Mide Kanseri Cerrahi Tedavisi

Mide Kanseri Cerrahi Tedavisi

Mide kanserinin tek tedavisi küratif cerrahi rezeksiyondur. Diğer tedaviler ise cerrahi rezeksiyon sonrası adjuvan tedaviler ve palyatif tedavilerden oluşan kemoterapi, radyoterapi ve immunoterapidir. Günümüzde evreleme çalışmalarının ve tanı araçlarının gelişmesi ile evrelemenin doğruluğu % 80-% 85’lere ulaşmaktadır. Cerrahi tedavi yapılırken amaç R0 rezeksiyonun sağlanmasıdır. Küratif rezeksiyon peritoneal ve uzak organ metastazı olmayan hastalarda, patolojik metastaz yapmış lenf bezlerinin tamamının, mide piyesi ile birlikte ve temiz cerrahi sınırlarla çıkartılmasıdır. Radikal gastrektomi total ya da eğer temiz cerrahi sınırlar elde edilebiliyorsa distal subtotal gastrektomi şeklinde yapılabilir. Eğer tümörün üst sınırı, büyük kurvatur tarafında sağ ve sol gastroepiploik arter bileşkesi ile küçük kurvatur tarafında kardianın 5cm altından geçen hattın üstünde ise total gastrektomi yapılmalıdır.
Mide Kanseri Cerrahisinde Komplikasyonlar
Mide kanseri nedeniyle yapılan rezeksiyonlardan sonra hastaların yaklaşık % 20’sinde değişik komplikasyonlar gelişmektedir. Dikkatli bir ameliyat öncesi hazırlık, ameliyatın teknik prensiplerine özen gösterilmesi ve iyi bir ameliyat sonrası bakım ile mide cerrahisinden sonra görülen komplikasyonların azaltılması mümkündür. Mide kanseri cerrahisi sonrası görülen komplikasyonlar cerrahi komplikasyonlar ve genel komplikasyonlar olarak sınıflandırılabilir.
Ameliyat sonrası dönemde görülen cerrahi komplikasyonlardan en önemlileri kanama, duodenal güdük kaçağı ve anastomoz kaçağıdır. Duodenal güdük kaçağı ameliyat sonrası dönemde mortalite ve morbiditeyi arttıran önemli bir komplikasyondur.

Mide Kanseri Vucuda Nasil Yayilir

Mide Kanseri Vücuda Nasıl Yayılır

Mide kanseri yayılım yolları 1932 yılında Cornett ve Howell tarafından yayınlandığından beri şu şekilde tanımlanmaktadır:
1.Direk Yayılım: Mukozadan başlayan kanser önce submukozayı istila eder, ardından muskuler ve subserozal tutulum gerçekleşir. Özofagus ve duodenuma yayılım bu şekilde oluşmaktadır. Duodenuma yayılım muskuler tabaka ve subserozal lenfatikler yoluyla olur. Özofagusa yayılım ise tüm tabakalar boyunca olabilmekle beraber genellikle submukozal lenfatikler yoluyla olur.

2.Peritoneal Yayılım: Tüm mide duvarı boyunca yayılıp serozaya ulaşan tümörler peritoneal yayılım gösterebilirler. Diffüz tip kanserlerde peritoneal yayılım, intestinal tip’e oranla daha sıktır.
3.Hematojen Yayılım: Uzak organ metastazları bu yolla gelişmektedir. Hematojen yayılım en sık karaciğere olmaktadır. İntestinal tip karsinomlar diffüz tipe oranla daha sık hematojen yolla yayılma eğilimindedirler.

4.Lenfatik Yayılım: Mide kanserlerinde lenfatik yayılım erken dönemde başlar. Mide rezeke edildiğinde lenf nodu metastaz oranı % 50 civarındadır. Kennedy tüm evreleri içeren 1241 hastayı incelediği çalışmasında lenf nodu pozitifliğini % 76,5 olarak bildirmiştir. Özellikle submukozal invazyonun olduğu, 4cm’den büyük ve az diferansiye tümörlerde lenfatik yayılım riski artmaktadır. Obana ve arkadaşları lenf bezi metastazlarını morfolojik açıdan iki alt gruba ayırmışlardır. Lenf bezlerinde emboli tarzında tümör varlığı mevcut ve lenf yollarında henüz kanser hücresi yoksa embolik tip, lenfatik kapillerlerde tümör hücresi var ve lenf bezi çevresindeki yağ dokunun intertisyel alanlarında tümöral yayılım mevcutsa infiltratif tip olarak tanımlamışlardır. Embolik tip metastaz intestinal tip mide kanserlerinde, infiltratif tip metastaz ise diffüz tip mide kanserlerinde daha sık olmaktadır.

Mide Kanserlerinin Mikroskopik Ozellikleri

Mide Kanserlerinin Mikroskopik Özellikleri

Mide mukozasının hücresel çeşitliliği ve tümörlerin önemli bir kısmının intestinal metaplazi zemininde gelişmesi, bu tümörlerin oldukça geniş morfolojik dağılım göstermesine neden olmuştur. WHO mide adenokarsinomlarını dört ana histolojik tipe ayırmaktadır. Ayrıca mide kanserinin boyutu ve invazyon derinliği arttıkça histolojik çeşitliliği de artmaktadır. WHO sınıflamasına göre mide kanserinin patolojik tanısı baskın histolojik özelliğe göre yapılmaktadır. Ancak baskın histolojik özellik, mide kanserinin karışık histolojik şekillerinin gerçek doğasını göstermeyebilir. Mide kanseri histolojik sınıflamasında dikkate alınması gereken diğer bir kavramda displazidir. WHO, 2000 yılında tüm GİS için displazi kavramı yerine ‘intraepitelyal neoplazi’ kavramının kullanılmasının daha uygun olacağını açıklamış ve intraepitelyal neoplazi stromal invazyonun olmadığı lezyon olarak tanımlanmıştır.
WHO sınıflamasına göre tümör ne zaman lamina propria ve submukozayı infiltre ederse invaziv adenokarsinom tanısını almaktadır. Literatür, yüksek dereceli intraepitelyal neoplaziden invaziv mide adenokarsinomu tanısına ilerleme gösteren olguların takiplerini içeren çalışmalar açısından incelendiğinde, çalışmaların çoğunda invaziv karsinomun birkaç ay içinde geliştiği görülmüştür. Bilinen şudur ki, moleküler ve genetik açıdan bakıldığında yüksek dereceli intraepitelyal neoplazi invaziv karsinomdan çok da farklı değildir.