Hiponazalite Nedir


Hiponazalite Nedir
Rezonans bozuklukları her zaman velofarengeal kapanmanın yetersizliğinden kaynaklanmaz. Kimi zaman da nazal kavitede titreşime girmesi beklenen nazal seslerde (/m,n/) çeşitli nedenlerle bu titreşim engellenebilir. Nazal kavitede veya farenkste oluşan bir engel, örneğin polip, septum deviyasyonu veya büyük adenoidler buna neden olabilmektedir. Nazal seslerin oral seslere dönüştüğü bu durumdan, koartikülasyonla birlikte, nazal seslerin çevresindeki ünlü sesler de etkilenir (Kuehn, 2003).
Cul-de-sac Rezonans
Diğer iki rezonans bozukluğuna göre tanısı daha zor ve tartışmalı olan cul-de-sac rezonans; oral, nazal veya farenksteki bir engel sonucunda ortaya çıkmaktadır. Ses, oral veya nazal kaviteden uygun bir şekilde dışarı çıkamaz. Farenkste bulunan yapılar tarafından emilen sesin şiddeti düşüktür ve boğuk ses olarak algılanır. Çok büyük tonsiller, nazal kavitedeki bir polip, büyük dil gibi kimi nedenler bu bozukluğa neden olabilir. Aile, çocuğun konuşmasını mırıldanma olarak tanımlayabilir.
Miks Rezonans
Miks rezonans; hipernazalite, hiponazalite veya cul-de-sac rezonansın kombinasyonu olarak düşünülebilir. Ancak miks rezonansta dikkat edilmesi gereken bu “kombinasyonun” aynı anda meydana gelmemesidir. Doğal konuşma sırasında velum, oral seslerin sesletimi sırasında bazen yukarı kalkar, bazen de bu hareketi yapamaz. Aynı durum nazal sesler için de geçerli olabilir. Nazal bir sesi üretmek için velofarengeal portun açılması gerekirken, velum aşağı indirilemez. Bu durumun en sık gözlendiği bozukluk motor konuşma bozukluklarından biri olan apraksidir.
Farklı adenoid yapıları miks tip bir bozukluğa yol açabilmektedir. Büyük ve düzensiz bir yapıya sahip olan adenoidler, oral seslerde velumun farenkse ilerlediği ve kapanmayı sağladığı bölgede, kimi noktalarda tam kapanmaya neden olurken, kimi noktalarda kapanmaya engel olarak nazal emisyonların görülmesine yol açabilir. Nazal seslerin üretimi için ise velum aşağı indirildiğinde akustik enerjinin nazal kaviteye geçişi, büyük adenoidler tarafından engellendiğinde de miks tip rezonans bozukluğu görülmektedir.
Diğer Velofarengeal Kapanma Sorunları
Nazal Kaçak
Velofarengeal kapanma sorunlarından biri de nazal kaçaktır (nazal emisyon). Hipernazalite ses kalitesini etkileyen ve velofarengeal açıklığın büyük olduğu bir sorunken, nazal kaçak, açıklığın göreceli olarak daha küçük olması sebebiyle sadece basınç gerektiren sürtünmeli (/f/, /v/, /s/, /z/, /J/, /ş/) ve patlamalı durak seslerinin (/p/, /b/, /t/, İdi, İki, l§J, İd, I3/) üretimini etkileyen bir sorundur (Brondsted ve ark., 1994; Seli ve ark., 1999).
Nazal Türbülans (Rustle)
Velofarengeal kapanma sorunlarından bir diğeri de velofarengeal açıklığın çok küçük olduğu, horlamaya benzer seslerin ortaya çıkmasına neden olan, sadece basınç gerektiren sesleri etkileyen ve nazal türbülans olarak adlandırılan durumdur. Özellikle sürtünmeli seslerin üretimi sırasında fark edilirler. Nazoendoskopik değerlendirme sırasında velofarengeal kapanma noktasının olduğu bölgede baloncuklar görülmesine neden olmaktadır.
Burun Kırıştırma
Hipernazalite ayrıca burun kırıştırma (grimace) adı verilen bir başka soruna da yol açmaktadır. Velofarengeal kapanmayı sağlamaya çalışan bireyin çok fazla çaba sarfetmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır.
Fonem Spesifik Nazal Kaçak
Son olarak hipernazalite olarak değerlendirilmese de velofarengeal kapanma sorunu olduğu için fonem spesifik nazal kaçaklar da bu başlık altında ele alınacaktır. Çoğunlukla /s/ ve /z/ seslerinde, kimi zaman da diğer sürtünmeli sesleri de içine alarak ortaya çıkan fonem spesifik nazal emisyonlar sadece terapi ile düzelebilen, ameliyatın kesinlikle sürece dahil olmadığı ve terapilerden çok çabuk sonuç alınabilen bir bozukluktur.
Tüm bu sınıflamalar, aslında, değerlendirme sürecini kolaylaştırmaya yönelik olsa da kimi zaman karışıklıklara yol açabilmektedir. Kummer (2008) velofarengeal kapanma sorunlarından kaynaklanan rezonans bozukluklarının tanısına ve anlaşılmasına açıklık getirmek için, velofarengeal boşluğun önemine dikkati çekmiş ve boşluğun büyüklüğünün farklı tanılara nasıl götürdüğünü anlatmaya çalışmıştır.

