüz bakımevinin açılması gerekli.

Alzheimer Tedavisi Alzheimer Tedavi

Alzheimer Hastalığı Tedavisi; İlaçlı tedavi

Alzheimer hastalığını tedavisinde ne durumdayız? Alzheimer hastalığını ve aynı aileden olan Pick veya DLB (yaygın Lewy cisimcikli demans) gibi hastalıkları durduracak veya geriye döndürecek bir tedavi yöntemi he­nüz yok. Elimizdeki ilaçlarla belirtileri kısmi ölçüde gider­mek mümkün. Tedaviyi iki başlık altında topluyoruz: İlaç tedavisi ve ilaç dışı tedavi. İlaç tedavisini de ikiye ayırıyo­ruz. Hastalığa özgün olan ve özgün olmayan tedaviler. Alzheimer hastalarının beyninde hücre kaybının yanında beynin normal çalışması için ihtiyaç duyduğu bazı kimya­sal maddeler de azalıyorlar. Bunlar beyin hücrelerinin bir­birleri ile haberleşmek için kullandıkları maddeler, bir nevi bir hücreden ötekine mesaj taşıyorlar. Bu maddelerden bi­risi asetilkolin. Asetilkolin, dikkat ve bellek işlevleri için önemli bir madde. Alzheimer hastalarının beyninde, asetil­kolin maddesi ciddi miktarlarda azalıyor. Şu anda Alzhei­mer hastalığının özgün tedavisinde kullandığımız birinci grup ilaçlar beyindeki asetilkolin miktannı yükseltiyorlar. Bunu beyindeki mevcut asetilkolin'in yıkımını bloke ede­rek gerçekleştiriyorlar. Bu grupta şu an kullanımda olan 3 etken maddeli ilaç mevcut (donepezil, rivastigmin, galan-tamin). Bu ilaçlarla belirtiler anlamında kısmi bir düzelme veya stabilize olma, kısmi bir yavaşlama görüyoruz. İkinci bir grup ilaç ise, beyin hücrelerinin birbirleriyle haberleş­mek için kullandığı glutamat denilen bir madde üzerinden etki ediyor Alzheimer hastalarının beyninde bu sistemde de bir bozukluk var. Bu grupta elimizde şu anda tek bir ilaç var (memantin). Bu ilaç glutamaterjik sistemin daha etkin çalışmasını sağlıyor. Bu iki grup ilaç şu an için hasta­lığın tek özgün tedavisini oluşturuyorlar.

Özgün olmayan tedaviler neler? Alzheimer Tedavi


Bunlar doğrudan bu hastalık için özgün olmayan ilaç­lardan oluşuyor. Bu tip ilaçları biz başka hastalıklarda da kullanıyoruz. Örneğin şizofreni hastalarında da kullandı­ğımız ilaçlar, hayalleri, hezeyanları baskılıyor, agresyonu, bazen uyku bozukluklarını tedavi etmekte işe yarıyor. Alz­heimer hastalarında sık gördüğümüz bir sorun depresyon. Depresyon hastalarında kullandığımız ilaçları, Alzheimer hastalarında da kullanıyoruz. Hastayı daha sakin, daha uyumlu, daha az gergin yapabilmek için. Hezeyanlar, hır­çınlıklar, hayaller, uyku bozuklukları, yerinde duramama gibi davranışsal belirtiler bazen aile için çok daha önemli hale gelebiliyor. Hasta yakınları bazen derler ki, "Doktor Bey, evet hafızası bozuktu, hatırlamıyordu, ona alışmıştık ama şimdi bu hayaller, bu suçlamalar yok mu, bizi perişan ediyor. Çalışan kadını suçluyor, beni suçluyor, bakıcısını sürekli kovuyor. Bunları giderebilirsek, biz bellek bozuklu­ğuna razıyız." Elimizdeki ilaçlarla bu belirtileri azaltmak çoğu hastada mümkün oluyor.

Genelde bu hastalıkta doğrudan hücre kaybına bağlı belirtileri gidermek daha güç. Örneğin bellek bozukluğu, artık anıları kaydetmek için gerekli hücreler olmadığı için yeni olayları kaydedemiyor. Veya idrarını tutamıyor çün­kü idrar kontrolü için gerekli olan hücreler artık yok. Bu­na karşılık kalan hücrelerin yanlış çalışmasından dolayı ortaya çıkan belirtilerin giderilmesi genelde daha kolay. Örneğin hayaller, hezeyanlar kalan hücreler arasındaki ahenkli çalışmanın bozulmasından doğuyor. Bunları bas­kılamak daha kolay çünkü burada en azından müdahale edilebilecek hücreler mevcut.

