Dejerine Klumpke 1859 – 1927 Kimdir

Kulmpke Paralizisi

Dejerine Klumpke 1859 - 1927


1887 YILINDA dört kız kardeş Klumpkeler, Lozan'dan Paris'e geldiler. Amerikalı olan bu kız kardeşler İsviçre'de öğrenim görmüşlerdi.

Geleceğin hekimi olan Augustc Klumpke, 1859 yılında San Fran-sisko'da dünyaya gelmişti. Dört kız kardeşin hepsi de çok yetenekli kimseler olmalarına rağmen bunların içinde Auguste daha fazla nazarı dikkati çekmişti. Hemen hepsi de Paris'te kısa zamanda ün sahibi ol­muşlardı. Bunlardan biri artist olmuş, diğeri müzik alanında ün kazan­mış ve içlerinde ilmi konulara en çok ilgi göstereni de meslek olarak hekimliği seçmişti. Fransa'da kadınların hekim olması o devirde çok acayip addedildiği sırada Madame Klumpke'nin hekimlik mesleğini seçmesi oldukça cesaret isteyen bir işti. Bununla beraber tıp fakültesi­ne müracaat etti ve okula kabul edildi. Klumpke örnek bir öğrenci ol­du. Çok zeki idi. Daha öğrenciliği sırasında, bugün "Klumpke parali-zisi" olarak tanımlanan felci buldu.

Henüz öğrenim hayatı devam ederken, genç bir sinir hastalıkları uzmanı olan Jules Dejerine ile tanıştı. Son sınıfa geldiği sırada evlen­diler. 1888 yılında Tıp Doktoru unvanını aldı. Madame Dejerine Klumpke santral sinir sistemindeki çok derin anatomik bilgisi ile ko­casına büyük hizmetlerde bulundu. Dejerine, Nöroloji Profesörü oldu ve ünü bütün dünyaya yayıldı. 1917 yılında öldü.

Madame Dejerine Klumpke bir laboratuar kurarak kocasının ismini verdi ve onun anısını yıllarca yaşattı. Kendisi de bu laboratuardaki çalışmalarına iştirak etti. Ünü gittikçe arttı. Fransa Nöroloji Derneği Başkanlığı'na seçildi ve Lejyon donör nişanım aldı. 1927 yılında öldü.

John Benjamin Murphy 1857 – 1916

Murphy Belirtisi

John Benjamin Murphy 1857 – 1916


JOHN B. MURPHY, 1857 yılında Wisconsin eyaletinin Apple-ton şehrine yakın bir çiftlikte dünyaya gelmiştir. Ailesi İrlanda muhacirleri idi. Chicago, Rush Koleji'nde tıp öğrenimini tamamlamış ve 1879 yılında Tıp Doktoru unvanını almıştır. Bundan bir süre sonra Viyana'ya gitmiş ve ünlü Billroth'un yanında iki yıl kadar çalışmıştır. Chicago'ya döndükten sonra Rush Tıp Koleji'ne öğretmen olarak atanmış ve kısa süre sonra da profesör olmuştur. Bir aralık da diğer iki üniversitede de hocalık ve cerrahi profesörlüğü ifa etmiştir. 1895 yılın­da Mercy hastanesine cerrahi şefi olmuş ve bu görevde ömrünün sonu­na kadar kalmıştır.

Murphy, vücudun her bölgesini ilgilendiren cerrahi bilginin artma­sına büyük hizmetlerde bulunmuştur. Apandisiti izleyerek oluşabilen peritonitisin sebep ve tedavisini ilk inceleyen klinisyenlerinden biridir. Bundan başka akciğer cerrahisi alanında büyük çabalar sarf etmiş ve bu konuda da önderlik etmiştir. Forlanini'den ayrı olarak yapay pnö-motoraksı düşünmüş ve bunu Amerika'da ilk defa uygulamıştır.

1897 yılında Murphy kan damarlarının uc uca sütürünü uygulamış­tır. Bu arada arteria iliaka komünisteki bir amboliyi çıkartmış ve ame­liyattan sonra kan dolaşımı tekrar yoluna girmiştir. Hayatının sonları­na doğru Murphy özellikle kemik ve eklem ameliyatları ile meşgul ol­muştur. Kemik kırıklarında kemik dikişini önermiş ve ankiloza uğra­mış eklemleri tekrar hareket ettirmek için eklem uçlarına canlı faysa dikilmesini öne sürmüştür. Nöroşirurji alanındaki çalışmaları ile de bu konunun temelinin atılmasında büyük hizmeti dokunmuştur. Kolesistit teşhisinde (Murphy belirtisi) büyük bir klinik değer ifade eder. Bundan ayrı olarak Murphy'nin böbrek basınç noktası da klinikle önemli bir muayene prosedürüdür.

