Obstruktif Uyku Apne Sendromu ve Kalp Yetmezligi

Obstrüktif Uyku Apne Sendromu ve Kalp Yetmezliği

Obstrüktif uyku apnesi kalp yetmezliği hastalarında sık rastlanan bir bulgudur. Javaheri ve ark. 81 erkek kalp yetmezliği hastasına polisomnografi yapmışlar ve hastaların %11’inde OUAS olduğunu göstermişlerdir. Aynı çalışmada kalp yetmezliği hastalarının %40’ında santral uyku apnesi varlığı gösterilmiştir. Santral uyku apnesinde obstrüktif uyku apnesinden farklı olarak apne sırasında soluma çabası yoktur ve apneyi hiperventilasyon izler. Kalp yetmezliği hastalarında gözlenen peryodik solunumun mekanizmaları arasında artan kemorefleks sensitivitesi, hipokapni ve özellikle uyku esnasında izlenen kararsız solunum kontrolu yer almaktadır. Kalp yetmezliği hastalarında hem santral hem de obstrüktif uyku apnesi bulunabilir. Bir çalışmada kalp yetmezliği hastalarında uyku başlangıcında obstrüktif tip apne episodlarının gözlendiği, ilerleyen süre içinde arteriyel karbondioksit seviyelerinin apneik eşik değer altına inmesi ile obstrüktif epizodların santral apne epizodlarına ilerlediği bildirilmiştir.
Kalp yetmezliği hastalarında uyku ile ilişkili solunum problemlerinin tanınması hastaların prognozları hakkında fikir vermesinin yanında potansiyel ek tedavi seçeneklerinin de ortaya konmasında yardımcıdır. Kalp yetmezliğinde AHİ’nin 30’un üzerinde saptanmasının NYHA fonksiyonel sınıflama sistemi ve sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonundan daha güçlü şekilde mortaliteyi öngördürdüğü bildirilmiştir. Kalp yetmezliği hastalarında OUAS’ın CPAP ile tedavisinin yaşam kalitesini artırdığı gösterilmiş olmakla birlikte tedavinin mortalite üzerine etkisi hakkında henüz yeterli veri bulunmamaktadır.
Obstrüktif uyku apne hastalarınde artan AHİ değerleri ile birlikte, hem sistolik hem de diyastolik disfonksiyon geliştiğini öne süren ekokardiyografik çalışmalar bulunmaktadır. Bu gözlemlerin altında yatan potansiyel mekanizmalar arasında hipoksinin etkisi ve obstrüktif apneye eşlik eden tekrarlayan intratorasik basınç değişiklikleri sayılabilir. Negatif intratorasik basınç sol ventrikül ardyükünü artırır ve sol ventrikül relaksasyonunu bozar. Kardiyak kontraktilitede azalma ve diyastol ve sistol-sonu hacimlerde artma gözlenir. Hipoksinin kendisi de enerji bağımlı işlemler olan miyosit kontraksiyonu ve relaksasyonunu baskılayabilir. Hipoksi ve uyanma tarafından uyarılan sempatik aktivite de taşikardi ve periferik vazokonstriksiyona neden olarak ventriküler ardyük artışına neden olabilir.

Obstruktif Uyku Apne Sendromu ve Hipertansiyon

Obstrüktif Uyku Apne Sendromu ve Hipertansiyon

Obstrüktif uyku apne sendromu ve hipertansiyon arasındaki ilişki, bir seri toplum bazlı çalışmalar ile hipertansiyon ve uyku bozuklukları kliniklerine başvuran hastalar üzerinde yapılan gözlemsel çalışmalarda ortaya konmuştur. Obstrüktif uyku apne sendromu’nun gece uykusu sırasında kan basıncını akut şekilde yükseltme yeteneği çoğunlukla 24 saatlik dönemde “non-dipper” bir kan basıncı seyriyle sonuçlanır. Nondipper Hipertansif hastalarda OUAS prevalansı çok yüksek bulunmuştur.
Bu güne kadar OUAS’ın doğal seyri ve eşlik eden hipertansiyon insidansı konusunda yapılmış en geniş araştırma, 709 olgunun 4 yıl, 184 olgunun 8 yıl takip edildiği Wisconsin Uyku Grubu Çalışmasıdır (39). Bu çalışmada, izlemde hipertansiyon gelişmesi için saptanan odds oranları, başlangıç AHİ değeri <5 15="" 5="" aras="" ile="" ve="">15 olanlar için sırasıyla; 1.42, 2.03 ve 2.89 olarak bildirilmiştir.
Obstrüktif Uyku Apne Sendromu ve hipertansiyon arasındaki ilişki konusunda yeni kanıtlar, Duran ve ark. (40)’nın gerçekleştirdikleri bir çalışmadan gelmiştir. Yaş, cinsiyet, beden kitle indeksi ve sigara/alkol kullanım alışkanlıklarındaki farklılıklar gözetildikten sonra hipertansiyon ile olan ilişkisi gösterilmiştir. Obstrüktif Uyku Apne Sendromu şüphesiyle uyku kliniğine başvurmuş, Yaşları 20-85 arasında olan, toplam 2677 yetişkinin polisomnografi ile incelendiği bir çalışmada yaş ve cinsiyetin etkisi dışlanarak yapılan çok değişkenli regresyon analizlerinde AHİ, diyastolik ve sistolik kan basıncıyla anlamlı şekilde ilişkili bulunmuştur
Logan ve arkadaşları’nın ilaca dirençli hipertansiyonu olan yetişkin hastalarda yaptıkları OUAS prevalansı çalışmasıdır. Çalışmada 41 olgu polisomnografi ve 24 saatlik ambulatuvar kan basıncı monitorizasyonu ile incelenmiş olup OUAS prevalansı erkeklerde %96, kadınlarda %65 oranında bildirilmiştir. Bu hastalardaki olağanüstü yüksek OUAS prevelansı sendromun ilaca dirençli hipertansiyon patogenezindeki potansiyel rolünü desteklemektedir.