Özetle şu an elimizdeki tedavi yöntemleriyle hastalığı durduramasak bile, genelde hastaya ve yakınlarına biraz daha iyi bir hayat sunabiliyoruz.

İlaçsız tedavi: Alzheimer Tedavisinde hastayla inatlaşmamak

İlaç dışı yaklaşımlardan da bahsettiniz.

Evet, ilaç tedavisinin yanında ilaç dışı yaklaşımlar da bizim için çok önemli. Bu bağlamda en önemli ilk adım bunun bir hastalık olduğunu kabul etmek. Hastalara yapı­labilecek en büyük haksızlıklardan bir tanesi belirtilerin bir hastalığa bağlı olduğunu kabul etmeyip hastayı suçla­mak. "Yaşlandı, inatçı oldu, takıntılı oldu, onun için böyle yapıyor, insan bu kadar da unutmaz ki, herhalde dikkat çekmek için yapıyor" diye düşünmek. Alzheimer, tama­men organik kökenli bir beyin hastalığı. Bunu hiç akıldan çıkartmamak lazım.

Alzheimer hastasına doğru yaklaşım nasıl olmalı?

Hasta yakınlarının hastaya nasıl davranacağını bilmele­ri gerçekten çok önemli. Doğru yaklaşımlarla çoğu kez hırçınlığın, huzursuzluğun önüne geçmek mümkün olabi­liyor ve bu amaçla ilaç kullanımına gerek kalmıyor. Bura­da hastayla zıtlaşmamak, inatlaşmamak gibi bazı genel prensipler var. Örneğin hasta, genelde akşama doğru der ki, "Burası benim evim değil, evime gideceğim, akşam ol­du, annem bekliyor." Hatalı davranış şekli, "Doğru, an­nen bekliyor, evine gitmelisin. Hadi evine götüreyim" de­mektir. Çünkü burada hastanın hezeyanını destekleyen bir tutum söz konusu. Bunun sakıncası, hasta birden, "Ama benim annem ölmüştü, hatta cenazede sen de vardın, sen bana yalan söylüyorsun" diyebilir ve güvenini kaybedebi­lir. Yapılacak ikinci hata ise, "Sen deli misin? Annen öleli otuz sene oldu. Bu evde de biz yirmi beş senedir beraber oturuyoruz. Otur yerine" diyerek zıtlaşmak. En sağlıklı yaklaşım biçimi, önce hastayı sakin bir şekilde gerçeğe döndürmeye çalışmak, bu işe yaramazsa da mümkün ol­duğu kadar hastanın dikkatini başka bir yöne çekmek ve­ya kabul edilebilecek başka bir seçenek sunmak. Örneğin önce, "Bak burası senin evin. Hatta bunu da sen almıştın. Hatırlamıyor musun" tarzını denemek, olmazsa da, "Bel­ki şu an kafan karıştı, gel istersen önce bir şeyler içelim sonra tekrar konuşuruz" yaklaşımını denemek, zıtlaşmak­tan kaçınmak. Israrla eşyasının çalındığını iddia eden has­taya da, "Belki bir yere koymuşsundur, istersen birlikte bakalım" şeklinde yaklaşmak.

Hafızada "turşu küpü" örneği

Bir diğer önemli yaklaşım ise, hastaya sıklıkla zamanı ve olayları hatırlatmak. Mesela gazeteye bakarken, tanın­mış bir kişinin, örneğin Süleyman Demirelin, resmini gösterip, "Hatırlıyor musun bundan önceki cumhurbaşkanıydı, Özal'ı hatırlarsın rahmetli oldu. Şunları şunları yapmıştı" gibi. Alzheimer hastalarında bellek bozukluğu­nun çok tipik bir özelliği vardır. Bellek kaybı, en yakın olayların silinmesiyle başlar. Genellikle geçmiş olaylar; uzak geçmiş daha iyi korunur. Örneğin hasta, dün ne ol­duğunu hatırlamaz, ama on sene önce olanları hatırlaya­bilir, hatta çocukluğunu daha iyi hatırlamaya başlar. Biz hasta yakınlarına "turşu küpü" örneğini veririz. Turşu küpüne koyduğunuz salatalıkları düşünün. En üste koy­duğunuz salatalığı ilk, en alta koyduğunuz salatalığı da en son alırsınız. Alzheimer hastalarının bellek bozuklu­ğunda da böyle bir özellik vardır. En son kaydedilenler ilk kaybedilirler, belleğe ilk konanlar ise en son kaybedi­lirler.