Murphy'nin damlalıklı klizma aleti ve eskiden barsak anastornoz-ları için kullanılan Murphy butonu gibi ufak çapta cerrahi alet buluşla­rı da vardır.

Murphy'nin en büyük ve üstün tarafı çok başarılı bir klinik hocası ol­masıdır denebilir. Boyunun çok fazla uzun olması ve çok nahoş bir sese malik olmasına rağmen kuvvetli kişiliği derslerinde büyük bir dinleyici kitlesinin toplanmasına sebep olurdu. Çok sağlam bir vücut yapısına ma­likti. Gayet muntazam taranmış ve ortada ikiye ayrılmış kırmızı sakalı ve bıyığı ile derhal göze çarpan bir çehreye malikti. Çok enerjik ve teşeb­büs sahibi bir insandı. Murphy'nin karısı da kocasının yetişmesinde ve büyük bir kişilik sahibi olmasında önemli roller oynamıştır.

Murphy'nin doğmuş ve büyümüş olduğu memleket gittikçe geliş­mekte olan ve yeryüzünün en büyük ülkelerinden biri haline gelmeye namzet bir ülke idi. Bolluk ve barış içinde olan bir memlekette, cerra­hinin altın devrini idrak ettiği ve Lister'in antisepsi metodlarının mey­velerini vermeye başladığı bir zamanda sanatı ile meşgul oldu. İnsan­ların birbirini kırıp, mahvettikleri bir ülkeden ziyade yabancı bir alem­de yaşadı.

Murphy, anjina pektoristen muzdaripti. Sık sık gelen krizlerden bi­rine dayanamadı ve 1916 yılında henüz 59 yaşında bulunduğu sırada hayata gözlerini kapadı.

Guido Banti 1852-1925 Banti Hastaligi

Banti Hastalığı

Guido Banti 1852 – 1925


SPLENİK ANEMİ ve diğer kan hastalıklarında Profesör Guido Banti'nin kaleme almış olduğu eserler 1880 ila 1883 yıllarında yayınlanmıştır. Guido Banti'nin İtalyan oluşu fazla ilgi toplamasına engel olmuştur. Fakat 11 yıl sonra yazılarının hem Fransız ve hem de Alman tıp dergilerinde çıkması kendisini dünya tıp alemine tanıtmış ve bu büyük klinisyene gerekli ilgi gösterilmiştir. Banti karaciğer sirozu, dalak hipertrofisi, ascit ile birlikte olan bir anemi tarif etmiştir. Bu ane­miye bugün "Banti Hastalığı" adı verilmektedir.

1852 yılında İtalya'nın nispeten küçük bir kasabası olan Monte-bicehiere'de dünyaya gelen Banti, tıp öğrenimini Floransa ve Pisa Üniversiteleri'nde tamamlamıştır. 35 yıl müddetle Floransa Patoloji Profesörlüğü'nü ifa etmiş ve aynı zamanda Santa Maria Nuova Hasta-nesi'nde çalışarak 150 yataklık bir kliniği yıllarca büyük bir başarıyla idare etmiştir. Patoloji, patolojik anatomi ve klinik tababet hakkında pek çok dersler vermesine rağmen nazarı dikkati çekecek kadar büyük eserler yazmamış, fakat yayınlarında daima çeşitli konulara temas et­miştir. Bakteriyoloji tekniğine ait bir kitabı, nefrit ve endokarditis lenta hakkında bir eseri ve akciğer patolojisi konusunda da bir yazısı en belli başlı eserlerdir. 1905 yılında üzerinde çalışmaya başladığı patolo­jik anatomi kitabını, o sırada ellerine arız olan bir kramptan dolayı bitirememiştir. Bununla beraber eserleri geniş bir klinik tecrübe ve patolojik maleryele dayandığı için çok değerlidir.

Kendini ilme vakfetmiş bir bilgin olan Profesör Banti, İtalya'da her zaman büyük bir sevgi ve ilgi toplamış, meslektaş ve öğrencilerinin takdirini kazanmıştır. Her hastaya, hasta insan olarak bakmaktansa, hastaları ilmi bir mesele addederek çalışmak ve gözlem altında tutmak alışkanlığında olarak Banti her şeyden evvel büyük bir klinisyen addedilmelidir. Splenik anemide "Banti Hastalığı" terimini ilk defa Profe­sör Bernardino Silva 1896 yılında kullanmıştır. Bu terim kısa zaman­da tıp aleminde tutunmuş ve meşhur olmuştur.

Banti, adı geçen hastalığın sadece basit bir tarifini vermekle kalma­mış aynı zamanda hastalığın en etkili
tedavisini yani Splenektomiyi de önermiştir.