Koah ve Anemi

KOAH ve Anemi

KOAH’ta görülen aneminin, beslenme bozukluğu, gizli kan kaybı, oksijen tedavisi, bazı ilaçların (teofilin, anjiotensin converting enzim inhibitörleri) yan etkileri gibi faktörlere bağlı gelişebileceği düşünülse de (145); KOAH, bilinen sistemik etkileri de göz önüne alındığında, KHA ile birlikte olmaya aday, kronik inflamatuvar bir hastalıktır. Günümüzde KOAH’ta akciğerlerde artmış inflamasyon ile birlikte sistemik inflamatuvar cevap da ortaya konmuş kavramlardır.
KOAH hastalarında IL-8, IL-ip, TNF-a ve IL-6 gibi inflamatuvar sitokinlerin, monosit kemotaktik protein (MCP) gibi kemokin düzeylerinin; CRP, fibrinojen, SA-A gibi akut faz proteinlerinin periferal kanda arttığı bilinmektedir. KOAH’ın bu sistemik inflamatuvar profili, KHA için öncül olarak değerlendirilen birçok mediyatörü içermektedir.
Daha önceki çalışmalarda KOAH’ta hipoksemiye polisitemik cevap verildiği fakat bunun beklenen orandan az olduğu bildirilmiştir (145). John ve ark. (15), yaptığı bir çalışmada 101 ağır KOAH’lı hastanın 13’ünün anemik olduğunu ve anemik hastalarda serum CRP ve IL-6 seviyelerinin kontrol grubuna göre yüksek olduğunu saptamışlardır fakat anemik olan ve olmayan grup arasında IL-6,IL-8 ve IL-10 düzeyleri arasında anlamlı farklılık saptanamamıştır . KOAH’da anemi ve inflamasyon ilişkisinde farklı etyopatogenetik mekanizmalar rol oynuyor olabilir ve bu konuda farklı sitokin ve mediyatörlerin etkisini gösteren çalışmalara gereksinim duyulmaktadır. Anemi KOAH’ta beklenenden daha sık görülür ve hastalığın ağırlığına katkıda bulunur (146). Kalp yetmezliğinde olduğu gibi, KOAH’ta anemi, sağ kalımda düşüş ve morbiditede artışa bağlı olarak negatif prognoz etkisi gösterebilir ve anemi dispneyi ve egzersiz kısıtlılığını kötüleştirebilir. Uzun süreli oksijen tedavisi alan 2554 KOAH hastası ile yapılan bir çalışmada erkeklerin %12.6’sının kadınların ise %8.2’inin anemik olduğu saptanmıştır (12). Yediyüz KOAH hastası ile yapılan bir başka kohort çalışmasında hemoglobin düzeyleri ve mortalite arasında doğru orantı saptanmıştır.
Anemik hastalarda anemik olmayan hastalara göre 6-dakika yürüme testi daha düşük ve mortalite daha yüksek saptanmıştır.
Tüm kronik hastalıklarda olduğu gibi KOAH’da gelişen anemiye de halsizlik, çabuk yorulma, kaşeksi, beslenme bozukluğu, kognitif fonksiyonlarda ve yaşam kalitesinde bozulma eşlik eder.
KOAH ve anemi ilişkisi ile ilgili son zamanlarda yapılan çalışmalar artsa da; KOAH’da gelişen KHA prevalansı, patogenezi ve sistemik etkileri ile ilgili prospektif çalışmalar yeterli değildir.