Sizce bütün bu tedbirlerle Alzheimer hastasının hayat kalitesinde bir artış oluyor mu?

Bizim temel amacımız hastanın ve hasta yakınlarının hayat kalitesini mümkün olduğu kadar yükseltmek. İlaç tedavisindeki birincil amacımız ise hastayı mümkün ol­duğu kadar olduğu yerde tutabilmek. Alzheimer hastalı­ğına özgün olan ilaçlardan bahsettim. Elimizdeki mevcut ilaçlarla hastaların yaklaşık yüzde 20'sinde fark edilebi­lecek, ancak geçici bir düzelme sağlanıyor. Hastaların yaklaşık yüzde 60'ını ise olduğu yerde tutmak mümkün oluyor, bu süre bir yıl da olabilir üç yıl da. Hastaların yüzde 20'sinde ise, ilaçlar hiçbir işe yaramıyor gibi gözü­küyor. Şu anki ilaç tedavisinden mucizevi sonuçlar bekle­memek lazım. Alzheimer hastalığı ilerleyici bir hastalık, hastadan hastaya değişmek üzere yaklaşık 7-8 yıl boyun­ca belirtileri artan bir hastalık. Biz bu ilerlemeyi ne ka­dar yavaşlatabilirsek o kadar faydalı olduğumuzu düşü­nüyoruz.

Hastalığın ilerleme hızını ve bunun kişiden kişiye de­ğişken olmasını ne belirliyor?

Kişinin genetik yapısı, beyninin özellikleri, bir ölçüde de ne kadar iyi bakıldığı, aile veya bakıldığı çevrenin şart­ları. Ancak sonuçta tüm Alzheimer hastalan yeterince uzun yaşarlarsa, başka bir hastalık yüzünden kaybedilmezlerse, tam bakıma muhtaç hale gelirler.
Bu şekilde Alzheimer ile kıyaslanabilecek başka bir nö­rolojik hastalık var mı?

Alzheimer'ın akrabası olan diğer bunama hastalıklarının da seyri böyle. Pick hastası da böyle olur, DLB (yaygın Lewy cisimcikli demans) hastası da böyle olur. Yani buna­maya sebep olan beynin dejeneratif hastalıklarında son nokta hep tam bakıma muhtaç bir hasta şeklindedir.

Yani bebek gibi. Zaten, "Bebek gibi oldu" deniyor halk arasında. Hani bir bebek nasıl doğduğunda tam yar­dıma muhtaçtır...

Evet öyle. Vurgulanması gereken bir başka noktada şu: Alzheimer hastalarında ani bir değişiklik olursa mutlaka altında başka bir sebep aramak lazım. Diyelim ki hasta stabil giderken aniden veya hızla bozuldu, birkaç gün için­de ciddi bir şekilde kötüleşti. Mutlaka altında başka bir sebep aramak lazım. Alzheimer hastaları genelde yaşlı in­sanlar; yaşlılığın diğer tüm hastalıkları onlarda da ortaya çıkabilir. Bu hastalarda sık olarak enfeksiyonlar gelişebilir. idrar enfeksiyonu, akciğer enfeksiyonu, grip, soğuk algın­lığı gibi. Bu hastalar kendi sorunlarının farkına varamaz­lar ya da şikayetlerini tarif edemeyebilirler. Bir başka sık rastlanan sorun da su kaybıdır. Hasta kendi başına bırakı­lırsa yeterince sıvı almayabilir ya da yeteri kadar iyi bes­lenmeyebilir. Böyle bir hasta örneğin sıcak bir yaz günün­de, su kaybıyla hızla ve ciddi boyutlarda bozulabilir.

Ölüme götürebilir mi peki?