Rezonans ve Hipernazalite Nedir


Rezonans Nedir Rezonans Bozuklukları

Rezonans bozuklukları ve özellikle hipernazalite kimi araştırmacılar tarafından ses bozuklukları içinde sınıflandırılmaktadır. Kummer (2008) ise rezonans bozuklukları larengeal orjinli olmadığı için bu sınıflamanın yanlış olduğunu savunmaktadır. Ses enerjisinin larenksten çıktıktan sonra dengesini bozan her şey rezonans bozukluğu olarak değerlendirilmelidir. Bu dengeyi bozan şey bir fistül, büyük adenoidler, nazal polip veya velofarengeal kapanma sorunları olabilir.

Hipernazalite Nedir 

Hipernazalite velofarengeal mekanizmanın görevini tam olarak yapamadığı ve kapanmanın gerçekleşemediği durumlarda ortaya çıkmaktadır. Velofarengeal kapanmayla     oral     kaviteye     yönlendirilmesi     gereken     ses,     kapanma gerçekleşemediği zaman nazal kaviteye de geçiş yapar. 

Alan yazında velofarengeal kapanma sorunları ile ilgili kullanılan pek çok terim vardır (İngilizce kullanımlarına örnek olarak Palatopharyngeal insufficiency, velopharyngeal dysfunction, velopharyngeal inadequacy ve velopharyngeal insufficiency örnek olarak verilebilir) (Pannbacker, 2004). Kullanılan terimlerle ilgili herhangi bir yanlış anlama olmasını önlemek amacıyla Trost Cardomone bu terimlere bir açıklık getirmiş ve Şekil 2de görüldüğü gibi nedenlerine göre sınıflamıştır (Trost-Cardomone,1986). 

1.   Velofarengeal yetmezlik (insufficiency): Velum kısa olduğu için kapanma gerçekleşmemektedir. Yapısal bir sorun olması sebebiyle çözümü cerrahidir. Konuşma terapisi önerilmemektedir.

2.   Velofarengeal yetersizlik (incompetence): Kas onarımının uygun bir şekilde yapılmaması veya nörolojik sorunlardan kaynaklı (cerebral palsy gibi) olarak velum hareketi güçsüzdür ya da yoktur.