Evet ölüme dahi götürebilir. Tipik olarak der ki hasta yakını, "Doktor Bey, bildiğiniz gibiydi, iyi gidiyordu, ama son iki-üç gündür kafası çok karıştı. Artık, nerede olduğu­nu bilmiyor, beni tanımamaya başladı. İki-üç gün öncesine kadar böyle değildi." İşte böyle durumlarda mutlaka altta yatan başka bir neden aramak lazım. Enfeksiyonlar ve su kaybı dışında bazen tavsiye üzerine bilinçsizce alınan ilaç­lar da ani kötüleşmelere sebep olabilirler.

Yaşlılık depresyonu

Bu sebeplerden birisi depresyon olabilir mi? Depresyon, ani bozulma yapmaz; ama yaşlılıkta dep­resyona ayrı bir başlık açmak yerinde olur. Çünkü depres­yon ile bunama arasında iç içe geçmiş kompleks bir ilişki var. Birincisi; ciddi bir depresyon, bunama tablosu yapabi­lir. Ağır depresyonda olan bir insanın zihinsel işlevleri o kadar bozulabilir ki klinik olarak bir bunamadır bu; ama tedavi edilebilen, geri dönülebilen bir bunamadır. Depres­yonun tedavisini yapıp başarı ile tamamlayabilirseniz, bu­nama tablosu da ortadan kalkar. Depresyon ve bunama arasındaki ilişkide ikinci nokta ise şu: Tipik olarak unut­kanlık ile başlamasına karşın Alzheimer hastalığı bazen depresyon belirtileri ile başlayabilir. Hasta için, "Karam­sar oldu, içine çekildi, artık hayattan zevk almıyor, enerjisi yok, sık sık ağlıyor, içinden hiçbir şey yapmak gelmiyor" şeklinde şikayetler bildirilir. Hatta İsveç'te yapılmış bir araştırma var. Gençlik yıllarında hiç depresyon geçirmemiş, ilk depresyon belirtilerini yaşlılığında göstermeye baş­layan ve özellikle de depresyon ilaçlarına cevap vermeyen hastaların yaklaşık yüzde 50'sinin 5 yıl içinde Alzheimer hastalığı geliştirdiklerini gösteriyor bu çalışma. Demans-depresyon ilişkisinde üçüncü nokta ise şu: Alzheimer hastalığının kendisi, seyri esnasında depresyon belirtileri gös­terebilir. Hasta zihinsel kayıplarının, örneğin belleğinin bozulduğunun farkına varırsa, depresyona girebilir. Ya da tamamıyla organik olarak, yani Alzheimer hastalığının be­yin kimyasında yarattığı bozulmadan dolayı depresyon belirtileri ortaya çıkabilir.

Depresyon yaşlılıkta sık mı görülür? Depresyon, yaşlılarda oldukça sık. Yaşlılar; eş kaybı, iş kaybı, çevre kaybı, arkadaş kaybının sonucunda sosyal izolasyona ve bunun getirdiği depresyona daha yatkın olu­yorlar. Ama depresyon sadece yaşlılığın sorunu değil. Hat­ta şöyle söyleyeyim, bize, "Ben unutkan oldum, acaba bunuyor muyum" diye gelen genç veya orta yaştaki insanla­rın yüzde 90'ında depresyon buluruz. Çünkü daha önce de bahsettiğim gibi depresyon, zihinsel işlevleri yavaşlatan, dikkati, konsantrasyonu, zihinsel çalışma hızını bozan bir durum. Onun için genç ya da yaşlı, depresyona giren her insanda ortaya bunamaya benzer bir tablo çıkabilir.

Kafanı çalıştır, Alzheimer hastalığından korun

Alzheimer hastalığı için risk oluşturan faktörler hangi­leri ve Alzheimer hastalığını engellemek mümkün mü? Alzheimer hastalığının bilinen bir numaralı riski yaş. İnsanlar yaşlandıkça Alzheimer hastalığının riski artıyor. Diğer bilinen riskler arasında daha önceden geçirilmiş cid­di kafa travmaları var. Giderek daha iyi anlıyoruz ki da­mar risk faktörleri dediğimiz; yüksek tansiyon, diyabet, özellikle orta yaştaki tansiyon değeri, orta yaştaki koleste­rol değeri, Alzheimer hastalığı riskini de belirliyorlar. Eğer tansiyon veya kolesterol yüksekse hastalık riski artıyor. "Alzheimer hastalığını engellemek mümkün mü" diye so­rulduğunda hiç tereddüt etmeden şu yanıtı veriyoruz:

"Uygulayacağınız genel prensip şu: Kalbiniz için iyi olan her şey beyniniz için de iyidir. Yani yüksek tansiyonu dü­şürmek, kolesterol yüksekse düşürmek, diyabetiniz varsa tedavi etmek, kiloluysanız kilonuzu düşürmek, doymuş yağlardan, hayvani yağlardan kaçınmak, yeteri kadar ve dengeli beslenme şeklini uygulamak. Yeteri kadar taze meyve-sebze tüketmek lazım." Bunları yaptığınız zaman, Alzheimer hastalığının riski sıfıra inmiyor ama göreceli olarak azalıyor. Başka bir ilginç gözlem var: İşinde ön planda beynini kullanarak çalışan insanlarda Alzheimer hastalığının riski, vücudunu kullanarak çalışanlara göre daha az. Yani beyni kullanmak belli ölçüde Alzheimer hastalığına karşı koruyor. Bir başka ilginç gözlem ise yük­sek eğitimli insanlarda, Alzheimer hastalığı riski daha az. Ancak ortaya çıktığı zaman daha hızlı bir seyir gösteriyor.

Neden böyle oluyor?

Sebebi bilinmiyor. Yüksek eğitimli insanlarda daha az görülmesine ilişkin iki tane görüş var: Bir tanesi, bunun tamamen bir yanılsama olduğu yönünde. İkinci görüş ise şöyle: Bir insanın zihinsel kapasitesi ne kadar yüksekse, ne kadar çok hücresini aktif tutuyor ve ne kadar çok hücreler arası bağlantı yapıyorsa, bunlardan kayıplar olsa dahi ka­lan hücre miktarının kritik bir eşiğin altına düşme olasılığı daha düşük. Beynin diyelim ki elli milyar hücresi var ve bunun en az kırk milyarının çalışması lazım. Bu elli milyar hücrenin hepsini aktif tutan ve aralarında çok sayıda bağ­lantı olmasını sağlayan insanlarda, kapasitenin belli bir eşiğin altına düşme olasılığı daha küçük. Onun için zihin­sel rezervi, zihinsel kapasiteyi yüksek tutmak, canlı tut­mak büyük bir avantaj.

Nasıl çalıştırmak lazım peki?

Bunun tek bir yöntemi yok. Mesela hastalarım veya ya­kınları soruyorlar: "Bulmaca çözeyim mi?" Evet, bu bir yöntem. Bulmaca çözebilirsiniz, ama bir başka yöntem de beste yapmak olabilir, kitap yazmak olabilir, arkadaşlarıy­la entelektüel tartışmalara girmek olabilir. Önemli olan zi­hinsel bir aktivite yapılması.

Hasta yakınlarından yüzde 50'si depresyonda

Bizim toplumumuz için bir sayı vermeniz münkün mü?

İdeal olarak her semtte olması lazım. Özellikle büyük semtlerin her birinde gündüz bakımevlerinin olması şart. Gündüz bakımevlerini yaşlı kreşi gibi düşünün, hani çalışan anne-babalar çocuklarını sabah götürüp bırakıyorlar, ak­şam alıyorlar. Gündüz bakımevi de böyle bir amaca hizmet ediyor. Herkesin doğal ihtiyaçları var. Alışverişe gitmek zo­runda, bankadan para çekmek zorunda, hiçbir şey olmasa bir gün nefes almak zorunda. Aile hastasını isterse haftada bir kere getiriyor, sabah bırakıp akşam alıyor, o esnada işini gücünü yapıyor, psikolojik olarak rahatlıyor. Alzheimer hastasının tedavisinde hasta yakınının önemli bir yeri var. Onun da sağlıklı olması lazım. Diğer hastalıklardan çok farklı olarak Alzheimer sadece hastayı değil ailesini de ya­kından etkiliyor. Hatta Alzheimer uzmanlarının kullandığı bir deyim vardır: "Başlangıçta bir hastanız vardır, zamanla iki hastanız olur" diye. Çünkü Alzheimer hasta yakınları­nın yüzde 50'si depresyon belirtileri gösteriyorlar.