3.   Velofarengeal yanlış öğrenme (mislearning): Yapısal yada kaslara ilişkin bir sorun olmamasına karşın kişi velofarengeal kapanmayı bazen tüm seslerde bazen de fonem spesifik olarak gerçekleştiremez. Bu durumda çözüm tamamen konuşma terapisidir. Ancak uzman olmayan bir kişi tarafından yapısal bir sorun gibi algılanabileceği için değerlendirmesi oldukça dikkatli bir şekilde yapılmalıdır.
Hipernazalitenin nedeni ister yapısal ister nörolojik olsun, ağız içinde yeterli hava basıncının oluşturulamaması konuşma özellikleri açısından benzer sonuçlar doğurmaktadır.
Hipernazalite oral seslerin çoğunlukla nazal seslere dönüşmesine neden olmaktadır. Genel olarak tüm konuşma seslerini etkileyen hipernazalite, ünlü sesler üzerinde de kendini gösterir. Ünsüzler, üretimleri için gerekli olan basıncın oluşmaması nedeniyle güçsüzdür ve sözce uzunluğu, nefesin yetmemesi nedeniyle kısadır. Velofarengeal açıklığın oldukça büyük olduğu durumlarda gözlenen hipernazalite, kimi zaman işitilebilir nazal kaçakla birlikte görülebilir (Kummer ve Lee, 1996). Hipernazalite, ağız içinde basıncın oluşturulamaması nedeniyle basıncın ses tellerinin altında, farenkste ya da velumun arkasında oluşturulmasına neden olabilmektedir. Genel olarak artlaştırma adı verilen bu süreçte velar, uvular, farengeal veya larengeal sürtünmeli sesler ile gırtlak-durak sesi (glottal stop) adı verilen telafi edici artikülasyon hataları gelişebilmektedir Golding- Kushner, 2001). Cerrahi müdahale ile velofarengeal kapanmanın gerçekleşmesi durumunda dahi ısrarcı telafi edici artikülasyonlar ortadan kalkmayacak ve kimi zaman çok uzun süren terapilere ihtiyaç duyulacaktır. Kısacası velofarengeal yetmezlik için cerrahi, telafi edici artikülasyon için konuşma terapisi damak yarığı olan vakaların yönetimi sırasında uygulanacak protokollerdir.

Burun Ameliyati Sonrasi Odem


Burun Ameliyatı Sonrasında Ödem

Burun ameliyatları sonrasında görülen ödemin muhtemel nedeni yukarda bahsedilen bu 3 mekanizmadır. Ek olarak interstisyel hemoraji ve erken fibrozis sekonder şişliğe neden olur.

Burnun lenfatiklerinin burun ucu derisinin dermal kısmında olduğu bilinmektedir. Bu tabakadaki dermal lenfatik damarlar kapaksızdırlar ve dermisin altındaki subkutanöz dokuda yerleşmiş olan derin pleksustaki lenfatik damarlara drene olurlar. Bu subkutanöz pleksus, toplayıcı damarlara drene olur ve buradan da lenf, kapiller ağ ile bölgesel lenf nodlarına taşınır. Burun ucunun majör lenfatik drenajı lateral krus’un sefalik tarafındaki lateral nazal duvarında muskuloaponevrotik tabakanın içinde veya üzerinde seyreder.

Burun ameliyatlarının sonrası hastaların takiplerinde cerrahi esnasında muskuloaponevrotik tabakanın üstünde seyreden venöz ve lenfatik damarların hasarlanması burun ucu ödeminin artması ile sonuçlanır. Bu ödem burun ucunun şeklini bozar ve burun şeklinin bozulmaması için subdermal steroidlerin yapılmasını gerekli kılar. Açık rinoplastinin burun ucu ödemini arttıracağı ve en uygun sonuçların elde edilebilmesi için ameliyat sonrası steroid enjeksiyonlarının gerekebileceğinden endişe duyulmaktadır. Toriumi ve arkadaşlarının yaptıkları çalışmanın sonucunda; ( a) burundaki disseksiyonlar derin areolar doku planında kemik ve kıkırdak dokunun hemen üzerinden muskuloaponevrotik doku sağlam kalacak şekilde sınırlı yapılır ve (b) burun deri flebi kaldırılırken lateral krus’un sefalik yanındaki ven veya venler hasarlanmazsa, burun ucu ödeminin en az düzeyde olacağını bildirilmişlerdir. Toriumi ve ark (4). beş yıl boyunca yaptıkları burun ameliyatlarından sonra nadiren steroid enjeksiyonu yaptıklarını ve bu hastaların da ince derili veya sekonder rinoplasti hastaları olduklarını bildirmişlerdir.