O zaman Alzheimer hastasını tedavi ederken, hasta yakınını da gözden kaçırmamak lazım.

Aynen öyle. Hem o kişinin sağlığı açısından hem de hastanın sağlığı açısından, çünkü hasta yakını depresyona girdiği zaman daha sabırsız oluyor, daha çabuk sinirlene­biliyor, hastayı kırabiliyor. Ondan sonra da vicdan azabı başlıyor, "Aslında bunu söylememem lazımdı, niye söyle­dim" diye. Ve böyle bir kısırdöngü başlıyor. Vicdan azabı, daha fazla duygusal yük, daha fazla depresif eğilim, bu­nun sonucunda daha sinirli olma gibi bir kısırdöngü olma­ya başlıyor. Onun için Alzheimer uzmanlarına, hasta kon­trolleri esnasında hasta yakınlarının da ruhi durumlarını sorgulamaları öğütlenir.

Alzheimer hastalığım psikolojik, sosyal ve toplumsal olarak nereye koyuyorsunuz?

Bu hastalık hem topluma getirdiği ekonomik yük açı­sından, hem de işin sosyoekonomik boyutu, sıklığı, gide­rek yaşlanan toplumlarda daha da sık ortaya çıkacağı ger­çeği açısından önemli. Etkilenen kişi ve aile boyutunda ise diğer hastalıklardan farklı, çünkü hastayı değiştiriyor, ol­duğu kişi olmaktan çıkartıp başka bir kişi haline getiriyor: İnsanı, kendisi yapan huyunu, karakterini, anılarını yok etmeye başlıyor. Onun için de hasta ve yakınları açısından psikolojik yükü ağır olan bir hastalık.

Ama bütün bunlara rağmen, Alzheimer hastası ya da yakını olmak dünyanın sonu sayılmamalı değil mi?

Öyle. Çünkü işin uzmanları yardımcı olmaya çalışan di­ğer insanlarla beraber hem hastaların hem de hasta yakın­larının hayat kalitesini yükseltmeye, yükü paylaşmaya çalı­şıyorlar. Hasta yakını olarak insanın kendisini çaresiz his­setmesi, paniğe kapılması, gelecekte olabileceklerden dolayı şimdiden endişelenmeye başlaması hata olur. Sorunlar or­taya çıktığı zaman bir şekilde çözümleri bulunuyor. Onun için Alzheimer hasta yakınlarına şunu söylüyorum: "Önce şimdiye bakalım, şimdiki sorunlarınızı halletmeye çalışa­lım. Sizin ve hastanızın hayat kalitesini yükseltmeye çalışa­lım. Zaman içinde başka sorunlar ortaya çıkarsa o zaman da gerekli çözümleri birlikte bulmaya çalışırız."

Alzheimer Hastaligi Evreleri ve Sureci

Alzheimer Hastalığı Evreleri

Hastalığın oluşumu konusunda mı?


Evet, birinci görüşe göre amyloid birikmesi hastalığın ana sebebi. Amyloid biriktiği için hücreler arasındaki bağ­lantılar kopmaya ve hücreler ölmeye başlıyorlar. İkinci gö­rüş ise, hücre içinde biriken tau proteininin asıl suçlu ol­duğunu iddia ediyor. Bu teze göre, hücrelerin içinde tau proteini birikip bunun sonucunda hücre ölünce, hücre çe-perindeki amyloid açığa çıkıp hücreler arasında birikmeye başlıyor. Bir başka deyişle tau'cular, "Amyloid suçlu değil­dir, sonuçtur" diyorlar, buna karşın amyloid'ciler, "Asıl suçlu amyloid'dir, tau birikmesi bunu sonucunda oluşur" diyorlar.

Sizce?

Elimizdeki verilere baktığınızda bütün genetik bilgiler amyloid'i suçlu çıkartıyor. Ailevi Alzheimer hastalığına se­bep olan 3 tane gen saptandığından söz etmiştim. Bu gen­lerin tümü de hücre içindeki amyloid proteininin yapım ve yıkımıyla ilgili genler. Diğer taraftan ise şöyle bir gözlem var: Hastaların beyni incelendiğinde biriken amyloid mik­tarı ile hastanın klinik belirtilerinin şiddeti arasında doğ­rudan bir ilişki olmadığı görülüyor. Hatta öyle uç örnekler var ki bazı insanlar hayatları boyunca hiçbir Alzheimer belirtisi göstermemişler, başka sebeplerden vefat etmişler; beyinlerine bakıyorsunuz ciddi miktarda amyloid birik­miş.

Sağlıklı yaşlanmış birçok insanın beyninde belli mik­tarda amyloid birikiyor. Tau'ya baktığınız zaman ise biri­ken tau proteininin miktarıyla hastanın vefatı öncesindeki bunamasının şiddeti arasında doğrudan bir ilişki görüyor­sunuz. Özetlersem, genetik bulgular amyloid'ı işaret edi­yor, patolojik bulgular işe, tau'yu.

Alzheimer hastalığı sinsi bir şekilde başlayıp yavaş ya­vaş ilerliyor. Ortaya çıkan yakınmalar
da dönemden dö­neme farklı olabiliyor. Hastalığın evrelerinden söz edebilir misiniz?

Alzheimer hastalığını evrelere ayırmak için değişik öl­çekler kullanılıyor, örneğin hastalığı 3, 5 veya 7 evreye ayıran ölçekler var. En basiti ve kolay anlaşılabilir olanı erken, orta ve geç dönem olmak üzere 3 evreye ayıranı. Bu evrelerde ortaya çıkabilecek belirtileri kabaca şöyle sırala­mak mümkün:

Erken Evre: Bu dönem, doktorlar ve hasta yakınları ta­rafından genellikle gözden kaçırılır ve yanlış bir şekilde yaşlanmanın normal bir parçası gibi algılanabilir. Hastalı­ğın başlangıcı sinsi olduğu için ilk belirtilerin ne zaman or­taya çıktığını net olarak saptamak güçtür. Bu dönemde en belirgin bulgu unutkanlıktır, bunun yanında hasta kelime bulma zorluğu çekebilir, zamanı şaşırabilir, özellikle tanı­madığı, bazen de tanıdığı yerlerde kaybolabilir, karar ver­mekte ve inisiyatif almakta zorluk çekebilir. Çabuk sinir­lenme, ani parlamalar, içe kapanma gibi kişilik değişiklik­leri gösterebilir. Hobi ve etkinliklere ilgisini kaybetmeye başlar. Banka hesabı ve faturaları takipte güçlük, bazen para hesaplarında karıştırma veya giysi seçiminde hatalar dışında günlük yaşamda fazla bir bozulma yoktur.

Orta Evre: Hastalık ilerledikçe, belirtiler daha belirgin­leşmeye ve günlük yaşamı daha çok etkilemeye başlarlar. Hasta giderek daha unutkan olur, defalarca aynı soruyu sorabilir. Yakın zamanda yaşanmış olayları hiç olmamış­çasına siler. Tek başına sorunsuz bir şekilde yaşaması gide­rek güçleşmeye başlar. Yemeklerin tadı tuzu değişir, yemek yakmalar sıklaşır. Alışverişte güçlükler yaşanmaya başlar. Banyosunu, temizliğini hatırlatmak, kısmen de yardım et­mek gerekebilir. Konuşurken takılmalar, duraksamalar ortaya çıkabilir, karışık cümleleri anlamakta güçlükler baş­lar. Kendi başına bırakılırsa kaybolabilir. Davranışsal be­lirtiler bağlamında ise hayaller, hezeyanlar, inatlaşmayla hırçınlık ortaya çıkabilir.

Geç Evre: Bu dönemde hasta yardımsız yaşayamaz, ar­tık yakın belleği tamamen yıkıktır ve geriye doğru bellek bozukluğu giderek genişlemeye, daha uzak geçmişi de kapsamaya başlar. Giderek hasta kendini iyi ifade edemez, son dönemlerde artık hiç konuşamaz hale gelir, söylenen­leri de anlamaz. Giyinmesi, temizliği, giderek yemek ye­mesi için tam yardım gerekir. Artık çok yakınlarını dahi tanıyamaz, idrar ve sonra da dışkı tutmada sorunlar, ka­çırmalar başlar. Son dönemdeki hasta bakıma tam muh­taç, konuşmayan, anlamayan, genelde sakin, bırakıldığı yerde oturan, yürümesi yavaşlamış veya yardımsız yürüye­meyen, en sonunda da yatağa bağımlı bir hastadır.